Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 21-01-07, 23:50   #1
Mkardes1903

Exclamation 17.Yüzyılda ki Halk Şairleri...


17. Yüzyılda ki Halk Şairlerini Bul.Bu Şairlerin Yaşamlarını ve Edebi Kişiliklerini Araştır Bu Şairlerden 1 Tanesinin Koşmasını Şekil ve İçerik Yönünden İncele...

Aradım ama bulamadım ya dönem ödevim...
Şimdiden teşekkürler...
Yardım edene Etmeyene ...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-01-07, 09:52   #2
кααη

Varsayılan C: 17.Yüzyılda ki Halk Şairleri...


17. yy halk şairleri

Âşık

Âşık Ömer

Gevherî

Karacaoğlan

Katibî

Kayıkçı Kul Mustafa

Kul Himmet

Kul Nesimî

Kuloğlu

Tamaşvarlı Gazi Âşık Hasan

HAYATLARI:


Âşık:

Yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgiden yoksunuz. Âşık, çağındaki diğer şairlere göre daha arınmış, halka daha yakın, daha duyarlı bir halk şairidir.

IV. Murat'ın musahibi Musa Çelebi'nln Öldürülmesi (1631) üzerine yaktığı türküden, Girit Savaşı (1645) ile ilgili kimi şiirlerinden XVII. yüzyılda yaşadığı sonucuna varılıyor. Yine Girit savaşı ile ilgili şiiri nedeniyle yeniçeri olduğu düşünülüyor.


Âşık Ömer:

Halk edebiyatımızın çok ilginç, ünü çok yaygın ama yaşamıyla ilgili bilgi az olan bir sanatçısıdır. Âşık Ömer. Yaklaşık 1500 şiir bıraktığı söyleniyor. Üretken bir ozan olduğu bıraktığı şiirlerin sayısından da ortaya çıkıyor. Ayrıca şiirlerindeki içtenliği; tutkunluklarını, acılarını dile getirişi de ününü arttırıcı öğeler arasında sayılabilir.

Bir şiirine bakarak Aşık Ömer'in Konya'nın Gözleve köyünde doğduğunu, yaşadığı dö¬nemde önemli bir bilim merkezi olan Konya'da yetiştiğini kesinlikle söyleyenler varsa da, kimi incelemeciler de, şiirlerindeki deyişlerinden yola çıkarak "Konyalı mı, Aydınlı mı, Kırımlı mı, Gözleveti mi" olduğu konusunda ileri sürülen görüşlerin, ancak bir "yakıştırma" olabileceğini ileri sürüyorlar.

Arapça, Farsça, bildiği, bu dillerde yazılmış yapıtları okuduğu anlaşılıyor. Bu yüzden Âşık Ömer hem aruz, hem hece ölçülerini kullanmıştır. Ancak, giderek halk dilinden uzaklaşan, karışık, yabancı sözcüklerin çoğaldığı, divan unsurlarının yoğunlaştığı bir dil kullanıldığı görülüyor.Bunun, halk şiir geleneğinden uzaklaşma olduğu söylenebilir.

Kimi incelemecilere göre Aşık Ömer, bir kentli âşıktır. Bu yargıya varılmasında, özellikle şiirlerinde kullandığı dilin, yaptığı benzetmelerin, dahası Karacaoğlan'ı küçümser bir tutum içinde "Biz şair saymayız öyle ozanı" demesinin de, neden olduğu düşünülebilir.

Aşık Ömer'in uzun bir yaşamı olduğu, çok gezdiği, gezdiği yerlerde saygınlık kazandığı, ün yaptığı, ilgi çektiği anlaşılıyor.

Aşık Ömer'in hem kendi dönemindeki, hem kendisinden sonra gelen, âşıkları etkilediği, âşıkların giderek Âşık Ömer'in diline yaklaşan karmaşık sayılabilecek, arınmışlıktan ırak bir dili yeğledikleri dikkati çekiyor.


Gevherî:



Gevherî'nin yaşamı da birtakım söylentilere, ihtimallere dayandırılarak aydınlatılmak isteniyor. Kırım Hanı I. Selim Giray'ın İstanbul'a gelişinde yazdığı şiirdeki saygılı tutumundan onun Kırımlı olduğu sonucuna varan incelemeciler var. önceleri asıl adının Mustafa olduğu sanılırken, sonradan bir şiirindeki "Bir kemter kulundur Garip Mehemmed" dizesinden adının Mustafa değil, Mehmed olduğu ileri sürülmüştür. Gevherî'nin uzun bir yaşamı olduğu anlaşılıyor. 1737 yılında yaşadığı, ancak çok yaşlı olduğu da ileri sürülen görüşler arasında. Bu duruma göre, Gevherî'nin 1737 yılından sonra öldüğü sonucu da çıkıyor.

Gevherî'nin gençlik çağlarında, 1700 yılında ölen ozan ve hattat Bahri Paşa'nın divan katipliğini yaptığı da biliniyor.

Rumeli sınırlarından Şam'a, Arabistan'a dek birçok yerleri gezip dolaşmıştır.

Gevherî'nin iyi bir öğrenim gördüğü, hem aruzu, hem heceyi kullandığı tespit edilmiştir. Âşık Ömer'le çağdaş olan Gevherî'de de Osmanlıca sözcükler, tamlamalar görülmekte ise de, Âşık Ömer'e oranla daha yalın bir anlatımı, çok daha Türkçe sözcük kullandığı, geleneksel halk şiirine daha bağlı olduğu da görülüyor. Gevherî'nin beliren, belirlenen önemi, aruz şiirlerinden çok hece ölçüsüyle, geleneksel halk şiiri doğrultusunda yaptığı çalışmalarda ortaya çıkıyor.


Karacaoğlan:



Yaşamı çeşitli söylentilere bağlı kalmış, bugüne dek kesin bir açıklığa kavuşmamıştır. Yaşamının ayrıntılarını bir yana bırakalım, yaşadığı yüzyıl bile tartışmalı. Kimilerine göre Karacaoğlan XVI. yüzyılda yaşamıştır. Araştırmacıların çoğunluğu Karacaoğlan'ın XVII. yüzyılda yaşadığı görüşünde birleşiyorlar. Doğum yılı da. ölüm yılı da, asıl adı da, öldüğü yer de kesinlikle belli değil. Halkla bütünleşmiş, halkın özümsediği bir halk şairidir.

Karacaoğlan, kimilerine göre Bahçe ilçesinin Farsak köyündendir; kimilerine göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir; Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenlerinin içinde yetiştiğini, Zobu'lar köyünden olduğunu ileri sürenlerde var. Barak Türkmenleri de Karacaoğlan'ı kendilerinden sayıyorlar. İçel'in Silifke, Mut, Gülnar yöresinde yaşayanlar Karacaoğlan'ı kimselere bırakmaz, kendilerinden sayarlar. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti de Karacaoğlan'a sahip çıkanlar arasında. Radloff’a göre ise geliyor Karacaoğlan Belgratlıdır. Asıl adı da İsmail’dir. Oysa, Karacaoğlan'ın asıl adının Hasan ya da Veli olduğu yolunda söylentiler, savlar da vardır. Böylesine bir karmaşıklık içinde Karacaoğlan'ın yaşamının açıklığa kavuşması oldukça güçtür. Tüm bu bilgilerin yanısıra şiirlerinden çıkarılan sonuçlara göre Karacaoğlan'ın, Anadolu'nun güneyinde, güney illerinde doğup büyüdüğü, oralarda öldüğü uzunca bir yaşamı olduğu da anlaşılıyor.

Karacaoğlan bütün yaşamı boyunca değişik yerleri dolaşmıştır. Bunlar: Konya, Karaman, İçel, Hama, Halep, Mısır, Tokat, Bor, Ankara, Aydın, Adana, Diyarbakır, Kayseri, Mardin, Bursa. Daha sonra Rumeli'ye geçmiş. Bütün bu gezip dolaştığı yerler bir yana Karacaoğlan Çukurova'da yaşamış, yaşamının büyük çoğunluğunu güney illerinde geçirmiştir.

Karacaoğlan bir inanç adamı değildir. Karacaoğlan bir doğa, bir sevgi adamı. Kimi zaman bu sevgilerini, aşklarını alaycı bir biçimde de dile getiriyor. Halkın belleğine, yüreğine bir güzellikler, İyilikler, sevecenlikler adamı olarak giriyor, böylece seviliyor, benimseniyor.

Dilinde Osmanlıcanın etkileri yok. Aruz ölçüsünü hiç kullanmamış; yöresinin, halkın konuştuğu, açık seçik, yalın, duru bir dili, şiirsel ustalıkla kullanmış. Yalnız hece ölçüsüyle şiirlerini söylemiş. Dilindeki bu yalınlık, şiirsel güç, O'nun halk katında sayılmasını, sevilmesini, benimsenmesini de sağlamış.Karacaoğlan'ın, bugün bile yepyeni, yalın, an bir dili, etkinliğini yitirmemiş bir şiiri var. Halk şiirimizin, tartışmasız en önemli, büyük ustalarından biridir.


Katibî:


Yaşamıyla ilgili çok az bilgimiz olan halk şairlerimizdendir. Bir şiirinden, adının Osman olduğu anlaşılıyor. Evliya Çelebi'nin Seyahatname’sinde sözü geçen âşıklardan biridir. Buradan XVII. yüzyılda yaşadığı sonucuna varılıyor. Evliya Çelebi'nin yazdığına göre Kâtibî koyun ticareti yaparmış. Kâtibî mahlasını almasından okur yazarlığının olduğu içindir.

IV. Murat'ın Bağdat Seferi üzerine bir övgü şiiri yazan Kâtibî'nin Kayıkçı, Kuloğlu, vb. halk ozanlarıyla çağdaş olduğu da şiirlerinden anlaşılıyor. Kâtibî'nin IV. Murat'la birlikte Bağdat Seferi'ne katıldığı, kendisinin bir asker-ozan (Yeniçeri) olabileceği de ileri sürülen görüşler arasında.

Aruz ölçüsünü de kullanan Kâtibî'nin asıl önemi hece ölçüsüyle söylediği şiirlerde. Şiirlerine bakılınca, duygusal yanı ağır basan bir ozan. Kullandığı dilde, Âşık Ömer'in başlattığı karmaşıklık, Osmanlı Türkçesine özenti, divan şiirine yaklaşma, dikkati çekiyor.


Kayıkçı Kul Mustafa:



XVII. yüzyıl halk şiirimizin asker ozanlarından biridir. Kayıkçı Kul Mustafa'nın doğum ölüm yıllarını bilemiyoruz. Yaşamı üzerine de açıklayıcı bilgilerden yoksunuz, ölümünün, Abaza Hasan Paşa'nın ayaklanmasını dile getiren destandan 1659'dan sonra olduğu sanılıyor. Böylece Kayıkçı Kul Mustafa'nın XVII. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı ileri sürülüyor. Cezayir'den Bağdad'a dek çeşitli beldeler dolaşmış, savaşmış, savaşlara destanlar, yenilgilere, şehitlere ağıtlar düzmüş bir Yeniçeri ozanı.

Murat Reis'in ölümü (1609) dolayısıyla söylediği ağıttan, "Kayıkçı" sanını Cezayir'de bulunduğu sırada, görevinden dolayı aldığı sanılıyor. Padişah II. Osman'ın bir ayaklanma sonucu öldürülmesini anlatan şiiri, Şah I. Abbas'ın Bağdad'ı ele geçirişi, IV. Murat'ın 1630'da Bağdad'ı kuşatması üzerine söyledikleri Murat Reis'in ölümünden sonra IV. Murat'a "kul" olduğu, olayların içinde yaşadığını, yaşadığı olayların da şiirini söylediğini açıklıyor. Bunların içinde en ünlüsü Genç Osman Destanı’dır. Kayıkçı Kul Mustafa'nın Genç Osman Destanı kısa sürede bütün Anadolu'ya yayılmış, büyük ün kazanmıştır.

Şiirlerinde kimi söylemelerde zorlamalar görülüyorsa da, döneminde halk beğenilerini zorlamayan, yalınlığı, içtenliğime geniş etki bırakmış, halk şairlerini de bir ölçüde etki altına alabilmiştir.


Kul Himmet:


Pir Sultan Abdal yolunda yürüyen bir mutasavvıf halk şairidir. Çoğunlukla yaşamıyla ilgili bilgiler eksiktir. Kul Himmet, Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Varzıl (Görümlü) köyünde doğmuş, orada gömülüymüş, soyundan gelenler de aynı köyde yaşıyormuş. Kul Himmet, Pir Sultan Abdal'la birlikte siyasal nitelikte olaylara karışmış, Anadolu'da Safevîlerin egemen olmasından yana çıkmış, Pir Sultan'ın asılmasından sonra da yerine geçmiştir. Nefesleri, bütün Alevî köylerinde söylenegelmiştir. Coşkulu, tutkun, içten, tutarlı bir ozan.


Kul Nesimî:


Asıl adı Ali olan Kul Nesimî'nin yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgiler yok. Bektaşî’dir. Alioğlu, Dedemoğlu vb. halk ozanlarıyla çağdaştır. Kul Nesimî, uzun süre, 1404 yılında derisi yüzülerek öldürülen Azerî ozanı Seyyid Nesimî ile karıştınlmış, Kul Nesimî'nin şiirleri Seyyid Nesimî'nin sanılmıştır. Araştırmacılar yıllar sonra Seyyid Nesimî'den başka tekke edebiyatının önde gelen kişilerinden Kul Nesimî adlı bir halk şairi olduğunu belirleyebilmişlerdir.

IV. Murat döneminde yaşadığı sanılıyor. İnancı bakımından kovuşturmaya uğradığı, Anadolu'da Safevî egemenliğinin kurulması çalışmalarına katılmıştır.

Kul Nesimî'nin nefeslerinden kimileri günümüze dek gelmiştir. Deyişte, dilde tutarlı, usta bir ozan olduğu belli. Kul Nesimî'nin aruzu da heceyi de başarıyla kullandığı gözleniyor. Ustalığı ağır basan yanı hece ölçüsüyle, söyledikleridir. Şiirlerinden iyi bir eğitim gördüğü anlaşılıyor.


Kuloğlu:


XVII. yüzyılın en önemli halk ozanlarından biridir. Kuloğlu'nun yaşamıyla ilgili bilgilerimiz yeterli değil. Hem kara askerliği hem de deniz askerliği yapmıştır. Cezayir'deki savaşlara katıldığı gibi IV. Murat'ın ünlü Bağdad Seferi'ne katıldığı şiirleriyle ortaya çıkıyor. Adının Mustafa ya da Süleyman olduğu konusunda değişik iki görüş vardır. Kuloğlu'nun adı Evliya Çelebi'nin ünlü Seyahatname’sinde geçiyor, Kayıkçı Kul Mustafa, Katibi, Aşık Ömer'le çağdaş bir ozan olduğu anlaşılıyor.

Kuloğlu, bir yandan yiğitlik şiirleri söylerken, bir yandan da aşk üzerine şiir söylemiştir. Kimi araştırmacılara göre Safranboluludur. Oğlu da, dönemin Muhasip Mehmet Paşa adıyla tanınan sayılı devlet adamlanndandır. 40 yaşlarında öldüğü söyleniyor.

Yaşadığı dönemde yaygın bir ünü, saygınlığı var. Kendisinden sonra gelenler üzerinde de etkileri görülüyor. Dili, yalın, söyleyişi etkin. Bununla birlikte yer ver Kuloğlu da Osmanlıcaya yakın bir dil kullanmıştır. Günümüze az sayıda şiiri kalmıştır.


Tamaşvarlı Gazi Âşık Hasan:

Döneminde yaygın ünü olduğu anlaşılıyor, Âşık Hasan'ın. Doğum ve ölüm yılları, yaşamının ayrıntıları aslında kesinlikle saptanamıyor ama, şiirlerinden çeşitli tarihsel olayların içinde bulunduğu belirleniyor. Saptanablldiğine göre, bugün Romanya'nın sınırları içinde kalan Tuna'nın kollarından Tisse ırmağı kıyısındaki Tamaşvar'da doğmuş. Halk şiiri geleneğine uygun, coşkulu, etkin söyleyişleri yalın dili dikkati çekiyor.

Gazi Âşık Hasan, ikinci Viyana Kuşatmasından sonra Tamaşvar'ın bırakılmasını, Uyvar, Eğri, Estergon kalelerinin elden çıkarılmasını, 1686'da Budin'in 1688'de de Belgrad'ın elden gitmesini, bugün bile etkisinde kalınabilinecek bir acı dille söyler.

Araştırmacılara göre, 1695'te Lugas Kalesi düşünce, Padişah II. Mustafa'nın önünde saz çalıp şiir söyleyen Tamaşvarlı Gazi Âşık Hasan'ı padişah Gönüllüyan-ı Yemin ocağından kırk akçelik emekli maaşıyla emekli etmiş.

1699 Karlofça Anlaşmasından sonra ordudan ayrıldığı, Tamaşvar yakınlarında bir köye yerleştiği anlaşılıyor. Bundan sonraki yaşamında bağ, bahçe işleriyle uğraştığı söyleniyor. Son şiirlerinde Hasan Dede mahlasını kullandığı da ileri sürülüyor.

Şiirinde Eşrefoğlu Rumî'ye seslendiğine göre, o yolda yürüyen bir Bektaşî ozanı olduğu da belli.


VALLA BU KADAR BULABİLDİM UMARIM İŞİNE YARAR.........
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-01-07, 14:14   #3
Mkardes1903

Varsayılan C: 17.Yüzyılda ki Halk Şairleri...


eywallah kardeş saolasın ya emeğin için tşkler
++++
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat