|
||||
|
|
|||||||
|
|
#21 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yaş: 28
Mesajlar: 17,406
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Aşağılık Duygusu
Cinsel tepkileri zayıflatan veya cinsel isteği öldüren duygusal engellerden biri de aşağılık kompleksidir. Bazı kişiler, çeşitli nedenlerden ötürü, başka insanlara oranla "eksik" ve "yetersiz" olduklarını düşünür. Bu düşünce, sonunda kişinin cinsel gücünü de etkileyebilir. Başlangıçta hiçbir sağlam temeli olmayan bir "ben beceriksizim, yetersizim" düşüncesi, sonuçta kişiyi gerçekten beceriksizleştirebilir. Bazen de kişilerin genel bir aşağılık kompleksine değil, sadece cinsel yeteneklerinin yetersizliğine ilişkin bir duygunun etkisi altında kaldıkları görülür. Çoğu zaman bunun nedeni, kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaşlarından dinlediği, gerçekle ilgisi olmayan mucizevi cinsel başarı öyküleridir. Bir başka delikanlının bir gecede dört kadınla birlikte yattığını ve sekiz defa "yaptığını" işiten deneysiz bir gencin kendisiyle ilgili bir kuşkuya kapılması doğaldır. Oysa çoğu zaman bunlar doğru değildir ve zaten herkesin cinsel tepkilerinin her zaman birbirinin aynı olması da beklenemez. Kadın ve erkek her insanın, başkasıyla kıyaslanamayacak kendine özgü bir cinsel doyum ve başarı düzeyi vardır. Bundan fazlasını beklemek bu düzeyi de düşürebilir. Bir gecede iki kereden daha fazla "yapamadığını" gören bir erkek aşağılık duygusuna kapılabilir ve bu da ertesi gece onun bir kere bile "yapmasını" engelleyebilir. Erkeklerin cinsellikle ilgili aşağılık duyguları çoğu zaman penislerinin büyüklükleri noktasında toplanır. Ergenlik çağındaki erkek çocuklar arasında en sık görülen seks oyunlarından biri, penis büyüklüklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu tür deneyler sonunda bazı kişiler penislerinin diğer erkeklerinkinden küçük olduğu kanısına varabilirler ve cinsel gücün, penis büyüklüğüne bağlı olduğu gibi yanlış bir düşünce de taşıdıkları için, kendilerinin eşlerine zevk verecek kapasitede olmadıklarından endişe edebilirler. Cinsel organ büyüklüğü, bir çok toplumda görülebilen bir saplantıdır. Bugün Selçuk'taki Efes müzesinde bulunan Romalılar dönemine ait Bes Tanrısı Heykeli, bir cinsel ve toplumsal güç simgesi olarak büyük penisin taşıdığı önemi gösterir. Rönesans dönemi Avrupası'nda da Aristokrat Sınıf'tan erkeklerin de, cinsel organlarını büyük göstermek için pantolonlarının içine çeşitli maddeler yerleştirdikleri bilinir. Penis büyüklüğü saplantısı, çeşitli kültürlerde, cinsel faaliyetin başlatıcısı ve aktif öğesi olarak erkeğe verilen önemle ilgilidir. Kadının pasif ve bekleyen bir seks nesnesi, erkeğin ise cinsel hazzın asıl "sahibi" olarak görülmesi, penise de gerçek dışı bir rol yüklemiştir. Oysa organ büyüklüğünün cinsel güçle bir ilişkisi yoktur. Bu, büyük burnu olan erkeklerin büyük penise, büyük ağzı olan kadınların da geniş dölyoluna sahip oldukları iddiasına benzeyen bir hurafedir. Diğer yandan, büyük penisli erkeklerin eşlerine daha çok zevk verecekleri düşüncesi de doğru değildir. Cinsel birleşme sırasında dölyolunun en duyarlı bölümü, ağıza yakın alt kısımlarıdır; penis, büyüklüğü ne olursa olsun, dölyolunun bu kısmına değecek bir uyarıcı görevini yapacaktır. Üstelik, çoğu kadının asıl cinsel duyarlık merkezi; dölyolu değil, klitoristir. Cinsel birleşme sırasında klitoris erkeğin penisine değil, penisin üstünde yeralan tüylü bölgeye değer ve bu bölgenin basıncıyla uyarılır. Eğer bir kadın, sırf bilgisizlikten ötürü, büyük bir penisin kendisine daha çok zevk vereceği düşüncesine saplanmışsa ve bu saplantıdan ötürü küçük penisler kendisine psikolojik bir haz vermiyorsa, sorun organ büyüklüğünden değil, yalnızca bir psikolojik koşullanmadan kaynaklanmaktadır. |
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yaş: 28
Mesajlar: 17,406
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
CİNSEL SORUNLAR VE SAĞLIK
Kadın ve erkeklerdeki iktidarsızlık ve soğukluk gibi cinsel sorunların çok büyük bir bölümü psikolojik kökenlidir ama, fiziksel rahatsızlık ve hastalıkların sonucu olan cinsel yetersizlikler de vardır. Özellikle, gençlikte gözükmeyen ama ilerleyen yaşla birlikte ortaya çıkan şeker hastalığı, kalp, karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarının cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilediği ileri sürülmektedir. Kalp uzmanlarının, kalp hastalarının cinsel yaşamıyla ilgili olarak İngiltere'de yaptıkları bir araştırma şu sonuçları vermiştir: kalp hastalarının yüzde 10'u ağır bir krizden sonra cinsel güçlerini bütünüyle yitirmiş gorünmektedir; yüzde 60'ının cinsel yaşamı düzensizleşmiş ve cinsel birleşmeden aldıkları zevk azalmıştır. Geri kalan yüzde 30'un cinsel etkinliklerinde bir değişme olmamış, krizi geçirdikten bir süre sonra normal cinsel ilişkilerine yeniden başlamışlardır. Görünüşte, enfarktüse benzer kalp hastalıkları cinsel yaşama ağır bir darbe indirmektedir. Ancak, yapılan araştırma, bu hastaların üçte ikisinin geçirdikleri krizin cinsel yaşamlarını ne yönde etkileyeceği konusunda hiçbir hekime danışmadıklarını da ortaya koymuştur. Buradan da anlaşılmaktadır ki, hastaların çoğu bilgisizlikten ve korkudan ötürü, cinsel faaliyetlerini kendi kendilerine kısıtlamıştır. Araştırmayı yürüten kalp uzmanları, böyle bir kısıtlamanın oldukça gereksiz olduğunu, hatta tam tersine hastanın durumunun daha da kötüleşmesine neden olabileceğini belirtmektedir. Dahası, araştırmada, hastanın yaşı da geçirdiği krizin sertliği ile cinsel faaliyet düzeyi arasında anlamlı bir bağ da bulunamamıştır. 43 yaşında ikinci bir enfarktüs geçirmiş bir erkek, kısa bir süre sonra cinsel yaşamına aynı tempoda yeniden başlamış, buna karşılık 46 yaşında ve oldukça hafif bir enfarktüs geçiren bir başka erkek cinsel birleşmeyi kendi kendine yasakladığı için giderek isteği de zayıflamıştır. Sevişme ve cinsel birleşme sırasında insanın kalp atışlarında, soluğunda ve kan dolaşımında büyük bir hızlanma olduğu doğrudur. Daha önce kriz geçirmiş kişilerin sevişme sırasında kendilerini fazlaca zorlamaktan kaçınmaları da yararlı olacaktır. Ama bu kişiler kalplerini aşırı zorlamaksızın da doyurucu bir cinsel deney yaşayabilirler. Öte yandan, çalışırken ve gündelik yaşam içinde kalplerine cinsel birleşmedekinden çok daha fazla bir yük bindiriyor da olabilirler. Enfarktüs krizi geçirmiş 14 kişi üzerinde yapılan incelemeler, bu hastaların bir gün içinde, çeşitli zamanlarda örneğin sıkışık bir trafikte araba kullanırken, işlerinde çetrefil bir sorunla uğraşırken ya da hararetli bir tartışma içindeyken kalplerini çok daha fazla yorduklarını göstermiştir. Alınan elektrokardiyogramlar bunu kanıtlamaktadır. Birçok hekim, kalp hastalarının bir kat merdiven çıkabilecek ya da birkaç dakika hızlı yürüyebilecek durumda oldukları sürece rahatlıkla cinsel ilişkiye de girebileceklerini belirtmektedir. Cinsel birleşme sırasında geçirilen kalp krizleri üzerinde yapılan bir çalışma da oldukça anlamlı bir sonuç koymuştur ortaya: bu krizlerin büyük bir bölümü, evli kişilerin evlilik dışı cinsel ilişkileri sırasında meydana gelmiştir. Bunun bir nedeni, bu tür ilişkiler sırasında alınan ağır alkol ve aşırı yemek ise, bir nedeni de böyle bir ilişkinin kişiye büyük bir kaygı, duygusal gerginlik, hatta korku vermesidir. Başka bir deyişle, krizin asıl nedeni cinsel birleşme değil, bu birleşmenin yakalanma korkusu içinde, sıkıntılı ve gergin bir ruh hali içinde yapılmasıdır. Bunun dışında, bazı damar rahatsızlıklarının ve özellikle şeker hastalığının kişinin cinsel tepkilerini etkilediği bilinmektedir. Ama bu etki, hastalığın ilerleme derecesine göre ve kişiden kişiye değişmektedir. Diğer taraftan bu hastalıkların etkisi, doğru bir yemek rejimi ve yaşam tarzının benimsenmesiyle büyük ölçüde giderilebilmektedir. Bu konuda kişilerin hekime danışmadan kendi yersiz korkuları ve kulaktan dolma bilgileriyle hareket etmeleri yanlış olur. |
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yaş: 28
Mesajlar: 17,406
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
CİNSEL SORUNLAR VE RUH SAĞLIĞI
Ruhsal bakımdan sağlıklı bulunan kimselerde cinsel sorunlar görülebildiği gibi, bu sorunların birtakım psikiyatrik bozukluklar eşliğinde ortaya çıktığı da olur. Sorunların giderilmesi açısından ruhsal sorunlar ile cinsel davranış bozuklukları arasındaki ilişkinin iyi kavranması çok önemlidir. Çünkü benzer psikiyatrik belirtiler gösteren kimselerin birbirinden çok farklı cinsel tutumlar içinde bulundukları gözlenmiştir. Üstelik çeşitli psikiyatrik sorunların tedavi yöntemleri farklıdır. Bu nedenlerden ötürü, cinsel terapi uzmanının aynı zamanda psikiyatrik sorunların tanısı ve tedavisi konularında da beceri sahibi olması önemlidir. Özellikle endişe ile cinsel sorunlar arasındaki ilişkinin doğru saptanması gerekir. Herhangi bir psikiyatrik sorun yüzünden zeten endişe yaşamakta olan ve bunun bir yan etkisi olarak cinsel işlevleri bozulan bir kimsenin durumu cinsel sorunlar yüzünden endişelenen kimsenin durumundan farklıdır. Eşlerden biri psikozda ise; çifte cinsel terapi uygulamak, psikiyatrik sorunun büyüyerek tehlikeli bir hal almasına yol açabilir. Cinsel sorunlara genellikle eşlik eden ruhsal hastalıklar ; ruhsal çöküntüler ve duygusal bozukluklar, nevroz ve kişilik sorunları, şizofrenidir. Ruhsal çöküntü (depresyon) bunların başında gelir. Bu, cinsel işlevlerinde bir aksamadan ötürü tedaviye başvuran kişilerin büyük çoğunluğunda görülen bir durumdur. Ruhsal çöküntü; bireyin libidosunu etkiler ve cinsel isteğini azaltır. Sonuç olarak erotik heyecanlanma güçleşir ve böylece erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda orgazm güçlüğüne yol açmış olur. Özellikle çöküntü içindeki erkeklerde penisin sertleşmesi güçleşir. Hastanın bu durumdayken doğrudan cinsel terapiye alınması olanaksızdır. İlk olarak ilaç ve psikoterapi yoluyla ruhsal çöküntünün giderilmesine çalışılır. Psikanalizci ruhbilimciler ruhsal çöküntüyü "bir sevgi nesnesinin yitirilmesine gösterilen bir çeşit ilkel yas tutma" olarak tanımlar. Öte yandan daha bedensel yönelimli uzmanlar bu sorunu kimyasal bir bakış açısından değerlendirerek bunun kalıtım yoluyla aktarılan ve beyin metabolizmasını ilgilendiren psikosomatik bir durum olduğunu ileri sürmektedir. Tedavide hastalığın hem kimyasal hem de ruhsal belirleyicilerinden yola çıkmanın en iyi sonuç verdiği bilinmektedir. Nevroz türü ruhsal bozuklukların normal davranışlardan farklılığını saptamak güçtür. Çünkü psikoz türünden ruhsal hastalıklardan farklı olarak nevrozlu kimsenin gerçekle bağları kopmamıştır. Oldukça akılcı biçimde davranır, yargı ve fikirleri tuhaf değildir, kişiliğinde herhangi bir çözülme gözlenemez. Bu kimseler, bilinçaltlarından kaynaklanan çelişkiler yüzünden gerçekçi olmayan, yıkıcı birtakım davranışlara yönelir. Saplantı biçiminde düşünceler, sürekli el yıkama, aşırı ölçüde temizlik yapma gibi davranışlar, herhangi bir bedensel nedeni olmayan histerik belirtiler, nevroz durumunun özellikleridir. Kişilik sorunu olan kimseler ise benzer belirtiler göstermeyip, başkaları ile olan ilişkilerinde çarpık, yıkıcı davranışlara yönelirler. Anti-sosyallik, aşırı duygusallık, kuşkuculuk, ani duygusal patlamalar, kişilik sorununun çeşitli görünümleridir. Eskiden çoğu ruhbilimciler cinsel sorunları tümüyle nevroz sınıflandırmasına dahil etmekteydi. Penisi sertleşmeyen erkek, orgazma ulaşamayan kadın, eşcinsel ya da kırbaçlı türden fantazileri olan bir kimse, hem kendi çevresinde hem de psikiyatrist tarafından nevrozlu bir hasta olarak görülürdü. Oysa bu anlayış değişmiştir. Cinsel sorunları olan bazı inszanlarda, bu sorunun kişinin ruhsal derinliklerinde yatan duygusal sorunlarının belirtisi olduğuna rastlandığı gibi, bazı hastaların cinsel sorunlarının herhangi bir nevrozdan ya da kişilik sorunundan kaynaklanmadığı da gözlenmektedir. Hatta öyle nevrozlu hastalar vardır ki son derece normal bir cinsel yaşam sürdürürler. Bununla birlikte, psikanaliz okulunun nevroz açıklamasında kullandığı bilinçaltı kökenli davranışlar, çelişkiler, bastırma gibi terimler bugünkü uygulamada cinsel sorunların tedavisinde büyük ölçüde yararlanılan kavram ve araçlardır. Cinsel birleşmede bulunup boşalma yaşadığı an bedensel bir zarar göreceği inancı ve korkusuyla yaşamakta olan bir erkeğin iktidarsızlık sorunu ancak bu bilinçaltı olgu açığa çıktığında anlaşılabilir. Gerçekte bu bedensel zarar görme kaygısına pek çok cinsel sorunun kökeninde rastlanır. Bu gibi sorunlu kimseler çocuksu korkularını eşlerine de aşılayabilirler. Sevdikleri tarafından denetim altına alınacaklarına ya da terk edilerek büyük acılara maruz kalacaklarına ilişkin bilinçaltı korkular besleyen kimselere cinsel sorunlular arasında oldukça sık rastlanır. Nevrozlu hastalar cinsel coşkulanma durumunda büyük endişe yaşayabilirler. Çoğu kez karşılaştıkları çelişkiyi yenmek için erotik uyarımlardan kaçmak ya da bu uyarımların önüne geçmek için birtakım özürler bulurlar. Bu gibi durumlarda tedavi stratejisi, hastaya erotik bağlam içinde yaşadığı endişeye karşı koyabilmesi için bir takım araçlar kazandırarak bu sırada onun erotik uyarımlara karşı ortaya çıkardığı özürleri yavaş yavaş ortadan kaldırmaktır. Cinsel terapide çiftlerden biri ya da her ikisi koyu bir nevroz içindeyse durum oldukça güçleşir. Çünkü terapi, çiftlerin kendilerini tedaviye ne ölçüde hazır hissettiklerine bağlıdır. Nevroz varlığında hem tedavinin süresi uzayabilir, hem de sonuçtan kesinlikle güvenli olunamaz. Çocuklukta takılmış, ruhsal çöküntülü ve nevrozlu bir erkeğin erken boşalma sorununu tedavi ettirdikten sonra boşalma tepkisi konusunda tam bir denetim kazandığı görülmüştür. Buna benzer biçimde orgazma ulaşamayan bir kadın bu güçlüğü yenerek orgazm yaşayabilir. Fakat yine de eksikliğini hissettiği ruhsal huzuru bulamamış olabilir. Cinsel terapi, söz konusu cinsel çelişkiyi çözüme kavuşturarak hastanın cinsellik karşısında duyduğu endişeye karşı bir savunma geliştirerek sadece cinsel sorunu halledebilir. Çoğu örneklerde görüldüğü gibi hasta, mutlu bir cinsel yaşama kavuşmasına karşın temeldeki nevrozunun sıkıntısını yaşamaya devam eder. Bazen de nevrozlu kimsenin gördüğü cinsel tedavi, söz konusu cinsel sorununun ötesinde bir yarar sağlar. Cinsel sorunu çevreleyen endişeden kurtulmanın yol açtığı rahatlık, hastanın ruhsal bütünlüğü üstünde etki yaparak tam bir iyileşme sonucunu doğurur. Şizofreni tanısı taşıyan kimselerin genellikle cinsel bakımdan sorunlu oldukları sanılır. Oysa cinsel işlevleri tamamıyla yerinde olan pek çok şizofren vardır. Öte yandan şizofreni ile cinsel sorunlar arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Şizofren bir kimsenin cinsel sorunları bedensel cinsel işlevlerden çok, bu kimsenin eşiyle ve dış dünyayla olan ilişkisindeki bozukluktan kaynaklanmaktadır. İnsanların hem ruhsal hem de bedensel sağlığının çok büyük ölçüde cinsel yaşamlarına bağlı olduğu düşüncesi, Sigmund Freud 'un ilk yapıtlarını yayınladığı 19. yüzyıl sonundan beri gittikçe daha çok yandaş bulmaktadır. Freud'a göre, uygarlığın gelişmesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yaşamı sınırlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadır. Ama bu bastırılmış cinsellik ve beraberinde getirdiği sinir ve ruh hastalıkları, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda olduğumuz bedeldir: cinsel yaşam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yaşama olanağına kavuşmaktadır. Bu görüşe, Freud'un kendi çalışma arkadaşlarından karşı çıkanlar olmuştur. "Cinsel Devrim " ve "Bedensel Boşalmanın İşlevi " adlı incelemelerin yazarı Wilhelm Reich , aslında cinsellikle uygarlık arasında bir çatışmanın olmadığını ileri sürmüştür. Reich'a göre, cinselliği bastıran ve sınırlayan, uygarlığın kendisi değil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskıcı toplumları, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastalığın nedenidir. Reich'a göre, insanlar cinsel yaşamlarında özgürleştiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de sağlıklı hale gelecektir. Uzmanların çoğunluğuysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanların cinsel yaşamının sorularla dolu olduğunu belirtmekle yetinmektedir. "İnsanm Cinsel Tepkisi " adlı araştırmanın yazarları Masters ve Johnson, 1970'de yayınlanan ikinci kitapları "İnsanın Cinsel Yetersizliği "nde şöyle demekteler: "Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evli çiftlerin en az yarısı, ya cinsel yaşamlarında dumura uğramışlardır ya da yakın bir gelecekte bu duruma geleceklerdir". Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnızca ABD gibi sanayileşmiş modern toplumlarda değil, şu ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çeşitli toplumlarda ortaya çıkmıştır. İlk ve Ortaçağ hekimlerinin bu sorun üzerinde durduğu ve cinsel rahatsızlıkları gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamıyla cinsel sorunların, daha kesin bir deyişle, iktidarsızlık ve soğukluk gibi sorunların, esas olarak modern zamanlarda yaygınlaştığı söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadın ve erkeklerin normal bir cinsel ilişkide bulunmalarını güçleştiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çoğu zaman çocukluk yaşantılarından ya da çok başarısız bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, aşağılık duygusu, sıkılganlık ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sınırlamaktadır. Kısacası, insanın normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuşkusuz, organ bozuklukları, alkolizm, şeker hastalığı ya da kromozom bozuklukları gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de soğukluk veya iktidarsızlık gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunların en yaygın kaynağı, psikolojik ve toplumsal engellerdir. |
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yaş: 28
Mesajlar: 17,406
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Cinsel sorunlara yaklaşım nasıl olmalıdır?
Cinsel işlev bozuklukların tedavisine yönelik geleneksel yaklaşımlarla, modern seks terapileri arasındaki köprünün temelleri 1970 yılında Masters ve Johnson sayesinde atılmıştır. Master ve Johnson’dan önce cinsel işlev bozukluklarının yalnızca erken çocukluk deneyimlerinden ve özellikle ve anababa-çocuk ilişkilerinden kaynaklandığı düşünülürdü. Bu nedenle bireysel olarak uygulanan ve bilinçdışı çatışmaları içgörü kazandırmaya veya çözmeye yönelik psikanalitik tedaviler en çok tercih edilen yaklaşımlardı. Ancak psikanaliz bile CİB olan bireylere nadiren yararlı olabiliyordu. Bu yaklaşımların gerek fonksiyonel bozukluğu olan kişi, gerekse terapist yönünden zaman alıcı ve pahalı olması, tedavinin sadece sorunlu bireye odaklanması, alınan sonuçların net ve yüz güldürücü olmaması gibi nedenlerle tedavide başarıdan söz etmek güçleşiyordu. Ayrıca 1940’lı yılların sonlarına kadar cinsel sorunlar çok az tartışılmakta idi ve çoğu hekim hastalarına cinsel sorunlarına katlanabilmeleri yönünde destek vermeye çalışıyordu. 1940’lı yılların sonlarında Kinsey ve arkadaşlarının (1948, 1953) çalışmalarında cinsel ilişki ve bu ilişkiden kaynaklanan sorunlara vurgu yapılmış, 1956’da ise Semans erken boşalma tedavisinde özgül bir teknik (dur-başla tekniği) önermiştir. Wolpe’nin (1958) erektil işlev bozukluklarında sistematik duyarsızlaştırma tekniğini kullanması ile davranışsal yöntemler gerçek anlamda cinsel işlev bozukluklarının tedavisine girmiştir. Ardından Lazarus (1963) ve Brady’nin (1966) frijidite, Haslam’ın (1965) vajinismus, Friedman’ın (1968) da ereksiyon bozukluğunun tedavisinde benzer yöntemleri kullanmalarıyla tedavide psikanalitik yaklaşımlardan davranışçı yöntemlere doğru bir kayma olmuştur. Yine, Lobitz ve ark. (1967) vaginismus için dereceli dilatatör, anorgazmi için kendi kendini uyarma gibi özgül teknikleri geliştirmişlerdir. İngiltere’den Friedman’ın (1962) kitabı ise kadınlardaki cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde kısa psikoterapötik yaklaşımlarla davranışçı tekniklerin birlikte kullanılması ve bu yöntemin etkinliği konusunda önemli bilgilerin aktarılmasını sağlamıştır. Bugün cinsel işlev bozuklukları alanında kullanılan modern seks terapi yaklaşımları ile, sözü edilen tüm davranışçı yaklaşımlar arasındaki en önemli farklardan biri tedavinin odaklandığı yer olmuştur. Masters ve Johnson dönemine kadar ister davranışçı ister psikanalitik yönelimli olsun, tüm terapötik yaklaşımlar çifti değil sorunlu bireyi odak almış ve tedavi sadece sorunlu bireye yönelik olarak yapılmıştır (Sungur 1993). Masters ve Johnson’un 1970 yılında yayınladıkları “İnsanın Cinsel Yetersizliği” adlı kitapta yazarlar sorunun kaynağından çok, CİB’nun devam etmesine yol açan etkenlere odaklanarak CİB tedavisine yepyeni bir anlayış getirmişlerdir. Davranışçı yöntemlerin ön plana çıktığı ancak temelde eklektik kabul edilen bu yaklaşımda hedef çiftin cinsel ilişkisinin niteliğini düzelterek cinsel işlevdeki aksamaları ortadan kaldırmak olmuştur. Genel bir çerçeve içinde Masters ve Johnson’un tedavi yaklaşımlarının yapısında şu özellikler göze çarpar (Sungur 1993): -Terapi görüşmeleri haftanın her günü yapılır ve genellikle 3 hafta içinde tamamlanır. -Yalnız CİB olan bireyler değil, eşleri de tedaviye katılır. -Terapist davranışsal bir yaklaşımla genel olarak çiftlerin cinsel aktivitelerini aşamalı olarak yapılandırırken, cinsel işlev bozukluklarının türüne yönelik net ve kolay anlaşılan özgül teknikler de çiftlere öğretilir ve bunlarla ilgili ev ödevleri verilir. -Terapi sırasında terapistin cinsiyeti CİB olan eşin cinsiyetine göre belirlenir. Bu esnada bir ko-terapist ise diğer bir eşle terapileri sürdürür. Sonuçta bir terapist ve bir ko-terapist çifte yönelik ortaklaşa çalışırlar. Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi Masters ve Johnson, yaklaşımlarında tedavinin odağını bireyden çifte ve çiftin ilişkisine yöneltmişlerdir. Tedavi yaklaşımlarında ise işlev bozukluğunun türüne özgü tekniklerin kullanımı ön plana çıkmıştır. Tedavi sonuçları açısından bakıldığında ise Masters ve Johnson’un geleneksel yaklaşımın dışına çıkarak tedavi sonundaki başarı oranları yerine başarısızlık oranlarını belirttikleri görülür. Bu oran tedavi uyguladıkları 500’ü aşkın çiftte % 18.9 olarak belirtilmiştir (Hawton 1985). Bu araştırmacıların seks terapileriyle aldıkları çarpıcı sonuçlar, kullandıkları yöntemlerin soruna yönelik, net, kolay anlaşılabilir olması cinsel alana çeşitli disiplinlerden büyük bir ilginin yönelmesine neden olmuş ve 70’li yıllardan itibaren Cinsel işlev bozuklukları üniteleri dünyanın çeşitli bölgelerinde kurulmaya başlanmıştır.(Catalan ve ark. 1990) Masters ve Johnson’ın çarpıcı tedavi sonuçlarının oluşturduğu yoğun ilgi bu alandaki gelişmeleri hızlandırarak bugünkü ve gelecekteki seks terapi uygulamalarının yolunu açmıştır. Ancak zamanla Masters ve Johnson’ın elde ettiği sonuçlar çeşitli yönlerden eleştirilere de hedef olmuş (Zilbergeld ve Evans,1980), bazı kontrollü çalışmalar ve kontrollü terapi sonuçları seks terapilerinin terapötik etkinliğine daha gerçekçi yaklaşılması gereğini ortaya koymuştur (Bancroft ve Coles 1976, Satile ve Kilmann 1977, Kilmann ve Auerbach 1979, Marks 1981, Hawton 1982). Başka bir deyişle seks terapileri bazı olgularda çok etkili olabilmekte ancak bazılarında da etkisiz kalabilmektedir. Daha sonraki araştırma bulguları terapi sonuçlarındaki bu prognostik değişkenliğin yordayıcılarla açıklanabileceğini göstermiştir. Bunlar arasında CİB’nun türü, genel olarak evlilik ilişkisinin niteliği, cinsel ilişkinin niteliği, çiftin birbirlerini ne oranda çekici bulduğu, çiftin tedavi motivasyonları, ağır psikiyatrik bozukluğun eşlik etmesi (O’Connor 1976, De Amicis ve ark. 1985, Hawton 1985, Whitehead ve Mathews 1986, Hawton ve Catalan 1986), ve ev ödevlerine uyum (Hawton ve ark. 1986) sayılabilir. 1980’lerden sonra terapinin etkinliğini arttırmak ve temelde terapiyi daha ekonomik bir biçime getirebilmek amacıyla Masters ve Johnson’ın uygulama biçiminde bazı değişiklikler yapma anlayışı içine girilmiştir . Clement ve Schimidt, haftada bir veya iki kez yapılan terapilerin etkinliğinin hergün yapılan terapilere göre üstünlüğünü göstermişlerdir. Bunu çift terapistle yapılan terapilerin, tek terapistle yapılan terapilere üstün olmadığının gösterilmesi izlemiştir. Crowe ve arkadaşları ve LoPiccolo ve arkadaşları terapistin cinsiyetinin, sorunlu eşin cinsiyetine göre ayarlanmasının terapötik etkinliği genel olarak artırmadığını göstermişlerdir. Bu bulgular ile günümüzde seks terapileri daha çok tek terapistle ve haftada bir yapılan görüşmeler biçiminde yürütülmektedir.Ülkemizde bugünkü anlamda seks terapilerinin ilk denemeleri bilindiği kadarıyla İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde 1979 yılında başlatılmıştır. Daha sonra 1986 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde daha çok erkek CİB olgularını ele alan bir ünite kurulmuştur. İlk cinsel işlev bozuklukları kongresi 1988 yılında düzenlenmiştir. Kliniğimizde (ANCETEM Ankara Cinsel işlev & Evlilik Terapileri Merkezi) ise 1980’lerin 2. yarısından sonra faaliyete geçen modern seks terapileri uygulamaları artan talep doğrultusunda 1993 yılında ünite biçimine dönüştürülmüş; o tarihten beri de hasta kapasitesi ve sunulan hizmetin niteliğiyle özellikle İstanbul ve Ankara’da toplanan az sayıdaki merkezin en önemlilerinden birisi olmuştur. Psikiyatri, üroloji, jinekoloji, deontoloji gibi diğer disiplinlerin büyük bir katılımla ilk kez biraraya geldiği 1. Cinsel işlev ve fertilite bozuklukları ulusal kongresi de 1996 yılında Kliniğimiz, Ünitemiz ve Kognitif Davranış Terapileri Derneği öncülüğünde yapılmıştır. KAYNAK: ANCETEM Ankara Cinsel işlev & Evlilik Terapileri Merkezi |
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yaş: 28
Mesajlar: 17,406
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Cinsel İlişki Sayısı ve Sıklığı
Zaman içerisinde gelen emaillerin bir kısmında bu tip sorulara rastlamaya başladığımı farkettim.Daha evvel bu konuda yazma gereği duymamıştım.Çünkü yemek yemek veya cinsel ilişkiye girmek benzer hislerin getirisi sonucu oluyordu.Nasıl acıkınca yemek yiyorsanız bunun sayısını ve miktarını saymıyorsanız cinsellikte ihtiyacınız olduğunda gerektiği kadar yaşanır.Bunun için bir skor tabelası tutmaya gerek yoktur.Burada sorunu ikiye ayıralım; Birinci grup hislerini başkalarına göre ayarlayanlar, İkinci grup ise hissettiklerinin dolayısıyla yaşadıklarının yeterli olmadığını düşünen veya bunu hissedenlerdir. İkinci grup bir sorunun varlığını hisseden veya yaşayanlardırki bunlar bir hekime baş vurup nedenini öğrenip çözüm sağlamalıdırlar,bunuda çekinmeden yapmaları gerektiğini neden çekinmemeleri gerektiğini yazının devamında okuyacaklar. Üreme içgüdüsünün sonucu olarak cinsel istek vardır ve cinsellik yaşanır,yaşanmak zorundadır.Çünkü içgüdüler doğuştan vardırlar.Canlının yaşamını devam ettirebilmesi için bunları yapması gerekir.(Yemek yemek gibi) İçgüdüler değiştirilemez.Yok edilemez ve birinin yerine diğeri konulamaz. Yaşamak demek kabaca insan bedeninin canlı olarak dünyada bulunmasıdır.Her canlı yaşamının bitmesini istemez.Bedeninizi dünyada devamlı bırakmak istersiniz.O zaman bedeninizi dünyada bırakmak için tek yolunuz kopyalama şansınızdır bu kopyalamayıda çocuk yaparak sağlarız,bedenimizin kopyası çocuğunuz sizden sonrada bedeninizin canlı olarak dünyada kalmasını sağlayacaktır.Siz değilmisiniz çocuğununuzu o benim kanım canım diye seven. Cinselliği evet zevk için de yaşarız.Ama bu zevk üreme içgüsünü giderebildiğimiz doyurabildiğimiz içindir.Yemek yemenin karınımızı doyurması bu doygunlukla açlık hissinin kaybolup o süre için bedenimize gerekli enerjiyi sağlayıp yaşamda kalabilmeyi garantilediğimiz içindir ve bu bize zevk verir. Cinsel güç miktarı 3 ana nedenden dolayı değişebilir. 1)Bedensel nedenler: Cinsel isteğin az olması bazen bedensel nedenlerden dolayı olmaktadır.Bunun içinde belirtilen hormon eksiklikleri,bedensel bazı hastalıklar veya başka bir hastalık için kullanılan ilaçların yan etki olarak kalıcı veya geçici cinsel isteksizlik yapmasıdır. #Burada önemli bir ayrımı vurgulamak isterim.Cinsel isteksizlik dedik cinsel yetersizlik değil.Cinsel yetersizlik cinsel arzunun olup bunun bedensel bazı eksiklilkler bozukluklar yüzünden gerçekleştirilememesidir.Mesela erkekte cinsel birleşme arzusu var ama bir hastalık yüzünden penisinde sertleşme olmuyor.Cinsel isteksizlikte ise bunu yapmak için zaten istek yok. 2)Psikolojik nedenler: İnsanın içgüdülerinde öncelik sırası vardır.Bİrinci sıradakiler yaşamınızı devam ettirmek için yapmak zorunda olduğunuz şeylerdir.Mesela su içmek gibi.Su içmezseniz kısa sürede ölürsünüz.Kişinin birinci hissi o günkü varlığını sürdürebilmek için gerekli şeyleri yapma zorunluluğudur.Bunu tamamladıktan sonra ancak diğerlerine sıra gelir.Bunun en basit komik örneği '' fakirin karnı doyunca nokta noktası kalkar'' örneğidir.Sağlıklı bir cinsel arzu duyabilmek ve cinsellik yaşayabilmek için bir kişinin önce o gün için çözmesi gerekli olan şeyleri çözmesidir.Uykusunu uyuması, yemeğini yemesi ,barınacak yerini sağlaması gibi ve yarını için de en azından çok fazlaca kaygı duymamasıdır.Demekki gelecek sorunlarınız kadar gündelik sorunlarınız cinsel isteğinizi etkilemektedir.Bunun yanısıra cinsellik-cinsel istek bir hesaplar zinciridir.Cinsellik isteyerek yaşandığında her zaman zevk verecektir.Ama bununda bir bedeli vardır.Bu bedel bazen getirdiği hazdan daha fazla acı ve mutsuzluk verebilir.Bu gibi durumlarda beyin kişiyi koruma altına alarak negatif etkilerden koruyup daha fazla acı çekmesini engellemek için cinsellik dürtüsünü bir süreliğine baskılayabilir veya başka yerlere yönlendirir.Ama bu bir çözüm sağlamaz çünkü güdüleri yaşamak zorundayız ve başka yere yönlendiremeyiz.Kısa sürede bunu çözmek gerekir. Cinsellikteki negatif etkiler kızlık zarı korkusu, gebe kalma kaygısı can acısı duyma kaygısı cinsel yasaklamalar cinselliği kötü kabul etme anne baba ve çevrenin ne düşüneceği fikri çirkin beden veya herhangi bir organ kaygısı utanma mukayese edilme korkusu kullanılma kaygısı daha önceden cinsel tacize uğramış olmak yetersiz olup alay edilmesi fikri cinsel hastalık veya bulaşıcı hastalık kapma korkusu pişmanlık korkusu aldatılma aldatma partnerin; kendisi hakkında ne düşüneceği ona nasıl davranacağı başkalarına anlatıp anlatmayacağı, bu ilişki yüzünden bir sorun yaşatıp yaşatmayacağı gibi nedenlerdir.Bu nedenlerin baskın olduğu durumlarda insan bunların getireceği negatif etkileri yaşamamak için cinsellikten uzaklaşırlar. Partneri beğenmemek veya istememek veya zorunluluktan beraber olmakda cinsel isteği azaltıcı nedenlerdendir. 3)Bedensel ve psikolojik nedenlerin birbiriyle etkileşimde olduğu dönemler: Yukarıda saydığımız nedenlerin herhangi birinin diğeriyle beraber olmasıdır. Bahsettiğimiz bütün nedenlerden dolayı kişilerin cinsel istek duyma seviyeleri zamandan zamana partnerden partnere koşuldan koşula farklılık gösterecektir.Bunun belirli bir sayısı yoktur.Nasıl acıkınca yemek yiyorsanız isteğiniz varsa ve koşullarınız da uygunsa yaşayabileceğiniz kadar yaşayacaksınız.Zorunlu bir rakam yok. Bu konuda elde var olan sayılar belli miktarda aynı yaştaki kişilerin cinsel yaşamlarının istatistiksel ortalamalarıdır.Sizin için hiç bir gerçeklik ifade etmez.Var olan sizin kendi gerçeğinizdir. Cinsel istekte ve ilişkideki sınır, partnerinize ve kendinize birşeylerin eksik kalmadığını hissettiğiniz andır. İşte bu yeterliliktir ve koşullara ve kişiye göre değişir.Şunuda unutmamak gerekirki her partneri tatmin edemezsiniz.Bunu yapmaya çalışırsanız yıldızları yakalamaya çalışan hayalperestler gibi olursunuz. Gelelim özellikle erkeklerin merak konusuna 1) erkeklerde cinsel istek nasıl arttırılır? 2)yine erkeklerin sorduğu bir soru kadınlarda cinsel istek nasıl arttırılır? Sağlıklı bir yaşam, sağlıklı bir beslenmeyle yani düzenli yaşayıp stresten, gerekli sorunlardan uzak durup beslenmenize de özen gösterirseniz spor yaparsanız vede akıllı olursanız daha evvel yazmış olduğumuz cinsel isteği azaltıcı nedenlerden kurtulmuş olur daha arzulu ve daha güzel bir cinsel yaşantıya sahip olursunuz. En önemli şeylerden biri beslenmedir.Cinsel isteği artırıcı özel bir gıda rejimi yoktur.Sağlıklı beslenip gerekli protein ve vitamini alırsanız faydasını göreceksiniz. Bu arada hemen viagra gündeme gelebilir,bu tip haplar cinsel isteği olup çeşitli nendenlerden dolayı yeterli sertleşme sağlayamıyan kişilerde faydalıdır.Penis sertleşmesi sağlar.Cinsel arzusu olmayan kişiye bu tip haplar verildiğinde herhangi bir cinsel istek gelişmeyecektir.Bu yüzden cinselliği çevrenizdekilerin söylediklerine göre değil kendi hissettiğinize göre yaşamalısınız.Doğrusu budur yoksa dilin kemiği yok.Yaşadığınızı yaşayın istediğinizi söyleyin.Bu sefer onlarda sizin gibi düşünüp dursunlar. Cinsel isteği arttırıcı bazı özel maddeler vardır ama bunlar gerekli görüldüğü zamanlarda doktor tarafından verilen ve kontrol altında verilen maddelerdir.Kendi başınıza kullanamayacağınız kullandığınızda fayda yerine zarar göreceğiniz şeylerdir. -Cinsel isteksizlik duyduğunuzu ,yaşadınız veya hissettiğiniz cinselliğin yeterli olmadığını hissediyorsanız bir hekime baş vurabilirsiniz.Sorun varsa ortaya çıkarılır bedensel veya psikolojik tedavisi yapılır ve çözüme kavuşursunuz.Bunda utanmaya veya çekinmeye gerek yoktur.Rahatlıkla bu konuda destek almaktan çekinmeyiniz. Lütfen cinselliği bu güzel hissi kendi kendinize etraftan duyduklarınızı zehir etmeyiniz.Çünkü cinselllik insan hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır;güzel bir cinsel ilişki sonrası hayata daha olumlu baktığınızı ve daha pozitif düşündüğünüzü ve daha başarılı olduğunuzu biliyorsunuz.Bu hislerin getirdiği mutluluğu yaşamak istiyorsanız başkalarının düşüncelerine göre değil hissettiğiniz gibi ve doğru kaynaklardan bilgi alıp yönlenerek yaşamalısınız.Sağlıklı daha mutlu güzel günlere... KAYNAK: Dr.Cenk Kiper [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] |
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com