|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Danışman Kategorisinde ve Sağlık Forumunda Bulunan Jinekoloji (kadın hastalıkları ve dogum) Konusunu Görüntülemektesiniz => Şişmanlık Obesite ve Gebelik Gelişmiş toplumların en önemli sağlık sorunlarından biri olan obesite ya da Türkçe söylenişi ile şişmanlık sadece ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#176 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,059
Rep Puanı: 89148044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Şişmanlık Obesite ve Gebelik
Gelişmiş toplumların en önemli sağlık sorunlarından biri olan obesite ya da Türkçe söylenişi ile şişmanlık sadece genel bir sorun olmakla kalmamakta, hamilelik sürecini de yüksek riskli sınıfına sokmaktadır. Obsite görülme sıklığı gün geçtikçe artmakta, günümüzde sadece Amerika Birleşik Devletlerinde 95 milyondan fazla kişinin obesite tanımına uyan vücut ağırlığına sahip olduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmını üreme çağındaki kadınların oluşturduğu dikkate alınırsa sorunun önemi daha kolay anlaşılabilir. Bu bilgiler ışığında her 100 hamile kadından 18-38'inin obes tanımına uyduğu değişik araştırmacılar tarafından ortaya konmuştur. Obesite nedir? Obesite gövdede iskelet ve fiziksel standartlarından daha fazla yağ miktarda dokusu birikmesidir. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsünün tanımına göre vücut ağırlığı ideal ağılıktan %20 ya da daha fazla artmış ise bu durum obesite olarak adlandırılır. Bu oran fazla kiloların sağlık sorunu açısından risk oluşturmaya başladığı noktadır. Obesite kilo fazlalığına bağlı ciddi derecede risk oluşturmaya başladığı noktada morbid yani hastalık derecesinde kabul edilir. Kişinin ideal kilosundan %50-100 fazla olması durumunda morbid obesiteden söz edilebilir. Böyle bir durumda kişinin normal fiziksel aktiviteleri kısıtlanacağı gibi ölüm ile sonuçlanabilen ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkma olasılığı son derece artmaktadır. Obesiteye neden olan faktörler nelerdir? Yaş: Artan yaşla birlikte vücudun besinleri metabolize etma hızı yavaşlar. Bu nedenle kişi yaşlandıkça aynı miktarda yemesi ve aynı aktivitelerde bulunmasına karşın kilo alır Cinsiyet: Erkeklerin bazal metabolizma hızı kadınlara göre daha yüksektir. Bu nedenle kadınlar daha kolay kilo alırlar. Genetik Çevresel faktörler: Genler önemli olmakla birlikte kişinin işi, yaşam tarzı gibi faktörler de kilosunu direkt olarak etkiler Fiziksel aktivite: Psikolojik faktörler yeme alışkanlıklarını değiştirerek kilo değişimlerine neden olabilirler. Bazı hastalıklar: Bazı hormon bozuklukları ve psikiyatrik bozukluklar kilo artışına neden olabilir. İlaçlar: Steroid gibi bazı ilaçlar kilo artışına yol açabilirler. Obesite tanısı nasıl konur ? Obesite tanısında en sık kabul gören yöntem vücut kitle indeksidir (Body mass index, BMI). BMI bir kişinin fazla kilolu olup olmadığını belirlemeye yarayan bir matematik denklemidir. Kişinin kilogram olarak ağırlığı, metre cinsinden boyunun karesine bölünerek BMI hesaplanır. BMI 25-29.9 arasındaysa kişi fazla kilolu, 30'un üzerinde ise obes olarak kabul edilir. BMI 20'nin altında ise kişi zayıf, 20-24.9 arasındaysa normal kilodadır. Hamilelik ve obesite Hamilelik öncesinde obesite problemi olan kadınların hamilelikleri sırasında komplikasyon yaşama olaslıkları daha yüksektir. Buna bağlı olarak bebekte de anomalilerde dahil olmak üzere sorun ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. ANNE ADAYI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Karbonhidrat metabolizması Kilo fazlalığı hem hamilelik öncesinde hem de hamilelik sırasında karbonhidrat toleransında bozulma açısından önemli bir risk faktörüdür. Kilo fazlalığı olan bir kadının hamileliği sırasında gebeliğe bağlı şeker hastalığı görülme olasılığı normal kiloda oranlara göre çok yüksektir. Hamilelik öncesi BMI 25-30 arasında olanlarda gebeliğe bağlı şeker hastalığı görülme riski 1.8-6.5 kat fazlayken, BMI 30 ve üzerinde olanlarda bu artış 1-4-20 kat olmaktadır. Ayrıca kilo fazlalığı insülin duyarlılığını bozarak yumurtlama probemlerine neden olabileceğinden bu kadınlar hamile kalmakta güçlükler yaşayabilmektedirler. Hipertansif bozukluklar Kilo fazlalığı anne adayında yüksek tansiyon ve buna bağlı komplikasyonların görülme olasılığını da arttırmaktadır. Obes kadınlarda hamilelik sırasında tansiyon yüksekliğine 2.2-21.4 kat fazla rastlanırken oldukça tehlikeli olan preeklempsi görülme riskinde de 1.2 ile 9.7 kat artış izlenmektedir. İstatsitiksel bir anlam olmamakla birlikte hipertansiyonun en ciddi formlarından biri olan eklempsiye de daha sık rastlanmaktadır. Hamileik sırasında yüksek tansiyon hem anne adayı hem de bebek açısından ölüm de dahil olmak üzere pekçok riski beraberinde taşımaktadır. Bu riskler hakkında bilgi almak için tıklayın. Doğum komplikasyonları Obes kadınlarda doğumda problem yaşanma olasılığı zayıf olanlara göre daha yüksektir. Bozulmuş karbonhidrat metabolizması nedeni ile bebeğin iri olma olasılığı fazla olduğundan omuz takılması da dahil olmak üzere pekçok ciddi komplikasyonun görülme riski artar. Obes kadınlarda sezaryen gerekliliği 1-3 kat artmakla birlikte normal doğum ya da sezaryen sonrası damarlarda pıhtılaşma ve enfeskiyon da dahil olmak üzere diğer komplikasyonlara da daha fazla rastlanır. BEBEK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Yenidoğan parametreleri Obes anne adaylarından dünyaya gelen bebeklerin Apgar skorları zayıf annelerden dünyaya gelenlere göre biraz daha düşük olmaktadır. Obes anne adaylarının bebeklerinin gebelik yaşına göre büyük yani iri olma olasılığı da 1.4-18 kat daha fazladır. Bu tür bebeklerin ciltaltı kalınlığının fazla olması ise iriliğin altında yatan nedenin yağ dokusu fazlalığı olduğunu düşündürmektedir. Makrozomi olarak adlandırılan bebeğin normalden iri olması doğum travması ve bebeğin kaybedilmesi riskini arttırmaktadır. Doğumsal anomaliler Anne adayında obesite olması bebekte doğumsal kusurların görülme olaslığını da arttırmaktadır. Bazı araştırmalara göre obes kadınların %35'inin bebeklerinde bu tür anomalilere rastlanmaktadır. Yapılan son çalışmalarda obesitenin nöral tüp defekti görülme riskini de 1.8-3 kat arttırdığını göstermektedir. Ayrıca 2003 yılında yayınlanan çok yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre de fazla kilolu annelerden doğan bebeklerde kalp anomalilerine 2 kat fazla rastlanırken, bebeğin karın ön duvarının açık olması şeklindeki anomalinin görülme riski de en az 3 kat artmaktadır. Kilo fazlalığı ile bebekteki doğumsal anomalier arasındaki ilişki bilinmemekle birlikte metabolik sistemedeki bazı değişimlerin embryodaki hücre gelişimini etkileyebildiği ve bu şekilde anomalilere neden olduğu düşünülmektedir. Erkek bebeklerde inmemiş testis görülme oranı da yaklaşık 2.5 kat fazladır. Mortalite Kilo fazlalığı olan anne adaylarında doğumdan hemen önce ya da hemen sonra görülen bebek ölümlerinde de bir artış dikkati çekmektedir. Bazı yazarlara göre bu risk artışı 1.1-2.5 arasında değişmektedir. Bu risk artışı ilk bebeğine hamile olanlarda daha belirginidir. Doğumdan sonra görülen bebek kayıplarındaki en önemli faktör ise doğum travmalarıdır. Sonuç olarak obesite genel bir sağlık sorunu olmasının yanısıra hamilelik açısından da ciddi bir risk yaratmaktadır. Vücut kitle indeksi 25 ve üzerinde olan kadınlar bebek sahibi olmaya karar vermeden önce hem kendi hem de bebeklerinin sağlığı açısından fazla kilolarından kurtulmalıdırlar. KAYNAKLAR Abrams B, Parker J. Overweight and pregnancy complications. Int J Obes 1988;12:293-303 Berkowitz GS, Lapinski RH, Godbold JH, Dolgin SE, Holzman IR. Maternal and neonatal risk factors for cryptorchidism. Epidemiology 1995;6:127-31 Calandra C, Abell DA, Beischer NA. Maternal obesity in pregnancy. Obstet Gynecol 1980;57:8-12 Cnattingius S, Berfstrom R, Lipworth L, Kramer MS. Prepregnancy weight and the risk of adverse pregnancy outcomes. N Engl J Med 1998;338:147-52 Edwards LE, Hellerstedt WL, Alton IR, Story M, Himes JH. Pregnancy complications and birth outcomes in obese and normal-weight women: effects of gestational weight change. Obstet Gynecol 1996;87:389-94 Galtier_Dereure F, Boegner C, Bringer J. Obesity and pregnancy: complications and cost. Am J Clin Nutr 2000 May 71:5 Suppl 1242S-8S Garbaciak JA, Richter MD, Miller S, Barton JJ. Maternal weight and pregnancy complications. Am J Obstet Gynecol 1985;152:238-45 Naeye RL. Maternal body weight and pregnancy outcome. Am J Clin Nutr 1990;52:273-9 Spellacy WN, Miller S, Winegar A, Peterson PQ. Macrosomia-maternal characteristics and infant complications. Obstet Gynecol 1985;66:158-61 Waller DK, Mills JL, Simpson JL, et al. Are obese women at higher risk for producing malformed offspring? Am J Obstet Gynecol 1994;170:541-8. Watkins ML, Rasmussen SA, Honein MA, Botto LD, Moore CA. Maternal obesity and risk for birth defects.Pediatrics 2003 May 111:5 Part 2 1152-8 Watkins ML, Scanlon KS, Mulinare J, Khoury MJ. Is maternal obesity a risk factor for anencephaly and spina bifida? Epidemiology 1996;7:507-12 Werler MM, Louik C, Shapiro S, Mitchell AA. Prepregnant weight in relation to risk of neural tube defects. JAMA 1996;275:1089-92 |
|
|
|
|
#177 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,059
Rep Puanı: 89148044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Tekrarlayan düşükler:Habitüel abortuslar
İlk gebeliği düşükle sonlanan kadınların en büyük korkularından biri bir daha hiç çocuğunun olmayacağı ya da sonraki gebeliklerinin de düşükle sonuçlanacağıdır. Bu gerçek değildir. Ancak düşük yapan kadınların daha sonraki gebeliklerinde düşük yapma ya da düşük tehditi yaşama olasılıkları hiç yapmamışlara göre biraz daha yüksektir.Arka arkaya 3 ya da daha fazla sayıda gebeliğin düşük ile sonuçlanmasına tekrarlayan düşük ya da habitüel abortus adı verilir. Burada önemli olan nokta düşüklerin birbirini takip eden gebeliklerde yani arka arkaya olmasıdır. Çok yakın bir geçmişe kadar altta yatan herhangi bir anomalinin bulunamadığı düşüklerde olay açıklanamayan düşük olarak adlandırılmaktaydı. Oysa bugun biliyoruz ki bu ve bunun gibi bazı açıklanamayan durumlarda altta yatan etken büyük olasılıkla kişinin bağışıklık sistemi yani immunolojik sistemdir. Bu sistemin desteklenmesine bağlı tedavi yaklaşımları tekrarlayan düşük yaşıyan kadınlarda oldukça fayda sağlamaktadır. Tekrarlayan düşük tanısı konulan kişilerde ikinci adım altta yatan belirli bir patolojinin olup olmadığının saptanmasıdır. Nedenleri Rahim'e ait anomaliler Habitüel abortusu olan kadınların yaklaşık %12-15'inde sorun rahimden kaynaklanmaktadır. Rahimde çift göz olması olarak bilinen durum ya da rahim ağzının gereğinden fazla açık olması tekrarlayan düşükler ile sonuçlanabilir. Bunun anlaşılması için rahim ağzı açıklığının değerlendirilmesi ve rahim filmi çekilmesi gereklidir. Eğer problem rahim ağzı yetmezliği ise gebeliğin erken dönemide konulacak bir dikiş ile (serklaj) gebelik miada kadar götürülebilir. Çift gözlü rahim ya da benzer bir şekil bozukluğu olanlarda ise bunu gidermeye yönelik operasyonlar planlanır. Hormonal Nedenler Tekrarlayan düşüklerde önemli bir sebepte hormonal bozukluklardır. Pekçok hormon bozukluğu düşüğe neden olabilir. Örneğin tiroid hormonlarındaki azalma ya da artışlar düşük nedeni olabilir. Bu durumun tedavi edilmesi genelde gebeliğin sorunsuz devam etmesini sağlar. Yine önce yumurtalıklardan daha sonrada plasentadan salgılanan ve görevi gebeliğin idamesi olan progesteron hormonunun yetersizliği de düşükle sonuçlanır. Luteal faz yetmezliği denen bu durumun tedavisi eksik olan hormonun dışarıdan verilmesidir. Günümüzde luteal faz yetmezliğinin olup olmadığı tartışmalıdır. Süt hormonu olarak da bilinen prolaktin hormonunun düzensizlikleri de önemli bir infertilite ve düşük nedenidir. En sık kanda fazla miktarda bulunması yani hiperprolaktinemi görülür. Tıbbi tedaviden fayda görür. Kromozomal nedenler Düşüklern en önemli nedenlerinden biri de kromozomal bozukluklardır. Eğer ailede sonraki bireylere aktarılabilecek genetik bozukluklar mevcut ise tekrarlayan düşüklerin nedeni bu olabilir. Böyle bir durumdan şüphelenildiğinde eşlerde kromozom analizi yapılır ve eğer patoloji saptanır ise genetik danışmanlık gerekli olur. Bağışıklık sistemi Son yıllarda giderek daha iyi anlaşılan ve bugüne kadar nedeni açıklanamayan pekçok hastalığın altında yatan sebep bağışıklık sistemidir.Bu sistem kabaca vücudun savunma mekanizmasıdır. Gerek dışarıdan gelen gerekse vücudun kendi içinde yer alan hastalık etkenlerine karşı koruma sağlar. Bu sitem kendisini aktive eden faktörleri (bunlara antijen adı verilir) kendinden ya da yabancı olarak algılar. Yabancı antijenlere karşı tepki yaratır. Bazen hatalı olarak kendine ait antijenleri de yabancı olarak algılar. Buna otoimmün antijen adı verilir. Bağışıklık sistemi hafızası olan bir mekanizmadır. Yani bir kez karşılaştığı ve mücadele ettiği etkeni unutmaz. Hastalık etkeni vücuda girdiğinde bağışıklık sitemi buna karşı bir antikor üretir. Bu antikorlar daha sonra ömür boyu vücutta kalır.Bu nedenle aynı etkenle yeniden karşılaşıldığında bu etken vücutta hastalık yaratmaz. Çocukluk çağında geçirilen bazı hastalıkların ikinci kez geçirilmemesinin nedeni budur. Otoimmün problemler Annenin kendine normalde bulunan bazı faktörleri yabancı kabul ederek antikor üretmesidir. Bu tablo bazen tekrarlayan düşüklere neden olabilir. En sık antifosfolipid antikor varlığında düşük olur. Fosfolipidler vücudun hücre sisteminin yapıtaşlarından birisidir. Özellikle hücre zarında bulunurlar. Antifosfolipid antikor varlığında plasentadaki kan akımları bozulur, bu dolaşımda pıhtılaşmalara neden olur ve sonuçta düşük görülür. Antifosfolipid antikorla dışında hücre çekirdeğine hatta tiroid bezine karşı gelişen antikorlar da düşük nedeni olabilir. Otoimmün nedenlere bağlı düşük yapan kadınlarda ilk tedavi yaklaşımı kanın pıhtılşaması önleyecek ilaçların verilmesidir. Bu amaçla en sık aspirin kullanılır. Mutlaka hekim kontrolünde verilmelidir. Ayrıca bağışıklık sistemini baskılayacak kortizon türü ilaçlar da kullanılabilir. Bu tür hastalarda çok yakın takip gereklidir. Bağışıklık sistemi ile ilgili dünyada heryıl pekçok çalışma yapılmakta ve bu sistem her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu konu ile ilgili bilgilerimiz arttıkça pekçok hastalığın sebebi açıklığa kavuşacak ve tedavileri mümkün olabilecektir |
|
|
|
|
#178 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,059
Rep Puanı: 89148044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Toksik şok
Çağdaşlaşma ile birlikte modern kadının yaşantısında da büyük ve köklü değişiklikler meydana geldi. Geçmişte evde oturup çocuk bakan kadınların yerini çalışan ve üreten kadınlar aldıkça bu kadınların menstrüasyon dönemlerindeki ihtiyaçları da değişikliğe uğradı. Eskiden her ay yaşadıkları dönemi bez, pamuk gibi emici maddeler ile geçiren kadınlar hijyenik pedlerin piyasaya sürülmesi ve yaygın olarak kullanılması ile büyük rahatlık yaşamaya başladılar. Çalışma ve yaşam şartlarındaki sürekli değişim hijyenik pedleri de bir süre sonra yetersiz kılmaya başladı ve kadınlar adet dönemlerini diğer günlerden farksız geçirme isteklerini vajinal tamponlar ile sağladılar. Gerçekten de vajinal tamponlar özellikle çalışan kadınlar için büyük bir konfor. Ancak herşeyin bir bedeli vardır deyişi bu alanda da kendini hissettiriyor. Çünkü vajinal tamponlar hayati olabilecek potansiyel bir tehlikeyi de beraberlerinde taşıyorlar: Toksik Şok Sendromu (TSS) Toksik Şok Sendromu Stafilokokkus Aureus adı verilen bir bakterinin salgıladığı toksinler tarafından meydana getirilen, hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilecek ciddi bir enfeksiyondur. Son derece nadir görülür. Bir çeşit kan zehirlenmesi olarak kabul edilebilir. S.Aureus pekçok insanın cilt, burun, dirsek, vajina gibi bölgelerinde normalde bulunan bir bakteridir. Özellikle cilt enfeksiyonlarındaki en önemli patojen olan bakteri, çok nadir durumlarda ürettiği toksin (zehir) ile TSS'na yol açabilir. Çok nadir görüldüğü için hekimlerin büyük bir kısmı meslek yaşamları boyunca bu hastalık ile karşılaşmazlar. Fikir vermesi açısından İngiltere'de yılda sadece 18-40 TSS vakası görüldüğünü söylemek sanırım yeterli olacaktır. İstatistiklere göre hastalardan 3-4'ü erken teşhis ve tedaviye rağmen yaşamlarını yitirmektedirler. Mekanizma S.Aureus birkaç çeşit toksin üretir.TSS vakalarının %75'inde etken toksik şok sendromu toksini-1 (TSST-1) iken %25 vakada ise stafilokokkal enterotoksin B (SEB) etken faktördür. TSS sistemik yani vücudun birden fazla sistemini etkileyen ancak bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkışında 4 aşama vardır. TSS toksini üretebilen bir S.aureus bakterisinin insanda çoğalması ya da enfeksiyon olması Toksin üretimi Toksinin emilimi İntoksikasyon (zehirlenme) Kadınların %5-20'sinde vajinada S.aureus bulunmasına rağmen neden bazen bunların toksin üretmeye başladığı bilinmemektedir. Kişi TSS toksinine maruz kaldığında hastalık ortaya çıkar. Bu durum mens zamanında görülürse "menstrüel" diğer zamanlarda görülürse "nonmenstrüel" TSS olarak isimlendirilir. TSS riski gençlerde yaşlılara göre daha fazladır. TSS sadece tampon kullanan kadınlarda görülmez. Erkekler ve çocuklar da risk taşırlar. Büyük yanıklar, cilt enfeksiyonları hatta böcek sokmaları sonrasında bile TSS ortaya çıkabilir. Klinik Hastalığın klinik gidişatı çok hızlıdır. Aniden ortaya çıkar ve hızla ilerler Aniden ortaya çıkan 38.9 derecenin üstünde ateş İshal Kusma Başdönmesi Kas ağrıları Baygınlık hissi Aniden ortaya çıkan soğuk algınlığına benzer kendini iyi hissetmeme duygusu Dikkat kaybı Özellikle el ayası ve ayak tabanında güneş yanığına benzer cilt lezyonları Ciltte soyulma Başağrısı Boğaz tıkanıklığı Gözlerde kanlanma Kan basıncında ani düşme Laboratuvar bulgusu olarak ise beyaz kan hücre sayısında artma, protrombin zamanında uzama, kan albumin seviyesinde düşme, kan kalsiyumunda düşme idrarda beyaz kan hücresi bulunması hastaların %70'inde görülür. Tedavi TSS tedavisi hızlı ve belirli bir prosedürü takip ederek yapılmalıdır. TSS tanısı konulduğunda ilk yapılması gereken toksin üretiminin merkezini saptamak ve temizlemeye çalışmaktır. Ciltte belirli bir lezyon varsa temizlenmeli ve drene edilmelidir. Cerrahi yaralar iyice gözden geçirilmeli ve bol serum fizyolojik ile yıkanmalıdır. Tampon varsa hemen çıkarılmalıdır. İkinci olarak ise hemen bir damar yolu açılarak agresif sıvı tedavisine başlanmalı ve vücudun sıvı açığı yerine konmalıdır. Organ hasarını önlemek için bu son derece önemlidir. TSS olan erişkin hastalarda sıvı açığını yerine koymak için 24 saatte 10 litre sıvı gerekeblir. Damar yolu açıldıktan ve sıvı tedavisi başlandıktan sonra stafilokoklara yönelik antibiyotik tedavisine vakit kaybetmeden başlanmalıdır. Bu amaçla değişik sentetik, yarısentetik ya da doğal antibiyotikler kullanılabilir. TSS'lu hastalarda genel destekleyici bakım önemlidir. Bu bakımı sağlamak amacı ile hastaların yoğun bakım servislerinde izlenmesi uygun olacaktır. Eğer toksin odağı saptanamıyorsa anti TSST-1 ve antiSEB immunglobinleri verilebilir. Risk altındakiler TSS açısından bazı grup kişiler yüksek risk taşırlar. Bunlar: Tampon kullananlar Doğum kontrolü için bariyer yöntemleri tercih edenler Jinekolojik operasyon geçirenler Kendi kendine düşük yapmaya çalışmış kadınlar Follikülit, selülit gibi cilt enfeksiyonu olanlar Kimyasal yanık vakaları Yanık vakaları Böcek sokması Stafilokokkal zaatürre vakaları Septik eklem iltihabı olanlar Ayırıcı tanı Bazı hastalıklar toksik şok sendromunu andırabilir. Bu nedenle TSS ayırıcı tanısında ciddi derecede grup A streptokok enfeksiyonları, Kawasaki sendromu, leptospiroz, meningokoksemi, gram negatif sepsis, döküntü ile giden viral hastalıklar ve allerjik reaksiyonlar ekarte edilmelidir. Dikkat edilmesi gereken noktalar Tampon kullanımı ile TSS arasındaki sebep-sonuç ilişkisi tam anlamı ile bilinmese de bu sendromun tampon kullanıcılarında daha fazla görüldüğü bilinen bir gerçektir. Tampon kullanırken dikkat edilecek birkaç basit kural riski azaltır. Adet kanamanız için yeterli olacak en küçük tamponu kullanın Tampon üretici firmasının önerilerine harfiyen uyun Tamponu yerleştirmeden önce ve yerleştirdikten sonra ellerinizi sabun ile iyice yıkayın Üretici firmanın önerileri doğrultusunda tamponu sık sık değiştirin. Aynı tamponu 4-8 saatten daha uzun bir süre tutmayın Asla aynı anda birden fazla tampon kullanmayın Gece yatarken tampon yerine pet kullanın Adet dönemi dışında akıntı nedeni ile asla tampon kullanmayın Sadece pamuk içeren tamponlar kullanın. Yapılan yeni bir çalışmada TSS toksininin yanlızca pamuk kullanılarak üretilmiş tamponlarda oluşmadığı saptanmıştır. Bileşiminde rayon fiberleri içeren tamponlarda bu toksin daha kolay üremektedir. Son derece nadir görülmekle birlikte ölümcül olabilen bu sendromdan korunmak için çok gerekli olmadıkça tampon kullanmayın |
|
|
|
|
#179 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,059
Rep Puanı: 89148044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Toksoplazma ve Gebelik
Gebelik ve Toksoplazma Pek çok kişi etraflarında bir kadının kediden bulaşan bir hastalık yüzünden düşük ya da ölü doğum yaptığı öykülerini duymuştur. Bu öyküler nedeni ile hamile kadınlar genelde kedi köpek gibi evcil hayvanlardan uzak durmaya çalışırlar. Hatta hamilelik öncesinde evlerinde bu tür evcil hayvan besleyenler ya bu dostlarını ebediyen terk ederler ya da bir tanıdıklarına vermeye çalışırlar. Hamilelikleri sırasında da kedi ya da köpek beslenen evlere pek uğramazlar. Kedilerden bulaştığı inancı yaygın olan bu hastalığın adı toksoplazmozis'dir. Gerçekçi olmak gerekirse insanlara bulaşan toksoplazma enfeksiyonlarında kediler en az suçlanması gereken faktördür. Toksoplazmozis nedir? Toksoplazmozis Toxoplasma gondii adı verilen parazitin neden olduğu bir enfeksiyondur. İlk kez 1908 yılında Afrikada gondi adı verilen bir tür kemirgende saptanmıştır. Tüm dünyada insanların da dahil olduğu pekçok tür omurgalı canlıda enfeksiyona neden olur. Buna karşılık sadece evcil kedilerin barsağında dişisi ve erkeği bir araya gelerek üreyebilir. Başka bir yerde üremesi mümkün değildir. Bu enfektif parazitler kedinin dışkısı ile dış dünyaya atılır ve buradan diğer canlılara sindirim sistemi yolu ile bulaşır. Bir başka değişle enfeskiyonun insan ya da diğer hayvanlara bulaşabilmesi için ağızlarından girmesi gerekir. Toksoplazmozis nasıl bulaşır? Kediler de bu paraziti enfekte bir hayvanı (fare gibi) çiğ olarak yediklerinde alırlar. Bundan sonta yaklaşık 2 hafta süreyle parazit kedinin barsağında çoğalır. Takip eden dönemde kedinin dışkısı ile dışarıya atılır. Atılan bu parazitlerin bulaşıcı olabilmesi için dış dünyada 24 saat geçirmeleri gerekir. Daha önce bulaşıcılıkları olmaz. Enfekte bir kedi yaklaşık 2-3 hafta süreyle dışkısı ile parazit atar. Bundan sonraki dönemde kedinin dışkısında parazit olmaz. Bir kere toksoplazma enfeksiyonu geçiren kedi bağışıklık kazanır ve daha sonra yeniden enfekte olmayacağı gibi bulaştırıcılık özelliği de taşımaz Benzer bir özellik insanlarda da vardır. Bir kere enfeksiyon geçiren bir kişi bağışıklık kazanır ve daha sonra yeniden hastalanmaz. Sokak kedileri genelde bu enfeksiyonu yaşamlarının çok erken döneminde geçirirler ve beğışıklık kazanırlar. Bu nedenle büyük sokak kedilerinden enfeksiyon bulaşması çok uzak bir olasılıktır.Benzer şekilde çiğ etle beslenmeyen sadece kuru mama yiyen ve sokağa çıkmayan ev kedilerinde ise hastalığın görülmesi olanaksızdır. Kedinin dışkısı ile toprağa atılan ve 24 saat içinde bulaşıcı özellik kazanan parazitler beslenme sırasında (örneğin otlaklarda) sığır, koyun, inek gibi hayvanların sindirim sitemine geçer. Daha sonra buradan kas dokusu içine geçerek hayvanı enfekte eder. Böyle bir hayvanın eti pişirilmeden ya da az pişirilerek bir insan tarafından yendiğinde direkt olarak o insanda da enfeksiyona neden olur. Bir başka bulaşma yolu da toksoplazma bulunan toprakla temas etmiş meyve ve sebzelerin uygun şekilde yıkanmadan yenmesidir. Görüldüğü gibi toksoplazma insana 3 temel şekilde bulaşabilir. Enfekte bir kedinin dışıkısı ile temas edip daha sonra bu temasın gerçekleştiği eli yıkamadan ağıza götürmek Enfekte bir hayvanın etini iyice pişirmeden yemek Paraziti barındıran bir besin maddesini iyice yıkamadan yemek İnsanlarda bir bulaşma yolu daha vardır: Enfekte bir anne adayından hamilelik sırasında bebeğine bulaşması Ne sıklıkta görülür Tüm dünyada toksoplazmozisin görülme sıklığı konusunda net bir istatistik yoktur. Ancak insanların yaklaşık %25-50'sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde parazitle temas ettikleri ve enfekte oldukları tahmin edilmektedir. Ilıman iklimlerde daha fazla görülür. Hastalığın en fazla görüldüğü Fransa'da insanların %65'inin bu enfeksiyonu geçirdiği tahmin edilmektedir. Belirtileri nelerdir? Toksoplazma enfeksiyonları erişkinlerde genelde pek belirti vermez. Çoğu zaman doktora gitme gereksinimi doğurmayan hafif bir soğuk algınlığı şeklinde atlatılır. Hafif kas ve eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, lenf düğümlerinde şişlik gibi belirtiler görülebilir. Belirtiler birkaç hafta ile birkaç ay içinde kendiliğinden geriler. Çok nadiren göz enfeksiyonlarına neden olabilir. Bağışıklık sistemi baskılanmış lösemi, lenfoma, AIDS hastaları ile organ nakli yapılan hastalarda çok daha ağır seyredebilir ve hatta ölümlere neden olabilir. Tanısı nasıl konur? Toksoplazmozis kanda bu parazite karşı vücudun bağışıklık sisteminin ürettiği antikorların varlığının saptanması ile konur. Yapılan incelemede toksoplazmaya karşı IgG pozitifliği hastalığın daha önceden geçirildiği ve bağışıklık olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda yeniden toksoplazmaya yakalanmak mümkün değildir. kanda IgM varlığı ise aktif yeni bir enfeksiyon varlığını gösterebilir. Böyle bir durumda tekrarlanan incelemelerde IgM düzeylerinde artış görülmesi ile tanı konur ve tedavi edilir. Hem IgG hem de IgM negatifliğinde hastalık yok ve kişi daha önce bu hastalık ile hiç karşılaşmamış demektir ve toksoplazmaya yakalanmamak için önlemlerin alınması gerekmektedir. Bebek için riskleri nelerdir? Hamilelikleri sırasında toksoplazma enfeksiyonuna yakalanan kadınların sadece %30-40'ı bu hastalığı bebeklerine geçirirler. Annedeki enfeksiyonun bebeği de etkileme riski gebelik yaşı ile direkt ilişkilidir. Bu risk gebeliğin son trimesterında daha yüksektir ve %70'le kadar ulaşabilirken bu oran ilk trimester enfeksiyonlarında %15'ler civarındadır. Ancak ilk trimesterda bebeğe enfeksiyon geçme olasılığı düşük olmasına rağmen bebekte yaratacağı zarar daha fazladır. Bir başka deyişle son 3 ayda bebeğe enfeksiyon geçmesi daha kolay ancak zarar yaratma olasılığı son derece düşükken, ilk 3 ayda çok zor geçen enfeksiyon daha ciddi sorunlara neden olmaktadır. Erken dönemde görülen toksoplazma düşük ya da ölü doğumlara neden olabilir. Toksoplazmanın diğer etkileri ise beyin hasarı, beyinde su toplanması (hidrosefali), görme ve işitme bozuklukları, gelişme geriliği, zeka geriliği ve epilepsi gibi sinir sistemi bozukluklarıdır. Hamilelikte toksoplazma enfeksiyonu saptanırsa ne yapılmalıdır? Hamilelikl sırasında anne adayında toksoplazma enfeskiyonu saptanması bebekte mutlaka bir sorun olacağı anlamına gelmez. Böyle bir durumda detaylı ultrasonografi ile enfeksiyonun bebekte zarar oluşturup oluşturmadığı aranır. 20. gebelik haftasından sonra ise bebeğin göbek kordonundan kan alınarak (kordosentez) kesin tanı konulabilir. Burada bebek kanında IgM varlığı bebekte enfeksiyon olduğunun kesin belirtisidir. Tedavi Hamile olmayan bir kadında toksoplazmanın tedavisi antibiyotik ile yapılır. Hamilelerde ise uygulanan antibiyotiğin bebekte oluşması muhtemel hasarı engelleyip engellemediği açık değildir. Eğer bebekte ciddi sekel saptanır ise tercih edilmesi gereken yöntem gebeliğin sonlandırılmasıdır. Hamilelikte toksoplazmaya bağışıklık olmadığı saptanırsa ne yapılmalıdır? Böyle bir durumda toksoplazmadan korunma önlemlerine dikkat edilmeli ve belirli aralıklarla kanda toksoplazmaya karşı antikor oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır. Toksoplazmadan korunma yolları Toksoplazmadan korunmanın en etkili yolu hijyen kurallarına uymaktır Ellerinizi sık sık yıkayın. Eğer toprak ile uğraşıyorsanız mutlaka eldiven giyin Çiğ ya da az pişmiş et yemeyin (salam sucuk vb) Çiğ et ile temas ettikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın Çiğ et kesiiğiniz bıçak ile iyice yıkamadan başka bir madde kesmeyin Çiğ et kestiğiniz kesme tahtalarını iyice yıkamadan üzerinde başka bir işlem yapmayın Çiğ sebze ve meyveleri mutlaka çok iyi yıkayın Tercihan dışarıda yeşil yapraklı salataları yemeyin Pastörüze edilmemiş süt içmeyin bu tür sütlerden üretilmiş ürünleri kullanmayın Evde kedi varsa kumunu siz değiştirmeyin Kedinin kumunun 24 saat aralıklarla mutlaka değişmesini sağlayın Kedinizi dışarı bırakmayın Kedinize çiğ et yedirmeyin |
|
|
|
|
#180 (permalink) |
|
Admin
![]() Giriş Tarihi: 25-03-2004
Yer: video.frmtr.com
Yaş: 28
Mesajlar: 17,059
Rep Puanı: 89148044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
TORCH ve gebelik
TOKSOPLAZMOZİS Toxoplasma gondii parazitiyle temasa bağlı bir hastalıktır. Hastalık az pişmiş enfeksiyonlu et yenmesiyle ya da enfekte olmuş kedi dışkısıyla temas yoluyla alınır ya da enfekte olmuş hamile bir kadından bebeğine geçebilir. Hamileyseniz, tahlil edilmemiş kedileri okşamayın ve sepetlerini boşaltmayın. Üreme çağındaki Amerikalı kadınların yüzde 25 ila 45i semptomlar görülmediği halde bu organızmayı taşımaktadır. Her 800 ila 1400 gebelikte 1 ceninin toksoplazmozis taşıdığı tahmin edilmektedir. Toksoplazmozisin yolaçtığı şikayetler yorgunluk ve kas ağrısıdır. Kendinizi grip gibi hissedebilirsiniz. Bazı kadınlarda herhangi bir şikayet görülmez. Gebeliğin başlarında bir toksoplazmozis testi yapılıp antikorları taşıdığınız saptanmadıysa hastalığın olduğu söylenemez. Annedeki enfeksiyon ilaçla tedavi edilebilir. Enfeksiyonu gebeliğin başlarında alırsanız, düşük yapabilirsiniz. Toksoplazmozisle doğan bebeklerin çoğu, enfekte olmanın belirtilerini hemen göstermezler ama birçok doktor yine de tedavi önerir. Ayrıca, bebeklerin çoğu annenin enfeksiyonuna rağmen enfekte olmazlar. Enfekte olanlardan çoğunda önemsiz şikayetler vardır. Ancak bir kaçında sonunda nörolojik sorunlar ve kısmi körlük ortaya çıkar. Bu bebeklerin küçük bir yüzdesi bu hastalıktan ölür. KIZAMIKÇIK(RUBELLA.) Kızamıkçık, hafif bir çocukluk dönemi hastalıgıdır. Ancak, ergenlik çagındaki gençleri ve yetiskinleri de etkileyebilir. Hastalık lenf bezlerinde sisme, eklem agrısı ile yüzde ve boyunda iki üç gün süren döküntüye neden olur. Hasta her zaman hızla ve tam olarak iyilesir. Kızamıkçık, hasta olan kisinin öksürme ve aksırması sırasında çıkan tükürük damlacıkları aracılıgıyla geçebilir. Kızamıkçık, kadınların hamileliklerinin ilk 20 haftasında hastalıga yakalanmaları durumunda çok tehlikelidir. Bu, bebekte ciddi olusum bozukluklarına neden olabilir. Ísitme ve görme özürlülügü ile kalple ilgili olusum bozuklukları ve zihinsel özürlülüge yolaçabilir. Kızamıkçık çok bulasıcı bir hastalık olup, hamile kadınları ve bebeklerini korumanın en uygun yolu, kadınların hamile kalmadan önce ası olmalarını saglamak ve hastalıgın yayılmasını önlemek için tüm çocukları asılamaktır. Dogurganlık yasında olan ve özellikle hamile kalmayı düsünen kadınların doktora basvurmaları ve kızamıkçık kan testi yaptırmaları gerekir. Kan testi, baska bir MMR asısının gerekip gerekmedigini gösterecektir. Bir diger MMR asısı yapılmasının gerekmesi halinde, asının koruma sagladıgından emin olmak için, asının ardından bir kan testi daha yapılmalıdır. Hamile olan veya iki ay içinde hamile kalmayı planlayan kadınlara ası yapılmamalıdır. Kadınların her hamilelikten önce, koruma düzeyinin halen yeterli olup olmadıgının belirlenmesi için, kızamıkçık kan testi yaptırmaları önemlidir. MMR 'nin Olası Yan Etkileri MMR asısının yan etkileri, hastalıkların komplikasyonlarından çok daha az sıklıkta görülmektedir. En yaygın yan etkiler, kisinin kendisini iyi hissetmemesi, hafif ates ve muhtemelen asıdan sonra yaklasık altı ile onbir gün süren döküntülerdir. Bu süre içinde döküntüleri olan kisiler hastalıgı baskalarına bulastırmaz. Ası olan kisilerde bazen, asının bilesimindeki kabakulak virüsü nedeniyle, asıdan yaklasık üç hafta sonra tükürük bezlerinde hafif sisme görülebilir. Beyin iltihabı gibi, asının en önemli yan etkisi çok ender olarak görülmekte ve muhtemelen milyonda bir ya da daha az sıklıkta olusmaktadır. Yaygın Yan Etkiler asagıdaki uygulamalarla azaltılabilir: Fazla miktarda sıvı içilmesini saglama. Fazla kalın giyinmeme. Ası yapılan yere soguk, ıslak bir bez parçası koyma. Herhangi bir rahatsızlıgı azaltmak için parasetamol alma (ya da çocugunuza verme)(yasa göre uygun dozda vermeye dikkat ediniz). Yan etkilerin ciddi olması veya geçmemesi ya da kaygı duymanız halinde, doktorunuza ya da hastaneye gidiniz. Aşı Öncesi Kontrol Listesi Sizde ya da çocuğunuzda aşağıda belirtilen durumların olması halinde, aşı olmadan önce bunları doktor ya da hemşireye iletiniz: Son bir ay içinde başka bir aşı olunması. Aşı yapılacağı gün hasta olunması. Herhangi bir aşıya karşı ciddi yan etkilerin olması. Herhangi bir ciddi alerjinin olması. Herhangi bir tür steroid ilaç kullanılması (sözgelimi, kortizon gibi). Son üç ay içinde gamaglobulin a. ısı veya kan nakli yapılması. Bağışıklık sistemini zayıflatan bir hastalığın olması ya da tedavinin uygulanması (sözgelimi, kan kanseri, kanser, HIV/AIDS, radyoterapi ya da kemoterapi gibi). Halen ara. tırmaları süren merkezi sinir sistemiyle ilgili bir hastalığın olması. Hamile olmanız veya aşıdan sonra iki ay içinde hamile kalmayı planlamanız. Aşının farklı bir şekilde yapılması gerekebileceğinden, yukarıda belirtilen durumların doktor ya da hemşireye iletilmesi gerekir. |
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com