Forum TR
ForumTR Video Sitesi Yayında. Yavaş Video Sitelerinden Sıkıldıysanız Bir Deneyin. Üyelerimiz Sadece 2 haftada Onbinlerce Video Yükledi...
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Tarih ve İnkılap Tarihi
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com
Tarih ve İnkılap Tarihi Tarih Bilgileri Paylaşımlarınız Bu Forumdan

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 28-05-07, 17:07   #1 (permalink)
I’m gonna Love you till the heaven stop the rain
 
Giriş Tarihi: 05-04-2007
Yer: izмiя/кαяşıуαкα
Yaş: 25
Mesajlar: 6,491
Rep Puanı: 17333760
gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 173418
Arrow Sanat Tarihinin Gerekliliği




Sanat Tarihinin Gerekliliği

Eski eserlerin araştırılması konusunu işleyen bilim dalları, arkeoloji ile sanat tarihidir. Bunlar geçmiş kültürlerin, taşınabilir veya taşınamaz maddî varlıklarını araştıran ve değerlendiren bilim dalları olup, tarih bilimine de yardımcı dallardır. Arkeoloji, Batıda oldukça geç ilgi uyandırmış bir daldır. Ancak, 18.yy. içlerinde arkeoloji bilim dalının esaslarının kurulmasına başlanmış ve çalışma metotlarının uygulanmasına girişilmiştir. Buna karşılık sanat tarihi daha da geç doğmuş olan bir bilim dalıdır. Önceleri, bu iki bilim dalı birbirinden tamamen ayrı olarak düşünülür ve uygulamaları yapılırdı. Halbuki, yakın tarihteki gelişmeler şunu göstermiştir ki sanat tarihi ve arkeoloji birbirine girift iki bilim dalıdır. Eski eserlerle uğraşan arkeolog, ilk çağ öncesinden itibaren insanların bıraktıkları taşınabilir veya taşınamaz kalıntıları bulup ortaya çıkarmakla görevlidir. Bu yoldaki çalışmaların nasıl yapılacağının metodu vardır ve arkasından da üzerinde araştırma yapılan eserlerin değerlendirmesine geçilir. Genellikle, arkeoloğun eserleri bulup ortaya çıkarması, eğer bunlar taşınabilir eserler ise bir müzeye koymaları ve bir de tarihi ve estetik varlıkları üzerinde bir değerlendirme yapmaları yeterli görülür. Sanat tarihçisi, ise yine eski medeniyetlerden kalmış taşınabilir veya taşınamaz hatıraları doğrudan doğruya değerlendirip, tarih ve kültür tarihi içindeki yerlerine yerleştirmekle uğraşır. Bu iki bilim dalı, 18. yydan sonra ortaya çıktıklarında, bu genel prensipler içinde gelişmişlerdir. Fakat 20.yyın ortalarından itibaren artık anlaşılmıştır ki her iki bilim dalının çalışma sistemlerinde değişiklik yapılması ve bir arkeoloğun sanat tarihi metodlarını uygulamasını bilmesi, aynı şekilde bir sanat tarihçisinin de bir arkeolog gibi onun metotlarını uygulayabilmesi gereklidir.

Bugün artık arkeolog, bulduğu veyahut karşılaştığı eserleri sanat tarihi bakımından değerlendirerek, tarih içindeki yerine yerleştirerek; sanat tarihçisi de yalnız ortada olan bir eski eseri değerlendirmek için çalışmakla kalmayıp, gerektiğinde bir arkeolog gibi kazı yaparak araştırmaları gerçekleştirmektedir. Nitekim, yabancı arkeologların kazısıyla geçmiş yıllarda sadece bazı parçaları toprak üstünde olan, ünlü Didyma Mabedi bütünüyle meydana çıkarıldıktan sonra, sanat tarihi bakımından incelenerek, mimarisi ile benzerleri içindeki yerine oturtulmuştur. Aynı şekilde, Antalya�nın Doğu�sundaki, Side antik şehrinin kalıntıları arkeoloji metodlarına göre kazılıp ortaya çıkarılmış ve buluntular sanat tarihine göre değerlendirilmiştir. Tamamen bir sanat tarihi araştırması olan Selçuklular dönemine ait Kubat Abat Sarayı ise sanat tarihçileri açısından bir arkeolog gibi çalışmak suretiyle ortaya çıkarılmıştır. Aynı husus, İznik'te Osmanlı dönemi çini fırınlarının bulunmasında çalışan sanat tarihçileri için de söylenebilir. Son yıllarda Edirne'de 1877-78 Türk-Rus Savaşı sırasında tamamen yok olan sarayın, toprak yığını halindeki kalıntıları da, Osmanlı sanatına ışık tutmak üzere, arkeoloji metodlarıyla ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu bir kaç örnek, arkeoloji ve sanat tarihi bilimlerinin aralarındaki bağlantıyı açık olarak gösterir.

Bu dallardaki araştırmaların gayesi ve geçerliliği nereden kaynaklanır? Bu sorunun cevabı sadece turizm değildir. Eski eserler bulunur, meydana çıkarılır, değerlendirilir ve turist de bunları görür geçer. Ancak, eski eserlerin tespiti ve incelenmesi, başka bakımlardan geçerliliğini korumaktadır. İstanbul�da son yarım yüzyıl içinde bazı kâgir büyük binalar yapılırken, toprağın derinliklerinde ortaya çıkarılan dikine çakılmış ağaç kazıklar daha Roma döneminde toprağın sağlamlığına güvenilmediğine ve orada yapılacak binanın temeline oturtulmadan önce, bu kazıkların çakıldığını ortaya koymuştur. Böylece, Antik Çağ''a ait arkeolojik bir buluntu, günümüzün mimarına bir uyarıda ve onun projesini nasıl hesaplaması gerektiğine eski bir kalıntıyla uyarıda bulunmaktadır. Bir süre önce Toros Dağları�nın Akdeniz�e bakan yamaçlarında 14 yıl boyunca yaptığımız toprak üstü araştırmalarda, bu dağlık bölgede kaya içine oyulmuş muntazam bir biçime sahip havuzların çokluğu dikkatimizi çekmiştir. Bu havuzların yanlarında, yine aynı kayadan yontulma yuvarlak bir çukur vardı. Bu çukurdaki ürünün suyu ise dikdörtgen şeklindeki bir sarnıca akıtılıyordu. Dağlarda sayıları yüzleri geçen bu sarnıçların, zeytinyağı presleri olduğunu keşfettik ve bu dağlarda rastlanan yabanileşmiş zeytin ağaçları bir zamanlar buralarda zeytinlikler olduğunu ve buralarda yaşayan insanların bu zeytinleri işleyerek faydalandıklarını gösteriyordu. Halbuki aynı bölgenin dağlarında rastladıklarımız ve kıl çadırlarında yaşayan göçerler ellerinde geçimlerini sağlayacak verimli bir şey olmadığından şikayet ediyorlardı. Bu ıssız tepelerde, yamaçlarda sık sık rastlanan eski yerleşim yerleri kalıntıları, bu zeytinyağı preslerini yapan ve kullanan insanların evlere ve oldukça heybetli kiliselere sahip olduklarını gösteriyordu. Yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, burada valilik yapmış bir kişi, hayatını anlattığı bir kitapta, dağlardaki gezintisi sırasında rastladığı yabanî zeytin ağaçlarını aşılamak suretiyle buraya canlılık vermeyi düşündüğünü yazmıştır. Kısacası, şu birkaç örnek arkeoloji ve sanat tarihinin verilerinin bugünün teknolojisine ve sosyal ekonomisine yardımcı olabilecek değerlere sahip bulunduklarını gösterir. Çok yıl önce, İstanbul Teknik Üniversitesi�nde İstanbul'un Haliç'i hususunda bir sempozyum düzenlenmişti. Bir çok teknik konunun ele alındığı bu konuşmaların başında ben de bir sanat tarihçisi olarak, Haliç'in geçmişine dair bir bildiri sunmuş ve bu konuşmada Haliç'in tarih içinde iki yakasının nasıl değerlendirildiğini bir takım slaytlar yardımı ile ortaya koymaya çalışmıştım. Konuşmam bittiğinde, beni destekleyerek o güne kadar hiç tanımadığım ve tamamen teknik bir dalda uzman bir mühendis profesör söz alarak, bir konunun tekniği araştırırken tarih içindeki evveliyatını aydınlığa çıkarmanın gerekliliğini vurgulamıştı.

Bazılarının ileri sürdükleri gibi tarih nasıl masal gibi okunacak bir bilim değilse, onun yardımcısı olan arkeoloji ve sanat tarihi de geçmişin izlerini ve kalıntılarını eşeleyip meydana çıkaran ve bunların ne olduklarını meraklılarına anlatmaya çalışan bilim dalları değildir. Bunlar, geçmiş insanların faydalandıkları bir çok hususları günümüzün insanlarına da işaret eden, yol gösteren bilgileri aktarırlar. Bu eserlerin başka bir tarafı da geçmişin güzellik anlayışını göstermesidir. Bu eski eserler estetiğinin anlaşılmasında ve bugün bundan faydalanılmasında rol oynayabilir. Fakat bütün mesele bundan faydalanmasını bilmek gerektiğidir. Eski sanatlarda önemli olan, insan ölçüleriyle dengeli orantılardır. Eski Mısır'ın ünlü piramitleri muazzamdır; fakat güzel değildir. Osmanlı döneminde yapılmış mütevazı bir mahalle çeşmesi basit mimarisi ve zarif bezemeleri ile çok daha gözü okşar. Seyirciyi şaşırtacak ve göz kamaştırıcı olan ayrıntıları karşısında eski yapılardaki sadelik ve ölçülü güzellik, günümüzün eserlerinde de ön plânda gelmelidir. Kuzey Afrika'nın bir merkezinde, uzunluğu 160-170 metreyi geçen bir cami bugün seyirciyi şaşırtabilir. Fakat küçük bir mahalle mescidinin zarif görüntüsüne sahiptir denilemez. Eski bazı ustalar, göz kamaştırmak gayesiyle yapılarının iddialı ayrıntılar ile bezenmesine özen göstermişlerdir. Bağdat'ta Kâzımen Camii'nin altın yaldızlı kubbesi göz kamaştırır. Fakat görüşümüze göre estetik bir başarı sayılamaz. 19. yy. ortalarında Rusların Bulgaristan dağlarında Sıpka geçidinde yaptıkları hatıra kilisesi de yine böyledir. Altın yaldızlı kubbesi, Türklere karşı kazandıkları bir başarının simgesi olmaktan ileri gidememiştir. Şiilerin en önemli dinî merkezlerinden biri olan Kerbela'daki büyük caminin bütün kubbe, tonoz ve kemerleri aynalarla kaplanmıştır. Seyirciyi çok şaşırtan bu özellik, belki ilgi çekicidir. Fakat şurası bir gerçek ki bir güzellikten yoksundur. Türk sanatında İznik çiniciliğinin en parlak dönemi olan 16. yy. da yapılan Süleymaniye Camii'nde, çini sadece kıble duvarında, mihrabın içinde ve etrafında kullanılmıştır. Halbuki o çağda pekâlâ o caminin, değil iç duvarları, kubbesinin içine kadar bütün yüzeyleri çinilerle kaplanabilirdi. Böylece ölçülü estetik duygusu geçmişteki varlığını, geleceğin ustalarına da öğretmelidir. Süleymaniye'de Koca Sinan, mimari çizgilerin hâkimiyetine önem vermiş ve bezemenin onu boğmamasını sağlamıştır. Halbuki yine İstanbul'da aynı mimarın eseri olan fakat yapısı itibarîyle son derece gösterişsiz ve basit Ramazan Efendi Camii'nde iç duvarların bütün yüzeylerinin çinilerle kaplı olduğu dikkati çeker. Mimarî için söylenen bu ölçülü ve orantılı estetik duygusu, diğer sanat dallarında da kendisini belli eder. Klasîk dönemde bir kitap cildinin dış yüzüne asılan altın yaldızlı bir şemse, bu sadelik duygusunun bir işaretidir. Türk sanatı 18. yy. ın ikinci yarısından sonra Batı�dan gelen yeni sanat akımlarının yozlaştırılması ile, bu sadelik ve orantı güzelliklerini ihmal etmiştir. Yurdumuz, tarih öncesi çağdan itibaren, çeşitli medeniyetlerin bıraktıkları taşınabilir ya da taşınamaz çeşitli değişik eserlere sahiptir veya bir vakitler sahip olmuştur; çünkü, bunlardan büyük bir kısmı tahrip edilmiş, çok daha büyük bir kısmı ise batının müze veya özel koleksiyonlarına taşınmıştır. Böylece yurdumuzda hâlen daha, tarih öncesi ve sonrasına ait her dönemin eserlerine rastlanmaktadır. Bunların kalanlarının hiç değilse, korunmalarının ve ilerdeki yüzyıllara geçişlerinin sağlanması beklenir. Fakat bu hususta ümitsizliğe de düşülmektedir. Bu da Türkiye'nin her tarafını bir kanser gibi sarmış olan define arama merakıdır. Bugün en cahil köylüden, en yüksek seviyedeki devlet görevlisine kadar bu hastalığa düşmüş olanlar vardır. Bu yazımız, yurdumuzda bir yara olan definecilik hakkında değildir. Her eski eserde bilhassa bir hazine bulunduğunu sanan günümüz insanlarının nasıl tahripler yaptığını başka bir vesile ile ele alabiliriz. Halbuki, hazine veya define bulma ümidi ile yapılan tahribat önlenirse bu eserler, günümüz gerçeğinde bir defineden daha fazla değer getirebilir. Güney Anadolu'da, Manavgat Çayı'nın çıktığı yerden, kıyıdaki antik Side şehrine, Roma Çağı''nda su akıtan kanalların, dehlizlerin ve kemerlerin içinde bir define olamayacağı açıkça bellidir. Bu su şebekesinin ilmî bakımdan incelenmesi, bir vakit bu bölgede yaşayan insanların sudan nasıl faydalandıklarını gösterir. Arkeolojik bir buluntu bugünün gerçeği ile karşılaştırılarak hâlâ işe yarayabilecek bir projeye ışık tutabilir. Amasra ile Bartın arasında bir dağ yamacına yontulmuş bir yol kalıntısı vardır. Bu yolun kenarında, dağın Karadenize bakan yüzeyinde niş içinde bir imparator tasviri kabartması ile yanında yine aynı kayadan yontulma bir yarım sütun ile üstünde bir kartal kabartması vardır. Son seksen yılda içinde inanılmaz hazineler bulunduğu inancıyla bu kabartma dinamitle iki defa biri çok yakında olmak itibariyle tahribe uğramıştır. Halbuki üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre, Kuş Kayası denilen bu eski eser Roma Çağın''da İmparator Cladius döneminde bulunan Roma garnizonunun komutanı Julianus Aqulea tarafından açılan, dağ yolunun kenarına yapılmış, bir dinlenme yeridir. Bir yol anıtı olan bu tarihi sanat eseri, az rastlanır bir varlık olmasına rağmen, içinden tonlarla define çıkacağı inancıyla dinamitle tahrip edilmekte ve bu anıtın gerçek hüvviyeti bütün uyarı ve yayınlara rağmen günümüz insanlarına öğretilememektedir. Bir anayolun hemen kenarında olan bu anıt, çevresinde yapılacak bir düzenlemeyle ve bir kır kahvesinin kurulmasıyla mükemmel bir mola verme yeri olabilir ve günümüz insanları burada oturduklarında bir panoda yapılacak bir açıklama ile burasının ikibin yıl önce açılmış bir şehirler arası yolunun anıtı olduğunu öğrenebilirlerdi. Tabî bunlar dışında son günlerde bir haber olarak öğrendiğimiz, Konya Ereğlisi dolaylarında İvris Suyunun çıktığı yerde, kayaya Hitit devrinde işlenen kabartmanın nişangâh diye kullanılıp, büyük ölçüde tahrip edilmesi de hazin ve acıklı bir olaydır. İvris Suyu, tarihin her çağında tarım ürünlerine bereket getiren ve ovayı besleyen bir kaynak olduğu için, bir Hitit tanrısı ile bir kralı tasvir eden bu kabartma aynı zamanda ovanın tarım verimini de ortaya koyan tarihî bir belge idi. Bu tarihî gerçeği duymaktan ve anlamaktan yoksun bir takım insanların varlığından dolayı da üzüntü duymamak mümkün değildir. İstanbulda son günlerde medyada bildirilen ve bir televizyon kanalında da gösterilen korkunç bir tahrip örneği de Eminönünde Yeni Caminin Hünkâr Kasrında cereyan etmiştir. Duvarları çok değerli çinilerle kaplı olan ayrıca mimarisi ve sedef ile bağ kaplamalı ahşap kapı kanatları gibi unsurlarıyla başka bir benzeri olmayan bu küçük mekân Türk sanatı tarihindeki benzersiz değeri hesaba katılmaksızın insafsızca tahrip edilmiş ve birilerine satılmak üzere çiniler sökülüp götürülmüştür. Türk kültür tarihine karşı işlenen bu vahşi cinayetin esas başlangıcı ise böyle bir eseri günümüz insanına bütün güzelliği ile göstermekten kaçınıp, bakımsız bir halde bırakan ve âdeta çökmesini bekleyen ilgililerde aramak gerekir. Buraya sahip çıkması gereken makamın yeteri kadar ilgi göstermemesi vahşi cinayetin işlenmesini de kolaylaştırmıştır. Zaten çatısı bile çökmek üzere olan bu kasrın tahribi Türk kültür tarihi bakımından düzeltilmesi imkânsız bir kayıp olacaktır. Halbuki, bu kasır şehrin en merkezî bir yerinde bakımlı ve hatta içi eski zevke göre döşenmiş olarak korunmuş olsa, günümüz insanlarına eski bir yaşantının canlı bir görüntüsünü sağlayabilirdi. Arkeoloji ve sanat tarihi çerçevesine giren eski eserlerin, günümüz gerçeklerine uygunluğu da böylece anlaşılmaktadır. Bütün mesele insanlarımızın bu tür kalıntıları gerçek anlamlarıyla bilmeleri ve tanımalarına dayanır.
alıntı...

gσσ∂ηєѕѕ αηgєℓ çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 19:37
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Forums Directory eXTReMe Tracker Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487