|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Lise Bilgi İstekleri Forumunda Bulunan Acil lazım bir ödev(2. meşrutiyet ve sonrası siyasi gelişmeler) Konusunu Görüntülemektesiniz => Arkadaslar 2. mesrutiyet ve sonrası siyasi gelişmelerle ilgili acil bilgi lazım yardm pls!!!...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#2 (permalink) |
|
Uçarsan Aşarsın
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Dönemin en güçlü devleti İngiltere, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını onaylıyordu. Alman gizli servisleri bu haberi genç subaylara ulaştırdılar. II. Abdulhamid'in siyasetini yersiz bulan ve ancak yeniden anayasalı bir monarşiye dönülmekle yurdun kurtarılacağına inanan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin asker üyeleri, 1908 yılının Temmuz ayı içinde saraya başkaldırdılar. Padişahın bu hareketi bastırma girişimleri işe yaramadı. Sonunda, II. Abdülhamid kapalı bulunan parlamentoyu yeniden toplama kararı aldı.
Mebus seçimlerinin yeniden yapılması kararlaştırıldı. Seçimler yapıldı ve Parlamento 17 Aralık 1908'de açıldı. 31 Mart Olayı üzerine II.Abdülhamit tahttan indirildi. Anayasada önemli değişiklikler yapılarak parlamenter sisteme yönelindi. Hükümet meclise karşı sorumlu kılındı. [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] 2.Meşrutiyet Wikipedia maddesi için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] gidebilirsiniz.2.Meşrutiyet dönemi ve sonrası hakkında bilgi içermektedir. 2. MEŞRUTİYET DÖNEMİ 2.Meşrutiyet Öncesi Genel Durum 20. yüzyılın başında Osmanlı zor günler yaşıyordu. Abdülaziz'in büyük masrafla meydana getirdiği güçlü donanma, Abdülhamit'in emriyle Haliç'e çekilmiş ve çürümeye terkedilmişti. Kara ordusu ise sınırdan sınıra koşmaktan ve biri bitmeden diğeri başlayan isyanlarla uğraşmaktan halsiz düşmüştü. Ordu yenilikleri takip edememiş, her bakımdan geri kalmıştı. Devletin yönetimi ümit vaat etmiyordu. Her ne kadar Abdülmecit zamanında, 1839'da başlayan ve 1856'da tekrarlanan "Islahat" reform hareketleri beklenen sonuçları getirmemişse de, Mithat Paşa'nın önayak olduğu I. Meşrutiyet (1876) büyük ümitler yaratmıştı. Ancak bir yıl sonraki 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşındaki ağır mağlubiyetten sonra Meclis 1878'de kapatılmış ve ülke her gün biraz daha kötüye gitmeye başlamıştı. Aydınlar, çıkış yolu arıyorlardı. 1889'da 5-6 askeri tıbbiyeli, okulda kendi aralarında bir gizli ihtilal örgütü kurdular. Sonradan "İttihat ve Terakki Cemiyeti" adını alan bu örgüt, asker-sivil aydınlar arasında içten içe, fakat hızla yayıldı. Her gün ölümle burun buruna olan Rumeli'deki subaylar, bu ihtilalci kuruluşun lokomotifliğini yapmaya başladılar. Bu, sebepsiz de değildi. Çünkü Rumeli'deki asker, diğerlerinden daha çok işin içinde ve ateşin orta yerindeydi. Her gün biraz daha memleketin parçalandığını görüyor, Bulgar, Sırp, Rum, Arnavut, Karadağ, bütün toplumların milliyet bilinciyle örgütlenip güçlenmelerini, buna karşılık Osmanlı yönetiminin aczini, kılıçla buraları alan ve 500 yıldır buraların efendisi ve sahibi olan Türkün ayaklar altında kalışını bir iç burukluğu ile seyrediyorlardı. Üstelik Balkanlardaki Osmanlı ülkesinin yönetimi, neredeyse Osmanlılardan başka, herkesin elindeydi: Genel Vali Hüseyin Hilmi Paşa'nın yardımcıları Rus ve Avusturyalıydı; jandarma genel komutanı bir İtalyan generaliydi; maliye denetleyicilerinden güvenlik subaylarına kadar her işin başında yabancılar vardı. Yalnız Rumeli de değil, İstanbul bile yabancı buyruğunda gibiydi. "Düyun-u Umumiye" (Genel Borçlar) örgütü başkente çöreklenmiş, vergi toplama memurlarıyla tüm yurda yayılmıştı. Devletin bütçesi, alacaklı yabancıların haczi altındaydı. Yabancı şirketler, kapitülasyon memurları, ortalıkta cirit atıyorlardı. Kara ordusunun düzenlenmesi işi, Alman Generali Von Der Goltz (Golç) ve diğer Alman subaylarının eline teslim edilmişti. Deniz kuvvetlerinin örgütlenmesi ise, İngiliz Amirali Felix Woods'un yönetimindeydi. Bir zamanlar herkesi titreten koca Osmanlı İmparatorluğu, şimdi Avrupalıların elinde son nefesini vermek üzereydi. 2.MEŞRUTİYET DÖNEMİ I.Meşrutiyet'in kaldırılmasından sonra II.Abdülhamit içte ve dışta meydana gelen olumsuz gelişmelerin de etkisiyle, katı bir yönetim sergilemeye başlamıştı. Meşrutiyet taraftarları da buna karşılık muhalefetlerinin dozunu artırmışlardı. Osmanlılık fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat Paşa 1881'de ölüm cezasına çarptırılmış, sonra affedilerek, Arabistan'a sürgüne gönderilmiş ve 1883'te öldürülmüştü. Ali Suavi, Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi kişiler de sultan tarafından bertaraf edilmişlerdi. Ancak devletin içinde bulunduğu güç durum onların başlattığı muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin hazırlamaktaydı. Balkanlardaki çalkantıların yanı sıra Osmanlı Devleti iktisadî açıdan da çok zor durumda idi. Devlet iç ve dış borçlarını kapatabilmek için batılıların elindeki Osmanlı Bankası ile malî bir anlaşma imzalamak zorunda kalmıştı (1879 ve 1881). Buna göre banka mali yardımları karşılığında, devletin bazı gelirlerini devralıyordu. İngiliz ve Fransızların kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-ı Umumîye İdaresi Osmanlı ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir. Genç Türkler veya Jön Türkler adı verilen ve yurt dışında ve içinde faaliyet gösteren Meşrutiyet taraftarları, İstanbul'da İttihad-ı Osmani derneğini kurmuşlar ve bu dernek 1894/95'te İttihat ve Terakki Cemiyeti adını almıştı. Selanik'te Enver ve Niyazi Paşalar gibi subayların da katılmasıyla güçlenen İttihatçılar, Osmanlı devletini ancak Kanun-ı Esasî'nin yeniden kabulünün kurtarabileceğini düşünüyorlardı. Kolağası Niyazi Bey ve ona katılan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek dağa çıkmaları ve Rumeli'de halk tarafından büyük bir destek bulmaları üzerine II.Abdülhamit anayasayı yürürlüğe koyarak II.Meşrutiyet'i ilân etti ((23 Temmuz 1908). (Reval buluşmasının 3. Günü, 12 Haziran 1908'de Binbaşı Enver Bey, ihtilali başlatmak üzere Selanik'i terk ederek dağlara çekildi, Kolağası Niyazi Bey ise üç gün sonra 15 Haziran'da 150 kişilik taraftarı ile onu Manastır'dan takip etti. İttihat Terakki'nin Rumeli'de başlayan bu ayaklanması yayılma eğilimi gösteriyordu. Sultan Abdülhamit tarafından ihtilali bastırmak üzere olağanüstü yetkilerle görevlendirilen Arnavut Şemsi Paşa, 24 Haziran'da Selanik'te postane önünde Teğmen Atıf tarafından, herkesin gözü önünde tabanca ile öldürülmüştü. Bundan kısa bir süre sonra da, Manastır'daki Ordu Komutanı Müşir (Mareşal) Osman Paşa, yine İttihatçılar tarafından dağa kaldırıldı. Abdülhamit, gittikçe büyüyen ve önlenemeyen bu silahlı ayaklanma karşısında 40 gün kadar dayandı. Fakat 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanını kabul etmek zorunda kaldı. II. Meşrutiyet, Makedonya'da coşku ile karşılandı. Sırp, Bulgar ve Rum çeteleri, dağlardan indiler. Genel af yasası çıkarılarak, eski kavgaların üzerine sünger çekildi. "Adalet, müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik)" türkü gibi herkesin dilindeydi. Hocalarla papazlar, hahamlar kolkola resimler çektiriyorlardı. Bu coşku, bu sevinç yalnız Balkanlarda değil, İstanbul başta ülkenin her tarafındaydı. "Bütün cemaatlerin kutsal bildikleri Kudüs şehrinde şeyhlerden, rahiplerden oluşan garip bir toplulukta eski rejimi yeren konuşmalar yapılıyordu. Müslümanlar, Yahudiler, Samaritler, Türkler ve Ermeniler kardeşçe bir araya gelerek bir alay meydana getirmişlerdi. Önlerinde de hürriyet amblemleri taşıyan bayraklar vardı. "Türklere ve Hıristiyanlara, herkese hürriyet. Artık Türk, Arap, Rum, Bulgar hepimiz hür Osmanlı Devletinin yurttaşlarıyız." gösterileri Şam'da, Beyrut'da her yerde görülüyordu. II. Abdülhamit yine iktidardaydı. Anayasa yeniden yürürlüğe girmiş, yeniden milletvekili seçimlerine başlanmıştı. Hangi din veya ırka mensup olursa olsun herkese milletvekili seçilme yolu açılmıştı. Meşrutiyetten beş ay sonra 17 Aralık 1908'de İstanbul'da açılan Mecliste seçimle gelen 260 milletvekilinin dağılım şöyleydi: 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp, 1 Ulah toplam 133 kişi. Meclis'te 127 tane de Türk milletvekili vardı. Osmanlı yurttaşlarını oluşturan her milletten milletvekili seçilmiş ve memleketin yönetimini ellerine almışlardı. Ancak Türkler Meclis'te 133'e karşı 127 ile azınlıktaydılar. Memleketteki azınlıklar gibi Avrupalılar da Meşrutiyeti olumlu karşılamışlar ve bu havaya uygun olarak Makedonya'daki sivil ve asker görevlilerini çekmeye başlamışlardı. Ülkede yeni bir ümit, yeni bir heyecan rüzgarı esmekteydi.) 17 Aralık 1908'de meclis yeniden açıldı. Yapılan seçimlerde İttihat ve Terakki Fırkası büyük bir başarı sağlamıştı. Ancak bu gelişmeler esnasında Bulgaristan bağımsızlığını elde etmiş ve Girit meclisi Yunanistan'a ilhak kararı almıştı. İşgal altındaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafından fiilen ilhak edilmişti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan İttihatçılar, olumsuz gelişmelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare oluşturmaya başlamışlardı. Bundan faydalanmak isteyen Meşrutiyet aleyhtarları, bazı Avrupa devletlerinin de kışkırtmasıyla isyan ettiler. İstanbul'daki Avcı Taburları'nın 13 Nisan 1909'da başlattıkları isyan sırasında pek çok İttihatçı öldürüldü. II.Abdülhamit olayları önleyemedi. Bunun üzerine Mahmut Şevket Paşa komutasındaki ordu Selanik'ten yola çıktı. Harekat Ordusu adı verilen bu ordunun kurmay başkanı Mustafa Kemal idi. Harekat Ordusu, kısa sürede duruma hâkim olarak isyanı bastırdı. İsyandan sorumlu tutulan II.Abdülhamit, şeyhülislâmdan alınan fetva ile meclis tarafından tahttan indirildi (27 Nisan 1909) ve kardeşi V. Mehmet Reşat yerine getirildi. V.Mehmed (1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi İttihatçı hükûmete bırakmıştı. Yeni iktidar zamanında da felâketler birbirini takip etti. Osmanlı Devleti hızla dağılma devrine girmekteydi [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] İkinci Meşrutiyet (Kaynak: Meydan Larousse) Osmanlı Devleti’nde ülke yönetimini batılı anlamda ikinci defa düzenleme dönemi (23 Temmuz 1908 – 21 Aralık 1918). 1902 – 1906 arasında Genç Osmanlılar (Jön Türkler) hareketi yayıldı. Cenevre ve Kahire’de yeni gruplar ortaya çıktı. İstanbul’da askeri ve sivil okul öğrencileri arasında devrimci gruplar doğdu. 1906’da gerçek önemli gelişme başladı. Bu kuruluşların ilki aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu küçük bir subay grubu tarafından 1906 sonbaharında Şam’da kurulan “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti” idi. Yafa’da ve Kudüs’te V. Ordu subayları arasında da şubeleri açıldı. Bunlardan daha sürekli olanı İsmail Canbulat ve Midhat Şükrü tarafından kurulan “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” idi (Eylül 1906). On kişilik yüksek komitede Selanik’teki rüştiye müdürü Bursalı Tahir, Selanik Posta ve telgraf müdürlüğünün tahkikat kalemi başkatibi Talat ve bir subay vardı. Olaylar hızlı gelişti. Silahlı kuvvetlerin zor durumu, gittikçe artan saldırı tehlikeleri, bütün yurtsever genç subayların gözünde bir yönetim değişikliğini zorunlu kılıyordu, imparatorluğun savunma gücü yeterliydi. Özellikle, genç subaylar arasında yeni bir ordunun kurulması, eski düzenin bırakılması görüşü yaygındı. Ermeni Taşnak Cemiyeti, Abdülhamid’e karşı olan kuvvetleri birleştirmek için yeniden çalışmalara başladı. Paris’te Ahmet Rıza ve Prens Sabahaddin’in de hazır bulunduğu bir kongre toplandı. Prens Sabahaddin kongreye başkan seçildi. Kongrede, imparatorluğun son durumu ve hemen yapılması gereken işler üstünde anlaşmaya varıldı. Ayrı görüşü savunanlar bile bazı konularda birleştiler. Libareller ve Milliyetçiler, halifelik ve saltanat haklarının korunmasını kabul ettiler. Anadolu’da, Makedonya’da yeni görüşler ve devlet yönetiminin değişme gereğini benimseyen subay grupları çoğalıyordu. Kongrede bu durum da gözden geçirildi. Eylül 1907’de Selanik grubu Paris’teki eski İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşince, cemiyet yeni bir güç kazandı. Selanik subayları Türkiye’deki mason localarını ve Paris’teki komiteyi kendi taraflarına çektiler. 1908 Türkiye’sinde devrimlerin yapılmasını gerektiren pek çok konu vardı: Uzakdoğu’da, doğulu fakat meşruti bir Japonya, Rusya’yı yenmişti; Avrupa’da 9 – 10 Haziran 1908’de İngiliz ve Rus Hükümdarların Reval buluşması, “Hasta adam” denen Osmanlı Devleti’nin yıkımının habercisi oldu. Bu olaylar, meşrutiyet ve yönetiminin gerektiğini ortaya koydu. Bu arada Rumeli ve Anadolu’da bazı ayaklanmalar oldu, grevler başladı. Hızlı gelişen olaylar1908’in ilk aylarında Makedonya’daki III. Ordu birliklerine de yayıldı. İstanbul’a durumu bildiren raporlar gelmeye başladı. İlkbahar sonlarında, durumu incelemek üzere Selanik’e bir komisyon gönderildi. Burada, soruşturma ve cezalandırma göreviyle, iki komisyon daha kuruldu. Bu arada Enver Bey adlı bir subay İstanbul’a çağrıldı. Fakat Enver Bey, Resne dağlarına çıkarak isyan etti. 4 Temmuz’da Enver Bey’in ardından kolağası Ahmed Niyazi de birçok asker, silah, mühimmat ve bölük mağazalarından ele geçirdiği paraları alarak dağa çıktı ve bunu Mabeyin başkatipliğine, Rumeli genel müfettişliğine ve Manastır vilayetine bildirdi. Manastırdaki jandarma alayı kumandanıyla Resne’deki jandarma mülazımına mektuplar yazdı. 7 Temmuz’da Şemsi Paşa, Manastır telgraf merkezinden çıkarken vuruldu, paşanın kumanda ettiği kuvvetlerden bir subay olan katil, olay yerinden rahatça uzaklaştı. Makedonya’ya yayılan ayaklanma, daha sonra Edirne’deki II. Ordu birliklerini etkilemeye başladı. İttihat ve Terakki, asilerden yana çıktı. Meşrutiyetin yeniden kurulması için çalışmalarına hız verdi. Abdülhamid II, önce bu isteğe karşı direnmek istedi. Rüşvet ve baskıyla hareketin önderlerini siyaset alanından çekmeye çalıştı. Ancak bu çalışmaların hiçbiri sonuç vermedi. Makedonya’daki subayların bağlılığı hakkında rapor vermek üzere padişahın gönderdiği casuslar yakalandı. Bu durum ordunun kızgınlığını arttırdı. Sarayın ileri sürdüğü teklifler ve vaatler subaylar tarafından reddedildi. Ayaklanmaları bastırmakla görevli paşalara kendi adamları ateş ettiler. Selanik ve Manastır’daki ordular saraya karşı açıkca cephe aldılar. Edirne’deki II. Ordu da hareketlerin destekleneceğini bildirdi. İzmir’den Selanik’e yollanan padişah taraflısı Anadolu birlikleri de Genç Osmanlıların tarafına geçti. 20 Temmuz’da Manastır’ın müslüman halkı ayaklandı, askeri depoları ele geçirdi. Bunu Kosova Vilayeti’nde, özellikle Firzovik’teki ayaklanmalar izledi. Buradaki gruplar, meşrutiyeti ilan etmezse kendisini tahttan indireceklerini bildiren bir ültimatom gönderdiler. Öteki Rumeli vilayetinden de buna benzer telgraflar gelmeye başladı. Bu telgraflarda da meşrutiyet düzeni kurulmazsa veliahtın Rumeli’de padişah ilan edileceği ve yüzbin kişilik bir ordunun İstanbul’a yürüyeceği bildirildi. Manastır’da ikinci defa meşrutiyet ilan edildi. Öteki şehirler de ona katıdılar. İki günlük bir bekleyişten sonra Abdülhamid II, genel havaya uyarak İstanbul’da 2. Meşrutiyet’i ilan etti (23 Temmuz 1908). Seçimlerin yapılması emredildi. Gerçek meşrutiyrt, yeteneksiz bir padişahı uzaklaştırmak ve onun yerine imparartorluğu tehlikelere karşı daha iyi koruyabilecek bir hükümet kurmaktı. Bu meselelerin çözümü için tasarlanan planların farklı oluşu, 2. Meşrutiyet’i başarısızlığa uğrattı. Başlangıçtan beri meşrutiyetin hazırlayıcısı durumunda olanlar iktidara gelince daha önce muhalefet ve sürgün devirlerinde ortaya çıkan iki eğilim arasında bölündüler. Bir yanda dini ve milli azınlıklar, bazı muhtariyet haklarının lehine olan libareller, öte yandan da merkezi otorite ve Türk hakimiyeti görüşünü savunan milliyetçiler vardı. İkincilerin amacı önce perde arkasında kendini gizleyen bir iktidar, daha sonra da üstün ve korkusuz bir otorite sağlamaktı. Liberaller birçok gruba ayrıldı. Bunlar kısa ömürlü partiler kurdular. Bunların en önemlisi 1908’de kurulan “Ahrar Partisi”ydi. Önce liberal ve ılımlı fikirler hakim olur gibi göründü. 2. Meşrutiyet Dönemi’nin ilk iki sadrazamı Said ve Kamil paşalardı. Bunların görevde bulundukları dönemler sürekli karışıklıklarla geçti. Avusturya, Bosna – Hersek’i topraklarına kattı. Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Girit, Yunanistan ile birleşti. Bunları İtalya’nın Osmanlı topraklarına saldırısı ve Balkan ülkelerinin hep birlikte Osmanlılara karşı açtığı savaş izledi. Bu olaylar ve daha başka sebepler yüzünden Kamil Paşa kabinesinden memnun olmayan İttihat ve Terakki, onu düşürdü (13 Şubat 1909). Yerine, o zamanlar miliyetçi Türklere daha yakın bir kimse olan Hüseyin Hamdi Paşa getirildi. Padişah ve hürriyetçiler yönetime karşıydı. Her ikisi de birbirlerini suçluyorlardı. Daha önce kaybedilen topraklar yüzünden sarsılan devlet otoritesi, ikinci meşrutiyetten bekleneni getirmedi. Perde arkasında kalarak hükümet teyinlerini yöneten İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı kızgınlık arttı. Nisan’da Serbesti Gazetesi’nin başyazarı Hasan Fehmi İstanbul’da Galata Köprüsü üzerinde, kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından öldürülünce, olayın İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından planlandığı düşünülmeye başlandı. Nisan’da İttihat ve Terakki Cemiyeti, basına bir açıklama yaparak artık gizli bir cemiyet olmadığını ve bir siyasi parti haline geldiklerini bildirdi. Aynı gece bir silahlı ayaklanma oldu: 31 Mart Olayı. Bu ayaklanma Mahmut Şevket Paşa kumandasında İstanbul’a gelen hareket ordusu tarafından 23 Nisan’da bastırıldı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra tahta kalan Sultan Abdülhamid görevden alınarak Selanik’e sürüldü. Mehmet V Reşad tahta çıkarıldı. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğun gerçek hakimi oldu. Milli topluluklara dayanan veya onların adını taşıyan siyasi derneklerin kurulması yasaklandı ve bunu Rumeli’deki Rum, Bulgar ve öteki ayrılıkçı kulüp ve derneklerin kapatılması izledi. Orduda özel takip müfrezelerinin kurulması için yetki alındı. Balkan komitacılarının silahsızlandırılması ve hareketlerinin bastırılması için tedbirler öngörüldü. Komitacı faaliyetlerini resmi makamlara bildirmeyenler ve izinsiz silah taşıyanlar için ağır cezalar konuldu. Mahmut Şevket Paşa’nın amacı savunmayı sağlamak ve İttihak ve Terakki’nin iktidarda kalmasını kolaylaştırmaktı. 1909 – 1911 arasında başta bulunanlar, yüksek subaylar ve yaşlı devlet adamları ile anlaşarak imparatorluk yönetiminde hakim duruma geldiler. Meclis içindeki muhalefetin ilk belirtileri 2. Meşrutiyet’ten sonraki ilk mecliste ortaya çıktı. 1911 başlarında, birçok çevrede, olayların gidişinden duyulan hoşnutsuzluk, İttihatçı saflarından çözülmeye yol açtı. Miralay Sadık ve Abdülaziz Mecdi Bey’in önderliği altında “Hizbi Cedid” adı ile bir grup kuruldu. Milletler arası tehlikeli durumun doğurduğu çok gergin bir hava içinde toplanan muhaliflerin bazıları fırka dışında kaldı. Bazıları da görevden ayrıldı. Bunlar fırkayı zayıflattı. 21 Kasım 1911’de İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı Liberal Birlik (Hürriyet ve İtilaf) adlı yeni bir parti kuruldu. Ocak 1912’de İttihatçılar meclisin dağıtılmasını sağladılar. Yeni meclise 269 mebusla girdiler. İttihatçılar, mezkezlerini Selanik’ten İstanbul’a taşıdılar. Mayıs – Haziran 1912’de açıkça Rumeli’deki asi subaylarla ilişkili olarak İstanbul’da bir “Halaskar Zabitan” grubu kuruldu. Haziran sonunda Arnavutluk’ta durum gerginleşti. 14 Temmuz’da Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa istifa etti. 16 Temmuz’da hükümet meclisten güven oyu almak zorunluluğunu duydu. Çoğunlukla güven oyu almasından bir gün sonra Said Paşa ve Harbiye Nazırı, Kamil Paşa da devlet şurası başkanı oldu. Gazi Ahmed Muhtar Paşa Hükümeti’nin kurulmasıyla sıkı yönetim kaldırıldı ve hemen ertesi gün (5 Ağustos) ittihatçıların hakim olduğu meclis dağıtıldı. Görev başında bulunan bütün subaylara siyasete karışmayacaklarına dair yemin ettirildi. 2 Ekim 1912’de müttefiklerinin ültimatomu gelince 17 Ekim’de İtalya ile acele barış imzalandı. 23 Ocak 1913’te ittihatçılar Babı Aliye baskın yaptılar. Başlarında Enver Bey’in bulunduğu küçük bir subay grubu zorla kabine odasına girerek harbiye nazırı Nazım Paşa’yı vurdular. Kamil Paşa hemen istifa etti; Enver Bey de istifayı saraya götürerek padişaha sundu. Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığa getirildi. Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913’te öldürülmesinden sonra Enver, Talat ve Cemal Paşalar yönetimi ele aldılar. Mahmut Şevket Paşa’nın yerine Mehmed Said Halim Paşa geçti. Ancak Said Halim Paşa, Şubat 1917’de sadrazamlığı Talat Paşa’ya bırakarak Ayan üyeliğine çekildi. Talat Paşa, çağdaş bir anlayışla taşra ve mahalli yönetim üstüne eğildi. Yeni bir vilayet ve belediye yönetinm düzeni hazırlayarak yürürlüğe koydu. İstanbul’da önemli ve sürekli değişiklikler yaptı. Yeni bir belediye düzeni kurarak imparatorluğun merkezinde daha etkin bir yöntem sağladı. Bayındırlık alanında yenilikler yaptı. Polis, itfaye, ulaştırma teşkilatı kuruldu. Toplum hayatında önceki yüzyılda başlayan batılılaşma hareketi hızlandı. Avrupa’nın 24 saatlik zaman ölçüsü alındı. Giyim ve geleneklerdeki batılılaşma bazı dindarlar arasında karışıklık yaratacak kadar ileri gitti. Bu dönemde eğitim alanında da başarı gösterildi. Daha önce yapılan çalışmaları devam ettirerek yeniden düzenlenen İstanbul Darülfünunu başta olmak üzere yeni ilk ve orta dereceli laik okullar, öğretmen okulları ve özel kurumlar açıldı. Kızlara da eğitim imkanı verildi. Türk kadınları doktor, memur, hukukçu, iş adamı olarak ortaya çıktı. 1917’de kadın haklarının sağlanması yönünde de ileri bir adım atıldı. Dış gelişmeler de önceleri Genç Türkler için başarılı geçti. Kutulamare ve Gelibolu’da İngilizlere, Doğu Anadolu’da Ruslara karşı askeri zaferler kazanıldı. 1917’de Rusya’da meydana gelen devrim, Osmanlılar için doğuda büyük ve yeni bir ümit kaynağı oldu. Talat Paşa ve kadrosu, bu yüzden Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer aldı. Ancak 1918 sonlarında İtilaf ordularının ilerlemesi ümitlerini kırdı. Osmanlı tahtına Mehmed VI Vahideddin geçti. Genç Türkler istifa ederek yönetimden çekildiler. Yeni padişah bir mütarreke sağlaması için Ahmed İzzet Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Bahriye Nazırı Rauf Bey’in başkanlığındaki Türk heyeti Limni adasında Mondros Limanı’nda demirleyen H.M.S. Agamemnon’un bordasında Mondros Mütarekesi’ni imzaladı (30 Ekim 1918). Talat, Cemal ve Enver Paşa üçlüsü bir Alman gambotuyla Karadeniz’in öteki kıyısına kaçtılar. Altmış gemilik bir İtilaf donanması Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul Limanı’na gitti (13 Kasım 1918). İzzet Paşa’nın sadrazamlığı ancak 25 gün sürdü. Yerini Ahmed Tevfik Paşa kabinesine bıraktı. Bir süre sonra İstanbul’da bir İtilaf askeri yönetimi kuruldu; İtilaf askerleri şehrin çeşitli yerlerini işgal ettiler. Liman, tramvay, jandarma ve polis, denetim altına alındı. Yeni padişah, itilaf ordusunun yaptıklarına ses çıkarmadı, İttihat ve Terakki Fırkası yıkıldığı için liderlerinin çoğu yurt dışına kaçtı. Fransız generali Franchet d’Esperey, Fatih Sultan Mehmed’in yaptığı gibi, Rumların hediyesi olan beyaz bir atla şehri gezdi. Fransız kuvvetleri Suriye’den Çukurova ve Adana bölgesine doğru ilerlediler. İngiliz kuvvetleri bütün Anadolu demiryolu ile, Çanakkale Boğazı’nı, Samsun, Antep ve öteki önemli yerleri işgal ettiler. Bütün bu olaylar sırasında Mehmed VI Vahideddin yalnızce kendi durumunu korumak istedi. Meclisi Mebusan’ı dağıttı (21 Aralık 1919). 2. Meşrutiyet de böylece sona erdi. Hukuk açısından İkinci Meşrutiyet: 2. Meşrutiyet, hukuk açısından daha sağlam nitelikte bir meşruti rejim sayılır. Seçimli meclis usulünün yeniden kurulması için saraya yapılan baskılar sonucunda 24 Temmuz 1908’de ilan edilen 2. Meşrutiyetle 1876 Anayasa’sı yeniden yürürlüğe konuldu. Genel seçimler yapılarak Meclisi Mebusan toplandı. Saltanatın meşrutiyetçi yani padişah iktidarını freneyici karakteri, bu dönemde kuvvetlendi. Adalet, meşveret, eşitlik, hürriyet ve kardeşlik gibi ilkelere en önemli yerin verilmesinin amaç edinildiği 2. Meşrutiyet, büyük halk kitlesine herşeyden çok manevi ve ahlaki ıslahat şeklinde tanıtılmak istendi. Gerçekten, ilk bakışta devletin siyasi ve hukuki düzenini değiştirmek söz konusu edilmedi, monarşik yapı, meşruti sisteme doğru geliştirilerek hükümdarlarla halk arasındaki engellerin ortadan kaldırılması belirtildi. Ancak uygulama bu ilk bakışta görüldüğü gibi olmadı. Zira meşrutiyetçiler ve Jön Türklerin, süphesiz batı devletlerindeki sistemlerden ilham alarak kabul ettikleri ideal rejim, liberal, temsili bir sistemin yani parlementer bir meşrutiyetin kurulmasıydı. Nitekim bu amaçla, siyasi ve kişisel haklar alanında bazı önemli yenilikler getirilmiş ve özellikle 1909 Anayasa değişikliklerinde bu husus, hukuki açıdan gerçekleştirilmişti. Böylece kişi hürriyeti ve dokunulmazlığı daha teminatlı bir duruma getirildi. Meclisin kapatılması için padişaha yetki veren 113. madde de kaldırıldı, basın sansür tehdidinden kurtarıldı. Toplanma ve dernek kurma hakkı da Anayasa’ya eklenen hükümler arasında yer aldı. Siyasi hürriyetler alanında yapılan önemli değişiklik ise oy hakkının genişletilmesi ve daha 1876 Anayasası’nın ilk zamanlarında şeklen tamamlanmış olan intihabatı mebusan kanununun yürürlüğe konması oldu. 1876 Anayasası’nın, ideal sayılan parlamenter sisteme kavuşturulması için ise, meclislere de kanun teklifi ve padişahın iznine lüzum olmaksızın müzakeresi yetkisi tanındı; meclisçe kabul edilen bir kanunun padişah tarafından tastiki meselesi yasama organı lehine çözüme kavuşturuldu. Yine parlamenter sisteme uygun olarak vekillerin meclis önünde sorumlu olmaları ilkesine yer verildi. Meclisin feshi ise oldukça güç gerçekleşecek bir duruma getirildi. Böylece yürütme organı ve onun başı niteliğindeki Halife – Sultan karşısına, hukuki bakımdan güçlü ve etkili bir yasama organı çıkarılmakta ve Meşrutiyet Sistemi’nin bu suretle artık fiilen de uygulanabileceği sanılıyordu. Oysa gerçekler tamamen başka yönde gelişmeler olduğunu ortaya koydu. 2. Meşrutiyet’in getirdiği yenilikler, siyasi partilerin tutumu, fikir ayrılıkları ve dış olaylar yüzünden kağıt üzerinde kaldı. Meşrutiyetin parlamentolu hayatı ancak 7 yıl kadar sürdü. 1908 – 1920 devresi boyunca mebusan meclisi 4 defa fesh edildi, bu arada 24 hükümet değişimi oldu. Parti kavgalarının aksi yönde işleyen iktidar muhalefet ilişkilerini ortaya çıkardı, aksaklıklar 1. Meşrutiyet’te olduğu gibi ikincisinde de rejimin meşruti ve parlamenter niteliğini zedeledi. İktidarda bulunan siyasi parti, meclisteki çoğunluğa dayanarak yine yürütme kuvvetinin ağır basmasına yol açtı. Meclisin durumunu kendi iktidarı için elverişli görmediği zamanlarda bu meclisi feshettirdi. Meclis toplandığı zamanlarda, hükümetler geniş yetkilere sahip oldular, sonradan meclisin onayına sunulmak üzere geçici kanunlar (Kavanini Muvakkate) çıkardılar. Abdülhamid II’nin tahttan indirilmesine sebep olan 31 Mart Olayı’ndan itibaren devamlı bir sıkı yönetim rejimi 2. Meşrutiyet dönemini kapladı. Böylece Anayasa’daki meşruti sistemin gerçekleşmesi için gerekli ortam yok oldu. Bununla beraber 2. Meşrutiyet dönemi Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi, sosyal ve hukuki yönden hazırlayıcısı sayılabilecek gelişmelere de sahne oldu. Osmanlı vatandaşları arasında siyasetle ilgilenenelerin sayısı önemli ölçüde arttı. Kişiler ilk defa olarak devletin hayatı ile kendiler arasında yakın bir bağlantı bulunduğunu sezdiler, siyasi iktidarın kullanılışını izleyerek çeşitli tenkit, tavsiye ve telkinlerde bulunmayı bir görev saydılar. Siyasi iktidarın kullanıcıları bakımından ise 2. Meşrutiyet, nazari plandakinden tamamen farklı bir uygulamanın örneğini verdi. Nazari olarak, 2. meşrutiyet çok parti rejimine ve yumuşak bir kuvvetler ayrılığı sistemini ön gören parlamenter hükümet sistemini kabul etmiştir. Ancak bu hukuki ve nazari sisteme aslında fiili bir tek parti rejimi hakim oldu. Hürriyet mücadelesinin öncüsü sayılan İttihat ve Terakki Partisi, gerek iç yapısının niteliği, gerek içinde yaşanılan siyasi olaylar sebebiyle mutlak bir hakimiyet kurdu. 31 Mart Olayı üzerine tahat çıkan Mehmed V Reşad’ın, bu parti karşısında bir denge unsuru olmaması, meclisteki çoğunluğuna dayanarak İttihat ve Terakki’nin yürütme organını da eline geçirmesiyle sonuçlandı. Böylece tek parti kalan siyasi iktidar için mücadele de sert oldu. Basın ve muhalefet partilerinin yürüttüğü mücadele, seçimlere, kişi hak ve hürriyetlerine yapılan baskıların artmasına yol açtı. Muhalefet partileri de İktidar Partisi gibi her tür siyasi düşünce sahibi kişileri içlerinde barındıran, tutar sahibi kişileri içlerinde bulunduran tutarsız kuruluşlardır. 2. Meşrutiyet’in hukuki bakımdan son bulması ancak 1922 yılı Kasımında saltanatın kaldırılmasıyla mümkün oldu. Zira, TBMM Hükümeti’nin varlığı yanında saltanat devam ettikçe hukuki açıdan meşrutiyet sona ermiş sayılamıyordu. Buna karşılık siyasi bakımdan Meşrutiyet 23 Nisan 1920’de TBMM’nin toplanmasıyla fiilen son buldu. Bu meclisin yaptığı 1921 Anayasası Milli Hakimiyet esasını temel kural olarak kabul etmiş ve milletin bu hakimiyetin tek sahibi olduğunu, yani saltanatla paylaşmasının söz konusu olmayacağını ilan etmişti. 2.Meşrutiyet dönemini enine boyuna irdeleyen ve dönemin siyasi gelişmeleri hakkında bilgiler de içeren yazı için ise [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] gidebilirsiniz.Yazı pdf dosyasının Google tarafından html dokümana çevrilmiş halidir.Eğer orjinalini görmek isterseniz sayfanın en üstünde bulunan mavi renkli linke tıklayıp dosyayı pdf halinde indirebilirsiniz. |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com