|
|||||||
Genel Kültür Kategorisinde ve Kültür Forumunda Bulunan Renkler! Konusunu Görüntülemektesiniz => Yaşadığımız dünyayı renksiz düşünebilirmisiniz? Renk yaşamdır. Renkler aydınlığın çocuklarıdır, ışık ise renklerin anası. Cisimler ışıktan can alır, görünür hale gelir; ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 30-11-2004
Yer: yüzünde muteber bir nesne yok devlet gibi,olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Mesajlar: 1,361
Rep Puanı: 36814
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Yaşadığımız dünyayı renksiz düşünebilirmisiniz? Renk yaşamdır. Renkler aydınlığın çocuklarıdır, ışık ise renklerin anası. Cisimler ışıktan can alır, görünür hale gelir; ışıksız renkler yok olur, karanlık hakim olur.
Renk yaşamdır. Hiç bir şey yağmurlu bir sabahta gördüğümüz gökkuşağı kadar bizi duygulandırmaz. Yıldırım bizi korkutur. Sabahleyin erken saatte gördüğümüz kuzey ışığı ruhumuza huzur ve dinginlik verir. Renklerin görsel, duygusal dilini öğrenmek işin doruk noktasıdır. Renklere gösterdiğimiz tepkiler biraz da geçmişteki deneyimlerimize bağlıdır. Dinler, gelenekler, inançlar, moda, reklam bizim renklere olan tepkimizi şekillendirir. Renklerin bilincinde olsak da, olmasak da üzerimize olan etkilerini görürüz. Bu etkileri pozitif ve negatif kutuplara ayırmak doğru olur mu? Tartışılmalı. Gelin renkleri biraz tanıyalım. Nasıl mı? Biraz fizik, biraz fizyoloji, biraz psikoloji. Renkler üzerinde düşünmek doğanın ölümsüz yasaları üzerinde kafa yormaktır. Renklerin üzerimizdeki etkisini onları var eden maddelerin etkilerinden ayrı düşünebilirmiyiz? Spektral renklerin dünyasına ilk defa 1876'da fizikçi Sir Isaak Newton girmiştir. Daha sonra renkli algılamada üç rengin yeterli olacağını "Young" dile getirmiştir. "Maxwell" bu üç rengi görünür ışık spektrumunun başı, ortası ve sonuna denk gelecek şekilde "Kırmızı", "Yeşil" ve "Mavi"* * * olarak saptamıştır. Ancak üç reseptörün bulunması 1957'de fizyolojist "Rushton"a kısmet olmuştur. Rushton gözde "Erythrolabe" (Kırmızıya duyarlı) "Chromolabe" (Yeşile duyarlı) ve "Cyanolabe" (Maviye duyarlı) adını verdiği üç reseptör tespit etmiştir.Bu üç reseptör birlikte uyarıldığı zaman beyaz, hiç biri uyarılmadığı zaman ise siyah algılanır. İki reseptörün birlikte uyarılmasından ikincil renkler algılanır. %50 * Kırmızı + %50 * Yeşil = * Sarı %50 * Yeşil + %50 * Mavi = * Turkuaz %50 * Kırmızı + %50 * Mavi = * Magenta (Mor) %33 * Mavi + %33 * Kırmızı + %33 * Yeşil = * Beyaz ![]() Bu üç reseptörden filogenetik olarak belli bir dalga boyuna ilk özgünleşen mavidir. Kırmızı ve yeşil maviden daha sonra ayrıldığı için bu renklerle ilgili renk körlüğüne daha sık rastlanır. Algılanan bilgiler beyinde oksipital loba taşınır. Burada V1 adındaki alanda renk ve renkli formlara duyarlı hücreler blob denen kümeler oluşturur. Siyah/Beyaz formlara duyarlı hücreler ise interblob alanlarda toplanmaktadır. Renk bilgileri daha sonra yine oksipital lobda olan V4 alanına taşınır. V4 renkli algıya ayrılmış özel alandır. V4'de oluşan problemler akromatopsi (renkli algının bozulması) ile birlikte seyreder ve hasta dünyayı grinin tonlarında algılar. Renk belleği ise genelde sözel ve duygusal renk bellekleri olarak yapay bir şekilde sınıflanır. İşin bundan sonraki kısmı sanatçıların ve psikologların alanına giren konulardır. "Newton" daha sonra kendi geliştirdiği renk halkasını uç uca birleştirerek spektrumda eksik olan Magenta rengini oluşturdu. Daha sonra bu halkayı 12'ye bölerek renklerin sistemli bir şekilde değerlendirilmesinde belki de ilk adımı atmış oldu. Bauhaus sanat okulunda renk eğitimi veren "Iten", öğretisini bu temele dayandırdı. ![]() Boyaların karıştırılması sonucunda ortaya çıkan renkleri açıklayan "Çıkartma" veya "Substraksiyon teorisine" göre Turkuaz, Magenta ve Sarı * * * renkleri ile tüm renklerin aslına yakın reprodüksiyonu mümkün olmuştur. Bu üç renk günümüzün matbaası ve renkli filmlerin temeli oldu. Çıkartma teorisine göre ortak olan renk yansıtılır, geri kalan renkler emilir ve görülmez. Örneğin Mavi ve Yeşil reseptörleri uyaran Turkuaz ile Yeşil ve Mavi reseptörleri uyaran Sarı boyaların karıştırılması sonucu her iki boyada ortak renk olan yeşil görünür, geri kalan renkler diğer boya tarafından emilir. Mavi sarı tarafından kırmızı ise turkuaz tarafından emilerek yok olur. %50 * Turkuaz + %50 * Magenta = * Mavi %50 * Turkuaz + %50 * Sarı = * Yeşil %50 * Sarı + %50 * Magenta = * Kırmızı %33 * Turkuaz + %33 * Magenta + %33 * Sarı = * Siyah ![]() Gördüğümüz çoğu renk "absorpsiyon" yolu ile oluşmuştur. Burada bir madde, gelen ışıkta bazı dalga boylarını absorbe ettikten sonra geriye sadece göründüğü renge ait dalga boylarını yansıtır. Transparan maddeler yansıttığı renkte değil, içinden geçirdiği dalga boyları renginde görünür. Bazı floresan boyalar aldıkları ışığı dalga boyunu değiştirerek farklı bir renkte ve dalga boyunda yansıtırlar. Fosforesan boyalar ise aldıkları ışığı depolayıp uzun süre saçabilirler. Bazen ışığın kendisi renklidir. Işığın kaynağı Kırmızı alev gibi sıcak veya neon/ateş böceği kimyasal ışığı gibi soğuk olabilir. Sabun köpüğünde ve su yüzeyindeki ince filmlerde bibirine çok yakın iki yansıtıcı yüzey vardır. Oluşan renkler, iki ayrı yüzeyden yansıyan ışık dalgaları arasında oluşan interferans sonucu oluşur. Bazı kelebek ve böceklerdeki doygun mavi ve yeşiller, CD ve plaklardaki renkler, difraksiyon (saçılma) yoluyla oluşur. En değerli yeşil renk ($) bu yolla oluşur. Gök yüzünün mavisi ise, toz ve su parçacıkları tarafından saçılan kısa dalga boylarından oluşur. Görme işi nefes alma gibi kendiliğinden gelişen bir eylem değildir. Çeşitli insanlar renk uyumundan bahsederken farklı şeylerden bahsettikleri çok kolay anlaşılabilir. Görünen şeyler renk, form, doku, gölge, hareket ve anlam açısından değerlendirilirler. Gördüklerimizi kıyaslama yoluyla değerlendirdiğimizi söylersek çok yanlış olmaz. Renk algılamasında insanların kıyaslama için kullandığı yedi kriter olduğunu öğrenmek, sınırsız renk dünyasında bizi kıyıya ulaştırır. 1. Renk kontrastı, yedi kontrast arasında en basit kontrasttır. Renk kontrastı, renk dairesindeki renklerin en saf şekillerini kullanarak oluşturulabilir. İki renk ile bir kontrast yaratırken örneğin karşı karşıya gelen iki renk kullanılabilir. Mor/Sarı en basit diadlardan biridir. Triadlar renk halkasından eşkenar bir üçgen oluşturacak şekilde seçilebilir. Ressamların en çok sevdiği sarı/kırmızı/mavi bu şekilde oluşturulmuş güçlü bir triaddır. İkiz kenar üçgenlerin etkileri daha çok diadlara yakındır. Ayrıca kare kullanarak üç farklı tetrad yaratmak mümkündür. ![]() 2. Açıklık/koyuluk kontrastı Gece/Gündüz tekrarlanan ve yaşamımızın en vazgeçilmez kavramlarından biridir. Aydınlık/karanlık, açık ve koyu kutuplarını açıklayan en güzel renkler Siyah ve Beyaz'dır. Beyaz gözdeki koni ve basillerin en şiddetli uyarılma, siyah ise dinlenme halidir. Grinin tonları ve tüm renkler, siyah ve beyaz arasında yer alır. Açıklık/koyuluk kontrastı grinin tonlarında kullanılabileceği gibi renklide de açık ve koyu renkler tarzında kullanılabilir 3. Sıcak/Soğuk kontrastı yedi kontrast arasında en dikkat çekici kontrasttır.Alev ve sıcağı düşündüren renkler arasında sarı, turuncu ve kırmızı sayılabilir. Yapılan deneyde Mavi bir odada oturanlar, kırmızı bir odada oturanlara göre daha çabuk üşümeye başlamışlar.Sıcak/soğuk kontrastını bazı kelimelerin uyandırdığı duygularda görebiliriz. Gölge/Aydınlık, Şeffaf/Mat, Semavi/Dünyevi, Uzak/Yakın, Buzul/Çöl, Islak/Kuru vs. Sıcak soğuk kontrastı kullanılarak çok güçlü duygular elde edilebilir. ![]() ![]() 4. Doygunluk kontrastı: Renk dairesinin kenarında kalan renklerin hepsi doygun renklerdir. Dairenin ortasına yaklaştıkça doygunlukları azalır ve grileşirler. Renkler saf halleriyle dikkat çekici özellik taşırlar. Doygun renkler doğada genelde zehirli ve tehlikeli olmanın işaretidir. Saf renklere beyaz karıştırılınca daha barışçıl ve dinlendirici bir özellik kazanırlar. Siyahın karışması ile renkler hastalıklı ve melankolik bir özellik kazanır. Renklerin saf olarak kullanılması "ben önemliyim" veya "ben buradayım" anlamını taşır. ![]() 5. Komşuluk kontrastı: Büyük, kırmızı bir zemin üzerinde küçük, siyah bir kare ne renk görünür? Tuhaftır ama, kırmızıya komşu olan renkler koyu turkuaz rengine doğru bir değişiklik gösterir. Göz başka renklere komşu olan renkleri komplementer renklere yaklaştırarak görür. Kırmızı kravatlar üzerinde siyah iplik kullanan üretici ipliğin siyah olduğu konusunda ısrar edince büyük zarara uğramıştır. Siyah iplik yerine kahverengi iplik kullansa idi, büyük zararın önüne geçilebilirdi. ![]() ![]() Beyaz etrafındaki renklerin parlaklığını azaltır ve sönük görünmelerine sebep olur. Siyah ise etrafındaki renklerin daha parlak ve canlı görünmesini sağlar. ![]() 6. Komplementer (tamamlayıcı) kontrast: Boyalar birbirine karıştırıldığı zaman, Siyah/Gri renk oluşturan renkler tamamlayıcıdır. Bunlar Turkuaz+Kırmızı, Sarı+Mavi ve Magenta+Yeşildir. Fizyolog Hering'e göre, insan gözü gri rengi arar. Hering'e göre grinin anlamı göz dibindeki algılama hücreleri olan koni ve basillerin uyarılma durumunun dengelenmiş olmasıdır. Bu durumda birleşmesinden gri renk doğan renkler, "harmonik" sayılırlar. Toplamı gri olmayan renkler ise ilgi çekici veya uyumsuz olacaktır. ![]() 7. Alan genişliği kontrastı: Her rengin etkisi kapladığı alan kadardır. Ancak birden fazla renk söz konusu olduğunda hangisinden ne oranda kullanılacağı belirlenmelidir. Renkleri dengeye dayalı kullanmak amacıyla Gothe, renklere dikkat çekme özelliklerine göre ağırlık değeri vererek bazı rakamlar tahsis etmiştir. Sarı 9, Turuncu 8, Kırmızı 6, Mor 3, Mavi 4, Yeşil 6. Tüm renkleri kapsamamasına rağmen Gothe'nin değerleri benimsenmiş, bazı ressamlar bundan yola çıkarak bu rakamlar ile uyumlu alan ölçümlerini tekrar hesaplamışlardır. Sarı 3, Turuncu 4, Kırmızı 6, Mor 9, Mavi 8, Yeşil 6. Bu alan genişliği değerlerini kullanırsak denge için mor/sarı oranı 9/3 = 3/1 olmalı. Renk küresi: * Ekvator düzlemeinde Newton halkası: Kuzey Kutbunda parlak bir beyaz ve Güney kutbunda parlak bir Siyah bulunan bir küre düşünün. Kuzey ve Güney kutbunu bir birine bağlayan çizgi üzerinde tüm gri tonları bulunsun. Kürenin içini, orta eksene doğru doygunluğu azalan renkler doldursun. Ekvatorde saf renkler, kuzey'e doğru açık renkler, güney'e doğru koyu tonları içersin. Meridyenler üzerinde renklerin açık ve koyu tonları kaplamıştır. Ve işte renkleri oluşturma formülü. Renk küpü: Renk küpleri RGB teorisine göre yapılmış küplerdir. Başka bir ifade ile küp ile görünebilen tüm renkerli ifade etmek mümkün. Küpler RGB teorisinin görselleşmiş halinden başka bir şey değildir.XYZ eksenlerinde RGB değerleri belirli bir ölçek ile ifade edilince, en düşük değerden en yüksek değer kadar tüm renk tonlarını içeren küp şeklinde bir yapı ortaya çıkar. Bu küp üzerinde 0,0,0 noktasındaki renk siyah, 255, 255, 255 noktasındaki renk beyazdır. Diğer köşeler 3 birincil renk olan kırmızı, yeşil, mavi ve üç ikincil renk olan sarı, turkuaz ve majenta ranklerine aittir. Küpün yüzeyine yakın bölümle genellikle doygun renkleri, siyah ve beyaz köşe arasında çizilen küpün içinden geçen hayali diyagonal'a yakın eksen doymamış renkleri içerir. Küpün tam ortası ise gridir. ![]() ![]() W. Oswald'a göre, hangi renklerin hoşa gidip hangilerinin etkisiz veya rahatsız edici olduğunu deneyimle öğreniyoruz. Önemli olan bu etkinin nasıl belirlendiğidir. Doğada bulunduğumuz ortam sürekli bir dinamizm içindedir. Mevsimlerin değişmesi, doğadaki renklerin değişmesi ile kendini belli eder. İlkbahar kendini parlak ve aydınlık renkler ile takdim eder. Sarı beyaza en yakın renktir ve sarı-yeşil sarı rengini şiddetlendirir. Doğada doğurganlık mevsimi başlamıştır. Pembe, paste mavi, sarı mor çiçekler menüsünü görmek mümkün. Sonbaharın renkleri ile ilkbaharın vaatleri gerçekleşir ve renkler en doygun ve en sıcak halleri ile kendini ortaya koyarlar. Kış, tam uyku zamanıdır. Renklerin duyguları aslında bizim duygularımızdır. Aşağıda bir kaç rengi teker teker gözden geçirdik. Kırmızının modülasyonu cennet ve cehennem arasındaki tüm tonları yansıtabilir. Kırmızı siyah üzerinde şiddet ve ateşi temsil ederken, beyaz üzerinde pembe manevi bir aşkın simgesidir. Turuncuya kayan bir kırmızı romantik bir serüvenin başlangıcı olabilir. Beyaz üzerinde kırmızı kan ve ölümü akla getirir. Yüzdeki kırmızılık utanma, kızgınlık ve ateşin belirtileridir. Yukarıda kullanılan kırmızının ağırlığı inkar edilemez, aşağıda kullanıldığı zaman ise yine ağırlığı ile fotoğrafı dengeler. Üç ana formdan kare, iki yatay ve iki dikey kenardan oluşan belirgin hudutları ve kenarları ile ağırlığı ve oturmuşluğu temsil eder. Kareyi kırmızı ile ifade etmek yerinde olur. Altın sarısı, maddenin en yüksek değerini ifade eder. Sarı bolluk, kutsallık, güneş ve zenginliğin simgesidir. Sarı parlaktır ama şeffaf değildir. Bazen karanlığın içinden çıkan ışık anlamında, aydınlığın simgesi olmuştur. Bu anlamda sarı, bilgi anlamına gelir. Ancak bu sarı içerisine gri ve siyah renk karıştırılırsa, yalan, ihanet, ve akılsızlık anlamına gelir. Sarı ister yukarıda ister aşağıda kullanılsın dengeyi, yukarıya doğru hareket ve hafifliği ifade eder. Üçgen, oturmuşluğu dengeyi, yukarıya doğru hareket ve hafiflik ile birlikte ifade eder. Üçgen aynı zamanda derin düşüncenin simgesidir. Bu özellikleri en iyi sarı yansıtır. Yeşil umudun ve doğanın rengidir. Doğurganlık ve huzur yeşilin anımsattığı diğer değerlerdir. Yeşil-sarı ilk baharın gençlik gücünü doruğunda gösterir. Maviye kayan bir yeşilde manevi manevi yaşam ötesi artmaktadır. Yeşil, rengine ve açıklık koyuluk derecesine göre çok çeşitli anlamlar ifade edebilir. Ayrıca kültürel/dinsel faktörler yeşil rengin algısında önemli rol oynar. Güneşli ve mavi bir gökyüzü sağlık ve canlılık fikirlerini uyandırır. Siyah üzerinde mavi, gece parlayan bir neon gibi canlıdır. Gece ve gündüz gökyüzü hep mavi ile özdeşleştirilir. Sualtında görünen denizin derin mavisi yükseklerde gördüğümüz mavi bizi heyecanlandırır. Fotoğrafın alt yarısında kullanılan mavi, ağır ve derin; üstte kullanılan ise hafiftir. Üstte kullanılan mavi özgürlüğün rengidir. Semavi ve göksel anlamlar için mavinin üstünlüğü tartışılmaz. Aynı mavi ile duvarlarımızı boyarsak hayal kırıklığı olur. Akşam mavisi hüznün rengidir. İnsan yüzünün mavi renk altında görünmesi ise hastalık ve ölüm düşüncelerini akla getirir. Dairenin oluşumunda bir nokta, merkezin etrafında eşit bir şekilde hareket eder. Dairenin ifade ettiği sonsuzluk ve bitmeyen yumuşak hareketlerdir. Bu kavramlara en yakın renk mavidir. Sanatçı renklere estetik açıdan ilgi duyar ve bilgilerin tümüne, ışığın fiziğine, boya pigmentlerinin kimyasına, dayanıklılığına, görmenin fizyolojisine, psikolojisine gereksinim duyar. Başlangıç için renklerin görsel, duygusal ve simgesel etkileri olduğunu, bunların nasıl belirlendiğini unutmamakta fayda vardır. Bugün renklerin nimetlerinden herkes yararlanabilir ama renk "sırlarını" her zaman gerçek hayranlarına saklayacaktır. ![]() Renkleri işitmek, Sesleri görmek ![]() İnsanın var oluşu, dış dünya ile sürekli ve karşılıklı bir diyaloga dayanır. Duyularımız dış dünyadan bilincimize veri ulaştıran kapılardır. Duyma, görme, koklama, tatma, dokunma, zaman hissi. Bu duyuların bir kısmı fizyolojik süzgeçlere sahiptirler. Gözümüzün elektromanyetik tayfın hepsini değil de sadece "görünür" tayfını algılaması örneğindeki gibi. Bu alan, tayf içinde çok küçük bir bölüm oluşturur. Aynı, sınırlı alan işitilen sesler için de geçerlidir. Fiziksel dünyanın ve alıcıların sınırlamasının ötesinde, beyin de girdileri kontrol ederek belli oranlarda sınırlama oranını artırır. Duyularımızdan gelerek toplanan uyarılar, iletim istasyonları tarafından "yararsız ve geçersiz" bilgi miktarı azaltılarak beyine ulaştırılır. Bu nedenle, "bir azize bakan hırsız sadece ceplerini görür". Ya da siz sokakta yürürken ne görür ne duyarsınız? Reklâm panolarını, otomobil seslerini, arabaların lastik seslerini, sağdan soldan geçen insanların mimiklerini, konuşmaları? Ya odanızda? Saatin tik-taklarını, yürürken ayağınızın sürtme sesini, eklem hareketlerinizi... Asla hepsini aynı anda algılayamayız. Seçilen girdilerden kişisel bir bilinç inşa ederiz ve sürekli değişen bilgi akışından bir kısmını kalıcı olarak fark ederiz. Yani, dikkatimizi belli bir alana yoğunlaştırarak, girdi "gürültüsünü" azaltır, uyaranın kalitesini artırırız. Dıştan gelen uyaranları tümüyle var olduğu şekliyle algılayamayız. Eğer böyle olsaydı gereksiz bilgilerle boğulur giderdik. Sonuçta, bilince ulaşan veriler az ve küçük olsa da kalite olarak yüksektirler. Sinestezi Nedir? Sinestezi, bilinçli zihinsel olayların tetiklemesiyle ortaya çıkan bilinçli bir duyusal bir deneyimdir. "Synesthesia", Yunanca syn birlikte) ve aesthesis: (algılamak) sözcüklerinin birleşiminden oluşan istemsiz bir deneyimdir. Birleşmiş duyular ya da "eşduyum" olarak da ifade edilebilir. Sinestezi, istemsiz yoğunlaşma sonucu ortaya çıkan belirgin canlı ve güçlü duyusal deneyimdir. Yalnızca, insanların çok azı günlük olağan durumda budeneyimi yaşarlar. Bazı araştırmacılarca dil dışı düşünmenin özel bir belirtisi olarak kabul edilirken, bazılarınca tam bir "hastalık", "anormallik" ve mucize, mistik bir insan yeteneği olarak kabul edilir. Hatta, sinesteziyi biyolojik bir olaydan ziyade sosyal ve kültürel bir fenomen olarak görenler de vardır. Sinestezi bir hastalık olarak değil de bir duyusal algılama "hediyesi" olarak görülebilir. Sinestezinin birçok şekli vardır. En sık izlenen şeklinde kişi, harfleri renk olarak deneyimler. Her harf, kişinin kendisine göre farklı bir renk olarak algılanır. Bu kişiler (sinestezikler), eğer erken çocukluk döneminde bu deneyimi yaşamaya başlarlarsa sinesteziyi günlük normal, olağan bir olay olarak düşünürler. Sinestezilerin çoğu, diğer insanların algısal deneyimlerinin bir parçası olarakaynı deneyimleri yaşamadıklarını öğrendiklerinde büyük bir şaşkınlık yaşarlar. Çünkü o zamana kadar herkesin kendisi gibi algıladığını kabul etmiş ve düşünmüştür. Sinesteziyle ilgili yayınlanmış ilk olgu John Locke'a (1690) aittir. Locke'un özelliklerini aktardığı kişi, kördü ve tam bir sinestezik değildi. Fakat algılamada duyusal birleşmenin görüldüğü ilk örnekti. Borazan sesini "kırmızı" olarak deney imliyordu. Daha sonra, uzun süre ciddi olarak sinesteziyle ilgilenen bilim adamı olmadı. Öznel bir deneyim olması ve iki kişinin bile benzer deneyimleri yaşamaması nedeniyle sinestezinin bilimsel bir inceleme alanı olamayacağı düşünüldü. Ancak zamanla biriken olgu örnekleri ve kanıtlarla incelenmesi gereken bir konu olarak tekrar değer kazandı. Nörolog Dr. Richard E. Cytowic, "A Union of the Senses" (1989) ve "The Man Who Tasted Shapes" (1993) adlı iki kitap kaleme aldı ve dikkatin tekrar sinesteziye çekilmesini, sonuçta da sinestezi araştırmalarında bir rönesansın ortaya çıkmasını sağladı. Sinestezi deneyimi birbiriyle ilişkili iki kısımdan oluşur. Bunlar tetikleyiciler ve eşleniklerdir. Tetikleyicilere harfleri örnek verebiliriz. Eşlenikler ise harfler algılandığında, her harfe eş olarak deneyimlenen algılar (renk, ses, dokunma, koku) tanımlanabilir. Ya da ağlayan bir bebeğin sesi (tetikleyici) sinestezik bir kişide hoşa gitmeyen sarı renk (eşlenik) olarak deneyimlenir. Sinesteziklerin çoğu için, sinestezi tek yönlüdür. Yani, sesleri renk olarak deneyimleyen bir kişi, renkleri ses olarak deneyimlemez. Tetikleyici ve eşlenikler arasındaki ilişki bir düzen içindedir. Her eşlenik, özel bir tetikleyici tarafından tetiklenir. Bir kişiye, aynı tetikleyicilerin uygulanması durumunda aynı eşlenikler algılanır. Örneğin, bir kişi A harfini kırmızı olarak deneyimliyorsa, farklı el yazılarıyla veya küçük karakterlerle yazılsa da, A harfini daima kırmızı olarak deneyimler. Özetle, tetikleyicilerin büyük bir esnekliğe izin vermesine rağmen, eşlenikler sabit kalırlar. Harf renk sinestezisinde, harflerin kimliği renklerin kimliğini belirler. Konuşulan harfler için sesin şiddeti, söyleniş tipi, harflerin eşlenikleri üzerine etki etmez. Ses renk sinestezisinde genellikle, kişiler gözlerinin önünde renkler görürler ve sesin perdesinin değişimiyle renkler de değişir. Bu kişiler görme alanlarının tamamen renklerle dolduğunu ifade ederler. ![]() Sinestezi Tipleri Sinestezinin birçok biçimi vardır. Temelde her duyu bir sinestezi tipini oluşturabilir: İşitme, tatma, koklama, görme, dokunma. Bunların her biri gerçekte olduğundan farklı bir eşlenik olarak deneyimlenebilir. Beş duyu, 10 olası farklı sinestezi eşleşmesi oluşturabilir. Nadir olarak koku ve tadın her ikisi sinesteziyi tetikler veya eşlenikler olarak deneyimlenirler. Bazı kişilerse beş duyudan farklı olarak farklı vücut durumlarını farklı ses ya da renk olarak deneyimlerler. Araştırmacı Sean Day, 175 hastadan elde ettiği verilerle sinestezinin 19 farklı tipinin olduğunu belirlemiştir. Ancak, bu olguların bir kısmında birden fazla tipte sinestezi deneyimi yaşanıyordu. Bu ikincil deneyimler de kendiliğinden ortaya çıkıyor ve istemle baskılanamıyordu. En sık izleneni, harflerin renk olarak deneyimlenmesidir. Konuşulan harfler (phonomes) ya da yazılan harfler olsun (graphemes), her iki durumda da bu tür sıktır. Tetikleyicinin, duyusal veya kavramsal olmasına göre de iki ana tipi vardır. Duyusal tipinde, eşlenikler özel duyusal bir uyarının algılanmasıyla ortaya çıkar. Kavramsal tipindeyse özel kavramların düşünülmesiyle eşlenikler tetiklenerek deneyimlenir. Sayı-yer sinestezisinde, her hesaplanan sayı onun çevresindeki uzayda yerleşmiş olarak algılanır. Benzer olarak, zaman aralığı-yer kavramsal sinestezisinde, zaman aralıkları uzamsal bir planda düşünülür. Sinestezinin Nedenleri Sinestezi deneyimi üç yoldan biriyle ortaya çıkabilir: gelişimsel, kazanılmış ve farmakolojik sinestezi şeklinde. Bunların arasında en sık rastlanılanı, gelişimsel sinestezidir. Bu kişiler, erken çocukluk döneminden başlayarak, olağan bir şekilde algısal ve/veya kavramsal sinestezi deneyimi yaşarlar. Gelişimsel sinestezinin nedeni bilinmemekle birlikte genetik olarak baskın kalıtım veya X-kromozomuna bağlı bir geçişi olabileceği yönünde kanıtlar vardır. Bir ailede birden fazla kişide bu yetenek ortaya çıkabilir. Bu ailelerden en ünlüsü Rus yazar Vladimir Nabokov'un ailesidir. Bu sinestezik ailelerin varlığı sinestezinin genetik temelli olduğunu gösterir. Sıklığı kesin olmamakla birlikte 2000'de 1 ila 25.000'de 1 kişide ortaya çıkar. Kesin olan, kadınlarda erkeklerden 3-8 kat daha sıklıkta ortaya çıktığıdır. Farklı olarak sinestezi deneyimi beyin travmaları sonrası veya duyusal girdilerin azalması-kaybolmasıyla (işitme, görmenin kaybı gibi) erişkinlik döneminde başlayabilir. Bu tipe, gelişimsel olanına göre daha az rastlanır. Kazanılmış sinestezide yalnızca sinestezik algılama oluşur, kavramsal sinesteziye rastlanmamıştır. Son olarak da, lisejikasit dietilamid (LSD) veya meskalin gibi halüsinojenik ilaçların alımıyla sinestezi deneyimi ortaya çıkabilir. Buna farmakolojik sinestezi denir. LSD'nin oluşturduğu sinestezik duyum, beraberinde kişide duygu, düşünce ve davranış değişiklikleri (korku, endişe, titreme, kalp hızında ve kan basıncında artış) meydana getirir. Algılama açısından işitsel, görsel ve dokunsal halüsinasyonlar yapar. Sinesteziklerin çoğunluğu solaktır. Herhangi bir ruhsal ve beyinsel rahatsızlık eşlik etmez, sağlıklıdırlar. Hepsi nin olmamakla birlikte, çoğunluğunun bellekleri çok iyidir. Ancak, hatırlamada daha çok eşlenikleri kullanırlar. Nesnelerin uzamsal yerleşimini çok kesin olarak hatırlarlar. Yüksek zekâlarına rağmen, bir kısmı belirgin olarak hesap yapmada zorlanır. Sağ-sol yanlarını sıklıkla karıştırırlar. Birinci derece akrabalarında disleksi (okuma bozukluğu), otizm ve dikkat eksikliği normal toplumdan daha sık olarak, %15 oranında rastlanır. Bilinmeyen bir nedenle homoseksüel tercihler sinesteziklerde sıktır (%10). Yaşamışlık hissi (deja vu), olacak olayları önceden rüyalarında görme gibi "nadir deneyimleri" de sık yaşarlar. Sinestezi Tetikleyicileri Tetikleyiciler müzik notaları, harfler, rakamlar, dokunma, tat, koku, görme, ses, ayrıca zaman birimleri olan yıl, ay, hafta veya gün olabilir. Rakamsal olanlarda, "5+2" toplamını düşünen birisi 7'ye karşılık gelen rengi sonuç olarak deneyimler. Birçok kişi sinestezik deneyimi, herhangi bir duyusal uyarana maruz kalmadan, istemli şekilde hayal ederek yaşar. Hayal etme eylemi, beynin birçok kısmını uyarır ve bu alanlar algılama esnasında da uyarılırlar. Yeterli uyaran olmadığında ve hayal etme sırasında hiç bir dışsal girdiye gerek olmadığı halde, yaşanması, algılama esnasında duyusal uyaranın, normalde geçeceği sinirsel yollardan farklı bir yol izlediğini düşündürüyor. ![]() Sinestezinin Nörobiyolojik Teorileri Primatların ve insanın beyin kabuğu yerel organizasyon gösterir. Sesler normalde şakak, görüntüler arka lob bölgesinde algılanırlar. Her iki bölge beynin geneline bakıldığında birbirlerine oldukça uzaktırlar. Beyinde, birçok alanda ileri (feed-forward) ve geri (feed-back) beslemeli alanlar bulunur. Bu bağlantılar daima karşılıklıdır. Beyindeki bu bağlantılar, dışarıdan gelen duyusal uyaranların kendi sinir ağları dışına çıkmasını engellerler. Görme duyusu, işitme alanına geçmez. Sinesteziklerde, geri beslemenin normal çalışamaması sonucu gelen duyusal uyarılar, farklı sinir ağlarına geçerek eşlenik yollarda aktivasyona neden olur. Bu nedenle, sinestezikler sesleri işittiğinde iletilen uyarılar kendi sinir ağlarının dışına çıkarak, görme sinir ağlarına da etki eder ve sesler renk olarak deneyimlenirler. Yenidoğan döneminde insan beyninde anatomi, işlev ve metabolizma hızla değişir. Simon Baron-Cohen 1993'te yenidoğan sinestezi hipotezini ortaya atarak: "yenidoğan döneminde, muhtemelen dördüncü aya kadar, tüm bebekler ayrışmamış bir yol la duyusal girdileri deneyimlerler. Bu tam anlamıyla tüm duyuların karmakarışık ve çok yoğun algılandığı bir dönemdir" der. Ona göre, herkes doğuştan sinestezi yeteneğiyle doğar. Doğuşta çok fazla sayıda sinir hücresiyle doğarız ve beynimizin olgunlaşmasıyla birçok hücre seçici bir şekilde ortadan kalkar. Her duyu tek başına deneyimlenir hale gelir. Sinir ağları diğerleriyle karışmazlar. Ancak, seçici hücre ölümünden kurtulan bazı hücreler beyinde "ayrık duyusal alanlar ya da sinirsel ağlar" oluştururlar. Zamanla azalması gereken bu bağlantıların kalması sinestezik deneyimle sonuçlanır. Konuşulan kelimeleri renkler olarak deneyimleyen kişilerin üzerinde yapılan beyin kan akımı ve pozitron emisyon tomografisi (PET) çalışmasıyla (xenon-133 gibi radyo izotoplarla beynin kan akımında veya enerji kullanımdaki değişiklikleri görüntüler) farklılıkların nerede olduğu ortaya konulmaya çalışılmış bulunuyor. Sinesteziklerin, harfleri gördüklerinde, görme alanı dışında yer alan farklı bölgelerde enerji kullanımında belirgin artış olduğu tespit edilmiş. Yani, harfleri gördükleri zaman, bu sadece beyindeki görme merkezini uyarmıyor, aynı zamanda başka alanlara da yayılıyor. Bu görüntüleme bulgusu her iki teoriyi de destekliyor Ünlüler ve Sinestezileri Belki de sinestezi yeteneği, en çok sanatçıların, yazarların yaratıcılığı ve üretimine katkıda bulunmuştur. Birçok ünlü sinestezik vardır: Vladimir Nabokov, Amy Beach, Gyorgy Ligeti, Joachim Raff, Henrik Wiese, Franz Liszt, Olivier Messiaen, Kons-tantin Saradzhev ve bilim adamı Ni-cola Tesla, fizikçi Richard Feynman bunlardan sadece birkaçıdır. Rus besteci ve piyanist Alexander Scriabin (1872-1915) kendi sinestezisini, 1910'da "Prometheus, The Poem of Fire" adıyla orkestra, piyano, org ve koro için yaptığı besteyle ifade etmişti. Notaları "parlak ve çakan ışıklar" olarak hissediyordu. Fransız besteci Olivier Messiaen, bestelerinin sinestezik durumundan doğduğunu söylüyordu: "Ne zaman bir müzik dinlesem veya notalara baksam, renkleri görürüm… Bryce Canyon piyesine beste yaptığımda, uçurumların rengi kırmızı ve turuncuydu." Vasilly Kandinsky (1866-1944)'de sinestezikti. Duyusal birleşmenin en derin sempatizanı olmalıydı. Çünkü ressamdı. Bunun sonucu olarak, renkler ve sesler arasındaki uyumu tablolarında en güzel şekilde yansıttı. Her resminden sonra, resimlerindeki derinliği açmaya çalışan temel yazılar kaleme alırdı. Kandinsky tablolarını tanımlamak için müzikal terimler kullanmıştı. Resimlerinde olduğu gibi, derslerinde de temel amacı nesnelerin yapısına ulaşmak ve simgeleştirmekti. Sanatı "lirik geometri" olarak tanımlanırdı. Kendisine göre, resimleri sezgisel kökenliydi. Yine ünlü Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman'da (1918-1988) sinestezikti. Harf ve sayıları renk olarak deneyimliyordu. Diğerlerinden farklı olarak fizik denklemlerini (kavramsal tip) değişik olarak deneyimliyordu: "Bir denklem gördüğüm zaman, karakterleri renk olarak görüyorum. Neden bilmiyorum... parlak J'ler, hafif menekşe-mavi N'ler ve koyu kahverengi x'ler..." Belki de herkesten farklı olan düşünce şek ve başarısının altında, doğayı olduğundan farklı algılamak yatıyordu. Besteci Vladimir Nabokov'da sinestezikti. Speak Memory (1966) adlı otobiyografisinde bu deneyimlerini çok açık olarak dile getirmiş ve "renkleri işittiğini, ancak işitmenin uygun bir tanımlama olamayacağını" da belirterek x'i sert metal, z'yi yıldırım bulutu gibi, q'yu k'dan daha kahverengi, p'yi olgunlaşmış elma yeşilinde, t'yi ise fıstık yeşili, g,h,j harflerini ise kahverenginin farklı tonlarında deneyimlediğini söylüyordu. Johann Von Goethe'ydi (1749-1832). Onsekizinci yüzyılın sonlarında, klasik renk kuramının gerçeği açıklamadaki yetersizliğini ilk fark edenlerden biri oldu. Renk kuramını ilk açıkladığı kabul edilen Newton'un fikirlerini tartışmaya açıyordu. Goethe "Dünyada çığır açmak için iki şey gerekir: iyi bir kafa ve büyük bir miras...; ben kendi adıma Newton öğretisinin hatasını miras aldım" diyerek Newton'un fikirlerini eleştirdi. Goethe en çok, rengi ve ışığı gerçekte nasıl gördüğümüz, dünyayı ve sanrıları nasıl yarattığımız sorusuyla ilgileniyordu. Ona göre bütün bunlar Newton'un fiziğiyle değil, beynin henüz bilinmeyen işlevlerinin açıklanmasıyla öğrenilebilecekti. Bunu da "Görsel sanrı nörolojik bir gerçektir" sözüyle özetliyordu. Goethe, Renkler Kuramı (Zur Farbenlehre,1810) adlı çalışmasını şiirsel eserlerine eş değerde tutuyordu. Çağdaşları tarafından bu çalışması önemsenmedi ve unutulup gitti. Renk kuramının optiğiyle ilgilenen H. von Helmholtz (1892) daha sonra bu eserden etkilenerek "rengin sürekliliği"ne yöneldi. ve eşyanın renginin sürekliliğinin onun sınıflandırılmasını sağladığını öne sürdü. Ona göre rengin sürekliliği, genel anlamdaki görsel sürekliliğin, kaotik duyular selinden istikrarlı ve anlamlı bir görsel dünya oluşturma yolunun öznel bir örneğini oluşturuyordu. Eşlenikler Farklı kişiler sinestezinin aynı tipini deneyimledikleri gibi tetikleyicileri de aynı olabilir. Ancak, sinestezik eşlenikler kişiler arası büyük faklılıklar gösterirler. Alfabenin aynı harflerini, aynı renk olarak deneyimleyen iki kişi bulma şansı çok azdır. Eşleniklerde kişiler arası farklılıklar olmasına rağmen, kişilerin deneyimledikleri eşlenikler ileri derecede özel ve uyumludur. Aynı kişi belli harfleri belli renkler olarak deneyimliyorsa, o harfleri sürekli olarak aynı renkler olarak deneyimler. Normal kişiler (sinestezi yeteneği olmayanlar) ve sinestezikleri içeren bir çalışmada, her iki gruba 117 harf ve kelimeye bir renk anlamı vermeleri istenmiş. Bir hafta sonra normal kişiler işaretlerin yalnızca %38'inde aynı renk anlamlarını tutturabilmişler. İlginç olarak, bir yıl gibi uzun bir süre sonra sinesteziklerden oluşan grupta bu oran %92 olarak ortaya atılmış. Bu test sinestezinin eşleniklerinin ne kadar sabit olduğunu ve sinestezinin objektifliğini ortaya koyuyor. Aslında sinesteziye benzer deneyimleri her gün hepimiz yaşarız. Örneğin, bazı müzikleri "sıcak, soğuk", bazılarını "keskin" olarak hissederiz. Neden? Acaba, işittiğimiz seslerin sinirsel ağları, sinestezikler kadar olmasa da kısmen beyindeki "sıcak, keskin" algılama alanlarına mı karışmakta? Richard C. Cytowic'e göre "... tümümüz sinestezikiz ve ama algılamanın holistik (bütüncül) doğasının bilinçli şekilde farkında olan, yalnızca bir avuç insan". Peki sinestezinin bir yararı var mı? Cytowic'e göre insanda dilin evrimsel gelişimi çapraz (cross-modal) çağrışıma bağlıdır: "Dil, olasılıkla ilk insanlarda, sinestezide görülen çapraz çağrışımın bir türü olmadan asla evrimleşmeyecekti". Bu düşüncesi aslında dil üzerine çalışmalarıyla tanınan Norman Geschwind'inkiyle aynıdır: "Dil yeteneğini kazanma, çapraz-çağrışım yeteneğine gerek duyar". Buna göre sinestezi, türe bağlı veya türün kendi gelişimi sırasında beyinlerimizde kalmış "bilişsel bir fosil"dir. Ancak, fosili her beyinde bulmak mümkün değildir. Doğadaki normal fosiller gibi, "bulunabilmesi" için içinde yer aldığı ortamın (beynin) onun kalıcılığına uygun şartları sağlamış olması gerekir. Eğer sinestezi gerçekse, normal insanların yaşayarak deneyimlediği gerçek nedir? Birinci kişi, öznel olarak bir sinestezik, gerçeği algıladığı gibi deneyimliyorsa (harf-renk) ve bu deneyimin normalden farklı olduğunu bir ikinci kişiden, yani diğer insanlardan edindiği bilgiyle öğreniyorsa, bizim beyinlerimizle algıladığımız öznel gerçek nedir? Hepimizin öznel gerçekliği neden aynı değil? Ya hepimiz dünyayı-evreni olduğundan farklı algılıyorsak ve onların gördüğü gerçekse! Dr. Sultan Tarlacı Nöroloji Uzman Kaynak: Bilim Teknik Dergisi, Aralık 2001 ReNKLi BiR DüNYa Newton'un beyaz ışığı renklere ayrıştırmasından beri, fizikçiler şöyle diyorlar: "Renkler yoktur, sadece dalga boylar vardır. Ancak insanlar, bir milyona yakın renk tonunu ayırd edebilirler." Renkleri nasıl görüyoruz ve niçin saf renkleri elde etmek bu kadar zor? Nefis bir renk armonisi içindeki enfes bir yaz akşamı: Çevrenizde koyu yeşil çimenler bir halı gibi uzayıp giderken, mavi, beyaz benekler halinde margaritalar, peygamber çiçekleri desenler oluşturmuş; Purpura kırmızısı güneş ufuktan kaybolmaya başlamışken, üstünüzde soluk pembe gökyüzü sizi kuşatıyor. Hassasiyetiniz doruk noktasında ve hayâl kurmak için çok elverişli bir durumdasınız... Tam bu sırada yanınızda biri duruyor ve sizi gerçeklere geri döndürüyor. Bilimsel tariflerle, aslında dünyanın gri olduğunu belirtiyor ve insanların gördükleri gibi, olmadığını söylüyor. Bu realist, ancak bir fizikçi olabilir: Her ne kadar gözlerimiz yeşil bir çayır görüyorsa da, bunun gerçekten yeşil olduğu kanıtlanamaz. Yalnızca bu çayırdan, uzunlukları yaklaşık 500 nm olan elektromanyetik dalgaların gözümüze ulaştığı tesbit edilebilir ve bu uzunluktaki dalgalar gözümüzce yeşil olarak algılanır. Mâvininki ise, yeşilin başlangıcına kaymaktadır. Gözümüz, üzerine düşen ışığı, renkli fotoğraf filmi konmuş fotoğraf makinesine benzer şekilde çeşitli renklere ayrıştırır. Işık önce, bir filtre vazifesi gören kornea tabakasından geçer. Daha sonra, 380 ilâ 760 nm'lik salınımlara geçirgen olan göz merceğini aşar. Gözümüzde, fotoğraf filmi görevini sinir ağı görür. Bu tabakaca, renk impulsları algılanır. Hem dokior, hem de bir fizikçi olan Thomas Young, 1979 yılında, "3-renk" teorisini geliştirmiştir. lDaha sonraları bilim, koni hücrelerin sadece özelleştiklerini, belli frekanslardaki ışık dalgalarını algıladıklarını bulmuştur. Bunlar, kırmızı, mavi ve yeşil renklere denk gelmektedir. Başka bir deyişle, insan gözü prensipte bu üç rengi algılayabilmektedir, yâni, elektromanyetik tayf üzerindeki küçük bir pencereyi. ![]() Bu anlamsız görünen tartışma, bize, insan duyu organlarının henüz tamamen keşfedilemediğini göstermektedir. Buna rağmen, bir şey açıktır: Renk, yalnızca optik bir hayâldir... Kanıt olarak fizikçiler, mavi bir halının karanlık bir odada kırmızı bir domates veya beyaz bir fareden farklı renkte algılanamadığını göstermektedirler. Nesnelerin renkleri, ancak aydınlatılırlarsa seçilebilir. Bu bile, ışık kaynağına göre farklılıklar gösterir. Beyaz fare, kırmızı bir ampulün ışığında, gün ışığında olduğundan başka görünür. Gün ışığında bile çok büyük değişiklikler oluşur. Güneşin kaybolduğu bulutlu bir Kasım gününü düşünün: Bütün tabiatta renkler kaybolur ve grinin tonları çevrede hâkim olur. Yaklaşık 300 yıldan beri fizikçiler, ışık denilen bilmeceyi çözmeye çalışmaktalar. Isaak Nevvton, 1666 yılında, bir cam prizmadan güneş ışığını geçirerek; kırmızı, sarı, yeşil ve maviden oluşan bir gökkuşağı elde etmişti. O zamandan bu yana, renklerin, 350 ile 750 nanometre(nm) arasına rastlayan güneş ışığının muhtelif parçalarından başka bir şey olmadıkları bilinmektedir. Renklerin ayrıştırılması işlemi, geriye doğru da gidebilir. Eğer yeşil, kırmızı ve mavi ışık karıştırılırsa, beyaz ışık elde edilir. (Bilimsel olarak bakılırsa, beyazla siyah, renk değildir.) Newton'dan tam bir yüzyıl sonra, Goethe de renkler dünyasına el atmıştır. "Renklerin Öğretisi" adlı kitabında Goethe, sarı, mavi, kırmızı yanında bunların karışımlarından oluşan mor, turuncu ve yeşil renkleri de tarif ederek, bu altı renkten oluşan (günümüzde de hâlâ sanatsal renk kompozisyonlarının temelini oluşturan), 'renk çemberini" düzenlemiştir. Burada Goethe ve Newton birbirleriyle çelişkiye düşmüş sayılmazlar. Çünkü, renklerin farklı iki tipi vardır. Newton, prizma ile, sadece ışığın renklerini açıklamıştır. Goethe'nin belirttiği ise, maddelerin renkleridir. Cisimlerin renkleri, güneş ışığının bir kısmını emmeleri, bir kısmınıysa yansıtmaları ile oluşur. Bir örnek verirsek; kırmızı bir gül, ışığın yeşil dalga boylarını absorbe eder ve geri kalanını yansıtır. Bizim gördüğümüz, beyaz eksi yeşildir. Bu da, kırmızıyı verir. Gülün sapı ise, tam tersini yapar: Beyaz —kırmızı = yeşil. Canlı cansız bütün cisimlerde aynı olay gerçekleşir. ![]() Bir milyon rengi nasıl sınıflandırmalıyız? Yeni araştırma bulguları sayesinde, bilim adamları, insanın bir milyona yakın renk tonunu ayırd edebileceğini söylüyorlar, işte bu noktada bir problem kendiliğinden oluşuyor: Bu renkler denizinde istediğimiz tonu nasıl belirteceğiz? Burada olay, özellikle renk bilimcileri ve endüstri planlamacıları açısından, çimen yeşili ya da kan kırmızısı gibi tanımlamaları kat kat aşmaktadır.. Aslında, her renk tonunu veren belli bir dalga boyu vardır. Meselâ, 570 n m uzunluğundaki dalga boyu daima sarı rengi verir. Özel lâmbalarla bütün renk tonlarını elde etmek mümkündür. Buna rağmen, renk bilimcilerle teknikerler arasında büyük yanılmalar olmaktadır. Bir amatörün kırmızı olarak nitelendirdiğine, profesyonel biri magenta diyebilmektedir. Bilimsel mavi ise, endüstride mor olabilmektedir. Bu yüzden, Avrupa Topluluğunda kullanılmak üzere bir "Renk Tanımlama Sistemi" geliştirilmiştir. Bu sistemde her renk tonuna bir kod numarası verilmiştir. Bu kod numaraları, sarı (Y), kırmızı (M), ve mavi © renklerin karışma oranlarına göre verilmiştir. Bir örnekle açıklarsak: Kırmızı bir otomobilin Avrupa renk kodu "M99COOYOO"dır. Bunun anlamı, kırmızıdan % 99, mavi ve sarıdan % O oranında bir karışımın vereceği renktir. Normal insanlar için çok daha önemli olan ise, renklerin onlara etkileridir. Renklerin bütün insanlara (ırk, kültür, cinsiyet, yaş farklılıklarına bakmaksızın) aynı göründüğünü kesin olarak biliyoruz. Renklerin algılanması da, her insanda aynı şekilde yürümektedir: Renk duyusu, sinir sistemi üzerinden arabeyine iletilir. Burada renk hissi oluşur. Renkler ve psikoloji Kırmızı bizi alarm durumuna geçirir, turuncu uyarıcı vazife görür, mavi ise sakinleştirici etki yapar. Renklerin bu ırk, cinsiyet vs. gözetmeyen etkisi, uluslararası bir renk dilinin oluşmasını sağlamıştır. Buna göre: Kaçış ve çıkış yolları yeşille gösterilir; çünkü, bu renk insanın arzu ve isteklerini simgelemektedir. Düzenleme emirleri ve kuralların mavi ile yazılması, bu rengin huzur vermesi ve bilinçli hareketlere yöneltmesi dolayısıyladır. Yasak ve tehlike işaretleri ise, insanlarda özel bir dikkat uyandırması nedeniyle, kırmızı olarak belirtilir. Bu sembol renkler, çok eskilerde, Eski Mısırlılar tarafından bile, bilinçsizce de olsa, aynı psişik etkilere yönelik kullanılmışlardı: Eski Mısır'da kırmızı, savaşın simgesiydi; yeşil, yaşamı ve büyümeyi gösteriyordu. Göklerin ve uzaklıkların sembolü olan maviyle ise, tanrılarının saçlarını çizmişlerdi. Saflığın göstergesiyse, şimdiki gibi, kar beyazıydı. Renkler biz insanlar için öylesine gerekli bir olgudur ki, ilkel insanların, inanılmaz derecede zor olmasına rağmen, mağaralarının duvarlarına renkli resimler çizmelerine şaşırmamalıyız. Üstelik, bu resimleri boyamak için, ilk zaman ressamları, sadece doğada bulabildikleriyle yetinmek zorundaydılar: Toprak rengi balçık, kırmızı mangan tozu ve kara odun kömürü ezmesiyle karıştırıldıktan sonra üstüne o devrin kuş yumurtalarının akı ve ağaç reçinesi katılır, suyla karıştırılırdı. Bunu akıl eden, herhalde o devrin dehâsı olmalıydı! Mısırlılar ilk kez çeşitli renkleri karıştırarak değişik tonlar elde edene kadar, renkler yalnızca doğada bulundukları gibi kullanıldılar, insanlık tarihinin ilk bulunan "sentetik" rengi ise, quartz kumu, kireç ve bakır karbonatın karıştırılmasıyla oluşturulan "mısır mavişidir". Mısırlıların duvarları yeşile boyamak için kullandıkları boya ise, bakır ve sirkenin karışımından oluşuyordu. Daha M.Ö. 2500 yıllarında Mısırlı sanatçılar mezar duvarlarına kırmızı, yeşil, mavi, sarı ve beyaz renkler içeren motifler işliyorlardı. Renklerin birbirleriyle karıştırılmaya başlanmasıyla dünya daha renkli hale geldi: Yunan vazoları renkli sırlara kavuşurken, Persler elbise ve halılarında kullandıkları yünleri boyamaya, Çinliler ise ipek bezlerine baskı yapmaya başladılar. Renk bilimi Çağımızda, renkleri karıştırmak, tesadüflerden çıkıp, bir bilim haline geldi. Bunun için 3 ana öğe gereklidir: Boya maddesi, tutucu ve çözücü maddeler. Boya maddesi, toz metal bileşikleridir. Kırmızı renkler demirden, sarı kadmiyumdan, yeşilse bakırdan sağlanabilir. Bunun yanısıra, daha komplike organik bileşikleri de, renklendirici olarak özellikle 20. yüzyılın başından itibaren kullanılmaya başlandı. Boyama esnasında, boya içindeki su veya karbon bileşikleri gibi çözücü maddeler uçunca boya kurur. Tutucu maddeler de, boyaya, sürüldüğü yüzeyde kalıcı özellik kazandırır. Bu maddeler çoğunlukla reçine veya tutkaldır. Bunlar, yüzeyde çok ince bir film tabaka oluşturarak, üzerlerine boya pigmentlerinin yapışmasını sağlarlar. Michelangelo da, şaheserlerini boyamak için, renk macununu bir kova kirecin (tutucu madde) içine batırıp, suyla (çözücü madde) karıştırıyordu. O zamandan beri, bilim adamları boya üretiminde yeni metodlar üzerine kafa patlatıyorlar. Böylelikle, günlük gri yaşantımızı renklendirmemize imkân veren, yepyeni boya üretim sistemleri doğdu. Her türlü amaca yönelik boyalar gelişti, boya üretim teknikleri ve boyalar da yaşantımızın her alanına yerleştiler: Okulda boyama kalemleri, modern tekstil boyaları olarak veya renkli mutfaklar, beyaz eşyalar şeklinde ya da uzay ve hava taşımacılığı için çeşitli cilalar gibi. Tıbbi yönden, bazı çözücü maddelerin sağlığa zararlı olduğu bulununca, özellikle devamlı bunlara mâruz kalanlar (cila işiyle uğraşanlar gibi) için çerve dostu su içeren cilalar geliştirildi. Bunun yanında, elektrostatik olarak yapışan yeni nesil toz cilalar bulunarak, eşyaların hiçbir çözücü madde kullanılmadan cilâlanması sağlandı. Renklerin hayatımızda ne kadar büyük rol oynadıklarını istatistikler açıkça göstermektedir. Sadece Batı Almanya'da bir yılda 14 milyon ton boya ve cila üretilmektedir. Boya ile cila arasındaki fark, cilanın büyük oranda reçineli olmasına karşılık, boyaların temelinin suya dayanması ve içeriğinde az miktarda tutucu madde bulundurmasıdır. Sadece, el işleriyle uğraşanlar, yılda yaklaşık 40.000 ton cila ve 60.000 ton boya kullanmaktalar. Yiyecek sanayii bile, yediklerimizi güzelleştirmek amacı ile yılda 2.480 ton sağlığa zararsız besin boyalarından kullanılmaktadır. Boya üreticilerinin en iyi müşterilerini, otomotiv endüstrisi ile basın yayın endüstrisi oluşturmaktadır, örneğin, Alman otomobil firmaları yılda 110.000 tona yakın cila harcamaktadır. Bir otomobil için ortalama olarak 5 kilogram normal cila gerekmektedir. Bu miktar, eğer metalik cila kullanılırsa 10,5 kg'a yükselmektedir. Yayın endüstrisi ise, 237.000 tonun üstünde boya tüketmektedir. Yalnızca renkli bir derginin bir sayısının basımında 3,5 tona yakın boya gereklidir. Bir gazetede renkli bir fotoğraf ya da renkli bir yazıdaki basım tekniğinin ne kadar karmaşık olduğu, bir mercek aracılığıyla anlaşılabilir. Bütün renkli yüzeyler binlerce ufak kırmızı, mavi ve sarı noktalardan oluşmuştur, istediği renk tonunu çeşitli renkleri karıştırarak elde eden ressam gibi, baskı âleti de istenilen rengi üç basamakta ve üç ana rengi birleştirerek sağlamaktadır. Klasik '3-renk' basım tekniğinde renkli numune (dia ya da resim), kırmızı, mavi, ve sarı olmak üzere üç ayrı resime ayrılmaktadır. Basım sırasında, bu üç örneğin aynı kağıda üst üste gelecek şekilde basılmasıyla, istenen renk efekti sağlanır. Meselâ, sarı ve mavinin üst üste bindirilmesi yeşil rengi verir. Renkler ne kadar ince dağıtılmışlarsa, renk kalitesi de o kadar yüksektir. Fototip basım tekniğiyle (tiefdruck) yapılan sanat baskılarında tek tek noktalar seçilemez. Renkler, yüzeyler halinde basık. Sonuç, boyanmış gibi görünen posterlerdir. Biz insanlar için renkler öylesine tabiidir ki, onların hakkında düşünmeyiz bile. Ama onlar olmasaydı, acaba nelerden mahrum kalırdık? Renklerin hayatımızda üç ana vazife gördüğünü söyleyebiliriz: Birincisi, müzik ruhun gıdasıdır dendiği gibi, renkler de ruhun gıdasıdır, neşe ve duygu kaynağıdır, ikincisi, boyalar sayesinde çeşitli zararlardan korunuruz. Boyasız bir eşya ya da araç, çok daha çabuk paslanarak aşınacaktır. Ve Üçüncüsü, renkler bize bilgi taşırlar: Mavi otoban levhaları, sarı uyarı işaretleri, yeşil çıkış yolları, kırmızı ihtar tabelâları ve bunun gibi başka birçok değişik anlamı olan renkler. Hiç kuşku yok ki, renklerin olmadığı bir dünya, gerçekten de bizler için "renksiz" bir dünya olurdu... Kaynak: İnsan ve kainat dergisi, temmuz 1990, sayfa 40 ReNKLeRe GöRe KaRaKTeRiNiZ BEYAZ SEVEN KADINLAR: Beyazı her renkten fazla seven bir kadın bilerek veya bilmeyerek, kalben ve zihnen temiz ve saf olduğunu ortaya koyuyor demektir. Bu kadın nazik, değer bilen, alçak gönüllü, asil ve naziktir. Parlak ziyafetler ve neşeli partiler onca pek cazip değildir. Eğlenceden ziyade başkalarına yardım etmek onu doyurur. Zamanında neşeli olmasını çok iyi bilirse de ekseri sakin ve sessizdir. Beyaz seven kadın yaradılıştan derli toplu ve intizamlıdır. Beceriklidir de. Eli her işe yatar. Prensip ve düşünceleri gayet temiz ve titiz olduğu için bazen sert ve amansızdır. Ama adaleti ve doğruluğu çok sevdiğinden kimsenin hakkını yemeğe tenezzül edemez. Tabiatı gibi konuşması ve hali tavrı da alcak gönüllü ve sakindir. Kalabalığın dikkatini üstüne çekmeyi hiçbir zaman istemez, ama dikkatin merkezi olmayı da hiçbir zaman yadırgamaz. Mahcubiyet onun yaradılışına tamamen aykırıdır. Hiç bir şeyden korkmaz. Kendinden tamamen emin ve onun için tabii ve sakindir. Sporu sever ve kuvvetli, rahat adımlarıyla kendini belli eder. BEYAZ SEVEN ERKEKLER: Bütün erkeklerin içinden beyazı seçen bir erkeğin asla korkak ve sünepe olmayacağına emin olabilirsiniz. Böyle birisi soğuk kanlı ve hattâ zalimdir. Gayet sabit ve sakin bir insandır ve asla heyecanını dışarıya belli etmez. Telaşsız fakat dikkatlidir. Böyle insanların çoğu hastalık derecesinde titiz olurlar. Kuvvetli bir hafızaları olmamakla beraber tabiatlarının pratik tarafı kuvvetlidir. Çok alçak gönüllü, enerjik olurlar ve enerjilerine çok fazla güvenirler. Karakterleri büyük bir esrar ve tezat teşkil eder. Zira soğuk kanlı olmalarına rağmen cömerttirler. Başkalarına yardım için para , gayret ve zaman sarfetmekten asla çekinmezler. Çalışkan oldukları için kendilerini eğlenceye verebilmeleri nadirdir. Eğlendikleri zamanda coşkun , taşkın ve birazda aşırı eğlenceyi sevenler. Evde birkaç ahbapla oturup hoş beş sohbet etmek veya bir kitap okumak bunları katiyen sarmayan şeylerdir. ----------------------------------------------------------------------- SARIYI SEVEN KADINLAR: Parlak ve koyu sarıyı tercih eden kadınlar dedikoducu olmaya pek meyillidirler. Durmadan konuşmayı severler ama konuları ilginçtir. Hal ve tavırları da durgundur. Ağır ve yüksek konularda konuşmayı hiç sevmezler ve böyle mevzular konuşulurken yüzleri ekseri boş bir ifade alır. Ama iş bir kere hafif mevzulara , hoş beşe döküldü mü konuştukça konuşur. Fakat son derece yardım severdir ve herkesle ince ince alâkadar olur. Her şeyi bilmek ister. Pek cömert sayılmazsa da iyiliği üzerinde olduğu zaman herkese yardım etmeyi sever. SARIYI SEVEN ERKEKLER: Renklerin içinden renk seç dendiği zaman sarıyı seçen erkekler, bilmeyerek biraz korkak olduğunu itiraf ediyor demektir. Fikirlerini olduğu gibi söylemekten ve başkalarının düşüncelerinden hiç çekinmez. Bazen olmadık renkte kostümler giyer ve herkesi kendine baktırmaktan âdeta zevk alır. Sözlerinde biraz mübalâğaya kaçması muhtemeldir; bilhassa kendini fazlaca över. Herkesle oldukça iyi geçinmesine rağmen kadın arkadaşları biraz azdır. ----------------------------------------------------------------------- TURUNCU RENGİ TERCİH EDEN KADINLAR: Açık kavun içinden koyu portakal rengine kadar bütün turuncular, bu rengi seven kadınların sıcak kanlı, sıcak kalpli ve dost tabiatlı insanlar olduğunu ispat eder. Hiçbir zaman sert ve soğuk olmayan bu kadınlar, başkalarına karşı gösterdikleri alakalarda daima bir seviye temin etmek isterler. Yani kimseye karşı uzak ve soğuk durmak istemedikleri gibi fazla samimiyete, lâubalîliğe kaçmayı da hiç arzu etmezler. Yani her şeyin orta kararını tercih ederler. Turuncu rengi seven kadın sakin mizaçlıdır. Kontrolünü kolay kolay kaybetmez. Kızdığı zaman bağırıp çağırmaz. Hiç kin tutmaz. Kendine yapılan bir fenalığı derhal affeder. Ekseriyetle onun bu alçak gönüllülüğünü yumuşak zannedip de tepesine binmek isteyenlere de hiç müsama göstermez. İlk önce onun her kalıba sokulabileceğini zannedenler zamanla onun gayet sağlam ve kuvvetli bir şahsiyet sahibi olduğunu anlarlar. Hakkını savunmayı iyi bilir. Ama bunu da karşısındakini kızdırmadan ve gücendirmeden yapar. TURUNCU TERCİH EDEN ERKEKLER: Turuncu rengi bütün diğer renklere tercih eden erkekler de aynı rengi, tercih eden kadınlar kadar karakter sahibidirler. Müsamahakar ve sabırlı olurlar, ama hoşlanmadıkları şeylere asla göz yummazlar. Bu tip babalar bilhassa bütün çocukların sevgilisi olurlar. Zira çocukların istedikleri birçok şeyi yapmalarına izin verirler. Aynı zamanda bu babalar çok iyi babalardır. Zira çocuklarına her gün aynı muameleyi gösterir ve şımartmazlar. Sonu olmayan tartışmalardan nefret ederler. Herkesle dost olmalarına karşın gerçek ve devamlı arkadaşlıkları azdır. Bu tip erkeklerin kılık ve kıyafetine normal bir itina gösterirse de bazıları bu konuda pek dikkatsiz olurlar. PEMBE SEVEN KADINLAR: Pembe rengi tercih eden kadınların en belli başlı özellikleri daima neşeli olmalarıdır. Bu kadınlar mutlu ve hafif kalplidirler. Gerektiği yerde ciddi olmasını ve mesuliyetlerini yerine getirmesini gayet iyi bilirler. Sadece neşe için yaşamazlar. Hayatın ciddi konularla dolu olduğunu bilirler. Çekingen olmalarına karşın bunu iyi bir şekilde saklarlar ve pek nadir dışa vururlar. Coşkun, ateşli ve fırtınalı oldukları pek nadirdir. ERKEKLERDEN PEMBE SEVEN YOKMUŞ GALİBA ARKADAŞLAR.... ----------------------------------------------------------------------- KIRMIZI SEVEN KADINLAR: Ne kadar parlak olursa olsun hiçbir renk, vasat parlaklıkta kırmızı kadar gözü çekmez. Kırmızı renkler nar çiçeğinden, gelincik rengine, hafif allardan kan kırmızıya kadar çeşit çeşittir. Fakat ekseriya insanın üzerinde canlandırıcı, kışkırtıcı, heyecan verici bir etki bırakır. Kırmızı renklerden birinden birini diğer renklerin hepsinden çok seven kadınlar şen ve hayat dolu olurlar. Çabuk heyecana gelip, çabuk kızar ve öfkelenirler. Dans edip şarkı söylemek gibi sözlerden hoşlanır ve bu zevkleri tatmasını çok iyi bilirler. Bu kadınları somurtkan görebilmek güç ve nadir bir şeydir. Zira kırmızı seven kadınlar, zor bir durumla karşılaştıkları zaman suratlarını asıp düşünecekleri yerde enerjik ve hevesli şekilde harekete geçerler. Son derece azimlidirler. Gelecek hakkında uzun uzadıya planlar ve rüyalar kurmaktan hiç hoşlanmazlar. Her şeyi bir güne doldurmak onlar için daha uygundur. Şen, pervasız ve biraz da düşüncesizlerdir. Etrafın ne düşüneceği onlar için hiç önemli değildir. "hayat benim değil mi? Dilediğim gibi yaşamakta elbette serbestim" derler ve diledikleri gibi yaşarlar. KIRMIZI SE VEN ERKEKLER: Kırmızıyı her renge tercih eden bir erkeğin hiçbir şeyden korkmayan biridir. Kırmızı seven erkeklerin ekseriyetle sadece cesurlukla kalmayıp adeta kabadayı olurlar. Tehlikeyi davet ederler ve felaketleri gülerek karşılarlar. Toplumun örf ve adetlerinden hoşlanmayarak her şeyi kendi bildikleri gibi yaparlar ve herhangi bir şeyi herkesten başka, herkesi şaşırtacak bir şekilde yapmayı da tercih ederler. Böyle erkekler çocuklarında bütün mahallerinin sevimli baş belası, sevilmekle beraber yaka silktiren küçük bir canavar olurlar. Büyüdükleri zaman bile üzerlerinde çocukça bir havailik, bir afacanlık kalır. Kırmızı seven erkek bir olayla karşılaştığında soğukkanlılığını hiç bozmaz. Sukünetle yener ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Bir kusuru uzun müddet aynı işin başında oturmamasıdır. Pek sabırsız ve tez canlı olduğu için birazda maymun iştahlılığa sahiptir. Çok zekidir. Herhangi bir işi bu zeka sayesinde hemencecik halledemediği taktirde uzun zaman uğraşmaz. Bırakır ve başka bir işe kalkar. ----------------------------------------------------------------------- KAHVERENGİNİ TERCİH EDEN KADINLAR: Kahverenginin de açıklı koyulu bir çok tonları ve fındık kabuğundan tarçiniye kadar bir çok çeşitleri vardır. Kahverengiyi tercih eden kadınlar geniş hayal gücünden uzak fakat metodik olurlar. Bu kadınlarda parlak bir zekaya pek rastlayamazsınız. Onlar kendi hallerinde, sessiz ve sakin olurlar. Göze pek çarpmazlar ve olağan üstü bir şey yapmazlar. Ev işinden hoşlanan, bulaşıktan hiç şikayet etmeden, adeta zevkle yıkayan ev kadınları daha ziyade kahverengi kadınları arasında çıkar. Onlar hayatlarının her safhası için önceden plan yaparlar, bir programa uyarak sistemli bir şekilde çalışırlar. Kahverengiyi seven kadınlar yetenek sahibi olurlar. Örneğin etraflarındakileri kusurlarına karşı müsamaha ederler. Doğruyu daima sevdikleri için zararsız bir yalan bile söylemekten çekinirler. Çoğu son derece dindar olurlar. Herhangi bir kanunu ihlal etmeyi yahut herhangi bir suç saydıkları için toplumun çizdiği sınırların bile dışına çıkmazlar. Sabır ve sevgileri sonsuzdur. Onun için çok iyi birer anne olurlar. KAHVERENGİYİ SEVEN ERKEKLER: Kahverengiyi tercih eden erkekler orijinaliteden mahrum olular. Bununla beraber iyi işleyen kafaları, her şeyi gören ve anlayan kuvvetleri ve geniş anlayışları vardır. Kahverengiyi seven erkeklerin en belli başlı vasıfları sade oluşlarıdır. Bu kişiler cicili bicili, süslü püslü şeylerden "ne olursa olsun" nefret ederler. Zevkleri sadedir, tavırları sadedir, yaşayışları ve giyinişleri sadedir. Hayatta çok çabuk tatmin oldukları için pek fazla para harcamazlar. Bazıları da bayağı hassas olular. Paralarının git gide çoğalması onlar için başlı başına ve yeterli bir zevk haline gelir. Pervasızlık ve alışkanlık bakımından biraz mahrum olmakla beraber azim ve sabır taraftarı gayet kuvvetlidir. Bu adamlar yüksek ve şaşaalı şeyleri özlemedikleri için kendilerini olduklarından daha iyi görmekte hiç gözleri yoktur. Bilakis başkalarını karşısında kendilerini hep kötüleyerek konuşurlar. Kahverengiyi seven erkek kendi kendine hürmet eden, kimseye minnet etmeyen ve müstakil yaşamasını seven bir insandır. Kimseden medet ummazlar. Gayet makul olurlar ve düşünce ve hislerinde asla israfa kaçmazlar. Adaleti sevmelerinin neticesi olarak çok zaman aile ve komşu kavga, anlaşmazlıklarında ara buluculuk yaparlar. ----------------------------------------------------------------------- YEŞİLİ TERCİH EDEN KADINLAR: Herhangi bir yeşil rengi tercih eden kadının en belli başlı vasfı pratik zekalı ve hazır cevap olmasıdır. Bilhassa nükteli ve iğneli cevaplar vermekte bu kadın birincidir. Yeşil seven kadınların hayatta başarılı olmayanları çok zaman alaycı ve sinik olurlar. Bu rengi seven bir kadını herhangi bir dil kavgasında veya münakaşada alt etmek hemen hemen imkansız bir seydir. Yeşil seven kadınların zihinleri durmadan işler. Bunlar etrafında olup biten şeyi derhal görür ve derhal anlarlar. Fakat zihinlerinin bu faaliyetine nispeten vücutları o kadar faal değildir. Çoğu da dayanıksız ve tahammülsüzdürler. Güç ve uzun bir işi yarı yolda bırakmak mecburiyetinde kalırlar. YEŞİLİ TERCİH EDEN ERKEKLER: Yeşili diğer renklere tercih eden bir erkek çoğu zaman huzursuz ve düşüncesizdir. Gerçi kalbinin iyiliğine diyecek yoktur ama bazı zaman istemeden kalp kırar. Elinde iki kuruşu varsa en aşağı bir kuruşunu dağıtır. Fakat çoğu zaman cebinde dağıtacak kadar parası olmaz. Her şeyden memnun olan, nerede sabah orada akşam diyen bir tabiatı vardır ve başkalarına pek fazla güvenir. Yeşil seven kadınlar gibi o da espri sahibi, hoş sohbettir. Kendini ilgiyle dinleyen birkaç kişiye uzun uzun bir şeyler anlatabilmek onu tamamen memnun eder. Maalesef kendini dinleyenleri adeta teşhir edecek kadar güzel konuştuğunu da ilave etmeden geçmeyelim. Yeşil seven erkekte sorumluluk hissi zayıftır. Görevlerini de pek o kadar ciddiye almaz. Ama sevimli bir adamdır. Onunla geçinmek kolaydır. Karşısındakini memnun etmek için elinden geleni yapar. ----------------------------------------------------------------------- MAVİ SEVEN KADINLAR: Maviyi diğer renklere tercih eden kadınların hisleri son derece derin olur. Böyle kadınlar sevindikleri zaman çok, pek çok sevinirler. Böyle bir kadına bakarsanız bir an neşenin kanatlarıyla uçarken, biraz sonra, hiç sebepsiz, yahut en ufak sebepten, kederin derin uçurumlarına yuvarlanmıştır. Hislerini böylece kontrol edememesi, kontrolsüz bir halde bırakması onu şaşkına çevirmiştir. Kendinden hiç bir zaman emin değillerdir, zira kendi kendini hiç bir zaman anlıyamazlar. Bu kadın aynı zamanda başına neler gelebileceğini bilmez ve daimi bir çekindenlik içinde yaşar. Çekindiği şeyde doğrudan doğruya kendisidir. Çoğu zaman derin ve acı düşüncelere dalar gider. Başkalarında olan alakalarında ise sevecen, düşünceli ve çömerttir. Gerçi halinden dostlarına durmadan şikayet eder. Arkadaşları onun bunu daima kendi kendisiyle meşgul olduğu için yapmadığını, şikayetlerinin sahiden samimi olduğunu anlarlar ve hürmet ederler. MAVİYİ SEVEN ERKEKLER: Maviyi seven erkekler maviyi seven kadınlara nispeten biraz daha sakin ve kontrolsüz olurlar. Buna sebepte hayatlarını kazanmak mecburiyetinde olmalarıdır. Çalışma hayatında fırtınalı his ilişkilerine yer olmadığı gibi, kendi halini düşünüp şikayet etmeye de halleri yoktur. Onun için maviyi seven erkek iş adamıysa hislerine mecburen fren vurur. Fakat yine de maviyi seven erkekler sistemle değil, ilhamla çalışmayı tercih ederler. Bu tarz çalışmayı gerektiren işlerde birinci oldukları halde, metodik ve sabırlı bir mesai gerektiren işlerde pek iyi olamazlar. Gündelik hayatlarında değişiklerle karşılamak bunlar için lüzumlu değildir. Gezgin işleri tercih ederler. ----------------------------------------------------------------------- MOR SEVEN KADINLAR: Mor eskiden beri ihtişam ve debdebenin son basamağı olarak bilinir. Onun için mor rengi tercih eden kadın ihtişam ve lükse son derece bağlı demektir. Tarih, yüksek sınırların, saray erkanın daima mora benzediklerini kaydeder. Gerçekten de moru seven kadınlar arasında debdebeyi sevemeyen servet, konfor, şöhret ve mevki elde etmek istemeyenleri pek nadirdir. Hiçbir zaman lüks ve debdebenin sonu gelmediği için hiçbir zaman doymak nedir bilmezler ve kendilerine bakanları adeta manevi şaşaada yenmek bu kadınların arzu ettiği bir şeydir. Durmadan beğenilip iltifat yağmuruna tutulmadan kendilerini rahat hissetmezler. Bunlara karşın çok sevecen ve büyük kalğlidirler. Eğer severlerse, sevdikleri için yapmayacakları şey yoktur. Sürekli onu düşünür onunla birlikte olmak isterler. Evcil hayvanlaara karşıda sevgi ve ilgi duyarlar ve onları beslerler. MORU SEVEN ERKEKLER: Mor rengi diğerlerine tercih eden erkekler de hayatın daha pahalı ve lüks cephesini tercih edeler. Bir sandal sahibi olmak akıllarından bile geçmez. Gözleri daima yüksektedir. Bir çalgılı gazinoda oturup bira içmek onlara işkence gelir. Lüks bir klüpte oturup şampanya içmekten aşağısını beğenmezler. Önlerine gelenle dost olmak bunlar için duyulmamış bir şeydir. Ama bunlar göşteriş düşkünü birer servet avcısı değildir. Sadece aristokrat fikirli olurlar ve demokrasi diye bir şey olduğunu kabul etmezler. Hareketlerinde ağır ve dikkatlidirler. Fakat gerektiğinde çabuk harekete geçmesini de bilirler. ----------------------------------------------------------------------- KURŞUNİYİ SEVEN KADINLAR: Koyu demir kurşuniyesinden açık gümüşe ve kumru rengine kadar birçok kurşuniler vardır. Bu renklerden çoğu birçok kimselere durgun, cansız gelir. Ama sezsiz sedasız, becerikli kadınlar kurşuniyi her renge tercih ederler. Böyle kadınlar çok iyi bir iş kadını olurlar. Bazıları bunları soğuk bulur. İçlerinden bir kısmı sahiden de soğuktur. Fakat çoğu sadece içlerinin dışarı vurmasını istemez. Hisleri açıktan açığa ifade etmenin lüzumsuz olduğuna inanırlar. Bazıları da hislerini nasıl ifade edeceklerini bilmedikleri için içlerinde saklar, hapsederler. Kurşuniyi diğer renklere tercih eden kadınların çok başarılıdırlar. Yani kendilerine seçtikleri sahada usta olurlar ama başka bir sahaya karşı asla alaka göstermezler. Zekaları mükemmeldir. Ama ev hayatını alalade bir ev kadını olmayı zevksiz ve manasız buldukları için iş hayatına atılırlar. Burada kadınların bütün kabiliyet ve yetenekleri ortaya çıkar. KURŞUNİ SEVEN ERKEKLER: Kurşuniyi tercih eden erkekler zihnen o derece faal ve kuvvetlidirler ki elleriyle bir iş yapmak icap edince bir iş gelmez dense yeridir. Bir tek çivi çakmak onlar için mühim bir meseledir. Böyle işlerde tamamen başkalarına güvenmek zorunda kalırlar. Bu da onların biraz onuruna dokunur ve içlerini sıkar. Ama beyin ve zeka ile halledilecek bir iş oldu mu kendilerine güvenirler. Kendilerine güvenmekte de yerden göğe kadar hakları vardır. Kabiliyet ve kusurlarını bilirler ve bunları etraftan saklamaya hiç çaba göstermezler. Böyle olan erkekler kültürlü olurlar. Meşgul oldukları ve sevdikleri yoktur. ----------------------------------------------------------------------- SİYAH SEVEN ERKEKLER: Siyah rengi seven erkekler sert tabiatlı ve sert düşünceli olurlar. Hayatın zevklerini günah sayarak mümkün mertebe soğuk bir hayat sürerler. Başkalarının hayatlarına karışmayı çok severler. Durmadan nasihat ederler. Biraz başa geçtiler mi etrafındaki herkesin hayatlarını idare etmek isterler. Gerçi niyetleri iyidir, ama etrafındakiler bunu anlamaz. Bu erkeklerin çoğu kötümser olur. Hayatı adeta başka bir hayat için bir hazırlık sayarlar. Siyah seven kadın yok sanırım... Mesajı son düzenleyen kmm_bn ( 19-03-06 - 22:09 ) Neden: Ek Bilgi. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
KOL Premium User
![]() ![]() Giriş Tarihi: 17-03-2006
Yer: CH
Yaş: 28
Mesajlar: 1,680
Rep Puanı: 6767054
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
emegine saglik iyi calisma olmus,,,,,,,,,,,
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Meraklı
![]() Giriş Tarihi: 29-08-2005
Yaş: 20
Mesajlar: 309
Rep Puanı: 101608
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Güzel olmuş da, çooook uzun bu, sürekli aşağı indiğim hâlde sıkıldım. Yine de teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 10-09-2005
Yer: im seni :)
Yaş: 26
Mesajlar: 3,868
Rep Puanı: 65799
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Paylaşım için teşekkürler arkadaşım
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Bağımlı
![]() Giriş Tarihi: 09-10-2005
Yer: karlıkayın ormanı
Yaş: 24
Mesajlar: 603
Rep Puanı: 145865
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
paylaşım için saol ama yannış yer seçmişsin bilim ve tekniğe koysan daha iyiydi
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |