|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|
#226 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,412
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Kan Uyuşmazlığı
Her insan kalıtsal olarak ya Rh pozitif ya da negatiftir. Tüm gebelere erken dönemde kan grubu ve Rh etmeni tayini yapılır. Rh(+) ise (%85'i öyledir) ya da hem eşi hem kendisi Rh(-) ise sorun yoktur. Ama kendisi Rh(-), eşi Rh(+) ise gebe kadın Rh uyuşmazlığı sorununa adaydır. Gebeliği dikkatle, tıbbi gözetim altında izlenmelidir. Bu ilk gebeliğinizse, bebeğiniz için hemen hiç tehlike yoktur. Sorun, Rh etmenini babasından kalıtımla almış bebeğin doğumu sırasında (düşük ya da kürtaj sırasında da olabilir) Rh(+) kanın, Rh(-) olan annenin dolaşım sistemine girmesiyle başlar. Annenin bağışıklık sistemi bu "yabancı" maddeye karşı antikor oluşturur. Bu antikorlar bir başka Rh(+) bebeğe gebe kalana dek zararsızdır. Böyle bir durumda antikorlar plasentayı geçerek bebeğin alyuvarlarına saldırırlar ve bebekte, annenin antikor düzeyi düşükse hafif, yüksekse ciddi kansızlığa yol açarlar. İlk gebelikte bu antikorlar çok nadir durumlarda oluşur, bunun için plasentadan bebeğin kanının geriye doğru annenin kan dolaşımına girmesi gerekir. Günümüzde Rh uyuşmazlığında bebeği korumanın yolu, Rh antikorları oluşumunu önlemektir. 28.haftada kanında antikor olmayan Rh(-) anne adayına bir doz Rh immünglobülin verilir. Bebek Rh(+) ise, ikinci doz doğumdan 72 saat sonra verilir. Testler gebe kadında daha önceden Rh antikorları geliştiğini gösteriyorsa bebeğin kan grubunu belirlemek için amniyosentez yapılabilir. Bebek Rh(+) ise, yani anneyle uyuşmuyorsa annedeki antikor düzeyleri düzenli olarak ölçülür. Düzeyleri tehlikeli ölçüde yükselirse, bebeğin durumunu değerlendirmek için testler yapılır. Bebeğin durumu tehlikedeyse, Rh(-) kan nakli gerekebilir. Rh uyuşmazlığı cidiyse ki nadirdir (%1), bebek rahim içindeyken kan nakli yapılır. Çoğunlukla doğumdan hemen sonraya dek beklenebilir. Hafif olgularda antikor düzeyi düşüktür ve kan nakli gerekmez. Ama hekimin doğumdan sonra gerekli olma olasılığına karşı hazırlıklı olması gerekir. Etki Mekanizması Rh uygunsuzluğu varlığında (anne (-) baba (+) eğer bebek de pozitif ise doğum esnasında anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına Rh faktörü geçer. Anne buna anti Rh üreterek cevap verir. Bir sonraki bebek eğer Rh (+) olur ise anne kanındaki bu anti Rh lar bebeğe geçer ve bebeğin kanında çökelmelere neden olur. Bazı durumlarda anne ve bebek kanı doğumdan önce de temas edebilir. Bu durumlar Amniyosentez Düşük Gebelik sırasında fazla miktarda kanamalardır Bazen Rh(-) bir kadına hata ile Rh(+) kan verilebilir. Bu durumda ortada gebelik yokken bile kadının kanında anti-Rh antikorlar bulunabilir ve ilk bebek uygunsuzluktan etkilenebilir. Belirtiler Kan uyuşmazlığında eğer bebek etkilenmiş işe anneden geçen anti-Rh lar bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına ve çökelmesine neden olur. Bu durumda bebekte kansızlık yani anemi görülür. Buna bağlı olarak ultrasonda bebekte hidrops adı verilen durum tespit edilir. Bebekteki anemi sonucu kalp yetmezliği ve vücut boşluklarında biriken sıvı hidrops tablosunun nedenidir. Hastalığın şiddetine ve yok edilen kan hücrelerinin miktarına bağlı olarak bebekte anne karnında ölüm de dahil olmak üzere her türlü distres belirtisi görülür. Teşhis Kan uyuşmazlığının teşhisi için hem anne hem de baba adayının kan grubunun bilinmesi önemlidir. Eğer anne Rh (+) ise babanın kan grubu önemini yitirir. Gebelik takibi esnasında annenin kanında normalde olmaması gereken anti-Rh aranır. Bu teste indirek coombs adı verilir. Doğum sonrası bebekte anneden geçen antikorların aranmasına ise direk coombs testi adı verilir. Bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmediğini anlamak için ayrıca kordosentez de yapılabilir. Tedavi Kan uyuşmazlığında amaç annenin Rh pozitiflere karşı antikor oluşturmasını engellemektir. Bu nedenle kan grubu Rh(-) eşi Rh (+) olan gebelere 28. haftada anti-D iğnesi yapılmalıdır. Bu ilaçlara halk arasında uyuşmazlık iğnesi adı verilir. Doğumdan sonra bebeğin kan grubu pozitif ise ilk 72 saat içinde yeniden anti-D yapılmalıdır. Benzer şekilde düşük, dış gebelik, kürtaj gibi durumlarda da müdahaleden hemen sonra anti-D yapılmalıdır. Tanısal amaçlı girişimler olan amniyosentez, kordosentez, CVS gibi işlemleri takiben anti-D yapılması gebeliğin sağlıklı devamı açısından son derece önemlidir. |
|
|
|
|
#227 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,412
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Akraba Evlilikleri
Türkiye gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde, sakat bebek doğumları çok sık görülmektedir. Akraba evliliklerin görülmesinin sebepleri arasında genellikle, aileye ait mal varlığının dağılmaması, aile bireyleri arasındaki sevgi ve saygıyı korumak, akrabaların evlilik ve sosyo ekonomik beklentilerinin aynı olması ve karşı cinsle rahat iletişime girememe gibi etkenler sayılabilir. Akrabalar arasında yapılan evliliğe endogami denilmektedir. Kalıtımın taşıyıcısı genlerdir. Bizler nesiller öncesinden gelen atalarımızın bize hediye ettiği genetik kalıtımla yaşama başlamaktayız. Vücudumuzun büyüyüp gelişmesi ve çalışması genlerimizin kontrolü altındadır. Yaşamın temel taşı olan gen’ler, bir DNA molekülündeki belirli bir özellik içeren kesitine verilen addır. Her bir gen ya da birkaç gen kümesi bizdeki bir özelliğin bilgisini içerir. Anne ve babadan eşit olarak geçen genler, bizdeki tüm yaşam duvarlarını örer. Genler hücrelerde bulunan kromozomların kısımlarıdır. Dolayısıyla genler, kromozomlarla birlikte çoğalarak, hücre bölündükçe yeni hücrelere geçerler. Kişide her genin, biri anneden biri babadan gelmiş olan iki kopyası (aleli) bulunur. Bazen genin bir kopyasının yapısı bozuktur ve bu bozuk kopya yüzde elli olasılıkla çocuğuna geçer. Bozuk bir gen, kişinin bazı vücut işlevlerinin bozulmasına neden olur. Bir karaktere ait olan özelliğin diğerine baskın olması halinde o karaktere baskın (dominant) gen , baskın olmayan gen’e resesif (çekinik) gen denir. Bir karakterin çıkması, iki aynı gen frekansının karşılaşması demektir. Eğer bir hastalığa ait gen (resesif) anneden aktarılırken, babadan da aynı (resesif) gen ile karşılaşırsa o hastalık mutlaka doğacak olan çocukta çıkacaktır. Eğer , anneden resesif gen, babadan da dominant gen karşılaşırsa bu sefer doğacak çocuk da tıpkı anne ve babası gibi hastalığın taşıyıcısı olacak, ama o hastalık açığa çıkmayacaktır. Aynı karakterde iki resesif genin karşılıklı gelmesi çekinik alleller sonucu hastalık çıkar. Anne ve babadan iki baskın gen (dominant) alan çocuk (baskın alleller) ise tamamen sağlıklıdır.Dolayısı ile, akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede , resesif genlerin birbirleriyle karşılaşma ihtimalleri, daha fazla olacaktır. Buna örnek olarak kahverengi ve mavi göz renklerini ele alalım. Kahverengi göz rengi dominant gen (baskın) olsun , diğeri için de mavi ise (çekinik) resesif gen diyelim. Anne-babadan birinin göz renginin mavi (m), diğerinin kahverengi (K) olduğunu düşünelim. Bebekler anne-babalarından kalıtımla; kahverengi-kahverengi (KK), kahverengi-mavi (Km), mavi-kahverengi (mK) ve mavi-mavi (mm) genler gibi dört ihtimal almış olurlar. İlk üç durumda bebeğin gözleri kahverengi (baskın renk olduğu için), son şıkta ise mavi (çekinik renk olduğu için) olacaktır. KK=K Km=K mK=K mm=m İnsanlar birçok kalıtsal hastalığın genini taşır. Normal aile yapısında da hamilelikte çocuğun hastalıklı doğma olasılığı %25, taşıyıcı olma olasılığı %50, genin bozuk kopyasını hiç almamış olma olasılığı ise %25'tir. Akraba evliliklerinde aynı soydan geldikleri için anne ve babanın aynı genin bozuk kopyasını taşıma, yani hastalığın taşıyıcısı olma olasılığı çok yüksek olduğundan çocuklarında hastalıkların oluşma şansı çok daha fazladır. İşte akraba ile evlenme, zararlı baskın ve çekinik genlerin üst üste gelerek frekanslarının çakışması sonucu ortaya çıkma ihtimalini artırdığından genetik hastalıkların görülmesine yol açabilmektedir. Bunların çocukta görülmesi için ana ve babanın her ikisinin de en az bir zararlı çekinik gene sahip olması gerekir. Biraz önceki göz rengi örneğinde olduğu gibi, mavi göz renginin çekinik genleri, hem anneden hem babadan gelirse, çocuk mavi gözlü olacaktır. Dolayısı ile akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede , zararlı (resesif) genlerin birbirleriyle karşılaşma olasılığı fazla olacaktır. Akraba ile evlenme, kalıtımla geçen hastalıkların bulunduğu ailelerde bu yönden sakıncalıdır. Böyle durumlarda bazı çekinik genler çakışabilecek ve böylelikle hasta çocukların doğma ihtimali artacaktır. Hastalığın çıkması, iki resesif genin karşılık olarak bir araya gelmesi demektir. Bilindiği üzere resesif genler hastalık taşıyan genlerdir. Ailede genetik dağılım ,erkek ve kız kardeşlerde, genellikle genlerin yarısı birbirinin aynıdır. Gen ortaklarının oranları, akrabalık uzaklaştıkça küçülür. Torunlar, dede ve ninelerin dörtte bir genine sahiptir. Yeğenlerin genleri ise, genellikle amca ve halalarının, dayı ve teyzelerinin dörtte bir genine eşittir. Daha uzak akrabalıklarda bu oran, kardeş çocuklarında olduğu gibi sekizde bire düşmektedir. Kan uyuşması çözüm müdür? Akraba evliliğinde Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızdaki Rh faktörü ile ilgilidir. Yalnızca kadının Rh - , erkeğin ise Rh + olduğu durumlarda oluşabilir. Kan gruplarının uyuştuğu hallerde doğum sonrasında çocuklarda kalıtımsal hastalıklar görülmüştür.Erkekte bulunan Rh faktörünün genetik aktarımla ana karnındaki fetüste ortaya çıkması anne ile bebek arasında bir kan uyuşmazlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Günümüzde akraba evliliklerinde en çok görülen hastalıklar; zekâ geriliği (fenilketonüri), Akdeniz Anemisi, Alzeimer, Parkinson, Huntington hastalığı ve nöron ölümüdür, özürlü ve ölü doğumlar da bu örnekler arsında sayılmaktadır. Çocuk Doğmadan Önce Kalıtsal Bir Hastalığın Tanısı Konulabilir mi? Gen analizi de denilen DNA analizi yöntemleriyle artık hamileliğin ilk üç ayında birçok hastalığın tanısı konulabilmektedir.Genetik bilimin gelişmesi ile bazı hastalıklarda daha anne karnında müdahale çalışmaları hız kazanmıştır. Bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü sıvıdan, ya da beslenmesini saglayan kordondan alınan sıvıların incelenmesiyle bir anormallik olup olmadığı % 93 oranında kesinleştirilebiliyor.Yapılan testlerde, anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Bebeğin ensesinde fazla sıvı birikmesi, doğuştan zekâ geriliği anlamına gelen Down sendromunun habercisi olabiliyor. Ayrıca bazı kromozom bozukluklarında ve doğumsal kalp hastalıklarında da bebeklerin ense kalınlığı artıyor. Bu çalışmalar ilerisi için umut veren gelişmelerle devam etmektedir. |
|
|
|
|
#228 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,412
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Gebelikte yapılabilecek tetkikler
Ultrasonografik inceleme: Günümüzde gebelerin incelenmesinde kullanılan en önemli yöntemlerden biridir. Bebeğin gelişimi, gebelik haftası, bebeğin rahim içindeki konumu, bebeğin suyu ve çoğul gebelikler konusunda bilgi verir. Bebeğin organlarının yapısı, hareketleri ve solunumu incelenebilir. Organ anomalileri saptanabilir. Renkli doppler ultrasonografi ile yapılan incelemede bebeğin majör organlarına kan akımı ölçülebilir ve beslenmeleri saptanabilir. Bebeğin kalp atımı takip edilir ve kalbe bağlı anomaliler tanımlanabilir. Amniyosentez: Amniosentez ultrason rehberliğinde yapılır. Bebekteki bazı anomalilerin saptanması için gerekebilir. 14-18. haftalar arasında karından ince bir iğne ile girilerek sıvıdan incelenmek üzere örnek alınır. Alınan örnekte bebeğin genetik haritası çıkarılır ve bebeğe ait kalıtsal hastalıkların tanısı kesin olarak konabilir. İleri yaştaki gebeliklerde, kalıtsal hastalığı olan ailelerde başvurulan bir yöntemdir. Korion villüs örneklemesi: Bu yöntem amniosenteze alternatiftir. Gebeliğin 9 ila 11 inci haftalarında yapılır. Ultrason rehberliğinde karından veya vajinal yoldan yapılır. Bebeğin eşinin anne rahmine yapıştığı yerdeki korion hücreleri aspire edilir ve genetik laboratuarda incelenerek kalıtsal hastalıkların tanısı daha erken koyulabilir. Bebek kanı örneklemesi: İkinci veya üçüncü üç aylık dönemde yapılır. Bebeği anneye bağlayan kordon kanından ultrason rehberliğinde örnek alınır. Kan örneğinden genetik incelemeler yapılabileceği gibi bazı kan hastalıklarının tanısı da konulabilir. Deneyimli hekimler tarafından yapılması gereken hassas bir işlemdir. Bebek akciğer olgunluk testi: Bebeğin akciğerleri olgunlaştıkça içerisinde bulunduğu amnion sıvısındaki bazı maddelerin oranları değişir. Lesitin/Sfingomyelin (L/S) oranı veya fosfatidil gliserol (PG) varlığı ile bebeğin akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığı konusunda karar verilebilir. Bebek sağlığının biometrik değerlendirilmesi: Bu amaçla nonstres test ve biofizik profil gibi testler kullanılır. Nonstres testte kardiotokograf olarak adlandırılan bir cihaz yardımı ile bebeğin kalp fonksiyonlarını ve dış etkenlere olan cevabını uzun süreli incelemek mümkündür, bu da bebeğin sağlığını değerlendirmemizde çok yardımcı olur. Biofizik profilde bebek hareketleri vücut tonusu, solunumu ve amniyon sıvısının miktarı nonstres testle birlikte değerlendirmeye alınır. |
|
|
|
|
#229 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,412
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Gebelikte Kan Tetkikleri
Kan grubu her bireyin bilmesi gereken bir bilgidir. Ama öyle ki çoğu Ana doğum yaptıktan sonra bile kan grubunu bilmez. Ana'nın kan grubunun negatif olması kan uyuşmazlığı riski demektir. Ayrıca doğum sırasında her Ana için kan gerekebilir. Kan bulmak ülkemizde her zaman sorundur. Bu nedenle gerektiğinde kan verebilecek aile yakınları ya da arkadaşların önceden saptanması akılcı bir önlem olacaktır Kan Sayımı: Otomatik cihazlarla yapılan kan sayımı incelemeleri bize kan ile ilgili birçok bilgi sunar. Kan sayımı ayrıca birçok kan hastalığının ilk belirtilerini ortaya koyması açısından önemlidir. Her kadının hamile kalmadan önce mutlaka yaptırması gereken bir incelemedir. Hemoglobin: 100 cc kanda ne kadar demir taşıyıcısı hemoglobin molekülü olduğunu gösterir. Hemoglobin miktarının 11 gramın altında olması kansızlık belirtisidir ve tedavi gerektirir. Hamilelik öncesi hemoglobin değerinin en az 12 gram olması gerekir. Hematokrit: Kanın iki kısmı vardır. Katı kısmı yani kan hücreleri ve sıvı kısmı yani serum. Hematokrit 100 cc kanın ne kadarının hücre olduğunu gösterir. Kadınlarda bu değer en az %38 olmalıdır. Hamilelik öncesi %35'in altında olmamalıdır. Özellikle sık ve çok adet gören bayanlarda demir eksikliği anemisine bağlı olarak hem hemoglobin, hem de hematokrit düşük çıkacaktır. Gerekli tedaviyi görmeden hamileliğe başlanmamalıdır. Lökosit Sayımı: Beyazküre yada akyuvar olarak bilinen hücrelerin sayımıdır. On binin üzerinde çıkması mikrobik bir hastalığın belirtisi olabilir. Bazı gizli ve uzun süreli mikrobik hastalıklarda ise dört binin altına düşer. Ancak hamilelikte lökosit sayısının 15 binleri bulması normal kabul edilir. Bu nedenle sadece lökosit sayısna bakarak teşhise itmek hamilelikte yanıltıcı olabilir ve gerekisz tedavilere yol açar. Trombosit sayımı: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan minik plak şeklindeki hücrelerdir. Eksikliği halinde kan geç pıhtılaşır. Bu durumda periferik yayma denilen kan hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi ile kanama ve pıhtılaşma zamanı gibi incelemelerin yapılması zorunludur. Aksi halde hamilelikte kanama ile ilgili ciddi sorunlarla karşılaşılır. MCV Kırmızı kan hücrelerinin çapını yani büyüklüğünü gösterir. Bu değerin normalden küçük olması demir eksikliğine bağlı kansızlığın belirtisidir. Normalden büyük hücreler ise B12 vitamini ve folik asit eksikliğinin habercisidir. Bu iki vitamin eksikliği de kansızlık yapar. MCV'nin esas önemi Talasemi taşıyıcılığının ilk habercisi olmasıdır. Akdeniz ülkelerinde sık görülen bu kan hastalığı hem anne hem de baba taşıyıcı olursa bebekte ortaya çıkabilir. Talasemi taşıyıcılarında MCV değeri oldukça düşüktür. Demir eksiklği düzeltildiği halde MCV değeri küçük ise daha ileri incelemeler yapılması gerekir. Ancak bundan önce baba'nın kan sayımının yapılması daha uygun olur. Eğer baba da taşıyıcı değilse, ana taşıyıcı olsa bile bebek risk altında değildir. En kötü olasılık Can'a da taşıyıcılığın geçmesidir. Hemoglobin elektroforezi dediğimiz bir incelemeyi bebeğin taşıyıcı olma olasılığını bilmek isteyen Ana'lar yaptırabilir. Tam Idrar Tahlili Tam idrar tahlili sayesinde böbrek hastalıkları, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı,idrar yolu ve kesesi hastalıkları ve enfeksiyonları hakkında bilgi sahibi olunur. Sarılığın ilk tanısı idrar sayesinde konabilir. Ileri derecede beslenme bozukluğu olanlarda idrarda keton denen madde açığa çıkar. Idrarda protein olması birçok hastalığın ilk belirtisi olabilir. Idrar mikroskopisi: Idarda bulunan hücrelerin mikroskop altında incelenmesi ile kan, iltihap, taş, kum, böbrek hastalığı gibi birçok hastalık hakkında bilgi edinilir. Idrar Kültürü Kadınlar erkeklere göre daha sık idrar yolu hastalıklarına yakalanırlar. Çünkü idrar yolunun ağzı ile vajen arasında yakın ilişki vardır. Vajen yolundaki mikroplar doğrudan veya dolaylı yollarla idrar boşaltan kanala (uretra) ulaşabilir. Hamilelikte bu risk daha da artar. Herhangi bir yakınma ya da idrar tahlilinde bozukluk olmadan kültürde mikrop saptanabilir. Hamilelik öncesi bu iltihapların kurutulması gerekir.Yoksa hastalık hamilelikte ciddi böbrek hastalıklarına, erken doğumlara ve Can'da gelişme bozukluklarına neden olabilir. Ayrıca hamilelik sırasında uzun süre antibiyotik kullanılması da Can için sakıncalıdır. Kültür sayesinde enfeksiyon yaratan mikrobun cinsi saptanır. Antibiyogram adı verilen inceleme ile de mikrop için en etkili ilaç belirlenir. Böylece tedaviden olumlu yanıt alma olasılığı artar. Açlık Kan ?ekeri Aç karnına kan şekerinin ölçülmesi gizli bir şeker hastalığını ortaya çıkarmaz. Ancak hamilelik öncesinde veya başında ölçülecek açlık kan şekeri karşılaştırma yapılabilmesi için gereklidir. Çünkü hamileliğin ilk 3 ayında kan şekeri 20-30 mg azalır. Bu azalma şeker hastalığına eğilimi olanlarda bu kadar belirgin olmaz. Ayrıca bazen üst sınırda çıkan sonuçlarla karşılaşılabilir. Bu durumda hamilelik başlamadan önce şeker yükleme testi yapılması gerekir. HbA1c Bu test şeker hastalığı olan ana adaylarının kan şekerlerinin dengelenip dengelenmediğini anlamak için yapılır. Eğer şeker yeteri kadar kontrol altında değilse sonuç normalden yüksek çıkar. HBsAg: Serum Sarılığı olarak bilinen Hepatit B 'nin taşıyıcılığını gösterir. Bu hastalığı geçirenlerin %10-15'inde hastalık bedenden atılamaz. Süreklilik kazanır. Sarılık taşıyıcılığı doğum sırasında bebeğe bulaşır ve onda sarılık, siroz, karaciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır. HBsAg pozitif çıkan analarda HBeAg bakılmalıdır. Bu ölçüm de pozitif çıkarsa bebeğe bulaşma riski çok daha fazladır. Bu durumda doğumdan önce sarılığa karşı serumu ve aşıyı hazır bulundurmak gerekir. Bu koruyucu aşı ve serum yapılırsa bebeğin karaciğer hastalıklarına yakalanma riski ortadan kalkar. HIV testi AIDS olarak bilinen bu mikrobik hastalık son zamanlarda Ülkemizde yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bu hastalık da aynı B Hepatiti gibi doğum esnasında bebeğe geçer. Bu nedenle HIV testi hamilelik öncesi her kadının yaptırması gerekli tetkikler arasına girmiştir. Özellikle geniş kitlelere hizmet veren işyerlerinde çalışan hanımlar bu testi ihmal etmemelidir. Sifiliz (VDRL) Cinsel temas ile bulaşan bir hastalıktır. Bel soğukluğu ya da frengi olarak bilinir. Farklı kişilerle cinsel temasda bulunanlarda sık görülür. Ülkemizde de eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte hala görülmektedir. Plasenta aracılığı ile Ana'dan Can'a kolayca geçer. Can'da doğumdan sonra cilt döküntüleri yapar. Burunda çöküklük, alında kabarıklık, karaciğer-dalak büyüklüğü, sağırlık gibi bir çok hastalığa yolaçar. Anne tedavi edilmezse Can ölümleri, yenidoğan ölümleri çok sık görülür. Yaşayanlarda ise sakatlık kaçınılmazdır. TORCH. Hamilelik sırasında bebeğe geçip sakatlıklara yolaçan mikroplar için kullanılan bir kısaltmadır T Toksoplazmozisi temsil eder. Ege bölgesinde yaşayan insanların %40'ından fazlası bu mikropla karşılaşmıştır. Bu kadar sık rastlanmasının nedeni çiğ köfte yeme alışkanlığıdır. Bayanların köfte ve dolma yaparken lezzet kontrolü yapma alışkanlığı ve kedi dışkısı ile kirlenmiş yiyecek yenmesi bu mikropla karşılaşma olasılığını arttırır. Hamile adayları kedi ile oynamamalı, çiğ et ve sebze elledikten sonra ellerini iyice yıkamalı, çiğ süt içmemeli, bahçe ve toprakla uğraşırken eldiven giymelidir. O Sakatlığa neden olabilecek mikropları temsil eder. Bunlar arasında kabakulak, çocuk felci, su çiçeği, bel soğukluğu ve kızıl hastalığına yol açan mikroplar vardır. R Kızamıkçık demektir. Bu hastalık hamilelik sırasında büyük tehlike oluşturur. İlk iki ayda bu mikrobun anaya bulaşması %60 oranında sakatlığa veya düşüğe neden olur. Bu mikrop bölgemizde çok yayın olup %95 oranında çocuklukta geçirilir. Önlem olarak hamilelik öncesi kanda bu mikrobun geçirilip geçirilmediğini gösteren teste bakılmalı, geçirilmemişse mutlaka aşısı yaptırılmalıdır. C Sitomegalovirus denen bir mikrobu temsil eder. Ege bölgesinde yaşayan doğurganlık çağındaki kadınların %50'si bu mikroba karşı bağışıklık kazanmış durumdadır. Hamilelik sırasında bulaşırsa Can %2 oranında önemli risk altındadır. H Herpes Simpleks tip 2 mikrobunu temsil eder. Ananın doğum kanalında mevcut olduğu takdirde doğum sırasında Can'a bulaşır. Hamilelik sırasında bulaşırsa düşük ya da ölü doğum yapar. Bizim ülkemizde pek yaygın değildir. Sonuç olarak Ülkemizde TORCH enfeksiyonları önemli derecede yaygındır. Bu nedenle hamilelerde ve yenidoğanlarda sorun oluşturan enfeksiyonların erken saptanması ve gerekli önlemlerin alınması ile, doğacak Can'ın sağlığı korunmuş olacaktır. -Vajinal Kültür Özellikle önceki hamileliklerinde erken doğum yapmış analarda yapılması gereken bir incelemedir. Bu inceleme ile vajen içinde ciddi bir mikrop olup olmadığı anlaşılır. Beta hemolitik grubu streptokoklar erken doğuma neden olurlar. Bunlar mevcutsa kültürde saptanan mikroba uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Servikal ve Vajinal Yayma Smear adıyla bilinen bu inceleme ile rahim ağzı kanserine neden olabilecek belirtiler ortaya çıkarılır. 30 yaşını geçmiş her Ana adayının yaptırması gereken bir incelemedir. Ayrıca bu inceleme ile vajende mantarların, trikomonasın ve diğer mikropların yol açtığı iltihabi hastalıklar belirlenebilir. Bu iltihapların hepsi hamilelik sırasında değişik sorunlara neden olur. Bu nedenle hamile kalmadan önce inceleme yapılması yerinde olur. Kromozom İncelemeleri Akraba evliliği yapmış olanların veya genetik hastalığı düşündüren sakatlıklara sahip bebek doğurmuş Anaların hamilelik öncesinde hücrelerini inceletmeleri uygun olur. Kan alınarak yapılan bu inceleme ile ana ve babada bir genetik bir rahatsızlık olup olmadığı anlaşılır. Hamilelik testleri Daha 10 yıl öncesine dek bir kadının hamileliğini doğrulaması çok güçtü. Adet günü geciken her kadın hamilelikten şüphe eder. Ençok bilinen yöntem bir idrar tahlili ile hamileliği doğrulamaktır. Günümüzde bu testlerin uygulanması oldukça kolaylaştı. Artık bu testler her eczanede satılıyor ve her aile bu testleri kolayca kullanabiliyor. Hamilelik testinin neyi saptadığını iyi bilmek gerekir. Dölyatağına yerleşen Can hücreleri HCG denilen hamilelik hormonunu salgılamaya başlar. Bu madde Ananın idrarı ile bozulmadan vücuttan atılır. Hamilelik testleri işte bu maddeyi saptamaktadırlar. Bu testler sadece, bu maddenin vücut tarafından yapıldığını gösterir. Bu maddeyi salgılayan hücreler doğrudan Can'a ait hücreler değildir. Plasentaya ait hücrelerdir. Bu nedenle sağlıklı gelişmeyen hamileliklerde de test pozitif çıkabilir. Örneğin rahmin dışında gelişen hamilelikler, mol dediğimiz üzüm hamilelikleri, boş gelişen hamilelikler ilk akla gelenleridir. Bu nedenle sağlıklı hamileliğin kesin tanısı ancak ultrason yapılarak anlaşılabilir. Ultrasonda Can'ın kalp atışlarının ve uterus içinde olduğunun görülmesi ile sağlıklı gelişen bir hamilelik olduğu kesinleştirilebilir. |
|
|
|
|
#230 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,412
Rep Puanı: 71452225
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Amniyosentez kordosentez
Anne karnından ince bir iğne ile rahme girilerek bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan (amniyon) örnek alınmasıdır. Bu işlem ultrason eşliğinde yapılır. Amniyotik sıvı içerisinde bebeğe ait hücreler bulunmaktadır. Ayrıca bebeğin metabolizma artıkları da bu sıvıda yer alır. Amniyosentezle elde edilen sıvıda, kromozom analizi yapılabilmekte ve bebeğe ait bazı hastalıklarda artan kimyasal maddeler araştırılabilmektedir (AFP, Asetil kolin esteraz vb). Amniyosentezin yapılma amaçları: Amniyosentez bebeğin kromozom analizini yapmak, metabolizma hastalıklarını araştırmak, bebeğin akciğer gelişimini tayin etmek ve bazen de aşırı miktarda olup gebeliğe zarar verebilecek olan amniyon sıvısını azaltmak amacı ile uygulanır. Amniyosentez sıklıkla kromozom anomalisi olma ihtimali yüksek gebeliklerde genetik araştırma amaçlı yapılmaktadır. Bu amaçla; 35 yaş ve üzeri gebelerde 3'lü test te yüksek risk saptanmış olan anne adaylarında Ultrasonografi taramasında anomali saptanan gebelerde Ailede kalıtsal hastalık veya özürlü çocuk öyküsü olması durumunda genetik amaçlı amniyosentez önerilmektedir.. Genetik amaçlı olarak yapılan amniyosentez, klasik olarak 16-18 haftalar arasında uygulanır. İşlem öncesi ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile bebeğin ve plasentanın yerleşimi (lokalizasyonu) tespit edildikten sonra, steril şartlarda yapılır. Çok ince ve işlem için gerekli uzunluğa sahip özel iğnelerle amniyotik sıvıya girilip yaklaşık 18-20 ml sıvı alınmaktadır. İşleme ait en belirgin komplikasyon işlem sonrasında bebeğin kaybedilmesidir. Bu risk 200' de 1 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca her cerrahi işlemde olduğu gibi enfeksiyon, kanama gibi riskler ender de olsa vardır. CVS (Koryon villus örneklemesi) Gebeliğin daha sonraki döneminde plasentayı oluşturacak olan koryondan genetik tanı amacı ile biyopsi alınması işlemidir. Yapılma amaçları genellikle amniyosentezle aynıdır. Ama daha erken gebelik haftasında yapılması nedeni ile tercih edilebilen bir yöntemdir. 9-11 gebelik haftalarında uygulanır. Bu haftalarda alınan genetik materyalde bir anomali saptanması durumunda gebelik en geç 14 haftalıkken boşaltılmakta ve ailede daha az psikolojik travmaya neden olmaktadır. Ancak işlem sonrası düşük riski amniyosenteze göre daha fazladır. Yaklaşık olarak %2.5 hesaplanmıştır. KORDOSENTEZ Anne karnından ultrason eşliğinde bir iğne aracılığı ile girilerek bebek kordonundan kan alınması işlemidir. İşlem steril şartlarda uygulanır. Genellikle 20. gebelik haftasından önce yapılamaz. Genetik araştırma amacı ile olduğu gibi, bebeğe ait enfeksiyon hastalıklarını araştırmak, kan uyuşmazlığı (20)nın şiddetini saptamak için de yapılır. Yine bu işlem, tedavi amaçlı da kullanılabilir. Örneğin; kan uyuşmazlığı bebekte anemiye yol açmışsa, anne karnındaki bebeğe kordosentez yöntemi ile kan nakli yapılabilmektedir. |
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com