Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 27-05-07, 19:07   #1
нαуαℓ

Alarm ACİl öğretici metinler ve öğretici metinlere örnek konusu bulabilirmisiniz?


Başlıkta dediği gibi arkadaşlar google de aradım bulamadım öğretici metinler konusunu bulabilirmisiniz?
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-05-07, 20:28   #2
cosui

Varsayılan C: ACİl öğretici metinler ve öğretici metinlere örnek konusu bulabilirmisiniz?


ÖĞRETİCİ METİNLER

1. TARİHÎ METİNLER: Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim dalına “tarih” tarih incelemeleri sonucunda yazılan metinlere de tarihi metin denir.
2. FELSEFÎ METİNLER: Felsefe konularını ele alan, felsefi problemler üzerinde duran metinlere felsefî metin denir. Yunanca “seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum” anlamına gelen “phileo” ile “bilgi bilgelik” anlamına gelen “sophia” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan “felsefe” kavramı üzerinde herkesin uzlaştığı net bir tanım yoktur. İnsan yaşamının anlamıyla, varlık, bilgi ve değerle ilgili sorulara cevap bulmaya, bu konularda ortaya çıkan problemleri çözümlemeye çalışır. Felsefi düşünce, araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan bir düşüncedir. Felsefi düşünce, kendisine veri olarak aldığı her türlü malzemeyi aklın eleştirici süzgecinden geçirir. Felsefe insanın yaşamını, değerlerini ve amaçlarını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.
3.BİLİMSEL METİNLER : Bilimsel bilgiyi iletmeyi sağlayan metinlere “bilimsel metinler” denir. Bu yazılarda açıklık ve kesinlik önemlidir. Alanında gerekli donanıma sahip kişilerce kısa, öz ve hemen anlaşılabilir tarzda yazılır. Bu yazıların en önemli amacı bilimsel iletişimi gerçekleştirmektir. Bilimsel metinler; bilimsel makale, tarama, değerlendirme yazıları, konferans raporları, toplantı özetleri olarak gruplandırılabilir. Bu metinler; başlık, özet, giriş, asıl metin, sonuç ve tartıma bölümlerinden oluşur.
4.GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİN TÜRLERİ:
MAKALE: Herhangi bir konuda bilgi verme, bir görüşü, bir düşünceyi savunmak, desteklemek veya ispatlamak amacıyla yazılmış yazılardır. Temel ögesi “düşünce” olan metin türüdür. Makaleler sanat, edebiyat, bilim siyaset ve toplumu ilgilendiren her konuda yazılabilir. Günlük gazete ve dergilerin dışında belirli bir bilim dalı ile ilgili makaleler de vardır. Her makale belirli bir alandaki uzmanlığın ürünü olmalıdır. Makalenin belli bir hedef kitlesi bulunur. Toplumun ilerlemesi açısından önemi vardır. Makalelerde kanıtlama vardır. Yazar işlediği konuyu her yönü ile araştırıp açıklamak ve okuyucuya benimsetmek durumundadır. Makalenin sonuç bölümünde değerlendirme yapılmalı ve öneriler sunulmalıdır.
DENEME : Denemeler özel görüş ve düşünceleri kesin kurallara varmadan iddiasız, söyleşi havası içinde anlatan metinlerdir. Her türlü konuda yazılabilir. Düşündürürken öğretici olmasından ve yazarın içtenliğinden gücünü alır. Ufuk açıcı özelliğe sahiptir. Denemelerde, felsefi, sosyolojik, ilmî, tarihi temalar ve olaylar bireysel dilin sağladığı rahat ve duygu yönü olan söyleyişle anlatılır. Deneme metinleri; öğretici ve eleştirel deneme, felsefî ve sosyal konularda bireysel düşünceyi ifade eden deneme olarak gruplanır.
SOHBET: Yazarın, herhangi bir konu üzerindeki kendine özgü düşüncelerini, duygularını okuyucularıyla karşılıklı konuşuyormuş gibi içten bir anlatımla ortaya koyan metinlerdir. Konuşma edasıyla, fikirleri derinleştirmeden ifade ederler. Anlatım biçimi samimi konuma tavrıyla beslenir. Sohbet metinlerinde mahalli ve kişisel söyleyişlere yer verilir. Her türlü konu işlenebilir. Ele alınan konu okuyucuyu sıkmadan günlük konuşma havası içinde verilir.
FIKRA : Günlük gazetelerde yayınlanan düşünce yazılarıdır. Her konuda fıkra yazılabilir. Fıkralarda geniş kitleyi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş farklı konular ele alınır. Gazetelerde yayınlanan fıkralarla sözlü kültür ürünü olan fıkralar birbirinden ayrılır.l Fıkra yazarı öne sürdüğü görüşleri ispatlamak, verdiği bilgilerin doğruluğunu belgelemek zorunda değildir. Yazdığı konu ile ilgili kendi düşüncelerini, görüşlerini, duygularını rahatlıkla anlatabilir. Fıkralarda kesin bir sonuca varılmaz. Fıkra yazarı kişisel anlayışını herhangi bir kanıt göstermeden kendine özgü bir dille anlatır.
ELEŞTİRİ : Bu metinler eseri, yazarı, uygulamaları, dönemi ele alırlar. Nesnel ve öznel olanları vardır. Eleştiri ya doğrudan eleştirisi yapılacak olanın kendisinden veya onun hakkında verilmiş yargılara dayanılarak yapılır. Eser eleştirilerinde, eserin toplum açısından yararlı olup olmadığı incelenir. Genel olarak sonuca varılır.
RÖPORTAJ: Gazete haberlerinden daha genişletilmiş ve yazarın kişisel görüşleriyle zenginleştirilen yazılardır. Bir bölgeyi, bir kişiyi veya bir eşyayı konu alan röportajlar olabilir. Bu yazılarda konu olan habere röportajı yapan kişi de düşüncelerini ekler, insanın gördüğü ve bildiği şeyleri ustaca dile getirir. Röportajlarda alışılmıştan farklı yönleri fotoğraf, film ve ses kayıtlarıyla belgelemek önemlidir. Bu tür metinlerde öğretici, açıklayıcı, kanıtlayıcı, betimleyici anlatım kullanılabilir.
HABERYAZILARI : Kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla kullanılan metin türüdür. Verilen haberlerin güncel, doğru, kolay anlaşılır, ilginç ve önemli olması gereklidir. Haber yazıları kaynaklarına göre gruplandırılır. 5N 1K, haber yazılarında önemlidir.
5. KİŞİSEL HAYATI KONU ALAN METİNLER :
HATIRA : Anılar öğretici ve bilgi verici niteliktedir. Anı yazarı; yaşadıklarını, gördüklerini ve izlenimlerini aradan zaman geçtikten sonra yazar. Bu metinlerde yaşanılmış zaman dilimi “ben” etrafında anlatılır. Anılarda anlatılanların kanıtlanması amacı güdülmez. Olay, kişi, dönem hakkında bilgi, gözlem ve izlenimler anlatılır. Bu türde yazılmış metinlerde anlatılanlar bazen belge niteliği taşıyabilir.
GEZİ YAZISI : Gezilip görülen yerler hakkında yazılmış metinlerdir. Bu metinlerde görülen yer yazarın dikkati ile anlatılır. Yazar gördüğü yerlerle ilgili dikkatini çeken hususları ve izlenimlerini anlatır. Aynı yeri gezen iki gezi yazarının yazıları bu nedenle farklı olabilir. Bu yazılarda tanımlama, betimleme ve açıklama önemlidir. Bu metinler; görülen yerin kültür ve tabiat zenginlikleri, tarihi özellikleri, yaşama biçimi hakkında bilgi verdiği için önem taşır.
BİYOGRAFİ : Çeşitli alanlarda şöhret olmuş insanlar hakkında oluşturulan metinlerdir. Biyografinin boyutu, bur makale uzunluğunda olabileceği gibi kir kitap büyüklüğünde de olabilir. Biyografi yazılırken, biyografisi yazılacak kişiyle ilgili belgeler ve bilgilerin toplanması önemlidir. Ayrıca konu olan kişinin yaşadığı çevreyle ilişkisi kurulur. Ailesi ve çevresi hakkında bilgi toplanır. Çünkü söz konuşu kişinin mizacının ve bazı önemli kişisel özelliklerinin açıklanması gereklidir. Biyografi metinleri örnek teşkil ettikleri için eğitici yönleri de vardır. MEKTUP : İnsanların duygu ve düşüncelerini birbirine iletmek için yazdıkları yazılardır. Mektupların; özel mektup, resmî mektup, iş mektubu, edebî mektup gibi türleri vardır. Özel mektuplar; açık, sade ve samimi bir ifade taşır. Dostlar arasında konuşulan her konuda özel mektup yazılabilir. Özel mektuplarda anlatım türünü yazanla okuyan arasındaki ilişki belirler.
GÜNLÜK : Günlükler yaşanılanların ve görülenlerin günü gününe yazılması sonucu ortaya çıkan metinlerdir. Bu metinler inandırıcı nitellik taşır. Yazıldığı günün tarihini taşır. Bu yazılarda yaşananlarla ve görülenlerle yazıda dile getirilenler arasında herhangi bir zaman farkı yoktur. Günlükler genellikle okuyucu düşünülmeden yazılır. Bu yazılarda gözlem önemlidir. Günlük yazarı gördüğünü ve yaşadığını, duygularını, düşüncelerini içtenlikle ifade eder. Bu metin türü; anı, gezi yazısı, roman gibi metin türlerinde kullanılır.

Konu olarak ise "Globalleşen dünyada devlet ve sınırlar" diye bir yazı yazmak bir öğretice metindir

Mesajı son düzenleyen cosui ( 27-05-07 - 20:32 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-06-07, 16:11   #3
koraykaradas

Varsayılan C: ACİl öğretici metinler ve öğretici metinlere örnek konusu bulabilirmisiniz?


çok çok çok teşekkür ederim arakadaşım hiç bir yerde bulamadım forum tr sayesinde ve senin konun sonucunda aradığım konuyu buldum saol ....

EN BÜYÜK FORUM FORUMTR
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-06-07, 07:54   #4
dEaThLyGhosT

Varsayılan C: ACİl öğretici metinler ve öğretici metinlere örnek konusu bulabilirmisiniz?


Çok tşk ler Hiç biyerde bulamamıştım
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-06-07, 00:46   #5
TuRMaLiN_fg

Varsayılan C: ACİl öğretici metinler ve öğretici metinlere örnek konusu bulabilirmisiniz?



Öğretici Metinlerde (Didaktik) Anlam Bilimi İlişkileri
Haz.: R. Filizok
Öğretici metinler, ispatlama metinleri, açıklama metinleri yazarken en önemli sorun cümleler ve paragraflar arasında anlam ilişkileri kurma işidir. Cümle ve paragrafları birleştiren üç tip anlam ilişkisi vardır: Bunlar, kronolojik ilişkiler, mantık ilişkileri ve adaptasyon ilişkileridir:
1) Kronolojik ilişkiler:
Cümlelerde ve paragraflarda olgulardan kronolojik olarak, zaman sırası içinde söz edebiliriz. Bir olgu, diğer bir olgudan ya önce, ya sonra olmuştur, yahut da iki olgu eş zamanlıdır. Bu olgulardan söz ederken bu oluş ve ortaya çıkış sırasına uyduğumuzda zamansal anlam ilişkileri kurmuş oluruz:
Bu ilişkileri şöyle bir tablo halinde gösterebiliriz:
1 X’ten sonra Y Sonralılık
2 X’ten önce Y Öncelilik
3 X, Y ile birlikte Eşzamanlılık, süredeşlik
Örnekler:
1) Ayşe güldü, selâm verdi.
2) Ayşe selâm vermeden güldü.
3) Ayşe selâm verirken güldü.

2) Mantıkî İlişkiler:
Cümleler ve paragraflar birbirlerine mutlaka mantıkî ilişkilerle bağlanmalıdır. Bu ilişkiler, sebep, sonuç, imtiyaz yani üstünlük, çıkarma, toplama, şart, amaç, alternatif, benzeşme, fark ve karşıtlık ilişkileridir.
Bu ilişkileri şöyle bir tablo ile gösterebiliriz:
1 X ,Y sonuç sebep
2 X ,Y sebep Sonuç
3 X tamam, ama Y imtiyaz
4 X eksi Y çıkarma, azaltma
5 X ve Y toplama, çoğaltma
6 X ise Y şart
7 X için Y amaç
8 X yahut Y alternatif
9 X = Y benzeşme
10 X Y fark
11 X >< Y antitez, karşıt, mukabil (opposition)
&#214;rnekler:
1) D&#252;şt&#252;ğ&#252; i&#231;in kırıldı.
2) Kırılması d&#252;şt&#252;ğ&#252;ndendir.
3) Yeşil ama a&#231;ık.
4) &#199;am hari&#231; diğer ağa&#231;lar.
5) Bitkiler ve hayvanlar.
6) Gelirse uğrar.
7) &#214;ğrenmek i&#231;in sordu.
8) Bakır yahut demir.
9) Hem demir hem bakır erir.
10) &#220;z&#252;m, karpuz.
11) Ahmet inerken Mehmet &#231;ıkıyordu.


3) Adaptasyon ilişkileri (“adaptation” yahut “modalisation”):
C&#252;mlelerin ve paragrafların daha iyi anlaşılabilmesi i&#231;in eşanlamlılıktan, a&#231;ıklamalardan, sergilemelerden ve benzerliklerden yararlanılır. B&#246;ylece &#231;&#252;mleler ve paragraflar arasında benzerlik ilişkisi kurulur.
Bu ilişkileri ş&#246;yle bir tablo ile g&#246;sterebiliriz:
1 X , Y tarafından genişletilir Yeniden bi&#231;imlendirme, eşanlamlılık
2 X, Y aracılığıyla kesinleştirilir A&#231;ıklama
3 X , Y &#246;rneğiyle g&#246;z &#246;n&#252;nde canlandırılır Sergileme (illustration)
4 X , Y ile karşıyaştırılır, mukayese edilir Benzerlik (analogie)
&#214;rnekler:
1) &#214;nermeler, yani h&#252;k&#252;m bildiren c&#252;mleler...
2) S&#246;zce, c&#252;mle değildir: C&#252;mle, s&#246;z dizimi kurallarına uygun soyut bir yapıdır. Buna karşılık kurallı yahut kuralsız b&#252;t&#252;n s&#246;zler s&#246;zcedir.
3) Bir atomun yapısı g&#252;neş sistemine benzer.
4) Şiir ve m&#252;zik sanatlarının malzemesi ses, resim sanatınınki ise renklerdir.

Bir c&#252;mlede değişik anlam ilişkileri kurmak i&#231;in kullanılan başlıca yollar:
• Bir ara&#231;-kelime kullanılır (mot-outil )
Ayşe yorgun olduğu i&#231;in oturdu. (Kırmızılar ara&#231; kelimedir)
• Bir sıfat fiil (partisip) kullanılır:
Yorgun olan Ayşe oturdu. (Kırmızlar sıfat fiildir)ı
• Bir bağla&#231; ( connecteur) kullanılır:
Yorgunluğu Ayşe’yi oturmak zorunda bıraktı. (Kırmızı ile g&#246;sterilen ek, bu kullanımda, -dil bilgisinde değil,anlam biliminde- bağla&#231;tır.)
• Noktalama işaretlerinden yararlanılır:
Ayşe yorgundu:Oturdu.
• Yarım c&#252;mlelerden yararlanılır:
Yorgunluk işte. Ayşe oturdu.
• &#220;st&#252; kapalı ( implicite) bir bağ kurulur:
Ayşe yorulmuştu, oturdu..
• Bir zarf fiilden yararlanılır:
Ayşe yorularak oturdu.
• D&#252;zenleyici bir c&#252;mleden yararlanılır:
Oturuyordu: Hak verdim: Ayşe yorulmuştu.


----

1. TARİH&#206; METİNLER: Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer g&#246;stererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha &#246;nceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi i&#231; sorunlarını inceleyen bilim dalına tarih tarih incelemeleri sonucunda yazılan metinlere de tarihi metin denir.
2. FELSEF&#206; METİNLER: Felsefe konularını ele alan, felsefi problemler &#252;zerinde duran metinlere felsef&#238; metin denir. Yunanca seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum anlamına gelen phileo ile bilgi bilgelik anlamına gelen sophia s&#246;zc&#252;klerinin birleşmesinden oluşan felsefe kavramı &#252;zerinde herkesin uzlaştığı net bir tanım yoktur. İnsan yaşamının anlamıyla, varlık, bilgi ve değerle ilgili sorulara cevap bulmaya, bu konularda ortaya &#231;ıkan problemleri &#231;&#246;z&#252;mlemeye &#231;alışır. Felsefi d&#252;ş&#252;nce, araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan bir d&#252;ş&#252;ncedir. Felsefi d&#252;ş&#252;nce, kendisine veri olarak aldığı her t&#252;rl&#252; malzemeyi aklın eleştirici s&#252;zgecinden ge&#231;irir. Felsefe insanın yaşamını, değerlerini ve ama&#231;larını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.
3.BİLİMSEL METİNLER : Bilimsel bilgiyi iletmeyi sağlayan metinlere bilimsel metinler denir. Bu yazılarda a&#231;ıklık ve kesinlik &#246;nemlidir. Alanında gerekli donanıma sahip kişilerce kısa, &#246;z ve hemen anlaşılabilir tarzda yazılır. Bu yazıların en &#246;nemli amacı bilimsel iletişimi ger&#231;ekleştirmektir. Bilimsel metinler; bilimsel makale, tarama, değerlendirme yazıları, konferans raporları, toplantı &#246;zetleri olarak gruplandırılabilir. Bu metinler; başlık, &#246;zet, giriş, asıl metin, sonu&#231; ve tartıma b&#246;l&#252;mlerinden oluşur.
:
4.GAZETE &#199;EVRESİNDE GELİŞEN METİN T&#220;RLERİ
Deneme

Bir insanın herhangi bir konuda i&#231;ini d&#246;kmek, paylaşmak ama&#231;lı kesin h&#252;k&#252;mlere varmadan samimi bir &#252;slupla yazdığı yazılara deneme denir
Deneme t&#252;r ve &#252;slup olarak pek &#231;ok t&#252;re yaklaşır. Bu y&#252;zden de yazılması en zor olan t&#252;rlerdendir. Belki de adı bu y&#252;zden denemedir. Deneme yazarken paylaşımcı ve samimi bir &#252;slup kul1anırken sohbete, d&#252;ş&#252;nmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ortaya koyarken eleştiriye yaklaşma riski her zaman vardır.
Bu t&#252;r&#252;n en b&#252;y&#252;k ustası Montaigne kitabının &#246;ns&#246;z&#252;nde &#246;zetle ş&#246;yle demektedir: "Eğer m&#252;mk&#252;n olsaydı karşınıza anadan doğma &#231;ıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum" buradan da anlaşıldığına g&#246;re denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.
Deneme, Avrupa edebiyatında Fransız Montaigne ile başladı. T&#252;rk edebiyatında ise Tanzimat sonrasında &#246;zellikle de Servet-i F&#252;n&#251;n d&#246;neminde karşımıza &#231;ıkar. Ancak asıl gelişmesini Cumhuriyet d&#246;neminde ger&#231;ekleştirir. G&#252;n&#252;m&#252;zde deneme en sevilen t&#252;rlerden biridir.
Eskiden denemeye verilen "muhasebe" ismi, onun konusu hakkında bir ipucu vermektedir. &#199;&#252;nk&#252; denemeler toplumsal konulardan daha &#231;ok kişisel: konulara, soyut d&#252;nyalara ve i&#231; hesaplaşmalara daha yakındır. Bu y&#246;n&#252;yle fıkra t&#252;r&#252;nden ayrılır. Fıkralar toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirirken deneme i&#231; d&#252;nyanın samimi itirafı gibidir.
DOSTLUK &#199;AĞRISI(DENEME &#214;RNEĞİ)

Dostluk kitabının sayfaları da a&#231;ılır &#246;n&#252;m&#252;zde....
Fırtınalardan ge&#231;miş, denenmiş, iyi ve k&#246;t&#252; g&#252;nlerin sınavlarını alın aklığıyla vermiş dostluklar....
G&#252;nl&#252;k alışkanlıkların, sıradanlıkların &#246;tesine ulaşmış birliktelikler...
Madd&#238; ve manev&#238; paylaşmayı i&#231;ine alan ilişkiler...
Bizi uyaran, y&#252;reklendiren, aşkı, sevdayı, hoşg&#246;r&#252;y&#252;, fedakarlığı bir destana &#231;eviren dostluklar...
Dostluklarımız.
Dostlarımız kitaplar olduğu kadar insanlardır da...Her yaştan, her renkten birbirini tamamlayan, zenginleştiren, farklılıkları &#226;henge &#231;eviren dostluklarımız, dostlarımız...
Bir anıt dostluktu Hz. Ebubekir’in mağara dostluğu...Kutlu &#231;ağın &#231;ağımıza ulaştırdığı bir y&#252;rek serinliği ve genişliği...
O değil miydi bize Erdem Beyazıt’ın mısralarıyla seslenen:

“Bir orman gibi b&#252;y&#252;r i&#231;imde sevmek
İ&#231;imde insan, bir mahşer gibi kabarırken
Ay her su&#231;a ortak &#231;ıkan kalbim....”

Kalbimiz...&#214;nce onu koruyalım. Aklın ve bedenin sağlığı da ona bağlı &#231;&#252;nk&#252;..
Kalp, &#246;zge bir mekan....
Tecelli orada ger&#231;ekleşir.
Orası bir h&#252;k&#252;mdarlık şehridir ağy&#226;re yer olmayan.
Kalbi olanın dostu vardır.
Dost O’dur ve O’nunla olandır, olanlardır.
Dost isek ve dostumuz varsa yolumuza haramiler de &#231;ıkacaktır.
Olsun....
Yeter ki dostumuz, dostlarımız olsun.
Ferhat ki dost diye kazmasını kayalara değil artık kalplere vuruyor.
İ&#231;imizdeki şarkı yeniden başlıyor.
Şarkısız yaşayamayız biz.
Şarkımız “Dost”a “dost”la ulaşmak.
Kitabımızda sevmek, yaşamakta ilk deneydir.
Bir selam yeter k&#226;lp denizlerindeki yolculuğumuz i&#231;in.

“Ay Allah’ın kulları kardeş olunuz...”
&#214;nce bu bilinci taşıyoruz y&#252;reklerimize...K&#252;&#231;&#252;ğ&#252;m&# 252;zle, b&#252;y&#252;ğ&#252;m&#252;zle, yazarımızla, okurumuzla, yakında ve uzakta olanımızla “kardeş” olmanın bilincini...
Bu bilin&#231;le ve sorumlulukla kalem ele alınınca g&#246;r&#252;l&#252;r ki, dostluk, kardeşlik, arkadaşlık salt kalemlerden ibaret kalan şeyler değil.
Bir &#231;i&#231;ek gibi il&#226;h&#238; &#246;l&#231;&#252;ler i&#231;erisinde birbirine uzanan eller, birbirine seslenen diller, birbirini g&#246;zeten g&#246;n&#252;ller, g&#246;n&#252;llere ekilen sevgi tohumları kabuğunu &#231;atlatmak, toprağı yarmak, boyunlarını g&#252;neşe uzatmak, sonra da sağlıklı bir bi&#231;imde b&#252;y&#252;mek, &#231;i&#231;ek a&#231;mak, meyve vermek istiyorlar.
Bunun i&#231;in uygun hava, uygun su gerekiyor.
Her şey gibi bu da bir iklim meselesi...
B&#246;ylece “sel&#226;m” kardeşlik s&#246;zleşmesine atılan bir imzadır.
Yetmiyor elbet bu kadarı...
Bir’den bine, binlere ulaşmak, sağlıklı bireylerden sağlıklı topluluklara gitmek...
Samimiyet ve g&#252;ven en temel şart.
Dostluklarımız ki evrensel yapımızın temel taşlarıdır.
Bu bilin&#231;le ele alınıyor kalem. B&#246;ylece bir şiir, bir hikaye, bir deneme, bir roman bir mektuptur kardeşler i&#231;in, dostlar i&#231;in.
Bir mesajdır, umuttur, cesarettir.
Yazar, okuyucunun; okuyucu da yazarın dostudur.
Yazarı, salt &#252;reten, okuru ise salt t&#252;keten olarak g&#246;rmek ve kitabı Yasak KelimelerYasak KelimelerYasak KelimelerYasak Kelimelerlaştırmak ne kadar ilkel bir anlayıştır...
Mustafa &#214;z&#231;elik


Fıkra

Hayatın i&#231;inden herhangi bir konunun daha &#231;ok sosyal, siyasal ve k&#252;lt&#252;rel olayların kişinin penceresinden g&#246;r&#252;ld&#252;ğ&#252; şekliyle yazılan ve kanıt esasına dayanmayan kısa yazılara fıkra denir. Fıkralar yazanın bakış aşısı ve d&#252;nya g&#246;r&#252;ş&#252; doğrultusunda şekillenir. Dil olarak sade bir şekilde yazılmasına rağmen iddialı bir yapısı vardır. Bir kamuoyu oluşturmayı hedefleyen bu yazılar, okuyanlarda etki yaratırlar. Kanıt esası taşımamasından dolayı kısadırlar. Gazete k&#246;şelerinde g&#246;rd&#252;ğ&#252;m&#252;z yazıların hemen hepsi fıkra t&#252;r&#252;n&#252;n i&#231;ine girerler.
Alanla ilgili kaynakların &#231;oğunda fıkra kelimesi iki anlamda kullanılmaktadır. Birincisi gazete fıkraları ikincisi ise k&#252;&#231;&#252;k &#246;yk&#252; niteliğindeki "kıssa'" da denilen n&#252;kteli ve g&#252;ld&#252;r&#252;c&#252; fıkralardır (Kantemir, 1991, &#214;ner, Kavcar, 1999, Karaalioğlu, 1982)
Pek &#231;ok edebiyat&#231;ı başka t&#252;rler yanında fıkra t&#252;r&#252;ndeki yazılarıyla da &#252;n yapmışlardır. Ahmet Rasim, Refik Halit Karay, Ahmet Haşim, Halide Edip, Yakup Kadri, Peyami Safa, Falih Rıfkı, Yusuf Ziya, Hasan Ali Y&#252;cel, Yaşar Nabi, Burhan Felek, Haldun Taner, Ahmet Kabaklı, Oktay Akbal, &#199;etin Altan tanınmış fıkra yazarlarımız arasındandır.
Fıkraların başlıca &#246;zelliklerini şu şekilde maddeleştirebiliriz:
Fıkrada ele alınan konu: Yazarın ilgisini &#231;eken hemen her konu fıkranın, konusu olmakla beraber daha &#231;ok toplumu yakından ilgilendiren g&#252;nl&#252;k olaylar fıkra konusu edilir.
Fıkra konusunun işlenişi: Fıkradaki asıl ustalık buradadır. Konu derinlemesine ele alınmaz, ancak konunun can alıcı noktasına parmak basılır. Konu kısa ve topluca yani y&#252;zeysel ama ustalıkla ele alınıp okuyucuların d&#252;ş&#252;nmeleri sağlanmalıdır. Fıkrada ele alınan konu hakkında bilgi vermek değil, o konu ile ilgili d&#252;ş&#252;nd&#252;rmek &#246;nemlidir. Bu nedenle fıkra okuyucuların belli konularda d&#252;ş&#252;nmelerini sağlayan, tetikleyen bir ateşleyici rol&#252;ndedir:
Konunun b&#246;yle ele alınması fıkra yazısının k&#252;lt&#252;r birikimi ile yakından ilgilidir.
Fıkra konusuna bakış: Fıkrayı makaleden ayıran en &#246;nemli &#246;zellik fıkra yazarının konuyu g&#246;r&#252;ş a&#231;ısından ele almasıdır. Fıkrada esas olan kişisel g&#246;r&#252;ş ve d&#252;ş&#252;n&#252;şt&#252;r. Bu &#246;zelliğinden dolayı fıkra yazarı s&#246;ylediklerini ispatlama gereği duymaz. "Fıkralarda kesinlikten &#231;ok g&#252;zel, hoş, dokunaklı bir sonuca varmak gayesi g&#252;d&#252;l&#252;r" (Karaalioğlu 1982:209),
Fıkra yazarı her ne kadar konuyu kendi bakış a&#231;ısı ile ele alırsa alsın, konuyu tarafsızca ele almasını da bilmelidir. "Fıkralarda k&#246;r&#252; k&#246;r&#252;ne taraf tutmak hoş karşılanmaz. Fıkracı ger&#231;eği olduğu gibi yansıtabilmelidir. Fıkra yazarının taraf tutup tutmaması fıkranın en can alıcı noktasıdır. Bununla beraber ger&#231;ek taraf tutmayı gerektiriyorsa ger&#231;eği olduğu gibi yazmalıdır (Karaalioğlu, 1982:210)
Fıkraların dili: Fıkra herkesin rahat&#231;a anlayabileceği şekilde yalın olmalı, gereksiz s&#246;zlerden uzak durulmalıdır. İnandırıcı, etkileyici bir anlatım kullanılmalıdır.
Fıkraların &#252;sl&#251;bundaki bu rahatlık onu makalenin ciddi ve ağırbaşlı &#252;sl&#251;bundan ayırır.
Fıkralarda plan: Fıkra da klasik makale planına g&#246;re yazılır. Giriş, gelişme ve sonu&#231;. Ancak fıkralar kısa olduğu i&#231;in bu b&#246;l&#252;mler makaleye g&#246;re daha az yer tutar. Gelişme b&#246;l&#252;m&#252;nde konu makaledeki gibi geniş işlenmez ve ispat1ama yoluna başvurulmaz. Sonu&#231; b&#246;l&#252;m&#252;nde ise bir sonuca bağlamaktan ya da kesin yargıya ulaşmaktan &#231;ok dokunaklı bir sonla bitirmek esastır. Bu klasik fıkra t&#252;r&#252;ne &#246;zellikle gazete fıkralarında her zaman uyulduğu s&#246;ylenemez. Yapılan bir araştırmaya g&#246;re beş ayrı fıkra planı bulunmaktadır. (Kurudayıoğlu 2000: 12).
Fıkra ile Makale Arasındaki Benzerlikler:
Her ikisi de fikir yazısıdır.
Her ikisi de gazete ve dergilerde yayınlanır.
Her ikisinde de konu zenginliği vardır.
&#214;zellikle gazete makalelerinin toplumu yakından ilgilendiren g&#252;ncel konuları ele alması ve fıkranın da g&#252;ncel konular &#252;zerinde yoğunlaşması iki ortak noktalarındandır.
Her iki t&#252;r de aynı plana g&#246;re yazılır.
Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:
Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken yazarı kişisel g&#246;r&#252;şle ele alıp inceler.
Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun i&#231;in sağlam g&#252;&#231;l&#252; kanıtlar g&#246;stermesi gerekir. Fıkrada ise b&#246;yle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her t&#252;rl&#252; &#246;rneği kul1anabilir.
Makale bilimsel bir yazı olduğu i&#231;in resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve i&#231;ten bir anlatım vardır.
(FIKRA &#214;RNEĞİ)
Meral Tamer Milliyet Gazetesindeki k&#246;şe yazılarında bisiklete destek vermeye devam ediyor. Coca-Cola'dan her &#231;alışana hediye bisiklet Londra'da 2 yıldır işine bisikletle giden Umut Esmer'in, şimdi ne yapacağını bilemediği bir bisikleti daha oldu
Bazen b&#252;y&#252;k heyecan duyarak yazdığınız bir yazı, okurun ilgisini &#231;ekmeyebilir. Bazı yazılarınız, kamuoyunu kıpırdatmak i&#231;indir, halkın da y&#252;reğinde hissettiği bir konuysa yoğun destek gelir ve amacına ulaşır. Bazı yazılarınız kamuyu harekete ge&#231;irmek i&#231;indir; bizi y&#246;netenler duyarsızsa sonu&#231;suz kalır. Valilerimizin kel başa şimşir tarak misali, makam aracı olarak altlarına 300 bin YTL'lik en l&#252;ks&#252;nden S350'ler &#231;ekmelerinde olduğu gibi...
Ama bu arada bambaşka bir şey oldu. Yurtdışında yaşayan okurlarımın, işlerine bisikletle gidip gelen valiler, belediye başkanları ve &#252;niversite rekt&#246;rleriyle ilgili verdiği &#246;rnekleri yayınlayınca benim k&#246;şe, bisikletseverlerin ilgi odağı haline geldi. Meğer &#252;lkemizde bisiklete binmek isteyip de binemeyen ne kadar &#231;ok insan varmış? &#214;nceki g&#252;n Levent'te balık alırken, yanıma gelen bir hanım, elimi avu&#231;larının i&#231;ine alıp g&#246;zlerimin i&#231;ine bakarak "Size &#231;ok teşekk&#252;r ediyorum" dedi. Acaba bu kadar candan teşekk&#252;re mazhar olabilecek ne yapmış olabilirim? Neyse sonunda anladım, bisiklet yazılarından dolayıymış.
40 yıldır g&#246;r&#252;şmediğim dostlardan telefon geliyor: "Aslan Meral, bisikletlerimizi &#231;atı arasından &#231;ıkarıyoruz, l&#252;tfen bu işin peşini bırakma!"
Bisiklet lobisi yok
Hayatında 2 tekerlekli bisikleti olmamış, bisiklete binmesini bile bilmeyen bendeniz, topografik yapısı uygun kentlere bisiklet yolları yapılması, AB &#252;lkelerinde olduğu gibi T&#252;rk Trafik Yasası'na da bisikletin ulaşım aracı olarak girmesinin bayraktarlığını yapmaya başlarsam şaşmayın.
&#199;&#252;nk&#252; bisiklet neredeyse sıfır maliyetle size hem spor yaptırıyor, hem ulaşım aracı olarak hizmet ediyor, hem sağlığınızı korumanıza yardımcı oluyor, hem de arkadaşlık ediyor. Aydan &#199;elik adlı okurumun deyimiyle "Kimi zaman siz onu taşıyorsunuz, kimi zaman da o sizi..." Ama bisiklet&#231;ilerin, otomotivciler gibi bol paraları yok; reklam verme, lobi yapma imk&#226;nları da yok. &#214;te yandan k&#252;resel ısınma ciddi bir sorunmuş, kimin umurunda?
Şirketlerin dikkatine
Ge&#231;en hafta Londra'dayken k&#252;resel ısınmanın İngilizlerin ana g&#252;ndem maddesi haline geldiğini g&#246;zlemiş ve yazmıştım. Coca-Cola'nın Londra ofisinde &#231;alışan Umut Esmer'den gelen e-posta mesajı, bu g&#246;r&#252;ş&#252;m&#252; daha da pekiştirdi. Kurumsal sosyal sorumlulukta mangalda k&#252;l bırakmayan bizim şirketlerin dikkatine sunuyorum:
"Londra'da 2 senedir yılın yarısından &#231;oğunda işe bisikletle gidiyorum. Bir&#231;ok sokakta bisiklet şeridi olduğu gibi, bisiklet &#246;zel haritalarından tutun da, &#246;zendirici programlara kadar her imk&#226;n var. Hatta şirketimiz 2 ay &#246;nce her &#231;alışana bir bisiklet hediye etti. (Ki şimdi ne yapacağımı bilemediğim ikinci bisikletim oldu!) Bu arada şof&#246;rler konusunda da ihtisas sahibi oldum! Ortadoğulu (ya da T&#252;rk) şof&#246;r, bisikletliyi kesinlikle tanımıyor; ezilmemek tamamen size kalmış. Doğu Avrupalı &#246;ne ge&#231;mek i&#231;in uğraşıyor, ama eğer siz d&#246;nemece &#246;nce geldiyseniz yol veriyor. İngiliz ise yol vermeyi bırakın, yanlışlıkla aynasına &#231;arpanız bile g&#252;l&#252;mseyip ge&#231;iyor."


Makale

İlk olarak &#231;ıkışı ve gelişimi gazeteler ile olan makale, bug&#252;n varlığını s&#252;rd&#252;rmektedir. Yazı t&#252;rlerinin &#231;oğalması ve gelişmesi gazetelerde karşılaştığımız fıkra t&#252;r&#252;ne girmekte, makaleler ise daha &#231;ok bilimsel i&#231;erikli dergilerde yayınlanmaktadır. Makale tam olarak; bilimsel bir konuya yeni bir a&#231;ıdan bakan ve bunu kanıtlayan bilimsel yazılardır. İki temel &#246;zelliği vardır. Bunlardan birincisi konuya yeni bir a&#231;ıdan bakıyor olması ikincisi ise ispat kaygısı taşımasıdır. Bu y&#252;zden makalelerin dili akıcı ve ciddidir.
&#214;ğretici metin t&#252;rlerinin ve d&#252;ş&#252;nce yazılarının en &#246;nemlisidir. Yapılan makale tanımlarında iki &#246;zellik &#252;zerinde durulur. Birinci &#246;zellik herhangi bir konuda bilgi vermek, a&#231;ıklamak, ikincisi, ise bir d&#252;ş&#252;nceyi savunmak, bir savı kanıtlamaktır.
Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu y&#252;zden s&#252;re olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan &#246;nce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, t&#252;m kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.
Her yazıda olduğu gibi makalelerin de belli bir plan d&#226;hilinde yazılması gerekir. Doğru planlanmamış bir makale yanlış sonu&#231;lara ulaşacaktır. Kaynaklarda klasik makale planı; giriş, gelişme ve sonu&#231; b&#246;l&#252;mlerinden oluşur.
Giriş b&#246;l&#252;m&#252;nde bilgi verilecek, a&#231;ıklanacak konu veya savunulacak fikir a&#231;ıklanır. Makalenin en kısa b&#246;l&#252;m&#252;d&#252;r. Makalenin geneline g&#246;re bir iki, paragrafı ge&#231;mez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir.
Gelişme b&#246;l&#252;m&#252;nde ortaya konulan konu veya savunulacak d&#252;ş&#252;ncenin ayrıntılarına girilir. Konu gerekli g&#246;r&#252;len y&#246;nlerden işlenir, a&#231;ıklanır. İleri s&#252;r&#252;len g&#246;r&#252;şlerle ilgili belgeler, istatistikler, tarihi ger&#231;ekler, &#246;zdeyişler, atas&#246;zleri, sosyal olaylar ve bilim, teknik alanındaki &#231;alışmalar, buluşlar vb. ortaya konulur. Bu arada kişisel olan ve ger&#231;ekliği ispatlanmayan g&#246;r&#252;ş ve iddialardan ka&#231;ınmak gerekir. Makalenin en uzun b&#246;l&#252;m&#252;d&#252;r. Ele alınan konuya g&#246;re paragraf sayısı değişebilir.
Sonu&#231; b&#246;l&#252;m&#252;nde gelişme b&#246;l&#252;m&#252;nde a&#231;ıklığa kavuşturulan g&#246;r&#252;şler doğrultusunda bir sonuca ulaşılır. Ulaşılan sonu&#231; kesin olmalı, hi&#231;bir ş&#252;pheye verilmeyecek şekilde ortaya konulmalıdır. Bu b&#246;l&#252;mde giriş gibi kısadır.

BİR DERGİ VE İKİ TABLO (MAKALE &#214;RNEĞİ)
Mathew Hardman’ın su&#231;lanmasında kullanılan delillerden biri, odasında ele ge&#231;en "Bizarre" adlı dergilerdi. Birinde, &#246;l&#252; kalbinin nasıl &#231;ıkartılacağını anlatan bir r&#246;portaj vardı. İnternette ziyaret ettiği sitelerden bazıları vampirlerle, bazıları 50 yıl &#246;nce &#246;len Meksikalı &#252;nl&#252; s&#252;rrealist ressam Frida Kahlo ile ilgiliydi. Hele ressamın iki tablosu vardı ki, savcıya g&#246;re zanlının vampirliğinin apa&#231;ık kanıtıydı. Birinde, yan yana oturmuş, el ele tutuşmuş, şık giyimli iki kadın resmedilmişti. Kadınların kalbi ve damarları g&#246;z&#252;k&#252;yordu. Diğerinde, yatağa uzanmış &#231;ırıl&#231;ıplak bir kadının başucunda, elinde bı&#231;akla bir erkek durmaktaydı. Adamın beyaz g&#246;mleğine kan sı&#231;ramıştı, kadının her yanı, &#231;arşaflar, hep kan i&#231;indeydi.
Başka deliller de vardı elbette. Bir kere, spor ayakkabısının markası Levi’ydi ve tabanı, bah&#231;ede bulunan kırık cam par&#231;ası &#252;zerindeki izlere uyuyordu. T&#252;k&#252;r&#252;k &#246;rneğinin DNA profili, pervazdaki kısmi profille eşleşmişti. Paltosunun cebinden &#231;ıkan bı&#231;akta ise, hem kendisinin, hem de &#246;len kadının DNA’sı bulundu. Uyumlu, sakin, &#231;alışkan ve &#246;ğretmenleriyle arkadaşlarının &#246;rnek &#246;ğrenci diye tanımladığı 17 yaşındaki Mathew Hardman, Alman kızla vampir muhabbetine girmeseydi eğer, belki de hi&#231;bir zaman yakalanmayacaktı. Ama daha da &#246;nemlisi, avukatı Michael Strain, DNA analizlerinde uzman birine danışsaydı, gen&#231; adamı mahkum etmeleri m&#252;mk&#252;n olamazdı.


Eleştiri (tenkid)

G&#252;n&#252;m&#252;zde eleştiri eleştirme denilen bu t&#252;re eskiden tenkit, eleştiri yazan kimseye de "m&#252;nekkit" denilirdi. Bug&#252;n eleştiri yazan kimseye; eleştirmen, eleştirici denilmektedir.
Tenkid sanat eserlerini konu almasına rağmen kendisi sanat eseri değildir. Ele aldığı her t&#252;r&#252;n bir sistemi ve kuralları olduğundan eleştirmen bunları bilmek zorundadır. Bununla birlikte doğuşları b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de edebiyat akımlarına bağlı olan başlıca eleştiri y&#246;ntemleri şunlardır.

Tarihi Eleştiri: Bu y&#246;ntem; edebi eseri, yazarın hayatına, yetişme şartlarını ve devrin &#246;zelliklerine g&#246;re inceleme esasına dayanır. Burada eserden &#231;ok sanat&#231;ı &#246;nemlidir. Eser, buna bağlı olarak a&#231;ıklanmaya &#231;alışılır.

Sosyolojik Eleştiri: Bu g&#246;r&#252;ş, edebiyatın kendi başına var olmadığı toplumla var olduğu ve toplumun bir ifadesi olduğu ilkesinden hareket eder. Buna g&#246;re eleştirmen; eseri ve okuyucuyu sosyal koşullardan soyutlamadan değerlendirme yapacaktır.

İzaf&#238; Eleştiri: Bu anlayışa g&#246;re eleştiriye sınır koymak m&#252;mk&#252;n değildir. Herkes kişisel zevkine ve d&#252;ş&#252;ncesine g&#246;re eseri değerlendirir.

İzlenimci eleştiri: Bu anlayışa g&#246;re eleştiri “kitaplardan zevk almak, onlarla duyguları inceltmek ve zenginleştirmek sanatı”dır. Bu anlayışın belli bir y&#246;ntemi yoktur. Eserlerin ve t&#252;rlerin sınıflaması da yoktur. Eseri okurken alınan zevk, eserin tek &#246;l&#231;&#252;s&#252;d&#252;r.

Yapısal eleştiri: Bu g&#246;r&#252;ş eserin bağımsız bir yapı, bir b&#252;t&#252;n olduğu anlayışından hareket eder ve eserin a&#231;ıklanmasının ancak kendi yapısıyla m&#252;mk&#252;n olduğu g&#246;r&#252;ş&#252;n&#252; benimser. Buna g&#246;re her eserin kendine has bir yapısı vardır ve bu yapı &#231;eşitli par&#231;aların organik bir bi&#231;imde birleştirilmesiyle oluşur.
Eleştiri en &#231;ok makaleye benzer. Her ikisinde de inceleme ve araştırmaya yani belgelere dayanarak değerlendirme yapılır. Makalede yazar bir fikri, bir g&#246;r&#252;ş&#252; a&#231;ıklar, bildirir veya bir iddiayı kanıtlarken eleştirmen bir eseri veya sanat&#231;ıyı inceler, tanıtır, onlar hakkında okuyucuları bilgilendirir ya da eser veya sanat&#231;ıyla ilgili g&#246;r&#252;şler ileri s&#252;rer ve kanıtlar. Eleştiri ve makale t&#252;rlerinin dilleri resmi, anlatım ciddi ve bilimseldir.
Eleştirinin planı da makale gibi giriş, gelişme ve sonu&#231; b&#246;l&#252;mlerinden oluşur.
Giriş: Eser tanıtılır ve eserle ilgili kişisel veya ortak g&#246;r&#252;şler belirtilir. Eserin bağlı bulunduğu alana getirdiği yenilikler, orijinaliteler incelenir, zamana g&#246;re a&#231;ıklaması yapılır. Ayrıntıları g&#246;z &#246;n&#252;ne serilir.
Gelişme: Eserin ortak zevklerine, bağlı bulunduğu ortam ve alana uygun olup olmadığı araştırılır. Bu araştırma yapılırken yavaş yavaş bir değerlendirmeye doğru gidilir. Bu değerlendirmenin ilm&#238; ve tarafsız olması i&#231;in eserin diğer eserlerle karşılaştırması yapılır, ekoller ve akımlarla ilgisi &#252;zerinde durulur. Bu alanda eserin konusuna uygun belgesel a&#231;ıklamalara başvurulur.
Sonu&#231;: Eser &#252;zerinde kesin bir yargıya varılır.
Bug&#252;nk&#252; anlamda ilk eleştiri &#246;rneğine Tanzimat Edebiyatında rastlanır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa bu t&#252;rde eser1er vermişlerdir. Daha sonra, Recaizade ile Muallim Naci arasında şiir &#220;zerine yapılan tartışmalar eleştiri t&#252;r&#252;n&#252;n gelişmesine hizmet etmiştir.
Servet-i F&#252;n&#251;n d&#246;neminde de eleştiri t&#252;r&#252;nde eserler verilmiştir. H&#252;seyin Cahit Cenap Şahabettin ve Ahmet Şuayip &#246;zellikle dikkat &#231;eken isimlerdir. Mill&#238; Edebiyat d&#246;neminde milli bir edebiyat ve sade T&#252;rk&#231;e &#252;zerinde yoğunlaşan eleştiri yazıları ile Fuat K&#246;pr&#252;l&#252;, Ali Canip vb. &#246;nemli isimlerdir.
Cumhuriyet d&#246;neminde ve sonrasında eleştiri t&#252;r&#252; diğer sanat dallarına da y&#246;nelerek gelişmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ata&#231;, Refik Ahmet Sevengil, Mehmet Kaplan, Metin And, Rauf Mutluay, Fethi Naci, Doğan Hızlan gibi yazarlar eleştiri t&#252;r&#252;nde &#246;rnekler vermişlerdir.
Okuyucumuz Sayın Adil BOZKURT'tan Kitap Eleştirisi: (ELEŞTİRİ &#214;RNEĞİ)
“T &#252; r k &#231; e &#220; z e r i n e – I”
Yusuf &#199;otuks&#246;ken yetkin bir dil ve yazın adamıdır. &#220;retken bir T&#252;rk Dili ve Yazını &#246;ğretmenidir. Şimdilerde İstanbul Beykent &#220;niversitesinde &#246;ğretim g&#246;revlisidir. &#199;otuks&#246;ken’ i yazın dergilerinde, dil dergilerinde g&#252;nl&#252;k gazetelerin sanata ayrılmış eklerinde, ya da sayfalarında yer bulan dil i&#231;erikli, &#246;zg&#252;n yazılarından bilirim. Yazılarının her birinde ele aldığı konular, &#231;oklukla, dilimizin kolay ve de yalın kullanılmasına; T&#252;rk&#231;e’nin arılaştırılıp yeteneklerinin geliştirilmesine; insanımızda dil bilincinin oluşmasına değgindir. Bilgi ağırlıklıdır, duru anlatımlıdır bu yazılar. &#199;otuks&#246;ken, konularını nesnel veriler i&#231;inde irdeler. Kendinceliklere tez beri yakın durmaz. T&#252;rk&#231;e’ nin &#246;zg&#252;nleşmesi karşıtı uygulamalara, duyarsızlıklara karşı bilin&#231;li savaşım verir. Bir yandan yazın ve dil &#246;ğretmenliği g&#246;revini s&#252;rd&#252;r&#252;rken &#246;te yandan, yazınsal &#252;retimleri ile de, dilin toplumsal işlevlerine katkılarını boylandırır.
&#199;otuks&#246;ken’ le İstanbul’ da, Uluslararası Kitap Fuarı’nda g&#246;r&#252;şt&#252;m. Sergievi kocaman, gez gez bitmiyor. Yayıncılar, biri birlerini diklemesine kesen ya da paralel duran caddelerin, sokakların yanlarında dizilmişler. Dağıtım ve taşıma işleri, sergi alanı olarak kullanılan yapının i&#231;inde bile, ara&#231;larla sağlanabiliyor. Sergievinde bisikletle gezenleri de g&#246;rd&#252;m. Ne var, adı uluslararası olsa da başka &#252;lkelerden, başka dillerin &#252;retimlerinin az olduğu daha ilk bakışta kendini belli ediyor. Yayıncılar, sergileme ve satış yapmalarının dışında bir de bildiriler, sunumlar i&#231;erikli toplantılar programlamışlar. Kararlaştırmıştım: Konuşmacıları Yusuf &#199;otuks&#246;ken ile Dr. Veysel Kılı&#231; olan “Anayurdumuz T&#252;rk&#231;e - Dilin İşlevleri” konulu bildiri sunma ama&#231;lı etkinliğe ucu ucuna yetiştim. Konuşmacılar, konularında nice yetkinseler, sunumlarında da o kadar “bir ben bilirim” ci değiller. Her iki yazın ve dil adamı da &#246;zenle se&#231;tikleri s&#246;zc&#252;kleri ile katılanların, soluklarını tutarak dinlemelerini sağladılar. Konularındaki yeterliliklerinin g&#252;c&#252;n&#252;, anlatım yetkinlikleri ile birleştirdiler; izleyenlerine yararlı oldular.
“T&#252;rk&#231;e &#220;zerine Denemeler ve Eleştiriler -I-” (1) Yusuf &#199;otuks&#246;ken’ in yeni yapıtı. Papatya Yayıncılığın satış b&#246;l&#252;m&#252;nde edindim. T&#252;rk&#231;e’nin g&#252;ncelindeki kimi sorunlar, her bir yazıda başka boyutlarıyla ele alınmış; nesnel &#231;&#246;z&#252;m &#246;nerileri getirilmiş. Denemeler, eleştiriler toplamı yapıt, ilki 1987 yılında yazılmış, sonuncusu 2001 yılı i&#231;inde okurlarını bulmuş elli altı yazıyı i&#231;eriyor. Yazar, on yılı ge&#231;en zaman diliminde, gazetelerde,gazetelerin yazın eklerinde, edebiyat dergilerinde yer bulan yazılarını &#246;nce konularına g&#246;re k&#252;melendirmiş, her b&#246;l&#252;me aldığı yazılarının hangi yazın &#252;r&#252;n&#252;n&#252;n hangi sayısında yer aldığını da belirtmiş, se&#231;kisini hazırlamış. Konularına g&#246;re oluşturulan b&#246;l&#252;mler ile her b&#246;l&#252;mde yer alan metin sayıları ş&#246;yledir: “Anadili ve &#214;ğretimi”(5) ; “S&#246;zvarlığı” (4) ; Toplum ve Dil” (3) ; “T&#252;rk Dili ve Dil Devrimi” (9) ; “S&#246;zc&#252;kler” (11) ; “Dil Yanlışlıkları” (8) ; “S&#246;zl&#252;kler” (6) ; “Yabancı S&#246;zc&#252;kler” (4) ; “Dil ve Yazım” (6) olmak &#252;zere (9) b&#246;l&#252;m i&#231;inde k&#252;melendirilen (56) eleştiri ya da deneme t&#252;r&#252;nden “se&#231;me” yazı var. Yapıtın sonuna eklenen “Dil &#220;zerine Se&#231;me Kaynak&#231;a” b&#246;l&#252;m&#252;nde de, saydım, (151) yerli ya da yabancı yapıtın tanıtımına yer verilmiş. Bu sonuncu b&#246;l&#252;m de; “Dil” ile dilin kullanımları konularında “… ilk elde başvurulabilecek temel kaynaklar…” &#246;zellikli yetkin yapıtları i&#231;eriyor.
Yapıtının &#246;ns&#246;z&#252;nde yazar, toplu yazıları konusunda şu a&#231;ıklamayı yapıyor: “Yazılarımı iki cilt olarak kitaplaştırmayı kararlaştırdım. İlk kitaba; T&#252;rk&#231;e &#220;zerine I – Denemeler ve Eleştiriler; İkinci kitaba da; T&#252;rk&#231;e &#220;zerine II –Eleştiriler ve İncelemeler adını vermeyi uygun buldum.” Bu kitapta, dille ( anadili, T&#252;rk&#231;e, T&#252;rk&#231;e &#246;ğretimi, s&#246;zl&#252;kler,kitaplar, yazım, vd) ilgili bir se&#231;me yaptım. Son yazıyı, dil &#252;zerine bug&#252;ne değin yapılan &#231;alışmalara ayırdım; ilk elde başvurulabilecek temel kaynakları derledim. (s.V11) Yapıta alınan yazıların her birisi alanlarında se&#231;kinlikleri ile g&#252;venilirlikleri ile benimsenmiş dergilerde, gazetelerde yayımlanmış. Yazarın bu son yapıtına giren yazılarından biri, “T&#252;rk&#231;e’nin Zenginleştirilmesi” konulu kurultayda yapılan &#231;alışmalar ile bildirilerin değerlendirilmesi ama&#231;lıdır. Bu yazı da, 23-24 eyl&#252;l 1999 tarihinde ger&#231;ekleştirilen bilimsel toplantı sonrasında, İstanbul-Yıldız Teknik &#220;niversitesince hazırlanan yapıtın 220-227 sayfasında yayımlanmıştır. Orada yer alan değerlendirmesinde yazar, T&#252;rk&#231;e’nin zenginleştirilmesine engel olan uygulamalardan “Eğitimsel Engeller”i şu s&#246;zlerle belirtiyor: “Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı T&#252;rkiye’deki toplumsal değişimi izleyip eğitim izlencesini bu değişime (&#231;ağın, toplumun, gen&#231;liğin beklentilerine) g&#246;re planlama ve uygulama konusunda gereken &#231;abayı g&#246;steremiyor. Buna biraz &#246;nce değindiğimiz ideolojik yaklaşımları da eklerseniz durum daha iyi anlaşılır. Ders programlarının i&#231;eriği &#231;ağdaşlaştırılamamıştır. &#214;ğretim y&#246;ntem ve teknikleri artık işlevsizleşmeye başlamıştır; kitaplar hala 1940’ların y&#246;ntemiyle hazırlanmaktadır; (Bi&#231;imlerindeki olumlu değişmeler &#231;ok fazla bir anlam taşımıyor.) &#246;ğretmenler alışkanlıklarından kurtulamamaktadır; &#246;ğretmen merkezli eğitim ve ezberci eğitim, ne kadar karşı &#231;ıkarsak &#231;ıkalım, bir t&#252;rl&#252; terk edilememektedir… (Kimi umut verici kıpırdanmaların gerek resmi gerek &#246;zel kesimden geldiğini s&#246;ylemeliyim.)” (s.91) &#199;otuks&#246;ken, dilimizin geliştirilmesinde olduğu kadar, dil ve yazın eğitimimizin yetkinleştirilmesinde duyarlıdır. Deneyimlerini, birikimlerini, bilimsel verilerin ışığında değerlendiriyor. Aydın olmanın bilinci i&#231;inde gerekeni yapıyor: Başvuru nitelikli yazılarının, dergi ya da benzer &#246;zellikli s&#252;rekli yayınların sayfalarında kalmasına izin vermiyor, yapıtlaştırıyor.
Yusuf &#199;otuks&#246;ken’ in se&#231;ilmiş yazılarının odağında ‘T&#252;rk&#231;e’ duruyor. Yeri geliyor, dilimizin varsıllıkları; yazın, bilim, ekin dili olarak yeterlilikleri &#246;rneklerle kanıtlanıyor. Ayrıca, T&#252;rk&#231;e’nin yoksullaştırılmasına neden olan bilin&#231;li / bilin&#231;siz &#231;abalar; bu bağlamda dil devrimimizin getirileri; dilimizin daha da yetkinleştirilmesine karşı olanların bilimsel olmayan dayatmaları ile bunların neden oldukları kullanım yanlışlıkları konularında eleştirel değerlendirmeler yapılıyor. Kestirmeli anlatımla belirtilmek gerekirse &#199;otuks&#246;ken, yazılarının t&#252;m&#252;nde; dilin toplumsal boyut ile d&#252;ş&#252;nsel değeri &#252;zerinde y&#246;nlendirmelere giriyor.
Bizim dilimizin gelişkinliğini; eğitim dili, bilim dili, sanat dili alanlarında &#246;zg&#252;nleşerek daha da yetkinleşmesini savunanlar giderek azalıyor. &#214;zellikle 1983 yılında T&#252;rk Dil Kurumunun bağımlı ve de g&#252;d&#252;lenebilir konumda yeniden yapılandırılması sonrasında, en ilkin, dilimizin oturmuş yazım kuralları i&#231;inden &#231;ıkılmaz bir karmaşa ortamına s&#252;r&#252;klendi. T&#252;rk&#231;eci olduklarını s&#246;yleyenler, dilimizin Y&#252;ce Atat&#252;rk’&#252;n kurduğu T&#252;rk Dil Kurumunun başlattığı &#231;abalar sonucu kazanımlarını desteklediklerini, yeri olsun olmasın, bir kişilik değerlemesi boyutunda belirtenler, şimdilerde bırakınız dil devrimine karşı olanları eleştirmelerini, kendi yazılarında bile &#246;zensiz olabiliyorlar. Giderek, kimseler, kimlerin nasıl yazdıklarının ayırdına varmaz oldular. T&#252;rk&#231;e’nin g&#252;c&#252;n&#252;, yazın dili olarak değerinin tartışılmazlığını bilen eden de azalıyor. Bu konularda bilgilenmek isteyenlerin başvurabilecekleri kaynak nitelikli yapıtlar &#252;retenler de aranır oldu. Yazın adamlarımız, d&#252;ş&#252;n adamlarımız duyarsızlaştık&#231;a, aldırmasızlaştık&#231;a bu kez de dilimizi batı dillerinin “boyunduruğuna” veremeden yanalıkları belliler, karşı devrimciler, ortalarda cırıt atıyorlar. Meydan, en genel &#246;zellikleri dil bilincinden yoksunların elinde kalınca da; “Ben yazarım, T&#252;rk&#231;e’de &#252;retirim” diyenlerin yapıtlarında bile batı dillerinden, doğu dillerinden alınmış s&#246;zc&#252;kler gittik&#231;e artıyor. İş, yerli s&#246;zc&#252;k, yabancı s&#246;zc&#252;k boyutunda kalmıyor. Dilimizin anlatım &#246;zellikleri, benimsenmiş kuralları karmakarışıklandırılıyor. Yusuf &#199;otuks&#246;ken’ in yaşanmış ger&#231;eğini; “T&#252;rk&#231;e’ nin inceliklerini, sorunlarını, gizlerini araştırma yaparken daha &#231;ok da &#246;ğretirken sezdim, &#246;ğrendim.(…) T&#252;rk&#231;e sevgim zamanla T&#252;rk&#231;e bilincine d&#246;n&#252;şt&#252;”( s.VII ) bilenlerimiz de, bu uğurda araştırma yapanlarımız da iyiden iyiye azalıyor. Benim bir g&#246;zlemim var: T&#252;rk&#231;e’de, yapıt verenler &#231;oğalıyor da T&#252;rk&#231;e &#252;zerine araştırma yapanlarımız, ilkeli tutumları ile yapıtlar verenlerimiz; dil yanlışlıklar &#252;zerinde duranlarımız; &#246;zg&#252;n dil kullanımlarındaki &#246;zensizlikleri karşılarına alanlarımız, eleştirenlerimiz kalmadı ortalarda. Bunların hepsinden &#246;nemlisi toplumda dil bilinci de dil sevgisi de, &#246;yle yavaş mavaş değil olabildiğince hızla geriliyor. Yusuf &#199;otuks&#246;ken, son yapıtı ile T&#252;rk&#231;e’nin geliştirilmesine engel &#246;zellikli bu k&#246;t&#252; gidişe karşı &#231;ıkamaktadır. Bu bağlamdaki değerlendirmelerini, eleştirilerini, &#246;ng&#246;r&#252;lerini Anadili ve &#214;ğretimi, Toplum ve Dil, T&#252;rk Dili ve Dil Devrimi b&#246;l&#252;mleri i&#231;inde yer alan yazılarında ele alıyor, irdeliyor. “Dil, g&#246;ksel - tanrısal bir yaratı değildir. &#214;nermesi şu soruyu g&#252;ndeme getirir: Peki dilin yaratıcısı kimdir? Hemen yanıtlayayım: Dili yaratan, halktır. Halkın dilini yaratmadaki amacı da doğal,toplumsal ve teknik &#231;evresiyle olan &#231;ok y&#246;nl&#252; ilişkilerini d&#252;zenlemek ve b&#252;t&#252;n birikimini geleceğe aktarmaktır. Daha kuşatıcı bir tanımla s&#246;ylemek gerekirse dil, geleneksel bir bellektir.” diyor.(s.51)
Her dil, salt o dilin bilenlerinin iletişim aracı değildir. Her dil, o dilde d&#252;ş&#252;nenlerinin duyuşsal, d&#252;ş&#252;nsel kabıdır da. “Osmanlıca, kulluğu şart koşan bir orta&#231;ağ imparatorluğunun diliydi; &#231;ağdaş T&#252;rk&#231;e ise, T&#252;rkiye Cumhuriyetinde yaşayan, yurttaşlık bilincine varmış insanların dilidir, ulusal dildir.”(s.85) Yazar yaşamsal boyutlu konuya bu &#246;l&#231;ekli yaklaşmış. Dil devrimimizin karşısındakiler, başkaca gizil ama&#231;lıları bir yana bırakırsanız, T&#252;rkiye Cumhuriyetinin yurttaşları olma bilincine varamamış olanlardır. İnsanımızın, dil sevgisi bilincini de , hi&#231; mi hi&#231; kuşkunuz olmasın, dil ve yazın eğitimimizin yeterliliği sağlayacaktır. “Dil” &#252;zerinde d&#252;ş&#252;nenler, T&#252;rk&#231;e ve yazın eğitimine de y&#246;nelmek gereğini duyacaklardır. Yapıtta, T&#252;rk&#231;e eğitim ile ders kitapları &#252;zerinde bu nedenle durulmuş; değerlendirmelere yer verilmiştir
&#199;otuks&#246;ken, dilde kirlenmenin iki boyutu olduğunu benimsiyor; bunlardan birincisinin, yabancı dillerden yoğun bi&#231;imde dilsel birimlerin, yani s&#246;zc&#252;klerin, kuralların, deyimlerin,terimlerin vb girmesi; ikincisinin de bireylerin dil kullanımında &#246;zensiz ve tutarsız davranmalarıdır diyor. Şu tartışılmazı saptıyor: “T&#252;rk&#231;e’nin gelişme olanaklarını kısıtlayanlar kimlerdir?” diye soracak olursak… &#214;ncelikle dil bilinci ve sevgisi olmayanlar; yabancı s&#246;zc&#252;kleri konuşma ve yazılarının arasına serpiştirmeyi marifet sayan aydınlar, yazarlar, gazeteciler; yabancı terimleri T&#252;rk&#231;eleştirmeyi savsaklayan bilim adamları; yabancı s&#246;zc&#252;klere karşı a&#231;ılan savaşımda T&#252;rk&#231;e s&#246;zc&#252;k &#252;retiminin yollarını tıkayanlar; yasak s&#246;zc&#252;kler dizelgesi yayımlayarak halkın iletişim &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252;n&#252; kısıtlayanlar…” (s.109) Araştırmacı yazar yabancı s&#246;zc&#252;k kullanmayı marifet sayanlar i&#231;in “aydınlar” diyor. Bize g&#246;re, sanat yapmada, sağlıklı d&#252;ş&#252;nmede ve duyumsamada; toplumsal iletişimde verimli olabilmede &#246;zg&#252;n dilin değerini g&#246;remeyenlerin aydın değil, s&#246;zde aydın olduklarıdır. G&#252;n&#252;m&#252;z&#252;n nice yazarlarının -T&#252;rk&#231;e’de &#252;rettiklerini s&#246;ylemelerine karşın- yapıtlarında doğu / batı dillerinden alınmış s&#246;zc&#252;klerin bini bir paraya olmasının a&#231;ıklaması başkaca nasıl yapılabilir?...
Bizce &#199;otuks&#246;ken’ in bu yeni yapıtı, i&#231;eriği ile de d&#252;zenlenmesi ile de g&#252;zel T&#252;rk&#231;e’mizin &#246;zensiz kullanımlarına; &#252;retim yeteneklerinin yeterince işletilmemesine karşı i&#231;eriklidir. Yazınsal &#252;retimler hangi dilde &#252;retilmişlerse, o dilin &#246;zg&#252;nl&#252;ğ&#252;ne bağlı kalmamalarından kaynaklanan sorunları kapsayan konuları yalınlıkla ama yetkinlik i&#231;inde ele alan başucu metinler toplamıdır. Bununla birlikte yapıtın 172-l76. sayfaları arasında yer alan “Yazarın Dili , Dilin Yazarı” başlıklı metnin, yazın &#231;evrelerinde enine boyuna &#252;st&#252;nde durulması; yazarlarımızın da eleştirmenlerin de, deyim yerinde olur, eteklerindeki taşlarını &#246;nlerine d&#246;kmeleri oylumludur. “Yazının bir dil sanatı olduğu…” ne kadar tartışılmaz ise; yazdım diyenlerin de, yazmalarını s&#252;rd&#252;renlerin de, akıllarının ucunda bile olsa yazmayı ge&#231;irenlerin de dil bilgilerinin, dil bilin&#231;lerinin, dil sorumlarının olacağı tartışılmazdır.
Okuyunuz bu g&#252;zel yazıları; T&#252;rk&#231;e &#252;zerine eleştiriler – denemeler toplamı yapıtı okuyunuz. Dilimiz bizim ne kadar gelişkin ise d&#252;ş&#252;ncelerimiz aynı oranda durudur, yetkindir. Kimler mi okumalılar: &#214;ğretmenler, dil ve yazın &#246;ğretmenleri, Eğitim Fak&#252;ltelerinin T&#252;rk Dili ve Yazını B&#246;l&#252;mlerinin &#246;ğrencileri gecikmeden okumalıdırlar. “T&#252;rk&#231;e &#220;zerine” yazılmış bu yazılar toplamı yapıt, okurlarının dil sevgilerinin boylanmasını, dil bilin&#231;lerinin g&#252;&#231;lenmesini sağlayacaktır. Yazarın, “T&#252;rk&#231;e &#220;zerine – II Eleştiriler, İncelemeler” adlı yapıtının geciktirmeden &#231;ıkarmasını diliyorum.
Adil BOZKURT


Sohbet

Herhangi bir d&#252;ş&#252;nceyi, konuyu; yazarın karşısında biri varmış gibi g&#252;nl&#252;k, sıradan ve rahat bir dille anlattığı fikir yazılarıdır. Herhangi bir kanıt kaygısı yoktur. Yazının &#231;er&#231;evesini yazıyı yazanın fikirleri oluşturur. Bu y&#246;n&#252;yle fıkra t&#252;r&#252;ne &#231;ok benzerler. Dilindeki sadelik ve rahatlık y&#246;n&#252;nden de denemeyi andıran s&#246;yleşiler daha uzun soluklu yazılardır. S&#246;yleşiler bazen r&#246;portaj ile de karıştırılırlar. Ancak aralarında &#231;ok temel bir fark vardır. S&#246;yleşiler tek kişilik yazılardır. Oysa r&#246;portaj, bir uzmana ve bir de, r&#246;portajı yapacak kişiye ihtiya&#231; duyar.

Sohbet Yazı T&#252;r&#252;n&#252;n &#214;zellikleri:

Sohbet yazılan d&#252;ş&#252;nce yazılarıdır. Sohbetlerde de bir d&#252;ş&#252;nce a&#231;ıklanır, bilgi verilir. Sohbet yazarı ele aldığı konuda fazla derinleşmez, ileri s&#252;rd&#252;ğ&#252; g&#246;r&#252;şlerini kanıtlama yoluna gitmez, ancak sezdirmeye &#231;alışır, Bu y&#246;n&#252;y1e makaleden ayrılır. Sohbet yazarı kişisel g&#246;r&#252;şlerini &#246;zg&#252;rce if&#226;de edebilme &#246;zelliğini taşır. Başkalarının o konuda ne d&#252;ş&#252;nd&#252;kleri &#246;nemli değildir. Herkesin sevdiği bir şeyden berbat bir şey olarak s&#246;z edebilir.

Sohbet Yazı T&#252;r&#252;n&#252;n Konusu: Sohbetlerin &#231;oğu g&#252;nl&#252;k sanat olaylarını, genel konuları ele alır.

Sohbet Yazı T&#252;r&#252;n&#252;n Dili ve Anlatımı:

Bu t&#252;r&#252;n dili yalın konuşma dili, anlatımı da konuşma havasında rahat ve samimidir.

Sohbet Yazı T&#252;r&#252;n&#252;n Pl&#226;nı :

Diğer d&#252;ş&#252;nce yazılarının planı sohbet yazı t&#252;r&#252; i&#231;in de kullanılır. Giriş b&#246;l&#252;m&#252;nde ele alınacak konu tanıtılır. Gelişme b&#246;l&#252;m&#252;nde okuyucuyu sıkınadan konu a&#231;ılır. Bu b&#246;l&#252;mde tanımlamalar, &#231;&#246;z&#252;mlemeler, &#246;rneklemeler yapılır. Yazar kendi g&#246;r&#252;şlerini okuyucuya sezdirir. Sonu&#231; b&#246;l&#252;m&#252;nde ise ulaşılan son karar bildirilir.
Sohbet t&#252;r&#252;n&#252;n en &#246;nemli ismi Ahmet R&#226;sim’dir.


R&#246;portaj

Daha &#231;ok gazete ve dergilerde karşılaştığımız bu t&#252;r&#252;n temel amacı ilgi &#231;eken herhangi bir konuda okuyanları aydınlatmaktır. Bu ama&#231;la iki kişi tarafından ger&#231;ekleştirilir. Bu kişilerden biri mutlaka o konu ile ilgili bilgi sahibi ya da uzman olmalıdır. Ancak, bu t&#252;rde r&#246;portaj yapılandan &#231;ok r&#246;portajı yapan &#246;nemlidir. &#199;&#252;nk&#252; yazı onun denetiminde şekillenir ve sonu&#231;lanır. Sorulacak soruların tarzı, i&#231;eriği yazının başarısını doğrudan etkiler. Bu ama&#231;la r&#246;portajı yapan kişi doğru bir planlama yapmak ve yazıyı kendisi şekillendirmek zorundadır.

R&#246;portaj yapılırken farklı y&#246;ntemler uygulanabilir: Sorular &#246;nceden r&#246;portaj yapılacak kişiye ulaştırılır ve kişi bunlara kendince bir yanıt metni hazırlar. Diğer y&#246;ntemde ise sorular doğrudan sorulur ve yanıtlar kaydedilerek sonradan yazıya ge&#231;irilir. Bu uygulamada bir kayıt cihazına ihtiya&#231; vardır. Ancak her iki y&#246;ntemde de r&#246;portajı yapan bir giriş ve sonu&#231; b&#246;l&#252;m&#252; hazırlamak zorundadır. Ancak, hi&#231;bir şekilde verilen yanıtlar &#252;zerinde tasarruf, hakkına sahip değildir. Onları kısaltamaz, ekleme yapamaz, &#246;zetleyemez ya da t&#252;mden &#231;ıkartamaz. Bu a&#231;ılardan bakıldığında bir r&#246;portaj hazırlamak hi&#231; de kolay değildir. &#199;&#252;nk&#252; ama&#231; bilgi vermek, aydınlatmak ve konuyu her y&#246;n&#252;yle ortaya koymaktır. Bu y&#252;zden taraflı olmak, soruları &#231;eldirici sormak etik a&#231;ıdan doğru olmadığı gibi okuyanları da etkileyecektir.
R&#246;portaj da gerektiğinde resim ve fotoğraf da kullanılabilir.

Prof. Dr. Kaptan ile S&#246;yleşi (R&#214;PORTAJ &#214;RNEĞİ)

Anabilim dalında &#246;ğretmen yetiştirmedeki temel felsefeniz nedir?

Anabilim dalımız 1997 yılında Y&#214;K tarafından eğitim fak&#252;ltelerinin yeniden yapılandırılması kapsamında Fen Bilgisi branş &#246;ğretmeni yetiştirmek &#252;zere a&#231;ılmıştır.1998-1999 &#246;ğretim yılında ilk defa &#246;ğrenci alarak eğitime başlandı.Y&#214;K tarafından yeniden yapılandırma kapsamında a&#231;ılan branş &#246;ğretmenlikleri b&#246;l&#252;mleri aynı zamanda zorunlu temel eğitimin 8 yıla &#231;ıkarılmasıyla aynı zamana denk gelmektedir. Zorunlu temel eğitimin 8 yıla &#231;ıkarılmasıyla birlikte ilk&#246;ğretimin II. kademelerindeki branş &#246;ğretmenlerine olan ihtiya&#231; artmıştır. Buna bağlı olarak branş &#246;ğretmeni yetiştiren Anabilim dalları a&#231;ıldı.

Anabilim dalımızda y&#252;r&#252;tt&#252;ğ&#252;m&#252;z program Fen Bilgisi &#214;ğretmenliği programıdır. Program dahilindeki dersler, kur tanımları ve ders kredileri Y&#214;K tarafından belirlenmiştir. Bu anlamda temel felsefemiz Y&#214;K tarafından belirlenmiş durumdadır ancak bu derslerin i&#231;eriğinin ne olacağı Anabilim Dalımız tarafından belirleniyor. Burada bizim temel felsefemiz ve yaklaşımımız devreye giriyor. Hacettepe &#220;niversitesi Eğitim Fak&#252;ltesi İlk&#246;ğretim B&#246;l&#252;m&#252; Fen Bilimleri Anabilim Dalı olarak şu anda 11 &#246;ğretim elemanımız mevcut; bir profesor, iki yardımcı do&#231;ent, &#252;&#231; &#246;ğretim g&#246;revlisi ve beş araştırma g&#246;revlisi. Bu &#246;ğretim elemanlarımız ve başka b&#246;l&#252;mlerden aldığımız &#246;ğretim elemanı destekleriyle genel olarak; &#246;ğrenciyi aktif kılan, &#246;ğrenciyi s&#252;recin i&#231;ine doğrudan katan, bilginin aktarıldığı değil bilgiye ulaşma ve bilgiyi elde etme becerilerinin kazandırıldığı bir yaklaşımı temel felsefe olarak belirliyoruz. &#214;ğretmen adayı &#246;ğrencilerimizi yetiştirirken bu felsefeyle yola &#231;ıkıyoruz ve onların da ileride meslek yaşantılarında bu felsefeyle hareket etmelerini sağlamaya &#231;alışıyoruz.

Kısacası; temel bilgilerin &#246;ğretilmesi yanında bilgiye ulaşma becerileri, bilgiyi elde etme becerileri –ki buna kısaca bilimsel y&#246;ntem s&#252;re&#231; becerileri diyebiliriz- ve bilimsel tutumların kazandırılmasını &#246;n planda tutan bir &#246;ğretmen yetiştirme felsefemiz var.

Anabilim dalında yetiştirdiğiniz &#246;ğretmen adaylarından beklentileriniz nelerdir?

Temel felsefemiz kapsamında yetiştirdiğimiz &#246;ğretmen adaylarından tabii ki burada aldıkları iyi &#246;rnekleri, iyi mesajları kendi &#246;ğretmenlik yaşantılarında kullanmalarını ve olumsuz ve yetersiz &#246;rnekleri kullanmamalarını bekliyoruz. Yetiştirdikleri ilk&#246;ğretim &#246;ğrencilerinden bilimsel y&#246;ntem s&#252;re&#231; becerilerini kazandırmayı hedefleyen ve bilgilerin tamamını değil, temel bilgileri vermeyi prensip edinen &#246;ğretmenler olmalarını bekliyoruz. &#214;ğretmen adaylarımızın ezbercilikten uzak durmalarını, bunun yerine kavrayarak ve &#246;ğrenerek yeni davranışların kazandırılmasını sağlamalarını bekliyoruz. Tabii ki bu beklentiler i&#231;inde olmak yetmiyor. Ara&#231; gerecin, donanımın, elemanın, her t&#252;rl&#252; girdinin, kaynağın da bu beklentilerin ger&#231;ekleşme s&#252;recine etkisi oluyor. Kaynaklarımızın zaman zaman yetersizliği s&#246;z konusu olsa da biz en iyisine ulaşmayı hedefliyoruz.

&#214;ğretmen eğitiminde modeliniz ve &#246;ğrenme-&#246;ğretme yaklaşımlarınız nelerdir?

İlk soruda da bahsettiğim gibi &#246;ğretmen eğitimi modeli Y&#214;K tarafından belirlenen program &#231;er&#231;evesinde uygulanmaktadır. 1. sınıftan başlayarak ilk&#246;ğretim okullarında uygulama dersleri ve diğer derslerle ilişik uygulama dersleri mevcut. Bu da &#252;niversitedeki teorik eğitimin yanında &#246;ğrencinin bizzat eğitim s&#252;recinin i&#231;inde olduğu, kendi yaşantısı haline geldiği uygulama derslerini etkin kılıyor. Uygulama ağırlıklı bu modeli hemen hemen her dersimizde belirlemeye &#231;alışıyoruz ki bu 3. ve 4. sınıfta ağırlıklı olarak yer alan &#246;ğretim derslerimizde kendini daha fazla g&#246;steriyor. Yani etkin &#246;ğrenme yaklaşımlarını burada sunmaya &#231;alışıyoruz. Burada etkin &#246;ğrenme yaklaşımı ile kastettiklerimiz; proje tabanlı &#246;ğrenme, probleme dayalı &#246;ğrenme, &#231;oklu zeka kuramına dayalı &#246;ğrenmede olduğu gibi bizzat &#246;ğrencinin ilgi ve merakları doğrultusunda bilgiye kendilerinin ulaşmasını temel alan yaklaşımlardır. İ&#231;inde bulundukları ortamı bir Fen Bilgisi laboratuarı gibi d&#252;ş&#252;nerek g&#246;zlem yapmaları, incelemeleri, araştırmaları ve s&#252;rekli bu araştırma ve g&#246;zlem sonu&#231;larından belli yargılara varmaları, bunları test etmeleri şeklinde bir temel becerinin kazandırılması bizim &#246;ğretmen eğitimindeki en temel modelimizdir. Bu yaklaşımlarla &#246;ğretmen eğitimi alan &#246;ğretmen adaylarımız da hizmet i&#231;inde aynı yaklaşım ve tutumlarla &#246;ğrenme-&#246;ğretme s&#252;reci hazırlayabilmelidirler.

Her yıl Anabilim dalımıza gelen kontenjanlar kim tarafından nasıl belirleniyor?

Anabilim dalımıza her yıl gelen &#246;ğrenci sayıları Y&#214;K tarafından belirleniyor. Fen Bilimleri Eğitimi Anabilim Dalı’na kurulduğundan beri, 100-105 arası &#246;ğrenci alınıyor. &#214;zellikle ilk yıllar derslik, &#246;ğretim elemanı, ara&#231; gere&#231; ve donanım a&#231;ısından &#231;ok yetersiz olduğumuz d&#246;nemlerdi. Her yıl &#231;ok daha az &#246;ğrenci istediğimizi belirtmemize rağmen yaklaşık 100 &#246;ğrenci gelmekte. Bu sayı Y&#214;K tarafından &#246;ğretmen ihtiyacı ile bağlantılı olarak bu şekilde belirleniyor olmalı, ancak mevcut olanaklarımızla bu &#246;ğrenci sayısının fazla olduğunu d&#252;ş&#252;n&#252;yorum.

Anabilim dalının &#246;ğretmen yetiştirme modelini ve &#246;ğrenme-&#246;ğretme yaklaşımlarını ger&#231;ekleştirebileceği bir donanım var mı? Ne gibi eksiklikler, avantaj ve dezavantajlar var?

1998-1999 &#246;ğretim yılında ilk &#246;ğrencilerimizle eğitime başladığımızda doğrusu &#231;ok b&#252;y&#252;k yetersizlikler s&#246;z konusuydu. Ge&#231;en yaklaşık 5 yıllık s&#252;re i&#231;erisinde ara&#231; gere&#231; ve donanım a&#231;ısından olduk&#231;a zenginleştik. Epeyce zengin bir fen bilgisi laboratuarına sahibiz. Laboratuarımız dışında, bir fen bilgisi &#246;ğretimi ya da teknoloji dersliği oluşturmak &#252;zereyiz. Bu dersliğimizde televizyon, video, VCD player, bir data show ve bir bilgisayarımız mevcut. Biz istiyoruz ki her t&#252;rl&#252; teknolojiyi &#246;ğrencilerimize sunabilelim. &#214;ğretmen olduklarında olanakları fazla olan okullarda g&#246;rev yaparken neleri kullanabileceklerini, nasıl kullanabileceklerini bilebilsinler. Tabii ki bunun yanında olanakları &#231;ok sınırlı okullarda g&#246;rev yaparken de ‘laboratuarım yok, malzemem yok, materyalim yok &#246;yleyse etkin aktif &#246;ğrenmeyi, yaparak yaşayarak &#246;ğrenmeyi sağlamam m&#252;mk&#252;n değil’ demesinler, &#231;ok basit ara&#231; gere&#231; ve malzemelerle de Fen Bilgisi dersini işleyebilsinler istiyoruz.

Anabilim dalımız donanım a&#231;ısından sayısal olarak &#231;ok yeterli olmasa da bu teknolojik ara&#231; gere&#231;leri sağlayarak &#246;ğrencilerimizin t&#252;m ara&#231; gere&#231;lerin kullanımı hakkında bilgi sahibi ettiğimize inanıyorum. Hizmet verdiğimiz &#246;ğrenci sayısını d&#252;ş&#252;nd&#252;ğ&#252;m&#252;zde tabii ki bu malzemelerin sayısının artırılması gerekiyor.

Avantaj ve dezavantaj olarak baktığımızda; Fen Bilgisi laboratuarımızın belki biraz daha b&#252;y&#252;k olması gerekiyor. Bu yıl b&#252;y&#252;k bir laboratuara ge&#231;tik, ancak hizmet verilen &#246;ğrenci sayısı d&#252;ş&#252;n&#252;ld&#252;ğ&#252;nde halen sıkıntılar yaşanıyor. Sınıf &#246;ğretmenliği (200 &#246;ğrenci) , ilk&#246;ğretim matematik &#246;ğretmenliği (70 &#246;ğrenci) &#246;ğrencileri ‘Fen Bilgisi Laboratuarı ve Fen Bilgisi &#214;ğretimi ‘ derslerini ve tabii ki kendi &#246;ğrencilerimizin aldığı ‘Fen Bilgisi Laboratuar Uygulamaları ve &#214;zel &#214;ğretim Y&#246;ntemleri ‘ dersleri yanında diğer derslerin uygulamaları da bu ortamda yapılıyor. Bu kapsamda malzeme yetersizlikleri ve bireysel deney yapma şansının azalması &#246;ğrencilerimize sıkıntı yaşatabiliyor. Bazı durumlarda deneyler gruplar halinde veya g&#246;steri deneyi olarak yapılabiliyor. Bu bir dezavantaj olabilir, ancak hi&#231; yapılmama durumu d&#252;ş&#252;n&#252;ld&#252;ğ&#252;nde şu anda az da olsa bulunması bir avantaj olarak g&#246;r&#252;lebilir. Az &#246;nce de bahsettiğim gibi, &#246;ğrencilerimizi, olanaklar &#246;l&#231;&#252;s&#252;nde yaparak yaşayarak &#246;ğrenmeyi merkeze alacak ve ileride de bu şekilde &#246;ğrenme-&#246;ğretme ortamları hazırlayacak &#246;ğretmen adayları olarak yetiştirmeye &#231;alışıyoruz.

Dezavantaj olarak sayılabilecek bir durum ise Anabilim Dalımız dahilinde bilgisayar ve bilgisayar laboratuarı yetersizliğimizdir. Ger&#231;i İlk&#246;ğretim B&#246;l&#252;m&#252; i&#231;erisinde bir bilgisayar laboratuarı mevcut ve bu laboratuarın genişletilmesi i&#231;in &#231;alışmalar var. Bu bir &#246;l&#231;&#252;de &#246;ğrencilerimize internet bağlantılı bilgisayar ortamı sağlamaktadır. &#214;ğrencilerimize internet kullanımı gerektiren &#246;devler veriyoruz ve bu &#246;devleri yapabilecekleri, internete ulaşabilecekleri bilgisayar laboratuarı b&#246;l&#252;m&#252;m&#252;z i&#231;erisinde artık var. B&#246;l&#252;m k&#252;t&#252;phanemiz olmakla birlikte Fen Bilimleri Eğitimi Anabilim Dalı’nın bir k&#252;t&#252;phanesi ya da b&#246;l&#252;m k&#252;t&#252;phanemiz i&#231;inde Fen Bilgisi Eğitimi ile ilgili zengin kaynaklarımız ne yazık ki yok. Zengin bir k&#252;t&#252;phane oluşturmaya ihtiyacımız var. Bu da &#246;nemli dezavantajlarımızdan birisi.

Yetiştirdiğiniz &#246;ğretmen adaylarına yeterli uygulama s&#252;reci nasıl d&#252;zenlenmektedir?

Fen Bilgisi &#214;ğretmenliği Programımızın kapsamında gerek okul deneyimi uygulama dersleri gerek diğer derslerin i&#231;indeki uygulama saatleri d&#252;ş&#252;n&#252;ld&#252;ğ&#252;nde uygulamaya yeterli s&#252;re verilmiş g&#246;r&#252;l&#252;yor.

Uygulama s&#252;re&#231;lerini iki ana b&#246;l&#252;m altında ele alabiliriz. Okul deneyimi dersi kapsamında ilk&#246;ğretim okullarındaki uygulamalar ve alan dersleri kapsamındaki laboratuar uygulamaları. Alan dersleri kapsamında &#246;ğrencilerimize verdiğimiz uygulama dersleri b&#246;l&#252;m&#252;m&#252;z laboratuarının ve diğer b&#246;l&#252;mlerinin laboratuarlarının destekleriyle y&#252;r&#252;t&#252;lmektedir. Daha &#246;nce bahsedildiği gibi b&#246;l&#252;m&#252;m&#252;zdeki fen bilgisi laboratuarı donanım a&#231;ısından olduk&#231;a zengin, ancak &#246;ğrenci sayısının fazlalığı d&#252;ş&#252;n&#252;ld&#252;ğ&#252;nde yetersiz kalabilmekte. Uygulama anlamında bu bir eksiktir.

Okul uygulamaları &#231;ok &#246;nemli bir s&#252;re&#231; ve b&#246;l&#252;m&#252;m&#252;zde bu uygulama 1. sınıftan itibaren başlatılıyor. Okul uygulamalarının &#246;nemini iki a&#231;ıdan ele alabiliriz. Birinci &#246;nemi; &#246;ğretmen adayları hizmet &#246;ncesi eğitimlerinde sadece &#252;niversitelerde teori olarak yetiştirilmekle kalmamalıdır. Okullarda deneyimli &#246;ğretmenlerin yanında ya da bizzat uygulamanın i&#231;inde yetişmeleri &#231;ok &#246;nemlidir. Okul uygulamalarına gittikleri okullardaki yeterlikleri, yetersizlikleri, sorunları g&#246;r&#252;p; mezun olmadan bunların &#231;&#246;z&#252;mlerini arayan ve sorunları giderme y&#246;n&#252;nde eğitim almaları başka bir &#246;nemli noktadır. İkinci &#246;nemi ise, &#246;ğrencilerimizin uygulama okullarına yeni yaklaşım ve gelişmeleri aktarmaları ve &#252;niversite ile ilk&#246;ğretim okulları arasında bir k&#246;pr&#252; g&#246;revi yapmalarıdır. Bu anlamda hizmetteki &#246;ğretmenlere &#252;niversitedeki yeni yaklaşımlar aktarılarak hizmet i&#231;i eğitim sağlanmış olabiliyor.

Alan, k&#252;lt&#252;r ve &#246;ğretmenlik formasyonu derslerinin y&#252;zdesi nasıldır?

Alan dersleri olarak Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik dersleri veriliyor. &#214;ğrencilerimiz bu alan dersleri kapsamında epeyce fazla ders alıyorlar. K&#252;lt&#252;r dersleri a&#231;ısından programı yetersiz buluyorum. K&#252;lt&#252;r dersleri biraz daha fazla olabilir. Bu eksiği se&#231;meli derslerle gidermeye &#231;alışıyoruz. &#214;ğretmenlik formasyonu dersleri kapsamında; &#214;ğretmenlik Mesleğine Giriş, Okul Deneyimi I, Okul Deneyimi II, &#214;ğretmenlik Uygulaması, Gelişim ve &#214;ğrenme, &#214;ğretimde Planlama ve Değerlendirme, &#214;ğretim Teknolojileri Materyal Geliştirme, &#214;zel &#214;ğretim Y&#246;ntemleri I, &#214;zel &#214;ğretim Y&#246;ntemleri II, Sınıf Y&#246;netimi, Matematik &#214;ğretimi, Rehberlik dersleri verilmekte. Bu derslere bakıldığında aslında &#246;ğretmenlik formasyonu adına temel dersler veriliyor. Ancak &#246;nemli bir eksikliğimiz, &#246;l&#231;me ve değerlendirme dersinin bağımsız ve zorunlu bir ders olarak verilmemesi. Biz &#246;l&#231;me değerlendirme, test geliştirme teknikleri, bireysel gelişim değerlendirme derslerini se&#231;meli dersler olarak a&#231;ıyoruz. Ancak &#246;ğrencilerimiz toplam beş se&#231;meli dersin en fazla ikisini b&#246;l&#252;m i&#231;i yani FB&#214; kodlu alabiliyorlar. Diğer &#252;&#231; dersi b&#246;l&#252;m dışından almak durumundalar. Dolayısıyla başka se&#231;meli dersler de d&#252;ş&#252;n&#252;ld&#252;ğ&#252;nde &#246;ğrencilerimizin t&#252;m&#252; &#246;l&#231;me değerlendirmeyle ilgili dersleri alamıyorlar. En yeni değerlendirme yaklaşımı olan bireysel gelişim değerlendirme yaklaşımı &#246;ğrencilerimizin hepsine yeterince aktarılamıyor.

Alan, k&#252;lt&#252;r ve &#246;ğretmenlik formasyonu derslerine giren &#246;ğretim elemanlarını nasıl belirliyorsunuz?

Derslerimize girecek &#246;ğretim elemanlarını &#246;ncelikle Anabilim dalımızdaki &#246;ğretim elemanlarından belirliyoruz. Bu anlamda Fizik, Kimya, Biyoloji, &#214;ğretmenlik Formasyonu derslerine girebilecek &#246;ğretim elemanlarımız mevcut. Fakat Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı olarak hem İlk&#246;ğretim Matematik &#214;ğretmenliği, hem Sınıf &#214;ğretmenliği B&#246;l&#252;mleri’ne &#231;ok fazla sayıda servis derslerimiz var. Bu servis dersleri; Fizik, Kimya, Biyoloji, Fen Bilgisi &#214;ğretimi ve Fen Bilgisi Laboratuarı’dır. B&#252;t&#252;n bu dersleri sağlayacak &#246;ğretim elemanımız sayı olarak mevcut olmadığından &#246;ncelikle bu yetersizliği fak&#252;ltemizdeki orta&#246;ğretim fen ve matematik alanları b&#246;l&#252;m&#252;nden gidermeye &#231;alışıyoruz. Eğer &#246;ğretim elemanı sıkıntımızı gideremediysek daha sonra &#252;niversitemizin diğer fak&#252;lte ve b&#246;l&#252;mlerinden yardım alıyoruz. Yardım aldığımız b&#246;l&#252;mler; Fizik M&#252;hendisliği, Kimya M&#252;hendisliği, Kimya ve Biyoloji B&#246;l&#252;mleridir. Tabii bu durum ciddi sıkıntılar a&#231;abiliyor. Program yaparken &#231;eşitli sıkıntılar yaşayabiliyoruz ya da farklı b&#246;l&#252;mlerden gelen &#246;ğretim elemanlarına temel felsefemizi aktarmada bazen &#231;ok etkin olamayabiliyoruz. Zamanla Anabilim Dalımız b&#252;nyesindeki &#246;ğretim elemanlarının sayısı arttık&#231;a bu sorunlarında azalacağını sanıyorum.

Alan derslerinde aldığımız konular zaman zaman fen programıyla bağdaşmamaktadır. Bununla ilgili bir d&#252;zenleme yapmayı d&#252;ş&#252;n&#252;yor musunuz?

Kendi Anabilim dalındaki &#246;ğretim elemanlarımızla sık sık toplantılar yaparak temel felsefemizi, nasıl &#246;ğretmen yetiştirmemiz gerektiğini, gerek ders i&#231;i gerek ders dışı etkinliklerle ne t&#252;r paylaşımlar i&#231;inde olmamız gerektiğini konuşuyoruz ve ortak bir felsefe belirleyebiliyoruz. Ancak başka fak&#252;lte ve b&#246;l&#252;mlerden &#246;ğretim elemanı sağlamak zorunda kaldığımızda &#231;eşitli sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Bu &#246;ğretim elemanlarına derslerin kur tanımlarını veriyoruz, &#231;ok genel olarak a&#231;ıklamalar yapıyoruz, ancak &#231;ok etkili olabiliyor muyuz bu tartışılır. Daha fazlası m&#252;dahaleye giriyor ki bunun &#231;ok doğru bir yaklaşım olmadığı g&#246;r&#252;ş&#252;ndeyim. Zaman zaman bu &#246;ğretim elemanları seviyeyi tutturmada ya da kur tanımlarında &#231;ok genel başlıklar halinde verilmiş olan kapsamı ele almada bizim ama&#231;ladığımız doğrultunun dışında hareket edebiliyorlar. &#214;rneğin, ilk&#246;ğretime &#246;ğretmen adayı olarak yetişen &#246;ğrencilerimize seviyenin &#231;ok &#252;st&#252;nde bilgi verebiliyorlar. Bazen bunun tam tersi, seviyenin altında bilgi verebiliyorlar. Bununla ilgili d&#252;zenleme yapmayı d&#252;ş&#252;n&#252;yoruz ancak bunu formal anlamda m&#252;mk&#252;n bulmuyorum. &#199;&#252;nk&#252; &#246;ğretmene ‘şu konuyu anlat, şu d&#252;zeyle anlat’ demek m&#252;mk&#252;n olmuyor. &#199;ok genel mesajlarla ne istediğimizi ifade etmeye &#231;alışıyoruz. Bu mesajı alabilen &#246;ğretim elemanlarımızla uyumu sağlayabiliyoruz. Hizmet &#246;ncesi &#246;ğretmen eğitiminde &#246;nemli olan &#246;ğrencilerimize her t&#252;rl&#252; bilgiyi, beceriyi vermek değil, muhakeme etme, kendilerini geliştirme, her t&#252;rl&#252; yenilik ve gelişmeyi takip etme becerilerini kazandırmaktır. İnanıyoruz ki herhangi bir derste işlenişle ilgili yetersizlikler s&#246;z konusu olsa bile –ki bu; &#246;ğretmenden, ara&#231; gere&#231;ten, kaynaktan dolayı olabilir- &#246;ğrencilerimize bu temel becerileri verebildiysek, ilgi, istek, merak, etkili bir &#246;ğretmen olma arzusu ve &#246;ğretmenlik mesleğine d&#246;rt elle sarılma motivasyonunu kazandırabildiysek, yukarıda bahsettiğimiz eksiklikler giderilmiş olacaktır. Yani Fizik, Kimya, Biyoloji’yi &#231;ok &#231;ok iyi &#246;ğrenip, bu tutum, istek, aktif &#246;ğrenmeyi sağlayacak etkinlikleri &#252;retme anlamında temel becerileri kazandıramazsak, alan dersleri tek başına bir şey ifade etmeyecektir. Eğer biz bilimsel y&#246;ntem s&#252;re&#231; becerilerini &#246;ğretmen adaylarına kazandırabiliyorsak, alan bilgisi eksikliklerini de kendilerinin giderebileceğini d&#252;ş&#252;n&#252;yorum.

&#214;neri ve Dilekleriniz...

Hacettepe &#220;niversitesi Eğitim Fak&#252;ltesi İlk&#246;ğretim B&#246;l&#252;m&#252; Fen Bilimleri Eğitimi Anabilim Dalı olarak mezun ettiğimiz &#246;ğrencilerimizle T&#252;rkiye’nin d&#246;rt bir yanından ses getirmek ve mesleklerinde başarılı, kendileriyle barışık, kendilerinden memnun, &#231;evrelerindeki &#246;ğretmen arkadaşlarıyla her t&#252;rl&#252; bilgi ve becerilerini paylaşabilecek, &#246;ğrencilerine verimli olan, iyi &#246;ğrenci yetiştirmek adına istekli, &#246;ğretmenler yetiştirmek en b&#252;y&#252;k dileklerim arasında. Ayrıca &#246;ğrencilerimizin Hacettepeli olmaktan dolayı mutlu ve gururlu olmaları yine benim i&#231;in &#231;ok &#246;nemli. Belki burada 4 yıllık bir eğitim alıyorlar ama hayatları boyunca, meslek yaşantıları boyunca, Hacettepe’yle ve Fen Bilimleri Eğitimi Anabilim Dalı ile bağlantılarını ve bu anlamdaki duygu ve d&#252;ş&#252;ncelerinin pozitif olması yine bizim a&#231;ımızdan &#231;ok &#231;ok &#246;nemli. Bundan sonra b&#246;l&#252;me alacağımız &#246;ğretim elemanlarımızın &#246;nemli bir kısmını kendi &#246;ğrencilerimiz arasından se&#231;meyi d&#252;ş&#252;n&#252;yoruz. Bu anlamda &#231;ok iyi &#246;ğretmenler yetiştirmek yanında iyi akademisyenler yetiştirmek de &#246;nemli ama&#231;larımızdan bir tanesi. Yani yetiştirdiğimiz &#246;ğretmen adayı &#246;ğrencilerimizin s&#252;rekli araştıran, inceleyen, sorgulayan bireyler, paylaşımcı, kendisiyle barışık,mutlu olmaları en &#246;nemli ama&#231;larımız arasında geliyor.

Teşekk&#252;r ederim.
HABER YAZISI
(HABER YAZISI &#214;RNEĞİ)
Akdeniz’de tekneleri batan 27 ka&#231;ak g&#246;&#231;meni kimse kurtarmaya yanaşmayınca &#252;&#231; g&#252;n &#252;&#231; gece balık ağlarının dubalarında yolculuk ettiler.

GANA, Kamerun, Nijerya ve Sudanlı ka&#231;ak g&#246;&#231;menleri taşıyan tekne Libya’dan yola &#231;ıktı. Derme &#231;atma tekne 6 g&#252;n Libya a&#231;ıklarında s&#252;r&#252;klendikten sonra battı. İki balık&#231;ı teknesinin kurtarma girişimi sonu&#231; vermedi. B&#246;lgede bulunan bir Malta gemisi onlara yardım eli uzattı. Kaptan yukarı &#231;ıkmalarına izin vermediği i&#231;in g&#246;&#231;menler, geminin &#231;ektiği ton balığı ağlarına tutundular.

Balık kadar değerleri yok

Ka&#231;aklar &#252;&#231; g&#252;n &#252;&#231; gece, hi&#231;bir şey yiyip i&#231;meden ağlara tutunarak yolculuk ettiler. Maltalı kaptan, ağlarda 1 milyon dolarlık balık olduğunu, yolunu uzatarak bunu riske atmak istemediğini s&#246;yledi. Sonunda Sicilya yolu &#252;zerinde bir İtalyan donanma gemisi g&#246;&#231;menleri yukarı &#231;ekip İtalya’nın Lampedusa Adası’na g&#246;t&#252;rd&#252;.

5 g&#252;nde 120 kurban

Olayı, "Avrupa’nın Utancı" başlığıyla kapak konusu yapan İngiliz Independent gazetesi, bu 27 g&#246;&#231;menin yine de şanslı olduğunu, &#231;&#252;nk&#252; aynı b&#246;lgede son beş g&#252;n i&#231;inde d&#246;rt ayrı teknenin batması sonucu toplam 120 Afrikalının &#246;ld&#252;ğ&#252;n&#252; bildirdi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat