ForumTR Sunar: EFES Online. Çok Kullanıcılı Çevrimiçi Dev Oyun. Tamamen Ücretsiz Olan EFES'e hemen üye olun.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Komik... > Komik şeyler
Üye Ol Bloglar Arama Sosyal Gruplar Forumları Okundu Yap
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com

NAssetdin Hoca Fıkraları

Komik... Kategorisinde ve Komik şeyler Forumunda Bulunan NAssetdin Hoca Fıkraları Konusunu Görüntülemektesiniz => İnşallah Hoca evde karısıyla beraber oturmuş ertesi günün planını yapıyordu. Karısına dedi ki: - "Eğer yarın hava güzel olursa ormana ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 25-03-06, 01:20   #1
Republic Of Fenerbahçe
 
Giriş Tarihi: 11-02-2006
Yer:       
Yaş: 20
Mesajlar: 1,808
Rep Puanı: 310446
swee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfır
Rep Gücü: 3171
Varsayılan NAssetdin Hoca Fıkraları


İnşallah
Hoca evde karısıyla beraber oturmuş ertesi günün planını yapıyordu. Karısına dedi ki:
- "Eğer yarın hava güzel olursa ormana ağaca giderim, iyi olmazsa hamama." Karısı Hoca'yı uyarmış:
- "İnşallah de Hocam." Hoca:
- "Hanım ne var bunda yarın hava ya iyi olur ya kötü ne var bunda." Ertesi gün olur ve sabah namazından sonra bulutsuz ve güneşli havaya gören Hoca keyifle ormanın yolunu tutar. Köyden epeyce uzaklaşmıştır ki askeri bir birlikle karşılaşır. Askerler Hoca'dan komşu kasabanın yolunu tarif etmesini isterler fakat askerlerle uğraşmak istemeyen Hoca bilmiyorum deyince komutan Nasreddin Hoca'ya:
- "Kavuğundan utan bir de yalan söylüyorsun! Çabuk düş önümüze ve en kısa yoldan bizi Sivrihisar'a götür!" diye hep kızar hem de yolda rehberlik etmesini emreder. Hoca askerlerle birlikte onca yolu teper ve Sivrihisar’a ulaşıp serbest kalınca tekrar evinin yoluna koyulur. Bu sırada nereden geldiği belirsiz kara bulutlar güneş batmadan her yeri karartırlar. Bir şimşek ardına bir gümbürtü, rüzgâr fırtına derken bardaktan boşanırcasına yağmur başlar. Ancak gece yarısından sonra eve varabilen Hoca ayaklarına karasular inmiş, yarı ölü vaziyette kapının eşiğine yığılır. Kapının tokmağına güçlükle dokunur. Karısı içerden "kim o ?" diye seslenince, Hoca güçlükle:
- "İnşallah benim karıcığım."

Kurban
Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış. Pencereden dışarı bakmış, ne görsün?! Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?! Başlamış bağırmaya:
-"Hatun kalk kurban kesmemiz lazım." Sabah sabah neye uğradığını şaşıran kadın telaşla sormuş:
- "Kurban nereden çıktı efendi."
- "Gömleğim, gömleğim ipten düştü."
- "Gömlek düştü diye kurban kesildiği nerede görülmüş?!"
- "Deme öyle hatun, ya içinde ben olsaydım!"


Marifet
Bir adam, elinde çok karışık elyazması farsça yazılmış bir mektup
- "Hocam, şu mektubu bana bir okusana."der. Hoca bakmış elyazısı çok karışık evirmiş çevirmiş okuyamamış adama geri vermiş. Adam şaşırıp, Hocanın okuması yok zannederek:
- "Ayıp Hoca, ayıp! Benden utanmıyorsan başındaki koca kavuğundan utan!." demiş. Bunun üzerine Hoca kavuğu çıkarıp adamın kafasına geçirerek:
- "Madem ki iş kavuktadır: Haydi giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu."

Bilenler
Hoca kürsüye çıkar çıkmaz:
- "Ey cemaat ne anlatacağımı biliyor musunuz?" der fakat cemaatin ancak küçük bir kısmı "bilmiyoruz" der. Hoca:
- "O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın" der ve vaaz etmeden kürsüden hemen iner.

Kasatura
Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca. Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der. İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi? Hocada :
- "Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?"



Şunu baştan söylesene
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
- "Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya hele biraz yol al bakalım demiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış: ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
- "Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Sen tam üç saatte oraya varırsın," demiş. Adam sinirli bir şekilde
- "Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene," deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
- "İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki."

Adam Olmak
Bir gün Hoca'nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:
- "Hocam, adam olmanın yolu nedir?" Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak
- "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli"

Parayı Veren Düdüğü Çalar
Hoca bir gün pazara gitmek için yola koyulmuş. Az sonra çocuklar önünü kesmiş. Hoca, bize pazardan düdük al diye bağrışmışlar. İçlerinden biri çıkıp, parasını uzatmış. Pazar dönüşü aynı çocuklar yine hocayı çevirmişler. Hoca, para veren çocuğa düdüğü uzatmış, tam ayrılıyormuş ki! Bütün çocuklar bağırmış:
- "Hani bana, hani bana". Hoca çocuklara dönüp:
- "Parayı veren düdüğü çalar"

Zehirli Baklava
Hocaya bir tepsi baklava verilir fakat okuldan acilen çıkar ve çıkarken de öğrencilere tembihler sakın ha yemeyin benim düşmanlarım bana zehirli hediye getirmiş olabilirler diye. Hoca'nın yeğeni de oradadır ve çıkmasından hemen sonra hocanın baklavasını yer. Hoca gelince de:
- "Şey, bana verdiğin iş çok zordu. Hiç birini yapamadım. Senin çok kızgın ve ailemin hayal kırıklığına uğrayacağını biliyordum. öyle utandığımı hissettim ki, yapılacak tek şeyin,..., hayatıma son vermek olduğuna karar verdim... Hoca da:
- "Yapmış olduğun işe bir bakmam için sadece ertelenmiş bir cezadır."

Tıp Bilgisi
Hoca'ya "tıp bilir misin" demişler.
- "Bilirim, hem de şöyle derim: ayağını sıcak tut, başını serin, bir iş bul kendine, düşünme derin."

Arapça Öğretiyor
Hoca bir gün bir komşusu arapça öğrenmek istediğini duyar. Hoca derse başlar ve komşusu da şöyle bir soru sorar:
- “Hocam, arapçada soğuk çorba ne demek?” O anda cevabı aklına gelmeyince:
- “Haa, evet! Onu öğrenmen gerekmez. Sen hiçbir zaman soğuk çorba içmezsin. Bunun dışında da Araplar çorbalarını soğuk içmezler” diye cevap verir.

Her Duyduğuna İnanma
Günün birinde Hoca öğrencileri ile beraber bir gezi yapıyormuş. Yolda da kendisi hakkında bir şeyler söylüyormuş. Öğrencilerine öğüt vermeye başladığında:
- “Her duyduğunuza inanmayın! Ben de bir şey duydum ama doğru olup olmadığından emin değilim. Fakat bana öyle geliyor ki, bu pek mümkün değil”, demiş.
- “Bunu bize ispatlayabilir misin?” diye aralarından biri sormuş. Hoca:
- “Tabi seve seve oğlum. Geçenlerde birinden öldüğümü duymuştum”
Düğüm atmayı ihmal etme
Her baba gibi Nasreddin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi yapmış. Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini yaşamaktaymış. Nihayet hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi, diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru bir hayli mesâfe almış. Bu sırada Nasreddin Hoca, koşa koşa gelin olan kızının arkasından gelip çok önemli bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice şöyle demiş:
- "Kızım, aman dikkat et! Sakın ola iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı ihmal etme. Sonra dikiş tutturamazsın."

Gürültü
Hocanın kızı müthiş bir gümbürtü duyup seslenir:
- "Baba, bu ses nedir?"
- "Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden yuvarlandı da."
- "A! baba, kavuktan bu kadar çok ses çıkar mı?
- "Çıkar kızım çıkar. İçinde ben olursam çıkar.

Hoca'nın Evi Yanıyor
Bir gün aniden Hoca’nın evi yanmaya başlar. Herkes neyi taşıyabildiyse yanan evden kurtarmaya çalışır. Bu sırada Hoca gülerek evine gelir. Bunu gören komşulardan biri daha fazla dayanamayarak şöyle sorar:
- “Hoca, senin evin yanıyor, sen de hiçbir şey olmamış gibi gülerek duruyorsun.” Fakat Hoca:
- “Tabii gülerim. Nihayet kendimi bu viran kulübeden kurtardım” der.

Gözlük
Hoca yatağından aniden doğrulur:
- "Kalk hatun, hemen gözlüklerimi ver." diyerek karısını kaldırır. Gözlükleri uzatan karısı buna anlam veremez:
- "Ne yapacaksın gözlükleri Hocam?" diye sorar. Hoca:
- “Sorma hanım bir güzel rüyadaydım ama bazı yerlerini gözlüğüm olmadan tam seçemedim.”

Kedi Nerede
Hoca oğluyla eve üç kilo et gönderir ve anana söyle akşama bunu yemek yapsın diye tembihler. Akşam eve gelir ve yemeği isteyince hanımı öğlen gelen misafirlere eti yedirdiğinden kedi yedi diye bir yalan uydurur. Hoca bu işe bozulur. Tutar kediyi kantara çeker bakar aşağı yukarı üç kilo gelir. Sonra karısına çıkışarak:
- "Eğer elimdeki etse, kedi nerede!?"

İkisinide Kabul
Hoca bir gün kızlarını ziyarete karar verir. Büyük kızının kocası çiftçidir ve tarlaya tohum ektiklerini bir kaç hafta içinde yağmur yağarsa kaldırılan mahsülden kazandıkları parayla kocasının kendisine elbise alacağını söyler. Küçük kızının kocası kerpiç ustasıdır ve bir çok kerpiç yaptıklarını ve bunları kurumaları için güneşe bıraktıklarını eğer bir kaç haftada yağmur yağmazsa ker******i satarak kazanacakları para ile kocasının kendisine yeni bir elbise alacağını söyler. Hoca söylene söylene evinin yolunu tutar:
- "Birisi güneş istiyor, diğeri yağmur ama sonuçta Allah ikisine de istediğini verir.



Karanlık
Hava kararınca karısı Hoca'dan:
- "Efendi, sol tarafında fener olacaktı ver de yakayım." der. Hoca:
- "Karanlıkta ben nerden bileyim sol tarafım neresi!"
Gençlik, ihtiyarlık
Nasreddin Hoca'nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş. Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler. Yalnız hoca bunu kabul etmez:
- “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Hoca bunu kabul etmez:
- “Tecrübemle biliyorum, ısrar etmeyin!” der,
- “Bu tecrübe nedir?”, diye merakla sorarlar. Bunun üzerine hoca şu cevabı verir:
- “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yinede yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”



Kaybolan Ayaklar
Çocuklar bir gün dere kenarında oynuyormuş. Nasreddin Hoca’yı gören çocuklar, ‘hadi Hoca’ya şaka yapalım’ demişler.Çocuklar ayaklarını birbirine dolaştırıp:
- "Hocam ayaklarımız karıştı, bulamıyoruz, demişler. Hoca şöyle bir bakmış eline bir sopa almış.Çocukların ayaklarına ufaktan dokunmaya başlamış. Çocuklar hemen ayaklarını çekmişler. Hoca:
- "Gördünüz mü? Nasıl da buldunuz ayaklarınızı, demiş.

Zaten
Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düştü. Çocuklar etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Hoca:
- "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var? Ben zaten inecektim."

Durumu Kurtarma
Hoca ne kadar uğraştıysa da bir türlü ata yardım alamadan binemeyince "hey gidi gençlik" der ve yola revan olur. Halktan uzaklaştıktan sonra, kendi kendine:
- "Senin gençliğini de biliriz ama neyse"

Çocukluğa Özlem
Günün birinde Hoca evine gidiyormuş. Yolda birkaç çocuğa rastlamış. Dinlenmek ve çocukları seyretmek için bir taşın üzerine oturmuş. Aniden bir çocuk Hoca’nın kavuğunu kapmış ve onu diğer çocuklara atmış. Hoca, kavuğunu geri almak için, öfkeyle fırlayıp çocukların arkasından koşmuş. Hoca, çocukların arkasından koşamayacak kadar yorulmuş ve kavuksuz olarak eve dönmüş. Karısı onu görünce çok şaşırmış ve sormuş:
- "Bey, kavuğun nerede?
- "Ah! Kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi komşu çocukları ile yolda oynuyor."

Eşeğe Ters Binme
Günün birinde Nasreddin Hoca, Sivrihisar’a gitmeye karar vermiş ve eşeğine binmiş. Fakat binerken hata yapmış ve eşeğin üzerine ters olarak oturmuş. Babası kızmış ama o kendini şöyle savunmuş:
- “Tek suçlu ben miyim? Neden eşeğe bağırmıyorsun? Eğer o ters dursaydı, ben de doğru binecektim.”

Kapı
Bir gün annesi ona:
- “Yavrum, dereye çamaşır yıkamaya gidiyorum. Ben gelinceye kadar sakın kapıdan ayrılma” der. Biraz sonra amcası gelir.
- “Git annene haber ver! Akşama size geleceğiz.” Küçük Nasreddin, amcası gider gitmez hemen evin kapısını çıkarıp sırtına yükler ve derenin yolunu tutar. Annesi, oğlunu sırtında kapı ile görünce büyük bir şaşkınlık içinde:
- “Oğlum bu kapı ne?” Nasreddin,
- “Sen bana kapıdan ayrılma dememiş miydin? İşte bende kapıdan ayrılmadım” der.

Minare
Küçük Nasreddin ve ailesi şiddetli bir depremden dolayı, köyünü terk etmek zorunda kalmış. Vardıkları köyde ilk kez minareli bir cami görmüş. Küçük Nasreddin ezan okuyan müezzini görünce daha fazla dayanamamış ve:
- “Hey sen! Yardım için bağırdığını biliyorum. Fakat bunu, bu dalsız yüksek ağaca tırmanmadan evvel düşünmeliydin” diye bağırmış.



Güneş mi Yoksa Ay mı?
Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:
- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?”
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Öğretmen bu cevaba gülmesine rağmen, uzun uzun düşünmüş.

Ayakkabılar Yol İçindir
Bir gün çocuklar, yüksek bir ağacın dibinde tartışmaya başlamışlar: “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. Hoca da ileriden görünmüş. Hoca’yı görür görmez, “bahse girişelim de çıkınca pabuçlarını çalalım” demişler ve koşup Hoca’ya, “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. “Sen ne dersin Hoca?” diye sormuşlar. Hoca, “ben çıkarım” demiş. “Peki” demişler, “yiğitsen çık da görelim”. Hoca pabuçlarını çıkarıp koynuna koymuş, ağaca tırmanmaya başlamış.
- “Hoca, pabuçlarını ne diye koynuna koydun?”
- “Ne olur, ne olmaz belki ağaçtan öteye bir yol görünür”.

Terzi
Annesi küçük Nasreddin’i terziye çırak olarak verir. Aradan iki yıl geçmiştir. Bir gün annesi oğlundan bir şeyler dikmesini isteyince, Nasreddin:
Anneciğim şimdiye kadar işin yarısını öğrendim, bu ise dikilmiş şeyleri sökmektir. Ömrüm yeterse terzi amca elbise dikmeyi de öğretecek.

Kazma Kılıfı
Çocuklar bir tek çizme bulup Hoca'ya getirmişler:
- "Bu nedir? Diye sormuşlar.
- "Bilmeyecek ne var? Kazma kılıfı!


Geç Yiğidim
Hoca Akşehir’de bir akşam evine dönerken karşıdan iri yarı bir köpeğin geldiğini görür. İster ki köpek kaçsın veya kenara çekilsin ama hayvan üstüne üstüne gelmekte. Korkutmak için köpeğe hoşt der ama ne çare ki köpek cevap olarak kocaman dişlerini göstererek hırlar. Hoca bakar ki iş kötü, pabuç pahalı hemen kenara çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe döner:
- “Geç yiğidim geç!...”

Komadılar
Nasreddin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, "beygirdir bunu al", derler. Hoca da, "bu katırdır, bilirim" dediği halde o kadar ısrar ederler ki Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da:
- “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın ama beni bana komadılar”

O Bizden Daha Kirli
Hoca bir gün göl kenarında karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya gider. Tam işe başlayacakları sırada bir karga gelir ve sabunu kaptığı gibi havalanır. Karısı:
- “Yetiş efendi sabunu kuş kaptı” dediyse de Hoca kılını bile kıpırdatmaz.
- “Telaşlanma hanım baksana kapkara olmuş zavallı, o bizden daha kirli, varsın temizlensin.”

Leylek
Hocaya yolda buldukları bir leylek getirmişler. Daha önce hiç leylek görmemiş olan Hoca uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:
- "Bak şimdi kuşa benzedin.

Kurdun Kuyruğu
Nasreddin Hoca ve arkadaşı kurt avına gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş, Nasreddin Hoca da inin önünde bekliyormuş. O sırada kurt inine geri dönmüş. Nasreddin Hoca'da kurt içeri girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt eşinmeye başlamış, ortalık toz duman içinde kalmış. Nasreddin Hoca'nın arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir şeyden haberi olmadığından içerden bağırmış.
- “Hoca bu toz duman da neyin nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca, Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun nereden geldiğini anlarsın”

Göl Kuşları
Hoca, bir gün eşeğine binmiş, uzak bir yere gidiyormuş. Hava çok sıcak olduğundan eşek yorulmuş ve susamış. Bir göl görmüş ve eşeği sulamak ve dinlendirmek için göle doğru sürmüş, eşek de suyu görünce koşmaya başlamış ve nerdeyse hocayı düşürecekmiş. Göl kenarına gelince eşek göldeki kurbağalardan ürkmüş ve durmuş. Hocada düşmediği için sevinerek, eşekten iner ve cebinden çıkardığı bozukluk paraları göle atarak:
- “Aferin göl kuşları. Bu parayla helva alıp yeyin”

Sıkarken Öldü
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
- “Hocam kediyi yıkama ölür.” demiş. Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş. Kedi ölmüştü. adam:
- “Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedim mi? demiş. Hoca:
- “Ben kediyi yıkarken ölmedi ki sıkarken öldü.”

Düşünür
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Hoca sorar.
- "Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?
- "Hocam bu kuşa papağan derler ve ve insan gibi konuşur." Bunu diyen Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner ve başlar bağırmaya.
- "Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll!" Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
- "Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?"
- "Sen 50 ye satıyorsun ama"
- "Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama"
- "Öyleyse, benimki de düşünür!"

Aynı Fikir
Hoca, gençliğinde, cimriliği ve kıskançlığı ile tanınmış olan bir adamın kazlarından birini yolda yakalayıp cübbesinin altına saklamış. Epeyce yol aldığı halde hayvancağız hiç sesini çıkarmamış. Hoca, bir ara “Şu kaza bir bakayım, öldü mü, kaldı mı?” diyerek cübbesinin ucunu kaldırmış. Bu sırada kaz, gagasını açarak sanki “sussss!” der gibi ses çıkarmaya başlamış:
- "Tısss, Tısss! Hoca, hemen cübbesini örtmüş ve:
- "Aferin kaz oğlu, ben de sana bunu tembih edecektim!..."



Tarifi Bende
Günün birinde Hoca et yemeği yemek ister. Kasaptan bir kilo et satın alır. Tarifi kağıda yazıp cebine koyar. Evine giderken, bir karga Hoca’ya doğru uçar, eti kapar ve kaçar. Hoca çaresizdir. Ama hemen elindeki tarifi hatırlar ve tarifi cebinden çıkartarak kuşa doğru bağırır:
- “Hey, aptal karga tarifi unuttun!



Klavuz Horoz
Hoca köyünde en yakın kasabaya tavuklarını götürmek için kafese koyar. Yola koyulduktan sonra kendi kendine:
- “Bu cehennem sıcağına zavallı tavuklar dayanamazlar. Onları kafesten çıkarıp salıvereyim!” diye düşünür. Fakat tavukları salar salmaz hepsi dört bir tarafa dağılıvermişler. Hoca küplere biner ve horozu yakalar:
- “Sen ne biçim kılavuzsun? Güneş doğmadan önce karanlıkta ötmesini biliyorsun da güpegündüz o şehrin yolunu nasıl bilmezsin?”



Yas
Hoca’nın tavuğu kaybolmuş. Bir siyah bez bulmuş, parça parça kesmiş, her parçayı delip diğer kalan her tavuğun boynuna takmış. Bunları görenler,
- “Hoca bu ne?”
- “Analarının yasını tutuyorlar,” demiş.
Yarasaydı, sahibine yarardı
At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Hoca’ya sormuş:
- “Hocam, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?”
Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan hoca, bu sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”



Hoca ile Hakim
Hoca, Sivrihisar'da hatip iken, Hakim ile kavga eder, gün olur hakim döşeğinde ölümle pençeleşmeye başlar. Yakınları Nasreddin Hocaya:
- "Gel, telkin ver", derler. O da:
- "Başka bir hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!" der.



Kime İtimat
Hoca, altını çize çize "Hiç bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor ya!.. Bunu duyan biri:
- “Hoca, demiş, sen bu ailene neyle nasıl bakıyon Allah aşkına yaaav? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?.." gibi soruları sıralamaya başlamış. Hoca Talak Suresi 3. ayetini okuyarak:
- “...kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter...bir de ona, ummadığı yerden rızık verir, ” diye cevap vermiş, fakat adam tatmin olmamış:
- “Hoca, amenna, amenna da... Neyinen geçiniyoooon? diye tekrar sormuş. Hoca bu kez de, Zümer süresi, 36. ayetle cevap vererek:
- “Allah kuluna kafi değil mi?” demiş, adam yine aynı densizlikle:
- “Hoca, amenna, anladık, Allah kuluna kafi de... Sen neyinen geçiniyooon?” diye üstelemiş. Hoca da dayanamamış ve latife babında:
- “Şu kadar hanım, bu kadar hamamın var!..” gibilerinden olmayan şeylerini saymaya başlayınca adam:
- “Hah, demiş şimdi oldu işte canım!..” deyince, Hoca'nın tepesi atıvermiş:
- “Allah'a itimat etmiyon, hana hamama itimat ediyon sen! Çabuk, tövbe et hergele!.."

Ne Tarafa Döneyim
Nasreddin Hoca Akşehir sokaklarında yürürken bir gençler kendisini durdurur ve sorar:
- “Hocam, namaz kılarken kıbleye doğru döneriz. Acaba abdest alırkende kıbleye mi dönmeliyiz?” Hocamız aslında hazır kıbleye doğru dön diyecek ama Akşehir gençlerinin kendisine zaman zaman oynadığı oyunları hatırlayarak:
- “Ceketin, çorabın, ayakkabın, şapkan yani elbiselerin ne tarafta ise o tarafa dön!“

Müjde
Yolda bir tanıdığı Hoca’ya:
- "Bir oğlun oldu, müjdemi isterim! demiş." Hoca:
- "Allah’a bin şükür ama, demiş, benim oğlum oldu, bundan sana ne?"

Minare Yapımı
Hoca, Akşehir'de dolaşırken yanına daha önce hiç minare görmemiş bir adam yaklaşır.
- "Bunları nasıl yapıyorlar," diye sorar. Hoca ciddiyeti bozmadan:
- "Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların içini dışına çevirirler, olur sana bir minare!"

Secdeye kapanırsa
Bir gün Hoca, bir handa gecelerken tavandaki tahtalardan gıcırtılar gelmeye başlamış, hancıya
- "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!" diyecek olmuş ama hancı sözü şakaya boğarak:
- "Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil: tavan tahtaları Hak'ka tespih çekiyor!" demiş. Hoca da:
- "Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!"

Çömlek Hesabı
Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik olsun diye içine bir avuç daha taş koyar. Bir zaman sonra cemaat:
- "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar. 65 tane taş sayan Hoca 45'i der. Hiç Ramazan'ın 45 olur mu?" diye itiraz ederler.
Hoca, biraz şaşkın biraz da kızgın bir ifadeyle:
- "Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak: bugün Ramazan'ın 65'i!"

Ne Dediysem O
Çok bilmiş komşusu Hocayı sınamaya kalkmış.
- "Hoca sen her şeyi bilirsin.
- "Söyle bana Dünyanın merkezi neresidir?" Hoca, adamın niyetini hemen anlamış:
- "Tam bulunduğun yerdir." diye yapıştırmış cevabı.
- "Aman Hoca! Nasıl olur?" demiş adam. Hoca kızar gibi yapmış.
- "Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan alır cetveli ölçersin."

Dünyanın Dengesi
Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?" diye sorarlar. Hoca da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan."



Kürsüde
Hoca bir gün vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Fakat olacak bu ya, aklına hiçbir şey gelmemiş. Oturmuş, oturmuş, nihayet
- “Ey cemaat size söylemek için aklıma bir şey gelmiyor desem ne dersiniz?” Oğlu da kürsünün dibinde oturuyormuş. Hemen ayağa kalkıp
- “İlâhi baba, hiçbir şey aklına gelmiyorsa, kürsüden aşağı inmekte mi aklına gelmiyor.”



Allah Taksimi mi? Kul Taksimi mi?
Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Kavga döğüş, kıyamet!... Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:
- "Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver!"
Çocuklar bir kenara çekilmişler. Hoca geçmiş cevizlerin başına:
- "Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?"
Çocukların hepsi birden:
- "Allah taksimi, Allah taksimi!" diye bağırmışlar. Bunun üzerine Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, birkaç avucu ötekine, beş altı taneyi berikine... Bazı çocuklara da hiç vermemiş. Çocuklar Hoca’ya itiraza başlamışlar.
- "Bu nasıl taksim Hoca Efendi, haksızlık ettin!" demişler. Hoca da:
- "Çocuklar, siz benden Allah taksimi istemediniz mi?... Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, hiç vermediği de olur, herkes kısmetine boyun eğer!"



Tek Ayak
Hoca, abdest alırken suyu bitmiş. Bunun için tek ayağını yıkayamamış. Namaz esnasında tek ayağı üzerinde duruyormuş.
Neden tek ayak üzerinde duruyorsun? Diye sormuşlar. Hoca şöyle cevap vermiş:
- Bu ayak abdestli değildir.



Lütfunda hoş, kahrında
Günün birinde uzun bir yolculuktan dönen Hoca, güneş altında koşmaktan yorulur ve dua etmeye başlar.
- "Aman Allah’ım çok yoruldum, daha fazla yürüyemiyorum. Lütfen bana bir eşek gönder." Kısa bir zaman sonra yanında eşek de taşıyan bir atlı gelir. Hoca buna çok sevinir. Atlı yaklaşınca Hoca’yı görür ve ona şöyle der:
- "Hey sen tembel adam! Niçin burada oturuyorsun? Bak benim eşek yolculuktan ve sıcaktan bitkinleşti. Buraya gel ve eşeğin yükünü şehre kadar taşı!" Önce Hoca itiraz etmek ister, fakat adamın kendisini döveceğini hissedince korkar. Böylece Hoca eşeğin yükünü şehre kadar taşımaya razı olur. Yorucu birkaç saatten sonra şehre varırlar. Genç adam Hoca’yı dışarıda bırakarak hana girer. Bunu gören Hoca yorgunluktan yere yığılır ve şöyle dua eder:
- "Allah’ım, artık çok şey öğrendim. Bundan sonra dualarımda dikkatli olacağım."



Yağmurdan Kaçıyormuş!
Bir gün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, Hoca da evinin penceresinde oturarak sokağı seyrediyormuş. Bir ara dostlarından birini, cübbesinin eteklerini beline dolayarak koşa koşa evine giderken görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş:
- “İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi aklı başında, olgun bir adam, Allah’ın rahmetinden kaçar mı?...” İçinden Hoca’ya hak veren adamcağız, bu sefer ağır ağır yürümeye başlamış: fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak evine varınca, Hoca’nın oyununa uğradığını anlamış. Günün birinde Hoca yolda yağmura tutulmuş: koşar adım evine yönelmiş. Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği ahbabının evi önünden geçerken adamcağız “taşı gediğine koymanın tam zamanı” diyerek, evin penceresinden Hoca’ya bağırmış:
- “Hocam, Hocam, Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?” Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:
- “Hay anlayışsız, hay!... Ben rahmetten kaçmıyorum: tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!..."



Büyük Farklılık
Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var: ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.

Kıyamet
- Kıyamet ne zaman kopar? Diye Hoca’ya sormuşlar, O'da:
- "Hangi kıyamet?" demiş.
- "Kıyamet kaç tanedir?' demişler.
- "Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin kendi ölümü küçük kıyamet, dünyanın parçalanması ise büyük kıyamettir. Bizim ev için sorarsan karım ölürse küçük kıyamet. Ben ölürsem büyük kıyamet!" diye karşılık vermiş.

Ezan
Nasreddin Hoca bir gün hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyormuş.
- “Niçin hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyorsun? Diye birisi bağırmış. Hoca şöyle inandırıcı bir cevap vermiş.
- “Bakalım sesim nerelere kadar varıyor diye dinlemeye gidiyorum.

El Yazısı
Nasreddin Hoca iyi bir eğitim görmüştü. Bölgenin en iyi okullarına gitmişti. Bunu bilen ve okuma yazma bilmeyen bir komşusu bir gün Hoca’ya gelmiş:
- “Hoca” demiş. “Oğlum Konya’da. Ona bir mektup yazar mısın?” Hoca da:
- “Ben Konya’ya gidemem” demiş.
- “Sana, Konya’ya git demedim mektup yazmanı istedim.” Hoca:
- “Benim el yazımı benden başka kimse okuyamayacağında mektubu okumak için kendim gitmeliyim.”

Doksan Dokuz
Bir devirde Nasreddin Hoca büyük bir para sıkıntısına düşmüş. Ne yapsın? Başlamış gece gündüz evinde yüksek sesle dua etmeye:
- “Yarabbim, bana yüz altın ver! Doksan dokuz olursa asla kabul etmem...” Onun durmadan böyle dua ettiğini duyan zengin bir komşusu merak etmiş. Yanına doksan dokuz altın alarak görünmeden Hoca’nın damına çıkmış. Tam Hoca aynı duayı sayıklarken başlamış bacasından teker teker altınları atmaya. Hoca, bacasından altın yağmaya başladığını görünce, Allah’ın nihayet duasını kabul ettiğine inanarak koşmuş. Başlamış altınları toplamağa... Bir taraftan da sayarmış. Altınların sayısı doksan dokuz olunca:
- “Buna da şükür Allah’ım! Varsın doksan dokuz olsun! Diyerek altınları cebine indirmiş.” Bacanın tepesinde bu işin sonunu bekleyen zengin komşu hemen telâşlanmış. Yukarıdan seslenmiş:
- “Hoca! Hoca! Hani altınlar doksan dokuz olursa kabul etmeyecektin! Oldu mu ya!” Hoca pişkin bir tavırla şöyle cevap verir:
- “Doksan dokuz altını veren Allah, elbette birini de verir.”



İmtihan
Karısı ve dört çocuğuyla beraber tek göz evde yaşayan bir adamı ziyarete giden Hoca halinden şikayet eden adama, kendisine yardım edeceğini ama öncelikle bir şartı yerine getirmesi gerektiğini söyler. Adam hemen kabul eder ve sarılıp Hoca'nın ellerini öper. Hoca, adama eşeğini, keçisini ve tavuklarını da evin içine almasını ve haftaya kendine gelmesini söyleyince adam önce buna şaşırsa da Hoca'nın bir bildiği vardır deyip çaresiz kabul eder. Ertesi hafta gelen adam bir haftada canıma tak etti Hocam ne yapacağız şimdi der. Hoca, gayet sakin eşeği evden çıkarmasını ve haftaya tekrar gelmesini söyleyip adamı gönderir, diğer hafta keçiyi sonrada tavukları evden çıkarttır. Sonunda adam gelerek:
- "Allah senden razı olsun Hocam sanki dünyaya yeniden doğmuş gibi oldum."

Tanrı Misafiri
Hoca bir gün evinde uğraşırken, gücü kuvveti yerinde fakat utanmadan aylak aylak gezen bir adam, Hoca'nın kapısını çalar ve tanrı misafiri olduğunu söyleyince, Hoca elindeki işini bırakıp benimle gel diyerek adamı Akşehir’in merkezine getirir ve camiyi işaret ederek:
- "Sen yanlış kapıyı çaldın adamım eğer tanrı misafiriysen bak işte tanrının evi orası!"

Hazırlık
Nasreddin Hoca’yı siyah cübbe giymiş halde gören biri sorar:
- “Hayrola Hocam cenaze mi var?” Hoca:
- “Cenaze yok ama ben hazırlıklı olayım dedim.”

Dolana Kadar
Hocaya sormuşlar:
- “Hocam bu insanların doğup ölümü ne zamana kadar böyle sürecek?”
- “Cennet ve cehennem dolana kadar.”

Nefesin Gücü
Keçisi yaralanan adama komşuları yaraya katran sürmesinin iyi geleceğini söylerler fakat katrana para vermek istemeyen uyanık adam bizim Hoca’nın yanına gelerek:
- “Hocam sizin nefesiniz kuvvetlidir. Bir okusanız da şu keçimin yarası iyileşse.” Diye ısrar edince Hoca dayanamaz:
- “Tamam senin istediğin gibi olsun, bir şeyler okuyalım ama çabuk iyileşmesini istiyorsan benim nefesime biraz katran karıştırman lazım!”

Saygı
Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan talebeleriyle birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü öğrencilerine dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:
- "Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız: usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz: hem de karşı karşıya bulunuruz!


Tedbir
Adamın biri Hoca’dan bir hafta sonra kesinlikle vereceği sözüyle bir miktar borç ister. Hoca parasını geri alacağından ümitsiz nasıl olduysa parayı istemeyerek vermiş bulundu. Bir hafta sonra adam sözünde durunca Hoca bu işe çok şaşırdı.Bir zaman sonra aynı adam:
- “Hocam bak geçen sefer tam zamanında borcumu ödemiştim bana tekrar borç verir misin?” Hoca:
-“ Kusura bakma arkadaş geçen sefer beni çok şaşırttın. Tekrar eski fikrime dönmek istemem.”

Herkesi Memnun Edemezsin
Hoca komşu köye gitmek için yola çıkar. Yolda bunları gören bir köyün delisi gülerek:
- “Hocam eşeğin boşta ama siz yürüyorsunuz.” Deyince Hoca hemen oğlunu eşeğe bindirmiş giderken yolda karşılaştıkları bir ihtiyar:
- “Ayıp kardeşim, ihtiyar babasını yürütüyor kendi eşeğe binmiş.” Diye Hoca’nın oğlunu yadırgar. Bunun üzerine Hoca eşeğe kendi biner. Biraz sonra bir grup kadın karşılarına çıkar:
- “İnsaf et Hocam el kadar çocuğu yürütüyorsun kendin eşeğe biniyorsun.” Derler. Hoca tutar oğlunun elinden ve arkasına oturur ve beraber yola devam ederken katırcı ile karşılaşırlar katırcı:
- “Yazık Hocam zavallı bir eşeğe bu sıcakta iki kişi binilir mi hiç?” Sonunda Hoca dayanamaz hayatta bir kişinin herkesi memnun etmesi mümkün değildir der ve oğluyla birlikte eşeği sırtlanıp giderler.

İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Hoca'yı tanımayan hamamcı Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş bir sabun verir fakat Hoca çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her birinin eline birer altın sayınca hepsi şaşırır. Ertesi hafta yine gelen Hoca'ya pek itibar ederler, en güzel havlulardan ve parfümlü sabunlardan verirler. Bir güzel yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar fakat Hoca çıkışta geçen hafta aldıkları gibi altın geleceği için avucu kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu haftaki ücrettir, bu bakır para ise geçen haftanın." der.

Turşucu
Nasreddin Hoca turşuculuk yapıyormuş.
- “Haydi turşucu geldi, turşucuuuu...” diye bağırdığında eşeği anırıyormuş. Durum bir kaç defa tekrarlanınca Hoca, Karakaçan’ın kulağına eğilmiş:
- “Yeter be! Turşuyu sen mi satıyorsun yoksa ben mi?!”

İnek
Hoca dişten tırnaktan arttırıp kara gün için biraz para biriktirmiş. Parayı bir keseye doldurup ağzını sıkıca bağlamış. Önce bahçesinin bir köşesine gömmüş. Ama içi rahat etmemiş, hırsız gömdüğü yeri bulacak endişesine kapılmış ve keseyi oradan alıp başka yere gömmüş...Orayı da beğenmemiş bu kez başka yere gömmüş. Derken bahçede neredeyse kazmadığı yer kalmamış. Nereye gömse gönlü bir türlü rahat etmiyor, “burasını da hırsız bulur” diyormuş. Öyle şaşkın şaşkın elinde para kesesi bahçenin ortasında düşünüp dururken gözüne köşedeki tümsek ilişmiş. “Tamam, demiş, tam yerini buldum.” Para kesesini uzun bir sırığın ucuna iliştirip o tümseğe çakmış. Kendi kendine, “hırsız kuş değil ya, sırığın tepesindeki para kesesini alsın,” diyerek evine gitmiş. Hoca bütün bunları yaparken, meğer adamın biri kendisini gözetliyormuş. Hoca eve girer girmez adam bahçeye atlamış. Sırığı çıkarıp ucundaki para kesesini aldıktan sonra da tepesine biraz sığır pisliği sürerek eski yerine çakmış ve çekip gitmiş. Gel zaman, git zaman Hoca’ya para gerekmiş. Bahçeye gelip bakmış ki sırığın ucundaki para kesesi yerine sığır pisliği var. Başını iki yana sallayarak kendi kendine söylenmiş:
- “Allah Allah, ben buraya adam çıkmaz diyordum, nasıl oldu da inek çıkabildi?”

Alış - Veriş
Nasreddin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- "Kaç akçe şu heybe muhterem?"
- "2 akçe hocam."
- "Aldım gitti," diyen hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:
- "Hocam. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin." Hoca sinirlenir:
- "Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!

Yelpaze
Nasreddin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış. Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış.
- “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı,” demişler. Hoca :
- “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur”

Vade
Adamın biri Hoca'dan, vade ile para ister. Hoca duraklar: "Benden sana bol bol vade, parayı da başkasından iste!".

Peşin Para
Hoca bir komşusundan ödünç para almıştı. Borcunu vaktinde ödeyemedi. Alacaklı bir gün kapısını vurdu:
- "Kusura bakma Hoca Efendi, alacağımı istemeye geldim." Hoca’nın o anda kesesinde bir akçesi bile yoktu. Komşusuna:
- "Bak şu bahçenin kenarındaki çalıları görüyor musun? Buradan geçen koyunların yünleri bu çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım. Eğirtip iplik yaptıracağım. İpliği satıp sana borcumu ödeyeceğim." Hoca’nın yine şakalaştığını sanan komşusu gülmeye başladı.
- “Alem adamsın Hoca!” der. Alacaklının güldüğünü görünce Hoca da:
- “Peşin parayı görünce nasıl da gülersin değil mi!”

Kırk Yıllık
Hoca'dan sirke isteyen komşusuna benim sirke kırk yıllıktır bunun için veremem deyince adam:
-"Olsun Hocam ne eksilir biraz versen?" der ama Hoca yaman bir defa sirke vermeyecek ya:
-"Hiç olur mu efendi her gelene biraz versen kırk yıl sirke elde kalır mı?"

Katır
Nasreddin Hoca bir gün pazara gider, bir at almak ister. Bir katır getirirler, bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da:
- "Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar" der.

Ticaret
Hoca 10 akçeye aldığı 10 odunu, 9 akçeye satıyormuş
-"Hocam bu ne iştir hiç böyle ticaret olur mu?" demişler. Hocada
-"Önemli olan işi nasıl yaptığın değil, insanların seni iş yaparken görmesidir."

Karşılık
Yedi kör, nehirden karşıya geçirmesi için Hoca'yla adam başı iki akçeye anlaşırlar. Akıntının arttığı bir yerde ikisi suda kaybolunca körler hocaya çıkışır. Hoca da:
-"Ne bağırıyorsunuz dört akçe eksik verirsiniz".

Cimri
Cimrinin biri çaya düşmüş. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Hoca seslenmiş:
- "Yahu! o vermeyi bilmez.'Elimi al' diye bağırsanıza."

Göl Maya Tutar mı?
Hoca göl kenarında oturmuş. Elinde yoğurt kasesi.Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş:
- "Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı?"
- "Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !

Bu Mümkün Değil
Hoca, bir ara, zeytin satmaya heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak pazarda satmaya başlamış. Kadının biri zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş ve zeytini pahalı bulmuş. Hoca:
- “Hele bir tane ye de tadına bak!...” demiş. Kadın:
- “Baksam ve beğensem bile peşin para ile alacak değilim.” Deyince, Hoca:
- “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak, sonra verirsin parasını! Lakin şu zeytinden bir tane tad da gör!..” Demiş. Kadın ise nazlanmakta devam etmiş:
- “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl önce Ramazanda hastalanmıştım da bir hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o borcumu ödüyorum.” Bu söz üzerine Hoca, başını sallamış:
- “Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim bu alışverişten. Zira Allah’a olan borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse, kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman verir!...”

Ödül
Hoca bir gün yeni aldığı güzel ve çok pahalı sarığını kaybeder. Bir arkadaşı sorar:
- “Hoca sarığın kaybolmasına çok mu üzüldün?”
- “Hayır. Sarığımın tekrar geleceğini adım gibi biliyorum. Çünkü sarığımı bulana yarım gümüş vereceğim.”
- “Bu kadar az bir ödüle karşılık senin sarığını bulan adam eminim o sarığı geri getirmez. Zira senin sarığın en azından 90 gümüş eder. Anladın mı Hoca?”
- "Evet, işte ben de bunu bildiğim için herkese sarığımın değersiz bir sarık olduğunu ilân ettim ya!”

Kara Tavuk
Hoca, kümesindeki bir kara tavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur, tavuğu şöyle bir gözden geçirdikten sonra:
- "Rengini beğenmedim, beyaz olsaydı satın alırdım!...der. O anda Hoca’nın aklını bir kurnazlık gelir, bakkaldan hemen iki kalıp sabun alarak hayvanı yıkamağa başlar. Tabii, hayvanın tüyleri yine simsiyah kalır. Hoca, kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
- "Aferin boyacıya!.. Hiç de cimri değilmiş: öyle has, öyle bol boya kullanmış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün olmadı!... der." Bu söz, müşteriyi güldürür ve müşteri tavuğu satın alıverir
swee_daft_17 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-03-06, 01:23   #2
Republic Of Fenerbahçe
 
Giriş Tarihi: 11-02-2006
Yer:       
Yaş: 20
Mesajlar: 1,808
Rep Puanı: 310446
swee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfırswee_daft_17 Rütbe: Sıfır
Rep Gücü: 3171
Varsayılan Cvp: NAssetdin Hoca Fıkraları


Taşıma Parası
Hoca, yükte ağır pahada az birtakım eşyasını bir hamalın sırtına vurup giderken kalabalık bir yerde adamı gözden kaçırır. Sağa sola bakınır, arar, sorar: ortalıkta yok! On gün sonra, hamala rastlar. Hoca, var gücüyle kaçmaya başlar. Bunu görenler daha sonra Hoca’ya kaçışının sebebini sordukları zaman şu cevabı alırlar:
- “Adamın sırtına on gün önce benim yükü taşıyorken kaybettim. Ya benden on günlük taşıma parası isteseydi halim nice olurdu?...”



Öğüte Değil Paraya İhtiyacım Var
Günün birinde Hoca sevdiği zengin arkadaşı Ali’yi ziyaret etmiş. Hoca arkadaşına:
- “Bana biraz borç para ver?” demiş.
- “Ne için?” diye sormuş arkadaşı.
- “Yüz kuzu satın almak istiyorum”, demiş Hoca.
- “Şayet paran yoksa, kuzuları da alamazsın!” bunun üzerine Hoca:
- “Senden öğüt değil para istemiştim arkadaşım.”



Para İlişkisi
Cimrinin biri, Hoca’ya, “ Hocam demek parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- "Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.



Çamurlu Kuyruk
Hoca bir gün eşeğini satmak için pazara götürmüş. Yolda eşeğin kuyruğuna çamur bulaşmış. Hoca bunu görür görmez, onu kesip heybeye koymuş. Pazara geldiğinde bir müşteri eşeği satın almak istemiş. Fakat ilk önce eşeğin bir sakatlığı olup olmadığını araştırmak istemiş. Bu sırada onun kuyruğunun olmadığını görmüş ve:
- “Hey! Bu ne biçim eşek ki kuyruğu yok”, demiş. Bunun üzerine Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Merak etme! Merak etme! Kuyruk yabanda değil. Pazarlıkta uyuşursak heybeden çıkarıp veririm”.



Beş Kuruş
Hoca’nın bakkala elliüç akçe borcu varmış. Hoca bir gün, birkaç eşi-dostuyla çarşıdan geçerken bakkal onu görüp dükkândan fırlamış. Hoca’nın karşısına geçip eliyle para işareti yapmaya başlamış, “borcunu vermezsen seni tanıdıklarının yanında rezil ederim” demek istemiş. Hoca, görmezlikten gelerek başını başka tarafa döndürmüş. Bakkal o tarafa geçmiş, yine aynı işareti yapmış. Bakkalın, bu hareketi devamlı yapması, Hoca’yı fena halde sinirlendirmiş, dostları da işi anlamışlar. Artık sabrı tükenen Hoca, “gel buraya” diye hiddetle bakkalı çağırmış: “bana bak” demiş, “benim sana ne kadar borcum var?” Bakkal, “elliüç akçe” demiş. Hoca, “peki” demiş, “yarın gel yirmisekiz akçesini al, öbür gün gel, yirmisini daha vereyim: etti mi kırksekiz, geriye ne kalır? Topu topu beş akçe. Be hey zalim adam, beş akçeceğiz için beni çarşıda, ele güne karşı rezil etmekten utanmaz mısın?”



Çekirdeğinde Ağırlığı Var
Hoca, hurma yerken çekirdeklerini çıkarmıyormuş. Karısı: “Efendi, hurmayı, çekirdeğiyle mi yiyorsun” deyince “elbette ben hurmayı aldığım zaman hurmacı da hurmayı çekirdekleriyle tarttı da bana verdi” demiş.



Hoca'nın Çilekleri
Bir gün Hoca erken saatlerde güzel bahçesine gider ve birkaç çilek diker. Fakat akşam olduğunda da onları söker ve beraberinde eve getirir. Bu sırada bir tanıdık:
- “Bu ne iştir Hoca?” diye sorar. O da:
- “Ortaklık bozuldu, ne olur ne olmaz. Herkes kendi malını göz önünde tutmalı”, der.



Yeni Uşak
Nasreddin Hoca’nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış. Komşusu Ahmet ona:
- “Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir işçidir,” demiş. Nasreddin Hoca:
- “İyi, onu bana gönder!” Demiş. Birkaç hafta sonra Ahmet, Hoca’ya sormuş:
- “Hasan’dan memnun musun?”
- “Evet, o çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz pahalıya mal oluyor. Benden her gün para istiyor.”
- “Bu kadar parayla ne yapıyor ki?” Diye sormuş komşusu. Hoca:
- “Bunu bilmiyorum, şimdiye kadar hiç vermedim ki!”



Uzayan Maşa
Hoca, bedestende dolaşırken tellâlın bir kılıç sattığını görür:
- “Bu kılıç gazidir. On altına satıyorum: bedavadır, bedava!...” Tellâlın yanına varan Hoca, bu kılıcın bu kadar pahalı satılmasındaki kerameti sorar. Tellâl:
- “Hocam, bu kılıç, düşmana uzatıldığı vakit tam beş arşın uzayıverir! “ Hoca, içinden “ya, öyle mi?” der ve koşa koşa eve gelerek büyük mangal maşasını alıp tekrar bedestene döner: maşayı sallaya sallaya bağırmaya başlar:
- “On altına: bedava, bedava!”" Hoca’yı görenler gülüşerek:
- “Bir akça bile etmeyen adi bir ocak maşası on altın eder mi?” Derler. Hoca da onlara şu cevabı verir:
- “Ya, siz adi bir kılıcı biraz önce on altına satıyordunuz!.. “
- “Ama o kılıç, cenkte beş arşın uzar!” Hoca:
- “Eee der, bu maşa da bizin hatunun bana kızıp da şöyle bir kaldırdığı zaman 50 arşın, belki de daha fazla uzuyor.....! “


Eşeğin Acelesi
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da hoca başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler:
- "Hayırdır hocam, bu telaş da neyin nesi, ne tarafa böyle?" diye sormuşlar. Hoca geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş:
- "Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da,birlikte oraya gidiyoruz.."



Mısır kadısı
Bir gün Hoca, gene eşeğini kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına 'tak' eder:
- “Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz. Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne döner gelir, ne bir kuru selam gönderir. Günlerden bir gün Hoca eşekler başı Deli Ömer’i görür ve eşeğinden haber sorar. Deli Ömer:
- “Duymadın mı senin eşek Mısır’a kadı oldu!” Bunu duyunca, Hoca başını sallar:
- “Tevekkeli değil: ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını dikip dinliyordu!" der.



Göle Koş
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı?" diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anırarak, çifte atarak dört nala koşmaya başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır:
- "Aklın varsa göle koş!



Eşek Nerde?
Nasreddin Hoca İstanbul'a gitmiş. Orada eşeğini kaybetmiş , aramış aramış bulamamış. Bir otele yerleşmiş. Çarşaflar o kadar temizmiş ki yatamamış tutmuş yatağın altına girmiş. Odayı boş gören karı koca odaya yerleşmiş. Adam karısına:
- “Gözlerinde bütün İstanbul'u görüyorum.” demiş. Hoca yatağın altından kafasını çıkarıp:
- “Benim eşeği de görüyor musun?”



Hoca'nın Eşeği Pazarda
Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam sövüp sayarak çekilir gider. Başka bir müşteri çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine demirden bir çifte yer. O da topallayarak sövüp sayarak gider. Tellâl gelir:
- “Hocam, bu eşeği kimse almaz. Önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor”. Hoca başını sallar:
- “Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim” der.



Bildiği
Hoca bir gün eşeğini bulamaz ve basar yaygarayı:
-"Eğer eşeği hemen bulmazsam ben bilirim yapacağımı" diye. Bir kaç saatte eşek bulunur ve Hocaya birisi sorar:
-"Hocam bulunmasaydı ne yapacaktın?", Hoca biraz tebessümle:
- "Ne olacak gidip yenisini alacaktım."



Memnuniyeti
Hoca merkebini kaybetmiş. Hem arar, hem şükredermiş.
- “Arıyorsun iyi, fakat neden şükrediyorsun?”
- “Nasıl şükretmeyeyim ya üstünde ben de olsaydım da beraber kaybolsaydım.”



Nereye
Hoca günün birinde karakaçana binmiş. Fakat bir türlü sahip olamıyormuş. Yolda birisi sormuş:
- “Böyle nereye Hocam?”
- “Eşeğin istediği yere.”



Salıdan Cuma Namazına
Eşeğin üstünde ağır ağır gidiyormuş Hoca. Bir tanıdığı çıkmış önüne:
- “Hocam hayrola, nereye böyle ağır ağır?”
- “Cuma namazına... “
- “Nasıl olur? Bugün daha Salı...” Hoca, eşeğini göstererek şöyle cevap vermiş:
- “İnsanın böyle kocamış bir eşeği olursa, ancak salıdan çıkıp yetişebilir cumaya..”



Getir Cübbemi Al Semerini
Hoca bir gün eşeğine binip ormanın içinden bahçeye gidiyormuş. Yolda küçük ihtiyacı gelmiş. Eşeğini bir ağaca bağlamış. Pahalı cübbesini eşeğin semeri üzerine atmış ve uygun bir yer aramış. Bu arada hırsızın birisi gelip cübbesini çalmış. Hoca döndüğü zaman cübbesinin çalınmış olduğunu görmüş. Bunun üzerine eşeğin semerini alıp omzuna atmış ve şöyle söylemiş:
- “Öyle olsun! Hırsız! Sen benim cübbemi geri vermezsen, ben de senin semerini vermem!”



Hoca ve Heybesi
Hoca bir gün pazara gitmiş. Aldığı zerzevatı heybesine doldurmuş, omuzuna vurmuş, eşeğine binmiş gidiyormuş. Yolda birisi:
- “Efendi!. Efendi! Niye heybeyi eşeğin terkisine koyup da rahat rahat gitmiyorsun?” deyince Hoca şu cevabı vermiş:
- “Hem hayvan bizi taşısın, hem de fazla olarak sırtına bir de heybeyi mi yükletelim?”
Yenisi
Günün birinde Hoca'nın karısı ölür. Fakat Hoca'da ciddi bir üzüntü belirmez. Bir müddet sonra eşeğide ölünce hoca yas tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları sorar:
- "Bu nasıl iş Hocam karın öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?"
- "Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha genç ve güzel yeni bir hatun buluruz diye beni teselli ettiniz fakat hiç kimse yeni bir eşek alalım demiyor."



Daha ne kadar gideceğiz?
Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
- "Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş. Hanımı hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine hoca:
- "Desene hatun, yolu yarıladık."



Bizim Çocuklar
Nasreddin Hoca’nın karısı ölür. Ölen karısından beş çocuğu olan Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla evlenir. Hoca’nın yeni eşinden de iki çocuğu olur. Bir gün karısı feryadı basar:
- “Hoca Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”



Öldü
Hoca Konya’dayken biri gelip:
- "Karın öldü!" demiş. Hoca:
- "Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün!"



Hatim
Nasreddin Hoca ve karısı konuşuyorlardı. Karısı:
- “Benim yüzüme bakarken besmele çekiyorsun.” Hoca
- “Ne olmuş yani?” der. Karısı:
- “İmam efendi, karısının yüzüne bakarak yasin okuyormuş.” deyince, Hoca güldü :
- “Ben o kadını görsem, hatim bile indiririm!..”



Sıcak Çorba
Hoca'nın karısı bir kurnazlık düşünmektedir. Derken akşam eve aç dönene Hoca'nın önüne ateşten yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı sıcak çorbadan yanınca bir anda gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya başlar. Karısının ağlamasına bir anlam veremeyen hoca ne olduğunu sorunca, karısı:
- "Rahmetli annemi hatırladım, o da pek severdi bu çorbayı." der. Hoca kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar. Hoca'da sıcak çorbadan nasibini alınca onunda gözleri yaşarır. Karısı neden ağladığını sorar, Hoca'da:
- "Bir anda rahmetli kayınvalidemin yerinde senin olabileceğin aklıma geldi de."



Aksi
Hocanın karısı ırmakta çamaşır yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber olur dere boyunca cesedini aramaya koyulurlar. Fakat Hoca akıntının tersiden doğru giderek:
- "Sizde onu benim kadar tanısaydınız, hayattayken ne aksi bir kadındı."



Anahtar
Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- "Hocam, anahtarı nerede düşürdün?",
- "be kadın nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?"



Ciğer
Nasreddin Hoca evine sık sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. Bir gün dayanamamış Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Hoca baltanın dolapta işi ne?” Hoca cevap vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”



Biraz Daha Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Hoca’ya “Efendi biraz ileri gider misin?” der. Hoca üstünü başını toplar, giyinir ve yola düşer. Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Hocam böyle sabah sabah nereye gidiyorsun?” der. Hoca da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim eve git, hanıma sor bakalım: daha gideyim mi, gitmeyeyim mi?”



Görürsem Söylerim
Bir arkadaşı Nasreddin Hoca’ya gelmiş.
- "Bana bak Hoca, kulağını bükmesi benden... Şu karına bir şey söyle, sabahtan aksama kadar ev ev dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor... Söyle de azıcık evinde otursun." Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim...”



Evlilik Hazırlığı
Hoca habire döşeme tahtalarını söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne gelir derler ya, bende bari şu tamirle iki masrafı bir edeyim dedim!”



Aklı
Nasreddin Hoca'ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler. Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun hocam?” diye sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki, kaybetsin. Acaba başka bir şey mi kaybetti diye düşünüyorum”



Nasıl
Hoca bir gün karısının bilgisi denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“



Kaybettin
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim işim var, sen yemleyiver,” der. Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- "Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der." Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Kim önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Hoca’yı görünce kaçacak olur. Ama Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Hoca’nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal Efendi! diye çığlık atar.” Hoca yattığı yerden doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin.”



Sen düştün
Nasreddin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Hocaya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim eski kocam şöyle yapardı, böyle yapardı... Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş aman hoca niye attın beni. Hocanın da cevabı hazır:
- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan üçümüz sığamadık sende düştün”



Evlilik
Hocaya evlilik ne demektir diye sormuşlar Hocada:
- "Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama"



Gezgin
Arkadaşları Hoca'ya, takılırlar:
-"Hoca, sizin hanım akşama kadar kapı kapı dolaşıyor."
-"Olur mu canım dediğiniz kadar dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!"



Kimi Kimden Sorarsınız?
Hoca’nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
- "Merhumeyi nasıl bilirsiniz?" Herkes beraberce:
- "İyi biliriz!" der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor: kimi kimden soruyorsun!”



Kim Tuhaf?
Hoca, bir gün yolda giderken, birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Hoca, senden önce ve senden sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”, demiş Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere, bana hiç öğüt vermedikleri için kızıyorum. Benden sora evlenenler de, onlara hiç öğüt vermediğim için, bana kızıyorlar.”



Dişi mi Yoksa Erkek Miydi?
Biri Hoca’ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh Peygamber’e geri gelen güvercin dişi miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”



Fark Var
Bir gün Hoca’ya sormuşlar:
- “Hocam, bir adam karısını öperse orucu bozulur mu?”
Hoca şu cevabı vermiş:
- "Yeni evlenmişlerse bozulur, amma beşinci senede bilmem. Yirminci senede ha bir tahtayı öpmüş, ha karısını.



Hangisi
Hoca’nın bir zamanlar iki karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün Hoca’ya beklenmeyen bir soru sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse hangimizi kurtarırsın?” Hoca cevap vermeden kurtulamayacağını anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun galiba?”



Kapalı Kapının Ardından
Hoca’nın karısı geceleri komşu komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan Hoca, bir gece, karısı yine evde yokken kapıyı arkasından sürgülediği gibi yatağına yatmış. Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman çalmış çalmış açtıramamış kapıyı. Hoca’nın kızdığını anlayarak, yalvarıp yakarmaya başlamış:
- "Vallâhi, billâhi, bir daha seni yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim canım kocacığım! Aç kapıyı: bu saatte ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış olacak gibi değil, bağıra, bağıra: - "Bari, kendimi şu kuyuya atayım da kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak bir kenara çekilmiş. Hoca, bir süre yine aldırmamış, sonra hiddeti geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!” deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada kadın, evden içeri girivermiş: kapıyı kapadığı gibi Hoca’yı sokakta bırakıp bağırmaya başlamış:
- "Yeter artık senden çektiğim, bana rahat yüzü göstermedin: her gece arkadaş dedin, sohbet dedin gezip tozdun. Alacağın olsun senin!..." Hoca, karısının feryadı üzerine sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- "Komşular görenler ve bilenler Allah için söylesin!



Yaşı Hakkında mı?
Bir komşu Hoca’ya koşa koşa gelmiş:
- "Aman Hoca! Bizim evde karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel," demiş. Hoca hiç aldırış etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”



Bana göstermede
Düğünden sonra Hoca ilk defa gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı kaldırınca birde ne görsün sanki dünyanın en çirkin kadını karşısında duruyor! Hoca olduğu yerde donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını öğrenmek için sorar:
- "Emrindeyim Hocam. Kimlere yüzümü gösterebilirim?" diye sorunca Hoca:
- "Bana göstermede kime istersen gösterebilirsin."



Sorumluluk
Hoca'nın yanına telaşla gelen bir komşusu:
- "Yetiş Hocam evin yanıyor!" Hoca gayet sakin:
- "Biz evlenirken hanımla yaptığımız anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi geçindirdiğim sürece evle ilgili her türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin ol ve karımı bulup bunları ona anlat.



Mavi Boncuk
Nasreddin Hocanın iki tane hanımı varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer mavi boncuk vererek kesinlikle diğer eşine veya başka bir kimseye göstermemesini tembih etmiş. Bir gün hanımlar Hoca'nın yanına gelerek sormuş:
- "Hocam hangimizi daha çok seviyorsun?" Hoca hemen işi bağlamış.
- "Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok seviyorum.



Onunla Yaşamak İstemiyorum
Hoca boşanmak istiyormuş, bundan dolayı mahkemeye gitmiş. Kadı birkaç bilgi edinmek istemiş ve Hoca’ya karısının adını sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Hoca:
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım: onunla geçinmek istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne gerek var”
Ölü
Hoca Yolculuğu sırasında tenha bir yer olan mezarlıkta elbiselerini yıkar kuruması için astığı bir sırada kuvvetli bir rüzgar esip giysilerini alıp götürmüş. Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar. Hoca da:
- “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş.



Fincancının Katırları
Hoca bir gece mezarlıktan geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir mezarın içine düşer. O anda aklına geceyi orada bir ölü gibi geçirerek yazıcı melekleri görme fikri gelir. Hemen yatar ve beklemeye başlar. Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular derken iyice yaklaşan seslerden korkan Hoca kıyamet vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkınca bir anda yarı çıplak Hoca'yı gören katırlar ürker. Hortlak görmüş gibi her biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün yükleri yerlere yuvarlar, küfelerdeki porselen tabak çanak fincanları zayi ederler. Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup Hoca'yı yakalarlar:
- "Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada?" derler. Hoca korkudan kekeleyerek
- "Be be ben öbür dünyadan geldim. Bir bakayım burada işler nasıl gidiyor." Deyince adamlar Hoca'yı bir güzel pataklarlar. Bin perişan eve dönen Hoca'yı telaşlı karısı karşılar:
- "Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür dünya nasıl? Ne var?...Hoca biraz vakurlu biraz üzgün:
- "Hiç bir şey. Ta ki fincancı katırlarını ürkütene kadar!"



Haddini Bil
Hoca tarlada çalışırken yorulunca ceviz ağacının gölgesine oturur ve kendi kendine:
- "Şu işe bak kocaman kabaklar yerdeki ufacık sapa bağlı, küçücük cevizler koca ağaçta asılı.." daha Hoca bunları düşünürken ağaçtan kafasına bir ceviz düşünce hemen:
- "Ey büyük Allah'ım bu günahkar kulunu affet, senin işinin hikmetinden sual olunmaz ya şu ağaçta kabak gibi cevizler yetişseydi halim nice olurdu."



Dert Çekme
Hoca Nasreddin çift sürerken boyunduruğun kayışı kopar. Hoca derhal başından sarığını çıkarıp kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman sonra tülbent de dayanamayıp kopar. Hoca tülbende hitap ederek:
-"Sen de gör, zavallı kayış ne bela çekermiş" der.



Bu Nasıl Ülke
Nasreddin Hoca, bir kış günü köye gitmek için yola çıkar. Her taraf buz tutmuştur. Birden çevresini köpekler sarar. Taş almak için eğilir. Ama hangi taşa el atsıysa bir türlü yerinden kıpırdatamaz. Köpeklere bakarak elini açar:
-"Ey Allah'ım bu nasıl ülke? Taşları bağlayıp köpekleri salmışlar."
swee_daft_17 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-03-06, 01:30   #3
Yıllardır Moderatör
 
Giriş Tarihi: 23-04-2005
Yer: Konya-Aksaray
Yaş: 31
Mesajlar: 13,725
Rep Puanı: 265950517
tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8tekkalan78 Rütbe: Artı 8
Rep Gücü: 2659701
Varsayılan Cvp: NAssetdin Hoca Fıkraları


paylaşımı seven bi arkadaşsın ama yazık ediyosun kendine.
tekkalan78 çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-03-06, 01:35   #4
Yönetici www.frmtr.com - Dünya'nın En Büyük Türkçe Forumu
 
Giriş Tarihi: 14-08-2005
Yer: mi? Bence Yer...
Mesajlar: 100,778
Rep Puanı: 1325473412
cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10cuteach Rütbe: Artı 10
Rep Gücü: 13255796
Varsayılan Cvp: NAssetdin Hoca Fıkraları


teşekkürler paylaşım için...
cuteach çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-03-06, 02:55   #5
FrmTR Connecting People
 
Giriş Tarihi: 18-10-2005
Yer: www.frmtr.com/webmaster
Yaş: 20
Mesajlar: 3,970
Blog Mesajları: 67
Rep Puanı: 577534906
CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9CoJuK Rütbe: Artı 9
Rep Gücü: 5775441
Varsayılan Cvp: NAssetdin Hoca Fıkraları

Eywallah saol Fıkralardan bıktım artik offff bu ne yaaa
CoJuK çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 23:35
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


(*) www.firmaniz.com Domain, Alan adı tescili sadece 11,95 TL!
Bir başkası almadan hemen alan adınızı tescil ettirin...
(*) SiteBAZ ile Web tasarımı sadece 5,95 TL!
Birkaç dakikada web sitenizi kurup, hemen yeni müşteriler kazanın!
www.ihs.com.tr

ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC

Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz.
Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562