Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Tarih ve İnkılap Tarihi
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com
Tarih ve İnkılap Tarihi Tarih Bilgileri Paylaşımlarınız Bu Forumdan

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 07-04-08, 11:41   #1 (permalink)
Hey Mama !
 
Giriş Tarihi: 03-03-2007
Yer: ыгыгкдгл
Mesajlar: 23,028
Blog Mesajları: 110
Rep Puanı: 30038590
Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11Triblanka Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 300632
Varsayılan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin Yöntemi [Fırlama Tim]


ULUSAL KURTULUŞ MÜCADELESİ'NİN YÖNTEMİ M. Kemal Paşa zor bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a ayak bastı.Nutuk'da o gün ülkenin durumunu şöyle belirtiyor;

"Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaş'ta (Birinci Dünya Savaşı) yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename (Ateşkes Antlaşması) imzalanmış, Büyük savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Genel Savaş'a sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın isteklerine uyulmuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta.. İtilâf Devletleri, Ateşkes Antlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbulda. Adana iline Fransızlar, Urfa, Maraş, Anteb'e İngilizler girmişler. Antalya ile Konya'da İtalyan birlikleri, Merzifon'la Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve memurları ve özel adamları çalışmakta... 15 Mayıs 1919'da İtilaf Devletleri'nin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor..."

Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalandığını gören azınlılar da çeşitli dernekler kurmuşlardı. Bunun yanı sıra Kürt Teali Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti ve İngiliz Muhipler Cemiyeti gibi zararlı cemiyetler de etkiliydiler. Ülke bir yandan işgal edilirken diğer yandan da parçalanarak paylaşılmak isteniyordu. Atatürk bu durumu şöyle açıklıyordu: "Felaketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardan etkilenebilme güçlerine göre kurtuluş çaresi saydıkları yollara baş vuruyorlar. Ordu, adı var, kendi yok durumda. Komutanlar ve subaylar, Genel Savaşın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekte yürekleri kan ağlıyor, gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumun kıyısında kafaları, çıkar yol, kurtuluş yolu aramakta.." ".. Ulus ve ordu, Padişah ve Halifenin hayınlığından haberli olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal. Ulus ve ordu kurtuluş yolu düşünürken, bu atadan gelen alışkanlık dolayısıyla kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil... Bu inançla bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline hemen dinsiz, vatansız, hayın, istenmez olur."

"... Kurtuluş yolu ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntusu,hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren İtilaf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.
Bu anlayışta olan yalnız halk değildi. Özellikle seçkin denilen insanlar bile böyle düşünüyorlardı."

Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktığı tarihte Anadolu'nun durumu perişandı. Uzun savaş yıllarının yarattığı felaketler yüzünden Anadolu'da devlet otoritesi kalmamıştı. Hükümet Anadolu'yu unutmuştu. Bölgesel yönetimler beceriksiz, bütün örgütler yıkılmış, particilik kavgaları en küçük kasabaya bile yayılmıştı. Halk ile yöneticiler arasındaki ilgi kaybolmuş, sivil idare acz içinde, ekonomik hayat yıkılmış ve kağıt paraya kimsenin güveni kalmamıştı. Ekonomik hayatla birlikte sosyal çöküntü başlamıştı. Erkeklerini kaybeden ailelerin durumları daha da kötü durumdaydı. Açlık, sefalet her geçen gün artıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonuna doğru artan asker kaçağı ve bunların yaptığı soygun ve saldırı olayları yüzünden mal, can ve ırz güvenligi azalmıştı. Noksan jandarma kadroları ile güvenlik sağlamak olanaksızdı. Yine savaş sırasında Rus işgali dolayısıyla içerilere göç çok olmuştu. Yunan işgali üzerine de Batı Anadolu'dan içerilere göç başlamıştı. Bütün bunlar açlık ve sefaleti arttırmıştı. Samsun yöresinde, bütün bunlara ilaveten Rum çetecilerinin korkusundan, Türkler de çeteler kurmuşlardı. Öyleki, 1919'da Anadolu'da gezmek tehlikeleri göze almakla yapılabiliyordu.

Bu olanaksızlıkların yanısıra, ülkenin bütünüyle kurtulabileceğine inanan hiç kimse yoktu. Tam bağımsız yeni bir Türk devletinin ancak topyekün bir savaşla kurulabileceğine inanan tek kişi M. Kemal idi. M. Kemal Paşa dışında kurtuluş arayanlar, İtilaf Devletleri'ne karşı düşmanlık etmeden ve Padişah-Halife'ye canla başla bağlı kalmak şartıyla kurtuluş düşünüyorlardı. Oysa, kurtuluşun başarılabilmesi için bu iki gücün de yenilmesi gerekiyordu. İtilaf Devletleri'nin alt edilmesiyle "Ulusal Bağımsızlık", Padişah-Halife'nin alt edilmesiyle de "Ulusal Egemenlik" kazanılacaktı. Ulusu bu inanç etrafında toplamak ve yeni bir savaşa hazırlamak gerekiyordu.

Bütün bu çaresizlikleri görenler, topyekün bir savaşı düşünmedikleri için, türlü kurtuluş düşüncesi ortaya çıkmıştı. Bu durumu Atatürk şöyle açıklıyordu:
"Birincisi : İngiltere'nin koruyuculuğunu istemek.
İkincisi : Amerika'nın güdümünü istemek. Bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devleti'nin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir. Osmanlı ülkesinin çeşitli devletler arasında paylaşılmasından ise, bu ülkeyi bütün olarak bir devletin kanadı altında bulundurmayı yeğleyenlerdir.

Üçüncü karar bölgesi kurtuluş yolları ile ilgilidir. Örneğin: Bazı bölgeler, kendilerinin Osmanlı Devleti'nden koparılacağı görüşünde ondan ayrılmamak yollarına başvuruluyor. Bazı bölgelerde Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılacağına, Osmanlı ülkesinin paylaşılacağına olup bitti gözüyle bakarak kendi başlarını kurtarmaya çalışıyorlar." Bütün bu karar ve kurtuluş çarelerini yerinde bulmayan M. Kemal Paşa kendi kararını şöyle açıklıyordu:

"...bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti.Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmışh. Son olarak bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, Padişah, Halife, hükümet, bunların hepsi kavramı kalmamış bir takım anlamsız sözlerdi. Neyin ve kimin dokunulmazlıgı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu? O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi? Baylar bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, kayıtsız, şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur. Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi: Temel ilke, Türk Ulusu'nun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve müreffeh (gönençli) olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka birşey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
ÖYLEYSE YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM."

İşte yeni Türk Devleti'nin kuruluşunu hazırlayan Türk İstiklal Savaşı'nın parolası bu idi. Ancak bu yeni düşüncenin ulusa kabul ettirilmesi ve bunun sağlanabilmesi için de "Osmanlı Hükümeti'ne, Osmanlı Padişahı'na ve Müslümanların Halifesine başkaldırmak ve bütün ulusu ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu." "Ulusal savaşın, ulusal bağımsızlık amacına ulaştıkça ulusal egemenliğe dönüşmesi kaçınılmaz bir tarihi akış idi. Bu kaçınılmaz tarihi akış, gelenekten gelen alışkanlığ ile, hemen sezinleyen Padişah soyu ilk andan başlayarak Ulusal Savaş'ın amansız bir düşmanı oldu." Bütün bu gerçekleri gören M. Kemal Paşa, düşüncelerini Türk Ulusu'nun vicdanında ve geleceğinde sezdiği büyük gelişme yeteneğini bir ulusal sır gibi vicdanında taşıyarak ve aşama aşama sırası geldikçe uygulayarak başarıya doğru yürümekteydi.

Ulusal bağımsızlık ve egemenlik savaşının kazanılması öncelikle ulusal birliğin sağlanması ile mümkündü. Bunun için de yeni Türk Devleti'nin, ulus iradesine dayanan bir güç olarak Anadolu'da tanınması ve otoriteyi ele geçirmesi gerekiyordu. Bu amaçla, M. Kemal Paşa Samsun'a gelir gelmez ilk iş olarak, askeri, sivil yönetimi bir merkezde toplamak için çalışmaya başladı. Bu siyasi örgütlenme yeni Türk Devleti'nin kuruluş başlangıcını oluşturuyordu. Türk İstiklal Savaşı'nda herşeyden önce liderin irade ve düşüncesinin çok büyük yeri vardır. Bu bakımdan M. Kemal Paşa'nın elinde ne ordu, ne silah, cephane ve para, ne de siyasi anlamda örgütlenmiş ve bilinçlenmiş bir ulus vardı. Fakat O'nu bu yola götüren "Türk Ulusu'nun asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek manevi bir kuvvet vardı." dediği başarı inancı idi.

M. Kemal Paşa'nın Samsun'a varmasından bir süre önce İngilizler Samsun ve Merzifon'a yeni kuvvetler çıkarmışlardı. Bu bakımdan buraları güvenli değildi. M. Kemal Paşa Samsun'a çıktıktan hemen sonra, yöredeki durumu inceleyip, İngilizlerle görüştükten sonra, 20 Mayıs'ta Sadarete yolladığı telgrafla:

"İzmir'in Yunan askeri tarafından işgali olayı, yakından temasta bulunduğum ulusu ve orduyu ve tarif edilemeyecek derecede içten yaralamıştır. Ne ulus ve ne ordu, varlığına karşı yapılan bu haksız tecavüzü sindirmeyecek ve kabul etmeyecektir..." diyerek, ulus ve ordunun hükümetçe önlem alınacağı ve haklarının korunacağı umuduyla şimdilik sükunetlerini koruduklarını ve yine Samsun'dan 21-23 Mayıs'ta Ali Fuat ve Kazım Karabekir Paşalar'a çektigi telgrafla, Anadolu'ya geldiğini ve amacını biraz kapalı olarak belirtti.· Samsun yöresindeki bütün asayişsizliğin Rum çetelerince yapıldığını ve İngilizlerin buralara haksız yere asker çıkartmış olduğunu belirten 22 Mayıs tarihli telgrafı ile de Hükümet'in bu durum karşısında önlem almasını istedi.

Azınlıkta olan Rumlar'ın, Rusya'dan Rum göçmenleri getirttikleriııi yörede çeteler kurarak soygun, öldürme, tecavüz olaylarına başladığını buna karşı, Türk halkının, Rum çetelerinden korunmak için çeteler kurduğunu, hatta Trabzon bölgesinden para ile Laz çeteleri getirttiklerini ve böylece canlarını ve mallarını koruyabileceklerini, Rumlar'ın Samsun bölgesindeki emellerinden vazgeçmeleri ile sükunetin sağlanacağını belirten M. Kemal Paşa, "Türklüğün yabancı idaresine tahammülü" ve Yunanlıların Osmanlı memleketlerinin hiç bir yerinde hakimiyet hakları olmadığını, bu sebeple İzmir'in işgaline razı olunamayacanı İngilizler'e söylediğini bildirdi. İzmir'in işgali ve Rumlar'ın, ülkenin çeşitli yerlerindeki taşkınlıkları ve Samsun yöresinde Rum Pontus Devleti kurmak için giriştikleri çabalar karşısında Osmanlı Hükümeti'nin çaresiz, hatta işgalleri kolaylaştırıcı tutumu, M. Kemal Paşa'nın ulus ve orduyu bu durumdan haberdar etmek, ulus ve memleketin kurtuluşu için yeni bir örgütlenme gereğine inandırmıştı. Ancak Samsun'da kalması güvenlik yönünden sakıncalı idi. Düşüncelerini uygulamak için daha içerilere geçmeye karar vererek 25 Mayıs'ta Havza'ya geldi.

Havza'da halkla doğrudan temasa geçen M.Kemal Paşa halka,ülkenin içinde bulunduğu durumu, Padişah ve Hükümet'in tutumunu, İtilaf Devletleri'nin Türk Ulusu'na köleliği layık gördüklerini, Rum ve Ermeni çetelerinin yarattığı tehlikeyi ve İngilizler'in Samsun'da olduklarını ulus ve orduyu örgütlemek ve isyan ettirmek yolunda ilk adımı da atmış oluyordu. Bir yandan ulusal bilinçlenme ve ulusal birlik için çalışırken, diğer yandan bunun sağlanması için de siyasi, askeri örgütlenmeye başladı. Bu amaçla Samsun'da iken Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşalar ile yazışmıştı. Havza'ya geldikten sonra ordu ile temasını daha da sıklaştırdı. Yalnızca Anadolu'daki değil, Trakya'daki ordu birlikleri ile de temasını yoğunlaştıran M. Kemal Paşa, orduyu bir komuta altında toplamak ve düşman işgallerine karşı konması gereğine komutanları inandırmaya çalıştı. Edirne'de bulunan Cafer Tayyar Paşa'ya yolladığı telgrafta bu amacını şu sözleriyle "Bağımsızlığa ulaşıncaya kadar, bütün ulusla birlikte, özveriyle çalışacağıma kutsal inançlarım adına and içtim. Ben artık Anadolu'dan hiçbir yere gidemem." diyerek açıkça belirtti. Yine aynı telgrafla (18 Haziran) Trakya'nın direnme gücünü arttırmak amacıyla "Anadolu halkı baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün bu kararlar, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu'daki ulusal örgütler ile ve bucaklara dek genişledi. İngiliz koruyuculuğu altında bir bağımsız Kürdistan kurulması ile ilgili propaganda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler ve Türkler birleştirildi. " sözleriyle de henüz kurulmamış olan bu askeri ve mülki birleşmenin yeni bir otoriteye doğru gelişmekte olduğunu belirtti.

"Ulusal Mücadele" için ordunun kazanılması ve bir komuta altında birleştirilmesine çalışan M. Kemal Paşa Havza'ya geldikten sonra, halkı da Ulusal Mücadele düşüncesi etrafında birleştirme hareketine başlamıştı. İngilizler tarafından Diyarbakır'daki birliklerden toplanarak Samsun'a getirilmekte olan binlerce tüfek mekanizmasına Havza'da el koydurttu. Diğer yerlerdeki ordu birliklerince aynı işlemlerin yapılmasını sağladı. "Erzurum'da Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuki Cemiyeti"nin ilerleyen kongre hazırlıklarını da yakından izliyordu. 28 Mayıs'ta Komutan, valiler ve ulusal kuruluşlara gönderdiği yazıda ülkenin içinde bulunduğu durumu anlattıktan sonra, mitingler ve protesto gösterileri düzenlemelerini ve ulusal hakların savunulmasını istedi. Bu yazıdan sonra yurdun birçok yerinde miting ve protestolar çoğaldı.

M. Kemal Paşa'nın bir yandan orduyu bir yandan da ulusu örgütlemesi, Ulusal Direnişe çağırması, İngilizler ve İstanbul Hükümeti'nce kısa zamanda duyuldu. O'nun Anadolu'daki çalışmalarından endişelenen İşgal Kuvvetleri Karadeniz Ordusu Başkomuta'nı General Milne, Harbiye Nezareti'ne yazdığı yazı ile, Mustafa Kemal Paşa ile emrindeki subayların vilayetlerde dolaşmaları halk efkârını incittiği gibi, askerlik yönünden de, "Mustafa Kemal ile emrindekilerinin çalışmalarına lüzum görülmediğinden derhal İstanbul'a çağrılmaları..."nı istedi. Harbiye Nezareti'ne yapılan baskılardan sonra, Harbiye Nezareti 8 Haziran'da Kemal Paşa'yı geri çağırdı. Ancak O'nun geri dönmeye hiç niyeti yoktu. Bu sırada Anadolu ya geçmiş bulunan Rauf Bey'i Havza'ya çağıran M. Kemal Paşa 12 Haziran'a kadar Havza'daki çalışmalarını.sürdürdü. İngilizler'in Merzifon'da bulunması sebebiyle karargahını Amasya'ya taşımaya karar veren M. Kemal Paşa 13 Haziran'da da Amasya'ya geldi. Böylece Havza'ya çağırmış bulunduğu askadaşları ile Amasya'da buluşacaktı. Bu arada İstanbul Hükümeti'nde Mehmet Ali Bey İçişleri Bakanlığı'ndan ayrıldı ve yerine Ali Kemal Bey geçti. Yeni Bakan teslimiyetçi politikasını Anadolu'daki bu ulusal uyanış ve örgütlenmeyi dagıtacak bir biçimde uygulamaya başladı. 17 Haziran'da Anadolu'ya yolladığı emirle, işgallere direnilmemesini, ulusal ordu kurulmamasını istiyor, bu hareketlerin asayişi bozduğunu, soygun ve işgallerin nedeninin bu ulusal hareketler olduğunu ileri sürüyor, "bu gafletle, safdillikle ve vatanperverlik düşüncesine dalanları nasihatlarla ikaz ediniz, olmazsa zorla yola yatırınız." diyordu. Diğer yandan Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü de "Müdafaa-i Hukuk" ve "Redd-i İlhak" Dernekleri'nin verdikleri telgrafların kabul edilmemesini bildirdi. Bunun üzerine M. Kemal Paşa 20 Haziran'da İller'e ve Kolordular'a çektiği telgraflarla, " telgrafçıların bu emre uymayacağına inandığını, uyan hainler bulunursa Divan-ı Harbe verilerek cezalandırılmalarını " bildirdi.
Triblanka çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
triblanka

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 15:50
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Forums Directory eXTReMe Tracker Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477