Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Tarih ve İnkılap Tarihi
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]

İkinci Meşrutiyet Dönemi Fikir Akımları Ödev Timi

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Tarih ve İnkılap Tarihi Forumunda Bulunan İkinci Meşrutiyet Dönemi Fikir Akımları Ödev Timi Konusunu Görüntülemektesiniz => Osmanlı Devleti'nin XVII. yüzyılın başlarından itibaren önce duraklamaya sonra da gerilemeye başlaması üzerine, bu geriye gidişi önlemek ve devleti güçlendirmek ...

Beğenenler1Beğenen
  • 1 Post By PuSAt

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 07-10-09, 16:15   #1

Arrow İkinci Meşrutiyet Dönemi Fikir Akımları Ödev Timi


Osmanlı Devleti'nin XVII. yüzyılın başlarından itibaren önce duraklamaya sonra da gerilemeye başlaması üzerine, bu geriye gidişi önlemek ve devleti güçlendirmek amacıyla çeşitli dönemlerde birçok yenilik hareketi yapılmıştı. Ancak bu yenilik hareketlerinden istenilen sonuç alınamadığından devlet gittikçe zayıflamış, büyük iç ve dış sorunlarla karşı karşıya kalmıştı. XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra ise Osmanlı Devleti'ni kurtarmak amacını güden birtakım fikir akımları belirmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti'ni düştüğü zor durumdan kurtarmak, gidişatını değiştirmek ve devleti eski gücüne kavuşturmak amacıyla toplum içinde etkili olan fikir akımları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük şeklinde sıralanabilir.
A. Osmanlıcılık
Osmanlıcılık, Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan unsurlar arasında din, mezhep, ırk, milliyet farkı gözetmeksizin adalet, hürriyet, eşitlik havası içinde bir arada tutulmalarını ve yaşamalarını temin etmek isteyen ve bu anlayışa bağlı olarak devletin mevcut sınırlarını koruma amacı güden fikir akımıdır. Osmanlıcılık düşüncesi kendi döneminde daha çok İttihad-ı Anasır (unsurların birliği) adıyla savunulmuştur. "Osmanlıcılık" adı Yusuf Akçura'nın 1903'te yayımlanan Üç Tarz-ı Siyaset adlı kitabının etkisiyle yaygınlık kazanmış ve daha çok Osmanlıcılık düşüncesinin karşıtları tarafından kullanılmıştır

Fransız İhtilali'nin Osmanlı devleti içinde yaşayan azınlıklar üzerinde yaptığı olumsuz etkiler nedeniyle bu düşünce, Türk aydınları tarafından siyasi anlamda kullanılmaya başlandı. Osmanlıcılık 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı'ndan itibaren Osmanlı Devleti'nin resmi görüşü olmuş ve 1876 Kanun-ı Esasi'nin ana düşüncesini oluşturmuştur. Osmanlıcılık şuuru üç temel unsura dayanıyordu: Osmanlı hanedanı, Osmanlı vatanı ve müşterek menfaat. Osmanlıcılık akımının temsilcileri için bu üç temel ilke sayesinde Osmanlı milleti teşkil edilecek ve devlet de ancak bu sayede yıkılmaktan kurtulabilecekti. Bu görüşü savunan Genç Osmanlılar zamanla azınlıkların meşrutiyet düzeni içinde eriyeceklerine inanıyorlar, böylece Osmanlı Milleti'nin oluşacağını düşünüyorlardı.

Osmanlıcılık siyasi bir hareket veya program olarak başarıya ulaşamamıştır. Tanzimat döneminde cazip bir fikir hareketi iken, II. Abdülhamit döneminden itibaren etkisini kaybederek yerini İslamcılık ve Türkçülük akımlarına bırakmıştır. Osmanlıcılık fikrini zayıflatan ilk büyük etki 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve bu savaşın sonuçları olmuştur. Bu savaş sırasında Balkanlarda Osmanlı egemenliğinde yaşayan Hıristiyanların Müslümanlara kötü davranmaları, Rusların Rum ve Ermenileri kışkırtmaları büyük tepki toplamıştır. II. Abdülhamit'in de Osmanlılık fikrinin zararlı olduğu kanısına vararak istibdat yönetimini uygulaması, bu akımın uygulamadaki başarısını azaltmış ve fikrin öneminin kaybolmasına sebep olmuştur. I. Balkan Savaşı Osmanlıcılık akımına son darbeyi vuran en önemli olay olacaktır.

Osmanlı Devleti'nde Hürriyetçilik Hareketleri / III. İkinci Meşrutiyet Dönemi Fikir Akımları
B. İslamcılık
İslâmcılık akımı, Müslüman aydın ve düşünürlerin Batı karşısında yenik düşen İslam dünyasını içinde bulunduğu gerilikten kurtarma yönündeki arayışlarının ortaya çıkardığı bir akım olarak tanımlanabilir.

İslamcılara göre toplumun temel direği dindir. Kavmiyet farkı gözetilmeksizin halifenin etrafında tüm Müslümanların birleşmesi gerekmektedir. İslamcılar genel olarak devletin geri kalmasını şeriat esaslarından ayrılmış bulunmalarına bağlamaktadırlar. Aşırı tutucu ve ılımlılar olarak ikiye ayrılan İslamcılardan tutucu olanlar gerilemenin nedenini şeriattan ayrılmak olarak görürler. Ilımlılar ise, Batı'nın Osmanlı Devleti'nden ileride olduğunu kabul etmişlerdi. Bu yüzden Batı'nın teknik üstünlüğünün alınmasının şart olduğunu savundular. Buna karşılık ahlak ve maneviyat bakımından zayıf olduğunu ileri sürüp Batı taklitçiliğine de karşı çıktılar.

İslamcılık, Osmanlı Devleti'nin sosyal ve siyasi bütünlüğünü korumak amacıyla ileri sürülen fikir akımlarından biri olarak, gerek Tanzimat'tan önceki devrede, gerek Tanzimat devrinin fermanlarında ve bu devrin fikir hareketlerinde, gerekse I. ve II. Meşrutiyet devrinin fikir ve uygulama alanında görülmüştür. Bir düşünce akımı olarak İslamcılığın tam olarak ne zaman başladığını söylemek mümkün değildir. Bilhassa I. Meşrutiyet'in sonlarına doğru büyük bir gelişme göstermiştir. İslamcılık, yoğun olarak II. Abdülhamit döneminde kendisi ve rakipleri tarafından tartışılmaya başlandı.

II. Abdülhamit, İslamcılık politikasıyla hem Balkanlardaki Panislavizm'i etkisiz duruma sokmak, hem de içeride siyasi rakiplerinin gücünü kırmak istiyordu. Müslümanların Osmanlı hilafeti ve saltanatına bağlanması ile imparatorluğun devam etmesinin mümkün olacağını düşünürken, dış siyasetinde de Panislamizm'i benimsedi. Hilafetin manevi gücünü Rusya'dan başka, sömürgelerinde milyonlarca Müslüman'ın yaşadığı İngiltere, Fransa ve Hollanda'ya karşı da kullanmaya çalıştı. Devlet içinde Arap unsurlara ilgi gösterildi. İslam ülkelerinde etkili tarikat şeyhleriyle münasebetler kurularak uzak İslam topluluklarıyla sembolik de olsa diplomatik temas tesis edildi.

Sultan Abdülhamit, İslamcılık siyasetini devletin resmi siyaseti haline getirirken önemli fikir adamlarından da yararlanmıştır. Bu fikir adamlarının en önemlilerinden birisi Cemalettin Afgani'dir. Afgani, İslamcılığın kurucusu değil, fakat canlandırıcısı ve yayıcısıdır. Sultan II. Abdülhamit, Cemalettin Afgani'den başka Said Halim Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa gibi fikir adamlarından da yararlanmış ve bu konularda onlarla görüşmüştür. Ancak Osmanlı Devleti ve aydınlar, Müslüman toplumlara el atmakta bir hayli geç kalmışlardı. İngiltere, Ortadoğu ve Hindistan'daki Müslüman ülkelerde çoktan faaliyetlerine başlamıştı. Bunun sonucu olarak I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti'nin ilan ettiği cihat-ı ekber çağrısına Arap ülkeleri Türklere karşı savaşarak cevap verdiler. Böylece İslamcılık düşüncesi İslam dünyasının bir bölümünde bütün maddî dayanaklarını yitirmiş oluyordu.

C. Batıcılık
Tanzimat'tan sonra devleti kurtarmak ve modernleştirmek yolunda ortaya çıkan fikir akımlarından biri de Batıcılıktır. Bu akım, diğer akımlar gibi "bu ülke nasıl kurtulur" sorusundan doğmuş ve kurtuluşun reçetesini Batıda görmüş bir düşünce akımıdır. Batıcılık yenileşme teşebbüsleriyle başlayan bir hareket olmakla beraber, adı özel olarak Meşrutiyet sonrasında meydana çıkan düşünce hareketiyle şekillenmeye başlamıştır.

I. Meşrutiyet, Batılılaşma hareketlerinde bir dönüm noktasını teşkil eder. Bu akımın etrafında toplananlar, fikirlerini çoğunlukla "İçtihad" dergisinde ortaya atmışlardır. Batıcılara göre Osmanlı Devleti'nin en büyük problemi Batılı olmamaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla tek kurtuluş yolu vardır o da bu yüzyılın fikir ve ihtiyaçlarına uygun medenî bir devlet ve millet halini almaktır. Ancak, Batıcıların da kendi aralarında tam bir fikir birliği içinde oldukları söylenemez. Batılı olabilmemiz için onların yalnızca bilim ve tekniğini almamızın kafi geleceğini savunanlar olduğu gibi, bilim ve tekniğin yanında sanat, felsefe ve fikir sistemlerinin de alınması gerektiğini, hatta bunun yanında ahlak, örf ve adetlerinin de alınması gerektiğini savunanlar olmuştur. İşte bu düşünce ayrılığı Batıcıları ikiye ayırmıştır. Batıcılar arasında fikir ayrılığında Celal Nuri ve Abdullah Cevdet ön plana çıkmaktadır.

Batıcılar, padişahın tek eşli olması, fesin atılarak şapkanın benimsenmesi, kadınların diledikleri tarzda giyinmelerine ve dolaşmalarına izin verilmesi, mevcut alfabenin atılarak Latin alfabesinin benimsenmesi, okuyuculuk, üfürücülük, falcılık vb. davranışların yasaklanması, medreselerin kapatılarak batı kolejleri tipinde okulların açılması, birer tembellik yuvası olan tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi isteklerde de bulunmuşlardır. Fakat Batıcılık düşüncesini savunanlar bu dönemde bir siyasi oluşum içinde toplanmamışlar ve genellikle birbirlerinden kopuk bir şekilde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Batıcıların düşüncelerinin önemli bir kısmı Cumhuriyet'in ilanından sonra uygulama alanı bulacaktır.


D. Türkçülük
Türkçülük, genel olarak tüm Türklerin bir araya getirilmesi düşüncesidir. Diğer akımlara oranla daha geç ortaya çıkmasına karşılık Milli Mücadele'nin başarıya ulaştırılması ve Cumhuriyetin kurulmasında rol oynayan en önemli akımdır. Bu akım, önceleri Abdülhamit devrinde dil, edebiyat ve tarih alanlarında bir fikir hareketi olarak gelişmiş, daha sonra ise Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi bir idare ve siyaset sistemi haline gelmiştir.

Türkçülük akımının başlangıcı, Mustafa Celalettin Paşa'nın 1869'da Sultan Abdülaziz'e sunduğu bir kitaba kadar geri götürülmektedir. Fakat ilk defa sosyolojik bir metotla, eksik ve dağınık fikirlerin toplanması ve bir sistem haline getirilmesi II. Meşrutiyet döneminde sağlanmıştır. Kasım 1908'de Rusya'dan kaçarak İstanbul'a gelen bazı Türkçülerin kurdukları "Türk Derneği" bu akımın beşiği olmuştur. Türk Derneği'nin kendi kendisini kapatmasından sonra Türkçüler bu kez Türk Yurdu Cemiyet"inde toplanmaya başladılar. Fakat Türkçülüğün asıl örgütlenmesi "Türk Ocağı" derneğinde gerçekleşti.

Türkçülük akımı, devletin kurtuluş ve yükselme çaresini, Türk unsurunun millet halinde oluşmasında, milli varlığı idrak etmesinde aramıştır. Devlet içindeki Türklerin de bilinçlendirilmesini ve bu halka dayanarak sınırların oluşturulmasını, sonraki süreçte sınırların dışındaki Türklerin de bilinçlendirilerek birliğin büyütülmesi amacını taşıyan bu akımın temsilcilerinden en önemli isim şüphesiz Ziya Gökalp'tir. Ziya Gökalp Türkçülük hareketini sosyolojik bir metotla ele almış ve bunu bir sistem haline getirerek Türk kamuoyuna sunmuştur. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı bu akımın güçlenmesine neden olmuştur.

Zamanla Türkçülük akımı paralelinde ve hatta onunla iç içe olarak dünyadaki bütün Türklerin birleştirilmesini amaçlayan Turancılık ve Pantürkizm adı verilen bir akım daha gelişti. Ancak I. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylar ve deneyimlerle Turancılık fikrinin gerçekleşmesinin mümkün olmayacağı anlaşıldığından daha gerçekçi bir politika ile Türkçülüğün sınırları belirlenmiştir.



Sakarya Universitesi
JnS111l bunu beğendi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-11-11, 21:03   #2

Varsayılan C: İkinci Meşrutiyet Dönemi Fikir Akımları Ödev Timi


ödevimde çok yardımcı oldu ellerine sağlık kardeş
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
pusat

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat