|
||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Lise Bilgi İstekleri Forumunda Bulunan coğrafya etkinlik lise2 Konusunu Görüntülemektesiniz => arkadaşlar bu 2 soru yarın akşama kadar lazım repi esirgemem tşkler *Göç alan yerlerde hangi mekansal sorunlar yaşanmıştır ? *Göç ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Ebedi Üye
![]() ![]() Giriş Tarihi: 16-07-2005
Yer: Plaka'da Yazıyor
Mesajlar: 4,292
Rep Puanı: 34288898
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
arkadaşlar bu 2 soru yarın akşama kadar lazım repi esirgemem tşkler
*Göç alan yerlerde hangi mekansal sorunlar yaşanmıştır ? *Göç veren yerlerde ne gibi değişiklikler ortaya çıkmıştır? cevaplarınızı bekliyorum teşekkürler ! Mesajı son düzenleyen STaTiC_X ( 22-01-07 - 19:52 ) |
|
|
|
|
|
#2 |
|
ÜYE
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 03-06-2005
Yer: Kocaeli | İstanbul
Mesajlar: 4,613
Rep Puanı: 60441245
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
hmmm çarpık kentleşme , yaşam döngüsünde dengesizlik, betonlaşma dolayısıyla yeşil bitki azalması dolayısıyla o2 azalması dolayısıyla hava kirliliği vs şunlar gelio şmdi düşünüdmmü eklerim geldimi kesin bi bilgi aldım mı da koyarım
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Gurusu
![]() ![]() Giriş Tarihi: 11-02-2006
Yer: Isparta
Mesajlar: 7,663
Rep Puanı: 26572591
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Toprak Dağılımı ve İçgöç
İçgöçün sebepleri araştırılmadan önce toprak dağılımı ile ilgili bazı rakamlar verilecektir. Çünkü Türkiye’de tarım halen en çok işçi çalıştıran sektördür. Teber’e (1980:51) göre 1950 yılında elde edilen tarım sayım verilerine göre Türkiye’de köy nüfusu 2.930.000 aileden oluşmaktaydı. Bunlardan 489.000 ailenin (%16,7) hiç toprağı olmadığı, 1.507.000 ailenin (%51,4) 0,1-5 hektarlık, 530.000 ailenin (%18,1) 5-10 hektarlık toprağa sahip oldukları saptanmıştır. Aynı kaynağa göre tüm köy nüfusunun %86,2’sini oluşturan bu topraksız ve az topraklı grubun işlenen toprakların ancak %28’ine sahip oldukları görülmüştür. İşlenen en iyi toprakların %44’nün ise 76.000 toprak ağasının elinde olduğu ortaya konmuştur. Avcıoğlu’na (1969: 288, cilt I) göre 1963 yılında 30.800 topraksız çiftçi ailesi bulunmaktaydı. Tarımda yoğun makine kullanımı, toprağın küçük çiftçilerden büyük çiftçilere satışı topraksız çiftçi ailelerinin sayısını yükseltmektedir. Özellikle miras yoluyla var olan toprak hissedarlarının sayısı çoğaldıkça toprak ile uğraşı küçük toprak sahipleri için ekonomikliliğini kaybetmektedir. Türk çiftçileri tarımdaki mekanikleşmeden önce öküz ve at gibi hayvanlarla ve geleneksel aletlerle çalışıyorlardı. Dağlık bölgelerde çiftçilik halen geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Geleneksel yöntemlerle çalışan çiftçiler ne yedek parça açısından batılı sanayi ülkelerine ne de akaryakıt açısından Arap ülkelerine bağlıdırlar. Geleneksel yöntemlerle çalışan çiftçilerin bütün aile bireyleri genelde bir arada çalışırlar. Türkiye’de köy yapısının, traktör kullanmadan önce, geleneksel yöntemlerin, araç-gereçlerin iyileştirilmesi ile ne denli başarı sağlanabileceği konusuna ilişkin olarak üçüncü dünya ülkelerindeki deneyimler ayrıntılarıyla incelenmelidir. Burada elde edilecek veriler köye geri dönüş projelerinde göz önünde bulundurulmalıdır. Yabancı danışmanların geçmişte Türk çiftçisinin çalışma tekniklerine nasıl yaklaştıkları ve kendilerine uzun vadede neler önerdikleri büyük bir önem taşımaktadır. Örneğin Amerikalı danışmanlar Türk çiftçisinin tarımda hayvanları işe koşmalarını ve geleneksel araçları kullanmalarını çağ dışı ve basit olarak değerlendirmişlerdir. Amerikalı uzmanlar kırsal kesimdeki insanları, radyo ve gazete gibi iletişim araçları ile psikolojik olarak etkilemeye çalışmışlardır. Barker raporunda da (The Economy of Turkey, 1951) Türk çiftçisinin üretimde kullandığı yöntem genelde basit olarak algılanmıştır (Tütengil 1975:88). İki Amerikalı sosyolog 1954 yılında Türkiye’de ekilebilir alanların sadece %18’inin işlendiğini tespit etmiştir. Aynı kaynakta (92) ekili alanın arttırılması için Amerikalı uzmanlar aşağıdaki önerilerde bulunmuşlardır: “Eğer, yağış, sulama ve makine daha bol ve halkın yeme içme adetleri değişik olsaydı, ekilebilir arazi miktarı şimdikinden farklı olurdu”. Amerikalı uzmanların önerilerinin Türk kırsal toplumunun üzerindeki etkileri sosyolojik açıdan incelenmelidir. Altmışlı ve yetmişli yıllarda eğitimcilerin en büyük uğraşısı halkı “uykudan” uyandırmak, başka bir deyişle bilinçlendirmekti. İçgöç sürecinde biyolojik olarak uyuyan bir toplumun oluşturulduğunu söylemek pek yanlış olmayacaktır. Amerikalı uzmanlar tarafından önerilen tarım makinelerinin Anadolu’da büyük bir erozyona sebep olduğu, gerekli önlemler alınmadığında yakın zamanda çölleşme ile karşı karşıya kalınacağı dile getirilmektedir (DPT 1998:7). Keleş (1975:149 vd.) içgöç için aşağıdaki sebepleri göstermektedir: Ellili yıllardan beri tarımdaki az verim, tarımdaki yetersiz gelir, topraktaki haksız dağılım, bu sektördeki makineleşme, örneğin miras yoluyla toprak mülkiyetinin küçülmesi. Başka bir etken ise kent ve kasabalardaki sanayileşmeden dolayı bir işyeri bulma umududur. Keleş (1978: 26 vd.) başka bir kaynakta kentleşmenin tarihçesini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu konuyla ilgili görüşlerini şöyle belirtmektedir: “Cumhuriyet döneminde kentleşme olayı, II. Dünya Savaşına gelinceye dek, hissedilmeyecek ölçüde yavaştır... Savaş yılları içinde de, özellikle büyük kentlerin, savunma zorunlulukları altında boşaltılması yüzünden, kentsel nüfusun fazla artmadığı görülür. Cumhuriyetin kurulduğu yıllar ile, II. Dünya Savaşının son bulduğu yıllar arasında kentleşmede görülen hafif canlılık, devlet eliyle kurulan sanayi kuruluşlarına bağlanabilir. 1950-1960 arasındaki hızlı kentleşme, tarımda kapitalizmin gelişmesinin, 1940'ların sonlarına doğru dış yardımlarla başlatılan karayolları çalışmalarının ve köylü gelirlerindeki nominal artışların dolaysız sonucu gibi görünür. Aynı gelişme, 1960-1970 arasında da süregelmiş, o güne kadar ki etkenlere yurt dışından dönen işçiler de eklenmiştir.” Ayrıca, çalışanların sayılarında bir gerileme olduğuna işaret etmektedir. 1955 senesinde çalışanların oranı %77,2 iken 1970 yılında bu oran %66,6’ya düşmüştür (Keleş 1975:149 vd.). 2000 yılında nüfusun %71’inin kentlerde yaşayacağı tahmininden yola çıkılırsa, tarımda çalışanların sayısal oranı 1970 yılından bugüne kadar büyük bir oranda azalmış olmalı. Sık sık atıfta bulunulan bilimsel kaynaklar (Keleş 1978:27; Özgür 1976:75; Teber 1980:53) esas alınırsa Türkiye’nin sanayi ülkelerine olan bağımlılığı ile içgöç arasında bir bağlantının olduğu ortaya çıkar. Dışa bağımlılık ne kadar büyük ise, içgöç süreci de o denli yoğun olmaktadır. Bu bağlamda sanayi ülkelerinden gelen ekonomik yardım bağımlılıkta önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iddianın doğruluğu için kanıt olarak tarımda kullanılan traktör sayısı gösterilmektedir. Özgür (1976:75) Batı ülkelerinden gelen ekonomik yardımı bu ülkelerin kendi kendilerine yardım etmeleri olarak görmektedir. Örneğin Amerikan yardımının bir kısmı Türkiye’de karayolları ağının genişletilmesi için kullanıldı. Bu yollar Türkiye’nin 1952 yılında üyesi olduğu NATO’nun hizmetine sunulacaktı. Bu yolların başka bir işlevi de Türkiye’deki gıda maddelerinin ve hammaddenin Avrupa’ya ihracatına, diğer taraftan da traktör, kamyon ve diğer motorlu araçların ihracatına yönelik olarak öngörülmüştü. Marshall-Planı çerçevesinde verilen ekonomik yardımın büyük bir kısmı ise tarım sektöründeki makine ve donanımın modernizasyonu için öngörülmüştü. Günümüzde verilen Dünya Bankası kredileri de aynı şekilde belirli dış alımlara bağlanmaktadır. Traktörlerin bir kısmı devlete ait zirai kombinalarda kullanıldı ve diğer kısmı ise büyük toprak sahiplerinin emrine sunuldu. Traktörlerin sayısı 1940 yılından 1972 yılına kadar 1066 adetten 135.726 adede yükselmiştir (Tütengil 1975:130; Leopold 1977: 45). Köker’e (1980:57) göre traktörlerin sayısı 1970 yılında 350.000 adeti bulmuştur. Tarımda kullanılan traktörlerin sayısı sürekli artarak örneğin 1983 yılında 513.516 adede yükselmiştir. Statistical pocket book of Turkey (1984:109) Türkiye’de de traktör üretildiğinden günümüzde küçük çiftçiler de traktör sahibi olabilmektedirler. Çiftçiler traktörlerden başka biçer-döver, mibzer, pulluk, gibi değişik makineler de aldılar (Leopold 1977: 46). Örneğin seksenli yıllarda çiftçilerin kullanıldıkları makinelerin çeşitliliği konusundaki bilgiler Statistical pocket book of Turkey (1984:107 vd.) kitabında yer almaktadır. Traktörlerle işlenen toprağın miktarı 1940 yılında 80.000, 1965 yılında 4.100.000 ve 1972 yılında 10.182.000 hektara yükselirken, tarımda kullanılan hayvanların sayısında 1965 yılı itibariyle bir düşüş kaydedilmiştir (Tütengil 1975:130). Tarımda verimi artırmak için çiftçilere gübre, ıslah edilmiş tohum verildi. Sulama kanalları açıldı. Amerikalı sosyolog eşler Helling köye giren her bir traktörden dolayı 5-9 tarım işçisinin işini kaybettiklerini belirtirken bunun pek önemli olmadığını açıklamaktadırlar (aynı kaynak: 96). Teber (1980:51 vd.) tarımın makineleşmesi ve paranın önem kazanması neticesinde 4 milyon çiftçinin gizli veya açık olarak işsiz duruma düştüğü ve bunlardan 3.5 milyonun köyden kente göç ettiği sonucuna varmaktadır. Leopold (1977:50 vd.) tarafından atıfta bulunulan Robinsol’a göre 1948 ve 1957 yılları arasında tarım sektörüne giren 40.000 traktör 160.000 aileyi başka bir deyişle 800.000 kişiyi kentlere göç etmeye zorlamıştır. Riskin (aynı kaynak) 1950 ve 1955 yılları arasında tarımın makineleşmesi sonucu 350.000 çiftçi ailesinin işlerini kaybettiğini iddia etmektedir. Leopold (1977:51) tarafından atıfta bulunulan Keleş, 1950 yılından beri artan kent nüfusunun en az %25’i için 100.000 traktörü etken olarak göstermektedir. Kapp (1978:41) da benzer sonuçlara varmaktadır. Kapp’a göre Amerikan ürünlerinin alımını öngören Marshall yardımı tarımın makineleşmesine sebep olmuştur. Bunun neticesinde tarımda çalışan birçok ailenin yaşam dayanakları ellerinden alınmıştır. Bundan ve nüfusun yüksek orandaki artışından dolayı kentlere sürekli bir göç başlamış ve büyük kentlerin etrafında gecekondular oluşmuştur. Daha seksenli yılların başında söz konusu ekonomik politikaların devamı durumunda 2000 yılında Türkiye’de 20 Milyon işsizin olacağı tahmin edilmiştir (Milliyet, 27.1.1981). Sınırlı toprağı olan, toprağın makine ile sürülmesini pratik bulan küçük aileler topraklarını makine alma gücü olan ailelere ya sattılar ya da kiraladılar. Küçük çiftçi aileleri ve tarımda işsiz kalan işçiler iş bulma umudu ile büyük kentlere göçtüler. İçgöç neticesinde büyük kentlerin çevresinde gecekondular oluştu (Gartmann 1981:7 vd.). İçgöç süresinde Türkiye’de yeni bir aile tipi (Coşkun 1987:4-24) oluşmuştur. Bu aile tipi, ne kırsal kesimdeki ne de kentlerdeki aile tiplerine benzemektedir. Gecekondu aile tipi bir taraftan kırsal kesimlerdeki diğer taraftan kentlerdeki aile tipinin kültürel öğelerini içinde barındırmaktadır. İçgöç genelde iki aşamalı olarak olmaktadır. İlk etapta köyden kasabaya ve oradan da Türkiye’nin batısında bulunan büyük kentlere göç edilmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi köyden kente göç edenler kent toplumuna ilk etapta kültürel ve ekonomik açıdan uyum sağlayamadıklarından gecekondular oluşturmaktadırlar. Gecekondu mahallelerinin oluşumu için genelde iki neden bulunmaktadır. Birinci neden kent merkezindeki kiraların kırsal kesimden gelenler için çok yüksek olmasıdır. İkinci neden ise Batı mimarisine göre yapılan beton binalar kırsal kesimdeki yaşam alışkanlıklarına cevap verememektedir. Tarımın makineleştirilmesi sürecine paralel olarak Türkiye bir taraftan tarımda işsiz kalan çiftçilere ve diğer taraftan kentte yaşayan insanlara iş olanakları sağlayabilecek sanayileşmeyi istenilen kapsamda başlatamamıştır. Bu çalışmada konu edilen süre içinde iş arayanların sayısı %17 oranında artarken işyerlerinin kapasitesi ise %8 civarında artmıştır (Teber 1980: 58). Bunun yanında aşağıdaki olumsuz gelişmeleri de sayma olanağı bulunmaktadır: • Ekonomik sektörler arasındaki dengesiz gelişmeler; • Döviz alanındaki darboğaz; • Sermaye öncesi ve sermayeye dayalı üretim şekilleri; • Rekabet gücüne sahip olma amacıyla üretim tesislerinin makineleştirilmesi; • Sistematik olarak geleneksel mesleklerin ortadan kalkması; • Enflasyon oranının sürekli artması; • Kamu iktisadi işletmelerin özelleştirilmesi; • Vergi sistemindeki belirsizliklerden dolayı paranın yatırım yerine repoya yatırılması; • Devletin sosyal sistemi finanse edemez duruma gelmesi. Bu gelişmeler kent nüfusunun da bundan böyle iş bulmasını zorlaştırmaktadır. Küçük çiftçilerin ve tarım işçilerinin tarım sektörünü terk etmemeleri için sık sık toprak reformunun uygulanması önerilmektedir. 1945 yılında çiftçiyi topraklandırma kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun, toprağın topraksızlara başka bir deyişle yardıma muhtaç çiftçilere ve tarımda çalışmak isteyenlere verilmesini öngörmektedir. Bu kanunun çıkarılmasının amaçlarından biri de tarıma elverişli alanları yoğun bir şekilde işlemekti. Devlet kuruluşlarının olanak ve gereksinimler doğrultusunda gerekli teçhizatı verip danışmanlık hizmeti sunmaları öngörülmüştü (Özgür 1976:186; Bağdaş 1972:29 vd.). Öngörülen çiftçiyi topraklandırma kanunu başlangıçta kırsal kesimde yaşayan nüfusun sayısı açısından çok dar kapsamlı olarak uygulanmıştır. Daha sonraki tarihlerde de gerçek bir uygulama söz konusu olmamıştır, çünkü 1950 yılında Cumhuriyet Halk Partisinin elinden hükümeti alan Demokrat Partinin milletvekilleri genelde büyük toprak sahibi idi. Hatta Demokrat Partinin genel başkanı ve 1950 yılından 1960 yılına kadar başbakanlık yapan Adnan Menderes de Batı Anadolu’da büyük toprak sahibi idi. Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun öngörüldüğü şekilde uygulanması için özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yapısal değişikliklere gidilmelidir. Şimdiye kadar hiç bir hükümet bu denli değişiklikleri yapmayı göze alamamıştır. Her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihten bugüne kadar organize olmadıkları halde çiftçiler ilk kez toprağa sahip olmaya ve protesto girişiminde bulunmaya yeltenmişlerdir. Türkiye’de nüfus artışı oranı yüksek ve sanayileşme çok yavaş olduğundan sık sık geniş kapsamlı toprak reformu gündeme gelmektedir. Kanımca Türkiye’de genelde toprak dağıtımı olarak algılanan toprak reformu tarımda elde edilen ürün işlenmediği ve planlı bir şekilde piyasaya sürülmediği sürece tarım alanında istenilen düzeyde istihdam olanaklarının yaratılması pek kolay olmayacaktır. Toprak reformu ve tarımda istihdam olanakları yaratılması ile ilgili taleplerin ne ölçüde gerçekleşip gerçekleşemeyeceği aşağıdaki alıntıdan anlaşılmaktadır: “1950 yılında tarımda kullanılan (yararlanılan) alan 16 milyon hektar idi ve bugüne kadar 30 milyon hektara yükselmişti; 1950 yılında Türkiye’nin nüfusu 20 milyon idi, bugün ise yaklaşık 47 milyondur. 1950 yılında nüfusun %25’i kentlerde yaşıyordu; günümüzde bu oran %50’nin üzerindedir. Eğer her şeyden önce toprak radikal bir ziraat reformu ile toprağın toplam büyüklüğüne uygun olarak dağıtılmış ve tarımla ilgili girdiler (traktörler, suni gübre, sulama vs.) buna uygun olarak eşitlenmiş olsaydı ve ikinci olarak sanayi işletmelerinin kurulduğu yerlerin eşit bölgesel dağılımı gerçekleştirilebilseydi, bu durumda söz konusu üç faktör yani toplam nüfusun katlanması, toplam tarımsal kullanılır alanına ve kentleşme oranın ikiye katlanması kendi içinde uyumlu olarak kabul edilebilirdi (Köker 1980:58). Köylere geri dönüş, özellikle içgöçü teşvik eden olumsuz şartların devam etmesinden dolayı hemen hemen olanaksızdır. Diğer taraftan başarılı olamamış biri olarak köye dönmek gurur kırıcı bir olaydır. Son on beş yıldır terör olaylarından dolayı köyler boşaltılmıştır ve köy sakinlerinin köylerine geri dönüş yapmaları halen kolay olmamaktadır. Sürekli işsizlik ve gecekondu semtlerindeki olumsuz yaşam şartları altmışlı yıllardan beri dış göçü teşvik etmektedir. Türk işçilerin Almanya tarafından alınması konusunu tartışmadan önce Almanya’da yabancı işçilerin çalıştırılması konusu ele alınacaktır. 5. Göçün Eğitsel Etkileri Göç sürecinde en çok çocuklar etkilenmektedirler. En az iki dil ve iki kültürün belirlediği şartlar altında yaşamak ister istemez bir çok avantajın yanında bir dizi sorunu da beraberinde getirmektedir. Türkçe ve Almancayı yeterli düzeyde öğrenemediklerinden ve her iki kültür öğelerini yakından tanımadıklarından üyesi oldukları her iki grup ile belirli bir düzeyde iletişim kuramamaktadırlar. Bu da her iki toplumda gerekli eğitimi almalarını, meslek öğrenmelerini zorlaştırmaktadır. İstatistikler Almanya’da yaygın ve mesleki eğitim kurumlarına giden Türk öğrencilerinin sayısının 1965 yılında 3081 iken 1996 yılında 491405’e yükseldiğini göstermektedir (Abalı 1999:9). Başka bir kaynağa göre 1987 yılında 41.997 Türk öğrencisi yaygın ve mesleki eğitim kurumlarına giderken bu sayı 1996 yılında 491.405’e yükselmiştir (Statistische Veröffentlichungen der Kultusministerkonferenz, Dokumentation, November 1997/143:14). Aynı yayına göre 1996 yılında 1.173.628 yabancı öğrenci Alman okullarına gidiyordu. Türk öğrencileri %41,9’luk bir pay ile en büyük yabancı grubunu oluşturuyordu. Alman okul idareleri yabancı öğrencilerin eğitim durumlarını iyileştirmek için değişik önlemler almaktadırlar. Alınan önlemlerde eyaletler bazında farklılıklar gözlenmektedir. Aşağıda eyaletlerde alınan önlemler belirtilmiştir. 6. Özet Türkiye'deki toplumsal ve ekonomik gelişmeler, bölgesel farklılıkları asgari düzeye indirememiş ve ülke genelinde göçü önleyici bir yaşam standardının oluşumunu sağlayamamıştır. Bundan dolayı kırsal kesimlerden kentlere doğru yaşanan içgöç, dışgöçten başka kentlerarası göç olarak yeni bir boyut kazanmıştır. Kentlerde yaşayanlara ise gerekli istihdam olanakları yaratılamamıştır. Dünyadaki globalleşme süreci, işgücünün pazarlanmasına yeni bir boyut getirecektir. Türkiye’deki işgücü, bilişim alanındaki olanaklarla hizmet verebilecek bilgi ve beceriler ile donatılmamıştır. Sanayi ülkelerinin getirmiş olduğu kısıtlamalara rağmen dışgöç de devam etmektedir. Türkiye kırk yıldan beri dışgöç verdiği halde yurtdışı eğitimi alanında alınması gereken önlemlere yeterince katkıda bulunamamıştır. Göç sürecinde eğitim alanında alınması gereken önlemler, bireyin içinde yaşadığı topluma ve üyesi olduğu etnik gruba uyumunu kolaylaştırmalıdır. Bu uyum süreci çok kültürlü bir benliğin geliştirilmesi ile olanaklıdır. Türklerin en yoğun yaşadıkları Almanya'da Türk öğrencilerinin daha iyi bir eğitim almaları için değişik olanaklar yaratılmaya çalışılmaktadır. Türk öğrencilerine bir taraftan Alman eğitim kurumlarına ve diğer taraftan Türkçe ve Türk Kültürü Derslerine katılma olanakları sağlanmaktadır. Türk öğrencileri halen Alman öğrenciler ile aynı oranda ileri düzeyde eğitim ve öğretim hizmeti veren eğitim kurumlarına devam edememektedirler. Türkiye ile ilgili bilgileri ve Türkçe kullanımları da yeterli düzeyde değildir. Son yıllarda ayrıca İslam din derslerinin Alman eğitim programlarına alınması ve göç alan ülkelerin resmi dillerinde verilmesi konusu tartışılmaktadır. Türkçe ve Türk Kültürü Derslerini Almanya'da yaşayan ve yerel idarelerce görevlendirilen Türk öğretmenleri veya Türkiye'den Milli Eğitim Bakanlığınca gönderilen öğretmenler vermektedirler. Günümüzde tartışılan ve söz konusu göç alan ülkenin resmi dilinde verilmesi öngörülen İslam din dersi; alan, diller, öğretim bilgisi ve eğitbilim açısından uzmanlık gerektiren bir disiplindir. Doğal olarak bu dersin öğretmeni de yukarıda belirtilen alanlarda yetiştirilmelidir. İslam din dersini verebilecek öğretmenlerin Türkiye’de yetiştirilme konusu ayrıntılarıyla ayrıca irdelenmelidir. Bu çalışmada ise ilk aşamada yurtdışında görevlendirilecek Türk öğretmenlerinin Türkiye’de yetiştirilme olanakları incelenecektir. Yurtdışında görevlendirilecek öğretmenlerin en iyi şekilde yetiştirilmeleri amacıyla Türkçe ve Türkçe Derslerinin okutulması Türkiye'de de öğretmen yetiştirme çerçevesinde tartışılmalıdır. Yurtdışında görevlendirilen öğretmen, geleneksel eğitim kalıplarının ileri boyutlarda değiştiği, öğrenme ve öğretme süreçlerinde yeni kavramların oluştuğu ve yeni teknolojilerden sürekli yararlanıldığı bir eğitim sistemi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir eğitim sisteminde başarılı olmak Türkiye’de alınan eğitimin kalitesi ile doğru orantılıdır. Bundan dolayı yurtdışı öğretmenliği özgün bir alan olarak kabul edilmeli ve yurtdışında görevlendirilecek öğretmen özgün programlarda yetiştirilmelidir (bkz. Görgü 1996:119 vd.). |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Ebedi Üye
![]() ![]() Giriş Tarihi: 16-07-2005
Yer: Plaka'da Yazıyor
Mesajlar: 4,292
Rep Puanı: 34288898
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
güncel! lütfen yardım edin
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 04-07-2005
Yaş: 31
Mesajlar: 9
Rep Puanı: 2388
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
slm aşkısı
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Haberler | Okul Arkadaşım | mIRC indir Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |