Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 26-03-09, 17:09   #1
immortal_pirate

Alarm Suyun ekonomİye katkilari (lÜtfen yardim Çok acİl Şu anda)


ArkadaŞlar ben 9. Sinif ÖĞrencİsİyİm performans Ödevİ olarak hoca suyun ekonomİsİ yanİ suyun ekonomİye katkilari konosunu verdİ ben bulamadim lÜtfen yardim hemen Çok acİl

Mesajı son düzenleyen immortal_pirate ( 26-03-09 - 17:21 )
 
Eski 08-04-10, 19:42   #2
camprock31

Varsayılan C: Suyun ekonomİye katkilari (lÜtfen yardim Çok acİl Şu anda)


Türkiye'de ki Su Gücünün Ekonomik etkileri:

BALIKÇILIK YÖNÜNDEN SU GÜCÜNÜN EKONOMİYE ETKİSİ

Ülkemiz su ürünleri bakımından uygun özelliklere sahiptir.Çünkü üç tarafı denizlerle Kaplıdır.
Aynı zamanda çok baraj gölü,akarsu bulunur.bunlara rağmen ülke ürünler bakımından yetersizdir.bunun çeşitli nedenleri vardır. Bunlar;
-kıyı balıkçılığının yapılması.
-denizlerin balık bakımından zengin olmaması
-denizlerin kirli olması
Usulsüz ve zararlı avlanmadır.
Ama bunların olumlu yönleri de vardır balıklar konserve yapılıp satılmakta ve bir çok su ürünleri fabrikaları vardır. Bu da sanayimizi geliştirir ve ekonomiyi canlandırır.
Bir çok insan balıkçılık yaparak geçimini sağlıyor.
Balıkçılık deniz ürünlerinde azalmaya neden oluyor.




TURİZM VE YÖNÜNDEN SU GÜCÜNÜN EKONOMİYE ETKİSİ

Tatil ,iş,merak ,din,eğitim öğretim,spor,tedavi gibi nedenlerle bir yerden başka bir yere gitmeye turizm denir ve Türk ekonomisine katkısı çok yüksektir.Karadeniz’in iklimi elverişli olmadığı için orda turizm yapılamıyor ama Akdeniz ve ege deniz turizmi için çok önemlidir.Turizm ikiye ayrılır iç ve dış turizm.Türk ekonomisini geliştiren dış turizmdir.çünkü dışardan gelen turistler geldikleri ülkeye döviz getirirler.turizm gelişmesi için sular değerlendirilmelidir.Sular için dışarı çıkan vatandaşlarımızda vardır onlarda Türk ekonomisini olumsuz etkilemektedir.bunun yanında sularımız ulaşım bakımından da ekonomiyi olumlu etkiler. Çünkü gemilerle bir yük deniz yolu ile başka bir ülkeye gönderilebilir.Deniz yolu ile yolcu götürüp getirilebilir.Deniz yolu ulaşımı Türkiye ticareti için önemlidir.Örneğin fındık üretiminde Karadeniz başta gelir çünkü Türkiye fındık üretiminde ilk sırda yer almaktadır ve bunların dış ülkelere ihraç ederek ekonomimizi geliştirir.Denizlerin zararları da vardır erezyon,sel gibi olayları olmasına neden olabilirler .



SU GÜCÜNÜN TÜRK KÜLTÜRÜNE ETKİSİ

Türkiye’nin üç tarafının sularla çevrili olması ve göllerin bulunması Türkiye kültürünün gelişmesi için önemlidir. Kaplıcalar da Türkiye’nin gelişimi için önemli bir su kaynağıdır.Çünkü turistler gittikleri yerin kültürünü öğrenirler ve ülkelerinde tanıtırlar.Bir örnek verirsek şelaleler de turist çekmek için önemli bir unsurdur bunarı tük kültürü ile ilişkilendirirsek bu sular için gelen turistler fazla kalan zamanlarını tarihi yerler yada Türkiye’nin güzelliklerini görmekle geçirecekler.Türkiye’de oldukları için Türk yemeklerini yiyecek yemek kültürünü tanıyacaklar.Türkiye’nin tarihi yerlerini gezip Türk tarihini tanıyacaklar.el sanatlarını görüp el sanatları kültürünü tanıyacak bunlarla benzer bir çok örnek verebiliriz.. örneğin kilimcilik bizim için bir uğraştır turistler bunları tanıdıktan sonra ülkelerinde anlatıp Türkiye’nin gelişmesine yardımcı olacaklar.Şifalı sular da Türkiye’nin gelişmesi için önemli bir unsurdur.
Genel sonuç:Türkiye’nin etrafının denizlerle kaplı olması Türkiye için güzel aynı zamanda kültürünün gelişmesi içinde büyük bir fırsattır ama yararları olduğu gibi zararları da vardır.







Suyun Tarımdaki Önemi

Kıtlık ve açlığın dünyayı ciddi olarak tehdit etti ğ i 21nci yüzyılda toprak ve su en önemli stratejik maddeler olarak kabul edilmektedir.Günümüzden 6.000 yıl önce Mezopotamya bölgesinde Sümerler, hendekler kazarak Fırat ve Dicle’nin sularını tarlalarına akıtmakla insanoğlunun ilk sulu tarıma geçmesini sağladılar ve uygarlığı başlattılar. Kentler kuruldu, nüfus arttı, ortaya yönetici sınıflar çıktı. Benzer geliş meler Mısır’ın Nil, Hindistan’ın İndus vadileriyle Çin’de Sarı Nehir civarında yaşandı.Suyun en verimli şekilde değerlendirilmesi 2nci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır.Savaştan sonra insanların beslenme ve giyinme gibi gereksinimlerinin artı ş ı topraktan daha fazla yararlanmayı zorunlu hale getirmiş ve bunun da etkin sulama ile sağlanabileceği sulama yatırımlarına öncelik verilmiştir. Türkiye’de de modern anlamda sulama projelerinin geliştirilmesi, 1950’li yılların başında DS İ ve TOPRAKSU gibi kamu kurumlarının kurulması ile büyük bir hız kazanmıştır. Ülkemizde ekilebilir araziler limitine 1970’li yıllarda ulaşılmış , bu tarihten itibaren ise tarımsal üretimin arttırılması ancak ülke genelinde geliştirilen modern sulama projeleri ile mümkün olabilmiştir.Ülkemiz topraklarının 25,8 milyon hektarlık kısmı sulanabilir arazilerden oluşmaktadır. Ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı ise 8,5 milyon hektardır. DSİ , Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve halk sulamalarıyla bu alanın ancak 4,9 milyon hektarlık kısmı sulamaya açılabilmiştir.Sektörel bazda yapılan su tüketim tahminlerinde, ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektar arazisinin, bu i ş için ayrılan ödenekler dikkate alındığında, tamamının sulamaya açılabilmesi için yaklaşık 100 yıl daha gerekmektedir.Dünyadaki sulanan alanlar ekili alanların sadece %17’lik kısmını oluşturmalarına karşın, toplam bitkisel üretimin %40’ı bu alanlardan elde edilmektedir.
TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNE CAN VEREN PROJE; GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİ
Tarihteki birçok büyük uygarlığı yaratan iki nehir, Dicle ve Fırat, Doğu Anadolu topraklarında doğuyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne verebilecekleri birçok armağan taşıyor bu iki nehir. Cumhuriyet de, bu armağanlara ulaşabilmek için gerekli çalışmalara ilk yıllarından itibaren başladı. Bu suları akılcı değerlendirme kararı, tarihin en ileri görüşlü devlet adamlarından biri olan Atatürk'ündü. Dicle ve Fırat için "Buraya bir insanlık gölü inşa edelim" demişti. Önce Elektrik İşleri Etüd İdaresi, ardından Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Fırat ve Dicle havzalarını araştırdı, sulama ve enerji potansiyellerini belirledi. DSİ'nin yürüttüğü çalışmalarla bu havzalardan ne şekilde yararlanılabileceği açıklık kazandı. 1977 yılında, bu iki havzaya ilişkin projelerin, tek bir proje altında toplanarak daha hızlı ve verimli çalışılmasına karar verildi. "Güneydoğu Anadolu Projesi" (GAP) adı verilen bu projenin entegre bölgesel planlama çerçevesinde ele alınması kararlaştırıldı. 1986 yılında GAP'ın koordinasyonu ve yönlendirilmesi görevi Devlet Planlama Teşkilatı'na verildi. Dicle ve Fırat Nehirleri'nde kurulacak barajlar, düzensiz akışı olan bu nehirlerin sularını dizginleyecek, tarım arazileri ve yerleşim yerlerinin taşkınlardan zarar görmesini engelleyecekti. Barajlarda biriken su ile bölgede sulu tarım geliştiriliyor. Türkiye'nin toplam yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan bu bölgede ülkenin sulanabilir arazisinin yüzde 20'sinin yer aldığı göz önünde tutulduğunda, projenin önemi daha iyi kavranabiliyor.


Barajlar aynı zamanda, bölgenin hidroelektrik santrallerine de kaynaklık ediyor.

Güneydoğu Anadolu Projesi, sulama ve elektrik üretiminden ibaret değil. Bölgeyi; toplumsal yaşamı, altyapısı, eğitimi, sanayisiyle bir bütün olarak ele alıyor, topyekün sosyol-ekonomik kalkınmayı hedefliyor. Bu amaçla 1989 yılında kurulan Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi'nin görevi "plan, altyapı, ruhsat, konut, sanayi, maden, tarım, enerji, ulaştırma ve diğer hizmetleri yapmak veya yaptırmak, yöre halkının eğitim düzeyini yükseltmek için gerekli tedbirleri almak veya aldırmak, kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak" olarak belirleniyor. Böylece barajlar, sulama tesisleri ve elektrik santralleri birer birer hizmete açılırken yöreye yapılacak yatırımların da zemini hazırlanmış oluyor.

Üretim ve ulaşım altyapısı tamamlanmış, nitelikli işgücü potansiyeli bakımından zenginleşen bölgede sanayi ve turizm yatırımları daha kolay ve hızlı biçimde yapılabiliyor. GAP'da 22 baraj, 19 hidroelektrik santral inşa edilmesi planlanıyor. Bunlardan 9 baraj ve 5 hidroelektrik santralinin inşası tamamlandı. Bu barajlardan biri olan Atatürk Barajı, şu anda hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın en büyük barajı. Türk ulusunun, kurucusuna armağan ettiği baraj, tümüyle Türk mühendisleri ve işçilerinin emeğiyle gerçekleştirildi. Atatürk Barajı 1,43 milyon dönüm araziyi suluyor; hidroelektrik santrali ile de yılda 8900 GWh elektrik enerjisi üretiyor. Güneydoğu Anadolu Projesi bütünüyle gerçekleştirildiğinde, yılda 50 milyar metreküp'ten fazla su akıtan Fırat ve Dicle Nehirleri üzerinde kurulan tesislerle, ülkenin toplam su potansiyelinin yaklaşık üçte biri kontrol altına alınmış olacak. Bu sayede 1.7 milyon hektarın üzerinde arazi sulanacak ve yılda 27 milyar kilovat saatlik elektrik enerjisi üretilebilecek. Yapılacak tarım ve sanayi yatırımlarıyla bölgenin gelir düzeyi 5 kat artacak, bölge nüfusunun yaklaşık 3.8 milyonuna iş olanağı yaratılacak.
EVİMİZİN SUYU
Su dediğimizde aklımıza ilk gelen, musluğumuzdan akan sudur. Yaşam alanlarımız inşa edilirken yapılan ilk işlerden biri, oraya su götürmek ve oradan atıksuyu uzaklaştırmaktır. İçme ve kullanma suyumuzu biriktiren barajlar, barajlardan musluğumuza kadar uzanan suyolları ve atıksuyu alıp yaşadığımız yerden uzaklaştıran atıksu yolları, insan yerleşiminin en temel sistemidir.


İçme ve Kullanma Suyu Sağlayan Barajlar
Bir yerleşim yerinin kalitesinin göstergelerinden birinin, kişi başına düşen temiz su miktarı olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye'de bir kişinin brüt içme ve kullanma suyu miktarı 1980'li yıllarda günde 98 litreyken, 1990'lı yıllarda artarak 192 litreye, 2000'li yıllarda ise 210 litreye ulaştı. Dünyada genel olarak kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı azalırken, Türkiye'deki bu artışı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü sağladı. DSİ 25 milyon nüfusa hem yer üstü hem de yer altı kaynaklarından su götüren projeler gerçekleştirdi.


Uzaklaştırdığımız Sular; Atıksular
Türkiye'de atıksu altyapı yatırımları, ne yazık ki uzun süre kentleşmenin büyüme hızına yetişemedi. Ancak DSİ'nin ve belediyelerin yaptıkları çalışmalarla, şu anda ülkemizin %99'unda Küresel Su Temini ve Kanalizasyon Değerlendirme Raporunda belirlenen kanalizasyon kriterlerine ulaşılmış durumda. Bu rakamı %100'e çıkarmak için gerekli çalışmalar sürüyor.

SUYUN GÜCÜ
Düşen Suyun Dönüşümü : Hidroelektrik Santralleri
Yüksekte duran su, kendi içinde enerji üretme potansiyeli taşır. Su, aşağıya doğru düşmeye başladığında önüne çıkan herhangi bir nesneyi hareket ettirebilme gücüne kavuşur çünkü. Yüksekten hızla düşen suyun önüne türbin çarkına bağlı bir jeneratör motoru koyduğunuz zaman, istediği her işte kullanabileceğiniz elektrik enerjisini elde etmiş olursunuz. Hidroelektrik santralleri, suyun yerçekimi ile birleşmesinden doğmuştur.
Elektrik enerjisi üretiminde ucuz, çevre dostu ve yenilenebilir bir yöntemdir hidroelektrik santralleri. Anadolu bu santrallerle 1902 yılında, Osmanlı döneminin Tarsus'unda tanıştı. Bu topraklar üzerindeki hidroelektrik potansiyelini asıl değerlendiren ise Türkiye Cumhuriyeti oldu. Ülkemizde 2007 yılı başında işletmede olan 137 adet hidroelektrik santrali yılda toplam 46 bin 191 GWh üretim yapıyor. Onlara 580 kadar santralin daha katılması,yıllık üretimin yaklaşık 130 bin GWh'a çıkarılması tasarlanıyor.




Yer Altından Yükselen Isı : Jeotermal Enerji

Anadolu topraklarının hidroelektrik santralleri gibi şanslı olduğu bir diğer alan da jeotermal kaynaklar. Yerkabuğunun derinliklerinde ısınan yeraltı sularının yer üstüne yükselmesiyle oluşan bu doğal kaynaklar, yüzlerce yıldır hizmetimizde. Çömlek yapımında, yemek pişirmede insana destek olan bu sıcak sular, Roma hamamlarından bu yana ısıtma amacıyla da kullanılıyor. Çeşitli kimyasal maddelerle donanmış jeotermal sular, kaplıcalar ve mineralli içme suları aracılığıyla insanlara sağlık sunuyor. Günümüzde jeotermal su kaynaklarından çevre dostu, ucuz ve yenilenebilir enerji üretiminde de yararlanılıyor. Türkiye'de ilk jeotermal sondaj kuyusu 1963 yılında İzmir'in Balçova ilçesinde açıldı. Yirmi yıl sonra, Balçova ve Narlıdere ilçelerindeki yaklaşık 15 bin konut jeotermal enerjiyle ısıtılmaya başlandı.Türkiye'nin jeotermal ısı potansiyeli 31500 MWt olarak tahmin ediliyor. Jeotermal elektrik potansiyeli ise 2000 MWe (16 Milyar kWh/Yıl).
Ülkemiz jeotermal potansiyeli bakımından Avrupa'nın birinci, dünyanın da yedinci ülkesi konumunda. Türkiye'de işletilmeyi bekleyen birçok jeotermal enerji kaynağı bulunuyor.
Türkiye, bu kaynakların işletilmesi konularını düzenlemek amacıyla Haziran 2007'de ilk jeotermal yasasını kabul etti; böylece jeotermal potansiyelinin geliştirilmesini sağlamak yolunda önemli bir adım atılmış oldu.

TARLALARI YEŞERTEN SU
Türkiye'deki tarım arazileri, yüzölçümünün yaklaşık üçte biri, yani 28 milyon hektar. Ama yapılan etütler sadece 8,5 milyon hektarının ekonomik olarak sulanabileceğini ortaya koyuyor. Ülkemizde 2007 sonu itibariyle toplam 5,17 milyon hektar arazi sulamaya açılmış durumda. Bunun yaklaşık 3 milyon hektarı DSİ tarafından inşa edilmiş modern sulama şebekesine sahip. 1,1 milyon hektarı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün işletmeye açtığı su şebekesi suluyor. Yaklaşık 1,02 milyon hektar alanda ise halk sulaması yapılıyor. Beslenme ihtiyacının karşılanması, sanayide kullanılan tarım ürünlerinin dengeli ve sürekli biçimde üretilebilmesi, tarım kesiminde çalışan nüfusun işsizlik sorununun çözülmesi ve hayat seviyesinin yükseltilmesi için ekonomik olarak sulanabilecek 8,5 milyon hektarın tamamının suya kavuşturulması gerekiyor. DSİ, bunun için gerekli altyapıyı oluşturmaya devam ediyor.
SU SPORLARI
İçtiğimiz, tarlaları suladığımız suyu temin eden, taşkınların önüne set çeken barajlar, ülkemizde su sporlarının gelişmesine de katkıda bulunuyor. Sularımız birçok sportif etkinliğe kapılarını açıyor. Yakınlarda su sporları yapacak doğal su alanları bulunmayan birçok yöre, barajlar ve göletler sayesinde hem su üzerinde yapılan yüzme, su kayağı, yelken, kürek gibi, hem de su altında gerçekleştirilen dalış, denizaltı avcılığı gibi sporlara ev sahipliği yapma olanağına kavuştu. Atatürk, Keban, Seyhan gibi barajlarda her yıl düzenlenen su sporları yarışmaları, bir yandan bu spor türüne ilgiyi artırırken bir yandan da yöreye turizm geliri sağlıyor.
NEHİR TAŞIMACILIĞI
Modern mühendislik çalışmaları sayesinde ekonomik ve çevreye zarar vermeyen bir taşımacılık türü haline gelen nehir taşımacılığı, 1970'lerden sonra bütün dünyada yeniden önem kazandı. Nehir havzalarını denizlere bağlayan bir ara ulaşım türü olan nehir taşımacılığından Türkiye'de ne yazık ki pek yararlanılmıyor. Türkiye'de nehir taşımacılığı için en elverişli yerin, Sakarya Nehri'nin aşağı kısımları olduğu düşünülüyor. Osmanlı döneminden bu yana Aşağı Sakarya'nın taşımacılık amacıyla kullanılması için yedi kez girişimde bulunuldu, ama bir sonuca ulaşılamadı. Günümüzde sanayinin hızla geliştiği Sakarya, Kocaeli, Bolu, Bilecik ve Eskişehir illerini kapsayan bu bölgede ulaşım sektörünün gelişmesine ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle Sakarya Nehri'nin taşımacılığa açılması projesi yeniden ele alınmış bulunuyor.
Hayata geçirildiği takdirde Marmara ve Karadeniz'i birbirine bağlayan "ikinci boğaz" oluşturulmuş olacak. Sakarya Nehri'nin Karadeniz'e kavuştuğu Karasu ilçesinden bu iç suyoluna giren gemiler, Sapanca Gölü bağlantısıyla İzmit Körfezi'ne ulaşacak. Böylece İstanbul Boğazı'ndaki deniz trafiği de azalacak. Ayrıca Sakarya Nehri civarındaki sanayi tesislerinin ürünleri Karadeniz'den geçerek Tuna ve Ren Nehirleri yoluyla Avrupa içlerine; Volga ve Don Nehirleri yoluyla ise Türk Cumhuriyetleri'ne ulaştırılabilecek.

KAPLICALARLA GELEN SAĞLIK VE GÜZELLİK

Yer altındaki yolculuğu boyunca birçok kimyasal özelliğe kavuşan ve ısınan su, yer yüzüne vardığında insanlığa sağlık taşıyan bir armağan haline geliyor. Jeotermal suların çıkış noktasındaki kaplıcalar, yüzyıllardır şifaya ve güzelliğe kavuşmak isteyenler tarafından ziyaret ediliyor.

Türkiye, en zengin şifalı su kaynaklarına sahip yedi ülke arasında bulunuyor. Radyoaktivite bakımından ise en güçlü sulara sahip. Kaplıcalarımız, cilt hastalıklarından sindirim sistemine, solunum yolundan sinir sistemine her tür hastalığı sağaltmada yardımcı olacak çeşitlilikte.
Zengin jeotermal kaynaklara sahip Anadolu'da 1500 termal ve içme suyu kaynağı bulunuyor. Ne yazık ki, bunlardan çok azı, yaklaşık yüz tanesi işletiliyor. Oysa sağlık turizmi kavramının ortaya çıktığı, insanların deva bulmak için başka ülkelere gitmekten erinmediği çağımızda bu termal sular, önemli sağlık merkezleri olarak öne çıkabilir. Örneğin, Balçova Termal Tesisleri, Avrupa'nın sayılı fizik tedavi merkezlerinden biri haline geldi. İzmir'in Çeşme ilçesindeki Ilıca Kaplıcası ise, aynı zamanda bir plaj barındırması ile, dünyanın en ilginç kaplıcalarından biri olarak dikkati çekiyor. Bazı kaplıcalarımız ise tarihi özellikleriyle tanınıyor. Balıkesir-Gönen Kaplıcası M.Ö. 5. yüzyıldan bu yana kullanılıyor; dünyanın dört bir yanından sağlık ve güzellik bulmak isteyenler için bir çekim merkezi sayılan Bergama'daki "Eskülap Banyoları"nın Bergama Kralı Eumenes döneminde kurulduğu söyleniyor.

Tuz Gölünün Türkiye Ekonomisine Katkısı

Tuz Gölü`nün altın madeninden farksız olduğunu ortaya koyuldu. Her geçen gün kirletilen Tuz Gölü`nün Türk ekonomisine yılda 425 milyon dolar katkı sağladığı belirlendi. Türkiye`nin en büyük tuz rezervi olmasına rağmen Konya ve çevresindeki şehirlerin atıklarıyla her gün biraz daha alarm veren Tuz Gölü, bu vefasızlığa rağmen Türkiye`ye yılda yaklaşık yarım milyar dolar katkı sağlıyor. Yapılan araştırmaya göre Tuz Gölü Havzası, çevresinde sazlıklar, mantar ve yabani bitkiler yetişmesini sağlamakla kalmayıp, arıcılık, hayvancılık ve tarıma imkan tanıyarak Türk ekonomisine yılda 425 milyon 871 bin dolar kazandırıyor. Tuz Gölü Havzası`nın kirletilmesi ekolojik kaybın yanı sıra, ciddi bir ekonomik kaybı da beraberinde getiriyor. Doğa Derneği Üyesi Esra Başak`ın, çevre bilimleri alanında master yaptığı Hollanda Wageningen Üniversitesi`nin desteğiyle gerçekleştirdiği araştırma, havzanın altın madeninden farksız olduğunu ortaya koydu. Başak, bölgede üç ay kalarak yaptığı araştırmayla, havzanın tüm ekonomik değerlerin hesabını yaptı ve ortaya kayda değer bir tablo çıktı. Başak, çalışmasını Tuz Gölü Havzası`nın korunması tedbirlerini görüşmek için düzenlenen Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu toplantısında da dile getirdi. İşte Tuz Gölü Havzası`nın ekonomiye katkıları: nHavza çevresinde en verimli iş, hayvancılık. Havza etrafında yapılan hayvancılıktan yılda 182 milyon dolar gelir elde ediliyor. Havzada 290 bin hektar az bulunan doğal bozkır alanı var. 52 bin hektar alanda sulu tarım yapılıyor ve 130 milyon dolar gelir elde ediliyor. Kuru tarım geliri ise 25 milyon dolar. nTuz Gölü`nün kirli su deposu olarak kullanılması bile, yılda 55 milyon dolar kazandırıyor. nTuz üretiminden yılda 15 milyon dolar, sodyum sülfat elde edilmesinden ise 2 milyon dolar gelir sağlanıyor. nMantar, doğal bitkiler ve bal üretiminden 1,5 milyon dolar, Şereflikoçhisar(ayrıca Şereflikoçhisar`da tuzlu çamurdan yapılan çömlekler 36 bin dolar) ve Eşmekaya`da kesilen sazlıklar da 6 bin dolar gelir sağlıyor. Bunlar küçük gelirler de olsa bölge insanı için hayati kaynaklar oluşturuyor.
 
Eski 08-04-10, 19:43   #3
camprock31

Varsayılan C: Suyun ekonomİye katkilari (lÜtfen yardim Çok acİl Şu anda)



inşallah işine yarr
 
Eski 10-04-10, 12:23   #4
cem

Varsayılan C: Suyun ekonomİye katkilari (lÜtfen yardim Çok acİl Şu anda)



İsteklerinizi Lise Bilgi İstekleri bölümünden yapınız. Taşıdım.
 
Eski 09-04-12, 19:25   #5
uieeiuuuu

Varsayılan C: Suyun ekonomİye katkilari (lÜtfen yardim Çok acİl Şu anda)

arkadaş çok sağol benim de performans ödevim vardı iyi bi yardımcı oldun teşekkür ederim:wo n:
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat