Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 03-05-07, 22:05   #1
Orcнυη

Varsayılan Kızılcık Dalları-Reşat Nuri Güntekin(Kitap Özeti ve İncelemesi)



KIZILCIK DALLARI


Eserin kısa özeti;

Nadide hanımın kocası öldükten sonra köşkü tek başına yönetmeye başlamıştı. Şekip Paşa sağken acayip bir sinir hastalığına tutulmuş, yedi sene yatakta yatmıştı. Bu hastalık paşanın ölümüne kadar sürmüştü. Şimdi altmışını geçmiş olmasına rağmen,sırım gibi vücudu vardı.
Tren yolculuklarını pek o kadar merak etmezdi. Ne de olsa ayakları karada demekti. Fakat deniz yolculuklarını hiç sevmez, denizde oldukları gece sabaha kadar uyumaz, ikide bir pencereden başörtüsünü sallayarak rüzgar çıkıp çıkmadığına bakardı.
Pendik istasyonunda, Bolu’dan gelecek ortanca kızını bekleyen nadide hanım, merak içinde idi. İstasyon memuru merak edilecek bir şey olmadığını söylemişti. Fakat ne malum! Demek ki korkulacak bir şey de olsa böyle diyecekti. Memur, biraz evvel bir telgraf şeridi okumuş, sonra dışarı çıkarak Lala Tahir Ağa ile konuşmuştu.
Nadide hanım, trenin gecikmesiyle çok korkmuştu. Nihayet, güneş batarken istasyon memuru: “Tren geliyor” müjdesini verdi. Nadide hanım, o vakit birdenbire kendini bıraktı, korkusunu saklamaya artık gerek kalmadığı için;
-
Aman çocuklar, size söylemedim amma, bittim.
Şeytan neler getirdi aklıma....... dedi.
Posta, bugün adeta boş gibiydi. Pendik’e Nadide Hanımın yolcuları dışında orta yaşlı bir köylü ile iki çocuk indi.
Köylü, uzun boylu, siyah, seyrek sakallı, bir adamdı. Sırtında pelerin şeklinde omuzlarına atılmış bir pembe yorgan, elinde bir bakraç, koltuğunun altında küçük bir yeşil çekmece vardı.
Çocukların büyüğü küçük kardeşini sırtına almıştı. Büyük, yedi yaşında, mavi başörtülü,sarı entarili, ablak bir kızdı. Birdenbire: “İsmail’in bardağı kaldı, İsmail’in bardağını bulun” diye bağırdı. Köylü: “Kız kes sesini .....Çakal gibi ne bağırırsın?....” diyorsa da kız sesini kesmiyordu.
Dışarıda sekiz on kişinin dikkati köylülerin üstünde toplandı. Tren kalktıktan sonra istasyonda bir komedi daha geçti. Çünkü, köylüler Göztepe’ye gitmek üzere Pendik’e gelmişlerdi.
Lala Tahir Ağa bir türlü çocukları köylülerin etrafından ayıramıyordu.köylü ile Gülsüm, onları çok eğlendirmişti ki, sofrada hep onların lakırdılarını ediyorlardı. Bütün bu güzel olaylara rağmen Nadide Hanım kendini üzmeyecek bir şey buluyordu. Yemek bittikten sonra, çocukları bahçeye, oynamaya bırakan Nadide Hanım beş on dakika sonra, çocukların koşarak büyük bir havadis getirdiklerini gördü. Bu yorganlı ile Gülsüm ün sokakta yatıyor olmalarıydı. Köşk halkı, konuşmak için yorganlıyla Gülsüm ün yattıkları sokağa gittiler. Yorganlı ile Lala konuşuyorlardı. Kalender ve demokrat büyük hanım böyle fakir insanlarla konuşmayı çok severlerdi. Bu gece köşke komşu olmalarını istemişlerdi. Yorganlının kabulü üzerine köşke gidildi. Köylülere gece sofrasının artıklarıyla güzel bir ziyafet çekildi.
Yorganlı haline göre tek gözlü bir adam görünüyordu. Çerkez Dere köyünden geliyorlardı. Bir haftadan beri yoldalardı. Yorganlı sokaktaki kampını kaldırmıştı. Gülsüm uyuyan İsmail’i yemek yedirmek için dürtüşlüyorken yorganlının: “uyku yemekten tatlıdır.” Sözünü dinledi ve dürtüşlemeyi sonlandırdı. Yorganlı, Gülsümün neden böyle yaptığını anlattı. Gülsüm, eline geçeni İsmail’in ağzına vere vere çocuğu yolda öldürecekmiş. Çocuk hala hastaymış. Biraz yer içerse yerine gelirmiş.
Gülsüm kardeşini çok seviyordu. Gülsüm, Nadide Hanım’ın en küçük torunu Bülent için ne bulunmaz bir dadı olabilirdi. Yorganlı bir haftadan beri yolda neler yaptığını ve iki ay evvel çocukların anasının da öldüğünü söyleyince Nadide Hanım karırını vermişti. Onların durumuna üzülüyor ve gülsümü evlatlık almak istediğini yorganlıya anlattı. Yorganlı ve gülsüm bu sözleri ilk başta ciddiye almıyor; ama sonrada ciddi olduğunu anlayınca sessiz kalmışlardı.
Yorganlı, çocuğun soyunu, sopunu methediyor babasının da, anasının da çok namuslu olduğunu söylüyordu. Sözlerini şöyle bitirdi:
-
Keşki yanına alsan da adam etsen Hanım Efendi..........
Bu söz, Nadide Hanımı kamçılamış ve yorganlının da kızını verebileceğini göstermişti. İsmail’i ne yapacakları da kararlaştırılınca yorganlının aklı iyiden iyiye yatıyordu. Sonunda Gülsümün, Nadide Hanımın köşkünde, İsmail’in de Ederine yetimhanesine gönderilmesi kararlaştırıldı.
Yorganlı, gülsümün nüfus kağıdını büyük hanıma teslim ettikten sonra sabah gülsüme görünmeden, İsmail ile birlikte gittiler. Gülsüm, amcasının İsmail ile beraber kaçtığımı haber alınca köşkü yerle bir etti Nadide Hanımın sözlerini aldırmıyor. “İsmail” deyip “İsmail” işitiyordu. Kız İsmail’i hiç kimseye tercih etmiyor “Ben İsmail’i isterim” diye inliyordu. Nadide Hanım gülsüm ile bahsederken bazen “Emanetullah” diye bahsederdi. Köşke gelen Emanetullah artık bir haftalık kirlerini ve yırtılmış giysilerini çıkarma zamanı geldiğini Nadide Hanımdan duymuştu köşkteki ilk gün temizlik ve güzel giysi giyinmekle başlamıştı. Geçen zamanda, gülsümün görevi köşkteki dört çocukla oynamak, onlarla zaman geçirmekti onları peşine takarak tarlalarda koşuyor, evin etrafında kovalamaca, üzüm kütüklerinin arasında saklambaç oynuyordu.
Evdekilerin ondan tek şikayeti İsmail’in adını ağzından düşürmemesi önüne geleni ondan bahsetmesiydi. Büyük küçük demez kim olursa olsun İsmail’e benzetir bir yan bulurdu. Sonra, İsmail’e ait bitmez tükenmez vakalar, maceralar......
Evdekiler, bu İsmail lakırdısından bıkmış artık evde İsmail kelimesini duymak istemiyorlardı. Nadide Hanımın İsmail lakırdısına tahammülü kalmamış gülsümün yanında İsmail dediğini duyunca çok kızarak kıza bir daha onunla ilgili bir kelime bile söylemesini yasaklamıştı. Gülsüm artık kardeşinin adını anmaya korkar olmuştu zamanla İsmail adı büsbütün ortadan kalktı.
Tahir ağa ufak tefek ayak işlerine bakmakla beraber konakta asıl işi çocuk lalalığı idi. Bugüne kadar üç nesil yetiştirmişti. İhtiyarlığına tesadüf eden bu son nesil, lalanın rahmet okuduğu nesildi. Çocukların en ufak kötü hareketlerinde lala suçlanır, lala kötü duruma düşerdi gülsüm geldikten sonra bu durum değişti bazı kötü durumları gülsümün üstüne yükleyerek kendi suçunu azaltıyordu. Lala okulların açılmasını dört gözle beklerdi. Okullar açıldığında lalanın başı rahattı ama bir kötülük vardı. Dersler devam ettiği müddetçe okulun kapısında nöbet bekleyecekti. Aslında bu iş fazla zor değildi. Mektepte hergün beş altı öğün dayak olurdu. Sopa vurmadan çocukların kafasına ilim ve edep sokulamıyordu. Hoca, çocukları dövmekle yalnız onları terbiye etmiyor; lalaya ettikleri cefalarında intikamını alıyordu. Dayağı yiyenler konağın çocukları olmasa da lalanın gönlünü rahatlatmaya yetiyordu.
Nadide Hanım gülsümü mektebe göndermeye karar verdi. Daha mektebin ilk günüde gülsüm dayak yemeye başladı, ama hoca buna vurmaktan bıktı ve lalaya “bu çocuk okumayı bu kafayla sökemez” dedi. Nadide Hanım, hadi okumayı sökemiyor belki Arapça’yı daha kolay söker diye (amme) cüzü okutmaya başladı.
Cüzü de başaramayınca da boşta kaldı ve Gülsüm ün okumaya yüzü olmadığı anlaşıldı.
Gülsüm arada sırada lala ya İsmail den bahseder, lala Gülsüm ü dinlerken uyuya kalırdı. Lala ile Gülsüm ün arası iyiydi.
Nadide Hanım, Gülsüm ün bir hiçbir zaman İsmail ile ilgili konuşmasını istemediğinden Karamusallı sütninenin fikrini cazip buldu. Ve orta oyununda kardeşinin öldüğü yalanını duydu. Fazla zaman geçmeden İsmail’i unuttu.
Saniye, Nadide Hanım’dan gizlice sigara içiyor, Nadide Hanım’ın ara sıra içtiği sigaralardan Gülsüm yardımıyla çalıyordu. Bununla birlikte Gülsüm ün çalmaya yönelmesi ve çaldıklarının bazılarını stok etmesi özelliklerini kazanmıştı.gülsüm kendi ihtiyaçlarını parayla değil, çalmayla karşılamaya başlamıştı. Çaldıklarının anlaşılması üzere Nadide Hanımın damadı binbaşı Feridun, Gülsümü çok köyü tartakladı.
Feridun bey, aile içinde tatlı, mahcup, sessiz bir adamdı. Ama askerliğe geldiğinde birden değişiyor ve katı kurallar koyarak istediğini yaptırıyordu.
Gülsüm yediği dayağın üstüne artık kendinin olmayan hiçbir eşyaya elini sürmüyordu.
Nadide Hanımın en küçük torunu, Bülent çok hastalanmıştı. Hasta olmadan önce Gülsüm Bülent’e fazla ilgi göstermiyor, onunla oynamıyordu. Hastalığı zamanında her gece nöbet tutar, ağlamaya başladığı zaman kucağına alır uyuturdu. Hastalığı geçince, Gülsüm Bülent’i sevmeye başladı ve kardeş gibi benimsediği Bülent’e iyi bakmaya başladı.

Köşke yeni gelen Azize ismindeki hizmetçinin çaldığı yüzük, Gülsümün üzerine atılmış bir yalandı. Karakoldan getirilen polis memuru bu işi araştırıyordu sonunda Azizenin çaldığı anlaşıldı.
Bir yaz konaktakiler Pendik’teki yazlığa gittiler. Konak denize çok yakındı. Nadide Hanım pencereden her dışarıya baktığında bir adamla bir kadın görür, kadın hasta olduğundan arabanın içinde oturur kocası karısının yatalak olmasından yaralanarak yoldan geçen kadınlarla ilgilenirdi. Nadide Hanım her görüşte bu adama beddua ederdi. Bir gün bu adam konağa geldi. Herkes korkmuştu. Ama korkuları boşa çıktı çünkü yakın akrabaları Murat idi. Murat Pendik’in sayılı zenginleri arasındaydı.
Tatil bittiğinde Gülsüm konağa dönmemişti. Murat’ın evinde, karısına yardım etmek için orda kalmıştı. Diğer günlerde Murat ve ailesi teyzesinin konağına gitti. Nadide Hanımın Murat’ın karısı öldükten sonra saniye ile evlendirecekti. Gece herkes yatakta iken Gülsüm, Murat’ın karısının vasiyetini vermek üzere Nadide Hanımın odasına gitti. Vasiyette;
Sizin küçük hanımı Murat Bey’e verirlerse Nadide Hanım şöyle söyler;
“Hasta sana beddua etti.... Evlatlarının hayrını görmesin, onlarda benim gibi gözünün önünde ölsünler.”
Bu vasiyeti okuyan Nadide Hanım bayıldı. Gülsümü odadan kovmalarıyla, Gülsüm odasından eşyalarını topladı ve köşkten ayrıldı.
Uzun zaman sonra Nadide Hanım hala hayattaydı ama Saniye, Dürdane ve Şakir Bey ölmüşlerdi. Diğer Ankara’ya taşınmışlardı. Ankara’da tiyatroya gittiklerinde gecenin kahramanı Mücella Suzan’dı. O sahneye çıktığında Naciye onun gülsüm olduğunu anladı. Bizim dişlek, okuma – yazma bilmeyen Emanetullah oradaydı ve kanto yapıyordu. O artık bir sanatçıydı.

ANA FİKİR


Evlatlık aldığımız çocukları, kendi çocuğumuzla aynı seviyede tutmalıyız. Onları kendi çocuğumuza duyduğumuz duygularla sevmeliyiz. İnsanları kötü işler yapmaya zorlamalıyız.
ALINACAK DERSLER

·İnsanları yapmadıkları suçlar nedeniyle suçlamamalıyız.
·Çıkarlarımızı yerine getirmek için bir insanın hayatını yok etmemeliyiz.
·İstenilen bir şeyin üstünde çok durmamalıyız.
·Suçlu olan kişi suçu başkasına atmamalıdır.
·Ufak hatalarımızı büyütmemeliyiz.
·En sıkışık zamanda bile yalan söylememeliyiz.
·Zararsız gibi görünen eşyaları bile çalmamalıyız. Hırsızlık yapmamalıyız.
·İnsanlara birden fazla şans vermeliyiz. Sadece bir işi başaramadığı zaman diğer işleri de başaramaz denilemez.
·İnsanları döverek değil, iyilik yaparak, iyi sözler söyleyerek yaptırmak istediğimiz işi yaptırabiliriz.
·Yapmayı istediğimiz işlerin sonucuna katlanmak zorundayız.

OLAYIN KİŞİLERİ VE TAHLİLLERİ

NADİDE HANIM (Büyük Hanım) :
Altmışından sonra bile sırım gibi bir vücuda sahip olan Nadide Hanım, kızdığı zaman yapabileceğinin en kötüsünü yapar, iyi zamanında istenilen ve sevdiği işleri yapmaktan hoşlanırdı, vefakarlığı çok sever, kibar insanlarla konuşmaya bayılırdı. Çocuklarla iyi geçinmeye çalışır ama hizmetçilerle fazla geçinemezdi. İki üç ayda bir hizmetçi değiştirmek zorunda kalırdı.
GÜLSÜM (Emanetullah) :
Ön iki dişi dışarı çıkmış, pis gezmeyi sever gibi pis gezen, istenilen şeyleri yapmayı seven, sabırlı ve bebeklerle oynamayı onlara bakmayı seven, kafası derslere çalışmayan, köylü cahil bir kızdır. Köşk halkının fazla sevgisini kazanmamıştır.

FERİDUN BEY:
Aile içinde tatlı, mahcup, sessiz bir adamdı. Askerliğe geldiğinde çok katı kurallar koyan ve istediğini yaptıran bir adam. Köşk halkı tarafından sevilen bir adamdı. Orduda Binbaşı olarak çalışmaktadır.
KARAMUSALLI SÜTNİNE:
Kurnaz fikirleriyle Nadide Hanım’ın zihnini çeldi.Bülent’e dadılık yaptı. Nadide Hanım tarafından pek sevilmese de Gülsüm’ün sevgisini kazandı.
LALA TAHİR AĞA:
Yaşlanmasına rağmen 3 nesil yetiştiren Tahir Ağa köşk halkı tarafından seviliyor ve çocuklarla ilişkisi iyiydi.
SANİYE HANIM:
Uzun boylu, lepiska saçlı, ebrulu yanaklı, şarkı söylerken çıkardığı sesin kesinlik ve şiddetinde nasıl olup da yırtılmadığına hayret edilecek kadar mini mini bir ağız, çekme bir buruna sahipti. Gülsüm ün en sevdiği bayandı.

OLAYIN GEÇTİĞİ MEKAN


Olay genellikle köşkte geçmektedir. Ama bazı olaylar Pendik’te, sonlara doğru Ankara’da geçmektedir.
Başlarında tren istasyonunda kızını beklemesi, bazen çocukların sinemaya gitmeleri mekana etki etmektedir.

YAZARIN HAYATI


Reşat Nuri Güntekin (1899_1956). Yazar, İstanbul’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Çanakkale ve İzmir’de yaptıktan sonra, İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. İlk olarak Bursa Sultanisi orta kısım Fransızca öğretmenliği yaptı. Öğretmen ve idareci olarak İstanbul’da görevler yaptıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı genel müfettişi yurdu baştan başa dolaştı. Çanakkale milletvekili olarak parlamentoya girdi. Paris kültür Ateşesi ve Unesco temsilcisi oldu. Emekliliğinden sonra İstanbul şehir Tiyatrolarında edebi hayat üyeliği yaptı.

Kırıcı, yıkıcı söyleyişten daima dikkatle kaçınmıştır. Kuvvetli gözlem, bilgi, görgü, zevkli sağlam ve zengin bir dil; keskin zeka; derin ve yüksek duygu ve düşünce ile değerli eserleri yaratmıştır. Ayrıca, bir çoğu yabancı dillere çevrilmiş olan serleri, birer dil okulu vazifesi görmektedir.

BAŞLICA ESERLERİ:

Roman:Gizli El, Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Damga, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Acımak, Yaprak Dökümü, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Eski Hastalık, Ateş Gecesi, Değirmen, Miskinler Tekkesi, Kavuk Yelleri, Kan Davası, Boyunduruk, Son Sığınak.

Hikaye: Eski Ahbap Gençlik ve Güzellik, Roçild bey, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri, Leyle ile Mecnun, Olağan İşler.

Oyun:Gönül veya İnhidam, Hançer, Şemsiye Hırsızı, Taş Parçası, Eski Rüya, Yaprak Dökümü, Kır Çiçeği, Gazeteci Düşmanı, Bir Köy Hocası, İstiklal Vergi Hırsızı, Bir Yağmur Gecesi Yolgeçen Hanı, Balıkesir Muhasebecisi, Ağlayan Kız, Eski Şarkı, Hülleci, Tanrı Dağı Ziyafeti, Bu Gece Başka Gece.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-10-07, 13:10   #2
/DaMnaToRy/

Varsayılan C: Kızılcık Dalları-Reşat Nuri Güntekin(Kitap Özeti ve İncelemesi)


sağol çaldım hepsini
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-01-08, 15:22   #3
lordmanyax

Varsayılan


pisliq gülsüm

Salaq GÜlsÜm Hİc GÖzÜm Tutmamisti :d Zaten:d:d:d

kitap özeti iciN saol orcun

arkadaslar cok mesaj atıom ama su rep puanı nasıl yükselcek msj atın please

Mesajı son düzenleyen Orcнυη ( 10-01-08 - 17:48 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-05-08, 15:46   #4
kürecik44

Varsayılan C: Kızılcık Dalları-Reşat Nuri Güntekin(Kitap Özeti ve İncelemesi)


kavak yelleri(reşat nuri gültekin)özeti lazım acillll +rep
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-05-08, 15:51   #5
uzay-e

Varsayılan C: Kızılcık Dalları-Reşat Nuri Güntekin(Kitap Özeti ve İncelemesi)

teşekkürler...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat