En Komik ve Eğlenceli Videolar...   *   FrmTR Facebook App   *   FrmTR Android App
Forum TR
Go Back   Forum TR > Genel Kültür > Kültür
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: [email protected]

Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)

Genel Kültür Kategorisinde ve Kültür Forumunda Bulunan Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek) Konusunu Görüntülemektesiniz => Neron Lucius Domitius NERO Claudius (Antium M.S. 37-Roma 68). Roma imparatoru (54-68) Cneius Domitius Ahenobarbus adlı bir patrici'nin oğlu. Anası ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 08-06-05, 12:37   #136
Eski Üye
 
Giriş Tarihi: 23-03-2004
Mesajlar: 953
Varsayılan Cvp: Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)


Neron
Lucius Domitius NERO Claudius (Antium M.S. 37-Roma 68). Roma imparatoru (54-68) Cneius Domitius Ahenobarbus adlı bir patrici'nin oğlu.

Anası Genç Agrippina tarafından Augustus'un soyundandı. Babası ölünce (40) Caligula tarafından annesiyle birlikte sürgüne gönderildi; Claudius tarafından geri çağrılınca Agrippina oğlunu imparator yapmak için mücadeleye girişti, Claudius ile evlendi (49), sonra Neron'u ona evlât olarak kabul ettirdi, Seneca'yı da oğluna öğretmen tuttu. Ayrıca, Neron'u ileri sürmek için, Cladius'un oğlu Britannicus'u ikinci plana itti, meşru vâristen yana olanları da işbaşından uzaklaştırdı ye önemli görevlere kendi adamlarım getirdi (Burrus'u Praetorlar meclisi başkanlığına tayin ettirmesi [51]).

Neron, Claudius'un kızı Octavia ile evlendi (53). Agrippina Cladius'u zehirleyerek öldürünce, praetorluk muhafızları Neron'u destekledi, senato da on yedi yaşındaki Neron'a imparatorluk yetkilerini verdi; aslında Agrippina, genç ve pek de kişiliği olmayan oğlunun aracılığı ve hükümette görev başına getirdiği adamları ile hüküm sürmeyi tasarlıyordu.

Hükümdarlığın ilk zamanları sükûnet içinde ve halka yararlı olarak geçti: Neron, Seneca ile Burrus'un öğütlerine uyarak, Augustus'un meşruti yönetimini uyguladı, orduyu ve dış siyaseti yönetmekle yetindi ve başka alanlarda idareyi senatoya bıraktı. Vergiler hafifletildi, tahsildarlar sıkı bir denetim altına sokuldu, taşra halkı haksız vergilerden kurtuldu, sınırlarda güvenlik sağlandı.

Seneca ile Burrus, Neron'u annesinin vesayetinden kurtulmaya teşvik ediyorlardı; ayağının kaydırıldığını anlayan Agrippina bu sefer Britannicus'a yanaştı. Fakat Neron üvey kardeşini vurdurdu (55). Gücüne ve zalimliğine artık hiç bir kuvvet karşı koyamayacak duruma gelince, annesini de öldürttü (59).

İlk karısını boşayarak Poppaea'yı aldı ve Octavia'yı önce sürgüne yolladı, sonra da yok ettirdi. Burrus'un ölümü (62) ve Seneca'nın da bir köşeye çekilmesinden sonra, Neron'un çılgınlık ve canavarlık ve despotluk dönemi başladı; imparatorluğu yönetmek gücünden yoksun olan Neron, karısı Poppaea ve nedimi Tigellinus ile birlikte kendini aşın sefahate kaptırdı.

Roma'da eğlenceler düzenledi ve ayak takımının imparatoru oldu. Büyük bir yangın Roma'yı yakıp kavurunca (64) Neron, suçu halkın nefret ettiği Hıristiyanlara yükledi ve Hıristiyanlara karşı ilk imha hareketine girişti. Kendini dev aynasında görmeye başlayan Neron, Esquilinus üzerinde Yaldızlı ev (Domus Aurea) adı verilen çok büyük bir saray yaptırttı; burası merkezi imparator olan bir küçük evrendi.

Neron dış siyaset işleriyle, değerli adamları görevlendirdi: Doğu Anadolu üzerinde Roma himayesini yeniden kuran Domitius Corbulo (59), Breton (bugünkü Büyük Britanya) isyanını bastıran C. Suetonius Paulinus, Filistin ayaklanmasını bastırmak için gönderilen Vespasianus, har vurup harman savuran ve Roma'yı yeniden kurmaya kalkarak hazineyi tam takır hale getiren Neron, paralarda hile yaptı (denarius'un ağırlığının ve değerinin düşürülmesi), hükümdarlık kanununu yürürlüğe sokarak açtığı davalarla servetlere el koydu.

Senato çevresinde Piso'nun yönetiminde bir ayaklanma hazırlandıysa da, zamanında öğrenildi (65) ve amansızca bastırıldı, Piso intihar etti, içlerinde Seneca'nın da bulunduğu öteki isyancılar öldürüldü. Bu komplo Neron'u, her an öldürülme korkusuna düşürdü ve fena halde sarstı, hükümdarlığının sonu hem bir terör, hem de bir zevk ve eğlence dönemi oldu.

Neron, senatodaki muhalefetin başı olan Thrasea'yı (66) öldürttü, öte yandan halka buğday dağıttırdı, oyunlar düzenleterek bunlara oyuncu ve şarkıcı olarak katıldı; sonra güzel sanatların vatanı sayılan Yunanistan'a gitti, burada araba yarışlarına ve şiir yarışmalarına katılarak ün kazanma hevesine kapıldı.

İmparatorlukta, Lyon'lu senato komiseri Vindex'in öncülüğünde bir ayaklanma patlak verdi (68), İspanya genel valisi Galba da bu harekete katıldı, ardından da Afrika lejyonları başkaldırdı. Yukarı Germania birlikleri Vindex'i ezdi. Fakat, Nymphidius'un kendisine ihanet etmesi üzerine, Neron senato tarafından halk düşmanı ilân edildi. Roma'dan kaçtı ve bir azatlı köle tarafından öldürüldü (9 haziran 68).

Neron'un Colosseum yakınma dikilmiş olan çok büyük heykelinin bir parçası bile kalmadı. Roma'da, Terme müzesinde Neron'u sitar çalarken gösteren bir heykel vardır; büstleri arasında ilgi çekicisi Palatino üzerinde bulunmuş olanıdır (Terme müzesi). Sonradan yapılmış başlıca eserleri: Cignani'nin Neron, Agrippina'nın Cesedi Önünde adlı tablosu (Kassel), Pittoni'nin tablosu (Dresden), Neron Başında Çelenkle adlı Fetti'nin tablosu (Louvre).
mantar82 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-06-05, 13:08   #137
Eski Üye
 
Giriş Tarihi: 23-03-2004
Mesajlar: 953
Varsayılan Cvp: Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)


Neron devam......

lucius domitius ahenobarbus tiberius claudius nero -
nero claudius caesar drusus germanicus ( tam adı; üst satırla beraber )

15 aralık 37 — 11 haziran 68
imparatorluk 13 ekim 54


neron ms. 37 yılında doğmuştur. 5. roma imparatorudur kendisi.tarihte acımasızlığı ile nam salmıştır.annesi agrippina imparator claudius'la evlenmiştir ve oğlu neron'uda imparatorun kızı octavia ile evlendirerek oğlunun tahta geçme olasılığıni iyice artırmıştır. neron 54 yılında annesinin imparatoru zehirlemesi ile tahta çıkmıştır ve öğretmeni saneca'nın desteği ile ülkeyi yönetmeye başlamıştır.yönetiminin ilk yıllarında vergileri düşürmüş,ölüm cezalarını kaldırmış ve kölelere haklar vermiştir.ne varki annesi istediği gücü elde edemediğini görerek zehirlettiği kocasının oğlu britannicus'u desteklemeye başlamıştır.bunun üzerine neron britannicus'uda zehirletmiş ve annesinide askerlerine öldürtmüştür.giderek acımasızlaşan neron karısını poppaea adında bir kadınla evlenmek için öldürtmüştür.öğretmeni saneca'nın zorla köşesine çekilmesini sağlamış ve senato ile bununda dahil olduğu pek çok olay yüzüne arası bozulmuştur.ordusuda ingilizler tarafından bozguna uğratılan neron daha sonraları 64'te roma'nın yarısından çoğunu yakıp geçen yangını başlatmakla suçlanmış o ise bu olayla ilgili olarak hep hristiyanları suçlamıştır.bunun üzerine kenti yeniden kurma işine girişmiş ve vergileri abartarak halktan tepki toplamıştır.ahşap olan binalar taştan olmak üzere yeniden inşa edilmiş ve hep darlığından şikayet ettiği sokaklar genişletilmiştir.ama vergiler halka o kadar ağır gelmiştirki halk isyan etmektedir efendisine artık.65 yılında kendisini öldürmek isteyenlerin kurduğu komployu ortaya çıkarmıştır ve eski hocası saneca başta olmak üzere birçok kişiyi öldürtmüştür.sonra generaller ayaklanarak ispanya valisi galba'yı imparator ilan etmişler ve senatoda bunu onaylayarak neron'u ölüm cezasına çarptırmıştır.hayattaki dostları sandığı ve onun her yaptığını alkışlayan arkadaş kisvesi altında onun üzerinden rant elde etmek isteyen insanlar tarafındanda terk edilmiş ve idam edilmeye götürüldüğü sırada intahar etmiştir...imparator neron'dan bazı arkadaşları tarafından ki bu arkadaşlarının ismi petronyus ve vinikyus'tur,bronz sakal olarak bahsedilmektedir.o ve o zamanki ogüsta popaea'nın elbiselerindekullandığı mor(daha doğrusu eflatun) renk başkakimse tarafından o dönemde giysilerde kullanılamamıştır.düzenlediği şölenler dillere destan olmakla ve halk tarafından çok sevilmekle birlikte günah geceleri olarak anılmaktadır.şiir okuması çoğu kimseler tarafından iğrenç bulunmakta ama bunu onun yüzüne söyleyebilecek bir insan ne senatoda nede dünya üzerinde bulunmamaktadır.ömrünün sonlarına doğru sık sık sevmediği roma'dan ayrılarak farklı yerlerde şölenler verdirmiştir.düzenlediği iğrenç gece avları ile gece karanlığında sokaklarda yakaladığı bakirelerin canı isterse kendi,canı istemez ise senatodan herhangi biri ırzına geçirterek gününü gün etmeyi kendinde bir meziyet olarak görmüştür.onun için en kötü son ise yaşadığı sondur.hayat boyunda yanında olup onun her yaptığını alkışlayan insanlar ölürken yanında olmamışlar ve oda buna çok içerlemiştir.karısı tanrısal ogüsta;popaea ise belkide neron'dan daha acımasız bir kişi idi.kocası bir imparator olduğu halde onu sarayın içinden birileriyle aldatmakta hiçbir sakınca görmemişti.neron 31 yıl gibikısa sayılabilecek bir hayata şu an dünya üzeirnde kimsenin hayatı boyunca yaşayamayacağı kadar çokşey sığdırmıştır ve ölümünün üzerinden yaklaşık 2000 yıl geçmesine rağmen bana bu satırları yazdıracak kadar insanlık üzerinde etki bırakmış ve öyle ölmüştür...

Bu da Neron 'a kadar ki Roma Tarihi;
olayları daha iyi anlamanızı sağlayabilir...

Dünyayı Yönetmek için Roma’nın yükselişi

Romalılar şehrin Romulus tarafından kurulduğuna ve efsaneye göre dişi bir kurt tarafından korunan Remus’un şehri korumaya devam ettiğine inanmışlardır. Bu mitolojinin önemi gizemli bir halk olan ve bu kurdu özel bir şekilde yücelten Etrüsklerin geçmişine ait bir hesaplaşma hakkında bilgi veriyordu. (Romalılar 1:18-23) Metalurjiyi kullanma armağanı verilen Etrüskler zafere giderken demir silahlar kullanıyorlardı.

İ.Ö 6.yy’ın sonuna yakın bir zamanda İtalyan yarım adasındaki kargaşa sırasında Roma Etrüsk etkisinden uzaklaşmıştır. İtalya’daki Tiber ırmağının güney cephesinde kendini gösterme merakında olan küçük birliğin savaşçıları zafere doğru gittiler. Yıllar ve yüzyıllar boyu ordunun başarısı rakipleri bastırana kadar devam etti.

Bu yeni Roma hakimiyetine karşı büyük direniş gemileriyle Akdeniz ticaretini elinde tutan Kartaca’nın varlığını ispat etmiştir. Bütün Batı Akdeniz’de meydana gelen uzayan Punic??? S:6 Savaşları kaybedilmişti. Birinci Punik savaşı (İ.Ö 264-241) Roma’nın Sicilya’yı ele geçirmesiyle sonuçlanmıştır. İkinci Punik savaşı (İ.Ö 218-202) Kartaca’yı vergi ödeyerek bağımsız olmaya zorlamıştır. Önceden yen ilgiye uğratılmış Kartacalı general Hannibal, fillerin de olduğu bir orduyla Alpleri geçmiş, ve kendisinden ik kat büyük olan Romalı bir gücü Trasimene*??s6 ve Kana nehrinde yenilgiye uğratmıştır. Maalesef ki Hannibal İ.Ö 202’de Zama’da yenilgiye uğramış ve savaş sona ermiştir. Üçüncü Punik savaşı (İ.Ö 149-146) Romalı general Scipio (Aemilianus) Kartraca şehrini alıp tamamen yıktığında savaş sona ulaşmıştır. Bundan sonra İspanya ve Kuzey Afrika üzerinde Roma egemenliğini kurmuştur.

Aynı zamanda Makedonya İ.Ö 146 da Aka topraklarına ait olduğu gibi Roma eyaleti haline getirilmiştir. İ.Ö 133de Bergama kralı Attalus III ölürken Romalılar üzerine hakimiyetini vasiyet etti. Bu vasiyetten Asya’nın eyaleti ortaya çıktı. Bu arada Pompeii Pontus’u ve Caucasus (kafkası) alana kadar savaş Küçük Asya’da devam etti. İ.Ö 63te büyük general Suriye’yi eyalet yaptı ve Yahuda’yı da eklemek için devam etti. Gaul’de, Julius Caesar bu bölgede savaştı ve bir Roma eyaleti yaptı.

Sonunda Roma’nın arzusu yeterliydi. Beşyüz yıldan beri Romalı askerler karşılaştıkları her gücü korkunç bir şekilde göndermişlerdir. Ordu, Uzun sivri uçlu mızraklarla katı phalanxes ???s:6 te saldıran beşbin lejyon askeri ile organize edilmişti. Elden ele savaş önemliyken askerler hiç bir merhamet göstermeden ölüme yakın bir şekilde savaşmak için eğitiliyorlardı. Karanlık bir köyden Roma dünyayı yönetmek için doğmuştur.



Yeni Antlaşma zamanında Roma Liderleri

Uzun süren toprak genişlemesi Roma halkının yaşamında önemli değişiklikler sağlamıştır. Eğer boş ve farklı imparatorluğun bir arada tutulması gerekirse güçlü bir yönetici temeldir. Julius Caesar böyle bir önderdi.

Pompeii, Caesar ve Crassus Birinci Triumvirate yi oluşturdular. (İ.Ö60) Bundan sonra Caesar’ın Galya savaşları(İ.Ö 58-51) ve iç savaş ile Caesar imparatorluğu Pompeii’den korumak için savaşmıştır. Sonunda İ.Ö 44 yılının Mart ayında Caesar’a suikast yapılmıştır.

Caesar’ın ölümü İ.Ö 43’te Mark Antony, Octavian ve Lepidus’un bulunduğu ikinci Triumvirate savaşının yapılmasına neden olmuştur. Bu hırslı adamlar arasında barış kalmadığında iç savaş çıktı. Filipe ve Actium??? S:7 daki savaşlar Caeasar’ın büyük erkek yeğeni Octavian’ın yeni ve tek Romalı imparator kalmasına neden olmuştur. Adını Augustus olarak değiştirerek İ.Ö 27 ile İ.S 14 yıllarında Roma’yı yönetmiştir.

Roma’nın figürleri Roma İmparatorluğunu kontrol altında tutmaya çalışırken, Filistin İduemealı Antipater tarafından Roma onayı altında yönetiliyordu. (İ.Ö 55-43) Tetrarch??? S:7 olan oğulları ona yardım ediyorlardı. (İ.Ö 41) Sonunda Büyük Herod Roma Senatosu tarafından Yahuda Kralı olarak İ.Ö 37’de Yahuda kralı olarak atanmıştır. İ. Ö 4te ölümüne kadar başta kalacaktı.



Augustus: (Gaius Julius Caesar Octavianus, İ.Ö 63-İ.S14) O’nun yönetiminde Roma İmparatolruğu sıkı bir şekilde yeniden kurulmuştu. (İ.Ö 27-İ.S 14) Senator Gaius Octavius’un oğluydu annesi Atia tarafından Julius Caesar’ın büyük erkek yeğeni idi. Caesar suikaste uğradığında ve vasiyeti okunduğunda, Octavius’un onun adını ve parasını miras aldığı anlaşıldı. Octavian, Mark Antony, Lepidus arasında olan ikinci Triumvirate savaşına rağmen senelerce iç savaş patlak verdi. Savaştan yorulan halk barış istiyordu ve bunu da Augustus İ.Ö 31de Actium savaşında Antony’i yenerek sağladı. Güç sahibi olarak Augustus Senato’da ve bir çok yerde reformlara başladı. Ordunun büyük bir kısmı genişletildi, ve kaynaklar özel yatırımlar için saklandı. Ahlaklılık çeşitli tanrılara tapınaklar inşa ederek aşılanıyordu. İmparatorluğu geniş bir şekilde sağlamlaştırmak için Augustus yeterli bir şekilde vergilendirmek için nüfus sayımı yapmaya karar verdi. Yusuf ve Meryem de sayılanlar arasındaydı. (Luka 2) Augustus aynı zamanda Roma’nın ön sınırlarını koruyanlara düşman güçlere karşı halkı korumaları için moral verdi. Roma’da halktan oluşan bir polis ve yangın bölümü buğdayı korumak için görevlendirildi. Augustus ‘Romayı tuğla buldum mermer yaptım diye övünmüştür. Kırkir sene hükümranlığında karışıklık yerine düzen getirmiş, barış aşılamış, katı bir yönetime başkanlık etmiştir. İ.Ö 2de Roamlılar ona şükran içinde Pater Patriae Vatanın babası ünvanını vermişlerdir. Augustus öldüğünde Senato onu tanrılaştırmış ve (İlahi Augustus) adını vermiştir.



Tiberius: (Julius Caesar Augustus, İ.Ö 42-İ.S 37) Augustus’un ölümünde Annesi Livia olan evlatlığı Tiberius hükümdar olması için seçilmişti. (İ.S 14-37). Ellialtı yaşında politikada yeni değildi. Doğası itibariyle tutucu olarak yeni kararlar imparatorluğa daha iyi hizmet ettiğinde özel politikalar uygulamayı istiyordu. Sonuçta Roma orduları Almanya’daki yenilgilerden şikayetçiydi. Tiberius’un kişilği uzak, küstah, kibirli, kuşkucu, ve kaprisli olduğundan dolayı evde sorunlar üste çıkmıştı. Varisi Germanucus’un zamansız ölümü (İ.S 19) öncesinden daha az biliniyordu. İnsanlar onu cinayetle suçluyorlardı. İ.S 26da Tiberius devleti şehrin ellerine bırakarak Capri adasına çekildi. Onun yokluğu Aelius Sejanus’a the captain of praetorian guard???s:7 s Bir darbe başlatma ihtiyacı doğmuştur. Devleti politik açıdan kontrol altına alma girişimi keşfedildiğinde Sejanus öldürülmüştür. (İ.S 31) Bir terör hakimiyeti devam etti ve çok az kişi İ.S 37de Tiberius’un ölümü hakkında konuştu.



Caligula: (Gaius Caesar, İ.S 12-41) Tiberius’un ölümünden sonra Roma’yı yönetmesi için Senato tarafından seçilmiştir. İ.S. 37-41 arasında hüküm sürmüştür. Ordu kampında yetiştirilmiş olmasından dolayı ordu tarafından kendisine little boots???s:7‘küçük bot’ adı takılmıştır.

Politik tutuklulardan özür dilediğinde, vergileri indirdiğinde, halk eğlencesini sağladığında tanınan biri oldu. Bir zamanlar savurgan, otoriter ve ahlaksız biriydi. Halk hazinasini yağmalamış, ve sonra özel mülkü haczederek, haraca kesme methodlarını kullanarak, siyasal görevleri satarak para toplamaya çalışmıştır. Aklen dengesizleşmiştir. Akli durumunun ciddiyeti kendisine tanrı olarak tapınılmasını emrettiğinde kendini göstermiştir. Yahudiler bunu yapmayı reddettiğinde heykelinin Yeruşalimdeki tapınakta dikilmesini emretmiştir. Caligula imparatorun korumaları tarafından İ.S 41de suikaste uğradığında kan gölü olması engellenmiştir.

Cladius: (İ.Ö 10-İS54) İmparatoriçe Livia’nın torunu ve Germanicus’un erkek kardeşi, İmparator Tiberius’un yeğeniydi. Yaşamının ilk zamanlarında, Cladius fiziksel rahatsızlığı nedeniyle uzak tutuluyordu. Çocukluğunda geçirdiği rahatsızlık nedeniyle çirkinleşmişti ve ağzı köpürüyordu. Fakat zihinsel olarak çok zekiydi. Caligula’nın ölümünden sonra yargıç muhafızı Tiberius Cladius Germanicus’u sonraki imparator olarak seçmiştir. İ.S 41den İ. S 54 e kadar yöneticekti ve uygun, ilerleme kaydeden bir yönetici olduğunu ispat edecekti. Tarih öğrencisi olarak, imparatorluk yargısının şiddetli iç savaşı için hazırlandı. Cladius’un zamanında Roma sekratarya ve komite tarafından yönetilen bürokrasi hailne geldi. Ordu İngiltere’ye gönderildiğinden Roma sınırları genişletildi. Mor,tanya ve Trakya da buna eklenmiştir. Din alanında, Cladius eski Roma tanrılarını yenilemek için belirlendi. Bu onun bütün Yahudileri bazı ayaklanmalardan dolayı Roma şehrinden atmasına neden oldu. (Elçilerinİşleri 18:2) İ.S 54te Cladius öldü. Karısı genç Agripina tarafından zehirlenerek öldürüldüğüne inanılıyor. İmparatorluk tahtını Neron adındaki canavar bir adama bırakmıştır.

Neron: (Cladius Caesar İ.S 37-68) Germanicus’un kızı olan Genç Agripina’nın öz oğludur. Ve Cladius’un üvey oğludur. Gerçek adı Lucius Domitius Ahenobarbus’tur. Cladius öldüğünde(İS 54) Neron imparator oldu. Neron’un hğkğmdarlığının ilk 5 senesi felsefeci Seneca’ya, Praetorian Prefect ??? s8 Burrus, ve annesine bağlı olarak çok başarılı ve barış dolu geçmiştir. Fakat birden şiddet başlamıştır. Annesinin etkisi altında kalmaktan yorulan Neron İS 59da devletin bütün işini almak için Agrippina’yı öldürmüştür. Yaşamındaki etkiye hiç bir sınırlama getirmeden kendisini cinselliğe, şarkı söylemeye, rol yapmaya, araba yarıştırmaya vermiştir. Devletle ilgisini keserek devlet sahnesinde çıkmaya merak sardı. Devlet fonuna karşı sorumsuz davranarak para stoklarını yeniden kurmak için şiddet uyguladı. En az halk kadar Senato da Neron’a karşı nefret duyuyordu. İ.S 64te Roma’da büyük yangın baş gösterdiğinde ve şehrin büyük bir kısmını yok ettiğinde Neron suçu kendisinden uzaklaştırmak için Hristiyna topluluğu suçladı. Petrus ve Pavlus bu zamanda deliye döndüler ve ölüme götürüldüler. Neron’un devam eden aşırılıkları İ.S 65te bulunan ve uygulanan Piso’nun Komplosuna neden oldu. Üç yıl sonra başka bir büyük ayaklanma başarılı oldu. Neron Roma’ya kaçtı ve intihara zorlandı.



Neron hakkıda bulabildiklerim bunlar. Umarım işinize yarar...

Not : Roma'nın yarısını yakan o büyük yangını Neron'un çıkartmadığı, o sırada Neron'un olay yerinden çok uzakta bulunduğunu tarihçiler saptamıştır. Ama belki onun emriyle birileri çıkardıysa onu bilemeyeceğim....
mantar82 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-06-05, 21:57   #138
Kıdemli Üye
 
Giriş Tarihi: 03-05-2004
Yer: minash-trith
Yaş: 26
Mesajlar: 3,567
Varsayılan Cvp: Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)


eyvallah hocam cok saol...
ROHAN çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-06-05, 22:18   #139
Forum Gurusu
 
Giriş Tarihi: 21-01-2005
Yaş: 34
Mesajlar: 7,067
Varsayılan Cvp: Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)


Adnan Menderes (1899 - 1961)

1899 yılında Aydında doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadelerden Tevfika Hanımdır.Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. O'nu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebinde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Kolejinde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bayarla böyle tanışmış oldu.

Ankara Hukuk Fakültesini bitiren Adnan Menderes, Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydında bazı arkadaşlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesini kurdu. Daha sonra Sökede Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.

Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırkanın Aydın Teşkilatı'nı kurarak başkanı oldu. Bu parti kapatılınca CHPye girdi ve 1931 yılında bu partiden Aydın Milletvekili seçildi.

1945 senesine kadar TBMMde komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümetinin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısı'nı şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945te ihraç edildiler.

Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Partinin 7 Ocak 1946da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Partiden Kütahya Milletvekili olarak meclise girdi. Celal Bayardan sonra ikinci adam durumuna geldi.

KESİTLER

Atatürk ve CHP macerası
27 Mayıs Darbesi
Darbe hakkında bir yazı
Bebek Davası
Menderes'in son dakikaları
61 Nolu Tebliğ

14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5ini alarak iktidar oldu. 10 senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu 10 senelik zaman içinde Türkiyenin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıadaya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanınca idama mahkum edildi. Yassıada'da tutuklu bulunduğu sırada çeşitli işkencelere maruz kaldığı söylenir.


ATATÜRK'ÜN SÖZÜ VE CHP MACERASI

Türk demokrasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Adnan Menderes 1930 yılında Serbest Fırka'ya katıldı. Serbest Cumhuriyet Fıkrası feshedildikten sonra, Celal Bayar'la görüşerek, Cumhuriyet Halk Partisine girdi, en sonunda da Mustafa Kemal'in "Bugün konuştuğum genç, elbette burada bizim parti mutemetleri ile çalışamaz. Şayan-ı dikkat bir gençtir" cümlesi ile beğenisini kazanmıştı ve 1931 yılında CHF Aydın Milletvekili seçildi, 1945 yılına kadar CHF Milletvekilliğini sürdürmüştür.

Adnan Menderes o dönemi şöyle anlatıyor:

"Atatürk zamanında ben, Aydın'da Serbest Fırka'nın reisiydim. Fethi Bey bizzat Aydın'a gelerek, Serbest Fırka ile meşgul oldu. Aydın'daki belediye seçimlerini kazandım. Gayet dürüst bir mücadeleye giriştim. Halk Fırkası ileri gelenleri ile tanışıyordum. Ama Halk Partisi'ne, onların rica ve ısrarına rağmen girmemiştim... Fethi Bey'in partisi, malum şartlar altında feshedildi. Memlekete derin bir teessür hakim oldu. Halk Partisi kendisini toparlamak istedi. Vilayetlere heyetler gönderildi. Bu arada Izmir ve Aydın'a da, Celal Bayar riyasetinde bir heyet geldi...Ben gelen heyetle bir hafta temas etmedim. Nihayet, Celal Bayar tanıdığım ve hürmet ettiğim bir zattı. Vasıf Çınar Ittihat ve Terakki mektebinden hocamdı... Ve temas temin edildi. Bu muhterem zatların ibram ve ısrarı üzerine, Halk Partisine girerek, fikirlerimizi parti içinde müdafaa etmek muvafık olacaktı. O zamana kadar ve benimle beraber Halk Partisi'ne karşı çekingen tanınan arkadaşlarla, Halk Partisi'ne girdik." (Bilgin Çelik, " Toplumsal Tarih Aralık 2000", "Aydın'da Serbest Fırka ve Belediye Seçimleri )

1945 senesine kadar TBMM'de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti'nin getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle eleştirerek komisyondan istifa etti.Partide yaptıkları muhalefetten dolayı bir süre sonra Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945'te ihraç edildiler.




27 MAYIS DARBESİ


Sabah saat 04:36'da Ankara Radyosu'ndan yapılan bir anons nefesini tutan insanları bir anda heyecanlandırdı. Tek haberleşme aracı olan devlet radyosundan evlere ulaşan anonsta, ''Bugün, demokrasimizin içine düştüğü buhran ve en son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini eline almıştır'' deniliyordu ve Türk halkı ihtilalle ilk defa tanışmış oldu.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar Çankaya Köşkü'nde; Başbakan Adnan Menderes Kütahya'da gözetim altına alınıyordu. Bakanlar Kurulu ve Tahkikat Komisyonu üyeleriyle DP milletvekilleri de bulundukları mekanlardan toplanarak Harp Okuluna gönderildiler.

Demokrat Parti iktidarı ile iyi ilişkiler içinde bulunan dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere üst rütbeli asker ve bürokratlar cezaevlerine konuldu. Ülkede ilan edilen sıkıyönetim sonucu tüm Demokrat Partili milletvekilleri, üst derecedeki bürokratlar, polis şefleri tek tek evlerinden alındı. Tüm siyasiler yargılanmak üzere Yassıada'ya gönderildiler.




DARBE HAKKINDA BİR YAZI

BÜYÜK GÜN (Çetin Altan-27 Mayıs 1960-Milliyet )

BÜTÜN Türk vatanperverleri bu muazzam ve şanlı günün sevinci ve heyecanı içindedirler.

Çürümüş, sufli politik tertiplerinin şahsi ihtiraslarla Türkiye'yi en tehlikeli badirelere, kardeş kavgalarına sürüklemek üzere olduğu bir sırada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin medeni bir şekilde devlet idaresine el koymaları ve memleketi karanlık bir akibetten kurtarmaları, tarihimizin büyüklüğüne yakışan mutlu bir hareket olarak, Milletimize hür ve insan haklarına uygun yeni ufuklar açmaktadır.

Kara ve şüpheli günler selamete ermiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin şahsında mukedderatına hakim olmuştur.

Silahlı Kuvvetlerimizi tam zamanında ve üstün bir anlayışla, Milletin kaderini, gitmekte olduğu kötü yoldan bir anda aydınlığa çıkarmıştır.

Her türlü yalan, baskı ve küçük oyunlardan uzak olarak, Kurucu Meclis'in koyacağı demokratik prensipler çerçevesinde, yakında serbest seçimlere gidilecektir.

Vatandaşların vakur bir anlayışla aynı milletin çocukları olduklarını hatırlamaları, Hukuk ve İnsan Haklarının koyduğu esaslar içinde, hür bir memlekette yaşayabilmek için birbirlerine kardeşce davranmaları bugün her zamandan ziyade milli bir vazife olmuştur.

Artık hiçbir partinin rozeti kanun dışı bir imtiyazın sembolü olmayacaktır. Güzel vatanımızda eşit ve hür olarak insanca yaşamanın saadetini paylaşacağımız dakikalar yakındır.

Kinsiz, baskısız ve zindansız kardeşce bir sevginin memleket üzerinde esas saadetini duyuyor ve bu büyük günü candan alkışlıyoruz.

Nefretlerin, kıskançlıkların ve ahlaksızlıkların uğursuz bulutları dağılmaktadır. Bütün vatandaşların bu yeni devrin kapısından bir tek vücut halinde girmeleri ve her türlü şahsi duyguların üzerinde, memleket menfaatlerini düşünmeleri en kutsal vazife olmuştur.

Hakiki hürriyetin saati çalmıştır. Atatürk'ün inkilaplarına bağlı olarak demokratik bir memlekette Türklüğün şerefine yakışan bir nizamın temelleri atılmaktadır.

Yaşasın Türk milleti yaşasın Türk Ordusu...



BEBEK DAVASI

"Adnan Menderes'in gayri meşru çocuğu, Dr. Mükerrem Sarol tarafından alınarak öldürüldü." Gazetelerin kullandığı bu haberler Yassıada Savcılarınca delil telakki edilerek, Adnan Menderes hakkında tarihte Bebek Davası olarak anılan dava açıldı. bunun yanında Başbakanlık kasasından çıktığını iddia edilen kadın iç çamaşırı ve bir kutu da çıplak kadın fotoğrafı da delin olarak kullanıldı. Menderes ise bu tutum karşısında gönül ilişkisini yalanlamadığı gibi özür de dilemedi; çocuğun öldürülmediğini, doğum anında öldüğünü söyledi. Adnan Menderes'in gönül ilişkisine girdiği Ayhan Aydan, gerçekten de Menderes'ten hamile kalmış ancak bebekten kurtulmayı kesinlikle istemediği gibi, doğurmayı çok arzulamıştı. Doğuma giren Dr. Fahri Atabey de, "bebeğin boynunu saran kordon yüzünden ölü doğduğunu" saptamıştı.

Türk siyasi tarihinde, kaçamağı göze alan, evliyken yaşadığı bir ilişki yüzünden kendini kamuoyu önünde savunmak durumunda kalan tek başbakan Adnan Menderes oldu.

Ayhan Aydan ise, Yassıada duruşmalarında tanık olarak dinlendiği kürsüde şunları söylüyordu:

"Adnan Menderes'i 1951'de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Ancak hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin öldürülmesine razı olabilir?" Mahkeme başkanı tarafından sevgilisini kurtarmaya çalışmakla suçlansa da, kamuoyu düşüncesini değiştirmeye, bu yasak ilişkideki masumiyete inanmaya, hatta sempati duymaya başladı. Tarihe "bebek davası" olarak geçen bu duruşmaların sonunda Adnan Menderes beraat etti. Menderes'in beraat ettiği tek dava da buydu. Fakat "devletin yüksek menfaatlerine ve istihbarat işlerine sarfedilmek üzere emrine tahsis edilen paraların bir kısmıyla opera sanatçısı Aydan Ayhan'a ev aldığı" iddiasıyla açılan davada suçlu bulundu.



MENDERES'İN SON DAKİKALARI

İmralı'ya gelindiğinde, memleket içinde ve dış basında sıhhi durumu türlü spekülasyonlara yol açan Menderes, iskeleden konulduğu misafir salonuna kadar çiçek tarhları arasındaki 100 metrelik yolu hiç kimsenin yardımı olmadan rahatça yürüdü. Ayrıca misafir salonu ile darağacının bulunduğu yer arasındaki 80 metrelik yolu da, gene aynı rahatlıkla katetti.

İmralı Adasının etrafında ve içinde Örfi İdare Kumandanlığınca sıkı emniyet tedbirleri alınmıştı. İmralı Adasının etrafında donanmamıza mensup tekneler, içinde de deniz, kara ve hava askerleri görülmekteydi.

Yassıada'dan bir enstantane

.... birden önümdeki sırada sağda Bayarın başını tanıdım. Yanında oturanı seçemedim önce. Yalnız çok ince bir boyun, gevşek beyaz yaka ve sarı saçlar gözüme çarptı. Bir ara başını çevirdi, o zaman Bayarın yanında oturanın Adnan Bey olduğunu hayretle gördüm. Yarabbi ne hale gelmişti! Zayıflamış, zayıflamıştı. Yüzünde benek benek çiller. Sanki uzun bir hastalıktan yeni kalkmıştı... Samet Ağaoğlu, Arkadaşım Menderes 1967 Baha Matbaası syf:176
Menderes'e M.B.K.'nin tasdik kararı, kendisine tahsis olunan misafir salonunda tefhim edilmiştir. Cumartesiyi pazara bağlıyan gece saat 01.30'da Zorlu ve Polatkan için yapılan formaliteler, Menderes için tekrarlandı.

Menderes Egesel'i dinlerken Polatkan derecesinde olmamakla beraber gene korku ile sarsıldı. Fakat zamanla kendisini toparladı. Oturduğu yerde kamburunu çıkararak daha da küçülmüş ve son arzusu sorulduğu zaman bir sigara istedi.

Verilen Yenice sigarasını içerken şunları söyledi:

- Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.

Menderes, sabaha karşı saat 02.31'de Zorlu'nun ipe çekildiği darağacında asılmak suretiyle idam edildi. Menderes'in de, Zorlu ve Polatkan gibi darağacına götürülürken, usule uygun olarak bilekleri arkasına bağlanmıştı.



61 NOLU TEBLİĞ

M.B. Komitesi İrtibat Bürosunun (61) numaralı tebliğidir:

1- Ord. Prof. Dr. Sedat Tavat, Amiral Bristol Hastahanesi Dahiliye Servisi Şefi Dr. Nevzat Yeginsu ve Yassıada Garnizon Hastahanesi tabiplerinden Dr. Galip Bozalioğlu, Dr. Ahmet Karahaliloğlu, Dr. Zeki Kebapçıoğlu ve Dr. Sedat Yürütgen'den müteşekkil heyet tarafından düşük Başvekil Adnan Menderes'in sıhhi muayenesi yapılmış sıhhi durumunun tamamen normale döndüğü raporla tesbit edilmiştir.

2- Yüksek Adalet Divanınca verilen ve Milli Birlik Komitesince tasdik edilen idam cezası hükmü infaz edilmiştir. Tebliğ olunur.
MeDiD çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-06-05, 22:13   #140
♪▒NaLaN-I EFKaR▒♪
 
Giriş Tarihi: 07-12-2004
Yer: iڪے†∂ηßﺙℓ
Yaş: 33
Mesajlar: 3,203
Varsayılan Cvp: Kim Kimdir?(Gün aşırı yenilenecek)



Ahmet Kaya

Ahmet Kaya'nın Kısa Yaşam Öyküsü.

Ahmet Kaya, Malatya'da beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 1957 yılında dünyaya geldi. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen çocukluk... Babası, neredeyse onun boyu kadar olan bir bağlama ile eve geldiğinde mutluluğun bu olduğunu düşünür. Dokuz yaşındadır daha. 24 Temmuz İşçi Bayramı’nda sahneye çıkarırlar onu, bir daha unutmaz bunu...

Yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışır. 'Başar ağabey'i tutuklanınca Ahmet, küçük bağlaması ile ilk bestesini yapar: "Bir Volkswagen alacağım, Adını ‘Başar’ koyacağım" der... Ruhi Su’nun plaklarını satın alan Ahmet Kaya, bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68’lilerden etkilenen bir gençtir artık...

Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için İstanbul’a göç eder. İstanbul / Kocamustafapaşa’ya yerleşirler. Ahmet Kaya'nın ilk izlenimi ‘korku’dur. Bu devasa kentin içinde tutunup-tutunamayacağı korkusudur bu..

Ahmet Kaya, ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken yetmişli yılların toplumsal akışının içinde bulur kendini ve kendisi gibi olanlarla buluşur. Ora'dan, gelmiş olmanın, ‘öteki’ olmanın farklılığını, bu yeni kültür ve yaşam biçimi ile iç içe yaşar. Türküler, devrimci marşlar, Ruhi Su dinlemeye başlar. Daha sonraki yıllarda da bu müzikal yapıdan etkilendiğini inkar etmez, ama kendisini ve kendi sesini arama çabası hiç bitmez. Bütün boş zamanlarda bağlama çalıp şarkılar söyler. İlk bestelerini tam da bugünlerde yapar. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panelde Ruhi Su’yla karşılaşır. Ustayı çok sevse de yetmeyen birşeyler vardır Ahmet Kaya için, bunu ifade etmeye çalışır Ruhi Su’ya ve onun talebi üzerine de, 'Mahsus Mahal' türküsünü kendince yorumlar. Bağlamanın sapını tutan Ruhi Su, 'Böyle bağlama çalınmaz! Böyle döver gibi çalınmaz' der. Oysa Ahmet Kaya’daki sadece ‘kendisi’ olma çabasıdır. Farklı arayışlar içersindedir ve o yıllarda yaptığı müziği bile ‘Arayış Müziği’ diye ifade eder. Ondaki yapısal muhalefet, yıllar sonra verdiği ilk resitalde, 'Bağlama Böyle De Çalınır' başlığıyla konser afişlerine yansır.
Bir yandan müzikal arayışlarını sürdüren Ahmet Kaya, diğer yandan da, inanmanın, sıra dışı olmanın, hayatı değiştirme idealizminin ve gençliğinin dinamizmiyle toplumsal muhalefet içersindeki yerini de belirler.
Seksenli yıllar onun hayatını da kalın çizgilerle belirleyecektir.

Seksenli yılların başı talihsizliklerle geçer. Evliliği biter, bebeği ondan ayrı büyüyecektir ve bu yeni duyguyu yenmek çok zordur. Bu dönem, bestelerinin de giderek olgunlaştığı dönemlerdir. Sadece müzikle kendini ifade eden Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir. 'Zamanıdır' deyip, koltuğunun altına şarkılarını alıp, Unkapanı’nın yolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse başlangıçta yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Ama albüm o yılların tahammülsüzlüğü ile hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere yansır, Ahmet Kaya’nın ‘Ağlama Bebeğim’ adlı ilk albümü Danıştay kararıyla ‘serbestir’ artık!

Bu arada Üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini almış-çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları yavaş yavaş Ahmet Kaya'nın dinleyici profilini oluşturmaya başlar.

Kısa bir süre sonra ikinci albümü "Acılara Tutunmak" ı yapar Ahmet Kaya..Onu sarsan bütün toplumsal-siyasal duyarlılığını üretimine yansıtmakta, bütün insani birikimini şarkılarına taşımaktadır artık. Ahmed Arif, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi, aynı duyarlılığın şiirdeki taşıyıcılarıyla buluşmakta ve şiir bestelemektedir. Bu albümün repertuar çalışması sırasında, sürecin ortak acılarından nasibini almış ve yüreği onunla aynı yerde kesişen Gülten Hayaloğlu ile tanışır. Stüdyo kayıtlarında birliktedirler artık.

Üçüncü albümde Gülten, o sıralar tutuklu olan ve idamla yargılanan Nevzat Çelik'in 'Şafak Türküsü' isimli şiirini getirir ve “bunun mutlaka bestelenip, en geniş kesimlere dinletilmesi gerektiğini’ söyleyerek Ahmet Kaya’nın önüne koyar. Başlangıçta bu ‘serbest’ şiirin bestelenmesinin zorluğundan söz etse de, bu şiiri kısmen besteler ve albüme de aynı adı verir, ‘Şafak Türküsü’ ! Gülten’le birlikte ‘içerden’ esen bu rüzgarı almış, Ülkenin gündemindeki idam cezaları ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içinde bulunduğu durumu şarkılaştırmıştır..12 Eylül yılları, kendi anayasası ve bütün karanlığı ile hüküm sürmektedir hayat üzerinde. Ahmet Kaya’nın sesi ve şarkıları, örgütsüz ve dağınık muhalefetin sesiyle buluşmakta ve neredeyse ve giderek bir ‘İtiraz Müziği’ şekillenmektedir artık.

'An Gelir' isimli dördüncü albümünde Attila İlhan, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Ülkü Tamer'in şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeni arayışlar içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeyce geliştirmiştir. İlk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanı sıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya, dördüncü albümde Osman İşmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzun yıllar sürer...

Beşinci albüm, ‘Yorgun Demokrat’ ta, ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle, Yusuf Hayaloğlu'yla çalışmaya başlar. Bu doğru buluşma, aynı kültürün çocuklarının buluşmasıdır. Gülten, uzun yıllardır şiir yazan ağabeyi ile eşini tanıştırmış ve ikisinin baskısı sonucunda Hayaloğlu şarkı sözleri yazmaya başlamıştır. ‘Yorgun Demokrat’la başlayan bu üretim ortaklığı, Ahmet Kaya müziğinde Yusuf Hayaloğlu ile sonuna kadar sürecek uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur. 'Yorgun Demokrat' isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yine Türkiye’nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca demokratın durumunu dile getirmiştir.

Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde ‘sakıncalı’ bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir..
Altıncı albümünde “Başkaldırıyorum” der. Yeni bir Yusuf Hayaloğlu-Ahmet Kaya çalışmasıdır bu ve dönemle çok örtüşür. Ülke çok yavaşta olsa Eylül karanlığından çıkma çabası içersindedir. Çok ağır seyreden bu ‘sivilleşme’ sürecine, ‘içerden’ yeni yeni çıkanlar katılmakta ve bu şarkılar, sesi susturulmaya çalışılmış kalabalıklara bütün heyecanıyla ulaşmaktadır. Konserlere binlerce insan gelmekte ve bu geçiş sürecini Ahmet Kaya ile birlikte yaşamaktadırlar. Bu arada yeniden baba olur ve sevgili kuşu Melis dünyaya gözlerini açar.
Kısa bir süre sonra, ‘Resitaller 1 ‘ ismiyle, canlı konser kayıtlarının da olduğu albüm ulaşmıştır dinleyiciye. Ahmet Kaya bütün üretkenliği ve bütün dinamizmi ile bir yandan yeni şarkılar yaparken, diğer yandan da soluklanmaya çalışmaktadır.
Yaşadığı topraklardaki hiçbir acıya kayıtsız kalmayan ve bu acıların tamamına şarkılarıyla deva olmaya çalışan Ahmet Kaya, ülkesinin bir bölgesinde başlamış olan ve nasıl süreceğine ilişkin ip uçlarını da içinde barındıran süreci “İyimser Bir Gül” le, diğer adıyla “Kod Adı Bahtiyar”la karşılar. Resitaller 1 adlı albümden sonra, bu onun 8. albümüdür ve 90’lı yılları böyle karşılar Ahmet Kaya.
Yasaklanmayan konserlerinde okuduğu türkülerin bir çoğuyla “Resitaller 2” isimli albümü yapar. Halk müziğine olan tutkusu ve türküleri yorumlayış biçimi ve geleneksel müzikteki performansını da bu albümle sunmuştur. Onun müziğini besleyen asıl kaynak halk müziğidir ve türkülerden en çok kendisi etkilenmektedir. Artık alıştığı satış rekorlarından birini daha yakalar bu albümle.

Konserlerinin bir çoğunda kendisine bağlamasıyla eşlik eden Ahmet Koç’la, onuncu albümü olan 'Sevgi Duvarı" nın hazırlıklarına başlar. Can Yücel’in aynı isimli şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü ‘vazgeçilmezlerim’ dediği Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’siz hazırlayarak, genç bir aranjöre de şans vermek istemiştir. Yine ilk defa bu albümde, gazeteci Ali Çınar’ın şiir ve şarkı sözlerine yer veren Ahmet Kaya, arkasına bakmadan yürümektedir yolunu.

Olgunluk çağında ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcut gidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahale etmeye çalışan bir 'muhalif' yanı ve şarkıları her yerdedir artık.

Giderek başı, sıklıkla derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri ‘sakıncalı’ bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'Başım Belada'dır o yüzden. Ahmed Arif, Attila İlhan ve Yusuf Hayaloğlu’nun şiirleri ve şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile biraraya gelir. 11. albüm yine inanılmaz satışlara doğru giderken, artık tam olarak şekillenmiş olan Ahmet Kaya müziğinin taklitleri de giderek çoğalmaya başlar. Farklı siyasal kesimlerden müzisyenler onun müziğinden esinlenmekte ve sürecin başında ad konamayan bu müzik, listelerde de yerini alıp, kendine bilboardlar açmaya başlar. Medya, aranan tanımı bulmuştur ve Ahmet Kaya’nın bütün itirazına rağmen, bu tür ‘Özgün’ olarak tanımlanmaya başlanır.

12. albümü 'Dokunma Yanarsın' ile birlikte hayatında da bir takım değişiklikler gündeme gelir. Yeni firmalar ve yeni prodüktörlerle emeğinin karşılığını alma çabasına girer. Yine ağırlıkta Yusuf Hayaloğlu sözleri vardır ve giderek özdeşleşen bu ortak üretim süreci aynı verimlilikte hızla yol almaktadır.Bu yeni süreçte de milyonluk satışlara imza atar Ahmet Kaya. Türkiye’yi şarkılarına fon yapmış, ne istediğini bilen olgun bir Ahmet Kaya müziği vardır artık.

13. Albüm olan “Tedirgin”, sesinin rengini ve olgunluğunu günün teknik imkanlarıyla buluşturduğu bir çalışmadır. Yeni ve müziğine daha profesyonel bir destek sunacağına inandığı bir firmaya transfer olur bu albümle. 90’lı yıllar, beklenen ve özlenen özgürlükleri sunmak yerine, Türkiye üzerindeki gri havanın devam ettiği yıllardır. Ve ülkenin önünü açması gereken sanat yine hep tehdit altında, aydınlar yine ‘tedirgin’ dirler. Ahmet Kaya, hayata şarkılarıyla ve muhalif duruşuyla müdahale etmeye devam etmektedir.
Ve 14. albüm “Şarkılarım Dağlara” hazırlanır. Kendi söz ve müziklerinin ağırlıkta olduğu bu albümde, ilk defa Gülten Kaya’da bir şarkı sözü yazmış ve yol arkadaşını yine yalnız bırakmamıştır. Ahmet Kaya dinleyicisini yeni ve güçlü bir isimle daha tanıştırır; Orhan Kotan. Uzun yıllar bir Kuzey Avrupa ülkesinde sürgün yaşayan bu Kürt şairi ile buluşması tesadüfi değildir Ahmet Kaya’nın.. Ve şarkılarını dağlara söylemesi de..90’lı yılların ikinci yarısına doğru ülkenin bir tarafı ciddi bir savaşın bütün sonuçlarını ve acılarını yaşarken ve dağlarda genç insanlar ölürken, Ahmet Kaya bu gerçeği de şarkılarına taşımış ve toplumcu yanını bir kez daha koymuştur dinleyicisinin önüne. Albüm çok büyük satış rakamlarına ulaşır.
Umutla beklenen ve özellikle Ahmet Kaya’nın ifade ediş biçimiyle ‘Tam bağımsız ve Gerçekten Demokratik bir Ülke” özlemi her geçen yıl biraz daha ertelenmekte, hem savaşın sonuçları hem ‘kayıplar’ gibi bir gerçekle karşı karşıya olmak onun duygularını bir kez daha ayaklandırmaktadır. 15. albümün adı bile Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu sembolize etmektedir; “Beni Bul”..
Ahmet Kaya gerçeğini artık herkes kabul etmektedir. Çıktığı her televizyon programı reyting yapmakta, onunla yapılan röportajlar yazılı basında satış artırmakta, Ahmet Kaya dergi kapaklarındaki haklı yerini almaktadır artık. Eşi Gülten’le birlikte kendi isimlerinin baş harflerini taşıyan bir prodüksiyon şirketi kurup (GAK PRODUCTION), iyi ve nitelikli müzik yapan herkese kapılarını sonuna kadar açmışlardır. Şimdi bütün birikimlerini paylaşma zamanıdır onlara göre. Ahmet Kaya, üretkenliğini başka bir alanda daha deneyip, bir ulusal TV kanalında “Ahmet Abi’nin Vapuru” isimli bir program yapmaya başlamış, yine ‘vazgeçilmezi’ Yusuf Hayaloğlu ve eşi Gülten’le yoğun ve yorucu bir performans için kollarını sıvamıştır.

'Gak Production’da, Kent Ozanları isimli çağdaş halk müziği yapan bir grup ve on yıldır asistanlığını yapan Çetin Oraner’in albümlerine de yapımcı olarak imza atan Ahmet Kaya, bu arada kendi sürecini de devam ettirmekte ve hep amaçladığı bir şeyi gerçekleştirmek istemektedir. Yıllar öncesinin teknik imkanlarıyla az kanallı stüdyolarında kaydettiği şarkılara yeniden düzenlemeler yaptırmak ve giderek oturan ses rengiyle o şarkıları yeniden okumak istemektedir. “Yıldızlar ve Yakamoz” isimli 16. albüm fikri de böyle olgunlaşır.
Yaptığı her albümde, haftalarca-aylarca müzik listelerinin en üst sırasına yerleşen ve başarı grafiğini her defasında, her yeni ürünüyle yükselten Ahmet Kaya, her yıl düzenlenen ve neredeyse gelenekselleşen ödül törenlerinde birinciliği kendi dalında hiç kimseye bırakmadan onlarca ödül almaya devam eder.
Bu başarıyı “Dosta Düşmana Karşı” adlı 17. albümü izler. Artık alıştığı başarılardan birinin daha keyfini yaşarken, Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği ‘Yılın Müzik Yıldızı’ ödül töreninde de yerini alır. Bütün müzikal süreci boyunca, onu rahatsız eden ve çağa ve çok sevdiği ülkesine yakıştıramadığı her şeye müziğiyle cevap veren Ahmet Kaya, tam da o sıralar yeni bir albüm çalışması için kolları sıvamış, repertuarını oluşturmuş ve yanı başımızda yok sayılan bir kültürün ve bir dilin acısını, alıştığımız biçimde şarkılarına taşıma çabası içine girmiştir. Yeni albümünde, hiç bilmediği halde bu dile bir selam göndermek ve bu kardeş halkın yüreğine seslenmek istemiştir.
Ödülünü alırken yaptığı teşekkür konuşmasında yeni çalışmasından ve bunun gerçekleşeceğine dair inancından söz etmek istemiştir. Masum bir türkü söylemek isteğinin, hazin bir öykünün başlangıcını oluşturduğu o ödül gecesi, Ahmet Kaya sürecinde bir milat oluşturmuştur. Akıl almaz bir linç girişimi ile hukuki savunmasını yapmış ve turnesini gerçekleştirmek üzere Avrupa’ya gitmiştir. Bu, onun çok sevdiği ülkesine bir daha ve asla dönemeyeceği bir yolculuktur. Kayıtlarını ve okumalarını bitirdiği son albümü “Hoşçakalın Gözüm” tam bir veda albümüdür ve onun sevgili yol arkadaşı Gülten Kaya’ya emanettir artık..Paris’te yaşadığı fiili sürgün süreci ve köklerinden koparılmış olmanın acısıyla, 16 Kasım 2000 yılında, arkasında inanılmaz bir duruş, dosdoğru bir imaj, hayran olunacak bir onur ve hayatlarımızın üzerine serpilmiş güller gibi duran yüzlerce şarkı bırakarak gitmiştir.. Bütün acısını içine gizleyerek, birkaç ay içersinde bu son albümün mıx, editing-mastering çalışmasını tamamlayan Gülten Kaya, büyük bir kararlılıkla Ahmet Kaya’yı hayata taşımaya devam etmektedir.

Profesyonel süreci boyunca onun müziğinde çeşitli isimler bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüştür. Dünyada ‘protest müzik’ olarak tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve ulusal kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Ahmet Kaya, toplumsal süreçten hiç kopmadan müziğini yapmış, hep Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir müzik seyri izlemiştir.

Türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle Emniyet Müdürlükleri ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen, ulusal kimliğinin kabul görmesi uğruna son yolculuğuna çıkan Ahmet Kaya’nın, Gülten Kaya tarafından son hazırlıkları tamamlanan “Hoşçakalın Gözüm” adlı son albümü, 2001 yılında, GAM MÜZİK etiketiyle sevenlerine ulaşmıştır.

Kaya hakkında, yurtdışında verdiği konserlerde, genel içeriği 'vatana ihanet' olan suçlamalarla çeşitli davalar açıldı. Bu davalardan biri Kaya'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Bu dava, bir üst Mahkeme olan Yargıtay tarafından sonuçlandırılmadan aramızdan ayrılan Ahmet Kaya’ya, diğer davalardan ise, duruşmalara katılmadığı ve ifade vermediği gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararları verildi. MGD ödül gecesinde yaptığı konuşmadan dolayı açılan dava beraatle sonuçlandı.
Adını tarihin koyacağı bu sürgün yılları ve ülkesinden tecrit edilmenin ve vatan hasretini sadece kendi koynuna gizleyerek yaşamanın ve kocaman bir haksızlığın sonucuydu yaşanan..
Hakkında kitaplar yazılmaya başlandı bile..

Ahmet Kaya gerek yaşamıyla ve şarkılarıyla ve gerekse de muhalif duruşuyla Türkiye'nin yakın tarihine önemli bir not düşerek ölümsüzleşti. "Masum bir türkü ve hazin bir öyküydü" koca bir hayattan onun payına düşen... Şimdilerde ise ‘Yıldızlar ve Çicekler” ülkesinde..

O, Paris Komünarlarıyla ve dünyanın en önemli muhalifleri ve aydınlarıyla birlikte Pere- Lachaise mezarlıgında yatarken, bize duruşu ve sesi kaldı.
28.10.1957 / ............
gecekusu_always çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm saatler GMT +2. Şuan saat: 13:43
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


FrmTR Facebook | FrmTR Twitter | Vidyotup | YorumTR | Haberler | Okul Arkadaşım | Kıbrıs | Kısa Link | Domain
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Search Engine Optimization by vBSEO