Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Genel Kültür > Kültür
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]

Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)

Genel Kültür Kategorisinde ve Kültür Forumunda Bulunan Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek) Konusunu Görüntülemektesiniz => Hacı Murat ( .... - 1853) Hayatı ünlü yazarların romanlarından, yüzlerce rivayete kadar konu olmuş Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 19-07-05, 02:53   #321

Varsayılan Hacı Murat


Hacı Murat ( .... - 1853)

Hayatı ünlü yazarların romanlarından, yüzlerce rivayete kadar konu olmuş Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat 19.yy başlarında Dağıstan’ın Hunzah bölgesinde dünyaya geldi. Kafkas-Rus savaşlarında ismini duyurmuş Gitino-Magoma’nın oğludur.

Çoçuk yaşta Hunzah medresesinde eğitim aldı, hiçbir zaman bir hedefe iki defa ateş etmediği söylenen Hacı Murat, daha genç yaşlarda at binmesi ve nişancılığı ile ün yapmaya başladı.

Süt akrabalığı bulunan Avar Han ailesi ile İmam Hamzat Beg arasındaki kan davası, Murat’ın Hamzat Beg’i öldürmesi ve müridlerin Hunzah’ı terk etmesi ile sonuçlandı.

Takip eden dönem içerisinde Hunzah halkının barışçı tutumlarını suiistimal eden Ruslara karşı silahını eline alan Hacı Murat, Ruslarla işbirliği olan Avar Hanı Ahmet’in komplosuyla tutuklandı. Halkın üzerindeki büyük etkisi göze alınarak, gizlice Rusya içlerine sürülmesine karar verildi. Ancak Temirhan Şura’ya götürülürken firar etmeyi başararak Gotsatl köyüne gitti ve burada bir süre kaldıktan sonra Gimri’ye Şeyh Şamil’in yanına gitmeye karar verdi.

Hamzat Beg olayından dolayı şüphe ile karşılandığı Gimri’de, kendini ispat etme fırsatı verilerek Tloh bölgesi Naibliğine getirildi. Hunzah’taki yandaşlarınında kendisine katılmasıyla kısa sürede büyük başarılar elde etti.

Kendisini ele geçirmek için 1841 Şubat’ında Tselmes’e saldıran Rus birliklerini Hunzah’a kadar püskürttü ve bir süre sonra General Bakünin komutasındaki bu birlikleri Hunzah’ı terk etmeye mecbur bıraktı.Bu şekilde Avar bölgesinin neredeyse tamamında hakimiyet sağlayarak Şeyh Şamil’in etki alanına kattı.

Temirhan Şura’dan Doğu Gürcistan’daki Babaratmiskaya’ya kadar Rus kuvvetleri üstüne sayısız baskın düzenledi ve bir süre sonra İmam Şamil’in en cesur ve en başarılı Naibi olarak anılmaya başlandı.

1851 yılının Temmuz ayında düzenlediği Boynakh baskını son askeri zaferi oldu. Aynı yıl içerisinde,üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanamayan bir olay gerçekleşti, Hacı Murat Vozdveezhenskoy kalesine giderek Ruslar’ın tarafına geçtiğini bildirdi.

Bu olay kimilerine göre İmam Şamil ile beraber yaptıkları bir planın kimilerine göre ise Şamil ile aralarının bozulmasının bir sonucu idi.

Ancak Hacı Murat 4 Nisan 1853 günü Vozdveezhhensky kalesi yakınlarında, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehid oldu.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-07-05, 03:14   #322

Varsayılan Mevlana


Mevlâna (1207-1273)



Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.

Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.


"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
Hz. Mevlâna



MEVLANA'NIN ESERLERİ

Mesnevi

Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi.

Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, "Mesnevi" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevi'si" gelmektedir.

Mevlâna Mesnevi'yi Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

Mesnevi'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.

Mesnevi'nin Vezni:
Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün 'dür.

Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi'sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

Dîvân-ı Kebir

Divân şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere denir. "Divân-ı Kebir "Büyük Defter" veya "Büyük Divân" manasına gelir.

Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir'in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir.

Divân-ı Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir'in beyit sayısı 40.000'i aşmaktadır.

Mevlâna Divân-ı Kebir'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

Mektûbât

Mevlâna'nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.

Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, ben deniz"gibi kelimelere hiç yer vermemiştir.

Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır.

Fîhi Mâ Fih

Fîhi Mâ Fih "Ne varsa içindedir" manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.

Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis)

Mecâlis-i Seb'a adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:


1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
3. İnanç'daki kudret
4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah'ın sevgili kulu olacakları
5. Bilginin değeri
6. Gaflete dalış
7. Aklın önemi

Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme "hamd-ü sena" ve "münacat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.


kaynak: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-07-05, 11:05   #323

Varsayılan Suphi Dönmezer


SULHİ DÖNMEZER (1918-2004)



Sulhi Dönmezer, 10 Şubat 1918’de İstanbul’da doğdu.

1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni ve 1938 yılında İÜ Hukuk Fakültesi'ni bitiren Dönmezer, aynı yıl bu üniversitede Ceza Hukuku asistanlığına getirildi.

Dönmezer, 1942 yılında doktorasını ve doçentlik sınavını vererek İstanbul Üniversitesi Ceza Hukuku Doçentliği'ne atandı. 1946-1948 yıllarında Amerika Illinois Üniversitesi'nde araştırıcı ve ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışan Sulhi Dönmezer, 1949 yılında Profesör oldu. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı'na seçilen Prof. Dr. Dönmezer, 1957 yılında Ordinaryüs Profesörlüğe terfi ettirildi.

Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, 1943 yılında İÜ Hukuk Fakültesi Kriminoloji Enstitüsü'nün kurulması çalışmalarına katıldı, 1955-1985 yılları arasında bu enstitü ve araştırma merkezinin müdürlüğünü yaptı.

İÜ Hukuk Fakültesi'nde 47 yıl hizmet verdikten sonra 1985 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olan Ord. Prof. Dr. Dönmezer, daha sonra da 1995 yılına kadar İÜ Hukuk Fakültesi'nde Kriminoloji, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Toplumbilim ve Türkiye'nin Sosyal Bünyesi derslerini verdi.

Ord. Prof. Dr. Dönmezer, İÜ İletişim Fakültesi ve Yargı Yüksek Okulu ile İstanbul İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi, Marmara Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi'nde de derslere girdi. Yurtdışında da Fransa, Hollanda, Portekiz, ABD, İran, Pakistan'da çeşitli üniversitelerde dersler ve konferanslar veren Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, 1975-1980 yılları arasında Avrupa Konseyi Kriminolojik Bilimler Konseyi üyeliğine seçildi. 1988-1994 yılları arasında Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu üyeliği de yapan Ord. Prof. Dr. Dönmezer, 1988 yılında Atatürk Dil ve Kültür Merkezi'ne bağlı Atatürk Araştırma Merkezi üyeliğinde bulundu.

Ord. Prof. Dr. Dönmezer, 1950-2001 yılları arasında, Başbakanlık, Adalet, İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları tarafından önemli yasal düzenlemeler için oluşturulan komisyonlarda başkanlık ya da üyelik görevlerinde bulundu. Bu çalışmalardan bazıları şöyle:

1950-1952 yıllarında faaliyette bulunan Bakanlıklararası Antidemokratik Kanunları Ayıklama Komisyonu Üyeliği, 1950-1961 döneminde af kanunlarını hazırlayan komisyonlara başkanlık, halen yürürlükte bulunan Basın Kanunu'nu hazırlayan komisyonun çalışmalarına katkı, 1962-1963 yıllarında Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun'un hazırlanması hususundaki çalışmalara katılma, 1961 Anayasası'nın ifade özgürlüğü, basın ve temel ceza hükümlerini hazırlayan alt komisyon başkanlığı, Ceza Kanunu'ndan Antidemokratik Hükümleri Ayıklama Komisyonu Başkanlığı, 1981 Anayasası hakkında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin görüşlerini saptayan komisyonun başkanlığı, 1961-1985 yılları arasında Türk Ceza Kanunu'nda ve Usul Kanunu'nda yapılan değişiklikleri değerlendirme hususlarındaki üniversite komisyonlarının başkanlığı, 1984-2001 yılları arasında Yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, İstinaf Mahkemeleri Teşkili Hususundaki Kanun, Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkındaki Kanun, Cezaların İnfazını İzleme Komisyonlarının Teşkili Hakkındaki Kanun'un hazırlanması ile bu kanunların uyum kanunlarını hazırlamakla görevlendirilen komisyonların başkanlığı, Çıkar Amaçlı Örgüt Suçları ile Mücadele Kanunu'nu hazırlayan komisyonun başkanlığı.

Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, ayrıca, 1961-1985 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası'nın editörlüğü, Türk Eğitim Vakfı'nın kuruculuğu ve Mütevelli Heyeti Başkanlığı, Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliği, 2001 yılında Milletlerarası Ceza Hukuku Derneği'nin Türkiye şubesini oluşturmak üzere Ceza Hukuku Derneği'nin kuruculuğu ve Başkanlığı gibi görevlerde de bulundu.

Çalışmaları ve yayınladığı eserler dolayısıyla İstanbul Üniversitesi'nce "hukuk" dalında, Marmara Üniversitesi'nce "toplumbilim" dalında ''Fahri Doktor'' unvanına değer görülen Ord. Prof. Dr. Dönmezer'e, Aydınlar Ocağı tarafından da "Şeyhül Müderrisin" (Hocaların Hocası) unvanı verildi.

Ord. Prof. Dr. Dönmezer ayrıca, Milletlerarası Krimonoloji Derneği Yönetim Kurulu, Milletlerarası Ceza Hukuku Derneği, Milletlerarası Sosyoloji Derneği, Milletlerarası Basın Enstitüsü, Monaco Adli Tıp Merkezi üyelikleri ile Amerika Suç ve Suçluluk Milli Konseyi muhabir üyeliklerine de seçildi.

Üniversitede 1950 yılında Basın Hukuku'nun, 1953 yılında da Krimonoloji'nin öğrenim dalı olarak kabul edilmesi çalışmalarını teşvik eden ve bu dalların kurumsallaşmasını sağlayan Ord. Prof. Dr. Dönmezer'in, Ceza Hukuku, Kriminoloji, Toplumbilim ve Operasyonel Kriminoloji alanlarında çok sayıda eseri, makalesi ve araştırması bulunuyor.

Türk Ceza Hukuku'nun ülkemizdeki kurucularından olan ve binlerce hukukçu yetiştiren Ord. Prof. Dr. Dönmezer, 3 Ağustos 2004 tarihinde, 86 yaşında vefat etti. Ord. Prof. Dr. Dönmezer, 5 Ağustos'ta "devlet töreni" ile İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verildi.

İngilizce ve Fransızca bilen Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, evli ve 2 çocuk babasıydı.


kaynak: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-07-05, 13:02   #324

Varsayılan Abdurrahim Karakoç


Abdurrahim Karakoç (1932 - .... )


Nisan 1932 yılında doğan Karakoç’un şiir merakı küçük yaşlardan gelmektedir. Şiire merakının bir sebebi de ailesinde dedesi, babası ve kardeşlerinin şair olmasıdır. İlk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 1964 yılında ”Hasana Mektuplar" ismi altında kitap haline getirdi. 1958 yılında bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi ve 1981 Mart ayında emekli oldu.

Şiirlerinde esas unsur olarak insanı ele alan şair, şiirleri yüzünden otuza yakın mahkemeye verildi fakat hepsinden beraat etti. 1985 yılından beri gazetecilik yapan Karakoç, bir ara politikaya girdi ve ayrıldı.

Eserleri:
Hasan’a Mektuplar (şiir kitabı), El Kulakta (şiir kitabı), Vur Emri (şiir kitabı), Kan Yazısı (şiir kitabı), Dosta Doğru (şiir kitabı), Suları Islatamadım (şiir kitabı), Beşinci Mevsim (şiir kitabı), Gök Çekimi (şiir kitabı), Düşünce Yazıları (makaleler), Akıl Karaya Vurdu (şiir kitabı), Çobandan Mektuplar (deneme), Yasaklı Rüyalar (şiir kitabı).
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-07-05, 13:07   #325

Varsayılan Prof. Dr. Abdüsselâm

Prof. Dr. Abdüsselâm (1926 - .... )


Nobel armağanı alan ilk müslüman ilim adamı olan Abdüsselâm, 1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga'da doğdu. Pakistanlı fizik bilgini Abdüsselâm, Pencap ve Cambridge üniversitelerinden matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu. 1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuvantum elektrodinamiğinde temel olacak bir çığır açtı ve aynı yıl Pencap Üniversitesi'ne profesör oldu. 1954 yılında Cambridge Üniversitesi'ne okutman tayin edilince, Pencap Üniversitesi'nden ayrıldı.

1957 yılında, Londra Üniversitesi'ndeki İmperal College'e teorik fizik profesörü olarak tayin edildi. Bundan sonra, Abdüsselâm, dünya çapında pek çok akademi, çeşitli komisyon, ilmî dernek ve ilmî heyet üyeliklerinde bulundu. Aynı zamanda pek çok ilmî kuruluşun başkanlığına getirildi. 1970-1973 yılları arasında Birleşmiş Milletler Üniversitesi'nin Birleşmiş Milletler Kurucu Kurulu ve Vakıf üyesi oldu. 1971-1972'de Birleşmiş Milletler İlim ve Teknolojisi İstişari Komitesi'ne başkanlık etti. 1972-1978 arasında Milletlerarası Sırfi ve Tatbiki Fizik Birliği nin ikinci başkanlığını yaptı. 1976 yılında Guthire Madalyası Armağanı, 1978'de Accedamia Nazionale di XL'nin Malteuecci Madalyası, 1978'de Amerikan Fizik Enstitüsü'nün John Terrance Tate Madalyası, yine 1978'de İngiliz Kraliyet Akademisi'nin Kraliyet nişanını aldı. 1979'da, ABD Milli Eğitim Akademisi ve İtalyan Milli Lincei Akademisi'ne yabancı üye seçildi. Aynı yıl kendisine Nobel Fizik Armağanı verildi. Ayrıca, biri 9 Eylül 1981'de İstanbul Üniversitesi tarafından olmak üzere, dünyanın çeşitli üniversitelerinden 15'i aşkın fahri fen doktorluğu payesi vardır.

Bugün bir taraftan Londra Ünivetsitesi İmperial College'de teorik fizik profesörlüğünü (1957'den beri) sürdürürken, diğer taraftan da Trieste'deki "Milletlerarası Fizik Merkezi"nin direktörlüğünü ifa etmektedir. Görüldüğü gibi, hayatının bütün devreleri milletlerarası başarılarla dolu olan Pakistanlı fizik ilim adamı Prof. Abdüsselâm, ender yetişen İslâm alimlerinden birisidir. Prof. Abdüsselâm, 230'dan fazla orijinal çalışma yaptı. Bunlardan bir kısmını, aralarında birçok Türk fizikçilerinin de bulunduğu mesai arkadaşları ve öğrencileri ile hazırladı. Prof. Abdüsselâm, bu çalışmalarında, İslâmiyetin ilme verdiği önemi bilen ve bütün ilimlerin kaynağı olduğuna inanan, keşiflerini ona dayandıran bir müslümandır.

ABDÜSSELÂM VE NOBEL ÖDÜLÜ
Prof. Abdüsselâm, ilimde örnek ve takdir edilecek bir çalışma gösterir. Müslümanların her şeyde olduğu gibi, ilimde de öncü olmaları gerektiğini
savunur ve ilmi, Allah'ın sanatını anlama gayreti olarak tarif eder. Hatta ona Nobel armağanı kazandıran teorisini bile, ilâhî sanatın bir kısmını anlayabilme lütfuna bağlar.

ABDÜSSELÂM'A NOBEL ARMAĞANINI KAZANDIRAN BULUŞ
Profesör Abdüsselâm'a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektromagnatik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı. Tabiatta ilk bakışta mahiyetleri itibariyle birbirinden farklı görünen dört çeşit etkileşme görülmektedir. Bunlar:
1. Gravitasyon etkileşmeleri,
2. Elektromagnetik etkileşmeler (nötronların beta bozunumlarında olduğu gibi)
3. Zayıf etkileşmeler,
4. Kuvvetli etkileşmeler. (Bunlar atom çekirdeklerinin yapı taşlarını birarada tutmaktadırlar)

Teorik fizikçiler, 1918'den beri, bu etkileşmelerden en az ikisinin veya hepsinin menşeinin aynı olduğunu isbat etmeye çalıştılar. Bu konuda çalışmalar yapan Einstein, bu işe 35 yılını verdiği halde tatminkâr ve gözlemlere uygun düşen bir netice elde edememişti. Einstein'in gerçekleştiremediği bu teoriyi Profesör Abdüsselâm gerçekleştirdi: İki ayrı tipten etkileşme aynı bir teorik model içerisinde deneylere uygun ve tatminkâr bir şekilde izah ve tasvir edilebiliyordu, zayıf etkileşmeler ile elektromagnetik etkileşmeler aynı bir teorik çatı altında birleştirilebiliyordu. İşte Selâm-Weinberg Teorisi'nin özü buydu. Abdüsselâm, sadece fizikteki çalışmaları ile değil, idarecilik ve yöneticiliği ile de örnek gösterilecek bir şahsiyettir.

Abdüsselâm, yapmış olduğu bu çalışmalarındaki başarısını İslâma bağlar. Şu ayetin anlamında insanları araştırmaya sevk ve kâinattaki her şeyin kusursuz olduğunu ve bunun neticesinde Allah'ın varlığını inkârın mümkün olmadığını söyler. "Rahman'ın yarattığında kusur göremezsin. Haydi çevir
gözünü: Kusur görecek misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir."(Mülk-3)

Abdüsselâm'a göre, müslümanlar ne zaman bu ayetlerin ışığında çalışmalar yaptılarsa büyük başarılar kazandılar ve sahalarında çığırlar açtılar.
Ancak ne zaman bu rûhtan uzaklaştılar, o zaman ilimde gerilediler. Kur'an'ın yaklaşık 1/8'inin kâinatı incelemeye davet eden ayet-i kerime
bulunduğunu belirtir ve bu ayetlerin müslümanları araştırmaya, tefekküre, akıllarının iyi bir şekilde kullanmaya çağırdığını söyler. Bunun için bütün müslümanları, bu gerçekler ışığında ilme gereken önemi vermelerini ve bugünkü geri kalmış durumlarından kurtulmaları gerektiğini söyler.

Prof. Abdüsselâm, milletlerarası ilmi kuruluşlarda iyi bir yönetici ve etkili bir organizatör olarak da görev yaptı. Bu konudaki en büyük eseri ve 19 yıl kesintisiz olarak direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi'nin kurulmasıdır. Yine 1964 yılında, Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı'nın kurulmasını sağladı. Bu merkezin direktörlüğüne de Prof. Abdüsselâm getirildi. Direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi kanalıyla çeşitli ülkelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin fizikçilerine büyük imkânlar sağlamaktadır. Bilhassa Türk fizikçilerine gösterdiği özel ilgi ve imkânlar oldukça geniştir. Türk fizikçiler, yaptıkları 80 civarında orijinal çalışmayla bu desteğe lâyık olduklarını göstermişlerdir.

TEORİK FİZİK MERKEZİ'NİN KURUCUSU
Profesör Abdüsselâm, milletlerarası ilmi kuruluşlarda tesirli bir organizatör ve idareci olarak da görev yaptı. Bu konuda en büyük eseri hiç şüphesiz Trieste'deki Teorik Fizik Merkezi'nin kurulması hususunda oldu. 1960'ta Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı'nın Genel Konferansına Pakistan guvernörü olarak katıldı. Bu merkezin kurulması gerektiği fikrini ilk defa ortaya attı ve ilgilileri, dört sene boyunca ikna etmeye çalıştı. 1964'te de merkezin kurulmasını sağladı. Bu merkez İtalyan hükümetiyle Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı'nın patronajı altında kuruldu ve direktörlüğüne Prof. Abdüsselâm getirildi.

FAHRİ FEN DOKTORU
Profesör Abdüsselâm, fizik alanında büyük hizmetler yaptı. O fiziği, milletleri yaklaştırıp kaynaştırmada güçlü bir faktör olarak kullanmasını bildi. Türk fizikçilerine de fazlasıyla ilgi gösterdi ve maddi-manevi yardımlarda bulundu. Türk fiziğinin gelişmesine çalıştı. İstanbul Üniversitesi, bu hizmetlerinden dolayı Prof. Abdüsselâm'a 9 Eylül 1981'de, Fahri Fen Doktoru payesi verdi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat