Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Tarih ve İnkılap Tarihi
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]

Ahilik Teşkilatı

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Tarih ve İnkılap Tarihi Forumunda Bulunan Ahilik Teşkilatı Konusunu Görüntülemektesiniz => AHİLİK Cumhuriyetimizin kuruluşunun yetmiş sekiz, Osmanlı devletinin kuruluşunun yedi yüz ve Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerinin bininci yıl dönümünü kutladığımız bu ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 08-01-11, 15:07   #1
Saw

Varsayılan Ahilik Teşkilatı


AHİLİK

Cumhuriyetimizin kuruluşunun yetmiş sekiz, Osmanlı devletinin kuruluşunun yedi yüz ve Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerinin bininci yıl dönümünü kutladığımız bu yıllar bize Türk tarihinin en önemli kurumu olan Ahiliği hatırlatmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti 75 yıl önce Osmanlı'dan devir aldığı yönetimi, Osmanlı da 700 yıl önce Anadolu Selçuklu devletinden almıştı. Anadolu Selçuklu devleti de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun bir parçası olarak bu topraklarda yaklaşık bin yıl önce kurulmuştu. Görüldüğü üzere 1000 yıldır Türkler Anadolu toprakları üzerinde yaşamaktadır.

Türklerin tarihi aslında bin yıl ile sınırlı değildir. Bilinen en eski insanlık tarihine kadar uzanır. Oğuz Hanlığı, Uygur devleti, Göktürk devleti, Hun devleti M.Ö. 4000 yıldan beri, devletini ve kültürünü yaşatmaktadır. Dünyamızda bu süre içerisinde birçok devletler kurulmuş, kültürler yaşamış, bunlardan birçoğu yıkılmış ve kaybolmuşlardır. Türklerin altı binyıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli bir sebebi kültür değerlerini korumalarından ileri gelir. Bu kültür değerlerinin özü Ahilik Kültürü biçimine dönüştüğü XI. yüzyıldan sonra yeni bir anlayışla devam eder.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bu konu üzerinde hassasiyetle durmuş ve Ahilik Vakfının tertip ettiği bir Şed Kuşanma töreninde Ahilikle ilgili veciz bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında, "...Bin seneye yakın bir zamandır Anadolu kıtasının sahipleriyiz. Bir büyük medeniyetimizin olduğunu bu medeniyetin birbirinden güzel, birbirini tesiri altında bırakmış hazinelerinin bulunduğunu biliyoruz. Öyle olmasa zaten bu kadar uzun süre bu kıtaya hâkim olunamazdı..." demiştir.

Tarih boyunca Türkler daima iyiyi güzeli aramışlar ve bulduklarında da tereddüt etmeden almışlardır. Türklerin İslamiyet�e geçmeden önceki kültür değerleri bile bugün birçok ülkede görülememektedir. Tarihi araştırmalarda o dönemde insan haklarına saygı, kadının toplumdaki saygın yeri, misafirperverlik, bir tehlikeye karşı birlik oluşturmak, dayanışma, yardımlaşma gibi birçok insani değerlerin bugünkü tabiri ile evrensel değerlerin mevcut olduğunu görüyoruz.

Türkler bu değerler ile mücehhez olarak çağın en yüksek medeniyetini kurmuşlardır. Dünyada pek çok dinler, inançlar ile karşılaşan Türkler bazılarını denemişler fakat kendilerine en uygun gelen İslam dinini kabul etmişlerdir. Bu dini seçerken hiçbir zorlama, hiçbir baskı yapılmamış kendi istekleri ile bu yüce dine geçmişlerdir.

Ahilik tüm bu değerleri kaynaştıran ve hayata geçirilmesini sağlayan bir yeniliktir. Türklerin "Rönesans�ıdır.

Ahilik anlayışı, toplumda yaşayan fertleri birbirine yaklaştırmak ve aralarında dayanışma kurulmasını sağlamaktır.

Bir toplumda birlik ve dayanışmayı sağlayan en önemli unsur müşterek değerlerin korunması ile mümkündür. Türklerin Anadolu'da bin yıldan beri varlığını sürdürmelerindeki sır Ahilik anlayışı içerisinde bu değerlere saygı göstermeleridir.

Bu anlayışa göre din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır. Bir toplumda sosyal tabakalaşma olabilir. Kimi zengin, kimi fakir olabilir; fakat ikisi arasındaki fark fazla olmamalıdır. Ahilik zenginliğe karşı değildir. Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır.

Ahilikte iş ve meslek ahlakı, kabul edilmesi mecburi kurallar haline gelmiştir. Kendinden önce başkalarını düşünmek ve kollamak, hak ettiğinden fazlasını istememek, kanaat ve tevazu ölçüleri içerisinde "hırs" ve "tama"dan uzaklaşmak, kendi yeteneğine uygun bir işle meşgul olmak, sanatını mutlaka bir 3 üstaddan öğrenmek ve birliğin, beraberliğin korunması için dayanışma içerisinde bulunmak ahiliğin mutlaka uyulması şart olan ahlak kaideleridir. Bu kaideler, Ahileri tekke ve türbelerde çöreklenerek, el açıp halkın kutsal duygularını sömürerek onların sırtından bedava geçinen asalak zümrelerden ayıran farklardır. Ahiler yeniliğe açık insanlar olup, halka sanat, meslek ve genel bilgiler öğretmek için var güçleriyle çalışırlar.

Bu bakımdan Ahiliğin eğitimcilere ışık tutacak önemli özellikleri vardır.
Ahilik sisteminde, işyerinde çalışanlar ile çalıştıranlar arasında pek fark olmadığı gibi aralarında baba-oğul ilişkileri vardır. İşyeri aynı zamanda sanatın ve ahlakın öğretildiği bir okuldur. Burada üretilen mal, belli bir ihtiyacı karşılayacak şekilde kusursuz ve tam olarak üretilir. Emeğin karşılığı çalışanının alın teri kurumadan ödenir. İşyerlerinde çalışan ve çalıştıranlar dayanışma içerisindedir. Bu uygulama emek ve sermaye'nin barışık olduğu bir model oluşturur.

Günümüzde toplam kalite, müşteri beklentileri, tüketici korunması, standart üretim gibi kavramların önemi yeni yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Bugün kaliteli üretim için başvurulan ve Toplam Kalite Yönetimi dediğimiz tedbirlerle tüketicinin daha ucuz, daha kaliteli mal alma imkânı doğmuştur. Ahilik sisteminde bir malın üretimden tüketicinin eline geçene kadar üretimin her safhası bütün çalışanların sorumluluğu altındadır. Çıraklar, kalfalar ve ustalar hep birlikte malın kalitesinden sorumludur. Ayrıca oto kontrol sistemi ile malın kalitesi sürekli denetlenir. Bugün de toplam kalite yönetimi kapsamında kalitede mükemmellik, verimlilik, hatasız üretim, kalite güvenliği, ülke ve uluslararası standartlara uyum, ISO 9001, tüketiciye cevap verme hattı, tüketici tatmini gibi konular henüz yeni yeni işyerlerinde gündeme gelmeye başlamıştır. Üretime katılan her kademedeki personelin eğitimi, işletme içi tüm personelden faydalanma, tam kapasite çalışma gibi tedbirler yanında işyerinde her türlü üretim ve hizmetlerden işyeri çalışanları sorumlu 4 tutulmaktadır.

Ahilik düşüncesinin kurduğu Ahi Birlikleri'ni batıdaki ve doğudaki benzer teşkilatlardan ayıran özellik, din adamlarının da devlet adamlarının da Ahiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun sonucu olarak Ahilik sivil toplum kuruluşlarının en eski bir modelidir. Ahiler, daima toplum yararına hizmet yapmışlardır.

Bugün görülen bazı sivil toplum kuruluşları gibi halkı bölmemişler, halka ve topluma zararlı faaliyetlerde bulunarak, yalnız kendi üyelerinin menfaatini korumamışlardır. Bugün sivil toplum kavramı, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmekte ve resmi otoritenin karşıtı bir örgütlenme olarak algılanmaktadır. Devlete karşı gelmek, devletin kurumlarını tahrip edenlerden yana gözükmek, sırf demokrat gözükmek için bu kurumlara destek vermek Ahiliğe ters düşer.

Devlet olmaz ise sivil toplum kuruluşunun da olamayacağını bilmemek en büyük cehalettir. Sivil toplum kuruluşlarının görevi halkın ihtiyacı ve mutluluğu için devletle beraber devlete yol gösterici olmaktır.
Ahilerin kendi üyeleri ile devlet ve toplumdaki fertler arasındaki ilişkilerde daima "demokratik ve laik" anlayış hâkim olmuştur. Ahiler seçmede, seçilmede ve idarede tamamen demokratik bir sistem içinde yaşarlardı. Keyfilik, şahsi ihtiras ve emellere kesinlikle yer verilmezdi. Teşkilatın hak ve adalet ölçülerine riayet ederek toplumda saygın bir yer kazandıkları ve topluma hizmette kusur etmedikleri, devletle halk arasındaki koordinasyonu sağladıkları için, Ahi başkanı devlet başkanının ayağına gitmemiş, devlet başkanı Ahinin ayağına gelmiştir.

Fransa'da, otoriter yapıyı yumuşatmak ve yönetimle vatandaş arasındaki ilişkileri iyileştirmek üzere on beş yıl önce kurulan "Ombudsmanlık" kurumu Avrupa Birliği anlaşmasında ele alınmıştır. Topluluk üyesi ülke vatandaşlarının yeni sisteme entegrasyonunda otorite ile halk arasında doğacak anlaşmazlıklarda arabulucu rolü oynamak, ortaklık kurumları arasında güven ilişkilerini güçlendirmek, ayrıca vatandaşın şikâyetlerini 5 kabul ederek ortaklık kurumlarının demokratik işlemesini sağlamak amacı ile "Avrupa Ombudsmanı" kurulmuştur.

Bu kurum aslında 1809 yılında yöneticiler ve yargıçlar hakkında yasal soruşturma yapmak üzere İsveç'te kurulan Ombudsmanlık kurumunun bir devamıdır. Dünyamızda yaklaşık yüz yıl önce kurulan ve Avrupa Birliği'ne örnek bir kurum olarak yaşatılan, bizim de belki her şeyde olduğu gibi kötü bir taktikçilikle Avrupa'da var diye hemen bu senenin başında ithal ettiğimiz bu kurumun daha orijinalinin yeni yüz yıl önceki Ahilik sisteminde mevcut olduğunu bilmiyoruz.

Almanya'nın kalkınmasında, Sanayi üretim birliklerinin önemli rolü olduğu, bu birliklerin eğitim ve teknik eğitime büyük önem vermelerinden, araştırmalarla elde edilen buluşların üretime uygulanmasından, bankaların bütün kaynakların sanayi emrine verilmesi ve devletin, yönetici yüksek memurlarının bu birlikleri desteklemesi sayesinde Ortaçağ geriliğinden kurtularak kısa zamanda büyük ve zengin bir ülke haline geldiği bilinmektedir. Benzer uygulama Osmanlı'daki Ahi Üretim Birlikleri'ndeki eğitim sistemine, orta sandıklarını sanayi emrinde kredi kuruluşu olarak hizmet verilmesine benzemektedir. Nitekim Almanya'ya Sanayi Birliklerini tetkik için giden bir heyetimizin Alman kalkınmasının sırrının ne olduğuna dair sorusuna bir yetkilinin cevabı "Siz buraya boşuna gelmişsiniz. Eğer dört yüz yıl önceki Osmanlı'daki Ahi Üretim Birliklerini incelemiş olsaydınız, bizim nasıl kalkındığımızı öğrenirdiniz." olmuştur.

Gazeteci Yazar Hasan Pulur'un 21.08.1992 tarihinde Olaylar ve İnsanlar köşesinde "Almanların mesleki eğitim sistemlerine yüzyıl önce, Osmanlı'daki Ahilik sistemini örnek aldıklarını" yazmıştır.
Japon sanayileşmesi, vazife şuur'u ve iş ahlakının samurayların geleneksel değerleri ve Konfüçyüs�ün felsefesine dayandırılması sonucu elde edilen başarılarla gerçekleşmiştir.

Japon Sanayi Birlikleri, Alman Sanayi Grupları Birlikleri'nin sistemini alarak kendi gelenekleri ile birleştirmek suretiyle kalkınmışlardır. Aynen Alman Sanayi Birlikleri'nde 6 olduğu gibi gençleri sıkı bir iş disiplini ve güçlü bir ahlak eğitim vererek yetiştirmişlerdir.

Japonya'da işçi işveren arasındaki münasebetler aynı ailenin iki ferdi arasındaki münasebete benzer. Birbirine saygılı ve dayanışma içerisindedirler. İşyerinde tam dürüstlük, ahlaklılık ve özveri ile çalışmak her Japon gencinin ideali olmuştur. Ülkesi için çalışmayı her şeyin üstünde gören bu zihniyet Japon kalkınmasının en önemli dinamiği olmuştur. Bu bilgiler ışığında Japonların kalkınmasında, Ahiliğin temel kaidelerini oluşturan benzer değerler etkili olmuştur diyebiliriz.

Ülkemizde yeni yeni kurumsallaşan Rekabet Kurulu, Patent Enstitüsü, Kosgeb, Reklâm Kurulu yanında Ticaret ve Sanayi Odaları, İşçi ve İşveren Sendikaları, Kooperatifler, Esnaf Odaları, Belediye, Bağ-Kur gibi sosyal hizmet veren kurumlar Ahilik sisteminden günümüze yansıyan kuruluşlardır.

2000'li yılları yaşadığımız şu günlerde, Ahiliğin ahlak ve çalışmaya ait prensipleri kısaca Ahilik felsefesi, dünyamızda ilerleyen toplumların modeli olacaktır. Bu görüş bir kehanet değildir. Bugün nasıl ki kalkınmış birçok ülkede Ahilik prensiplerinin izlerini görüyorsak, yarın da ilerlemiş toplumların yükselmesinde Ahilik ilkelerinin, önemli rol oynadığı görülecektir.


Ahilik Kültürü

Bir toplumun en değerli varlıklarından birisi de yaşatılan kültür değerleridir. Zengin bir kültüre sahip olan Türk Milleti, bu değerlerini koruyarak, bozulmadan gelecek nesillere aktarabilmiş ender milletlerden birisi olmuştur. Türk sosyal ve ekonomik hayatının gelişmesinde önemli yeri olan Ahilik Teşkilatı da halkımız tarafından günümüze kadar yaşatılmış bir geleneğimizdir. Bu geleneği çağımızın şartlarına uygun hale getirerek yaşatmak bizlere düşen en önemli görevlerden biridir.

Çalışma hayatımızın düzenleyicisi olan Ahi Evran-ı Veli, Ahilik Teşkilatını akıl, ahlak, bilim ve çalışma prensipleri üzerine oturtarak, sevgi, kardeşlik ve karşılıklı dayanışma kuralları içerisinde yoğurup, Türk milletine has bir kültür hazinesi haline getirmiştir.

Bundan dolayıdır ki Ahilik; tüm Anadolu'ya yayılıp, Müslüman-Türk halkı tarafından kabul görmüştür. Ahilik geleneğinin tam anlamıyla yaşatıldığı dönemlerde Türk Milleti idari, askeri ve ekonomik anlamda Dünyanın en güçlü devleti haline gelmiştir. 600 yıl yaşayan, 3 kıtaya hükmeden Osmanlı Devletinin temelinde de Ahilik geleneğinin büyük önemi vardır

Akıl, Bilim, Ahlak ve Çalışma prensiplerine dayanan Ahilik Teşkilatı, yüzyıllarca karşılıklı dayanışma, sevgi, saygı, hoşgörü ve adalet bilincini taşıyan esnaf ve zanaatkar yetiştirmiştir. Bugün Dünya'da yeni yerleşen kavramlar olan, Tüketicinin korunması, kaliteli üretim, standartçılık, bankacılık, gibi kurumlar, 13. yüzyılda Ahilik teşkilatı aracılığıyla Anadolu ticari hayatına yerleşmiş ve esnafın üzerinde önemle durduğu hususların başında yer almıştır. Mesleğinde ehliyet sahibi olmayanlara asla ustalık icazeti verilmemiş, üretici ve tüketici arasında hakkaniyet ölçüsüne dayanan kaynaşma sağlanmıştır.Çalışanların hakları korunarak, esnaf ve zanaatkarlar arasında, çırak, kalfa ve usta hiyerarşisi oluşturulmuştur. Bu günkü manası ile sendikacılık sistemi uygulanmaya başlamış, çalışanların hakları ve alın teri korunmuştur. Çalışma hayatının yanı sıra sosyal hayatın gelişmesine katkı sağlayan Ahi Teşkilatları, barışta devletine eğitimli asker hazırlamış, onların her türlü savaş teçhizatını üretmiştir. Ahilik sadece iktisadi hayatı yönlendiren bir kurum olmanın ötesinde, temelinde vatan ve millet sevgisi bulunan, Türk milletine has sosyo-ekonomik bir sistemdir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-01-11, 15:08   #2
Saw

Varsayılan C: Ahilik Teşkilatı


Ahi sözcüğü Arapça da ‘kardeşim’ anlamına gelmektedir. Türkçedeki ‘Akı’ sözcüğünden türediği düşünülmektedir. Akı, cömert, eli açık anlamlarındadır. Ahilik toplumsal bir teşkilattır. Ahiliğin temelini fütüvvet oluşturur. Fütüvvet, konukseverlik, cömertlik, zor durumdakilere yardım etmek, büyüklere saygı, dayanışma, cinsel tacizde, hırsızlıktan, kötü söz söylemekten kaçınmak, dürüstlük, yiğitlik ve mertlik gibi insan sıfatlarını tavsiye eden tasavvufi bir mefhumdur, akımdır.
Anadolu’da ahi teşkilatlanmasını sağlayan Ahi Evran’dır. Evran Bağdat’ta büyük alimlerden dersler almıştır. Hocası ve aynı zamanda kayınpederi Evhadüddîn Kirmânî’dir. Bağdat’tan Anadolu’ya göç eden bir grup sünni-ulema kafilesi ile gelmiştir. Selçuklu sultanları da Evran’ı desteklemiştir. Böylece Anadolu’da ilki Kırşehir’de olmak üzere ahi teşkilatları meydanı çıktı.
Moğol akınlarından kaçan ve ya Doğu Anadolu’da yaşayan Türkmenler Anadolu’ya göç ettiler ve İslam’ı kabul etmeye başladılar. Bu dönemde ahi teşkilatları onların yerleşik hayata geçmesine ve İslam’ı tanımasına yardımcı oldu. Türkmenleri şehir ve kasabalara yerleştirerek sanatkar, zanaatçı, işçi, tüccar olarak yaşamalarını sağladılar. Böylece Rumlar ve Ermenilerin elinde olan bu mesleklerde Türkler de söz sahibi oldu.
Moğolların Anadolu’ya geldiği dönemde ahiler halka İslam için savaşmalarını öğretti. Böylece halkta Moğollara karşı büyük mücadeleler verdi. Nihayetinde Kırşehir’e giren Moğollar pek çok ahi ile beraber Evran’ı da katletti.
Uzun zaman boyunca ahiler barış zamanları sosyal, ekonomik ve dini yapıyı korudular. Savaş zamanları da halkı bilinçlendirerek halkla beraber kendileri de kahramanca mücadele ettiler. Anadolu’nun birliğini müdafaa ettiler.
Ahilerin Osmanlılar ile ilişkilerine başlamadan önce ahi teşkilatını, yapısını ve yaşayışını biraz tanımak gerekmektedir. Bir ahi evlenmemiş gençleri, bekarlığı seçenleri, kendi zanaatını icra edenleri bir araya toplar. Bir zaviye inşa eder ve içini gerektiği gibi döşer. Etrafına topladıklarının lideri olur. İşte bu lidere ‘ahi’ diğer zaviye üyelerine de ‘fityan’ denir. Bu kişiler gündüzleri çalışır ve ikindi namazından sonra günlük kazançlarını zaviyede bir araya getirirler. İhtiyaç duyulan gıda malzemeleri alınır ve akşam yemeği yenir. Yemekten sonra raks ve ilahi ile sema yapılır. Şayet şehirde konaklayacak yabancılar var ise hareket gününe kadar zaviyede kalabilir ve karnını burada doyurabilir. Valisi olmayan şehirlerde ise ahiler valilik görevini de yaparlar.



Ahilik sistemi usta-çırak ilişkisine dayalı olduğu için akşam toplantıları yapılarak gençlere bu ilişkileri ve ustaya itaat öğretilirdi. Gençlerinde ahlaki temeli oluşur ve güçlenirdi.
Ortaçağda kasaba ve küçük şehirlerde yabancı pazarlara mal götürülmezdi. Bu yüzden şehirdeki üretim devlet ile sürekli irtibat halinde olunarak nüfuz oranınca yapılırdı. Devlet ile irtibatın önemi şöyledir; şayet az mal üretilirse malın fiyatı artacağı için halk zarar ederdi, çok mal üretilirse malın fiyatı düşeceği için üretici zarar ederdi. Kimsenin zarar etmemesi için loncalar ile devlet sıkı ilişkiler içerisindedir. Kaçakçılığın önlenmesi içinde yine devlet gerekli denetimleri yapmaktadır. Ayrıca mal kalitesini korumak için çırak-kalfa-usta düzeni sınavla belirlenirdi. Teşkilat iç işlerinde serbestti. Liderlerini kendileri seçerdi ama aksaklıkların olmaması için halkın ihtiyaçları ile ilgili konularda devlet her zaman denetim yapmaktaydı.
Daha sonraları uç bölgede kurulan Osmanlıların topraklarına giderek oralarda zaviyeler kurmaya başladılar. Şeyh Edebali’de bu uç bölgelere göç eden ahilerdendir. Doğudan göç eden Türkmenleri burada da yerleşik hayata geçirip anlara İslam’ı tanıttılar. Ünlü ahilerden biri olan şeyh Edebali kızını Osman Gazi’ye verdi. Bundan sonra Orhan Gazi de Murat Hüdavendigar da ahi olarak ahi terbiyesi ile yetiştiler. Ahiler halkın dini, sosyal ve ekonomik yapısını güçlendirerek korudular. Daha sonraları üç kıtada hüküm sürecek büyük bir imparatorluğun ahlaki temelini oluşturdular. Bazıları tarih yazıcısı bazısı da beylere hoca oldu, vezirlik yaptı.
Osman Gazi fethettiği ülkelerde uygulayacağı politikayı ahilere ve fakılara danışarak yapardı. Fakılar İslam ahlakını ve hukukunu en iyi bilen kişilerdi. Bu yüzdendir ki ahilerden daha önde gelirlerdi. Yeni yerleşilen köylerde ahaliye yerleşik hayatı ve İslam’ı öğreticek olan din adamları ve imamlar fakılar arasından seçilir ve bölgeye tayin edilirdi. İşte bu grup fakıların en alt kademesini oluşturur. Kadılar ve vezirler ise fakıların daha üst kademeleridir. Osman ve Orhan Gazi dönemlerinde pek çok köy ve çiftlik fakılara verildi. Vakıfların yönetiminde de fakılar ahilere oranla daha çok görev aldılar. Mesela Söğüt’e ait bir çizelge paylaşalım.



Ahilik 17. yüzyıla kadar Müslümanların tek elinde kalmıştır lakin bundan sonra imparatorluk nüfusunun artması dolayısıyla farklı dinden kişilerin aynı meslek kollarında çalışma zorunlu olmuştur. Buna ‘gedik’ denmiştir ama ömrü ahilik kadar uzun olmamıştır. 1838’de imzalanan Balta Limanı Antlaşması ile tekel idaresi ortadan kalmıştır. Böylece gediklerde dağılmıştır.
Osmanlı, ahilik ve fütüvvet sistemi sayesinde fazlasıyla güçlendi lakin daha sonraları her sistem gibi ahilikte bozuldu. Aksaklıklar olmaya, dürüst çalışılmamaya başlandı. Osmanlı’nın kurulmasında faydaları olan sistem onun yıkılmasında da etkili oldu. Avrupa ülkeleri makine gücüne geçerken işlerini kaybetmek istemeyen bazı loncalar güç birliği ile Osmanlının insan gücüne bağlı olarak üretim yapmasına devam etmesini sağladı. Ve ardından hepimizin bildiği hazin son… Osmanlı Avrupa’nı üretim gücüyle rekabet edemedi.
Ahiliğin iyi ve kötü yönlerini görmek ve bunun bilincinde olmak gerekmektedir. Günümüzde halkın ekonomik, kültürel ve sosyal gücünü arttırmak için yapılabilecek çalışmalarda ahilik sistemi ve bu sistemin tarihi bizlere ışık tutacaktır.
Notlar ve Kaynaklar
Vakıfların kime ait olduğunu belirten tablo Halil İnalcık’ın Devlet-i Aliyye isimli kitabından alınmıştır.

URL: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-01-11, 15:10   #3
Saw

Varsayılan C: Ahilik Teşkilatı



Ahilik, Ahi Evran Hazretleri tarafından Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilatıdır. Aslen Horasan Kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran Hazretlerine Ahi Baba da denir.

Ahilik Sözcüğünün Kökeni

Bu konuda esas olarak iki iddia mevcuttur. İlk iddiaya göre kelime Arapça kökenlidir. Buna göre "Ahi" kelimesi Ahiyye'nin tekili olan "ah" kelimesine birinci tekil "ya"sı ilave olunarak "ahi" şeklinde telaffuz olunmuş halidir[1]. Bu fikre göre ahi'nin sözlük manası "kardeşim" demektir. Bu iddianın güçlü yanı, ahiliğin ilk olarak Araplarda Fütüvvet Teşkilatı adıyla çıkması, dolayısıyla ahilik ile ilgili terimlerin Arapça olması gereğidir. Ancak bu kanıt yeterli değildir.

İkinci iddiaya göre Ahi kelimesi Türkçe Akı kelimesinin zamanla değişimi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu görüşün haklılık payı oldukça yüksektir. Zira bu kelimenin Ahi birlikleri içinde zaman zaman Ahi Baba şeklinde ifade edildiğini görüyoruz. Buna göre kelimenin Arapça manası ile düşünüldüğünde "Kardeşim Baba" diye bir tabir uygun düşmüyor. Fakat Divânu Lügati't-Türk'te akı اقى; Eli açık, koçak, selek, cömert, yiğit, delikanlı gibi manalar ifade eden Akı kelimesiyle düşünüldüğünde "Ahi Baba" tabiri daha mantıklı görünüyor.

Bu konuda Selçuk Üniversitesi Tarih bölümünde öğretim üyesi Prof. Dr. Mikail Bayram şu görüşlerini dile getiriyor:
« Fütüvvet, İslam dünyasında kahramanlık, yiğitlik ve cömertlik mefkuresinin adıdır. Şövalyelik nasıl Orta Çağ Batı dünyasına ait mahsus bir ülkü ise, Fütüvvet de Orta Çağ İslam dünyasına ait bir ülküdür. Nasıl ki Araplar İslam'dan önce kültürlerinde mevcut olan Fütüvvet anlayışını İslami değelerle geliştirip devam etmişler, nasıl ki Farslar "cevanmerdi" anlayışını aynı şekilde İslam süzgecinden geçirmişler, Türkler de kendi "Akılık" ülküsünü İslami ahlak ve değerlerle geliştirerek devam ettirmişlerdir. Arap kültüründe ideal kahraman, sehavet ve şecaat timsali olan Fütüvvet erinin adı "Feta", İran kültüründe "Cevanmerd", Türk kültürnde "Akı"dır. Türk Akılığı, İslamiyetle Arap Fütüvvet şiarından etkilenmiştir. Akılar birbilerine karşı kardeşçe tutumundan dolayı Akı kelimesi yerini Ahi kelimesine bırakmış ve Abbasi Devleti'nin sona ermesiyle Fütüvvet yerini Ahiliğe bırakmıştır. »

Ahi teşkilatının kuruluş amacı

Orta Asya'da hüküm süren Oğuz Yabguluğu yıkılınca (1040) Oğuz Türkleri yavaş yavaş Selçuklu egemenliği altına girerek Anadolu'ya göç etmeye başladı. Ekseriyeti göçebe olan Oğuzlar, kopup geldikleri Orta Asya steplerine benzediği için daha çok Orta Anadolu kırsalını mesken olarak tercih ediyorlardı. Dolayısıyla Orta Anadolu'nun Türkleşip İslamlaşması hızlı olurken, şehirlerde bu dönüşüm yavaştı. İslam dini de, yerleşik hayatı gerekli kılıyordu. İşte bu sebeple, göçebe Türkmenlerin İslamlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu'yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacıyla ve Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin tavsiyesiyle Ahi teşkilatı Anadolu'da kuruldu. Kısacası Anadolu'da Ahiliğin şekillenmesi ve köylere kadar teşkilatlanması politik ve sosyo ekonomik bir mecburiyetin ürünüdür.

Ahiliğin Kuruluşu, Anadolu'da Yayılışı ve Sonuçları

Bazı araştırmalar ahiliğin Kırşehir'de ortaya çıktığını ileri sürer. Diğer bir görüşe göre, Bağdat'ta büyük üstadlardan ders alan Ahi Evren, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı'ndan etkilenerek, 1205'te Anadolu'ya gelmesinden kısa bir süre sonra ilk olarak Kayseri'de Ahilik Teşkilatını kurmuştur..

Tarihi kaynaklardan, Ahi Evren zamanında Anadolu'nun şehir ve kasabalarında ortaya çıkan Ahi kurumlarının, Ahi Evrene bağlı merkezi bir teşkilat olabileceği imajı çıkıyor. En azından bu kurumlar, onun koyduğu ilkelere bağlı kalmış olmakla, manen Ahi Evren'in liderliğindeki geniş bir teşkilatın şubeleri gibidir. Fakat onun ölümünden sonra, bağlı olunan ilkelerde büyük benzerlikler mevcut olmakla beraber, İbn-i Batuta'nın belirtiği gibi, Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar yayılan bu kurumlar arasında organik bir bağ bulunmamaktadır.

Ahilik Teşkilatı'nın sonuçlarını şöyle sıralıyabiliriz:

* Ahilik, Anadolu'da köylere kadar yayılarak Anadolu'nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır.
* Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilerek hem İslami uyum kolaylaşmış, hem de Türk şehirciliği hız kazanmıştır.
* 13.yy'ın ikinci yarısına kadar çoğunlukla gayrimüslimlerin Türk olmayan yerli halkın elindeki sanat ve ticaret işlerine Türkler de katılmış ve canlılık kazandırmıştır.
* Türk esnaf ve sanatkarları arasında sağlanan dayanışma sayesinde Ahilik önemli bir güç haline gelmiş, asayişin bozulduğu zamanlarda (örneğin Moğol İstilası) kendi otoritesini yürütmüştür.
* Dini ve ahlaki yapı korunmuştur.

Ahiliğin Menşei ve Dini Yapısı

Prof. Dr. Köprülü'ye göre Ahi birliklerinin ideolojik yapısını oluşturan öğelerden birisi Batıniliktir ve Ahilik teşkilatı Bektaşi İslam bir yapı barındırmaktadır. Ayrıca seyyah İbn-i Batuta'nın ifadesine göre Ahi zaviyeleri Bektaşi dergahına mensuptur. Hacı Bektaş Veli Hazretleriyle Ahi Evran'ın Kırşehir'de sık sık bir araya gelip sohbet ettikleri yazılır.

Fütüvvetnameler göre, Ahiliğin anenevi menşei Ali'ye dayanmaktadır. Muhammed, Ali'ye "Sen benim yoldaşımsın, ben Cebrail'in yoldaşıyım, Cebrail de Allah'ın yoldaşıdır" diyor. Sonra Selman-ı Farisi'ye Ali'ye yoldaş olmasını söylüyor. Selman da Ali'nin elinden tuzlu su içerek ona yoldaş oluyor. Bundan sonra Peygamber, Ali'ye: "Ya Ali ben seni tamamlıyorum ve olgunlaştırıyorum" diyerek şalvarını giydiriyor ve beline bağlıyor. Fütüvvetnamelere göre; fütüvvetin temeli budur ve fütüvvet ehli arasında kadeh sunmak, şalvar giydirmek ve bel bağlamak, yani yoldaşlık ve kardeşlik kuralları buradan gelmektedir.


Ahiliğe Üyelik Şartları

Ahi olmak ve peştemal kuşanmak için kişinin bir Ahi tarafından önerilmesi zorunludur. Üye olmak isteyenlerden yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması beklenmektedir:

1. Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak
2. Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilim ve mülâyemet kapısını açmak
3. Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak
4. Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak
5. Halktan yana kapısını bağlamak, Hak'tan yana kapısını açmak
6. Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, marifet kapısını açmak
7. Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak


Kafirler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler, zina ettiği ispatlananlar, katiller, hayvan öldürenler (kasaplar), hırsızlar, dellallar, cerrahlar, vergi memurları, avcılar, vurguncular örgüte katılamaz.

Kadınlar, ahiliğin "kadınlar kolu" olarak adlandırabileceğimiz Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatına üye olmuşlardır.

Ahilik Teşkilatı'nın Özellikleri

Ahilik Teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticârî faaliyetlerinin yanı sıra, askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulunmuş, aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarının olduğu gibi Osmanlı Beyliği'nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır. Aşıkpaşazade, Osmanlı'nın kurulmasında etkin olan 4 unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğu Ahi Teşkilatı'na mensup şeyhlerdir.

Ahi Teşkilatı'nın müslümanlara has bir kurum olarak iş görmesi 17. yüzyıla kadardır. Osmanlı Devleti'nin hakimiyet alanı genişleyip, gayrimüslim oranının artmasıyla farklı dinden kişilerin ortak çalışması zorunlu olmuştur. Din ayrımı gözetilmeden ortaya çıkan bu kuruluşa da gedik denmiştir. 1727 yılından itibâren rastladığımız bu kavram Türkçe bir kelime olup tekel veya imtiyaz anlamına gelmektedir. Kavram olarak "Osmanlı bünyesindeki esnaflığa ve sanatkarlığa girişi tetkik etmek" demektir.[12] Yapı olarak ahilikten farklı olmamakla birlikte ömrü onun kadar uzun olmamıştır. Zira 1838 Balta Limanı Antlaşmasıyla tekel idaresi ortadan kalkmış ve gedikler çözülmüştür.

Ahilik teşkilatı 3 dereceli bir düzene dayanır. Her kapı üç dereceyi içerir. Bu dereceler şöyle sıralanır:

* Yiğit
* Yamak
* Çırak
* Kalfa
* Usta
* Ahi
* Halife
* Şeyh
* Şeyh-ül Meşayıh

Ahilik, Galip Demir'e göre, "Türkler'in Rönesansı"dır. Veysi Erken'e göre, Ahilik ve kurum düzeni bugünlerin şartlarında bile, 5 çekirdek ilke ile, "Toplumsal sorumluluk, Hizmette mükemmellik, Dürüstlük ve doğruluk, Ortak yaşama" ile örnek bir 'yatay örgütlenme' toplum hareketi şekilendiriyor. Erken, Ahiliğin bu yönüyle, 2000'li yıllar için bile ileri bir örgütlenme modeli sunduğunu kaydediyor.

Ahilik töreleri yaygın Türkçe deyimlere dönüşmüşlerdir. Örnek olarak `pabucunu dama atmak` sözü ahiliğin peştamal kuşanma töreni ile ilgilidir. Çıraklıktan kalfalığa geçiş töreni öncesinde eğitimi tamamlanan çırağın pabucu dama atılır. Bir yandan da artık ustalarından, kalfalarından eskisi gibi ilgi görmeyeceğini ortaya koyar bu deyim.

Ahilikte sanatkarlar gündüzleri işyerlerinde 4 aşamadan oluşan hiyerarşi içinde mesleğin inceliklerini öğrenirler, akşamları toplandıkları ahi konuk ve toplantı salonlarında aynı hiyerarşi içinde ahlakî ve felsefî eğitim görürlermiş.

Kırşehir'de kabri bulunan Ahi Evran'ın kurduğu bu teşkilatla ilgili Ahilik geleneğinin unutulmaması için Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Odaları tarafından bazı şehirlerde her yıl Ahilik haftası ve kutlamaları yapılmaktadır. Ahilik teşkilatı, gençlerin iyi yetişmesini ve meslek kazanmasını sağlardı. Savaş, afet vs. kötü durumlarda da kuruma üyeler ve halk arasında dayanışma olurdu. Padişahlar ve diğer yöneticiler de ahilik teşkilatını destekleyerek gelişmesini istemişlerdir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat