Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 15-11-07, 19:48   #1
кємαl ÖzTü®K...

Varsayılan Türk İslam Şehirleri Üzerine Bir İnceleme-Prof.Dr.Seyfettin Erşahin


Dilimizde büyük yerleşim yeri için kullanılan en eski kelimelerden biri, belki de en kadimi balık(ğ) idi. Beşbalık, Ordubalık gibi. Daha sonra Sogdça'dan kent kelimesini aldık. Semerkand, Beykent, Özkent gibi. İslam Medeniyeti dairesine girdikten sonra da şehir kelimesini kullanmaya başladık. Şehir kelimesi Pehlevîce(eski Farsça) olup hâkimiyet, devlet anlamlarına gelmektedir.


Türklerin uzun süre göçebe yaşamalarının şüphesiz siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel gerekçeleri vardı. Göktürk veziri Tonyukuk Türk milletinin geleceğinin ve kaderinin tartışıldığı bir toplantıda bu hususa şöyle işaret etmiştir: “Biz Çinlilerin yüzde biri kadarız. Şehir kurup oturursak orada düşman bizi yok eder. Hâlbuki eski hayatımızı devam ettirirsek zayıf olunca çekilir güçlü olunca ilerleriz.” Bununla beraber Türkler şehir kültürüne de uzak değillerdi; yaylak ve kışlaklarında oturma mekânları vardı.

Dine dayalı büyük medeniyetler, içlerine aldıkları çeşitli milletlerin kültürlerini az çok müşterek bir hüviyete kavuştururlar. Mensubu bulunduğumuz İslam Medeniyeti bunun en karakteristik örneklerinden biridir. İslam, şehirde doğmuş bir dindir. Hz. Peygamber, Mekke’den Yesrib’e hicret edince Yesrib’in adını Medine olarak değiştirmiştir. Zira Medine, “şehir” demektir, aynı kökten türeyen medenî kelimesi biz müslümanların temel kimliğini ifade eder. Yüce dinimiz İslam bir medeniyet dinidir.

Şehre indirilmiş bir din olan İslam, ibadetlerinin çoğunun da yerleşik hayat süren cemaat tarafından ifasını öngörmüştür. Bu özellik müslüman beldelerinde başlangıçtan itibaren şehirlerin doğmasını sağlamış, şehir kültürü de “medeniyet”i doğurmuştur. Bu bağlamda Türkler de bir “Medine Medeniyeti” olan İslam Medeniyeti dairesine girince, yerleşik hayata geçişi hızlandırarak yeni şehirlerini kurmuşlardır.



Türk-İslam Şehrinin Genel Özellikleri

Türk-İslam kültüründe dünyayı imar etmek/ güzelleştirmek bir vecibedir. Zira Allah, insanı dünyayı imar etmekle vazifelendirmiştir. İnsanın yeryüzünün halifesi olmasının anlam ve amacı da budur. Kurulan şehirler, bu inanç ve düşüncenin bir tezahürü idi.

Türk-İslam şehirlerine baktığımızda şu temel niteliklerle karşılaşırız:

1. Şehirde hâkim siyasî irade görünür durumda değildir. Bu yönüyle Türk-İslam şehrinde beşerî/dünyevî iradenin/iktidarın tahakkümünden bahsedilemez. Şehrin hâkimi ilâhî irade/uhrevîlik mabeddir.

2. Türk-İslam şehri insanların bireysel hür iradesi ile oluşmuş bir güzelliktir. Bu şehirde binaları merkezî planlama ile zorla sıraya koymak yoktur. Herkes kendi düşünce ve duygu dünyasına uygun bir şekilde evini inşâ ederek çokluk içinde birlik, birlik içinde çokluk esasını gerçekleştirir. Türk-İslam şehri bu yönüyle adem-i merkeziyetçidir. Yani mahalleler kendi içinde bağımsızdır. Avrupa’da ise bunun tersine modernleşme ile birlikte merkezi planlı, geniş caddeli şehirler oluşturulmuş ve mahremiyete darbe vurulmuştur. İnsanların özel hayat alanları daralmış, kendisini gerçekleştirme imkânları azaltılmıştır. Bu haliyle büyük oranda keyfiyetleri kaybolmuş kemiyetler haline gelmişlerdir.

3. Türk-İslam şehri, insanı, İslam inancı çerçevesinde eşref-i mahlûkat kabul eder. Bu çerçevede onun bu yüceliklere ulaşmak adına kendisini, çevresini ve dünyayı güzelleştirme görevini ifa etmelerine imkân verecek genişliği sağlar.

4. Türk-İslam şehri mabud-mabed-insan merkezlidir. Türk-İslam şehirlerine baktığımızda, ilk gözümüze çarpan şehrin merkezindeki camidir. Denebilir ki, bütün Müslüman-Türk şehirleri camilerin etrafında teşekkül etmiştir. Ana yollar, merkez/ulu camiye çıktığı gibi, yönetim birimleri, pazarlar vs. de burada toplanmıştır. Bu yönüyle Türk-İslam şehri, insanın saadet-i dareyni tahsilini kolaylaştıracak unsurlarla donatılmıştır.

5. Türk-İslam şehri, devletin/iktidarın bekâsını ifade eder. Bir yönüyle insanlara ait binalar faniliği, devlete ait binalar da bekayı simgeler. Türk şehri bu cihetten Hüve’l-Baki’nin tezahürüdür. Bu şehirde herkes mütevekkil, memnun, herkes birbirinden razıdır. Burası, nizam, huzur ve sükûnun mekânıdır.

6. Türk-İslam şehri nehir, dere veya göl kenarlarına suyun bulunduğu yerlere kurulmuştur. Zira su hayatın kaynağıdır; susuz hayat düşünülemez. Ayrıca Türkler, suyu estetik bir unsur olarak da algılamışlardır. Bu bağlamda Türk şehrinde köprüler çok önemlidir. Mostar ve Drina gibi. Suyun bulunduğu mekânlar kişinin bedenî ihtiyaçları yanında ruhî ihtiyaçlarının tatminine de elverişlidir.

7. Türk-İslam şehri sun’ullah/tabiat ile uyumludur. Asla tabiata savaş açmaz, tabiatla barışıktır. Mesela soğuk yerde kurulan Türk-İslam şehrinde büyük pencere veya cam ağırlıklı bina yapılmamıştır. Denize kıyısı olan şehirlerde, sokaklar denize dik olarak düzenlenmiştir ki denizden gelen serin rüzgâr kesilmeden şehre doğru işlesin. Yine şehirlerde bitkilerle, canlılarla iç içe olacak bir çevre düzenlemesi yapılmıştır. Bu noktada peyzaj mimarlığı oldukça gelişmiştir.

8. Türk-İslam şehri, herkesin manzarasına saygılıdır. Herkes tabiatı doya doya seyretsin, ufku geniş ve derin olsun diye meyilli araziye dağ yamaçlarına kurulmuştur.

9. Türk şehri mütevazıdır. Sınıfsız Türk toplumu buralarda kendince bir hayat sürer. Dinî binaların dışında yüksek bina yoktur.

10. Türk-İslam şehrinde dinî, içtimaî ve iktisadî hayatı düzenleyen külliye bulunur. Bu külliye; cami, medrese, imaret, aşevi, kütüphane, hamam, çeşme, sebil, çarşı, bedesten, bimarhâne/ hastaneden oluşur.

11. Türk-İslam şehri “galaksi” diye tabir edilmektedir. Hem birbirinden bağımsız, hem de birbirlerine kültürel, içtimaî ve iktisadî bakımdan bağımlı mahallelerden oluşan bir metropol yapısı vardır. Bu Osmanlı tecrübesi, bugün dünyada Almanya, Amerika ve Japonya’da uygulanmaya çalışılmaktadır.

12. Türk-İslam şehirlerinin bir kısmı tekke ve türbe merkezlidir. Balkanlara giden Kolonizatör Türk dervişlerinin çabaları ile kurulan yerleşim yerleri, bunların tipik örneklerindendir. Bir mutasavvıfın faaliyet merkezi olan tekke ve sonrasında medfun olduğu türbe, zamanla müritleri tarafından yerleşim yerine çevrilerek şehirleştirilmiştir. Bugün Türk dünyasının hemen her yerinde şehir merkezlerinde bunları görmek mümkündür.

13. Türk-İslam şehri, tarih ve kültür kaynağıdır. Bu yönüyle mazisini arayanların başvuracakları temel bir kaynak, dinler, ırklar ve gelenekler arasında insanlığın bugüne kadar kurduğu en sağlam köprüdür. Şehre yerleşen her kültürden insan grubu buraya bir yandan kendi özgün kültürünü getirerek şehrin kültürünü zenginleştirirken bir yandan da şehrin ruhunu oluşturan üst kültür içinde eriyerek hemşerilik bilincine ulaşmıştır.

14. Türk-İslam şehri, bir arada yaşama mekânıdır. Din, dil, ırk, renk ayrımı yapmaksızın herkesin insanca yaşayabildiği yerlerdir. Türkistan’dan Anadolu’ya, Akdeniz’den Balkanlar’a yayılan coğrafya üzerindeki farklı kültürlerden de yararlanarak inşa edilen ortak yaşama alanıdır. Antik dönemin şehir topografyasına kayıtsız kalmayan; İslamiyet’in tabiata saygı inancını yücelten; örf, âdet ve gelenekleri kendi varlık şartı olarak kabul edip geleceğe miras bırakan bu hayat alanı, günümüzde kaybettiğimiz pek çok insanî değerin yüzyıllarca koruyuculuğunu yapmıştır. Sıradan insanın dünyası bu şehrin surları içinde olgunlaşmış, İslam felsefesi, edebiyatı ve estetiği bu şehrin mekânlarında dile gelmiştir. Kısacası Osmanlı Türk şehri mazimizin halen yaşayan şahididir.

15. Türk-İslam şehri gelecek nesillere saygılıdır. Bu nedenle bir neslin inşa ettiği binalar müteakip neslin hayatına tahakküm etmesine izin vermez. Bu nedenle kalıcı binalar sadece dînî yapılardır. Firavunvarî yapılara izin verilmez. Her nesil kendi mimari zevkini yaşar.

16. Türk-İslam kentinde “arsa spekülasyonu”na dayanan rant kavgası olmaz. Zira şehrin ticarî merkezlerinin tamamına yakını vakıf emlakidir ve işletmesi vakıflar yoluyla halka aittir.



Türk-İslam Şehrinin Temel Unsurları

Türk şehri, İslam öncesindeki kale, şehristan ve rabad/ribat unsurlarını İslamî dönemde de geliştirerek devam ettirdi. Daha sonra bunlara en önemli unsur olarak Cuma Cami-i eklendi. Bu unsurları Buhara, Semerkand, Merv ve Tirmiz’de görmek mümkündür.

Kale, hakan/han/hükümdar/emirin maiyetiyle yaşadığı yönetim merkezi idi.

Şehristan’da aristokratlar, eşraf ve esasen zanaatla uğraşan kentlileşmiş halk yaşardı. Kentin esasını da burası teşkil ederdi.

Rabad/ribat şehrin dış mahallesi durumundaki yerdi. Buralarda göçebelikten yeni kurtulmuş veya henüz yarı göçebe olup ticaretle uğraşan, pazar kuran insanlar ikamet ederlerdi. Rabad, ticarî hayatın merkezi idi.

Cuma Camii, İslamî dönemde şehre eklenen en önemli unsur Cuma camii ve dinî âbideler oldu. Cuma camii başlangıçta kale içinde iken daha sonra şehristana aktarıldı. Bunun üzerine ticarî hayat da buraya aktı. Çünkü ibadet için gelen halk potansiyel müşteri idi. Caminin etrafında zaman içinde dinî, sosyal, ekonomik nitelikli olarak medrese, türbe, hamam, ribat, han, hankah, kütüphane, zaviye ve imaret kuruldu. Bunlar bazen külliye şeklinde oluşturulurdu.



Türk-İslam Şehirlerinde Alışveriş Merkezleri

Genel itibariyle Türk-İslam şehirlerinde bedesten, vakıf dükkânları, çarşı ve pazar yerleri kurulurdu. Nitekim Osmanlılarda, şehir tarif edilirken “Cuma kılınır, bâzâr kurulur” yerler ifadesi kullanılırdı.

Osmanlı dönemi Türk şehirlerinde ticarî hayatın kalbi durumundaki yapıları ifade eden Bedestenler, ilk tekstil merkezleri olarak da tanımlanabilir. Türkçe’ye bedesten diye yerleşen kelimenin “Bezzazistan” yahut “Bezistan”dan türediği tahmin ediliyor. Osmanlılarda çok sayıda bedesten inşâ edilmiştir. Şehirlerde sadece bir bedesten olurdu. Başkent İstanbul, bu kuralın dışında tutularak, orada biri Galata’da diğerleri şehrin merkezinde olmak üzere üç bedestene izin verilmiştir.

Çarşı ise, iki tarafında dükkânların sıra sıra bulunduğu bir veya birkaç sokağın birleşmesinden meydana gelen ve alışveriş yapılan yerdi. Arasta da bu çeşit çarşıları ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. Bu arastaların bir veya iki sıra dükkânlı olanları bulunduğu gibi bazı arastalar cami veya bir başka hayır binasının genel düzenlemesinin bir parçasını meydana getirirler. Hatta bazen bu hayır binasının alt katını oluşturmak suretiyle doğrudan doğruya onun mimari bünyesinde inşâ edilmiş olurlar. Bedestenler aynı zamanda, bulundukları şehrin emniyet sandığıydı. Şehir halkı, değerli eşyalarının bulunduğu, ağzı mühürlü sandıklarını, kasalarını buraya koyar, karşılığında da makbuz alarak gönül huzuru ile bırakıp giderdi.

Ekonomik ve kültürel gelişmesine paralel olarak pazarlar da ihtisaslaşmış, sûk diye de tabir edilen çarşılar kurulmuştur. Bu çarşılar aynı zamanda şehir halkının refah durumunu, zevklerini, ekonomik ve estetik ilgi alanlarını da göstermektedir. Bunlardan bazıları: Demirciler çarşısı (Sûk’u-Haddâdîn), Dokumacılar çarşısı (Sûku’l-Bezzâzîn), Ayakkabıcılar çarşısı (Sûku’l-Sarrâcîn), İpekçiler çarşısı (Sûku’l-Harrâzîn), Tatlıcılar, Şıracılar çarşısı (Sûku’l-Tahhânîn) Sirkeciler çarşısı (Sûku’l-Hellâlîn), Tahıl ve un çarşısı (Sûku’s-Sevîk), Kâğıtçılar-Kitapçılar çarşısı (Sûku’l-Varrâkîn), Attarlar çarşısı (Sûku’l-Attârîn), Sebze-Meyve çarşısı (Sûku’l-Bekkâlîn), Kasaplar çarşısı (Sûku’l-Cezzârîn), Tavuk-hindi çarşısı (Sûku’d-Decâc), Evcil hayvanlar çarşısı (Sûku’s-Senânîr) Sarraflar çarşısı (Sûku’s-Sarrâfîn).

Bunun yanında çarşıların veya şehirlerin dışında yılın belli aylarında veya günlerinde panayırlar kurulurdu.

Bunlara ilaveten Türk-İslâm şehirlerinde hamam, mezarlık ve türbeler, parklar ve bahçeler, spor ve eğlence alanları mevcuttu. Ayrıca, şehirlerin çoğu güvenlik gerekçesi ile hendek veya surlarla çevrili idi ve belli giriş yerlerine kapılar konurdu.

Mahalle

Türk-İslâm şehirleri küçük yerleşim birimleri olan mahallelere ayrılmıştır. Mahalleler, merkezden çevreye doğru fizikî bakımdan birbirinden müstakil farklı üniteler halinde konumlanmışlardır. Müslüman mahallelerinin özelliklerinden biri kendi içinde yeterli, güvenli, dış saldırı ve tecavüzlere karşı korunmuş mekânlar olmalarıydı. Evler doğrudan sokağa açılmaz, sokağı sınırlayan duvar gerisindeki avluya açılırdı. Bunun temel amacı aile mahremiyetini, özgün ve özgür yaşama alanını korumaktı.

Şehirlerde mahalleler, genellikle ya bir cami ya da bir mescid; medrese ya da sur kapılarına göre isimlendirilirlerdi

Türk Sokak mimarisinin temel esasları şunlardır:

1. Komşuluk hukukuna riayet eder.

2. Estetiğe önem verir, dışarıdan bakanların göz zevkini okşar.

3. Çocuk, oyun alanları ve ev halkının görebileceği yerdedir.

Mahalle kendi içinde bir hayat alanı olduğu için ihtiyaçlar da orada karşılanırdı. Mahallenin vazgeçilmez unsurları cami/mescid, tekke/türbe, kıraathane, bakkal, marangoz, berber ve tamirciler idi.

Mahalle içinde insanlar arası ilişkiler ile evlerini yaparken, yani şehri kurarken de cemaatin muvafakati esas alınır, yani bir odada oturup kâğıdın üzerine çizgiler çizilmezdi. Zira Müslüman Türk, halkın Hakk ifade ettiğini kabul eder.

Türk-İslam Mahallesi dayanışma, fikir alışverişi ve sosyal organizasyonu esas alır. Bu yönüyle işgalciler tarafından hemen dağıtılmıştır. Enver Hoca’nın Arnavutluk’ta Osmanlı mahalle yapısını koruma çabası buna örnek olarak verilebilir.

Herkes komşusu ile beraber yaşayacağının idraki içinde, komşusuna göre evini yerleştirir. Bir kere çevre sorumluluğunun idrakine vararak davranmaya başlayınca, ondan sonra diğer bütün kültürel gelişmeleri başarabiliyor. Bu aslında varlık düşüncesinin bir ürünü idi.

Osmanlı Mahallesi herkesin birbirini tanıdığı âdeta bin kişilik büyük bir aile idi. Herkes birbirinin hakkını korur; dininden, canından, malından, neslinden, aklından ve ırz ve namusundan/neslinden emin olurdu. Bütün meselelerini kendi içinde çözüme kavuştururdu.

Türk-İslam şehrinde ve mahallesinde isimler de önem taşımaktadır:

“Hakikaten bir şehrin semt ve mahalle adları yahut tıpkı bizim gibi muayyen bir zaman içinde yaşamış birtakım insanların anıldıkları isimler midir? Hepsinin mazi dediğimiz o uzak masal ülkesinden toplanmış hususi renkleri, çok hususi aydınlıkları ve geçmiş zamana ait bütün duygularda olduğu gibi çok hasretli lezzetleri vardır. Hepsi, insanı hayat ve zaman üzerinde uzun murakabelere çeker, hepsi zihnin içinde küçük bir yıldız gibi yuvarlanırlar ve hafızanın sularında mucizeli terkiplerinin mimarisini altın akislerle uzatıp kısaltarak çalkalanırlar.” (Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, s. 109-110).



Türk-İslam Evi

Türk-İslam evi Türk hakan çadırı otağın gelişmiş şeklidir. Oda kelimesi otağ’dan gelmektedir. Otağ iki odadan/bölmeden oluşuyordu. Bunların arasında da “hayat” denilen bir mekân ve önde de bunları birleştiren bir yer buluyordu. Sonra ekonomik ve toplumsal gelişme ile birlikte otağ yerden biraz yukarı çıkarıldı. Daha sonra iki odaya, bir veya iki tane daha eklendi. İhtiyaç halinde başka odalar da eklenerek eski otağ, bildiğimiz Türk-İslam evi haline geldi.

Türk-İslam evi, cennet köşklerinden bir köşk olarak tasavvur edildiğinden evde yeşillik ve suya muhakkak yer verilmiştir.

Türk-İslam evinde mahremiyet esastı. Bu yüzden her şeyden önce hayatın geçtiği iç bahçe/avlu bir duvar ile dışarıdan ayrılıyordu. Selamlık odası özel bir yere yerleştiriliyor, bazen girişi bile ayrılıyordu. Harem, mahrem olan selamlık bahçesinden de ayrılabiliyordu. Bahçesiz ev, Türk’ün düşüncesine göre “üryan kişi” gibi idi.

Türk evinde su da önemli idi. İç avluda mutlaka bir havuz, kuyu veya çeşme bulunurdu. Hatta bazı evlerin odalarında da küçük bir havuz veya fıskiyeye rastlanmaktadır. Bunun en bariz örneğini de Bursa Ulu Camii’nde görmekteyiz.

Türk-İslam evi esas itibarıyla tek kattı. İhtiyaç halinde bir veya iki kat daha eklenebilirdi. Özbek gelinlerin nikâh sırasında dedikleri gibi, mertebeli evler Türk’ün hayat tarzına uygun gelmezdi.

Türk evi cumbalı, kanatlı ahşap yapılardır. Pencereler sun’ullahı(Allah Teala’nın yarattıklarını) görebilelim diye alçak yapılmıştır.

Cumbalı evler, ev hanımının sokaktaki çocuğunu görüp murakabe etmesine imkân verir. Cumba, günümüz tek yönlü balkonlarına nazaran çok geniş bir manzara imkânı ve kabiliyetine sahiptir. Cumba aynı zamanda sıcak iklimlerde evi güneşten de korumaktadır.

Güneşten korunmada Osmanlı mahallesinin bir diğer imkânı dar sokak ve yüksek bina uygulamasıdır. Bu durumda güneşin yakıcı etkisi en aza indiriliyor. Aynı zamanda odanın ve binanın tavanları yüksek tutularak, katlar ve odalar arasında hava akımı sağlanıyor.

Bedesten, kapalı çarşı, arasta bunların hepsi merkezi bir başka bölge olan rabad (ribat) da idi. Daha sonra şehristana taşındı. Ticaret merkezlerinin tamamına yakını vakıf malı olduğu için arsa rantı yoktur.

Çarşıda, aynı cins malların aynı yerlerde satılması esasına dayanan bir branşlaşma mevcuttu.



Mezarlıklar

Türk-İslam şehri insanı Allah ve tabiat ile buluşturur. Fenâdan bekâya geçişi ifade eder. Dünyevî ve uhrevî hayat iç içedir. Bu yüzden mahallelerde hazireler ve mezarlıklar bulunurdu. Bu yapı, insana bir adımda dünyadan ahirete geçiverme duygusunu verirdi. Yahya Kemal bu olguyu şöyle dile getirir:

Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada, / O kadar komşu ki dünyaya duvar yok arada,

Geçer insan bir adım atsa birinden birine / Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.

Müslüman-Türk insanına göre ölüm, yok olmak değil, Hakk’a yürümek, dünyayı değiştirmek, şeb-i arus’tur. Yunus’un deyimiyle “Ölen tendir, canlar ölesi değil” Yahya Kemal’e göre de “ölüm asude bir bahar ülkesidir.” Bu duygu ve düşüncelere sahip Türk insanı, mezarları mahalle ararında kişi ve toplum hayatının aksamadan yürüdüğü canlı bölgelerle iç içe tutar. Bu manzara insanlara, Allah’a kul olarak yaşadıkları sürece dünya değiştirmenin korkulacak bir şey olmadığını; günahkârlara da yaptıklarının bir gün mutlaka hesabının sorulacağını hatırlatır. Mezarlıklardan göğe yükselen serviler ruhun Allah’a kavuştuğunu simgeler.

Türk şehrindeki mezarlığı ve ölüm ile hayatın iç içeliğini, “bugün ölecekmiş gibi ahiret için, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışma” anlatışının bir tezahürünü Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle dile getirmektedir:

“Şark için ölümün sırrına sahiptir derler. Fakat Şark milletleri içinde dahi ona bizim kadar hususi bir çehre veren, her türlü laubalilikten sakınmakla beraber, onu ehlileştiren başka bir millet pek yoktur. Ve bunu ne kadar basit unsurlarla yaparız: Sade mimarili bir türbe çok defa tahtadan, sırasına göre oymalı ve zarif, bazen de düz ve basit sanduka, birkaç işlenmiş örtü veya düz ve yeşil çuha, bir kavuk bir tuğ… İşte cedlerimize ebedî hayatı tecessüm ettirmeye yeten malzeme bundan ibarettir. Bu kadar fakir unsurlarla hazırlanan abidede ferdi hayatı hatırlatan tek çizgi, isimden ibarettir.” (A. Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, s. 122-123)



Sonuç

Türk şehri, mahallesi ve evi Prof. Dr. Turgut Cansever’in tesbiti ile:

Standartlar yanında farklılaşma,

Merkezin ürettiği bilgi ve katılım,

Abidevîlik ve küçük ölçü,

Mükemmellik ve üzerine ek alabilme,

Stoik bir yapısallık yanında tabiat ile beraberlik,

Kalıcı olmakla birlikte değişen şartlara uyabilirlik özellikleri ile 21. yüzyıl insanlığının sorunlarına çözüm getirebilme imkânı ve tecrübesine sahiptir.

Türk-İslam şehri A. Hamdi Tanpınar’ın tavsifi ile:

“Türk-İslam şehri her yerde kendi ritmi, kendi hususi zevki ile vardır, her adımda önümüze çıkar. Kâh bir türbe, bir cami, bir han, bir mezar taşı, burada eski bir çınar, ötede bir çeşme olur ve geçmiş zamanı hayal ettiren manzara ve isimle, üstünde sallanan ve bütün çizgilerine bir hasret sindiren geçmiş zamanlardan kalma aydınlığıyla sizi yakalar. Sohbetinize ve işinizin arasına girer, hülyalarınıza istikamet verir.” (Beş Şehir, Ankara 1960, s. 109)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat