En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 13-01-07, 15:50   #1
JVC

Varsayılan Osmanlida Denİzcİlİk


Osmanlıda Denizcilik Ve Piyale Paşa

Osmanlı devletinin önemli başarılar elde ettiği pek çok saha var. Her birine teker teker temas etmek demek, bütün bir tarihi, yeniden dillendirmek demek ki, doğrussu bizce pek hoş olur. Ama, haddimizi bilelim de sadece, bu önemli başarılarda çok önemli yer tutan bir sahadan, yani denizcilikten bahsedelim:

Ülkemizin her tarafı denizlerle çevrili, doğal olarak “ Osmanlıda denizcilik gelişmesin olacak iş değil” diyoruz. Evet gelişmiş, Anadolu topraklarına ayak basış, Asyadan gelen atalarımızı denizle çok yakından tanıştırmış. Artık bu gün deniz bize kardeş, hatta Karadeniz gibi bazı bölgelerimizde hava su gibi bir ihtiyaç haline gelmiş. Şimdi geliniz, denizle olan yakınlığımızın geçmişini tarih kitaplarından öğrenelim.

Vaktiyle, Denizcilik Türklerin daha önce hiç bilmediği bir konu olduğundan, Osmanlı Devleti’nde donanmanın gelişmesi diğer müesseselerden daha zor olmuş. Orta Asya’da kurulan Türk devletleri kara devletleri olduğundan, denizcilik bilinmiyordu. Bu devletlerin Basra Körfezi, Hazar Denizi gibi denize ulaştıkları yerlerde ise, karşılarında denizden gelen bir tehlike bulunmadığından denizciliğe lüzum görülmedi. Türkler ancak Anadolu’ya geldikten sonra gerçek manada denizle tanıştılar. Malazgirt’ten hemen sonra Anadolu’nun büyük bir kesimini fetheden Türkler, Anadolu’yu elde tutmak için kuvvetli bir donanmaya sahip olmak gerektiğini hemen farkettiler. Bilhassa Batı Anadolu kıyılarını Bizans, Venedik, Ceneviz ve diğer Latin devletlerinin taarruzlarından korumak için denize açıldılar. Selçuklular ve Beylikler döneminde zaman zaman Adalar denizinin kontrolünü ellerinde tuttular.

Osmanlılar’da denizcilik iki koldan gelişti. Birinci kol, müstakil ve kendi himmetleriyle denize açılan leventlerdi. Karada akıncıların yaptığı hizmeti denizde leventler yapıyordu. Denizciliğin ikinci kolu ise, devletin teşkil ettiği donanma kuvvetleriydi.

Osmanlılar Orhan Gazi devrinde Marmara denizine ulaşır ulaşmaz, bölgedeki şartlar gereği donanma kurdular. Hiç denizcilik tecrübeleri olmadığı halde, küçük gemilerle Marmara’ya açıldılar. Bu donanma, Marmara denizinde faaliyet gösterdi ve Bizanslılar’la muhatap oldu. Akça Koca’nın komutanlarından, bu gün kendi adı ile anılan Karmürsel'de medfun Karamürsel Bey, İzmit Körfezi’nin güney kıyılarını zaptetti ve bu bölgede bir tersane kurarak inşa ettiği hafif ve süratli gemiler ile Bizans donanmasının bu kıyılara yaptığı taarruzları durdurdu. Karamürsel ismi verilen bu teknelerin daha sonra yeni şekilleri yapıldı fakat isim aynı kaldı ve yakın zamana kadar sahil güvenlik teknelerine verilmeye devam etti. Yine bu sıralarda Orhan Gazi’nin bu küçük donanma ile Bizans üzerine başarısız bir seferini görüyoruz.

1354 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa ve komutanlarının Çanakkale Boğazı’nı geçerken ağaç kütüklerini dana derileri ile bağlayarak yaptıkları salları kullandıkları rivayet edilir. Bize hoş gelen bu rivayet Osmanlı tarihçileri arasında kabul görür. Oysa tarihçiler şu notu düşüyorlar: önceki vakalara bakarsak böyle bir rivayete temkinli yaklaşmak gerekir; çünkü, küçük de olsa Osmanlılar’ın elinde gemiler mevcuttu. Eğer Süleyman Paşa gerçekten salları kullanmışsa, bunun sebebi belki de dikkat çekmemek veya süratli bir biçimde karşıya geçmek idi. Süleyman Paşa Gelibolu’yu fethederek Osmanlı donanmasının üssü haline getirdi.

Orhan Gazi devrinin sonlarına doğru Haçlılar, Türklere karşı daha fazla ilerlemelerini engellemek için, çeşitli tedbirler düşünerek uygulamaya koydular. Öncelikle Şark sularında sürekli donanma bulundurma kararı alındı. Gayet muhkem İzmir limanında üslenen bu donanma Anadolu kıyılarındaki halka yıllarca eziyet etti. Diğer bir tedbir, Osmanlı üzerine Haçlı Seferi düzenlenmesiydi. Bütün girişimlere rağmen bu davete sadece Fransa’daki Savua kontu Amadée müspet cevap verdi. Kadırgalarla gelerek Gelibolu’ya saldırdılar. Yeterli donanmaya ve mahir denizcilere sahip olmayan Osmanlılar mukavemet edemeyerek mağlup oldular. Bu suretle elden çıkan Gelibolu 1376’ya kadar Bizans’ın elinde kaldı.


Yıldırım Bayezid’in tahta geçmesiyle beraber Osmanlılar’ın yaptığı hızlı fetih hamleleri donanmaya olan ihtiyacı iyice su yüzüne çıkardı. Bu hızlı fetihler Avrupa’da yankılar uyandırdı ve yeni bir Haçlı Seferi üzerinde görüşmeler başladı.

İşte bu sırada Osmanlı diplomasisi harika bir surette işledi. Bu devletlerin ve milletlerin arasındaki husumetten istifade edilerek, onları kızdıracak hareketlerden kaçınıldı. Gerçekten o yıllarda Avrupa’nın durumu, Osmanlılar’a geni bir diplomatik ve askerî manevra sahası teşkil ediyordu. Papalık’ın gittikçe azalan nüfuzu, Balkanlar’daki Ortodoks milletlerin Katolik Latinler’e karşı düşmanlığı, Venedikliler ile Cenevizliler arasında Doğu Akdeniz hakimiyeti yüzünden patlak veren savaşlar, bu milletlerin Osmanlı’ya karşı ittifaklarını önlemişti. Osmanlılar bu durumdan son derece mahirane manevralarla istifade ettiler ve bazen bir tarafı, bazen diğer tarafı destekleyerek, büyümeyi sürdürdüler.

Öte yandan, Venedikliler ve Cenevizliler, bütün Haçlı seferlerine donanma ile katıldılar. Zor durumda olmalarından dolayı Cenevizliler, Osmanlılar’la, Venediklilerden daha iyi geçindiler. Osmanlılar bu iki yüzlü siyasete karşı mehter takımının adımları gibi iki ileri bir geri hamle yaparak, bu devletlerin elindeki toprakları mükemmel zamanlamalarla fethederken, bir taraftan da denizcilik alanında atılımlarını hızlandırdılar. Meselâ, Osmanlı akıncılarının hızlarını alamayarak fethettiği Kroya ve İşkodra kentleri Yıldırım Bayezid tarafından Venedikliler’e iade edildi. Yine bu yüzden, Haçlılar’ın elinde bulunan Aşağı İzmir kalesine ve şehrine dokunulmadı. Batı Anadolu sahillerinin fethedilmesi sık sık bu sahilleri yağmalayan Haçlı korsanları ile problemlere sebep olunca, Yıldırım Bayezid bir dizi uygulama ile denizcilik alanında hamleleri başlattı. Gelibolu’da kadırgalar için bir liman kazıldı ve bir kule inşa edildi. Bu sırada Saruca Paşa komutasına verilen donanma, adalardaki korsan yataklarını vurdu.

Ankara Savaşı’nı takip eden Fetret devrinden sonra Mehmed Çelebi tek başına tahta oturunca denizci devletlerle dostane münasebetler kurarak diplomatik tedbirlere devam etti. Ankara Savaşı’nın ardından Timur, Haçlılar’ın elindeki Aşağı İzmir kalesini ele geçirmiş ve Aydınoğlu Cüneyd Bey’e vermişti. Kaleyi almak için şehri karadan kuşatan Çelebi Mehmed’e Rodos şövalyeleri de denizden donanma ile yardım etti. Şehri ele geçiren Mehmed Çelebi, Rodoslular’ın önceden yaptırdığı muazzam kaleyi bir gecede yıktırıverdi. Bu durumu gören Rodos şövalyelerinin üstad-ı azamı kalenin yeniden yapılmasına izin verilmediği takdirde ağır donanma ile Osmanlı kıyılarına saldıracaklarını söyleyince Mehmed Çelebi, İzmir yerine Bodrum kalesini şövalyelere vererek bu badireyi atlattı. Bu hareketi ile hem bu fesad yuvası yok edildi hem de Haçlı donanması boğazlardan biraz daha uzaklaştırılmış oldu.

II. Murad zamanında Selanik şehri yüzünden Venedikliler’le ilişkiler tekrar bozuldu. Bizanslılar şehri Venedikliler’e satmış, ancak Ortodoks Selanik halkı Katolik Latinlerin idaresini kabul etmemişti. Öte yandan, II. Murad da bu şehrin Latinler’in elinde olmasına asla razı olmayacağını bildirdi. Avrupa’ya giden yollar üzerinde bulunan bu liman kenti Venedik gibi denizci bir devlete bırakılamazdı. Kısa bir süre sonra II. Murad kenti fethetti. Buna kızan Venedikliler tekrar Gelibolu’ya saldırdı. Limanın bir zincirini kırmalarına rağmen Türkler Venedikliler’i bozguna uğrattılar ve amiral gemisini batırdılar. Bir süre sonra Venedikliler yeni bir donanma ile Çanakkale Boğazı’nın Anadolu istihkamlarını zaptederek muhafızları öldürdüler. Bu olaylardan sonra Venedikliler Eğriboz adasının elden çıkmasından, Osmanlılar ise Venedik donanmasının kıyılara taarruzundan çekinerek anlaşmayı uygun buldular. Donanmanın bu başarısına rağmen II. Murad’ın Varna Savaşı öncesi Anadolu’dan Rumeli’ye Ceneviz gemileriyle geçmesi, Osmanlı donanmasının hâlâ istenilen seviyede olmadığını göstermektedir.

Fatih’e kadar, mühim bir mesele olmasına rağmen donanmaya yeterince önem verilemedi. Kara savaşları, Bizans’ın fitneleri sonucu çıkan şehzade isyanları, Timur yenilgisi ve denizde alınan mağlûbiyetler donanmanın gelişmesini geciktirdi. Düzenli kara ordusunun I. Murad zamanında teşkil edilmesine rağmen, düzenli bir donanma ancak Fatih döneminde oluşturulabildi. Kuruluş devrinde, hattâ Fatih zamanında bile donanmada kara ordusu komutanları ve kara askerleri görev yapıyordu. Devlet, II. Bayezid zamanına kadar denizciliği ve donanmayı kurumlaştıramadı. Bunun sebebini, Türklerin denizci bir millet olmayışına bağlayabiliriz.

Kuruluş devrinin donanma faaliyetlerine bakarsak, bunların genel tarih açısından pek mühim olmadığı görülür. Ancak bu devirde alınan mağlûbiyetlerin yeni kurulan bir devlete ağır darbeler olarak yansıyacağı da bir gerçektir. İlâ-yı Kelimetullah’ı gaye edinen Osmanlılar, hiçbir tecrübeye sahip olmadıkları bu konuda aldıkları mağlûbiyetler ve düştükleri zor durumlardan gerek askerî, gerekse siyasî tedbirlerle sıyrılmış, büyük bir azim, cesaret ve kararlılıkla bu çetin şartların üstesinden gelerek neticede dünyanın en güçlü donanmasına sahip olmuşlardır. O dönemde Osmanlılar’ın yaşadığı bu süreç siyasî ve askerî tarih açısından fikir verici ve ufuk açıcı mahiyete sahiptir.


PİYALE PAŞA VE SEFERLERİ (Bugünkü tarih ise, piyale paşanın cerbe adasını fethi)


Türk tarihi şanlı denizcilerle ve deniz zaferleriyle dolu. Onlardan biri Kaptan-ı Derya Piyale Paşadır. Bütün Osmanlı leventleri gibi, küçük yaşta bahriyeye katılmış ve eşsiz kabiliyet ve disiplini sayesinde, Kaptan'ı Deryâ'lığa kadar yükselmiştir. (1554) Devşirme olarak saraya alınmış ve Enderunda yetişmiştir.

Fransanın osmanlı devletinden yardım istemesi üzerine TURGUT REİS ile birlikte Akdenize açılmış ve İtalyanın güneyindeki REGGİO KALESİNİ, ardından da Fransız donanmasıyla birleşerek Elbe adasını almıştır. Daha sonra Cezayir kıyısındaki Oranı ve TUNUS kıyısındaki BİZERTEYİ ele geçirmiştir.

Akdeniz de o günkü Türk üstünlüğünden ürken Avrupalılar,... İspanya, Papalık, napoli, Cenova, Florensa ve Malta Şövalyeleri,birleşerek büyük bir Haçlı Donanması meydana getirmişler ve .. CERBE adasını basmışlardır...

Müttefik hıristiyan donanmasının CERBE adasını işgali üzerine Piyala paşa 1560 ta yeniden Akdenize açılmış ve Turgut reis ile birlikte, Akdenizi karış karış parsellemişler ve düşmana aman ve zaman vermemişlerdir.

Ardından da 2. Selimini kızı GEVHER sultanla evlenerek saraya damat olmuştur.1565 te Malta seferine çıkmıştır.TURGUT REİSin öldüğü bu seferde Serdar Kızıl Ahmedli Mustafa Paşayla düştüğü anlaşmazlığın da etkisiyle başarısızlığa uğramıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferine çıkmadan önce, Sakız adasının alınmasıyla görevlendirilen Piyala paşa ,1566 da Sakız adasını osmanlı egemenliği altına aldıktan sonra 1568 de 2. selim tarafından üçüncü vezirliğe getirilmiştir.

Piyale Paşa 1573 yılında, 220 parçadan meydana gelen donanmayla, son seferine açıldı. Meşhur denizci Kılıç Ali Paşa da yanındaydı. Bütün Akdenizi mübârek SEHER YELİ gibi dolaştılar... Venedikle sulh yapılması üzerine, Cihanın Payitahtı, Der'seâdet'e döndü... bu sırada hanımının ağabeyi Üçüncü MURAD, tahta geçmişti. Kendisini ikinci Vezirliğe tayin etti. 2 yıl daha yaşasaydı, Vezir'i Âzâm olabilirdi. Fakat 1578 yılının soğuk bir ocak gününde, rûhunu HAK'ka teslim eyledi...

Bugün bile ekseriya denizcilerin namaz kıldığı ve Mimar sinana yaptırdığı , İstanbul Kasımpaşa'daki Piyale Paşa Câmii yanındaki türbesine defnedilmiştir. Eyüb Sultan'da, Sakız adasında ve Kilitbahir'de de birer câmi yaptırmıştır... Oralarda kılınan her namazdan sonra okunan her FATİHA, şüphesiz PİYALE Paşa'nın ve onunla birlikte denizlerde can vermiş bütün şanlı leventlerin rûhuna da ulaşıyor...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat