En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-09-09, 19:21   #1
PuSAt

Arrow Osmanlı Devleti ve Yenileşme Çabaları Osmanlı Devleti'nin Çöküş Sebepleri Ödev Tim


XV. ve XVI. yüzyıllarda en görkemli devrini yaşayan ve üç kıta üzerinde yayılarak çok geniş sınırlara ulaşan Osmanlı Devleti, XVII. yüzyılın sonlarına doğru giderek büyüyen bir gerileme dönemine girdi. Bu gerileme, başlangıçtaki duraklamadan sonra yıllar geçtikçe hızlanmış, artık devlet toprak kaybetmeye, sınırları daralmaya, nüfus azalmaya, ekonomik güç zayıflamaya başlamıştır. Osmanlı Devleti, ağır mağlubiyetlere uğrayıp yüzyıllar boyu kazandığı toprakları hızla kaybetmesi üzerine bu gerilemeye karşı çözüm yolları aradı. Ancak bu gerileme süreci devletin Avrupa orduları karşısında birbirini takip eden yenilgiler alması ile ortaya çıkınca, ilk zamanlar gerilemenin sebepleri de askeri alanda ki yetersizlikler olarak görüldü. Devlet adamları, Batı'daki gelişmelere ayak uydurulmadıkça, özellikle orduyu Batı'nın yeni savaş teknikleri ile donatıp, onların metotları ile eğitmedikçe, yükselmenin hatta ayakta durmanın imkânı olmayacağı sonucuna vardılar. Öncelikle askeri alanda başlatılan yenilik hareketlerinin, Tanzimat dönemi ile birlikte diğer alanlara da kaydırılmasına rağmen, devlet içine düştüğü zor durumdan kurtarılamamış ve yapılan yenilik hareketleri de sonuçsuz kalmıştır. Osmanlı Devleti'nin gerileme ve çöküş sürecine girmesine sebep olan etkenler zaman içinde daha belirgin bir hal almış, bu sebepler iç ve dış sebepler olarak sınıflandırılmıştır.


1. İç Sebepler
Osmanlı Devleti'nin gerilemesine ve daha sonrada çöküşüne sebep olarak gösterilen siyasi, idari, askeri ve sosyal alandaki bozulmalar birbiriyle çok ilgilidir. Bu bozulmalar birbirlerinden ayrı olarak ele alınamayacağı gibi aynı zamanda birbirilerine sebep teşkil etmektedirler. Devletin pek çok alanda geri kalması ve çöküşünü hızlandırmasında etkili olan iç sebeplerin başında merkezi yönetim sisteminde meydana gelen bozukluklar sayılıyordu. Bunu, askeri sistemin bozulması, ekonomik sistemin bozulması, eğitim ve adalet sistemindeki bozulmalar ile sosyal alandaki bozulmalar takip ediyordu.
İç nedenlerin başında merkezdeki yönetici kadrosunun bozulması gelmektedir. Hanedanın en büyük erkeğinin tahta geçirilmesini öngören, Ekbersisteminin getirilmesi ile taht kavgaları önlenerek devletin iç bunalıma itilmesi önlenmiştir. Ancak bu sistem yetersiz hanedan üyelerinin de devletin başına geçmesine yol açmıştır. Tahta çıkan padişahlar devlet işlerine ilgisiz kalmışlar ve ordunun başında seferlere çıkmamaya başlamışlardı. Şehzadelerin sancaklara gönderilmemesi, sarayda tutulması, devlet işlerinde yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmayan, devleti yönetme alışkanlığından uzak, deneyimsiz padişahların ülkeyi kötü yönetmelerine neden olmuştur. Bu durum ise padişahların tecrübesizliğinden yararlanan saray kadınlarının ve ağalarının devlet yönetiminde etkili olmalarına yol açmıştır. Devleti iyi yönetemeyen, yetersiz padişahların yönetime gelmesi de, yukarıdan-aşağıya doğru mülki idarenin tüm kademelerinde bozulmaya yol açmıştır. En küçük memuriyetten, en büyüğüne kadar bütün kamu görevleri alınıp, satılır ve rüşvetle el değiştirir duruma gelmiştir.

Askeri sistemdeki bozukluklar da son derece dikkat çekicidir. III. Murat döneminden itibaren kapıkulu ocaklarına kanunlara aykırı asker alınarak sayılarının artırılması, Yeniçerilerin geçim sıkıntısını ileri sürerek askerlik dışında işlerle uğraşmaları Osmanlı askeri sisteminde bozulmalara yol açmıştır. Gerileme döneminden itibaren her iki askeri güç de çağın gerektirdiği yeniliklere ayak uyduramamış, bunun sonucunda Osmanlı ordusu eski savaş gücünü yitirmiş, disiplinsiz, yeniliklere tavır alan bir insan topluluğu görünümüne bürünmüştür. Tımarlı Sipahi Sistemi'nin bozulmasında ise, bu teşkilatla doğrudan ilgili olan ve "dirlik" olarak adlandırılan toprak sisteminin bozulması etkili olmuştur. Bir hizmet karşılığı verilen dirliklerin hakkı olanlarla değil de iltimasla rastgele şahıslara verilmesi tımarlı sipahi sisteminin de bozulmasına yol açmıştır. Osmanlı donanması ise XVII. yüzyılda gerilemeye başlamış, Avrupa'daki gemi teknolojisine ayak uyduramayan donanma XIX. yüzyılda büyük ölçüde çökmüştür.

Devletin çöküş nedenlerinin en önemlilerinden biri de ekonomik yapının bozulmasıdır. Coğrafi keşifler sonucu dünya ticaret yollarının değişmesi, Osmanlı Devleti'nin daha önce elinde tuttuğu ticari avantajları kaybetmesine yol açtı. Osmanlı Devleti gümrük gelirlerini büyük ölçüde kaybetti. Başlangıçta Fransa'ya daha sonra diğer Avrupa devletlerine verilen kapitülasyonlar Osmanlı Devleti aleyhinde gelişme gösterdi. Kapitülasyonlar yolu ile yabancı malların ülkeye serbestçe sokulması, sanayinin gelişmesini önlemiş, ülkedeki yerli üretim hızla azalırken devlet dışa bağımlı duruma gelmişti. Sömürgelerden Avrupa'ya yüklü miktarda altın ve gümüş akışı, bu madenlerin bir miktarının Osmanlı ülkesine girmesi paranın değerini düşmesine ve enflasyonun artmasına yol açmıştı. Osmanlı ekonomik yapısının aksamasına sebep olan en önemli faktörlerden biri de tımar sisteminin bozulmasıdır. Bu durum tarım faaliyetlerinin aksamasına ve devletin vergi kaybına uğramasına sebep oldu. Kaybedilen savaşlar sonucunda ödenmek zorunda kalınan tazminatlar ve askeri giderler, artan rüşvet ve suiistimal olayları, saray masraflarının artması gibi nedenler de ekonomik sistemin bozulmasında etkili rol oynamıştı.
Ülkedeki eğitim ve öğretim faaliyetleri çağın gereklerine ayak uyduramaz hale gelmişti. Yükselme Devri'nin devlet adamlarını ve devlet kadrolarını yetiştiren Osmanlı İlmiye Teşkilatı XVIII. ve XIX. yüzyıllara gelindiğinde çok farklı bir mahiyet almış, Avrupa'daki ilmi gelişmeleri takip edemediği gibi, zamanla ilimle uğraşmayan bir kurum haline gelmiş, buna paralel olarak siyasetle meşgul olmaya başlamıştır. Yönetim bakımından da eğitim kurumları arasında bir bütünlük yoktu. Bu duruma azınlık ve yabancı okulları ile ilgili problemler de eklenmişti.
"Adalet" olgusuna büyük önem veren Osmanlı Devleti'nde XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren adalet mekanizmasında bozulmalar meydana gelmeye başladı. Osmanlı devlet anlayışının ana ilkesi adalet idi. Adaletin gereğince etkin olamaması bir süre sonra devlet kademelerinde rüşvetin artmasına, muhtelif görevlere tayin edilen şahısların halkın menfaatinden çok kendi çıkarlarını gözetmelerine, hak ve hukukun geri plana atılmasına sebep olmuştur. Bu sürecin farkına varıldığı zaman çeşitli ıslah çalışmaları yapılmış ise de bu durumu düzeltmek o kadar kolay olmamıştır. Zira yapılan düzenlemeler, halka indirgenmeyip daha çok devletin belli kademelerinde gerçekleştiği için bir süre sonra toplumda çatışmalar baş göstermiştir.
Osmanlı Devleti'nde gerileme ve çöküşün iç nedenleri sadece bunlardan ibaret değildi. Başlıca sebeplerden biri de Osmanlı toplum yapısından kaynaklanan sorunlardı. Osmanlı Devleti'nin idaresi altında değişik din ve milliyetlere mensup topluluklar yaşamaktaydı. Osmanlı idaresi altındaki bu toplulukların her biri devletin refah ve adaletinden istifade ederek yaşamaktan memnundu. Ancak Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik fikrinin etkisi ve diğer devletlerin kışkırtması ile önce Balkan milletleri daha sonra da azınlıklar arasında bağımsızlık hareketleri ortaya çıkmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'nin içten çökertilmesinde etkili olmuşlardır. Devletin gerileme sürecine girmesi ile başlayan aksaklıklardan Müslüman tebaada rahatsız idi. Bu rahatsızlıklar Anadolu'da iç isyanların ortaya çıkmasına neden oldu. İsyanların bastırılması için gösterilen çabalar devleti yıpratmış ve otoritenin zayıflamasına yol açmıştır. Tımar sisteminin bozulması, tarım faaliyetlerinin aksamasına, toprakların ekilemeyip boş kalmasına sebep olmuştu. XVII. yüzyılda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin nüfusları hızla artmış, bu durum şehirlerde işsizliğe ve güvenliğin bozulmasına neden olmuştur.

2. Dış Sebepler
Osmanlı Devleti'nin gerileme ve çöküş nedenleri arasında devletlerarası ilişkiler ile dış dünyada meydana gelen gelişmeler de etkili olmuştur. Dış sebeplerin başında Osmanlı Devleti'nin doğal sınırlarına ulaşmış olması geliyordu. Osmanlı Devleti kurulduktan kısa bir süre sonra hızla yükselerek çağının en güçlü devletlerinden biri olmuş, üç kıtaya yayılarak toprak bütünlüğü bakımından da bir hayli genişlemişti. Doğuda Azerbaycan, İran dağları, Hazar Denizi'ne kadar genişlemiş, güneyde Umman Denizi'ne kadar uzanmıştı. Kuzey Afrika tamamen alınmıştı. Kuzeyde Karadeniz kıyıları ve Kırım Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştı. Batıda Adriyatik ve Yunan Denizi'ne kadar genişlemiş, Viyana önlerine kadar gidilmişti. Osmanlı Devleti artık güçlü rakiplerle karşı karşıya kalmış, yeni fetihler gerçekleştirememiş ve savaşlar artık bir gelir kaynağı olmaktan çıkmıştı. Dolayısıyla bu dönemde başlayan yeni savaşlar Osmanlı Devleti için bir gelir kaynağı olmaktan çok, ağır bir yük olarak hissedilmişti.
Dünyanın önemli ticaret yollarını kendi kontrolü altında bulunduran Osmanlı Devleti ekonomik açıdan da güçlüydü. İki yüz yıla yakın süren Haçlı Seferleri, İslam dünyasındaki bolluğu ve refahı, Avrupa'nın daha yakından tanımasına imkân sağladı. Bu zenginliklere kavuşmak isteyen Avrupalılar yeni icatlara yöneldiler. Pusulanın bulunması vegemi yapım tekniğinin geliştirilmesisayesinde açık denizlere kolaylıkla açılan Avrupalı denizciler XV. yüzyılda Hint ticaretinde söz sahibi olmak, Akdeniz ve Asya'daki diğer ticari aracıları ortadan kaldırmak için yeni yollar aradılar. Sonuçta Portekiz ve İspanyol denizcileri Afrika'yı dolaşarak Hindistan'a varmayı diğer taraftan da Amerika'yı bulmayı başardılar. Böylece Osmanlı Devleti'nin kontrolü altında olan Baharat ve İpek yolları eski önemini kaybetti, bu durum Osmanlı Devleti'nin ekonomik üstünlüğünü yitirmesine yol açmıştır. Yeni keşfedilen yerlerden getirilen tütün, pamuk gibi yeni tür bitkiler Avrupa'daki tarım kesimine yeni üretim kaynakları sağladı. Bunun yanı sıra Amerika kıtasının keşfedilmesi, buradaki yer altı zenginliklerinin Avrupa'ya aktarılması Osmanlı Devleti'nin para düzenini bozmuştur. Bütün bunlar Osmanlı Devleti'nin ticari üstünlüğünün Avrupa karşısında kaybedilmesine neden olacaktır. Coğrafi keşiflerle maddi zenginliklere kavuşan Avrupalılar fikir alanındaki gelişmelerle Rönesans ve Reform hareketlerini başlatmışlardı. Avrupa'da oluşan Rönesans ve Reform hareketlerinin Osmanlı Devleti'nde pek etkisi olmamış, Batı Avrupa'daki ekonomik ve fikri gelişmelerden bütünüyle uzak kalınmıştı.

XVI. yüzyıldan itibaren Avrupa'daki gelişmelere ve özgür düşünme anlayışına paralel olarak bilim ve teknolojinin gelişmesi sanayi devrimine giden yolları açmıştır. Sanayi İnkılâbı, en basit şekli ile el araçlarının yerine makinenin geçmesidir. Geniş bir tanımlama ile buhar kuvvetinin sanayiye uygulanması, buharla işleyen makinelerin çoğalması ve dolayısıyla az zamanda çok mal üreten fabrikalaşmanın başlaması ile sanayi ve ticaret dünyasında büyük değişikliklerin olmasıdır. Bu gelişim, İngiltere'de özellikle dokuma sanayinde ortaya çıkmış, diğer alanları da kapsayacak şekilde öteki Avrupa ülkelerine yayılmıştı. Batıda Sanayi Devrimi ile gelişen üretim kaynaklarına karşın Osmanlı Devleti'nde sanayileşme çabalarının olmaması ekonomik gelişmeyi olumsuz etkilemiş ve dışa olan bağımlılığı artırmıştır. Sanayi Devriminin baskısı özellikle XIX. yüzyılın başından itibaren Osmanlı ekonomisinde tahrip edici etkisini göstermiştir. İngiltere ile 1838'de imzalanan ticaret sözleşmesi ile Avrupa malı ürünler ucuz ve bol miktarda Osmanlı pazarına girerken, Osmanlı ülkesindeki hammadde daha ucuza yurt dışına çıkarılmış, bu da yerli sanayiinin gelişmesini engellemiştir. Dış borçlanma, para basma gibi yöntemlerle sorunların çözülebileceğine inanılmış, dış borçlanma devleti iflasla karşı karşıya bırakmıştır. 1881'de Muharrem Kararnamesi ilan edilmiştir. Düyun-ı Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) adı altında Osmanlı Devleti'ni iktisadi ve mali bakımdan bağımsızlıktan yoksun bırakan, bütün kaynaklarını denetleyen bir sistem kurulmuştur.

Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan Nasyonalizm (Milliyetçilik) kavramı, çok milletli devletlerin parçalanmalarına yol açmıştır. Milliyetçilikten en çok etkilenen devletlerden biri de Osmanlı Devleti'dir. Fransız İhtilali'nin getirdiği milliyetçilik anlayışı Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkları harekete geçirmiş, Osmanlı Devleti'ni çökertmek isteyen dış güçlerin kışkırtmaları sonucu Sırplar, Rumlar, Bulgarlar, Romenler ayaklanmışlardır. Onların bu isyanları devleti çok güç durumlara sokmuştur. Bu ayaklanmaları bastırmak Osmanlı Devleti'ni ekonomik yönden sarstığı gibi, siyasi açıdan da büyük devletlerin Osmanlıların iç işlerine karışmalarına yol açmıştır. Bu milletlerin önce özerklik, daha sonra da bağımsızlıklarını kazanmaları, Osmanlı Devleti'nin giderek küçülmesine neden olmuştur.
Osmanlı Devleti'nin çöküşüne sebep olan dış etkiler bakımından en önemli faktörlerden biri de Rusya'nın Osmanlı Devleti aleyhindeki idealleri ve izlediği politikalardır. XVIII. yüzyılda Avrupa sahnesine çıkan güçlü devletlerden biri de Rusya idi. Rusların ünlü Çarı I. Petro Rusya'yı modernleştirmek, Baltık ve Karadeniz'e açılarak sıcak denizlere inmek, Balkanlara tesir etmek emelini ortaya koymuştu. Bu açıdan Rusya için Osmanlı Devleti içindeki Ortodoksların himayesi ve boğazlara inme amaçlarının kesiştiği İstanbul'un ele geçirilmesi en önemli hedef haline gelmişti. Rusya'nın bu politikası Osmanlı Devleti'ni olumsuz yönde etkilemiş, hemen hemen her on yılda bir tekrarlanan Osmanlı-Rus savaşları devleti güçsüz bırakıp, ekonomik yönden de ağır kayıplara uğratmıştır.
Sakarya Universitesi
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
pusat

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat