En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-09-09, 19:19   #1
PuSAt

Arrow Osmanlı Devleti ve Yenileşme Çabaları. Osmanlı Devleti'nin Yapısı Ödev Timi


Selçuklu Devleti�ne bağlı olarak kurulan ve küçük bir uç beyliği konumunda olan Osmanlı Devleti, dinamik fetih politikası, askeri yapısı ve kültürel unsurları sayesinde XV. ve XVI. yüzyılda dünyanın en güçlü devletlerinden biri haline gelmişti. Üç kıtada toprakları bulunan; Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Kızıl Deniz�e tam anlamıyla egemen olan ve Doğu Akdeniz�de söz sahibi bir imparatorluktu. Osmanlı Devleti�nin hızla gelişmesi; disiplinli ve esaslı bir askeri teşkilata sahip olması, idari mekanizmasının sağlıklı işleyişi, halka adil davranılması ve Müslüman olmayan toplumların inançlarına duyulan saygı ve gösterilen engin hoşgörü sayesinde mümkün olmuştu.
Bu büyük devletin sınırları içinde yaşayan nüfus çeşitli ırk, dil, dine sahip insanlardan meydana geliyordu. Bunlar Türk ve Müslümanlar ile Hıristiyanlar ve diğer Müslüman olmayanlar olmak üzere başlıca iki gruba ayrılmaktaydı. Bu nüfus yapısı içinde Türkler, devletin sahibi ve asıl unsuruydular. Müslüman olmayanlar ise, kendi kültür, din ve mezheplerine göre serbestçe yaşarlar, Müslüman olmadıkça devlet yönetiminde görev alamazlar, askerlik yapamazlardı. Fakat bunların dışında devletin her türlü imkanlarından yararlanırlardı. Müslümanlığı kabul ettikleri takdirde de yeteneklerine göre devlet katında görev alıp, sadrazamlığa kadar yükselebilirlerdi. Osmanlı yönetiminin Hıristiyanlara sağladığı bu haklara o yüzyıllarda Avrupa devletlerinde bile rastlamak mümkün değildi.



Osmanlı Merkez ve Taşra Teşkilatları, Askeri Teşkilat, Mali ve Hukuk sistemleri, birçok merkezde kurulmuş olan ilmi, dinî ve sosyal müesseseler Osmanlı Devlet teşkilatının temellerini oluşturmaktadır. Resmi belgelerindeki adıyla Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ya da Avrupalıların tanımladığı şekliyle Osmanlı İmparatorluğu'nun başında Osmanlı soyundan gelen, her yetkiye sahip padişah bulunurdu. XVII. yüzyılın ilk yıllarına kadar padişahlık babadan oğla geçerdi. Ancak bu tarihten itibaren Osmanlı ailesinin en yaşlı üyesi padişah olmaya başlamıştır. Osmanlı padişahı, devletin hükümdarı olduğu gibi 1517 yılından itibaren aynı zamanda bütün Müslümanların da halifesi olmuştur.
Padişahtan sonra devletin en önemli yöneticisi, hükümdarın başyardımcısı, veziri azam (baş vezir) yani sadrazamdı. Sadrazam, padişahın mutlak vekiliydi, bunun işareti olarak padişahın mührünü taşırdı. Devlet idaresinde büyük yetki sahibiydi, bütün tayin ve aziller, terfiler onun yetkisindeydi. Savaş olunca Serdar-ı Ekrem unvanıyla ordunun başına geçerdi. Serdar-ı Ekrem olan sadrazamın savaşta yapacağı masraflardan dolayı kendisine hesap sorulmaz, her türlü tayin, azil ve idam kararlarını verirdi. Sadrazamdan sonra gelen yetkili ise şeyhülislam idi. Şeyhülislam, ulema sınıfı arasından seçilirdi ve işlerin şeriata uygun olarak yapılmasını sağlardı. Padişah tarafından atanır, ülkede yapılacak bir işin dine uygun olup olmadığına dair fetva verirdi.

Ülke sorunları devletin en büyük kurumu olan Divan-ı Hümayun adı verilen bir mecliste görüşülürdü. Divan, yüksek rütbeli devlet adamalarından meydana gelen bir tür bakanlar kurulu idi. Bizzat padişahın başkanlığında toplanan divanda birinci derece devlet işleri, siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli ve mali işler, şikâyet ve davalar görüşülüp karara bağlanırdı. Burada her türlü devlet işleri görüşülürdü. Ancak verilen kararlar hakkında son söz sadrazamındı. Sadrazam da padişaha karşı sorumluydu. Ayrıca, olağanüstü durumlarda, yani savaş veya barış ilan etmek ya da yabancı devletlerle anlaşma yapılmasına karar vermek gibi konularda "Meşveret" denilen özel meclisler toplanırdı.
Osmanlı Devleti'nin taşradaki idari teşkilatı toprak düzenine dayanmakta idi. Taşra teşkilatı aşağıdan yukarıya köy, nahiye, kaza, sancak (liva) ve eyalet şeklinde teşkilatlanmıştı. İdari teşkilatta en fazla yere sahip birimler kaza ve sancaklardı. Kazalarda yönetici sınıf olarak kadı, alaybeyi ve subaşılar bulunurdu. Kazaların birleşmesiyle meydana gelen sancaklar, sancakbeyi tarafından idare edilirdi. Sancakların birleşmesiyle ise başında beylerbeyinin bulunduğu eyaletler oluşurdu. Derece itibariyle en büyük beylerbeyi Rumeli beylerbeyi idi. Ondan sonra Anadolu beylerbeyi gelirdi.
XVI. yüzyıl ortalarına doğru istikrarlı bir şekil alan Osmanlı eyaletleri salyaneli (yıllıklı) ve salyanesiz (yıllıksız) olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Salyaneli eyaletler, geliri doğrudan devlete ait olan, her yıl iltizama verilen topraklara denirdi. Gelirin bir kısmı bölgedeki yöneticilerin maaşı için ayrılırdı. Mısır, Bağdat, Basra, Tunus, Trablusgarp ve Cezayir bu türden eyaletlerdi.Salyanesiz eyaletler ise doğrudan merkeze bağlı olan ve toprağı dirliğe (tımar) verilen eyaletlerdi. Anadolu, Rumeli, Karaman, Sivas, Diyarbakır, Erzurum, Kars, Van, Halep ve Şam gibi merkeze yakın eyaletlerdi.

Osmanlı idari teşkilatında, eyalet teşkilatı dışında kalan, bir bakıma iç işlerinde serbest sayılan, ancak devletin yüksek hâkimiyetini kabul etmiş özel statülü hükümetler de bulunuyordu. Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel ve Hicaz imtiyazlı eyalet idiler. Bunlar, yerli hanedanlar arasından seçilen ve padişahın uygun gördüğü kimseler tarafından yönetilirdi. Bu hükümetlerden Kırım Hanlığı ve Mekke Emirliği dışındakilerden yıllık belli bir vergi alınırdı.

Osmanlı taşra teşkilatının temelini tımar (dirlik) sistemi oluşturuyordu. Devlet bazı bölgelerin vergi gelirlerini hizmet veya maaş karşılığı olarak askerlere veya devlet görevlilerine ayırıyordu. Bu gelir kaynağına dirlik denirdi. Dirlikler has, zeamet ve tımar olmak üzere üçe ayrılmıştı. Dirlik sisteminde toprağın mülkiyeti devlete, vergisi dirlik sahibine, kullanım hakkı köylüye aitti.

Osmanlı askerî teşkilâtı Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılar ve Memlûk askerî teşkilâtlarına benzer özellikler göstermektedir. Genel manasıyla merkeze bağlı her bey kendisine bağlı aşiret kuvvetleriyle savaşa iştirak etmiştir. Kuruluşta bu sebeple ilk fetihler, beyliğe tâbi aşiret kuvvetleri ile yapılmıştır. Osmanlı Devleti, Rumeli tarafında genişlemeye başlayınca daimî bir orduya ve daha fazla askere ihtiyaç doğmuş, bu da savaşta esir alınan, askerî şartlara uygun Hıristiyan çocuklarının kısa bir müddet Türk terbiyesi ile yetiştirilerek yeni bir askerî sınıf meydana getirilmesiyle karşılanmıştır. İşte bu teşkilât Kapıkulu ocağının çekirdeğini teşkil etmiştir. Kapıkulu Piyadeleri;Acemi Oğlanlar, Yeniçeri, Cebeci, Topçu, Lağımcı ve Humbaracı ocaklarından oluşmaktaydı. Acemi Oğlanlar, devşirme usulüyle toplanan Hıristiyan çocuklarından oluşurdu. Bu ocakta gerekli eğitimi aldıktan sonra yeniçeri olurlardı. Yeniçeriler kapıkulu askerlerinin en etkin olanıydı. Yardımcı bir kuvvet olan Cebeciler, ordu için gerekli silahları hazırlayan ve savaş sırasında lojistik destek sağlayan bir birimdi. Humbaracılar havan topları ve seyyar gülleler yaparlardı.

Osmanlı Devleti'nin eyalet kuvvetlerinin en önemlisi tımarlı sipahilerdi. Osmanlı Devleti'nin en önemli askerî kuvveti olan ve imparatorluk haline gelmesinde başlıca rolü oynayan topraklı veya tımarlı süvari teşkilâtı, daha önceki Türk-İslâm devletlerinde de kurulmuş olup, Osmanlılar bunu daha da geliştirmişler, dirlik sahipleri kendilerine bırakılmış olan toprak mukabili devletin muhafazasını üzerlerine almışlardır. Osmanlı Beyliği gelişip denizden kıyı sahibi olduğu zaman, komşu Türk beyliklerinden Karesi Beyliği gemilerinden faydalanmıştır. Nitekim Rumeli'ye bu beyliğin gemileriyle geçmiştir. Bununla birlikte Osmanlıların ilk zamanlarda küçük de olsa Karamürsel, Edincik ve İzmit'te tersane kurdukları tespit edilmektedir. Gelibolu'nun alınmasından sonra ise (1390) burada bir tersane kurarak denizcilik yolunda ilk adım atılmıştı. Fatih döneminde güçlü bir donanma yapıldı. Osmanlı donanması, Kanuni döneminde, Akdeniz'de en büyük deniz gücü haline geldi. Devlet, güçlü donanması sayesinde Akdeniz ve Karadeniz egemenliğini uzun süre elinde tuttu. Tersane-i Amire, dönemin koşullarına göre hayli gelişmiş bir yapıdaydı. Donanma komutanına Kaptan-ı Derya, askerlerine ise Levent denirdi


Sakarya Universitesi
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
pusat

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat