Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 20-03-06, 17:12   #1
High Hopes

3 :: Sessizliğin Sarmalı ::


SESSİZLİĞİN SARMALI


1.Elisabeth Noelle – Neumann’ın Kimdir?
19 Aralık 1916 yılında Berlin’de doğdu.
1937 yılında Missouri Üniversitesinde gazetecilik okudu.
Berlin Üniversitesine döndüğünde Ph.D. ünvanını kazandı.
Elisabeth Noelle-Neumann 24 yaşında, Das Reich ‘de yazım müdürü oldu.
Özel, gizli düşünceleri araştırmak için bir organizasyon düzenlendi.
1960 lı yıllarda, halkın düşüncesini genişletmek ve büyütmek için bir hipotez geliştirdi.
1971 yılında “Spiral of Silence” konusu üzerinde araştırmalara başladı.
Noelle-Neumann Avrupa’da, kütle iletişiminin seçkin isimleri arasında yer almaya başladı.
1984 yılında “The Spiral Of Silence Theory” sosyal düşünce açısında en önemli iletişim kuramlarından biri olduğu kabul edildi. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)

2.Sessizliğin Sarmalı Teorisinin Özet Anlamı ve Künyesi
Kamu araştırmaları sonunda, insanlar düşüncelerini ifade etmek için, birilerinin davranışlarından ve düşüncelerinden etkilenip, onlarla aynı düşüncede olma algısı yatar. Sessizliğin sarmalı kuramı; insanlar çoğunluğu oluşturmadıklarında, kendilerine inanılmayacağını ya da kendi fikirlerinin önemsenmeyeceğini düşünüp, düşüncelerini ifade etmek için, isteksiz davrandıklarını açıklar. İnsanlar azınlık olduklarına inandıkları zaman, kendi görüşlerini ve düşüncelerini gizleme ihtiyacı hissederler. Algıları ve düşünceleri ifade etmede, diğer bireyler kritik bir faktör oluşturur. Pasif olan grubun, düşüncelerini ifade edebilmek için, aktif olan grubun iyimser yaklaşımına , hoşgörüsüne ihtiyaçları vardır. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)


Sessizliğin sarmalında anahtar olan düşünceler:
1. İzolasyon korkusu
2. Düşüncenin hakim olduğu iklim.
3. Zor dolgular.
4. İstatistiksel Quasi hissetmek.
5. Konuşmayı ve suskunluğu koruma zamanı.


1. Ayrımın korkusu (izolasyon korkusu).
Sosyal ayırım yüzünden , bireyler doğuştan gelen davranışlarını değiştirmek zorunda kalabilecekleri bir korkuya kapılırlar.İzolasyon korkusu, halkın etrafta ne konuştuğunu belirleyen bir faktördür ve halktan gelen görüşler bütünü (görüşlerin çoğunluğu) kamu oyu düşüncesine şekil verir. Kendi düşüncelerinin kabul edilmeyeceğini düşünen, ayırımdan korkan bireyler için çözüm veya tek çıkış kapısı; sessiz kalmaya yönelmektir. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)

2. Düşüncenin hakim olduğu iklim .
İnsanların düşüncelerini ifade etmek istedikleri uygun ortam arayışına girerler. Bu ortam ayarlanmadığında ya da bireyler düşüncelerini ifade etmek için uygun bir ortam bulamadıklarında, dolayısıyla onları destekleyecek olumlu bir çevre de olmadığından; bireyler sürekli toplumdan soyutlama korkusu hissederler. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002). Burada asıl korkutan içerik; düşüncenin hakim olduğu iklimin bir gündemi belirlemesi ve bu gündemin gelecekte olacak değişimlere yön vermesidir. Dolayısıyla sessiz kalan bireyler, toplumun kaderini belirleyecek düşünceleri söylemedikleri zaman, toplumun pasif birer üyesi olmaktan öteye gidemezler.

3.Zor Dolgular
Ayırım süreci sonundaki sessizliğin ardında kalan helezon gruba; azınlık grup diyoruz. İletişim süreci sonunda baskın olan düşüncelerin kabul edilmesiyle; arta kalan, azınlık grup ise helezon azınlığı olarak isimlendirilir. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)
Baskın olan dolgular halka dönebilir, azınlık grup ise;halkın karşısında kendini kötü hisseder, kendini topluma yabancılar. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)

4.İstatistiksel Quasi hisseder:

Bireyler süreç sonunda gelişen havayı hisseder ve kamu oyu düşüncesini değiştirir. Onaylanan düşünce ve eylemler; kamu oyu tarafından benimsendiğinden uygun birer davranış formu halini alır. İster istemez azınlık olan düşünceler arka planda kalır. Bireyler sabit olan düşünceler yerine; düşüncelerine esneklik kattıklarında, düşüncelerinin; geleceği kontrol etme, yön verme şansına sahip olurlar. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)

5. Konuşmayı ve suskunluğu koruma zaman
Bireyler baskın olduğunu gördüğü düşünceleri ve bu konuda, kendilerinin de üstünlüğünü kabul ettirmek için; baskın olan grubun düşüncelerini ve görüşlerini ifade etmeye yönelirler. Dolayısıyla birey, baskın olan düşüncenin grubunda ise konuşma hakkına sahiptir, pasif olan düşüncenin grubunda ise sessizliği koruma eğilimini tercih etmektedir. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002). Tabi ki tercih edilen durumda bu değildir. Her birey bu toplumun bir parçası ise, düşüncelerini yanlış da olsa , tek başına da olsa dile getirmelidir. Zaten bireyi korkutan kendi düşüncesi değil, bu düşünceyi söylediğinde, yorumunu yaptığında; karşındaki gruptan, çoğunluktan ya da toplumdan nasıl bir tepki alacağıdır. Bunu göze alamayan bireylerin bir bölümü susmayı tercih etmektedirler. Diğer bir bölümü ise çoğunluk gruba katılarak, kendi özgün fikirlerinden vazgeçer. Bu durum farklı bir tartışmayı da beraberinde getirir. Çoğunluğun fikirlerini benimsemelerinin nedeni; gerçekten doğru buldukları için mi, yoksa toplumda kendilerini yalnız hissetmekten korktukları için mi?
Sessizliğin Sarmalına Medyanın Etkisi:

Medyanın kamu düşüncesi üzerine yoğun etkisi vardır. Sessizliğin Sarmalı Teorisine göre; Medya, kendisiyle azınlık arasında ki kültürel farklılıkların olduğu inancını susturmak için, çoğunlukla kabul edilen kamu düşüncesinin medyadan kaynaklandığını açıklar. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)

İletişim teorileri şöyle tanımlıyor televizyonun olduğu medya, sadece bize etrafta ne düşüncenin dolaştığını söylemez , fakat herkesin sözde etrafta ne düşünüyor olduğunun, onların gerçekliğini de ortaya koyar. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)
Medyanın yaptığı; insanlara kesin bir bakış açısını kazandıracak sözcükleri ve sözcük gruplarını sağlamaktır. Eğer insanlar güncel bilgilere, sözcüklere ulaşamazsa, sık sık tekrarlanan ifadeler onların bakış açısını daraltır ve sessizlik girdabına girmelerine neden olur. Böylece insanlar etkin bir şekilde sessiz olurlar. ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız], 2002)

3.SUSKUNLUĞUN SARMALI MODELİ
Sessizlik Sarmalı Ne Demektir?
Bu model Batı Almanya sosyologu Elisabeth Noelle - Neumann tarafından geliştirilmiştir. Suskunluğun sarmalı modeli, insanların azınlıkta olduklarını hissettiklerinde neden fikirlerini ifade etmekten çekindiklerini açıklar.
Model şu temel varsayımlara dayanır: İnsanlar çoğunluk tarafından hangi fikirlerin tutulduğunu ya da kuvvet kazandığını, hangi fikirlerin azınlıkta olduğunu ve gerilediğini görmek için çevreyi gözlerler. Egemen olan kamu oyunu bilirler. Toplumdaki çoğunluk tarafından benimsenmeyen tutumlar, inançlar ve fikirler bireyleri toplumdan uzaklaştırır. Sosyal izolasyondan korkarlar, bu nedenle azınlıkta olanlar düşüncelerini ifade etmekten sakınırlar. Kendi düşüncelerinin egemen kamu oyuyla benzer olduğunu düşündüklerinde, bunu açıkça ifadeye yönelirler. Öte yandan azınlıkta olduğunu algıladıklarında, ifade etmez, bastırırlar.
Bir görüş biçiminin egemenliğini algılama çoğu kez gerçekte halk çoğunluğunun böyle bir görüşe sahip olup olmadığıyla çok az ilişkilidir. Algılanmış çoğunluk fikirleri, çoğu kez sadece bir azınlık tarafından tutulur. Bununla beraber, bir görüş biçiminin çoğunlukta olduğu algısı sarmal bir süreci harekete geçirir: bu süreçte aksi görüşe sahip halk sessiz durmaya başlar ve algılanmış çoğunluk görüşü egemen gerçek görüş olarak kurulur. Suskunluğun sarmalı, kitle iletişim araçlarının halkın üzerinde kurduğu etkilerle değişir; kişiler arası iletişim enformasyon sağlar, fakat kitle iletişim araçları asıl etken olmaya yönelir.
Kitle iletişim araçlarının belli konuları ve sorunları ve bunların tartışmasını halkın görmesinden uzaklaştırma yeteneği üzerine durur. Kitle iletişim araçlarının etkilerinin çoğu kamuoyunun ve fikir ikliminin şekillendirilmesinden ibarettir. Toplumsal çevrede egemen olan eğilimler hakkındaki düşünceler kişilerin davranışını oy verme kararlarına kadar etkiler. Teknik ölçme bakımından, bu varsayım etkileri tutumların ve davranışların en katı, dolayısıyla da değişime en kapalı olduğu noktada ölçme avantajına sahiptir.
Neumann’ın modeli temelde, Fetinger’in “bilişsel çelişki” modelinin psikolojik alandan alınıp sosyolojik alana uygulanmasıdır. Bilişsel çelişkiden kaçışla, kişi kendi kafasında, kendi-kendiyle iletişim süreci sonucunda verdiği kararla bir bilişsel psikolojik denge oluşturur. Neuman’da bu denge arayışı kişinin yaşadığın ortamdaki egemen fikirlere yönelmesi ve uyumsuzluk yaratan veya azınlıktaki fikirlerden kaçınması, eğer böyle bir fikir taşıyorsa, genel/popüler fikirler karşısında susmayı tercih etmesi biçiminde olmaktadır. Bize göre, bu model, genel fikirlere uyma ve azınlık fikirleri taşımada suskun kalmayı materyal ilişkiler düzeninin yapısal gerçeğine ve bu yapının günlük çalışması biçimine bağlarsa, anlamlı bir yaklaşım olabilir. Örneğin, “dışarıda kalma, bırakılma” (izolasyon) korkusuyla kişinin tartışmaya girmemesi ve suskunluğu seçmesi, egemen kaideler, kurallar ve pratikler karşısında uyum araması veya uyumsuzluğunu içine atması sürecini psikolojik bir oluşum ve süreç içine hapsetme yerine, bu psikolojinin belirleyici faktörünün kişinin kendi içinde bulduğu örgütlü yaşam koşulları olduğuna bağlanması gerekir. Neumann ’da ki “karşıtlık ve mücadele yokluğu” ancak, incelemeye egemen fikirler, kaideler ve kuralların çıkıp geldiği ve bağlı olduğu materyal temel ve yapı eklenerek giderilebilir. (Erdoğan ve Korkmaz,2002).
Neumann teorisi bu bağlamda (medya konusunda) diğer teorilere göre daha güç olan bir teoridir. "Sessizlik helezon çizerek git" veya "Sessizliğin sarmalı", olarak ifade edilen teori; medyanın güçlü etkilerinin kamu düşüncesi üzerinde olduğunu tartışır, ama kendisinde bu etkilerin veya edilmemiş geçmiş araştırma sınırlamalarının olduğu az değer biçildiği de söylenir. Noelle Neumann o üç karakteristiğe, güçlü etkilere kamu düşüncesi üretmesi için birliğin olduğu, her yerde olmanın ve tutarlılığı sağlanmış bir iletişim sürecinin olduğu kütleyi tartışır. Birleşmiş resmi bir olaya başvurur veya onu çıkarır, geliştirebilir, ve çoğunluk tarafından farklı şebekelerin ve diğer medyanın olduğu gazeteler, magazinler, televizyon paylaşılır. Tutarlılık etkili, seçici maruz kalmayı yenmektir.

İnsanlar hakkında izlenimlerin, kamu düşüncesi olan dağıtma olduğu formun tartışmaya yol açan bir çıkış noktası.Bireyler çoğunluk olup olmadıklarına kararlaştırmayı dener ve kamu düşüncesi olan çoğunluğun sesi, ortamı değiştirir. Eğer bu bireyler azınlık olduklarını hissederlerse, sessiz kalmaya yönelirler. Bu bireylerin sessiz kalmasıyla, diğer insanları temsil edecek özel bakış açısının olmadığını hissederler.
Sessiz Kalan Bireyler kaynak olduğu için, oyunun önemli bir parçası olan medya ya yönelir. Medya helezona üç yol olan sessizliği sonuçlandırır:
1. Sessiz kalan gruptan birinin bile aykırı davranması, halkın söyleyebileceği düşünce hakkında izlenimlere şekil verir.
2. Düşünce hakkında izlenimleri olan grup baskındır.
3. Sessiz kalan grup düşüncede artış ya da azalış olduğu hakkında izlenimlere şekil verir.
Noelle Neumann, düşüncenin ikliminden, düşüncenin bulunduğu ortamdan etkilenildiğini savunur; düşünce karşı bir kişiye gider, o kişi ortamı sevmediği için, azınlıkta kaldığından sessiz kalacaktır. Kuvvetli olanın harekete gedmesi, sessiz kalanda izolasyon korkusuna neden olur. Noelle Neumann politikada diğer değişkenlerin;yaş, eğitim, gelir, ilgi, bilinç konumu gibi değerlerin kullanılmasının, haber medyasıyla olan ilişkinin etkililiği,bireyleri disipline eder. Analizin etkileri (Eğitim, gelir, yaşlanma) açık sözlülük, demografik değişkenleri gösterdiği bir gerilemenin olduğu sonuçlar, haber medyasının konumunu ve siyasal bilginin olduğu, kendinden etkililik, dikkati düzeltir. Fakat, Noelle Neumann' ın teorisinin akla getirdiği gibi, kamu düşüncesinin veya haber medyasının olduğu, bir ortam sağlandığında ilişkilerin sessizliğin helezonunu bozan koşullar sağladığını ve sessizlikle kavga etmek için mümkün olan ortamı yarattığı görüşünü savunur.
(Severin ve Tankard, 1992).
Sessizlik Sarmalı Teorisinin Ortaya Çıkışı
1980 yılında, iki başbakan adayı arasında oylamalar, seçim kampanyalarının olması Elisabeth Noelle Neuman için bir çalışma alanı oldu. Bu seçim kampanyası Jimmy Carter ve Ronald Reagan arasında bir meydan okuma şeklinde sürdü. İki ayı aşkın kampanyaların ve söylevlerin olduğu, görünürde bir çok birincinin olduğu bir yarış havasına bürünmüş bir seçim kampanyasıydı. Fakat bu sırada iletişim üzerine çalışmalar yapan Profesör Elisabeth Noelle-Neumann’ a anketçiler tarafından yanlış bir soru soruldu. “Oyunuzu kime verdiniz ?” sorusu yerine, “Sizce seçimi kim kazanacak ?“ sorusu soruldu.
Anketçiler, Reagon’ın kazanacağı beklentisi içinde olduklarından, rahat bir soru sorma eğilimi içine girdiler. Noelle Neuman ise kendisinin, siyasal iklimin ve özellikle onların geleceğine yönelik tahmininin olduğu bir değerlendirme yapmasının, insanların değerlendirmesini etkileyebileceğini ifade eder.
Neumann, genelde toplum hakkında güvenilir bilgiyi sağladığı bir altıncı duyunun olduğunu; sessizliğin insanların azınlık olduğunu düşündüğü zamanda, onların görüşlerini gizlemelerini hissettiren, helezonun olduğu dönem olarak ifade eder. Noelle Neumann, televizyonun helezonu hızlandırdığına inanır , ama ilk olarak bizim şimdiye kadar insanların, alışamadığı hassasiyetine karşın; toplumun neyi hoş görecek olduğunu değiştiren standardın olduğunu anlamamız gereken sürecin sonunda medyayı kavramayabiliriz (Griffin, 2000).

Kamu oyu iklimini algılamak
Noelle Neumann'ın sabit olarak kamu oyu düşüncesini ayırt etmesi için insan; şaşırtıldığı düşünceyi algılar. Bilim insanın çevresini algıladığı beş alıcıyı sıraladı, bunlar: Göz ( görüş, ), kulak ( duyma, ), dil ( tat, ), burun ( kokla, ), deri ( dokunma). İnsanlar donanımlı antenlerle gelir gibi, her sosyal esinti içinde yer alırlar. Başka “nasıl”,”niçin” gibi sorular sorarız. Biz gerçek iklimin meydana geldiği bir sallantıyı sayabilir miyiz veya karşı bir parti, bir kişi veya özel bir fikri, tam olarak her yerde aynı zaman diliminde hissetmek gibi göründüğünden herkes tarafından;
Bilimsel oylamalar kamu iklimine düşüncesini denemeden önce, rasgele örneklerin, görüşmenin programlanmasının faydasının olduğu veya ortalama olarak bir grup insanın rüzgarın hangi yolda uçuruyor olduğunu söyleyebilir. Noelle Neumann içinde baro metrik okumaları denemesi için insanların aklını meşgul eden iki soru tavsiye eder:
1. ”Senin kişisel düşüncene bakmayarak,çoğu insanın bir konu hakkında ……... düşüncesini önemser misin?"

2. “Hemen hemen az veya çok fazla insan, şimdi bulunduğu zamandan bir yıl sonrasında şimdiyi düşündüğünde; ne söyleyebilirsin?” diye sorulduğunda;

Nadiren insanların verdiği yanıt, “Nasıl bilebilirim” veya “Ben Peygamber değilim?" yanıtını alırız.
Neumann bu değerlendirmeyi; hayatın sahibi olduğuna inandığı halka inanır, şimdi veya gelecek için yapılması en doğal şey dünya insanları için yapılacak olan işler olduğunu düşünür. Otuz yıllık tecrübesinde, genellikle insanların onu doğruca bulduğu ve yaptığı çalışmaların insanları ikna ettiği incelemeler üzerine deneyim kazanmıştı. Hatta onların, yanlış anladıkları zaman, değişmez bir şekilde, geleceği de bu hata ile devam ettirebilirler, seçebilir,yönelebilirler. Örneğin, her yeni yıl yaklaşırken; Allensbach Enstitüsü; bir Alman erkek ve kadınlardan oluşan küçük bir temsilci grubuna “Gelecek yıla baktığında beklentilerin; ümitlerin ve korkuların var mı?" sorusunu sordu, erkeklerin bir kısmı düşüncelerini ifade etti ancak kadınlardan sonuç alınamadı.(Griffin, 2000).
Noelle Neumann hangi fikirlerde artış olduğunu anlaması için enerji gerektiren inanılmaz bir harcamayı istediğini ifade eder. Muazzam konsantrasyon, sosyal yönlerin sadece tehlikenin kendisinden dışarı tarza giden bir düşüncenin, kendini ayıklıyor olduğu, daha büyük bir gerilim ile kıyasladığı zamanla anlam ifade ettiğini izlemeyi istedi. Gayretini kendi içinde harcamak, çevreyi gözlüyor ve bunu yaparken de; hem arkadaşlarının aşağılamasından kurtuluyor, hem de kafasında kendi doğruları ile toplumun doğrularını karşılaştırıyor. dolayısıyla bireyler bunu yaparken de daha az risk alıyor (Griffin, 2000).

İzolasyon korkusu:
Noelle Neumann’a göre, izolasyon korkusu sessizliğin sarmalını hızlandıran merkezkaç kuvvetidir. Aşağıda A,B,C,X çizgileri görülmektedir. A, B veya C ‘den hangileri X ile aynı uzunluk çizgisidir?
A ____________
B _________________
C __________
X __________
Cevap açık görünür; seçimlerin A' yı çizdiğini herkes görür; örneğin buna sol düşünce diyelim; ama çoğunluğun oybirliğiyle B olan çizgiyi belirten deneysel grubun olduğu sağın cevapladığını düşündüğümüzde büyük kaygı hissedilir. Uzak olan düşünceler, çok gerçekçiymiş gibi gösterilir. Burada doğru yanıt A olsa da, çoğunluk B dediği için; kamu oyunun doğrusuda çoğunluk yönünde olacaktır. Çoğunluk her zaman, azınlığı yener ifadesini kullanabiliriz (Griffin, 2000).
Sürgün olan grup; inzivaya çekilme ve çoğu ironi olarak görülen halkın zalim cezaları ile karşılaşabilir. Noelle Neumann’a göre, sadece suçlu veya ahlaki kahramanlar, toplumun neyi düşündüğünü önemsemez. Bizimle kalanı barışı ister ve bireyin düşüncesine ait olması beraberinde memnuniyeti getirir (Griffin, 2000).

Konuşmayı ve suskunluğu koruma zamanı
İnsanların Konuşma zamanı; kendi düşüncelerinin, kamu düşüncesiyle aynı olduğu zaman sürecinde konuşmasının bir sakıncası yoktur. Bu durumda birey düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmektedir. Fakat tam tersi durum söz konusu olduğunda; yani bireyin düşüncesi ve davranışlarında kamu oyu çoğunluğuna ters düşen bir durum olursa; bu durumda birey sessiz kalmayı tercih edecektir. Çünkü bireyler, izolasyon korkusundan dolayı, onay almayan görüşleri kendisinde tutuyor; kendilerini sessiz tutarak, kamu oyunun azınlığı görmesini sağlar. Neumann bir grup bireyin kendi düşüncelerini yaydığını ifade eder ve bu düşünce kendinden emin bir şekilde halkın oluşturduğu kamu oyu tarafından yapılır. Diğer taraftan, kendi düşüncelerini kaybediyor olduğunu fark eden bireyler de bu konumda önemli bir yer tutar, çoğunluğu benimseme eğilimi görüşü insanları ayrıma sürükler. Buna göre; sessizlik içinde kalan bireyler şöyle sınıflandırılabilir;

1.Çoğunlukla kabul edilen, konumu onaylayan, görüşlerini ifade etmek için gönüllü olan azınlıklar,
2.İnsanlar düşünceleri paylaşmak ve konuşmak için gönüllüdür.
3.Kendini beğenme duygusu sessiz kalmak için bir sebep olabilir.
4.Orta ve üst sınıflarda erkeklerin, genç erişkinlerin duygularını daha iyi,cesaretli bir şekilde ifade ettikleri gözlenmiştir.
5.İnsanların sayıca üstün oldukları durumda cesaretleri artar (Griffin, 2000).

Sessizlik Sarmalını hızlandıran merkezkaç kuvveti - izolasyon korkusu
İnsan düşünce yeteneğinin yüksek ölçüde olduğu bir varlıktır. Ayırım sonucunda bireylerde açıklanabilir bir korku hissedilir. Grubun kendi güvenini ifade ettiği; oysa diğerlerinin sessiz kaldığı bu ortamda kendine güveni olan grubun sayıca fazla olduğu görülür (Griffin, 2000).

Televizyonun bütünüyle mesaj veren ve insanların bu mesaj hattında yararlandığını düşünürsek; televizyonun tek bakış açısı ile ve sabit tekrarlarla insanlara aynı mesajları verdiğini görürüz. Bu faktörler seçici olmayı veya maruz kalmayı durumlarını ortaya çıkarır ve tüm kamu oyu kararına yaygın düşünceyi empoze eder. Bu durumda televizyonun veya diğer kitle iletişim araçlarının sessizlik helezonunu hızlandırdığını görüyoruz (Griffin, 2000).

4.Elisabeth Noelle–Neumann’ın Teorisi Üzerine Yapılmış Çalışmalar
Erin Gallegher tarafından, Sessizliğin Sarmalı teorisi araştırması üzerine bir makale;
Grubun basit sorulara (Örneğin, " bu çizgilerden hangileri en uzunudur?" gibi) verilen yanıtın çok komik düzeyde olması teorinin ne kadar geçerli olduğu konusunda kafalarda soru işareti uyandırmalıdır. Bu çatışma ile, teorinin tahmin edeceği sessizlikte, neredeyse bütün bireylerin "Yanlış" cevabı verdiği görüldü. Yine de, deney yapıcılar; teorinin neye rağmen tutabildiğini araştırıyor; bu konuda "Doğru"' cevaba verilen yanıt oranının % 68 'i bulmasına rağmen; açık bir kargaşa, ve huzursuzluk karşı çoğunluğun düşüncesini haklı çıkarıyor. Oysa yanlış olan cevap, doğru cevap değerini taşıyor. (Gallegher, 2002)
Bu ilk sonuçlardan sonra, başka bir dizi deneyler deneniyor, bu süreçte öğelerin yerleri değiştiriliyor ve deneye bu açıdan bakılıyor. Örneğin; bazen, iki birey yerine sadece bir birey konularak aynı ortam oluşturuluyor. Tüm gruba, diğer kalanlarda dahil ediliyor ve konuda destek sağlanıyor; tüm bireylere aynı bilgi veriliyor. Buna göre, meydana gelen değişikliklerden olumlu sonuçlar almıştır. (Gallegher, 2002)
Değerlendirme
Buna ek olarak, çeşitli deneylerden alınan sonuçların ayrıntılarına rağmen, burada deneyin asıl amacı; evrensel düşünme ve evrensel davranışı gösterebilmektir. Bunun içinde deneyde asıl önemli olan bireylerin yetenekleridir. Tabi ki dikkat edilmesi gereken bir noktada bireylerin karakteristik özellikleridir. Bu deneyde ki grup üniversiteli erkek öğrencilerdi. (Gallegher, 2002)
Bu açıdan, soruya verilen cevabı, farklı yaşlar, cinsiyet ve eğitim durumları gibi özellikler etkiler. (Gallegher, 2002)
Bizim bu teorinin gerçekte neyde tanımladığını gözleyebildiğimiz yerin olduğu alan oy verilen alandır. Özellikle, oylamalar aldı, bir seçim çoğunlukla güvenilmez olmadan önce, insanların bir "Popüler olmayan düşünceyi ifade etmek için korkmuş olabildiği düşüncesi yatmaktadır. (Gallegher, 2002)
Chris Whitham'ın sessizliğin sarmalı teorisi üzerine yorumları;

Ne zaman ve insanların neden konuşma ihtiyacını hissettiğinden; neden susma ihtiyacını hissettiğinden bahseder: "Bireyler, Kendileriyle kendi kişisel düşüncesinin yayıyor olduğunu fark ederler ve bu birleşen düşünce biçimi kamu oyu çoğunluğunu oluşturacağından, halkın sesi haline gelir. Bu durumda ise Kendi düşüncelerinin kaybediyor olduğunu fark eden bireyler önemli yer tutar. Herkes problemi kendisinde aramaya başlar; birey, kendi düşüncesinin azınlık olduğu bir ortamda bulur kendini. “Sen nasıl tepki gösterirsin? “ şeklinde bir soru yöneltirseniz, azınlıkta olduğu için ses çıkartmaya cesaret edemez.( Whitham, 2002).
Heath Brothers’ ın sessizliğin sarmalı teorisi üzerine yorumları:

İnsanlar pek çok konu hakkında konuşurlar; sevdiği yemekler, müzikler, sinema filmleri gibi. İnsanlar sohbet ortamı kurduklarına “Sen hangi filmi sevdin?”, gibi bir soru karşısında bile eğer diğerlerinin konuşması, film hakkındaki yorumu bile bireyinkinden farklı ise, birey konuşmaz kendini gizler. Etrafındakiler onu yorumsuz olarak kabul edebilir veya filmle ilgilenmediğini de düşünebilirler. Fakat bulunduğun ortam senden herkesin önünde görüşlerini ifade etmeni ister. (Brothers, 2002).

Sonra sen film hakkında değil de yemek hakkında konuşmak istediğinde arkadaşlarından tepki alırsın. Onlar için önemli olan film hakkındaki görüşlerindi ancak sen, onların görüşlerine ortak olmadığın için, azınlıkta kalırsın ve iletişim süreci başarısızlıkla sonuçlanır. Bu başarısızlık sessizliğin, Elisabeth Noelle Newman'ın teorisinin bütünüyle etrafında dönmektedir. (Brothers, 2002).


Böylesi durumlarda, görüşlerimizi ifade etmekten korktuğumuz için tek tip düşüncelere sahibiz. Bu yüzdende düşünce olarak kendimizi geliştiremiyoruz. Bu sessizliği hızlandırdığı merkezkaç kuvvetidir. İnsanlar galip tanınmayı ister ve bu yüzden çoğunluğun inançlarına uyar. Yukarıdaki senaryo buna iyi bir örnektir. (Brothers, 2002).
Genelde olarak bu teorinin çok faydalı olduğu düşünülür. Bu teori de istisnalar söz konusu olabilir. Teori bir çok faydalı hümanist teorilerden biridir.
(Brothers, 2002).


Dave W.Beauvaris’ın sessizliğin sarmalı teorisi üzerine eleştirileri

"Sessiz çoğunluklar ve yüksek sesli azınlıklar" (Moscovici, 298) adlandırdı, onun yorumuna sessizlik helezonun olduğu Elisabeth Noelle Neumann'ın teorisini sağlar. (Beauvais'i, 2002).
Moscovici, onun sessizlik helezon çizerek gitmeyi anlattığı gibi demokrasiye başladı. Demokrasinin diyaloglar olduğunu belirtir ve sabit olarak arada binlerce insanın yer aldığı tartışmalar yer alır. O zaman kendisi için Noelle Neumann'ın, durumun iyi çalışması için demokrasinin ona sahip olduğu bir düşünceyi verir, oy veren halk olan büyük bir yüzdenin olduğu sessizlik ve katılım olmayana güvenir. Bu "Duyarsızlık helezon çizerek git" e (Moscovici, 298) teorinin sessizliğin olduğu Noelle Neumann'ın helezonunu kıyaslar. (Beauvais'i, 2002).
Özellikle ayrılığın ve ayırmanın olduğu, Noelle Neumann'ın fikirlerinin yorumları doğruluğu inkar edilemez. Hatta öyle ki birey bunu kendinde çok bir şekilde fark eder. (Beauvais'i, 2002).
5.Sessizliğin Sarmalı Teorisi Hakkında Yorumlarım ve Sessizliğin Sarmalı Teorisinin Eğitime Yansımaları Olabilir mi?
Elisabeth Neumann’ın bir bayan olarak iletişim kuramlarında önemli bir yer etmesi, bakış açımı olumlu yönde etkiledi.
Neuman’ın kuramında incelik ve detaycılık sezinledim. Gözlemlemek ve gözlemleri dile getirmek kuramın ayrılmaz parçalarından biri. Bu kuramda yakın çevremizden ve yaşantımızdan çok somut örnekler bulmamız mümkün. Basit olarak yakın zamanda yapılan millet vekili seçimlerinde örneği bulabiliriz. Seçim öncesinde bir çok propaganda, etkinlikler yapıldı ve demeçler verildi. Seçimler yapıldığında yaklaşık on – on iki partinin içinden bir parti halkın çoğunluğunu temsil etti. Kamu oyunun gündemini oluşturdu. Burada tabi ki çoğunluk bir kısım, bu partinin olmasını istediği için bu parti isteğine kavuştu ve hükümeti oluşturdu. Bir sonraki seçimde diğer kaybeden partiler yeniden ses çıkaracaktır. Ancak ses çıkarmayıp, rejime devam edilmesini isterlerse davalarından vazgeçmiş olurlar ve artık kendi düşüncelerine sahip çıkmazlarsa; onları destekleyen azınlık helezonu ya mutsuz ve cesaretsiz bir azınlık grubu oluşturur, ya da düşünce fikirlerine esneklik katarak yeni rejime ayak uydurma zorunda kalabilir.

Ya da tersi yönden düşünelim; azınlık partiler bir sonraki seçimde davalarını çok iyi savundular ve bu sefer kamu oyu çoğunluğunu azınlık grup kazandı ve partiler rolleri değişti. Burada önemli olan sessizliğin içinde boğulmadan kalmak hatta o sessizliğin içine hiç girmemektir.

Eğitim açısından ele alındığında, örneğin dersimizde beyin fırtınası tekniği kullandığımızda; her öğrenci fikirlerini açıkça dile getirerek derse olumlu katılım sağlar. Ancak, bir soru-cevap tekniğini kullandığımızda, doğru cevaplar kalıplar halinde olduğundan, bireylere tek cevap hakkı kalır. Dolayısıyla cevabı yanlış olan bireyler derste sessiz kalır ve düşüncelerini söylemeye cesaret edemezler. Bu da derse olan ilgilerinin azalmasına neden olabilir. Esasında farkında olmadan hepimiz bu kuramın içinde yer alıyoruz. Yetişkinlerde, çocuklarda, yediden yetmişe tüm bireyler düşüncelerinin yanlış olduğu konusunda bir tepki aldıklarında, çekimser bir tutum içine girerek, düşüncelerini ikinci kez ifade etme cesaretini kendilerinde bulamazlar.

Bizler eğitimci olarak öğrencilerimize düşüncelerini, yanlışta olsa cevaplarını ifade etme şansını ve ortamını sağlamalıyız ki, yaratıcı ve çok yönlü düşünmelerine yardımcı olalım.
Sessizliğin Sarmalı Soruları
  • Noelle-Neumann'ın kamu oyu ikliminin algılanması tanımlaması, "sessizlik döngüsü" varsayımını nasıl yansıtıyor?
  • Gerçeklere dayanmayan 6.hissiniz, şimdiki kamu oyu iklimini mi yoksa gelecekteki kamuoyu iklimini mi anlamakta daha güçlü? Cevabınızın altında yatan nedenler ne olabilir? Açıklayınız.
  • Noelle-Neumann'ın tezine göre, hangi şartlar altında bir kişi, karşıt konular hakkında sessiz kalabilir? Açıklayınız.
  • Kendiniz düşünün… Hiç sessiz kalan azınlığının parçası oldunuz mu? Kamu oyu fikrinin gücüne nasıl direndiniz? Kendiniz düşünerek, aşağıdaki seçeneklerden hangisine kendinizi yakın görüyorsunuz, açıklayınız.
i. hiç utanmadım
ii. üstün bir şekilde kendime güvendim
iii. Kaybedecek bir şeyim yok ki.
iv. Yukarıdakilerin hiç biri.
  • "Sessizliğin sarmalı" ifadesinden ne anlıyorsunuz, bu kuram genellenebilir mi? Açıklayınız.
  • Sessizlik helezonu ile kitle iletişim araçları arasında nasıl bir etkileşim kurulabilir?
  • Medyanın sessizliğin sarmalı kuramı üzerinde ne gibi etkileri olabilir, açıklayınız.
  • Kalabalık bir sohbet ortamında bulunduğunuz bir zamanı düşünün; susmayı tercih ettiğiniz ya da konuşma ihtiyacı duyduğunuz zamanlar oldu mu? Her iki durum için kendinizi değerlendirir misiniz?
  • Sessizliğin sarmalı kuramının, eğitime yansımasını ne şekilde olabilir? Açıklayınız.
  • Sessizliğin sarmalı kuramına yaşantılarınızdan örnekler verebilir misiniz?
  • Sessizliğin Sarmalı kuramı üzerine eleştirilerinizi belirtiniz(olumlu – olumsuz)
Kaynaklar: Spiral Of Silence WWW user survey.Retrieved November 12, 2002
Beauvais'i, Dave W.(2002). Spiral Of Silence Theory. Retrieved november 11, 2002


ALINTIDIR.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-03-06, 21:19   #2
tonec

Varsayılan Cvp: :: Sessizliğin Sarmalı ::


resimler görünmüyo arkadaşım....
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-03-06, 22:22   #3
FB1907

Varsayılan Cvp: :: Sessizliğin Sarmalı ::


resimlere 1 el atarsan
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-03-06, 23:34   #4
driver_dr

Varsayılan Cvp: :: Sessizliğin Sarmalı ::


Baba bitirdin beni süper paylaşım +rep veremedim 24 saat sonra söz
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat