|
||||||||
Danışman Kategorisinde ve Sağlık Forumunda Bulunan Genel ve Estetik cerrahı Konusunu Görüntülemektesiniz => KİST HİDATİK Ülkemizde en sık görülen paraziter kistik hastalıktır. Hayvancılığın özellikle koyun sığır yetiştiriciliğin yaygın olduğu bölgelerde yoğun olarak görülmektedir. ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#26 |
|
Admin
![]() |
KİST HİDATİK Ülkemizde en sık görülen paraziter kistik hastalıktır. Hayvancılığın özellikle koyun sığır yetiştiriciliğin yaygın olduğu bölgelerde yoğun olarak görülmektedir. Hastalık yapan bir Echinococcus granulosus adı verilen parazittir. Nadirde olsa Echinococcus alveolaris dediğimiz parazitte bu hastalığı yapabilir. Bu parazit etçil memelilerin (köpek v.b.) bağırsaklarında larva veya kist şeklinde otçul memelilerin iç organlarında yaşar. Paraziti taşıyan etçil memeliler dışkılarıyla bu parazitlerin yumurtalarını dışarı atarlar. İnsanlar infekte olmuş sebze v.s. yiyecekleri yiyerek parazitin yumurtasını alırlar. Burda otçul memeliler gibi insanlar arakonak görevi görür. İnsan bağırsağına alınan yumurtalar burda embriyoya dönüşerek kana geçerek karaciğer v.s. organa taşınır. İnsanda kistlerin en fazla oluştuğu yer karaciğerdir. Bu embriyoların bir kısmı karaciğerden sistemik kan dolaşımına katılarak akciğer, dalak, böbrek, kemik, beyin v.s. organlara taşınabilir. Parazitler insan vücudunda çeşitli organlara yerleştikten sonra içi sıvı ve parazit dolu olan kistler oluştururlar. Akciğerde genellikle tek kist bulunur. Akciğerde hidatik kist bulunan olguların %60 varan oranlarda karaciğerinde de kist bulunur. Oluşan kistler üreme kabiliyetine sahiptir, kist içeriği diğer yerlere yayılarak yeni kistler yaparlar. Akciğerdeki hidatik kistler yırtılarak akciğer boşluğuna yani soluk borusuna boşalabilir, vücut boşluğuna boşalabilir veya infekte komplike kist haline dönüşebilir. Bazı kistler ise kendiliğinden gerileyip yok olabilir. Hidatik kistler yavaş büyürler ve herhangi bir semptom göstermezler. Hastaların çoğu başka bir nedenle veya kontrol amaçlı akciğer filmi çektirdiklerinde tanı alırlar. Hastaların ¾ ünde kistler akciğerin alt tarafında ve tek olma eğilimindedir. Hidatik kist çocuklarda erişkinlerden daha fazla görülür. Klinik olarak tanı konulan kistlerin yaklaşık yarısı akciğerdedir. Bu kistler vücutta sadece kitle etkisi yaparlar. Olguların yarısında basıya bağlı öksürük görülür, daha az bir hasta grubunda nefes darlığı ve göğüs ağrısıda bulunabilir. Akciğerdeki lezyon 1-20 cm arasında olabilir. 7 cm den büyük kistlerin %30 u soluk borusuna açılır ve hastalar ağızlarından berrak bir sıvının (kaya suyu) geldiğini söylerler. Bazen de yoğun öksürükle birlikte peynir parçası, üzüm kabuğu, soğan-yumurta zarına benzer bir maddeyi çıkartabilir. Hidatik kist eğer yırtılırsa insanlarda aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açabilir. Bu sırada deri bulguları, solunum yollarının daralması, gibi bulgular ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda ise rüptüre bağlı sekonder infeksiyon, abseleşme, yoğun kanama oluşabilir. Tanıda radyolojik incelemenin rolü büyük olduğu gibi bazı laboratuar testleri de önem arzeder. Kesin tanı hidatik kist elemanlarının plevral sıvı veya balgamda saptanması ile konur. Tanıda iğne aspirasyonu yapılmaz. Çünkü kist yırtılabilir ve sıvı sızıntısına neden olabilir. Hidatik kistin temel tedavi prensibi cerrahi yöntemle kistin çıkarılmasıdır. Kist hızlı büyüyerek etrafa bası yapabilir, üstüne başka bir ajanla sekonder infeksiyon gelişmiş olabilir, kist vücut boşluğuna yırtılmış olabilir bu durumlarda cerrahi müdahale şarttır. Kistin cerrahisinde kiste ulaşıldığınde enjektörle içindeki sıvıdan bir miktar alınır ve içine kistleri öldürücü bir ajan verilerek çıkarılma sırasında yırtılmasına karşı önlem alınır. Cerrahinin uygulanmamsı gereken bazı durumlarda vardır. Eğer organda birden fazla kist varsa veya daha önceden ameliyat edilen kişide tekrar kistler oluşmuşsa hastanın ameliyat olması tavsiye edilmez. %10 civarında cerrahi sonrası kist tekrarlayabilir. Ameliyat öncesi ve sonrası 1 yıl sürece antikor negatif ise, ameliyat öncesi antikorlar düşük ameliyat sonrası 1,5 yıl negatifse, ameliyat sonrası antikor miktarında yükseliş yaşanmadan 2 yıl süre ile antikor miktarı düşmüşse hastalığın gidişatı iyi demektir. Hidatik kist hastasında - hastanın genel durumu veya kistin lokalizasyonu operasyona uygun değilse - cerrahi sırasında kist yırtılmışsa - birden fazla kist mevcut ise - önceden cerrahi yapılmasına rağmen kist yeniden oluşmuşsa - ameliyat öncesi kisti öldürmek ve ameliyatı kolaylaştırmak için - kistin yeniden oluşmasını önlemek için ilaç kullanılması gerekir. Medikal tedavide Albendazol, mebendazol ve praziquantal en sık kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçların kullanılması ile bazı yan etkiler görülebilir. Bulantı, kusma, karın ağrısı, isal, ateş, baş ağrısı, saç dökülmesi gibi yan etkiler görülebilir. Cerrahi uygulama veya ilaç tedavisinin başlanması kararının uzman hekim tarafından verilmesi gerekir. Uygun tedavinin uygulanması için hastaların genel cerrahi uzmanına başvurmaları gerekir. |
|
|
|
|
#27 |
|
Admin
![]() |
laporoskopik cerrahi Laparoskopik Cerrahi Laparoskopik cerrahi , küçük bir video kamera sistemi ve özel geliştirilmiş cerrahi el aletleri yardımıyla dokulara en az hasar verecek şekilde operasyonları gerçekleştirmeyi amaçlayan bir cerrahi yöntemdir. Geleneksel açık cerrahi yöntemde operasyonun yapılacağı organ veya dokulara ulaşabilmek için değişik büyüklüklerde kesiler yapılır. Ve cerrahi işlem bu kesiler içinden direkt olarak uygulanır. Laparoskopik cerahide ise "port" adını verdiğimiz 5mm-10mm çapındaki küçük deliklerden "trokar" denilen içi boş boru şeklinde aletler karın cildinden batına sokulur ve bu trokarlardan geçebilen özel aletler yardımıyla, batın dışından operasyon yapılır. Aletlerin batın içine güvenle sokulabilmesi ve organlara hasar vermemesi için, öncelikle batın boşluğuna özel bir iğne( veres iğnesi) yardımı ile karbondioksit gazı doldurularak kapalı bir boşluk oluşturulur. Göbek hizasından batına trokar yerleştirilip içinden görüntüyü sağlayacak optik cihaz (endoskop) geçirilir. Endoskop kuvvetli bir ışık kaynağı ile ilişkilidir ve batın içi görüntüsünü özel geliştirilmiş küçük bir video-kamera sistemi ile vücut dışına monitöre yansıtır. Operasyon monitörden tüm operasyon ekibi ve izleyiciler tarafından görülebilir ve video recorder ile kayıt edilebilir. Endoskop cerrahın çalışma alanına doğru yönlendirilebilir. Küçük damar ve kanallar 16-20 kez büyük görülebilir, bu da operasyonun daha güvenli yapılmasını sağlar. Avantajları: Geniş doku kesilmeleri olmadığından daha küçük bir yara izi kalır, kanama olmaz veya en az miktardadır. Ameliyat sonrası ağrı en az seviyededir. Geniş kesiler olmadığından enfeksiyon oranı daha düşüktür. İyileşme daha çabuk olur. İş güç kaybı en az düzeye iner. Yara yerinde fıtıklaşma şansı azaltılmış olur. Deneyimli ekipce uygulandığında daha güvenli bir yöntemdir. Operasyon sırasında zorlukla karşılaşıldığında tekrar açık cerrahi yömteme dönme şansı devam eder. Dezavantajları: Avantajlarının yanında ileri teknoloji ürünü özel araç ve gereçler ve iyi yetişmiş ekip gerektirir. Yeterli deneyimi olmayan ellerde komplikasyon oranı da artar. Operasyonda kullanılan aletlerin çoğu bir kez kullanılan ve atılan (disposable) aletler olduğundan maliyeti yüksektir. Bu yöntem ilk defa safra kesesi ameliyatlarında uygulanmış, sonraları kasık fıtıkları, apandisitler, mide ameliyatları, karın içi kistler laparoskopik olarak ameliyat edilmişlerdir. Günümüzde ise hemen hemen bütün ameliyatlarda laparoskopik cerrahi uygulanabilmektedir. |
|
|
|
|
#28 |
|
Admin
![]() |
Meme kanseri Meme kanseri, kadınlar için sık görülen kanser tipi olmakla birlikte, kanser nedeniyle olan ölüm nedenleri arasında da ilk sırayı almaktadır. Memeler, menstrüel sıklus (adet kanamaları), gebelik, doğum ve menopoz dönemleri boyunca fizyolojik olarak bir çok değişikliğe uğramaktadır. Bu değişimler ile birlikte olabilecek kişisel ya da çevresel etkenler ile iyi ya da kötü huylu meme hastalıkları karşımıza çıkmaktadır. Yaşam boyunca her 10 kadından 1’inde meme kanseri görülmektedir. ABD’ de yılda 150.000 yeni meme kanseri vakası olmakta ve bunlardan 40.000 ‘i kaybedilmektedir. Meme kanseri oluşumunda bir çok etken rol oynamakla birlikte, ailede meme kanseri varlığı, diğer memede meme kanseri varlığı, bazı iyi huylu meme hastalıklarının varlığı ve 40 yaşın üstünde olmak riski artıran sebeplerdendir. Bunun yanında diyet, obezite, hormon kullanımı, menarş ve menopoz yaşı, doğum yapılan yaş ile radyasyon da meme kanseri olasılığını etkileyen faktörlerdendir. Bu durumda bize düşen görevler nelerdir ? Her hastalıkta olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı hayatın daha kaliteli ve uzun sürmesini sağlayacaktır. Erken tanı için öncelikle ilgili branş uzmanının muayenesi gereklidir. Muayene 40 yaşın üstünde her yıl düzenli olmalıdır. Kişiler kendilerini her ay muayene etmelidirler. Muayenenin yeterli olmadığı ve 40 yaşın üstündeki hastalarda radyolojik tetkiklerde tanı için eklenmelidir. 40 yaşın üstünde 2 yılda bir, 50 yaşın üstünde yılda 1 çekilecek mammografi erken tanıda faydalı olabileceği gibi hastaya radyasyon açısından da zararı yoktur. Ultrasonografi ise tarama yöntemi olmayıp bazı özel durumlarda teşhis ve tedaviye eklenebilir. Meme kanseri kendisini kitle, ağrı, hassasiyet, meme başı yada cildinde değişiklik, meme başı akıntısı ile belli edebileceği gibi hiçbir belirti olmaksızın ancak tarama yöntemleri ile de ortaya çıkarılabilir. Meme muayenemizi nasıl yapıyoruz? Düz bir zemine uzanın. Sağ memenizin muayenesi için sağ omuzunuzun altına ince bir yastık koyup sağ kolunuzu başınızın altına alın. Sol elinizin 2-3-4. parmak uçları ile memenizin tüm bölgelerini düzenli bir şekilde kontrol edin . Dairesel , yukarıdan aşağıya yada yanlara doğru olacak şekilde Aynı işlemi sol göğsünüz içinde yapın. Muayenenizi ayakta ayna karşısında yada duş altında yapabilirsiniz. Muayenenizi her ayın belirli günlerinde özellikle adet döneminin hemen sonrasında yapabilirsiniz. Her muayene sonrasında memenizi daha iyi tanıyacaksınız. Elinize gelen sertlik yada kitle gibi durumlarda mutlaka uzman doktora başvurunuz. Erken tanı ve tedavi her zaman hayat kurtarıcıdır. Hemen bugün yada en erken yarın muayene ile takiplere girmenizi öneririm. Her kadının estetik ve sexuel açıdan ihtiyacı olan memeleri ile kalması dileğimizdir. Op.Dr.Arzu AKAN Genel Cerrahi Uzmanı |
|
|
|
|
#29 |
|
Admin
![]() |
memede kitle Memede kitleler İyi Huylu Kitleler Kistik Hastalık (Fibrokistik meme hastalığı) Kadınlarda en çok görülen meme kitlesi sebebidir. Bu kistlerin içleri sıvı dolu olup adet öncesi dönemde sıvı miktarı artar, memede gerginlik ağrı ve hassasiyet ortaya çıkar. Her iki memede de yaygın olup büyüdüklerinde yuvarlak düzgün hareketli sertçe kitleler halinde ele gelirler. Genellikle menopozdan sonra kaybolmaya başlarlar. Yağ bezeleri (Lipomlar) Değişik büyüklükte tek, ağrısız, yuvarlak değişik büyüklükte meme kitleleridir. İçerisinde yağ dokusu bulunur. Vücudun birçok yerinde de görülebilirler. Fibroadenomalar Daha çok gençlerde görülen, genellikle tek, yuvarlak, oval, sert, hareketli, çoğu zaman ağrısız meme kitleleridir. Tesadüfen farkedilirler. Papilloma ( intraduktal papilloma) Meme başı arkasındaki ana süt kanalı duvarında gelişen siğil benzeri yapılardır. Meme başından kanlı bir akıntıya neden olurlar. Travma sonucu oluşan kitleler Kaza, çarpma, sonucu meme dokusu içinde kan toplanarak (Hematom) , veya yağ dokusunun parçalanması sonucu yağlı dokuda sertleşme (Yağ nekrozu) gelişerek kitle hissi verebilirler. Bu durumlarda meme cildinde de kızarıklık, ateş, ağrı hissi olabilir. Meme başı akıntıları Birçok kadın yaşamı boyunca meme başı akıntılarla karşılaşmıştır. Bu tek veya her iki memede olabilir. Bunların çoğunluğu önemsiz akıntılardır. Berrak ve az miktarda bir meme başı akıntısı normal kabul edilir ve herhangi bir inceleme gerektirmezler. Devamlı ve bol miktarda olması incelemeyi gerektirir. Meme başından koyu kıvamlı ve renkli akıntılar mutlaka araştırılmalıdır. Koyu sarı yeşil akıntılar iltihaba bağlı olabileceği gibi, kanlı akıntılar süt kanalı papillomlarına veya meme kanserlerine bağlı olabilirler. Emzirme dönemi memeden süt gelmesi doğaldır. Ancak diğer zamanlarda kendiliğinden memeden süt gelmesi (Galaktore) doğal olmayıp mutlaka araştırılmalıdır. Kötü Huylu kitleler Meme basitçe: 1. Süt yapımını sağlayan bezlerin oluşturduğu LOBÜLLER 2. Sütün boşaltılmasını sağlayan kanallar ( DUKTUSLAR) 3. Bu dokuların arasını dolduran bağ dokularından oluşmuştur. Memenin kötü huylu kitleleri bu oluşumlardan gelişebilirler. Süt kanallarından: İNTRADUKTAL KANSERLER ( en sık) Lobüllerden: LOBÜLER KANSERLER Ara dokulardan ( nadir ) Meme kitleleri: Ele gelen kitleler (Palpabl) Kendi kendini muayene veya hekim muayenesi ile tesbit edilir. Ele gelmeyen kitleler (Nonpalpabl) Mammografik taramalar sırasında tespit edilirler. Bu nedenle belirli bir dönemden sonra meme muayenesi yanında periyodik olarak radyolojik inceleme de önerilmektedir. Meme Kitleleri nasıl değerlendirilir? 1.Palpasyon (Elle muayene) : Kişinin kendi kendini veya hekim tarafından yapılan elle muayenedir. 2.Aspirasyon ( iğne ile sıvı çekme): Hekim tarafından yapılır. Memedeki kitle içine enjektörle girilir ve eğer sıvı varsa enjektör içine çekilir. Bu yötemle kitlenin kist veya katı olup olmadığı tesbit edilmiş olur. Aynı zamanda alınan sıvı patolojik incelemeye gönderilir. Kistik kitleler bu yöntemle boşalırlar ve aynı zamanda tedavi edilmiş olunurlar. 3.İnce iğne aspirasyon biyopsisi: Yukarıdaki yöntemde kitlede eğer sıvı yoksa katı kitleden enjektöre hücre emilir, bu hücreler cam üzerine püskürtülüp patoloji uzmanı tarafından incelenir. 3.Mammografi: Memenin röntgen ile incelenmesidir. Erken dönemde meme kitlelerinin tanısını sağlar. Kitlenin iyi veya kötü huylu olduğunu belirleyebilir. Bazen kitle ele gelmeden tanı koydurabilir. 4.Ultrasonografi: Memenin ses dalgaları ile incelenmesini sağlar. Memedeki kitleleri, kitlenin kistik veya katı olup olmadığını belirlemede faydalıdır. 5.Biyopsi: Kitlenin lokal veya genel anestezi ile cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Kitle tamamen (exizyonal) veya kısmen (insizyonal) olarak çıkarılıp patojik incelemeye gönderilir. Memede kitle tespit edildiği zaman hekim bu yöntemlerin bir veya birkaçını uygulayarak kitleyi incelemeye alır, ve kesin tanıya varılır. Meme kanserlerinin belirtileri nelerdir.? Meme başında çatlamalar, yaralar, sertlik , içeri çekilme, Meme başından kanlı akıntı gelmesi, Meme başının asimetrik şekil bozukluğu, Meme şeklinin bozulması, asimetrik görünüm, çukurlaşma, tümsekleşme, ele gelen ağrısız veya ağrılı kitleler, Meme cildinin renk şekil yapı değişiklikleri, portakal kabuğu görünümü alması, kabalaşma, Meme üzerinde yaralar ortaya çıkması, Meme cildinde damarlarda belirginleşmeler, kızarıklık, ateş, şişlik Koltuk altında ele gelen kitleler, v.s. Bu belirtilerden herhangi birisi tek başına meme kanseri olarak değerlendirilemez. Diğer bulgular ve incelemelerle birlikte ancak kesin bir tanıya varılabilir. Meme kanserlerinde tedavi 1. Cerrahi Tedavi 2. Radyoterapi 3. Kemoterapi 4. Hormonal tedavi Cerrahi tedavi ve radyoterapi vücudun bir bölümünü ilgilendiren tedavi yöntemleri olduğundan lokal tedavi, kemoterapi ve hormonal tedavi tüm vücüdu ilgiledirdiği icin sistemik tedavi olarak kabul edilir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin uygulanabileceği birçok faktörlere bağlıdır. Bunlar arasında tümorün tipi, tanı konulduğunda hastalığın yayılım dururmu, yaş ve hastalık hikayesi sayılabilir. ayrıca tedavi konusunda kişinin tercihleri ve yaşam biçimi de önem taşır. Ancak küratif tedavi yöntemi seçimi esas olmalıdır. Periyodik meme bakımı 1. Her ay kendi kendini muayene 2. Yılda bir kez hekim muayenesi, (eğer daha önce geçirilmiş meme hastalığı varsa 3 ayda bir ) 3. Mammografi : 40 yaşından sonra 2 senede bir, 50 yaşından sonra yılda bir yapılmalıdır. |
|
|
|
|
#30 |
|
Admin
![]() |
mide kanaması sindirim sistemi kanamaları
Sindirim sistemi kanaması nedeni ne olursa olsun ciddiyetle değerlendirilmesi gereken klinik bir tablodur. Nedenine yönelik değerlendirmeye geçmeden hastanın hemodinamik dengesi sağlanmalı, aktif kanama durdurulmalı, tekrarından korunulmalıdır. Sindirim sistemi kanamaları 5 şekilde ortaya çıkar. 1. Hematemez ( Kanlı kusma ) taze kırmızı veya kahve rengi olabilir. 2. Melena ( dışkının siyah gelmesi ) Parlak, yapışkan, siyah ve kötü kokuludur. 3. Hematoşeziya ( Makattan kırmızı kan gelmesi ) dışkı ile karışık veya ayrı olabilir. 4. Dışkıda gizli kan ki dışkının kimyasal reaksiyonu ile ortaya çıkarılabilir. 5. Belirgin bir bulgu olmaksızın hastanın baş dönmesi, solunum güçlüğü, angina veya şok gibi bulgularla gelmesi. HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Kanamalı hasta da önce kanamanın akut mu, kronik mi ? Genel durum stabil mi, değil mi ? değerlendirmesi hemen yapılır. İkinci olarak burundan mide ye sonda sokularak mide de aktif kanama olup olmadığı diğer taraftan da tuşe rektal ile dışkı gözlenir melena olup olmadığına bakılır, gerekirse gizli kan testi yapılır. Akut kanamanın en belirgin bulgusu hematemez ve melena kanamanın üst sindirim sisteminden, Hemotoşeziya ise alt sindirim sisteminden kanama olduğu yönünde önemli bulgulardır. Kanamalı hasta ciddi gözlem altında olmalı arteryel kan basıncı , nabız kan değerleri, solunum, dolaşım bulguları değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Bu değerlendirme ve tedavi devam ederken kanamanın üst sindirim sisteminden veya alt sindirim sisteminden olup olmadığı ve hangi hastalıklar nedeni ile olabileceği yönünde kanaat oluşturulmaya çalışılır. ÜST SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMASI : Üst sindirim sistemi genellikle yemek borusu, mide, on iki parmak bağırsağını içine ( Treit’s ligament ine kadar ) alan kısımlardan olan kanamalardır. Hastanın dikkatli öyküsü alınır fizik muayenesi yapılır, böylece kesin tanıya gidilecek bazı ip uçları elde edilebilir. Daha evvel kanama olması, ailede kanamaya sebep olabilecek hastalıklar bulunması, hasta da kanamaya sebep olabilecek diğer sistem hastalıklarının bulunması ( siroz, kanser, koagulopati, konnektif doku bozuklukları ve amiloidozis gibi) daha evvel ameliyat geçirip geçirmediği ( p.ülser, bypass ) alkol alışkanlığının varlığı, ağrı kesici ve antiromatizmal ilaçlar kullanılması, yanık nedeni olacak içeceklerin alınması, kanamanın karın ağrısı, dispepsi, hıçkırık, kusma gibi bulgulardan sonra başlaması, burun kanaması olup olmadığı titizlikle sorgulanmalıdır. Fizik Muayene : Deride siroz ve kansere işaret eden bulgular araştırılmalıdır. Herediter damar anomalileri veya Ehlers-Danlos sendromu gibi tanısal önemi olan bulgular aranır. Lenf büyümesi, karında kitle, hassasiyet, dalak karaciğer büyüklüğü gibi bulgular saptanabilir. YAPILMASI GEREKEN TETKİKLER ENDOSKOPİ : Buraya kadar belli bir kanaat oluşturulur ancak kanamanın kesin yerini ve nedenini ortaya koymak çok zordur. Onun için hastanın genel durumu müsaade ettiği an yapılması gerekli en ideal tetkik endoskopidir. Endoskopi öncesi hem hastayı izlemek hem de hastayı endoskopiye hazırlamak için mideye sonda yerleştirilebilir ve aspire edilebilir. Endoskopik gözlem ile kanamanın yeri kesin olarak saptanabileceği gibi kanamanın durdurulması için tedavi girişimine de olanak sağlar. Ayrıca kanayan lezyonun dokusal niteliğini ortaya koyabilmek için biyopsi alınabilir. Böylece hastaya spesifik tedavi uygulanmasına ve hastanın erken hastaneden çıkmasına olanak sağlar. ÇİFT KONTRAST RADYOLOJİK TETKİK : Her merkezde acilen yapılma şansı yoktur ve yüzeyel mukozal lezyonları gösterme olasılığı endoskopi ye göre oldukça düşüktür. DİĞER TESTLER : Angiografi : Endoskopinin yapılamadığı ve Cerrahi zorluğu olan durumlarda gerekebilir. Radyonüklear tetkikler de çok özel durumlarda müracaat edilecek tetkiklerdir. ÜST SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMALARINA NEDEN OLABİLECEK HASTALIKLAR : 1. ÖZOFAGUS a ait Olanlar : Özofajitler Peptik ülser Özofagus varisleri Özofagus divertikülleri Özofagus tümörleri Özofagusun mukoza yırtıkları 2. MİDE ye ait Olanlar : Peptik ülser Gastrik erozyonlar Gastrik tümörler Vasküler lezyolar 3. İNCE BARSAK a ait Olanlar : Peptik ülser Tümörler Safra yolu kanamaları Divertiküller Vasküler lezyonlar ALT SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMALARI Hastanın öyküsü ve Fizik muayenesi ile de hemoroid ve iltihabi barsak hastalığına ait önemli bulgular elde edilebilir. Kanamanın şiddetli karın ağrısı ve ishalle birlikte olup olmadığı sorgulanır ( Kolitis ) Kilo kaybı ve dışkılama alışkanlığının değişmesi ( Barsak kanseri ) Deri lezyonlarının varlığı, karında kitle araştırılmalı Rektal tuşe de kitle olup olmadigi aranmalidır. TETKİK Anoskopi ve Sigmoidoskopi Alt sindirim sistemi kanaması düşünülen hasta da anoskopi ve sigmoidoskopi hemen planlanmalı ve yapılmalıdır. Hemoroid, anal fissür, rektal ülser, kolit ve kanser gibi hastalıklar ortaya konabilir Kanamanın daha yukardan geldiği düşünülürse kolonoskopi planlanır. Kanama çok ağır değil ve rektosigmoidoskopi ile tanı konulamıyorsa kolonoskop mutlak yararlı bir yöntemdir. Angiografi : Ağır kanamalarda kanamanın yeri olası cerrahi girişim için lokalizasyon yapmak için yararlıdır. Tedavi girişimine olanak sağlar. Angiodisplazi ve ince barsak damar anomalilerinin tanısı için yararlı olabilir. Radyonüklear tetkik : Çok özel durumlarda bilhassa tekrarlayan kanamaların yerini tesbitte yararlı olabilir. SİNDİRİM SİSTEMİNDEN GİZLİ KANAMA : Belirgin kanaması olmayan olgularda demir eksikliği anemisi saptanırsa dışkıda kimyasal tetkik ile kanama araştırılmasıdır. Kronik kanamalarda önemli klinik bir durumdur. Kronik kanama sebebleri Antiromatizmal ilaç kullanılması Özellikle sağ kolon kanserleri Bazen her iki lezyonun birlik te olabileceği unutulmamalıdır. Kronik Kanamalarda alt ve üst sindirim sistemi endoskopik tetkiki mutlak yapılmalıdır. ALT SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMA SEBEBLERİ : Hemoroid Anal fissür Barsak polipleri İltihabi barsak hastalıkları Barsak tümörleri Divertiküller Vasküler anomaliler SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMALARINDA TEDAVİ PRENSİBLERİ Kanayan lezyon kesin olarak saptandıktan sonra ona özel tedaviler uygulanır. Bunlar genel olarak ; 1. İlaç tedavisi 2. Endoskopik yöntem eşliginde yapilan tedaviler İnjeksiyon Termal yöntemler Termal yöntem + ilaç injeksiyonu Ligasyon Angiografik tedaviler 3. Cerrahi tedaviler |
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
FrmTR Facebook |
FrmTR Twitter |
Vidyotup |
YorumTR | Haberler |
Okul Arkadaşım |
Kıbrıs |
Kısa Link |
Domain
|