Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 02-10-08, 20:20   #1
badebuse

Alarm doğa insana hakimdir


arkadaşlar münazara konum bayram bayram o kadar ödev verdilerki hangisini yapacağımı şaşırdım daha bir sürü ödevim var

doğa insana hakimdir konusunda fikirlerinizi düşüncelerinizi bekliyorum allah rızası için yardım bayram bayram sevindirin
 
Eski 02-10-08, 23:00   #2
webhancher

Varsayılan C: doğa insana hakimdir


Alıntı:
Hareketsizleşen toplum, tembelleşen kişi

İnsanların şehirlere, evlere ve odalara yani gönüllü hücrelerine tıkılmadan; masa başında yaşayıp, sandalye tepesinde ölmeden öncesini hatırlıyor musunuz?

Aramızda son birkaç hafta içerisinde acelesi olmamasına rağmen koşan var mı? İşyerindeki masasının bacağına zincirlenmiş ayaklarını salıverip bir semtten diğerine yürüyen? Peki ya en son ne zaman bir ağacın dalından elma kopardınız?

Bu yazının bilgisayarda yazılıp, sizin tarafınızdan yine radyasyonlu bir ekrandan okunuyor olması her şeyi açıklıyor. Kaç saattir bilgisayarın başındasınız? Hemen kalkın bilgisayarın başından. Kaçın! Ama bu son cümlemi okuduktan sonra. En yakınınızdaki pencereyi açıp – karbonmonoksit de koksa – içinize çekin havayı. Gri bile olsa bulutlar. Birazdan bardaktan boşanırcasına yağmur yağacağını bilseniz bile, hemen dışarı çıkın.

Eğer sizi çağıran gerçekliğe değil de bu paradoksal yazıya döndüyseniz, şu andan itibaren sözüm sadece size: Bu yazı sonuna kadar okumayacak okurlar aramaktadır.

Evlerin içine hapsolmuş insanlar
yarı açık cezaevindeki mahkumları
büyük şehirlerin

Medeniyet, hepimizi hareketsizleştirip, iş yerlerimize, evlerimize, şehirlerimize ve kendimize hapsetmiştir. Hapsetmiş! Haltetmiş!

Şu ana kadar bu yazıyı okumaya devam edenlerdenseniz, siz hareket etmemekte kararlı olanlardansınız. Hemen ayağa kalkın ve bulunduğunuz odanın içerisinde bir iki dakika yürüyün. Bir elimiz Mouse’ta bir elimiz klavyede. Aynı hareketleri yapmaktan ağrıyan parmaklarımız. Dışarıda hava nasıl bilmiyorum ama hadi bırakın bu yazıyı ve çıkın dışarı yorulana kadar koşun, koşun…

Biz, beynimize takılan görünmez prangalarıyla yürüyen insanlarız. Hareketsizleşen toplumun tembel insanları. Biz televizyon başında, bilgisayar karşısında göbek bağlayan, biz rakı masasında büyüyen insanlar. Hala okuyor musunuz bu yazıyı. Hadi kalkın ama. Kalkın ayağa ve zıplayın. Küçük bir çocuk gibi. Kaybolan hareketliliğimizi, geçmişimizi taşıyan bir çocuk gibi. Bizim göremeyeceğimiz zamanlarda açacak bir tohum gibi. Zıplayın utanmayın. Yatağınızın üzerinde zıplayın. Küçük bir çocuk gibi. Hani hiç yorulmayan bir çocuk gibi. Onlar hiç yorulmaz çünkü sürekli hareket ediyorlar. Pelteleşmiş kaslarınızın bu çağrısına kulak verin. Ve hadi kalkın ve olduğunuz yerde bile olsa hareketiniz, zıplayın…

---------------------


Alıntı:
Doğa ve İnsan
Dağların zirvelerini süsleyen kar, yamaçlarını kaplayan yemyeşil ağaç örtüsüdür doğa. Uçurum kenarlarında zıplayan yaban keçisi, bal üretmek için didinen işçi arıdır. Denizin köpüklü dalgalarıdır, su altında bale yapan deniz canlılarıdır; balıklar, mercanlar, yosunlar ve deniz kabuklularıdır. Havada uçan kuş, meleyip duran kuzu, ağaç gövdelerine ritimli vuruşlar yapan ağaçkakan, ceylan peşinde koşturan aç kaplandır; yanardağlardan kusulan öfkeli lavlar, bulutlardan boşanan yağmur ve çatıları uçuran acımasız tayfunlardır doğa.

Doğa güzelliktir, estetiktir, cennetten renklerdir gözlere sunulan. Çöldeki vahadır, sık ormanlar arasında gizlenmiş yüksek çağlayanlardan düşen karbonatlı sudur; denizdeki tuz, kutuplarda buz; sütü sağılan inek, tarlaya koşulan öküzdür. Terdir tüm canlılardan damla damla süzülüp düşen, buhardır güneş ışınlarına teslim olup göklere yükselen ve hayatın ta kendisidir doğa; doğumdan ölüme dek bütün canlı varlıkların at koşturduğu arenadır; çağları alıp koltuğunun altına, fır döne döne dans edip duran odur, milyonlarca yılın zaman tünelinde.

Havadır, sudur doğa; yeryüzünü parselleyen milyonlarca tür bitkidir, sevimli ya da ürküten hayvanlardır; her yeri ve her şeyi haraca bağlayan insanoğludur. Yeni doğan gündeki umut, akşamın kızıllığında batan güneşin hüznüdür. Candır, yaşama tutkusudur, üreme keyfidir, beslenmek için oburca yeme hastalığıdır.

Doğa bunların hepsidir; tüm canlıların ortak nefesi, güzelliklere sahip olma hevesidir. Ama daha da önemlisi anadır doğa. Yufka yüreğiyle, milyonlarca farklı canlıya aynı sempatiyle kucak açmıştır. Onun sevgisinden şüphe eden mi vardır ki ? Ara sıra kaşlarını çatıp, şimşeklerle sinyaller yollasa da, ardından öfkesi geçince yine tüm güzelliklerini seferber etmesini iyi bilir, o yufka yüreğinden taşan şefkatiyle. Yoksa, onun da haşin kanunları, kuralları vardır. Acımasızlık da, kendinden güçsüze efelenmek de vardır kitabındaki hoşgörü listesinde. Dedik ya anadır diye, ayrım yapmamak ya da affetmek şanındandır evlatları arasında.

İçinde yaşayıp durduğumuz bu cennetten ortamın, ayrıntılarını öğrenince ağızları açıkta bırakan şaşmaz ayarlardaki işleyişini izlemek; yaşama sımsıkı tutunma arzusunu, hırsları, oburlukları ve belki çevreyi yıkıma uğratma vurdumduymazlığını görüp vicdan azabı içerisinde düşünmek ve belki sonunda doğru yola yönelmek gerekmez mi ?

Soğuğu ve karanlığı bol, uzun kış aylarının sonunda, bir kez daha yerküreyle flört etmeye koşan güneşin yakınlığıyla sarhoş düşüp, kanı kaynamaya başlayan toprağın bereketiyle tahrik olan ve nisan yağmurlarından kana kana içmenin getirdiği canlılıkla patlamaya, kabından taşarak yukarılara, yeryüzüne misafirliğe gitmeye hevesli minicik tohumların gezgin ruhunu hiç merak eden olur mu acaba ?

Hani, bin bir emekle uzattığı boynunu; kilometrelerce uzaktaki okullarına gitmek için kan ter içinde yürüyen şanssız köy çocuklarının bitmek bilmeyen sabırları ya da tüpsüz daldığı deniz dibinden nefes almak için su yüzüne doğru çırpınışlarla yükselen acemi dalgıçların aceleciliği gibi, toprak yüzeyine doğru gücünün son kırıntılarıyla ittirmeye çalışır da, amacına ulaştığında da sevinçle diker kafasını güneşe doğru. Bir başarının tescillenmiş belgesidir artık o sarıdan yeşile dönmeye başlamış filizin keyfi ya da tam da doğanın gerçek gücüdür işte o yiğitçe tırmanış.

İlkbaharda ağaçlara suyun yürümesidir doğa, dallardaki gözlerin patlaması, filizlerin fışkırmasıdır. Hayvanlarda ise uzun bir kış uykusundan uyanıştır, üremeye koşuştur, miskinlikten kurtuluştur. Esen ılık meltemlerle savrulan yelelerdir, çiçek dolu dallardır, göç yoluna dizilen kuş yavrularının yeni yeri bir an önce görme arzusudur. Anasından yeni doğmuş yavrunun ayakları üzerine dikilip varolma savaşını kazanması ve en değerli besin olan ana sütünün peşine düşmesi, sanki özel eğitimden geçirilmişler gibi, nasıl da şaşmaz bir düzende sergilenip durmaktadır, gözler görmez mi dersiniz ?

Uzun kış gecelerinin ardından, baharın ılık esintileriyle coşan yüreklerin sevincine katılan hevesli ellerin açtığı pencerelerden sızan minicik, şen şakrak serçelerin bahar türküleridir doğanın sesi; eriyen karların arttırdığı debileriyle daha bir köpürerek akan derelerin ritimli sesi. Uzak köylerin, kışa yenik düşmüş kaderlerini yansıtan bir çaresizlik aynasıdır bazen, kurt ulumalarına karışan azgın köpeklerin meydan okuyan havlamaları ve onların karşı yamaçlara buyur edilen akisleriyle sürüp giden koruma mücadeleleri.

Doğum ve yaşam gibi ölüm de haktır doğanın kanunlarında. Ömrünü tamamlayınca, dallarla olan bağını keserek, bir ayrılığın acısını yansıtan hareketlerle, bir o yana bir bu yana savrularak aşağılara doğru kayıp giden; sarılı kahverengili, kimi böcek yenikli, kurumuş yorgun yaprakların yavaş çekim fotoğrafları gibi, rüzgarlı havada süzülüp duran çırpınışları, toprağa düşen canların son vedasıdır. Ama doğal olanı kabul görür yine de ölümün. Yoksa kıyımdır, acıdır, yok oluştur; bozgunculuktur, kanun dışılıktır doğa kitabındaki karşılığı, insan eliyle gelen diğer tür keyfi ölümlerin.

Yerle gök arasındaki ateşli aşkın ürünü olan gri beyaz bulut kümelerinin bağrından fışkıran yağmurların, karların, doluların neyi temizlemek için bunca çaba içerisinde akıp durduklarını; öfke kusan anların ürünü olan şimşek ve yıldırımların kimlerin aklını başlarına devşirmeye sinyal olduğu hiç düşünülür mü ? Peki, aklına esti mi ortalığı yıkıp geçen fırtınaların, tayfunların kaynağı olan ve her yeri sellerle teslim alan doğanın bu öfkesinden ürkmek, onu fazla kızdırmamak, kolunu kanadını kıracak kadar kirletip bozmamak daha akılcı olmaz mıydı ? Bu vurdumduymazlık daha nereye kadar gider ?

Sadece karnını doyurmak için avlanan, başka canlıları yakalayıp yiyen hayvanların, keyif olsun diye doğa anaya ihanet ettiği, kırdığı, bozduğu, kirlettiği görülmüş şey midir ? Onların her adımı ihtiyaçtan, mecburiyetten, yaşamayı sürdürme tutkusundan ya da ölümden kaçma dürtüsündendir. Spor olsun diye veya zevk aldığından bir diğerine zarar verme duygusu onların kitabında yazmaz. Onlar daha mertmiş değil mi ? Oysa, evrenin en zeki yaratığı olan insan öyle mi ? İnek sağar gibi kullanıp durduğu ve her nimetinden afiyetle yararlandığı doğayı, türlü nankörlüklerle canından bezdirdiğini bilmeyen mi var ? Kendisini en ayrıcalıklı evlat olarak görmenin şımarıklığıyla, gözleri ileriyi göremeden yuvarlanıp gidiyor keyifler içerisinde ama bu bolluğun sonunun, elbet bir gün geleceğini hiç düşünemeden !

Renkli görüntülerin ve insanı çıldırtan güzellikteki manzaraların en hatırlı müşterisi olan insanoğlunun, tarih boyunca hep bu güzellikleri arayan hevesli ruh hali, onu yeryüzünün her köşesindeki cennet bahçelerini bulmaya yönlendirmiştir. Atalarımız bu konuda da oldukça başarılı olmuş aslında. Bugün için gizli kalmış, insan ayağı girmemiş fazla bir güzellik kalmamış olsa gerek. Bu çabaların karşılığını, doğa ana da tüm cömertliğiyle ödemiş zaten. Farklı tatlardaki milyonlarca bitki ve hayvan türünden en işine yarayanlarıyla beslenmesine destek vermiş, bol bol üretip hizmetlerine sunmuş insanların. Belki tek isteği, aç gözlülükle saldırmaması, kırıp dökmemesi olmuştur. Belli aralıklarla sinyaller yollayıp nankörlüğe kalkışmamasını da hatırlatıyor onlara ama anlayan kim ?

Berrak akan tertemiz sularıyla çağıldayıp duran derelerin, yemyeşil çayırların, bol oksijen üreterek ciğerlerimizi şenlendiren ormanların manzaralarıyla coşmak, eğlenip keyiflenmek hakkımızdır tabii ki. Dört mevsim farklı tatlar sunan atmosferin ve denizlerdeki bereketli dünyanın nimetlerinden nasiplenmek de, sahip olmanın getirdiği kullanma ve harcama serbestliğine girer belki ama bunun sonsuz keyfilik ve acımasızlık içerisinde sürmesi de çok akılcı ya da vicdani midir ? O meleyen kuzunun ve bal yapmaya didinen arının ürettiği ya da genel olarak doğanın, adeta gönüllü organize sanayi bölgelerinde sessiz sedasız çalışan binlerce tür gıda işletmelerinde üretilen sağlık deposu ürünlerini, bunca har vurup harman savurmaya hakkımız var mıdır sizce ?

Kırmak, koparmak, kesmek, yakmak, vurup öldürmek ne kadar acımasızcaysa; olan biten olumsuzlukları sadece kayıtsızca seyretmek, hatta bundan keyif almak da insancıllığa yakışmayan tuhaf ama bir o kadar da gaddarlık kokan ruh halidir. En çok sevdiğimizi söylediğimiz çocuklarımızın geleceğini karartacak, mutlu ve huzurlu yaşamalarını engelleyecek bir doğa katliamını gelecek kuşaklara miras bırakmak, ikiyüzlülüğün daniskası değil midir acaba ?

Doğa ve insan ilişkisi; tarihin başlangıcından buyana hep dostça devam edegelmişken ve doğa ananın cömertliği her şeye karşın sürüp giderken, bu tehlike sinyallerini yazdırtan sebepler kimlerin eseridir sizce ? Her sabah, güne merhaba derken sessizce açılıp yeryüzünü zevkli bir ressam hassasiyetiyle canlı renklerle boyayıp duran çiçeklerin, dallarını dolgun meyvelerle süsleyen ağaç dallarının kusuru mudur ? Yoksa, eline geçirdiği ceviz tanesini afiyetle kemirirken sevimli görüntüler veren sincapların, şakıyan bülbüllerin, kumda açtığı tuzağın içerisinde avını bekleyen karınca aslanının ya da gün boyu bıkmadan ninniler söyleyen kumruların mı günahıdır, bütün bu olup bitenler ?
bunları buldm umarım bi nebze yardımcı olur sana bi satır da olsa ..
Bana sorarsan bir sel veya depreme hiçbir teknoloji engel olamaz.
Doğaya karşı zarar bile verebiliriz ancak ona karşı koyamayız ..
 
Eski 03-10-08, 08:17   #3
badebuse

Varsayılan C: doğa insana hakimdir


çok teşekkür ederim
görsünler doğa bize nasıl hakim
 
Eski 25-12-08, 15:26   #4
neumix01

Varsayılan C: doğa insana hakimdir


arkadaşalar yardım edin kısa ve net olsun
 
Eski 11-05-09, 22:00   #5
emrkzl

Varsayılan C: doğa insana hakimdir

wallahi bizim konuda o münazarada allah hepimize kolaylık versin bizim kisi yarın yani 2009 mayıs 12
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat