|
|||||||
Eğitim Kategorisinde ve Öğretmenler Odası Forumunda Bulunan çanakkael zaferi ve Türk bayramı nevruz doküman paylaşımı Konusunu Görüntülemektesiniz => Arkadaşlar Çanakkale Zaferi yıldönüm ve orta asyadan bugüne kutladığımız bahar bayramı nevruz yaklaşıyor.Ülkemizin içinde bulundğu bu kritik zamanda bu özel ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Meraklı
![]() Giriş Tarihi: 27-03-2005
Yaş: 36
Mesajlar: 392
Rep Puanı: 289141
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Arkadaşlar Çanakkale Zaferi yıldönüm ve orta asyadan bugüne kutladığımız bahar bayramı nevruz yaklaşıyor.Ülkemizin içinde bulundğu bu kritik zamanda bu özel günleri amacına uygun hakeddikleri gibi kutlayıp vatan hainlerine prim vermiyelim.elimizdeki dosya,sunu ve linkleri burada paylaşalım
Saygı sevgi ve dualarımla Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. ATATÜRK Bir Savaş, Bir Zafer, Bir DestanÇANAKKALE GEÇİLMEZ ! Bu vatan ,yetişmiş aydın insana enfazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde 250.000 genç milliyetperver aydınını toprağa gömmüş, bunun sıkıntısını sonradan çekmiş olmasına rağmendünyaya “ÇANAKKALE’NİN GEÇİ- LEMEYECEĞİNİ” de ispat etmiştir.En önemlisi de Çanakkale ruhu Milli Mücadelenin başlangıcı olmuştur. Komutanından neferine, bilgi, tecrübe, cesaret ve inançla yoğrulmuş silahsız ve cephanesiz bir milletin tarihe yazdığı hürriyet mücadelesidir Çanakkale.. Çanakkale Zaferi Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir. SEVGİLİ ARKADAŞLAR! Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde Çanakkale Savaşlarını anmaktayız. Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914’de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915’de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı ordusunun karşı ateşi ile tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı. Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında , yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur. Sevgili arkadaşlar! Çanakkale Savaşları, Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir. BİR YOLCUYA Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda İstiklal uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet'in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed'in düşmanı boğduğu sele Mübarek kanının akıttığı yerdir. Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti Yaptığı bu tümsek, amansız çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir. Necmettin Halil ONAN Atatürk Diyor Ki Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer. Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın. Mehmet Akif ERSOY ÇANAKKALE'DE KAYBOLAN ALAY "Bölükler Anzak Koyu'na çıkarken 1915'te Gelibolu'da yartlar korkunçtu: Dizanteri,erleri yere yıkıp, her tarafa cesetler yayıldıkça, kabus büyüyordu..." 10 Ağustos 1915 Çanakkale... Güneşin göz kamaştıran parlaklığı,topların bitmez, tükenmez gürlemelerine karışıyor...Gelibolu Savaşı'nın son dönemi, Cehennemi Çanakkale'ye taşımış...Siperler fırın gibi... Savaş kokusu ile dolu sıcak bir rüzgar, ovada eserken, ince bir koz tabakasını da havaya kaldırıyor. Yiyeceklerin, siperlerin, ölü ve yaralıların üzerine bulutlar halinde çöken iri yeşil sinekler, dizanteriye yakalanan İngiliz askerlerini büsbütün perişan ediyor... Ve Mehmet Akif'in dediği gibi "O ne müthiş tipidir ki; savrulur enkazı beşer" İNGİLİZ KOMUTAN YENİLECEKLERİNİ ANLAYINCA İngiliz askeri tarihinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyor. İngiliz komutan Sir Ian Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacaklarını sezmiş, savaşı kazanmanın tek yolunu, taze kuvvetlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştü. NORFOLK ALAYI GELİYOR Kraliyet Norfolk Alayı, taze kuvvetlerin bir parçası olarak 29 Temmuz 1915'te İngiltere'de gemilere bindirildiler. Savaş tecrübeleri yoktu. Ordu mensuplarınca tatil gecebi askerleri diye anılan savunma birliklerine bağlıydılar. Norfolk alayı, savaş hattı gerisinde iklime alışmaları için bekletilmeden 10 Ağustos günü Suvla Koyu'nda unutulmaz bir macera yaşamak hayali yerine, cehennemi andıran kabusla kucaklaştılar. BAŞLARINA GELECEKTEN HABERSiZ Sahile yakın bir yerdeki tuz gölü, kavurucu yaz güneşinin etkisi ile kurumuş ve güneşin parlaklığını ve ısısını ayna gibi Norfolk alayının üzerine yansıtıyordu. Kuzeydeki Kireçtepe, iki yanında Kavaktepe ve Tekketepe, güneydeki Saribayır arasında kalan Suvla düzlüğü, dev bir arenayı andırıyordu. İngiltere'nin Dereham Kasabası'nda toplanan Norfolk alayı 4. ve 5. taburları, anayurtlarından uzak bu topraklarda, kendilerinden önce gelenlere mezar olan bölgede şaşkına döndüler. Savaşta herşey olabilirdi ama, Norfolklular, savaşın dışındabaşlarına gelecek olayı asla düşünemezlerdi... iNGiLiZLERiN BOŞUNA HÜCUMLARI Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepeleri'ne bir gece karanlığında ani ve hızlı bir saldırı yapmayı plânlamıştı. Bu iş için 12 Ağustos gecesi 54. tümen ilerlemeye başladı. İçlerinde Norfolk tugayı da bulunuyordu. Tepelerin yamacına kadar gelecekler ve şafak sökerken saldırmak üzere hazırlanacaklardı. Fakat, gece yürüyüşünün yapılacağı bölgede, Küçük Anafarta Ovası denilen yerde, Türk askerinin pusuya yattığı sanılıyordu. Bu yüzden Bir Norfolk tümeni önden yolu açsın diye 12 Ağustos öğleden sonrası harekete geçti. Bu öncü tümenin ilerleyişi tam bir bozgunla sonuçlanmıştı. Gelibolu savaşında İngilizler'in gösterdiği şaşkınlık ve beceriksizlik,topçu atışının 45 dk. önce aşlamasına neden oldu. Boşuna cephane harcayan İngilizler, savaş alanını da hiç incelememişlerdi.Araziyi bilmiyorlardı. Hedeflerin yerini çalakalem belirlemişlerdi.Gücünden habersiz oldukları Türk birliklerini yarımadanın diğer tarafında çizilmişti. 4. Norfolk Taburu, geride olmak üzere 163. tümen, gün ışığında çıplak ovayı geç meye çalışmanın bariz bir hata olduğunu anladığında, ancak 900 m ilerleyebilmişti. Türklerin direnci, İngilizler'in tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. İngiliz tümenin büyük bir kısmı yoğun makineli tüfek atışı altında kaldığı için olduğuyerde çakılmıştı. Ancak sağ tarafta yer alan 5. Norfolk taburu daha azbir mukavemetle karşılaştığı için ilerlemeye devam etti... BULUTUN İÇİNE DOĞRU İşte tam bu sırada 22 kişilik bir Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleriönünde Norfolk alayının 4. taburuna bağlı çok sayıda asker, karşılarındaki tepeye yürümeye başladı. Tepenin üzeri ekmek somunu biçimli beyaz bir bulutla kaplıydı. İngiliz askerleri, yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun içinde kayboldular. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, bulut sanki kargosunu almış gibi yavaşça havalandı ve rüzgarın aksi yönüne doğru hareket etti... Dahası gökyüzünde bu bulutun kopyası olan 3-4 bulut da rüzgara rağmen yerlerini koruyorlar. Ve sanki diğer buluta eskortluk ediyorlar... KOMUTAN HAMILTON ANLATIYOR Kumandan Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'e gönderdiği telgrafta, olayı şöyle anlatıyordu: "Savaş sırasında, 163. tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi... Türkler'in zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı. Mücadele daha kızışmış ve iyice kızışmıştı. Bu askerlerin çoğu yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadık.Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiç biri geri dönmedi." 267 kişi, hiç bir iz bırakmadan kaybolup gitmişti. YENİLGİ KAÇINILMAZ OLDU O gün öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Ian Hamilton'ın savaşı kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. Böylece, 1915 yılı sonunda Müttefik Kuvvetler, geri çekilerek, büyük bir yenilgiye uğradılar. Gelibolu savaşı, sekiz buçuk ay sürdü.Ve 46 bin askerin ölümüyle sonuçlandı. O zamanın savaşları için, korkunç bir rakamdı bu. 1916'da İngiliz Hükümeti, savaşın kaybedilme nedenlerini araştırmak üzere, resmi bir kurulu görevlendirdi. GİZLENEN RAPOR Gelibolu Kurulunun Son Raporu adı altında baştan aşağı sansür denetiminden geçmiş bir rapor, önce 1917'de ve daha sonra da 1919'da yayınlandı. Raporun aslı, 1965 yılına kadar ortaya çıkarılmadı. 1918 sonunda, İngilizler, Gelibolu'ya sanki galip gelmişçesine geri döndüler. İşgal Kuvvetleri'nin bir askeri savaş alanında gezinirken, Kraliyet Norfolk Alayi'na ait bir rozeti buldu. Çevrede yaptığı bir soruşturma sonunda, bir Türk çiftçisinin kendi arazisinde bulduğu bir sürü cesedi, yakındaki bir dereye attığını öğrendi. DOSYA KAPANMADI 8.5 ay süren Çanakkale Savaşı Boğaz’ın iki yani için de tam bir cehennem olmuştu. Savaşın tarihi yazıldı. Ölenlerin , yaralıların, kayıpların sayısı tespit edildi. Fakat bir tek şey, özellikle unutulmadı. Kaybolan Norfolk Alayı Askerleri... İkinci dünya savaşından kalan Philedelphia Efsanesi gibi bu savaştan da bu olay tüm gizemiyle kalmıştı ortada. Bir çok kitapta bu olaya geniş yer verilir hatta bazıları bunun Çanakkale Savaşı'nın kendisinden de önemli olduğunu düşünüyor. Philedelphia 2. deneyinde de Eldridge 'in ilk görüldüğü limanın NORFOLK olması sanki bu isimde bir şey var diye düşündürüyor. Güncel bir konu Titanik... Herkes filmini konuşuyor ama arkada inanılmaz bir tarihi gizem var. Olaydan bir asır kadar önce bir yazar kitabının içeriğini bir transatlantiğin üzerine kurmuştu. Romanında dev bir transatlantik Avrupa-Amerika seferine çıkıyor ve bu ilk seferinde gemi evet bir buz dağına çarparak batıyor. Romandaki geminin adı TITANIA ve ölçüleri aşağı yukarı Titanik ile aynı. -------------------------------------------------------------------------------- -------------------------------------------------- Sahipsiz vatanın batması haktır Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır Çanakkale denince insanın yüreği sızlar... Çanakkale denince, gözler nemlenir... Çanakkale denince, hem gözyaşı dökülür, hem yüzler güler... Çünkü Çanakkale, ülkemizde yaşayan herkes için bir yiğitlik destanıdır, bir kahramanlık abidesidir. Ülkemizin en zor günlerinde, yokluk ve yoksulluk döneminde yaşanan muhteşem bir zaferin adıdır Çanakkale... Kaybetmek üzereyken kazanmanın, bitti denilirken yeniden başlamanın, yeniden dirilmenin, yeniden var olmanın, ayağa kalkmanın adıdır. Bu zafer, gençliğin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve hatta çocukların zaferidir. Bu zafer, “Ölürsem şehit, kalırsam gazi!” diyen bir milletin zaferidir. On dört ay, karada ve denizde, yedi düvele karşı yapılan Çanakkale Savaşı, hâlâ konuşulan, hâlâ tartışılan, düşmanlarının bugün bile hâlâ akıl erdiremediği büyük bir kahramanlık destanıdır. Maddi ve siyasi açıdan devletin tıkandığı, fakirliğin kol gezdiği, düşmanların çok güçlü olduğu dönemde kazanılan bu zafer, ümitleri tükenmiş ülkemizi yine şaha kaldırırken, düşmanları şaşkına döndürmüştür. Churchill, “Anlamıyor musunuz? Biz Çanakkale’de Türklerle değil, Allah ile savaştık!.. Tabiî ki yenildik...” diyordu. Mehmetçiklerin, “Allah rızası” için savaştıklarını düşmanları da anlamıştı. * * * Çanakkale, bir ölüm kalım savaşıydı. Çanakkale, bir saldırıya karşı, etten ve kemikten bir savunmaydı. Ülkenin her köşesinden, dağ başlarından, köylerden kopup gelen çocuk yaşta gençlerin, ana kuzuların arslana dönüştüğü yerin adıydı Çanakkale. Ana kuzuları, Kınalı Kuzular... Anneler, kuzularını kınalayarak gönderiyorlardı Çanakkale’ye. Her kınalı kuzu, bir kahramandı, bir destandı. * * * Yozgatlı Hasan’da bunlardan biriydi. Anresi, saçlarını kınalayıp göndermişti cepheye. “Haydi yavrum, köyüne, nişanlına veda et; Sabanını, tarlanı, her şeyini feda et; O silâha sarıl ki, böyle günde bir erkek Bir dualı demirden başka bir şey kullanmaz. Bunu tutan bir bilek, Köleliğin uğursuz zincirine uzanmaz. Git evladım, yıllarca ben oğulsuz kalayım, Şu yaralı bağrıma kara taşlar salayım. Haydi oğlum, haydi git! Ya gazi ol, ye şehit!” Kumandanı Hasan’ın saçlarını kınalı görünce yanına çağırır ve sorar: “Oğlum bir erkek saçlarını kınalar mı?” Hasan bir cevap veremez, çünkü sebebini kendisi de bilmez. Hemen bir arkadaşına, annesine göndermek üzere bir mektup yazdırır. “Anacığım, kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma... Zabit efendi bana sordu cevap veremedim. Kardeşlerimde cevap veremeyip mahcup olmasınlar.” Mektubu alan annesi, anne yüreğinin sıcaklığını yansıtan cevabî bir mektup yollar oğluna. “Ey oğlum, gözümün nuru Hasan’ım! Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın. Ben senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni yaşattı. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor. Zabit efendiye söyle... Biz kurbanlık koçları kınalar, öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında kurbansın. Sen İsmail’sin. Sen orada şehit olacaksın inşallah. Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa, bende senin saçını öyle kınaladım.” Allah seni Peygamberin yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anıyor. Gözlerinden öperim. Anan Hatice...” Hasan şahadet şerbetini içer. Arkadaşları cebinde mektubu bulurlar. Komutanına kınanın sebebini söyleyememiştir ama yine arkadaşına not düşürmüştür mektubun sonuna. “Anam yakmış kınayı aday diye Ben de vatan için kurban doğmuşum. Anamdan Allah’a son bir hediye, Kumandanım! Ben İsmail doğmuşum.” ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 250 bin memleket evlâdının şehid düştüğü, bir o kadarının da gâzi olarak döndüğü Çanakkale Harpleri,Türk harp tarihinin en parlak sayfalarından birisidir. Her Türk çocuğunun Çanakkale Zaferi’yle iftihar etmesi lâzımdır. Türk askeri, devletin ve milletin menfaati emrettiği zaman canını-kanını esirgemeyen ve bir metrekarelik yerde bir buçuk şehid veren bir “güzel asker”dir. Peygamber’in methettiği, tarihin methettiği “bir güzel askerdir”. 18 Mart gününde şehitlerimize ve gâzilerimize rahmet diliyoruz.. ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 18 MART ZAFERİ Üç gün sonra, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 81’inci yıldönümünü idrak edeceğiz. Birinci Dünya Savaşı’nda,Müttefikler denilen İngiltere,Fransa, Rusya devletleri, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Osmanlı Devleti’ni çiğneyip Rusya’ya deniz yoluyla ikmâl imkânı hazırlamak üzere donanmalarını Mondros’da toplamaya başladılar. 3 Kasım 1914’de müttefik donanma Boğaz’a doğru hareket etti. 19 Şubat 1915 ve 28 Şubat 1915 günlerinde Boğaz’a girme teşebbüsleri sırasında, İngilizlerin Agamemnon, Fransızların Gaulois zırhlıları isabet aldı. Bunun üzerine kumandanlığa Amiral Robeck getirildi. Robeck bütün filoyla büyük taarruza geçti. Ancak Nusret Mayın Gemisi, 17 Mart gecesi Karanlık Liman’a yirmi mayınlık bir dizi yerleştirmişti. Düşman donanması bütün kuvvetleriyle Boğaz’a girmiş ve 1500 topunu ateşleyerek Türk tabyalarını susturmak istiyordu. Fakat 18 Mart akşamı, Fransız Bouvet, İngiliz Irresistible, İngiliz Ocean zırhlılarıyla 6 muhrip battı. İngiliz Inflexible, Fransız Gaulois, Fransız Suffren ile sekiz muhrip, ağır yaralar alarak harp edemeyecek hâle geldiler. 18 Mart Zaferi, Türk Bahriyesi’yle Türk Topçusu’nun muhteşem bir kahramanlık örneğidir. Bu zaferle, Çanakkale’nin denizden geçilemeyeceği anlaşılmıştır. 18 Mart 1915 tarihi, Gelibolu Yarımadası’nda başlayıp, 20 Aralık 1915 günü İngilizlerin, Anzakların ve diğer müttefiklerin Yarımada’dan çekilip gitmeleriyle neticelenen Çanakkale Zaferi’nin başlangıcıdır. Çanakkale’de Müttefikler: 18 zırhlı,12 kruvazör,27 muhrip,12 denizaltı,1 balon gemisi,36 mayın gemisi,2 hastahane gemisi,86 nakliye gemisi,222 çıkarma gemisiyle harbe katıldılar. 18 Mart’ta batanlara ilâveten, Goliat, Triumph, Majestic zırhlılarıyla dört İngiliz dört Fransız denizaltsı battı. 253 bin Türk şehidinin kanıyla yazılan Çanakkale Destanı, yetişmiş ve yarının Türkiyesi’ne hizmet edecek nesilleri yok etti... Rahmetli Mehmed Âkif’in: Bir hilâl uğruna Yârab, ne güneşler batıyor!.. diye vasıflandırdığı ve Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer... mısrâlarıyla tebcîl ettiği şehitleri, kumandanları Cevat Çobanlı Paşa’yı, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemâl Paşa’yı ve diğerlerini rahmetle anıyoruz. BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri: -Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi. -Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay... -Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim. -Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu? -Evet, dedim. Evet ne kadar güzel. -İşte onun çobanından 10 paraya aldım. Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor? Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi." Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür. Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim : -Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur. "Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!" Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi. Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı? Kadir'e mektup yazdım. Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin. Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir. Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister. Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun. Oğlun Hasan Etem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915) YABANCI ASKERLERİN ANLATIMI İLE ÇANAKKALE Çanakkale’de yaşananların o günleri yaşamış düşman askerlerinin anlatımıyla: “Bayraklar dalgalanıyor, borular öttürülüyor ve dalgalar halinde üzerimize geliyorlardı. Ben makinalı tüfeği sabitleştirdim ve oturduğum yerde namluyu öne ve arkaya çevirerek ateş ediyordum. Nişan almıyordum ama ıskalamak olanaksızdı. İki yüz metre bile yoktu aramızda. Çok kalabalıklar ve arazinin kayalık olması nedeniyle yayılamıyorlardı. Bir açıklıktan geliyorlardı üzerimize. Biz bu uçtaydık ve onlar da öteki uçtan geliyorlardı. Ben ateş ediyordum, iki numaram mermi şeridini tutuyor ve kutudan yeni şeritler çıkartıyordu. Diğerleri tüfekleriyle ateş ediyorlardı. Ateşin etkisini göremiyorduk, sanki büyük bir nesneye ateş eder gibiydik. Tek tek insanlar yoktu karşınızda. Her şey birden sona erdi ve birden önümüzde kimse kalmadı...” General Tawshend Anekdot: Er Joseph Clements “Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.” “Türklerin içinde iriyarı biri vardı, neredeyse iki metrenin üstünde olmalıydı, bizimki de en az onun kadar iriydi. Sanırım prestij için iri adamlarını seçmişlerdi. İkisinde de beyaz bayraklar vardı. Ve ortada duruyorlardı.... Ben ölüleri gömenlerden biri değildim ama siperin kenarına oturdum ve bir süre sonra yanlarına gidip Türk’e sığır kavurması ikram ettim. Gülümsedi, çok sevinmiş göründü ve o da bana ipe dizilmiş incir verdi. Jacko adını verdiğimiz Türk askerlerinden ben de, bizimkilerin hepsi de pek hoşlanmıştık. Onun için kötü bir söz söylendiğini duymadım, temiz dövüşürlerdi ve dünyanın en cesur insanlarıydı. En yoğun ateş karşısında bile durmazlardı, adeta fanatik insanlardı. Onlarla ateşkeste karşılaştığımızda çok esaslı insanlar oldukları sonucuna vardık....” Anekdot: Er Henry Barnes Kınalı Ali ve Destansı Çanakkale Zaferi Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla 'adın ne senin evladım' der. Çocuk 'Ali' diye cevap verir. Nerelisin? der. Ali Tokat Zilede'nim der. Peki evladım bu kafanın hali ne?' Ali 'anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım der. Neden? der komutan. Ali 'bilmiyorum komutanım' der: Peki gidebilirsin Kınalı Ali' der. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa surede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur arkadaşlarından yardim ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar 'sevgili anne babacım ellerinizden öperim ben burada çok iyiyim beni merak etmeyin' diye baslar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukça düşmanın bir adim bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOT düşer: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. 'Anacağım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler sakin kardeşim Ahmet'e de yakma onla da dalga geçmesinler der ellerinden öptüm' diye bitirir. Aradan zaman geçer. İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış onların sayıları da epey azalmıştı Gelibolu düşmek üzereydi kınalı alinin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti onları insan bedeninin sungu ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu Komutanların bu düşünceli hali gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabi gelir. komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (bu mektubun asli Çanakkale müzesinde sergilenmektedir) Babası anlatır. Ali' nin. 'oğlum ali nasılsın iyi misin gözlerinden öperim selam ederim dedikten sonra öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz simdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da siz sakin bizi merak etmeyin bizi düşünmeyin der koyu akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir ali ananın da sana diyeceği bir şey var' Anasını anlatır: ' oğlum ali yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler kardeşime de yakma demişsin kardeşine de yaktım komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler bizde 3 şeye kına yakarlar 1- gelinlik kıza gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye> 2- kurbanlık koç a ALLAHA kurban olsun diye 3- askere giden yiğitlerimize vatana kurban olsun diye..... gözlerinden öper selam ederim ALLAHA emanet olun' Mektubu okuyan Alinin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar... TÜRK MİLLETİ VE ORDUSU İÇİN YABANCILARIN GÖRÜŞLERİ : -Türkler o tür savaşçılardır ki , öldürülebilir ama esir edilemezler .(Napoleon BONAPARTE) -Türk askeri , arslan gibi seceatli , kuzu gibi itaatlidir. ( Amiral HOBART ) -Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki , Türklerle kıyaslanabilsin. Örnek olarak Çanakkale’yi göstermek isterim . ( General TAVSHEND ) -Çok cesur savaşan , iyi sevk ve idare edilen Türk ordusu karşısında bulunuyoruz.( HAMİLTON ) -O savaşta Türk askerleri , insanlıkta bizden üstün olduklarını da kanıtlamışlardır.(Tekiri ABRAHAM ) -Yapılagelen propaganda ve telkinlerin aksine ,Mehmetçiğin mert bir savaşçı olduğunu olaylar içindeki tecrübelerle anlamıştık. ( Mc KİNLEY ) -Çanakkale’yi bir asker olarak anlatmak imkansızdır. Çelikten , manevi güçten , vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir ? Bu sorumun cevabı , işte şu gösterişten uzak , mütevekkil ve sakin Anadolu çocuğunun kendisi idi. Düşmanları ona hayrandı. ( General Von SANDERS ) -Bu muharebe , devler ülkesinde bir devlet muharebesi idi .( Aşmet BERTLET ) -O genç ve dâhi Türk Şefinin ( M. Kemal’in ) o esnada orada bulunması , müttefikler bakımından , talihin en acı darbelerinden biridir. ( Alan MOORHEAR ) ÇANAKKALE Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün ! Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün , Başına yüz milletin birden üşüştüğü yersin ! Sen savaşa girince mızrakla , okla , yayla , Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla . Sen topun donanmayla , tüfeğin bataryayla , Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin ! Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devrinden, Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden Sen onların açtığı bayrağın alevinden, Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin ! , Toprağından fazladır sende yatan adamlar , Irmağın kanla çağlar , yağmurun kanlı damlar, O cenkten armağandır sana kızıl akşamlar, Sen silahın inançla son dövüştüğü yersin ! Bir destana benziyor senin bugünkü halin , Okurken duyuyorum sesini ihtilalin. Öğün , ey Çanakkale ki Mustafa Kemal’in, Yüz milletle yüzyüze görüştüğü yersin. Faruk Nafiz ÇAMLIBEL l Anzaklı Ömer 1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden bir Türk doktor görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor: "Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil.Newyork'da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler... Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarında. İngilizce konuşuyorum. Kan vereceğim kolunuzu acar mısınız? Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki... pazusunu açtım. Baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim. Siz Türk müsünüz? Kaşlarını yukarıya kaldırarak " Hayır " manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum: Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? "Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki: “Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım...” Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu: “Siz Türk müsünüz?” “Evet Türk'üm....” İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı: “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ... İngilizler bizi toplayıp dediler ki: - Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir.” Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık.” Avustralyalı Anzak ihtiyar anlatmaya devam ediyordu: “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi. Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerinde ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim.” Meraktan ağzım açık yaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırken hastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti: “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim. Yaralarımı sarmışlar. Bana hiçte öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki; kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana"dedim. "Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam düşündüm durdum günlerce... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte” Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: “Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum.” Peşinden nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz? Dedi. "Ömer" cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu: Peki niçin Ömer ismini, vermişler sana ? Babam Müslümanların ikinci halifesi isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş. Yahu senin adın Müslüman adı mı ? Ben "Evet, Müslüman adı" deyince yüzüme baktı baktı, birden doğrulmak istedi. Ben mani olmak istedim. Israr etti. Ama niye ısrar ediyordu? İhtiyarın ısrarına dayanamayıp yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki: “Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr. Josef Miller idi. Şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . Hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum. "Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!" Dedim ki içimden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?" hemen yukarı çıktım. Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile, koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. "Ne yalan söyleyeyim, ağladım." Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz... Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. ATATÜRKVatan millet aşkına geçen çileli ömür Yatak yorganda değil, çınar ayakta ölür Burası, toprağın her zerresinin kan ile yıkandığı kutsal topraklar, Çanakkale. Yıkılan bir imparatorlukla birlikte tüm ümitlerini kaybetmiş Anadolu halkının yeniden dirilişi, canı pahasına yurdun işgalden kurtuluşu yaşanmış ve sonra halkın egemenliği ile çağdaş, uygar ve yepyeni bir devlet adeta bir şimşek hızı ile yaratılmış ve millete teslim edilmiştir. Bugünkü dünyada bile yakın ve uzak komşularımızdaki millet hakimiyeti(!) kavramını , eğitim, öğretim, sanat, siyaset ve akla gelen her türlü durumu Türkiye ile karşılaştırmak bile çok zordur. Atatürk'ü ve de Çanakkale Savaşlarını anlatmak bu sayfanın sınırlarını aşar. Atatürk yıllardır benim ve öğrencilerimin sınıfımın bir parçasıdır. Her dersimizi dikkatle dinler bizimle birlikte düşünür bizimle birlikte gülümser. Burada Çanakkale Savaşları anlatılmadı. Yerimiz yettiğince Edirne'den , Kars' tan , Rize'den, Van'dan İzmir' den Diyarbakır'dan Bolu'dan , Adana'dan Şırnak'tan bu vatan için kan göllerinin üzerinde şehit olurken kan kardeşi olmuş tüm Anadolu insanının torunları birbirinden değerli Çanakkale gençlerinin duygularını aktarmak istedik. Yerimizin sınırlı olması nedeniyle burada yer alamayan yüzlerce yazı da buradakiler gibi vatan ve Atatürk sevgisi dolu. Genç Atatürkler, hepinizle gurur duyuyoruz. (alıntı "Zeynep TÖRE "http://canakkale.canakkale.org/yazilar.html herşeyi anlatıyor bu fotograf.. nerelerden nerelere geldik. [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] kınali ali sunusu Çanakkale savaşlarında yaşanmış bir olayın 12 dakikalık filmi... [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] Resimlerle Çanakkale Zaferi [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] Mesajı son düzenleyen faryo ( 18-03-06 - 15:13 ) |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Meraklı
![]() Giriş Tarihi: 04-09-2005
Yaş: 26
Mesajlar: 210
Rep Puanı: 10362
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
çalışmalarından dolayı teşekkür ederim. çok saol.
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Geçerken Uğradım
![]() Giriş Tarihi: 08-01-2006
Yer: Van
Mesajlar: 56
Rep Puanı: 2817
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
güzel bir çalışma ellerine sağlık
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 19-12-2005
Yaş: 32
Mesajlar: 4
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
ee nevruz nerde kardeş
|
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Meraklı
![]() Giriş Tarihi: 27-03-2005
Yaş: 36
Mesajlar: 392
Rep Puanı: 289141
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Alıntı:
Aşağdaki linklere bir bak umarım işine yarar .Saygılarımla [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] Mesajı son düzenleyen faryo ( 08-03-06 - 00:59 ) |
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |