Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 12-01-07, 21:43   #1
JVC

Varsayılan Hukukun Dallari


HUKUKUN DALLARI
Hukuk, sosyal hayatta şahıslar ile şahıslar veya şahıslar ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen maddi müeyyideli kuralların tümüdür.
Hukuk kurallarının bir kısmı, şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri, bir kısmı ise şahısla ile toplum (Devlet) arasındaki ilişkileri düzenlerler.
Bir şahıs ile diğer bir şahıs arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına “özel hukuk”, bir şahıs ile devlet veya bir devlet ile diğer bir devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına da “kamu hukuku” adını vermişlerdir.

A. ÖZEL HUKUKUN DALLARI
Özel hukukun başlıca altı dalı vardır. Bunlar;
1. Medenî Hukuk,
2. Borçlar Hukuku
3. Ticaret Hukuku
4. Devletler Özel Hukuku
5. Medenî Usûl Hukuku
6. İcra ve İflas Hukuku
1. MEDENÎ HUKUK
Medenî hukuk özel hukukun en geniş ve en önemli dalıdır. Medenî hukuk, kişilerin toplum içinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer ifade eden bütün eylem ve davranışlarını, işlem ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Medenî hukukla ilgisi olmayan bir kişiyi düşünmek mümkün değildir. Kişi daha doğduğu anda, hatta doğumundan önce, ana rahmine düşmesiyle medenî hukukun düzenleme alanına girer. Bir kişinin doğumundan ölümüne kadar geçen sürede kurduğu ilişkilerin, yaptığı işlemlerin büyük bir kısmı medenî hukukun kapsamı içinde bulunur. Kişinin doğumu, ana-babasının velayeti altında büyümesi, reşit olması, bir yerde oturması, nişanlanması, evlenmesi, eşiyle ilişkileri, araba, ev sahibi olması, kişinin ölmesi hep medenî hukuk ilişkisidir. Nihayet kişinin medenî hukuk ile bağlantısı öldükten sonra bile bir süre devam eder. Mirasının nasıl ve kimler arasında paylaşılacağı yine medenî hukukun konusuna girer.
Türkiye’de medenî hukuk kuralları önce 1926 tarihli Türk Medenî Kanunu ile düzenlenmişti. Daha sonra bu kanunun yerine 22 Kasım 2001 tarihinde yeri bir Türk Medenî Kanunun kabul edildi.
Yukarıdan anlaşılacağı üzere medenî hukuk oldukça kapsamlıdır. O nedenle medenî hukuk, kendi içinde alt dallara ayrılır. Şöyle:
Kişiler Hukuku :
Hukukta hak ve borç altına girebilen varlıklara “kişi” denir. Kişiler, gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikiye ayrılır. Gerçek kişiler sadece insanlardan ibarettir. Belli bir gayeyi gerçekleştirmek için bir kısım insanların bir araya gelip faaliyetlerini ve bir kısım mallarını bu gayeye tahsis etmeleriyle ortaya çıkan ve kendisini meydana getiren kişilerden ayrı ve bağımsız oldukları kabul edilen varlıklara tüzel kişi denir.
Aile Hukuku:
Aile hukuku kişinin içinde bulunduğu ve aile denen topluluğun üyeleri ile olan ilişkilerini düzenleyen medenî hukukun dalıdır
Miras Hukuku:
Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölümünden sonra, para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının, yani terekesinin kimlere ve nasıl geçeceğini düzenleyen hukuk kurallarından oluşan medenî hukuk dalıdır
Eşya Hukuku:
Eşya hukuku, kişilerin bir eşya üzerindeki hakimiyet ve tasarruflarının nitelik ve türlerini, onların bu hakimiyet dolayısıyla diğer şahıslarla olan ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır.
2. BORÇLAR HUKUKU
Borçlar hukuku medenî hukukun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle birçok eserde borçlar hukuku, medenî hukukun bir dalı olarak kabul edilmektedir. Ancak, borçlar hukukuna ilişkin hükümler, Medenî Kanundan ayrı bir kanunda, Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Bu nedenle biz borçlar hukukunu özel hukukun ayrı bir dalı olarak gösterdik.
Borçlar hukuku, kişiler arasında borç ilişkilerini düzenleyen özel hukukun bölümüdür. Borç ilişkisi, iki taraf arasında mevcut olup, bir şeyin verilmesini, yapılmasını veya yapılmamasını öngören bağ şeklinde tanımlanır. Bu ilişkinin taraflarından birisine alacaklı, diğerine borçlu denir. İşte borçlar hukuku, borç ilişkisinin doğumunu, hükümlerini, türlerini ve sona ermesini inceler.
Borçlar hukuku, kendi içinde genel hükümler ve özel hükümler olmak üzere ikiye ayrılır. Borçlar hukukunun genel hükümler kısmında, borç kavramı, borç ilişkisi, sorumluluk kavramı, borçların doğumu, sözleşme, icap ve kabul, muvazaa, hata, hile, ikrah, gabin, temsil, haksız fiiller, sebepsiz zenginleşme, borçların hükümleri, borcun ifası, borçlunun temerrüdü, müteselsil borçluluk, şarta bağlı borçlar, pey akçesi, cezai şart, alacağın temliki, borcun nakli, borçların sona ermesi, ibra, yenileme, birleşme, kusursuz imkansızlık, takas, zamanaşımı gibi çeşitli, kavram, kurum ve ilişkiler incelenmektedir. Borçlar hukukunu özel hükümler kısmında ise, satım, trampa, bağışlama, kira, ariyet, karz, hizmet,istisna, vekalet, havale, vedia, kefalet sözleşmeleri gibi çeşitli borç ilişkilerinin kuruluşu hüküm ve sonuçları incelenmektedir. Türkiye’de borçlar hukuku 1926 tarihli Borçlar Kanunuyla düzenlenmiştir.
3. TİCARET HUKUKU
Ticaret hukuku, kişilerin “ticari” nitelikteki ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Ticaret hukuku, borçlar hukukuyla çok yakından ilişkilidir. Borçlar hukuku kişilerin ticari nitelikte olmayan borç ilişkilerini düzenlediği halde, ticaret hukuku aynı ilişkilerin “ticari” nitelikte olanlarını düzenler. Ticaret hukuku oldukça hacimli bir hukuk dalıdır. Kendi içinde, ticari işletme hukuku şirketler hukuku, kıymetli evrak hukuku deniz ticareti hukuku ve sigorta hukuku bölümlerine ayrılmaktadır. Türkiye’de ticaret hukuk kuralları 1955 tarihli Türk Ticaret Kanunu belirlenmiştir.
4. DEVLETLER ÖZEL HUKUKU
Çeşitli devletlere bağlı bulunan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerine, hangi devletin kanunun uygulanacağını veya bu ilişkilerle ilgili davların hangi devletin mahkemesinde görüleceğini gösteren hukuk kuralları ile kişilerin veya şeylerin uyrukluğunu düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
Devletler özel hukuku, özel hukuk alanında yabancı unsur taşıyan hukukî ilişki ve ihtilafların çözümünde uygulanacak kurallardır oluşmuş hukuk dalıdır.
5. MEDENÎ USUL HUKUKU
Medenî usul hukuku, adliye mahkemelerinin özel hukuk alanındaki bütün yargısal faaliyetlerini inceler. Diğer bir tanımla, medenî usul hukuku, özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde mahkemelerin izleyecekleri usulleri belirleyen hukuk kurallarından meydana gelir. Türkiye’de medenî usûl hukuk kuralları 1927 tarihli Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu (HUMK ) ile düzenlenmiştir.
6. İCRA VE İFLAS HUKUKU
İcra ve iflas hukuku medenî usul hukukunu tamamlayan bir hukuk dalıdır. Hukuk mahkemelerinin verdiği hükümler, lehine karar verilen kişi tarafından doğrudan doğruya icra edilemez. Yargılama sonucunda haklı çıkan taraf aldığı mahkeme kararını (ilamı) icra dairesine götürerek icra ettirir. İşte böyle bir kararın nasıl yerine getirileceğini icra hukuku düzenler. O halde icra hukuku, özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmekle görevli hukuk mahkemelerinin vermiş oldukları hükümlerin (ilamların) gerektiğinde devlet organları eliyle zorla yerine getirilmesi yöntemlerini ve bu konuda hangi organların yetkili olduğunu gösteren hukuk kurallarından oluşur İcra işleri Türk hukuk düzeninde icra dairelerine bırakılmıştır. İflasta, borçlunun haczi caiz bütün malları satılır ve satış bedelinden borçlunun bütün borçları, alacaklılara ödenir. İşte, iflas hukuku, iflas usulünü düzenleyen hukuk dalıdır.

B. KAMU HUKUKU
Kamu hukuku devletin diğer devletlerle kamu kudretini kullanarak kişilerle ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Bu tür ilişkilerde çok sayıda olup aralarında yakın benzerlik gösterenleri kendi içlerinde değişik gruplara ayırmak mümkündür. Buna uygun olarak kamu hukukuna aşağıdaki dalları mevcuttur.
1.ANAYASA HUKUKU
Anayasa hukuku devletin şeklini, yapısını, organlarını kişileri hak ve özgürlüklerini devlete karşı ödevlerini düzenleyen bir hukuk dalıdır. Türk anayasa hukukunun kaynağı 7 Kasım 1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olup bir başlangıç ve 7 kısım olmak ve toplam 177 asıl ve 16 geçici maddeden oluşmaktadır.
2.İDARİ HUKUKU
Anayasamız devletin örgütlenme biçimiyle ilgili olarak kurallar koymuştur. Ancak bu kurallar genel nitelikte olup devlet içinde idari birimlerin örgütlenmesi ve işleyişiyle ilgili konulara deyinmemektedir. Bu idari hukukun konusudur. İdari hukuku devletin örgütlenmesini devlet içinde idari birimlerin oluşmasını, çalışma biçimlerini birbirleriyle ve kişilerle olan ilişkilerini idarinin işlemlerini ve bunun hukuka uygunluğunun koşullarını düzenleyen kamu hukukuna dair bir maddi hukuk dalıdır.
3. CEZA HUKUKU:
Suç teşkil eden eylemlerle bunların karşılığı olan cezaları tayin eden hukuk dalıdır. Suç karşılığı ceza olan hukuk dışı bir eylemdir. Hangi eylemin bu nitelikte olduğu ve bu eylemin karşılığı (müeyyedesi) olan cezayı kanun tayin eder. Bu husus ceza hukukunun çok eski ve temel bir ilkesi olan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesiyle ifade edilmektedir.
4.DEVLETLER UMUMİ HUKUKU:
Bir devletin diğer devletler ve milletler arası kuruluşlarla olan ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Bu yönüyle devletler umumi hukuku bir dış hukuku olarakta nitelendirmektedir. Zira gerek kamu hukuku gerekse aşağıda ele alacağımız özel hukuk dalına girer. Hukuk alanlarında bir devletin kendi ülkesinde kişilerle ve kişileri birbirleriyle olan ilişkileri (iç hukuk) düzenlendiği halde devletler umumi hukukunda bir devletin kendi ülkesi dışında bir başka devlet yada milletlerarası kuruluşlarla ilişkileri düzenlemektedir. Bu tür ilişkileri de devletler arasında eşitlik söz konusudur. Bu yönüyle kamu hukukunda tarafların eşit olmadığı ölçüsünü devletler umumi hukuku için geçerli olduğunu söylemek güçtür.
5. YARGILAMA HUKUKU:
Sosyal ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceğini hukuk kurallarını ihlal edenleri yaptığının uygulanmasında takip edilecek usulü gösteren hukuk dalıdır. Bu nedenle bu hukuk dalına “usul hukuku” demekte mümkündür. Başkasından alacaklı olan kişinin borcunu nerede hangi mahkemede dava edebileceği bu alacağını nasıl kanıtlaya bileceği suç işleyen bir kişinin nerede nasıl yargılanacağı idareye yaptığı bir başvurusu haksız olarak red edilen kişinin bunu nerede nasıl dava edebileceği gibi konular yargılama hukukunu ilgilendirir.
6.İCRA İFLAS HUKUKU:
İcra iflas hukuku da yargılama hukuku ile yakından ilgili bir hukuk dalıdır. Burada borçlunun borcunu ödememesi halinde alacağın ondan ne şekilde tahsil edeceği gösterilmektedir. Borçlu aleyhine yapılan takip icra takibi olabileceği gibi koşulları mevcut ise iflas yoluyla da takip olabilir. Her iki takibinde nerede nasıl yapılacağı borçlunun böyle bir takip karşısında hangi yasal yollara başvurabileceği alacaklının bu durumda hangi hukuksal olanaklara sahip olduğu yapılan takibe rağmen borçlunun borcunu ödememesi halinde mallarının nasıl haczedip parayı çevrilebileceği gibi konular bu hukuk dalını ilgilendirir.
7.VERGİ HUKUKU:
Devletin vergilendirme yetkisini bunun şeklini kapsamını vergileri tarh ve tahakkukunu tahsilini düzenleyen hukuk dalıdır.

HUKUKUN KAYNAKLARI
Hukuk kurallarının nasıl ve ne suretle meydana geldiklerini, nereden çıktıklarını ifade eden kaynaklara hukuku doğuran kaynaklar veya hukuku yaratan kaynaklar denir. Hukuk kurallarının dışa karşı hangi şekillerde göründüğünü gösteren kaynaklara ise, hukuku bildiren kaynaklar veya mahiyetlerine de uygun düşecek biçimde hukukun şekli kaynakları denilmektedir.
1. HUKUKUN ŞEKLİ KAYNAKLARI
Hukukun şekli kaynakları denildiği zaman karşımıza yazılı kaynaklar, yazısız kaynaklar ve yardımcı kaynaklar olmak üzere başlıca üç kaynak çıkmaktadır.
A. YAZILI KAYNAKLAR
Yazılı hukuk kurallarını içeren kaynaklardır. Bu kaynaklarda yer alan yazılı hukuk kuralları yetkili bir merci tarafından konulmuşlardır. Yetkili bir merci tarafından konulmuş olan ve yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümüne birden "mevzu hukuk" (konulmuş hukuk) veya uygulamadaki deyimiyle mevzuat adı verilmektedir.
Yazılı kaynaklar; kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmeliklerden oluşmaktadır.
1. Kanunlar
Hukukun yazılı kaynaklarının en başında kanunlar gelir. Kanun, Anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından yazılı bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunan genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarından ibarettir.
Meclise kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkilidirler. Bakanlar Kurulunun (hükümetin) hazırlayarak Meclise sunduğu kanun projelerine kanun tasarısı veya kanun layihası denir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, yani milletvekillerinin sundukları projeye ise kanun teklifi denilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul olunan kanunları Cumhurbaşkanı onbeş gün içinde yayımlar. Cumhurbaşkanı yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere gösterdiği gerekçele birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Ancak, Cumhurbaşkanının bütçe kanunlarını geri gönderme yetkisi yoktur. Kanunlar, Başbakanlık tarafından çıkartılmakta olan Resmi Gazetede yayımlanır. Kanunların hangi tarihte yürürlüğe gireceği genellikle kendi metninin sonunda yer alan yürürlük maddesinde belirtilir. Kanun kendi metninde yürürlük tarihini gösterme mis bulunuyorsa, bu takdirde 1322 sayılı Kanun uyarınca, Resmi Gazete ile yayımını izleyen günden itibaren kırkbeş gün sonra yürürlüğe girer.
Kanunlar, kural olarak yürürlüğe girdikten sonraki olaylara uygulanırlar. Başka bir deyimle kural, kanunların geçmişe etkili (makable şamil) olmaması, yani geriye yürümemesidir.
Kanunların genel olması demek, kanunun belli bir kişi veya olayı değil, aynı durumda bulunan bütün kişileri ve aynı nitelikteki bütün olayları kapsaması demektir.
Kanunların sürekli olması ise, kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren kapsamına giren kişi ve olaylara her zaman uygulanması demektir.
Milletlerarası andlaşmalar da nitelikleri itibariyle kanun sayılırlar. Kanunların Anayasaya aykırı hükümler içermemesi gerekir. Buna Anayasanın üstünlüğü ilkesi denir.
Kanunların Anayasaya uygunluğunun denetimi bakımından genellikle biri siyasal denetim diğeri ise yargısal denetim olmak üzere iki denetim türü sözko-nusu olabilir. Siyasal denetim, kanunların Anayasaya uygunluğunun siyasi bir organ, örneğin Meclis tarafından denetlenmesi yoludur. Yargısal denetim ise, bu kontrolün bağımsız bir yargı organı tarafından yapılmasını ifade eder.
2. Kanun Hükmünde Kararnameler
Kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır. Bunlar da tıpkı kanunlar gibi resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girerler. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi, ülkemizde ilk defa 1961 tarihli eski Anayasamızın 64'ncü maddesinde 1971 yılında yapılan bir değişiklikle ortaya çıkmıştır. Osmanlı imparatorluğunda "1876 Kanunu Esasisi" (Anayasası), Vekiller Hey'etine Muvakkat Kanun adıyla kararname çıkartarak geçici hükümler koyma yetkisi tanımıştı; fakat Cumhuriyet döneminde gerek 1924 tarihli Anayasamız (Teşkilatı Esasiye Kanunumuz) gerek 1961 tarihli T.C. Anayasası Bakanlar Kurulu'na böyle bir yetki tanımamışlardır. Yetki veren kanunda (yetki kanununda), çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacı, kapsamı ve ilkeleriyle bu yetkiyi kullanma süresinin ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağının gösterilmesi gerekir.
Ancak, Anayasamızın 91'inci maddesinin ilk fıkrasında, sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, temel haklar, kişi haklan ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmektedir. Kanun hükmünde kararnameler yayımlandıkları gün "Türkiye Büyük Millet Meclisi"ne sunulurlar. Yayımlandıkları gün TBMM'ne sunulmayan kararnameler bu tarihte, TBMM tarafından reddedilen kararnameleri ise, red kararının yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkarlar.
3. Tüzükler
Tüzükler, herhangi bir kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılırlar. Cumhurbaşkanı tarafından imzalanırlar ve kanunlar gibi Resmi Gazete'de yayımlanırlar. Tüzük çıkarma yetkisi Anayasamızca sadece Bakanlar Kuruluna tanınmıştır. Tüzüklerin iptaline ilişkin davalara "Danıştay" bakar. Tüzüklere eskiden Nizamname denilirdi.
4. Yönetmelikler
Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkardıkları yazılı hukuk kurallarıdır. Yönetmeliklerin kanuna aykırı olduğu iddiası adalet mahkemelerinde ileri sürülebileceği gibi, yönetmeliğin iptali için Danıştay'a da başvurulabilir. Yönetmeliklere eskiden Talimatname denilirdi.
B- YAZISIZ KAYNAKLAR ( Örf ve Adet Hukuku)
Örf ve adet hukuku Angto-Ameri/can hukuk sisteminde yazılı hukuktan daha önemli bir hukuk kaynağı olduğu halde, bizim hukuk sistemimizde ancak tali (ikinci derecede) bir hukuk kaynağıdır. Hakim ilk defa yazılı kaynaklara başvurmak zorunda olduğu içindir ki, yazılı kaynaklara asli kaynaklar da denilmektedir. Örf ve adet hukuku, yetkili bir organ tarafından bilerek ve istenerek konulmuş olan kurallar değildir. Bunlar toplumda kendi kendilerine doğarlar. Herhangi bir adetin, bir geleneğin bir örf ve adet hukuku kuralı düzeyine ulaşabilmesi için, birtakım unsurları içermekte olması gerekir.
1. Unsurları
Alelade bir adetin, bir geleneğin örf ve adet hukuku kuralı olabilmesi için üç unsurun birarada bulunması gerekir.
a- Maddi Unsur
Örf ve adet hukukunun maddi unsuru devamlılık veya tekrarlanmadır. O adetin, o geleneğin az çok uzunca bir süreden beri uygulanmakta olması, onun toplumda ilk defa kimin tarafından uygulanmış olduğunun bilinmemesi halinde mevcut sayılacaktır.
b- Manevi Unsur
Örf ve adet hukukunun manevi unsuru genel inanıştır. Toplum vicdanında, bu davranış biçiminde bulunmak zorunluluğu hakkında genel bir inanç yer etmemişse, o adetin bir örf ve adet hukuku kuralı niteliğini kazanması mümkün değildir.
c- Hukuki Unsur
Hukuki unsur maddi yaptırımdır. Uzun zamandan beri tekrarlanmakta olan ve kişilerin kendilerini uymaya mecbur ettikleri adetin aynı zamanda devlet gücüyle de desteklenmiş olması gerekir.
2-Türleri
a- Genel Örf ve Adet Hukuku
Memleketin her yerinde bilinen ve uygulanmakta olan kurallardır. Bu tür örf ve adet hukuku kurallarıfıa örnek olarak ortakçılık ve yarıcılık gösterilebilir. Ortakçılık, inek, koyun, keçi, manda gibi semere (ürün) veren hayvanlarla ilgili bir örf ve adet hukuku kuralıdır. Yarıcılık ise, tarıma elverişli toprakla ilgili bir örf ve adet hukuku kuralıdır.
b- Özel Örf ve Adet Hukuk
Ülkenin belli bir yöresinde veya belli bir meslek grubuna dahil bulunan kimseler arasında bilinen ve uygulanan kurallardır. Belli bir yörede geçerli olan örf ve adet hukuku kurallarına "mahalli örf ve adet hukuku" denilmektedir. Örneğin sadece Ege bölgesinde, özellikle izmir ve dolaylarında çok eskiden beri uygulanmakta olan paftos ve örfü belde bu nitelikteki örf ve adetlerdendir.
Paftos, başkasına ait bir arazide bağ yetiştirme; örfü belde ise, başkasının arsasına bina yaptırma ile ilgilidir. Özel örf ve adet hukuku kurallarının bir kısmı ise, sadece belli bir meslek grubuna dahil bulunan kimseler arasında geçerlidirler. Bunlara örnek olarak ticari örf ve adetler gösterilebilir. Ticari örf ve adetler, ticaret hukukunun tali kaynaklarındandır.
C.YARDIMCI KAYNAKLAR
Yardımcı kaynaklardan biri bilimsel görüşler, diğeri ise yargısal kararlardır.
1. BİLİMSEL GÖRÜŞLER
Bilimsel görüşler, genellikle tartışmalı olan hukuki konularda hukuk bilginlerinin ileri sürmüş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir. Buna doktrin veya öğreti denilmektedir.
2.YARGISAL KARARLAR
Mahkemelerin vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesi ile ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkeleri yansıtırlar, benzer bir sorunun çözümlenmesinde yardımcı bir rol oynarlar. Mahkeme kararlarının, yani yargısal kararların hakimleri bağlayıcı niteliği yoktur. Ancak uygulamada mahkemelerin yargısal kararlara ve özellikle Yargılayın kararlarına büyük ölçüde uymakta oldukları görülmektedir.
Yargılayın daire kararlarının ve hatta genel kurul kararlarının hakimleri bağlayıcı niteliği olmamasına karşılık, "içtihadı birleştirme kararlan"nın bağlayıcı niteliği vardır, içtihadı birleştirme kararları Yargıtayda "İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu" (Büyük Genel Kurul ve Küçük Genel Kurullar) tarafından verilir ve Resmi Gazetede yayımlanır. İçtihadı birleştirme yoluna, Yargılayın iki dairesinin kararları veya bir dairesinin çeşitli tarihlerde verdiği kararlar arasında bir aykırılık bulunduğu yahut yerleşmiş bir içtihadın değiştirilmesine gerek duyulduğu zamanlar başvurulur.

HAKKIN TÜRLERİ
Hakları öncelikle doğdukları hukuk kurallarının mahiyetine göre kamu hakları ve özel haklar olmak üzere iki ana gruba ayırırız.
A. KAMU HAKLARININ TÜRLERİ
Kamu hakları, kişiler ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.
Kamu hakları, Kişisel haklar, sosyal ve ekonomik haklar vve siyasal haklar olarak 3’e ayrılır.
1-Kişisel Haklar
Kişisel hak ve özgürlükler, kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve özgürlüklerdir. Kişi dokunulmazlığı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın özgürlüğü, süreli ve süresiz yayın hakkı, dernek kurma özgürlüğü, toplantı ve yürüyüşü düzenleme hakkı, mülkiyet hakkı gibi hak ve özgürlükleri gösterebiliriz.
2-Sosyal ve Ekonomik Haklar
Sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükler, kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve özgürlüklerdir.
Eğitim ve öğrenim hakkı, çalışma ve sözleşme özgürlüğü, çalışma hakkı, dinlenme hakkı, sendika kurma hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkı, grev hakkı ve lokavt, sağlık hakkı, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı gibi hak ve özgürlükleri gösterebiliriz.
3- Siyasal Haklar
Siyasal haklar herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasal kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır.
Vatadaşlık hakkı, seçme ve halkoylamasına katılma hakkı, seçilme hakkı, kamu hizmetlerine girme (memur olma) hakkı, vatan hizmeti hakkı, dilekçe hakkı gibi hak ve özgürlükler gösterilebilir.
B. ÖZEL HAKLARIN TÜRLERİ
Özel haklar kişiler ile kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından, yani özel hukuktan doğan haklardır.
MAHİYETLERİNE GÖRE
Özel hakları mahiyetlerine göre biri mutlak haklar, diğeri ise nisbi haklar olmak üzere başlıca iki kısma ayırırız.
1- Mutlak Haklar
Mutlak Haklar, sahibine maddi ve maddi olmayan (gayri maddi) bütün mallar ile kişiler üzerinde en geniş yetkileri veren ve sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak haklar ya mallar ya da kişiler üzerinde söz konusu olurlar.
a- Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar
Hukuki anlamda mal, para ile ölçülebilen ve başkalarına devredilebilen şeylerdir. Mallar, biri maddi mallar, diğeri ise maddi olmayan mallar (gayri maddi mallar) olmak üzere iki çeşittir. Örneğin otomobil, tarla, ev, gözlük, saat, kalem gibi maddi bir varlığı olan şeyler maddi birer maldır. Buna karşılık bir sanatçının meydana getirdiği eser, örneğin bir heykel, bir yağlı boya tablo, bir şiir kitabı, bir roman veya bir beste maddi değil, maddi olmayan mallardandır. Bunlar fikir ve zeka ürünü olan mallar, yani eserlerdir.
b- Maddi Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar:
Maddi mallara hukuk dilinde eşya denir. Maddi mallar, yani eşyalar üzerindeki mutlak haklara da "ayni haklar" (eşya üzerindeki hak) adı verilmektedir. Ayni haklar, sahibine tanıdığı yetkilerin kapsamına ve mahiyetine göre mülkiyet hakkı ve sınırlı ayni haklar şeklinde bir ayırıma uğrarlar.
Mülkiyet Hakkı: Ayni haklardan sahibine tam ve geniş yetkiler vereni, mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı, hak sahibine o eşyayı kullanma, ondan yararlanma ve onunla ilgili her türlü maddi ve hukuki tasarrufta bulunma yetkilerini veren tam bir ayni haktır.
Sınırlı Ayni Haklar: Ayni haklardan bazıları, sahiplerine mülkiyet hakkı gibi tam ve geniş yetkiler vermeyip, sınırlı yetkiler tanımaktadır ki bunlara sınırlı ayni haklar diyoruz. Sınırlı ayni haklar, sahiplerine mülkiyet hakkından doğan kullanma, yararlanma, ve tasarrufta bulunma yetkilerinden bir veya ikisini verirler. Sınırlı ayni haklar, hak sahibine tanıdıkları yetkinin mahiyetine göre irtifak hakları, taşınmaz yükü ve rehin hakları olmak üzere başlıca üç gruba ayrılırlar.
İrtifak hakları, başkasına ait bir eşyayı kullanma veya ondan yararlanma yetkisini veren ayni haklardır. İrtifak hakları kendi aralarında ayni irtifaklar, kişisel irtifaklar ve karışık irtifaklar olmak üzere başlıca üç türe ayrılırlar. Ayni irtifak haklarına bir taşınmaz lehine kurulmuş olan "geçit hakkı"nı; kişisel irtifak haklarına intifa hakkı ile "oturma hakkını, karışık irtifak haklarına, yani hem kişisel hem de ayni irtifak şeklinde kurulabilen irtifak haklarına da "üst hakkı'”nı örnek gösterebiliriz.
Taşınmaz Yükü, bir taşınmazın malikinin yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılınmasıdır.
Rehin hakları ise sahibine, alacağını borçlusundan alamadığı takdirde rehin verilmiş olan şeyi sattırarak paraya çevirtmek suretiyle alacağını tahsil etmek yetkisini veren ayni haklardır.
Hakkın konusu olan eşyanın taşınır (menkul) veya taşınmaz (gayrimenkul) olmasına göre rehin, "taşınır rehni ve "taşınmaz rehni" olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki rehin türünün de çeşitli alt türleri vardır. Örneğin taşınmaz rehininin "ipotek", "ipotekli borç senedi" ve "irat senedi" olmak üzere üç türü vardır. Ülkemizde sadece ipotek türü uygulanmaktadır.
c- Maddi Olmayan Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar:
Zeka ve düşünce ürünü olan şeyler yani eserlerdir. Bir şairin şiir kitabı, bir heykeltraşın yarattığı heykel Maddi olmayan mallar üzerinde sahiplerine tanınmış olan mutlak haklara fikri haklar adı verilmektedir. Hikaye, roman, şiir, beste gibi güzel sanatlara ilişkin eserlere fikri eserler, fikri eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haklara da telif hakkı (yazar hakkı) denilmektedir.
Fikri eserlerin yanında "sınai eserler" de vardır. Bir buluş vücuda getiren kimse devletten bununla ilgili bir belge alır ki, bu belgeye patent (ihtira beratı) denir. Bu buluş vücuda getiren kimsenin sahip olduğu bu hakka "buluş hakkı" denir. Maddi olmayan mallar arasına markalar da dahil edilebilir.
d- Kişiler Üzerindeki Mutlak Haklar
Kendi Kişiliği Üzerindeki Mutlak Haklar: Bu haklar, bir kimsenin maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerinde sahip bulunduğu mutlak haklardır ki bunlara kişilik hakları denir.
Başkalarının Kişiliği Üzerindeki Mutlak Haklar
Başkalarının kişiliği üzerindeki mutlak haklara örnek olarak velayet hakkı ile vesayet hakkını gösterebiliriz.
2-NİSBİ HAKLAR
Nisbi haklar, mutlak haklar gibi herkese karşı değil, ancak belli bir kişiye veya belli kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır.
Nisbi haklar, özellikle borç ilişkilerinden doğarlar. İki kimse arasında bir borç ilişkisi, ya hukuki işlemlerden veya haksız fiillerden yahut da sebepsiz zenginleşmeden doğabilir;
Hukuki işlem, hukuk bir sonuç elde etmek üzere irade açıklamasında bulunmaktır. Hukuki işlemler, tarafları bakımından tek taraflı hukuki işlemler ve çok taraflı hukuki işlemler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Tek taraflı hukuki işlemler, örneğin vasiyet vasiyeti yapan kişinin iradesini kanunun aradığı biçimde açıklamasıyla tamamlanmış olur. Aynı şekilde vakıf kurma da tek taraflı bir hukuki işlemdir. Çok taraflı hukuki işlemler ise, birden fazla kimsenin iradelerini açıklamalarıyla meydana gelebilen hukuki işlemlerdir. Bunlara sözleşme (akit, mukavele) adı verilir.
Nisbi haklar, hukuki işlemlerden doğabildiği kadar, hukuk düzeninin izin vermediği zarar verici fiiller demek olan haksız fiillerden (örneğin bir kimsenin otomobilinin camını kırmak veya bir kimsenin malvarlığının başka birinin malvarlığının aleyhine olarak çoğalması (zenginleşmesi) demek olan sebepsiz zenginleşmeden de doğabilir. Öte yandan "aile ilişkilerinden veya "miras ilişkilerinden doğan nisbi haklar da vardır. Nisbi haklar herkese karşı ileri sürülemeyip, sadece belli kişiye karşı, örneğin kira sözleşmesinden kiralayan (mal sahibi) lehine doğan kira bedelini isteme hakkı sadece borçlu kiracıya karşı ileri sürebildiği içindir ki, kiracı kira borcunu ödemezse, kiralayan bu alacağını kiracının babasından veya yakınlarından isteyemez.
KONULARINA GÖRE
Özel haklar konularına, yani korudukları menfaatin maddi veya manevi şuna göre malvarlığı hakları ve kişilik hakları şeklinde bir ayırıma tabi tutulurlar
A- Malvarlığı Hakları
Malvarlığı hakları, kişilerin maddi menfaatlerini koruyan haklardır. Para ile ölçülebilen paraya çevrilebilmesi mümkün olan, başkalarına devredilebilen ve mirasçılara geçen haklardır.
Örnek olarak eşyalar üzerindeki mutlak hakları, yani ayni hakları (ön-1 mülkiyet hakkını), nisbi haklan (örneğin alacak hakkını) ve fikri haklan (örneğe telif hakkını) gösterebiliriz.
B- Kişilik Hakları
Kişilik hakları, kişilerin manevi menfaatlerini koruyan haklardır. Bu hak para ile ölçülemeyen, paraya çevrilemeyen, haklardır. Başkalarına devredilemedikleri gibi, miras yoluyla mirasçılara da geçemezler.
KULLANILMALARINA GÖRE
Özel haklar, kullanılmalarına göre devredilebilen haklar ve devredilemeyen haklar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
A- Devredilebilen Haklar
Özel haklardan bazıları bir hukuki işlemle örneğin satım, bağışlama veya alacağın temliki yoluyla başkalarına devredilebildikleri gibi, hak sahibinin ölümünden sonra miras yoluyla da mirasçılara geçebilirler. Bu ahiyette olar özel haklara devredilebilen haklar adı veririz. Ancak, malvarlığı haklarından bazıları, örneğin sınırlı ayni haklardan olan intifa hakkı ile oturma hakkı ve bir alacak hakkı olan nafaka hakkı bu kuralın dışında kalırlar, yani başkalarına devredilemeyecekleri gibi, miras yoluyla da geçmezler.
B- Devredilemeyen Haklar
Özel haklardan bazıları, örneğin kişilik hakları ile bir kısım malvarlığı hakları başkalarına devredilemedikleri gibi, miras yoluyla da mirasçılara geçmezler Devredilemeyen ve mirasçılara geçmeyen bu haklara kişiye bağlı haklar adı verilmektedir.
Başkalarına devredilemeyen ve miras yoluyla da geçmeyen haklardan bir kısmı ise sahibine çok sıkı surette bağlıdır ki, bunlara da kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar denilmektedir. Bunlara örnek olarak "ergin kılınmayı talep etme hakkı"nı "nişanı bozma hakkı"nı "boşanma davası açma hakkı”nı "soybağının reddi hakkı"nı gösterebiliriz.
AMAÇLARINA GÖRE
Özel haklar amaçlarına göre bir tasnife tabi tutularak yenilik doğuran haklar ve alelade haklar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
A- Yenilik Doğuran Haklar
Yenilik doğuran haklar kural olarak sahibi tarafından tek taraflı bir irade açıklamasıyla kullanılır ve bu açıklamanın karşı tarafa ulaşmasıyla da sonuçlarını doğururlar. Bu haklar istisnai olarak dava yoluyla kullanılırlar. Yenilik doğuran haklar kendi aralarında üçe ayrılırlar.
Kurucu Yenilik Doğuran Haklar: Kurucu yenilik doğuran haklar, sahibi tarafından irade açıklamasıyla kullanılmaları halinde bir hukuki durumun kurulması sonucunu doğururlar. Örneğin bir sözleşme yapmak.
Değiştirici Yenilik Doğuran Haklar: Değiştirici yenilik doğuran haklar, mevcut bir hukuki durumun değiştirilmesi sonucunu sağlayan haklardır. Örneğin satış sözleşmesinde satılan mal ayıplı olduğu takdirde alıcının bu malın ayıpsızı ile değiştirilmesini veya satış bedelinden (semenden) indirim yapılmasını isteme hakkı.
Bozucu Yenilik Doğuran Haklar: Bozucu yenilik doğuran haklar ise,hak sahibi tarafından kullanılmalarıyla mevcut bir hukuki durumu ortadan kaldıran haklardır. Örneğin kira, hizmet ve adi şirket sözleşmelerindeki feshi bildir me (feshi ihbar) hakkı, vekaletten azil veya istifa hakkı.
B- Alelade Haklar
Kullanılmalarıyla yeni bir hukuki durum meydana getirmeyen haklardır. Örneğin velayet hakkı böyle bir haktır. Medeni kanunumuzun ergin (reşit) olmamış çocuklar (küçükler) bakımından sadece ana ve babalara tanımış olduğu velayet hakkının kapsamına çocuğa öğüt vermek, ihtarda bulunmak veya çocuğun mallarını yönetmek, onu temsil etmek hakkı da girer.

HAKKIN KAZANILMASI
Hakkın kazanılması deyimi, bir hakkın bir kişiye bağlanmasını, yani bir hak ile bir kişi arasında bir bağlantı kurulmasını ifade etmektedir. Hakları doğuran başlıca üç olgu vardır ki, bunlar da hukuki olay, hukuki fiil ve hukuki işlemdir.
A- Hukuki olay, hukuk düzeninin kendilerine hukuki sonuçlar bağladığı olaylardır.
Gerek insanın iradesiyle, gerek kendiliğinden meydana gelen olaylardan hukukun kendilerine sonuçlar bağladığı olaylara, hukuki olay adını veririz. Örneğin doğum ve ölüm birer hukuki olaydır; çünkü hukuk düzeni her ikisine de birer sonuç bağlamaktadır. Bir kimsenin ölümüyle kişiliği sona ermekte, fakat aynı zamanda mirasçıları lehine hak doğmaktadır. Keza doğum ile gerçek kişilik başlamakta ve aynı zamanda kişilik hakları da doğmakta ve kazanılmaktadır.
B- Hukuki fiil, insan iradesinin ürünü olan ve kendisine hukuki sonuçlar bağlanan olaylardır.
Bir kimsenin belli bir yerde sürekli kalmak niyetiyle oturması, başkasına ait tahtalardan bir masa yapması birer hukuki fiildir; çünkü hukuk düzeni sürekli kalmak niyetiyle oturmaya, yerleşim yeri kurma; başkasına ait tahtaları kullanarak masa yapmaya (işlemeye), bazı şartlarla bunun üzerinde mülkiyet hakkı kazanma sonuçlarını bağlamaktır. Hukuki fiillerden bazıları hukuka uygun fiiller olduğu halde, bazıları hukuka aykırı fiillerdir. Hukuka aykırı fiiller, hukuk düzeninin uygun bulmadığı fiiller olup, bunlar da haksız fiil ve borca aykırılık olmak üzere ikiye ayrılırlar.
C- Hukuki işlem, bir veya birden fazla kimsenin hukuki bir sonuca yöneltilmiş irade açıklaması demektir.
Hukuki işlemler, irade açıklamasında bulunan tarafın sayısına göre tek taraflı hukuki işlemler ve çok taraflı hukuki işlemler olmak üzere ikiye ayrılır.
Haklar biri aslen, diğeri devren olmak üzere iki yolla kazanılabilir:
1- Aslen Kazanma
Bir hakkın aslen kazanılması demek, bir kimsenin o zamana kadar hiç kimseye ait olmayan bir hakkı kendi fiiliyle elde etmesi demektir. Gerçekten, bir kimse ormanda avladığı tavşan veya denizde yakaladığı balık üzerinde mülkiyet hakkını aslen kazanmış olur. Sahipsiz taşınır mallar üzerinde bu yolla mülkiyet hakkının kazanılmasına sahiplenme denir. Sahipsiz bir taşınmaz üzerinde bu yolla mülkiyet hakkının kazanılması ise işgal olarak isimlendirilir.
2- Devren Kazanma
Bir hakkın devren kazanılması ise, bir kimsenin o hakkı o zamana kadar sahibi bulunan kişiden elde etmesi demektir. Diğer bir deyimle, devren kazanma yolunda bir hak eski sahibinden yeni bir hak sahibinin malvarlığına geçmektedir. Örneğin bir kimsenin dolmakalemini bir başkasına satması veya bağışlaması (hediye etmesi) halinde dolmakalem karşı tarafa teslim edildiği zaman dolmakalem üzerindeki mülkiyet hakkı alıcı, veya bağışlanan tarafından devren kazanılmış olmakta, buna karşılık satıcı veya bağışlayan da o zamana kadar sahibi bulunduğu mülkiyet hakkını kaybetmektedirler.
Devren kazanma yolunda hakkın hangi anda kazanılmış sayılacağı konusu da önemlidir. Taşınmaz dediğimiz, bir yerden başka bir yere taşınamayan eşyalar üzerindeki ayni hakların kazanılma anı, tapu siciline tescil anıdır. Taşınır eşyalar üzerindeki ayni hakların kazanılması, eşyanın teslimi, daha doğru deyimle zilyetliğinin karşı tarafa devredilmesi anında gerçekleşir. Mirasa ilişkin haklar miras bırakanın ölümü anında mirasçılara geçmiş ve onlar tarafından kazanılmış olur.

HAKKIN KAYBEDİLMESİ
Hakkın kaybedilmesi, bir hakkın hak sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması dernektir.
Nasıl ki hakların kazanılmasında hukuki olaylar, hukuki fiiller ve hukuki işlemler söz konusu oluyorsa, hakların kaybedilmesinde de bunların rolü vardır. Örneğin bir hukuki olay olan ölüm dolayısıyla hak sahibinin kişiliğine bağlı haklar ortadan kalkar. Hakkın konusunu oluşturan eşyanın yok olması da eşya üzerindeki hakkı ortadan kaldırır. Bazen kanunda belirtilmiş olan belli bir sürenin hak kullanılmaksızın geçmiş olması da hakkı ortadan kaldırır. Bu süreye hukukta hak düşürücü süre (sukutu hak müddeti) denir; örneğin mirasçılar miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten itibaren üç ay içinde mirası reddetme hakkına sahiptirler. Eğer bir yasal mirasçı bu süre içinde ret hakkını kullanmazsa, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur. Bütün bu örnekler hakların bir hukuki olay dolayısıyla kaybedebileceğini göstermektedir.
Haklar bir hukuki fiil sonucunda da kaybedilebilirler; örneğin bir kimse eskimiş olan ayakkabılarını çöplüğe atarsa veya bakmaktan usandığı kedisini sokağa bırakırsa, onlar üzerindeki mülkiyet hakkını kay betmiş olur. Buna hukuk dilinde terk adı verilir. Bu eşyalar artık sahipsiz eşya haline gelmiş olurlar. Mirasçılardan biri miras bırakanı öldürdüğü takdirde, kanundan ötürü mirasçılık hakkim kaybeder. Buna mirastan yoksunluk denir. Medeni Kanunumuz eşlerden Dirinin zina yapması halinde diğer eşe boşanma davası açma hakkı vermektedir. Fakat dava hakkına sahip bulunan eş, diğerini affederse bu hakkını kaybetmiş olur.
Nihayet hukuki işlemler de hakların kaybedilmesi sonucunu doğururlar ki, uygulamada en çok rastlanılan yol da budur. Örneğin bir kimse maliki bulunduğu otomobilini başkasına satar ve teslim ederse, otomobil üzerindeki mülkiyet hakkını kaybeder, ancak bu hakkı alıcı kazanmış olur.
HAKKIN KORUNMASI
A- Hakkın Korunması Yolları
Modern hukuk sistemlerinde haklar kural olarak devlet eliyle korunmaktadır.
Oysa eski devirlerde hak, bizzat sahibi tarafından korunuyordu; yani hak, kuvvete dayanılarak hak sahibi tarafından bizzat elde ediliyordu. Ancak, bizzat hak alma (bizzat ihkakı hak) denilen bu yol, modern düşüncenin benimseyeceği ve kabul edebileceği bir yol değildir. Modern hukuk sistemleri hakların devlet eliyle korunması ilkesini kabul etmişlerdir. Özel ve kamu hukuku açısından genel kural böyle olmakla birlikte hukuk düzeni istisnai bazı hallerde hak sahibinin hakkını bizzat kendi eliyle korumasına da imkan vermektedir.
B- Hakkın Devlet Eliyle Korunması
Hakkın devlet eliyle korunmasından maksat, hak sahibinin devletin ilgili organlarına başvurarak hakkının tanınmasını istemesidir. Hak sahibi bunu, dava açmak suretiyle yapar.
Dava hakkı, bir kimsenin devletin bağımsız ve tarafsız yargı organlarına, yani mahkemelere başvurarak hakkının elde edilmesini isteme yetkisidir. Bir hak sahibinin, dava hakkı yanında, talep hakkı da vardır. Talep hakkı bir kişinin hakkını elde etmek veya hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere karşısındaki kişiye yönelttiği isteme yetkisidir.
Talep hakkı sözle veya yazılı olarak kullanılır; örneğin satıcı sattığı malın bedelini ödemesi için alıcıya telefon edebileceği gibi, mektup veya noter aracılığıyla göndereceği bir ihtarname (protesto) ile de hakkını talep edebilir.
C- Hakkın Bizzat Sahibi Eliyle Korunması
Hakkın bizzat sahibi eliyle korunması yolu, daha evvelce de belirtmiş olduğumuz gibi, istisnai yoldur. Kural, hakkın devlet eliyle korunmasıdır. Bir kimsenin, hakkını bizzat kendisinin koruması örnek olarak meşru müdafaa, zaruret hali ve kuvvet kullanma (bizzat ihkakı hak) hallerini gösterebiliriz.
1- Meşru müdafaa (haklı savunma): Ceza Kanunumuza göre "gerek kendisinin gerek başkasının nefsine veya ırzına vukubulan taarruzu (saldırıyı) filhal defi (anında defetmek) zarureti ile yapılan müdafaa" meşru müdafaadır.
Meşru müdafaa, bir kimsenin, kendi kişiliğine veya malına ya da başka bir kimsenin kişiliğine veya malına karşı yapılan hukuka aykırı ve halen devam eden bir saldırıyı defetmek için yaptığı ölçülü ve uygun savunmadır.
Zaruret hali (ıztırar hali) kendisini veya başkasını bilerek sebebiyet vermediği zarardan yahut derhal vuku bulacak bir tehlikeden kurtarmak için başka sının mallarına zarar vermektir. Ancak bu kimse verdiği zararı ödemekle yükümlüdür.
Kuvvet kullanma, yani bir kimsenin hakkını bizzat kuvvete başvurarak
koruması, ancak Borçlar Kanunumuzun m.52/lll hükmünde öngörülen şartların mevcudiyeti halinde hukuka aykırı sayılmaz. Medeni Kanunumuzun 981. maddesinde zilyet bütün gasp ve saldırı fiillerini kuvvet kullanmakla defetmek hakkına sahiptir. Kanunun zilyetlere tanıdığı bu hakka savunma hakkı denir.
D- Hakkın Korunmsında İspat Yükü
Modern hukuk sistemlerinde hakların korunması ancak devlet eliyle sağlanır. Bu da bir dava yoluyla gerçekleşir. Davada tafralardan biri davacı, diğeri ise davalıdır. Dava, iddia ve savunma olmak üzere iki kısımdan oluşur. Davacının talebinin özünü iddia oluşturur. Savunma, davalının kendisine karşı ileri sürülmüş olan talebin tamamen veya kısmen doğru olmadığını ileri sürmesi demektir.
Medeni Kanunumuzun 6.maddesinde düzenlenen ilkeye göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Örneğin davacı, açmış olduğu alacak davasında davalıdan kefalet borcu olarak yüz milyon lira alacağı olduğunu iddia ederse, aralarında kefalet sözleşmesi bulunduğunu ispat edecektir. Davalı ileri sürülen iddianın dayandığı olguyu kabul etmez, yani davacı ile aralarında bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını söyler ki, buna inkar denir. Davalı, iddianın dayandığı olguyu inkar etmemekle beraber, bu olgudan iddia edilen hakkın doğmadığını veya halen ortadan kalkmış olduğunu ileri sürebilir ki, buna itiraz denir. Nihayet davalı, iddianın dayandığı olgudan iddia edilen bir hakkın doğmuş olduğunu kabul etmekle beraber, mevcut bir sebepten dolayı davacının bu hakkını dava yoluyla istemeyeceğini ileri sürebilir ki, buna da defi denir. Örneğin davalı, kefalet sözleşmesinden doğan alacağın zamanaşımına uğramış olduğunu söyler.
Medeni Kanunumuzun e.maddesinde konulan ispat yükü ilkesinin istisnaları da vardı ki, bunlardan en önemlisi karinedir.
Karine, bilinen bir durumdan bilinmeyen bir durumun varlığı sonucunu çıkarmaktır. İddiasını kanuni bir karineye dayandıran taraf ispat yükünden kurtulur. Medeni Kanunumuzun kabul etmiş olduğu karinelerden biri de, resmi sicil ve senetlerin doğruluğu hakkındaki karinedir.
Resmi siciller, devlet memurları veya noter gibi resmi makamlar tarafından tutulan sicillerdir. Örneğin kişisel durum sicili (nüfus kütüğü), tapu sicili, ticaret sicili, evlenme sicili ve gemi sicili gibi.
Resmi senet ise, noterler veya yetkili resmi makamlar tarafından düzenlenen yazılı belgelerdir. Örneğin noter tarafından düzenlenen vakıf senedi, tapu memuru tarafından düzenlenen taşınmaz satış senedi veya ipotek senedi gibi.



DAVA ZAMANAŞIMI
Davanın belli bir süre içinde açılması gerekir. Aksi takdirde kanıtlar kaybolabilir ve dolayısıyla, iddianın ispatı zorlaşabilir. Ayrıca üzerinden uzun zaman geçmiş ihtilafları yeniden canlandırmak hukuk politikası açısından doğru değildir.
BK m. 125, genel dava zamanaşımı süresini 10 yıl olarak belirlemiştir: "Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava on senelik müruru zamana (zamanaşımına) tabidir".
Maddenin ifadesinden de anlaşılacağı gibi, bu genel süreden (10 yıllık süre) daha uzun veya daha kısa süreler de söz konusu olabilir. Örneğin ölüme bağlı tasarrufların iptali davası kötü niyetli zilyede karşı 20"yıl içinde açılabilir (MK m.559). Yine BK m. 60/11 \e "göre haksız fiil aynı zamanda ceza kanununa göre suç teşkil ediyorsa ve ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa, o zaman ce/za zamanaşımı süresi uygulanır. Bu örneklerde dava zamanaşımı süresi daha uzundur. Buna karşılık genel süreden (10 yıllık süre) daha kısa zamanaşımı süreleri de söz konusu olabilir. Örneğin kira alacakları 5 yıllık zamanaşımına tabidir (BK m. 126/1). Haksız fiillerde de zamanaşımı süresi l yıldır
Ayrıca özel yasalarda da bazı zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Bu gibi durumlarda özel yasadaki süre öncelikle uygulanacaktır. Örneğin 4491 sayılı Kanun ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun "Mevduata İlişkin Hükümler" başlığını taşıyan 10 maddesinin 4ncü bendinde, "bankalar nezdindeki her türlü mevduat, temanet ve alacaklardan en son talep, işlem veya mudiin herhangi r|ir şekilde yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanlar zamanaşımına tabidir. Zamanaşımına uğrayan mevduat, manet ve alacaklar Fona gelir kaydedilir. Bununla ilgili esas ve usuller Kurulca belirlenir".
Ceza Hukukunda zamanaşımının iki şekli söz konusudur. Dava zamanaşımı ve ceza zamanaşımı. Dava zamanaşımının söz konusu olması durumunda. Devlet belirli bir süre geçince failin cezalandırılabilmesi için dava açmamaktadır. Ceza zamanaşımında ise, fiil sebebiyle mahkûmiyet hükmü verilmiş ve kesinleşmiş olsa dahi. bu mahkûmiyet hükmü belirli bir süre infaz edilmemiş ise. Devlet ile sanık veya hükümlü arasındaki infaz ilişkisi düşmektedir.
Ceza Kanunumuzda cürümler bakımından dava zamanaşımı süreleri dört kademede belirlenmiştir. Süreler, 20 yıl ile 5 yıl arasında değişmektedir. Örneğin ölüm ve müebbet (ömür boyu) ağır hapis cezasını gerektiren cürümlerde dava zamanaşımı süresi 20 yıldır (Hu konularda bkz. Ayhan Önder, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, s. 666 vd.).
Yasama dokunulmazlığını düzenleyen A.Y.m.83'e göre; "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik şifalının sona ermesine bırakılır, üyelik süresince zamanaşımı islemez" (m.83 III).
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-07, 23:18   #2
MISTERFATHER

Varsayılan C: Hukukun Dallari


teşekkürler
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-02-08, 22:41   #3
xD*

Varsayılan C: Hukukun Dallari


Paylaşimin için TeşekkürLer (:
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-02-08, 22:41   #4
xD*

Varsayılan C: Hukukun Dallari


Paylaşimin için TeşekkürLer (:
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-04-08, 18:13   #5
lron_Maiden

Varsayılan C: Hukukun Dallari

teşekkürler eline sağlık
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz


Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat