|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Kitap Özetleri Forumunda Bulunan kitap özetleri... Konusunu Görüntülemektesiniz => KiTaP ÖzéTLéRi __________________________________________________ _______________________________________ A - Eserin Kimliği 1. Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 2. Yazarın Adı: Peyami Safa 3. ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Forumun Polatı
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-12-2006
Yer: istanbul'un parlayan yıldızı...(AVCILAR)
Yaş: 22
Mesajlar: 1,442
Rep Puanı: 1861044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
KiTaP ÖzéTLéRi
__________________________________________________ _______________________________________ A - Eserin Kimliği 1. Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 2. Yazarın Adı: Peyami Safa 3. Yayın Evi: Ötüken Neşriyat A.Ş. 4. Yayın Yeri ve Tarihi: Beyoğlu/İstanbul 1999 5. Sayfa Sayısı: 109 B – Eserin Konusu ve Özeti Birçok insan muayene odasının kapısı önünde bekleşmekte. Sıralarda oturacak yer olmadığı için yeni gelen anneler duvar diplerine çöker ve hasta çocukları dizlerine oturur. Hiç kimse düz oturamaz. Çoğunun bir yeri alçılı veya sarılıdır. Yeni gelenlere olan ilgi uzun sürmez. Başlarını kaldırır, bakarlar ve tekrar eski vaziyetlerine dönerler. Hasta gençte onların arasındadır ve yanında büyüğü de yoktur. Yalnız başına demir parmaklıklı kapılardan geçer ve dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatini imrenerek yürürdü. Beyaz gömlekli, güçlü kuvvetli bir adam kapıdan çıkıp, parmağıyla onu gösterir ve yüksek sesle çağırır. Karanlık dehlizden aydınlık muayene odasına gider. Hep görmeye alıştığı manzara onu karşılar: Beyazlıklar ve madeni pırıltılar. Oturur ve ayağını hasta bakıcı kıza uzatır. Sargılar çözülmeye başlar. Her kat açıldığında daha da hafifler; sanki bütün sargı açıldığında kendini uçacakmış zanneder. Pansuman biter ve bacak tekrar sargıya alınır. İki yıl önce bir ameliyat olmuştur. Doktor, bacağı için tekrar bir ameliyat gerektiğini, bacağının kısalacağını ve yere basamayacağını söyler. Cevap yok bacağı sarıldığı halde kımıldayamaz... Genç, eve geri döner. Eve giden yolda, diğer evlerin hallerine bakar. Her yağmurda, her fırtınada kaplamalarının nasıl kabardığını, nasıl biraz daha öne eğildiklerini inceler. Genç bunların arasında kendi evini zor bulur. Çünkü, bütün evler kendi evi gibidir. Eve vardığında, kimsenin olmadığını görür. Her eve geldiğinde yaptığı gibi sofada uzun süre kalarak etrafına bakınır. Bu yaşlı sofa adeta onunla sohbet eder. Ve baktım: Minderde üst üste konmuş iki yastık ( Demek annem biraz rahatsızlanmış ve buraya uzanmış ). Masanın yanında, rafın önüne çekilmiş bir sandalye ( Demek annem en üst raftan bir ilaç şişesi almış ). Ha… İşte masanın üstünde bir şişe: Kordiyal ( demek annem bir fenalık geçirmiş ). Minderin üstünde ıslak, buruşuk bir mendil ( Demek annem ağlamış ). Benimde bu şişeye, iki yastığa ve bir mendile ihtiyacım var. Ben de kordiyal alacağım, uzanacağım ve ağlayacağım. “Alıntı Paragraf (14)” Az sonra annesi gelir Annesi yorgun olduğu için konuşamaz. Genç ona birkaç tatlı yalanla annesine muayenede geçenleri anlatır. Ameliyatın olup olmayacağının daha belli olup olmadığını söyler. Akşama Erenköy’üne gideceğini, ertesi gün fakülteye muayeneye gideceğini de ekler. Annesi izin verir. Erenköy’üne gider . Paşa tanıdığı ve hatırladığı günden beri oturduğu tarafta oturmaktadır. Salon karanlıktır. Genç , Paşa’nın oldukça yakınında olduğu halde yüzünü göremez. Gencin hastalığından çok tahsiliyle ilgilenen Paşa, ona, imtihandan aldığı notları sorar. Hafif bir ayak sesi ve sıçrayışla, içeri, Paşa’nın kızı Nüzhet girer. Gayet ciddi bir konu hakkında konuşulduğunu anlayınca bir sıçrayışta balkona çıkar. Genç, Paşa’ya eğlenceli romanlar götürür gece olunca okurdu. Bu kez getirdiği roman çok uzun tasvirlerle başlamaktadır. O sırada Nüzhet içeri girer. Bir el işaretiyle onu yanına çağırır. Fakat genç okumayı bırakmak istemediği için, ilk önce gitmez. Daha sonra Nüzhetin uyarmasıyla Paşanın uyuduğunu fark eder. Merdivenlerden sessizce inerek, havuzun başındaki kanepeye otururlar. Havuz başında Nüzhet kendisini isteyen Dr. Ragıp adında birinden bahseder. Genç bu bahisten hoşlanmadığını söyleyince, Nüzhet onunla istedi diye hemen evlenmeyeceğini söyleyince, genç sevinçten Nüzhetin boynuna sarılmak ister. İlk önce bunun bir aşk teminatı olduğunu zanneder. Fakat biraz daha düşününce bunun bir teselli olabileceğini anlar ve biraz önceki kederi artar. Ertesi gün hasta haneye gider.Doktor o sırada teşrih sınıfında ders vermektedir. Yazarı sürekli gezdiren doktor onu hiç teşrihhaneye götürmemiştir ve bu kez oraya giderler. O gün acelesi olan Operatör, onunla ilgilenmez ve bir doktora, ona, koltuk değneği kullanmasını söylemesini ister. Doktorla birlikte, biraz yürüdükten sonra bir lokantaya giderler. Doktor yemesi için ısrar eder . Fakat etin kokusu ona teşrihhaneyi hatırlattığı için bir şey yiyemez. Eve geldiğinde büyük bir sessizlik onu karşılar. Hemen odadan çıkmak ister fakat bunu nasıl yapacağını bilemez. Sonra cesaretini toplar ve “Yukarı çıkayım” gibi bir şey mırıldanarak odayı terk eder. Nüzhet ile oturduğu divana gider. Fakat yaşında kuvvetli acıların ona verdiği geçici körlük ve sağırlık yüzünden bir şey yapamaz. Kafasını divana yaslayıp, otların içindeki bahçıvanı izlemeye çalışır. Birkaç gün sonra doktor Ragıp ziyarete gelmiştir. Hastalık hakkında uzun uzun konuşulur. Genç fakülteye gideceğini söyler. Doktor Ragıp, gencin, bu bahsin kesilmesini istediğini anlayınca, başka bir konuya geçer. Ertesi gün Paşa, Doktor Ragıp hakkında sorular sorar. Genç , Doktor Ragıp’ın Nüzhet’i mesut edemeyeceğini söyleyince, yengesi sinirlenerek , piyanonun üzerinden rasgele bir şey alıp odadan ayrılır. Paşa gence taraftarlığını gösterir gibi bir kahkaha attıktan sonra, Nüzhet’in onun kardeşi olduğunu , onunla beraber büyüdüklerini söyler. Genç şaşkınlık içinde kalmıştır. Ertesi gün Nüzhet ve annesinin kendisi hakkında mikrop diyerek konuştuklarını duyunca ani bir kararla o akşam eve dönmek ister. Bunu Paşa’ya bildirdiğinde Paşa, emreder bir sesle “Yarın gidersin” der. Köşke ilk geldiği günü hatırlar ve o gün başlayan bir hikaye, bugün bitiyormuş gibi hisseder. Ertesi geceyi de orada geçirmesi için bir neden doğmuştu. Annesi gelmişti. Gece yemeğine Dr. Ragıp ve annesi de gelmişti. Sofrada Fransızca ve Türkçe hakkında bir tartışma yaşanır. Genç salondan erken çıkar ve yatar. Ama uyuyamaz. Ağrıları artmıştır. Fakat ruhi azabına karşın, sade ve saf olan et ıstırabını o gece sevmişti. Yengesinin ısrarı üzerine bir gece daha kalmaya mecbur olmuşlardı. Nüzhetle önceki gece yüzünden küs gibiydiler. Balkonda biraz sohbet ettiler, ama samimi değil. Eve dönerler. Bacağında büyük sancılar. Sabahı zor getirir. Fakülteye giderler. Operatör derstedir. Genci sedyeyle ikinci hariciye koğuşuna götürürler. Bacağın sargıları açılır. Operatör içeri girdiğinde, onu gördüğü halde, hiçbir şey söylemeden ellerini yıkar. Ona bir koltuk değneği getirtir. Mithat Beyle röntgen çektirmeye giderler. Daha sonra bir arkadaşı ve Mithat Beyle bahçede otururlar. Neredeyse bütün akrabaları onu hasta yatağında ziyaret etmişti. Askeri bir hasta hanede çalışan bir akrabası, pansuman için gerekli olan pamuk ve gazlı bezi getirir. Bir gün genci çalıştığı hasta haneye götürür. Alman bir doktor yanlış bir teşhis koyar. Yine aynı hasta hanede çalışan bir Türk doktor Türkiye’de bulunmayan bir ilaç tedavisi ile kurtulacağını söyler. Fakat oda bir işe yaramaz. Ertesi gün yine fakülteye giderler. Operatörü bulamadıkları için bahçeye çıkarlar. Mithat Bey genci yalnız bırakır. Uzun süre bahçede yalnız oturur. Mithat Bey gelir ve hariciye koğuşuna giderler. Operatör gelmiştir ve ameliyattadır. Genç, birinin bacağının kesildiğini öğrenir. Ameliyathaneye çıkarlar. Operatör röntgenlere ve bacağa baktıktan sonra, gence, bacağını kaybedeceğini söyler. Genç, o anda bayılır. Ayıldığında ameliyat masasının üzerinde yattığını fark eder. Bacağına pansuman yapılmıştır. Ayağa kalkar ve koşarak kaçar. Dokuzuncu hariciye koğuşuna bir dahaki gelişinde yalnız değildi. Polikliniğin önünde beklememişti. Dosdoğru operatörün odasına çıkmıştı. Operatör, bacağa baktıktan sonra, önceden verilen kararı doğrular. Bacak kesilecektir. - Fakat, dedi. “Amputation”lar bence tababete dahil bir iş değildir, bunu kasaplar de yaparlar ve bir balta vuruşta, bir uzvu uçururlar. Biz, biraz tentürdiyot süreriz ve biraz da kloroformla hastayı uyuturuz. Farkı budur. Doktorluk, bu bacağı ve bu gençliği kurtarmaktır. Kendisine sorun, bu hasta hanede aylarca kalırsa, üç beş ameliyata dayanırsa kurtarmaya çalışırız, yoksa… “Alıntı Paragraf (92)” Genç, bunu kabul eder. Artık koğuştadır ve yanında da kimse yoktur. Önceden olan her şeyi özlemeye başlar. Rüya gördüğünü sandığı bir anda doktorla aralarında şu konuşma geçer: 1 Hah! Aferin, ağla, ağla! 2 Hayır, hayır… korkuyorum. 3 Sebep yok, yavrum, bak hasta hane adam dolu. Yalnız bu pavyonda on bir insan, yüzlerce çocuk var. 4 Bilmiyorum, fenayım. 5 Fena şeyler düşünüyorsun. 6 Korkuyorum. 7 Niçin? Burada her şey var. Zil bile. Korkarsan bas gelirler. Her taraf kapalı. 8 Her taraf kapalı. Korkuyorum. 9 Kapalı olduğu için mi? 10 Bilmiyorum… Bu duvarlar… 11 Ey?... 12 Of!... 13 Bir şey mi düşünüyorsun, birini mi düşünüyorsun? 14 Hayır, bilmiyorum. 15 Nüzhet’i mi görmek istiyorsun? Nüzhet kim? Kardeşin mi? 16 Nüzhet kim? Kardeşim mi? Bilmiyorum. 17 Nüzhet kim? 18 Bilmiyorum. 19 Biliyorsun, biliyorsun, haydi, söyle bana, Nüzhet kim? Bayıldığın zaman onu sayıklamışsın. 20 Beni buradan çıkarınız! 21 Haydi, söyle yavrum, söyle… Rahatlayacaksın. 22 Ben bu gece burada kalamam. 23 Söyle, çıkarırım. 24 Şimdi. 25 Şimdi. Fakat söyle. 26 Of… Ben çocuk değilim. 26 Biliyorum ki çocuk değilsin. 27 Dizim ağrıyor. 28 Geçer. Demin biz pansuman yaptık. Yere düşerken çarpmışsın, kanatmışsın. 29 Yere düşerken mi? Kim? 30 Hiç. Dizin çok mu ağrıyor? 31 Dizim şimdi ağrımıyor, başım ağrıyor. 32 Başın mı? 33 Bilmem… Bir yerim çok ağrıyor ama. Başım mı, dizim mi? 34 Düşün bakalım. 35 Başım dönüyor, gözlerim kararıyor. 36 Zararı yok, ben buradayım, korkma… Hah… Ağla. Açılırsın… Al bunu kokla… Başını yastığa koy… Hah… Aferin… Şimdi uyursun. Kapa gözlerini… Hah… Ben yanındayım, korkma, hiç yalnız kalmayacaksın, uyu! Yattığı yerden kolu sarılı bir çocuğun geçtiğini görür. Sonra, kapısında bir adam görür. Adam, gence, sıranın ona geldiğini söyler. Pansuman sırasıydı bu. Ertesi gün ilk ameliyat yapılacaktı. Öğleden sonra annesi, Mithat bey ve arkadaşları gelir. Fakat onlar odayı karanlık iken görmedikleri için, gencin halini anlayamazlar. Ameliyat günü gelmişti. Kapıda bir adam, ilk ameliyatın onunkinin olduğunu söyler. Ameliyathanede masaya uzatılır ve uyuşturulur. “Beş dakika sonra hasta haneden çıkıyorum. Son not. Bu odada başkaları inleyecekler. Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum. Üstümden çıkarıp yatağa attığım ropdöşambr içinde ebediyen aynı insan bulunacak: Hasta. ( Alıntı paragraf) C- Ana Fikir ve Yardımcı Fikirler Hastalığın vermiş olduğu ızdırap. D- Kişiler 1. Hasta Genç: Roman kahramanı, öğrenci Paşa: Hasta gencin amcası, emekli Nüzhet: Paşanın kızı, öğrenci Nurefşân: Paşanın çalışanı, hizmetçi Paşanın Eşi: Hasta gencin yengesi, ev hanımı Mithat Bey: Gencin arkadaşı, doktor. 2 . Hasta Genç: Küçüklüğünden beri dizinde olan rahatsızlıktan dolayı acı çekmektedir. Kitap okumayı seven bir kişi. Paşa: Ciddi bir insan. Gencin ona roman okumasından hoşlanıyor. Nüzhet: Hızlı yaşayan genç bir kız. E- Dil ve Anlatım Özellikleri Romanın anlatımı genel olarak sade fakat bazı paragraflarda çok ağır kelimeler kullanılmış. Ben, o zamanın fikirleriyle bu iki adamdan fazla mücehhez olduğumu anlamanın nefse itimadıyla, kuvvetli müdafaa ediyordum. Fakat sofrada en son hükmü verecek yüksek bir efkâr-ı umumîye yoktu. Benim mücerret nazariyelerime karşı muarızlarımın müptezel teşbihler ve müşahhas delillerle müdafaa ettikleri tez, bu cahil efkâr-ı umumîyeti aldatabilirdi. F- Yazar Hakkında Bilgi (1899-1961) Türk edebiyatında ruh inceleyici roman tarzının kudretli ustası olan Peyami Safa İstanbul’da doğdu. Serveti Fünun şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. Annesi Server Bedia Hanımın ismini, sonradan sırf geçim endişesi ile yazdığı eserlerinde, biraz değiştirerek mahlas olarak kullanmıştır. Sivas’ta sürgün bulunan babasını, iki yaşında kaybetti. 9 yaşında bütün ömrünce etkileri görünen bir hastalığa tutuldu. Hem bu hastalık hem de annesini geçindirmek zorunda olması, düzenli okul öğrenimine engel oldu. 13 yaşında ilk kalem denemelerine ve çalışmaya başladı 15-19 yaşları arasında öğretmenlik yaparken Fransızca da öğrendi. Edebiyat, Felsefe, Tarih, Psikoloji alanlarında o yaş için olağanüstü sayılacak bilgiler edindi. On dokuzuncu başladığı gazeteciliği ölümüne kadar sürdürdü. Belli başlı bütün gazetelerde fıkra ve makaleler, tefrika romanlar yazdı. Devlet kapısına bakmayıp, yalnız kalemiyle geçindi. Ufak seyahatler bir yana, bütün ömrü İstanbul’da geçti. Gazetecilik dolayısıyla birçok siyasi sarsıntılara uğramıştır. Vefatında 3 ay önce, oğlu Merve Safa’yı kaybetmesi, ona büyük bir darbe oldu. 15 Haziran 1961’de beyin kanaması sonucunda ölen Peyami Safa, Edirnekapı mezarlığına gömüldü. Eserleri : Bir Mekteplinin Hatıratı, Karanlıklar Kralı , Gençliğimiz, Siyah-Beyaz (hikayeler), Sözde kızlar, şimşek, İstanbul Hikayeleri, Mahşer, Bir Akşamdı, Süngülerin gölgesinde, Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü, Canan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Atilla, Fatih Harbiye, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya’nın Koltuğu, Yalnızız, Biz İnsanlar
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Forumun Polatı
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-12-2006
Yer: istanbul'un parlayan yıldızı...(AVCILAR)
Yaş: 22
Mesajlar: 1,442
Rep Puanı: 1861044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
KİTABIN ADI KÜÇÜK AĞA
KİTABIN YAZARI TARIK BUĞRA YAYIN EVİ VE ADRESİ VARLIK YAYINEVİ BASIM YILI 1973 1-)KİTABIN KONUSU : Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir'den yola çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir. 2-) KİTABIN ÖZETİ : Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih’in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rum dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko’dan kopamamaktadır.Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve O’nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan güvenci de sarsılmıştır.Kaybettiği kolunun hayatına tesiri büyük olmuştur.Kimsenin O’na hak ettiği saygıyı göstermediğine inanan Salih kendini namazdan niyazdan çekmiştir.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır. Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini kazanmış ve artık istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İstanbul’dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik edici düşünceyi sağlamaktır.Hoca gerçekten de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.Bu sırada memlekette Hoca’nın düşüncesine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır.Kuvayı Milliye adı verilen bu örgüt Anadolu’da işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah yönetiminin boyunduruğundan kurtulmak için kurulmuştur.Fakat Kuvayı Milliye’nin işi çok güçtür.Memlekette işgallere karşı veya işgallerden yana bir çok örgüt vardır. Kuvayı Milliye önce bu örgütleri kendi tarafına çekmeli veya bertaraf etmelidir.Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoca her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak ,yeni bir yönetim kurmak amacını gütmektedir.İşte bütün bu ihtilaflar dolayısıyla Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir elektriklenme ve zıtlaşma meydana gelir.Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir çünkü her yönüyle iyi ve doğru bir insandır.Fakat Hoca da kendi içinde bir yandan yaptığı işin gerçekten doğru olup olmadığının sorgulamasını , padişaha olan güvencinin doğruluğunun şüphesini yoklamaktadır.Kuvvacılarla Hoca arasındaki çatışma zamanla iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşıt fikirler açıklanır. Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikten bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir.O’nu bu kararı vermeye zorlayan başka bir şey ise yakın arkadaşı Niko’nun da sonunda Osmanlıya karşı savaşta yer almasıdır.Salih bu ihanetin öcünün peşinden koşacak ve kurtuluş mücadelesinde büyük rol oynayacaktır.Kuvva bir türlü hizaya gelmeyen Hoca hakkında ölüm emri çıkartır.Hoca evliliği ve çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya sığınır.Kuvva ise Hocayı kaçırdığı için üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla görevlendirir.Hoca ise şimdi hangi tarafta yer almak gerektiğinin hesabını yapmaktadır.Kuvayı Milliye ise her geçen gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir.Salih Hoca’yı bulur ve O’nu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder.Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik Bey’in çetesine katılırlar .Çerkez Ethem ve kardeşleri milli mücadelede en büyük rollerden birini üstlenmiş ve gerek düşman işgallerine gerekse ayaklanmalara karşı başarılar sağlamışlardır.Fakat şimdi düzenli ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına girmek söz konusu olunca Çerkez Ethem ve kardeşleri zıt bir tavır takınarak Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı isyan bayrağı açmıştır.Hoca ise bu yolun yanlış olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek için planlar kurar.Hoca’nın amacı Çerkez Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe almaktan vazgeçirmek olmasa bile olası bir isyan halinde güçlerini zayıflatmaktır.Bu sırada Hoca Salih’ i haber edinmek için Akşehir’e yollar.Akşehir’de ise Hoca öldü bilinmektedir.Oysa Hoca hayattadır ve yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.Hoca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih tarafından Akşehir’de sadece Kuvvacı olan birkaç kişiye duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar. Hoca Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek için yapacağı en büyük saldırı olan Kütahya saldırısında O’na bir oyun oynayarak başarısızlığını sağlar ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur.Ethem ise Yunanlılara sığınacaktır.Hoca ise bütün bu ihtiras ve gücü elinde bulundurma tutkusuna kapılan insanlardan nefret etmektedir.Artık savaş alanından başka bir cephede de mücadele verilmektedir , şimdi iktidar çekişmeleri büyük tehdit oluşturmaktadır.Hoca bunu acıyla farkeder.Ankara ise Hoca’nın başarılarından haberdardır ve kendisini Ankara’ya davet eder.Daveti kabul eden Hoca Ankara’nın durumunu yakından görür ve cephede savaşmanın , bu iktidar kavgasında yanlış düşünenlere ve hainlere verilecek savaştan daha kolay olduğunu düşünür.Fevzi Paşa Hoca’ya yakınlık gösterir.Hoca bütün bu kişiliklerin önemini daha iyi anlamaktadır.Memleket zafere doğru gitmektedir ve bu noktada Ankara ve Melis’e büyük iş düşmektedir.Bu sırada Küçük Ağa yani İstanbullu Hoca Ankara'da kendisini Akşehir'den tanıyan ve bir zamanlar zıt fikirleri yüzünden tartıştığı Kuvvacı Doktor ile buluşur.Doktor böyle saygıdeğer birinin kendi saflarına katılışından duyduğu mutluluğu Hoca’ya söyler ve asıl kimliğini bilenin sadece kendisi olduğunu , kendisi dışındakilerin O’nu Küçük Ağa diye tanıdıklarını anlatır.Hoca ise artık özlediği eşi ve çocuğunun özlemiyle yanmaktadır. Küçük Ağa Fevzi Paşa ile birlikte Akşehir’e gelir ve burada da tanınmadığını ve Küçük Ağa olarak bilindiğini görür.Eşi ve Çocuğu hakkında bilgi alır ve çocuğunu bulur fakat eşinin durumu kötüdür.Eşine geldiğini haber eder fakat kadın ölmek üzeredir ve oğlunu Hoca’ya emanet ettiğini söylemekle kalır ve günler sonra da ölür. Hoca daha sonra Ankara’ya döner ve mücadeleye devam eder. 3-)KİTABIN ANA FİKRİ: Vatan ve millet sevgisi , bağımsızlık duygusu. Kurtuluş savaşının küçük bir kasaba' dan görünüşü. 4-)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: üçük Ağa(İstanbullu Hoca):Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş binlerce kişiden biri. Salih:Birinci Dünya Savaşında sağ kolunu kaybetmiş ve hayatının anlamını Kurtuluş Mücadelesi ile tekrar kazanan biri. Çerkez Ethem:Başlarda vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş , cephede büyük başarılar göstermiş, fakat düzenli orduya geçme kararı alındığında tamamen zıt fikirleri benimsemiş ve zararlı olmuş bir çete reisi. Doktor Haydar Bey ünya Savaşında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye’ye büyük hizmetler vermiş bir asker.Ali Emmi:Kurtuluşu Kuvayı Milliye’de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan yaşlı bir vatandaş. 5-)YAZARIN HAYATI 2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir'de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. İstanbul Lisesi'nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi'ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi'nde muallim muavini olarak işe başladı. Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi. (1948). Ancak, Tarık Buğra'ya bu para yerine altın bir kalem ödül olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi'nin bölük komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın hikayeci olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Yine de bu ödül neticesinde aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık Buğra, Akşehir'e dönerek Nasrettin Hoca Gazetesi'ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul'da öldü. BAŞLICA YAPITLARI : Bu Çağın Adı, Dönemeçte, Osmancık, Gençliğim Eyvah, Küçük Ağa, İbiş'in Dünyası, Firavun İmanı, Yarın Diye Bir şey Yoktur, Siyah Kehribar, Politika Dışı, Yağmur Beklerken, Yalnızlar
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Forumun Polatı
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-12-2006
Yer: istanbul'un parlayan yıldızı...(AVCILAR)
Yaş: 22
Mesajlar: 1,442
Rep Puanı: 1861044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
KİTABIN ADI İstila
KİTABIN YAZARI Robin COOK YAYINEVİ VE ADRESİ Cumhuriyet Kitab Kulübü Çağaloğlu/ İSTANBUL BASIM YILI 1999 1. KİTABIN KONUSU : Hızla gelişen bu evrende dünya ondan başka da dünyalar olduğunu fark etmeli ve buna yönelerek bu konuda kendine göre bir takım işlere başlamalıdır. Yoksa bir gün bu alanda bulunan (dış çevredeki) varlıklar onu fethedebilir. Bunu göze alarak bilime ve teknolojiye önem vermenin bilincinde olmalıdır. 2. KİTABIN ÖZETİ : Her şey bir gece aniden olan bir meteor yağmuru ile başlar, şehirdeki tüm elektronik eşyalar yanmıştır. Bu olaydan sonra çevrede siyah çakıl taşlarına benzeyen cisimler fark edilir. İnsanlar bu çakıl taşlarına dokunduklarında bu çakıl taşları insanlara bir protein aşılayarak, insan ve tüm canlı genlerinde 2.5 milyar senedir pasif bir şekilde bulunan, fakat bu aşı ile beraber aktifleşecek bir virüs canlanır ve değişim başlar. Artık insanlık nezleden daha hızlı yayılan bir belayı bir avuç bilim adamı ile atlatmak zorundadır. 3. KİTABIN ANA FİKRİ : Sürrealist bir görüşle; uzaydaki diğer toplumların da var olduğu, bizleri izlediği ve uygun ortam oluştuğu takdirde dünyadan insanlığın çıkarılıp yeni bir ırkın dünyayı istila edebileceği. 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Kitapta gösterilecek bir şahıs veya eser kahramanı yoktur; çünkü yazar aniden insanlar tarafından bilinmeyen bir varlığın çıktığını ve hızlıca yayıldığını anlatan bir olayı yazıyor. Varlık, insanoğlunun gördüğü ve bildiği hiç bir şeye benzemiyor: yeni bir terminatör klasiği... 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitapta olay çok heyecan verici bir şekilde gelişerek devam ediyor. Her insanı şaşırtabilecek bir yetkiye sahip diyebiliriz.Kitabın getirdiği yeniliği şöyle ifade edebiliriz; 2.5 milyar gibi çok uzun bir zaman periyoduna bağlı bir senaryoya internet kavramının ve hüzünlü bir aşk hikayesinin sığdırılabilmesi. Kitapta bilim ve yeni çağımız hakkındaki kavramların bulunması kitabı daha da zevkli hale getirmiştir, bunu okuyan herkesin bu kitabı seveceğine inanıyorum. 6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Robin Cook romanlarıyla çok büyük üne kavuşmuş bir yazardır, çok sıradışı bir hayat yaşamıştır ki, genelde tüm yazarların hayatı böyle olur. Bilime çok önem veren ve bunu eserlerinin çoğunda kullanan bir yazardır. Onun eserleri hakkında hatta şöyle derler; ”Bizi ölümüne korkutmayı, bir zamanlar doktor olan Robin Cook’a bırakın”. Robin Cook, en bastırılmış çekincelerimizi bile şaşırtıcı bir yetenekle gün ışığına çıkarıp bizi kendimizle yüzleştiren bir yazar. En kışkırtıcı yapıtı olarak nitelenen bu kitapta, Robin Cook; kaynağı bilinmeyen, bu nedenle daha da dehşet verici olan yeni bir varlığın ortaya çıkıp aniden yayılmasını anlatıyor.
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Forumun Polatı
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-12-2006
Yer: istanbul'un parlayan yıldızı...(AVCILAR)
Yaş: 22
Mesajlar: 1,442
Rep Puanı: 1861044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
KİTABIN ADI BİR TEREDDÜTÜN ROMANI
KİTABIN YAZARI PEYAMİ SAFA YAYIN EVİ ŞEFİK MATBAASI – İSTANBUL BASIMYILI 1987 1) KİTABIN KONUSU: Bir yazarın iki kadın arasında evlenmek için yaşadığı tereddütü anlatıyor. 2) KİTABIN ÖZETİ: Kitap Mualla adında bir kızın arkadaşı tarafından tavsiye edilen bir kitabı okumasıyla başlar. Kitap kendisine çok ilginç gelir ve yazarıyla bir baloda karşılaşır. Yazar Mualla’yı görür görmez beğenir ve evlenme teklif eder. Mualla da düşünmek için süre ister. Yazar daha sonra eskiden tanıştığı ve bir hayranı olan Vildan ile karşılaşır. Vildan da yazara evlenme teklif eder. Ona kocasından ayrılarak geldiğini söyler. Fakat yazar bunu nazik bir dille geri çevirir. Vildan yazarı intihar etmekle tehdit eder. Bir kaç ay geçtikten sonra yazar tekrar Vildan ile karşılaşır. Kendi izini ona bir süre kaybettirmiştir. Ama bu yeni karşılaşma Vildan’daki değişikliği yazara fark ettirir. Vildan’ın, evine çağırma teklifini kabul eder. Evine gittiğinde Vildan’dan bazı itiraflar duyar. Vildan’ın asıl isminin Vildan olmadığını ve kocasından ayrılmadığını ve bir de sevgilisi olduğunu öğrenir. Ertesi gün Vildan’ın evine gelip gerçekleri öğrenmek istediğinde ise evden taşındığını öğrenir ve Vildan hakkında hiçbir bilgi alamaz. 3) KİTABIN ANA FİKRİ: İnsanlar önemli bir karar verirken daima tereddüt içinde olmuşlardır. Önemli buluşlar ve icatlar hep şüphe ve tereddütten doğmuştur. 4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Mualla: Çok zengin ve asil bir ailenin kızı, dünyaya bakış açısı çok farklı olan bir kişiliğe sahip, devamlı farklı şeylerin arayışı içinde. Vildan: Acayip davranışları bulunan, yaşamayı sevmeyen söyledikleriyle yaptıkları arasında çelişki olan ihtiraslı bir kadın. Yazar: İnsanların ruhi tasvirlerini çok iyi yapabilen, düşüncelerinde daima kuvvetli ve kararlı olmaya çalışan güçlü iradeye sahip bir insan. 5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap dil bakımından fazla yalın olduğu söylenemez. Yabancı kelimelere biraz fazla yer verilmiş; ama yine de akıcı ve sürükleyici bir yapıt. Esrarengizliklerle dolu her an diğer sayfasında ne olacakmış düşüncesiyle okunacak bir kitap. Sonunda da yine okuyucuya yorum imkanı bırakarak bu özelliğini göstermiştir. 6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ: Çocukluğu hastalık ve geçim zorlukları içinde geçti. Düzenli bir öğrenim görmedi. Bazı gazetelerde fıkra yazarı olarak çalıştı. felsefe konularına ve psikolojik çözümlemelere geniş yer verdi. XX. yüzyılda Türk toplumunun geçirdiği medeniyet değişimi ve sosyal bunalımlar üzerinde durdu. Başlıca romanları: Sözde Kızlar, Şimşek, Mahşer, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Yalnızız.
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Forumun Polatı
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-12-2006
Yer: istanbul'un parlayan yıldızı...(AVCILAR)
Yaş: 22
Mesajlar: 1,442
Rep Puanı: 1861044
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
KİTABIN ADI: ERMENİ İDDİALARI VE GERÇEKLER
KİTABIN YAZARI: DR.HÜSAMETTİN YILDIRIM YAYIN EVİ VE ADRESİ: CAN YAYINLARI BASIM YILI: 1996 1.KİTABIN KONUSU: I.Dünya Savaşı esnasında Ermenilerin izlemiş oldukları politika. 2.KİTABIN ÖZETİ: Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye;Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları,Ortaasya,Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu,bugün de Türkiye,bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur.İmparatorluğu parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler,bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır. Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler olmaktadır.Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla tanımaya yönelik kararlar parlemento gündemlerine getirilmektedir. I.Dünya Savaşı’ndan önce çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler,Türklerin Anadolu’ya girişlerini takiben;bir yandan Türklüğün adil ve insani töresinden yararlanmışlardır.Askerlikten,kısmen de vergiden muaf tutulurken ticarette,zanaatta,çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişlerdir.Hatta devlet kademelerinde de önemli görevlere yükseleneler vardır. Ancak,Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başladığı dönemlerde,hemen her konuda Avrupa’nın müdalesi baş gösterince,Türk-Ermeni ilişkilerinde bozulmalar başlamıştır.I.dünya Savaşı sırasında ise,Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermiler de bulunmasına rağmen,bunların büyük bir kısmı cephede düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış,yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir. Çıkarılan Sevk ve İskanla ilgili mevzuata uymadıkları gerekçesiyle toplam 1397 Ermeni çeşitli cezalara çarptırılmıştır.Savaş bölgesinde oturan ve birliklerin hareketini engelleyen,karşı tarafa istihbarat sağlayan,yardım ve yataklık yapan ya da düşman ile birlikte onun safhında hareket eden halkların ve grupların cephe gerisine gönderildiği görülebilir.Sevk ve İskanın bir amacı da sivil halkın savaştan zarar görmesini önlemektir. Türkiye’de bugün,anne ve babaları ve büyükanne ve büyükbabaların I.Dünya Savaşı’nın korkunç olaylarına ilişkin hikayelerini hatırlayan milyonlarca kadın ve erkek vardır.Bu hikayelerde,tecavüzler ve evlerden zorla çıkarılmalar anlatılmaktadır.Kendilerine sorulduğunda,ailelerinin geçmişini üzüntü ve kızgınlık içinde anlatmaktadırlar. Ermeniler gibi,Türkler de düşmanları tarafından öldürülmüşlerdir;onlar açısından düşmanlar çoğu zaman Ermeniler olmuştur.Türkler de Ermeniler gibi zamanında zorunlu göçlere maruz kalmışlar ve bu göçler sırasında çok sayıda insan hastalık ve açlıktan ölmüştür. Türk bilginleri ve Türk hükümeti her iki tarafın yaşadığı acıları fark etmeye ve üzülmeye başlamıştır,ancak en çok hatırlarında kalan,doğal olarak kendi insanlarının çektikleridir. Türler kendileri,tarihlerini saptıranlara karşı çıkmamış olmaktan dolayı suçludurlar.1912 ve 1922 yılları arasında korkunç savaşlardan sonra Türkiye büyük bir harabeye dönmüştür.Şehirler yıkılmış çiftlik hayvanları öldürülmüş,ağaçlar ve ekinler geride hiçbir tohum kalmaksızın yakılmıştır.Bunula birlikte,yine de bazıları savaşların devam etmesini istemiştir.Türklere ait olan topraklar düşmanların elinde kalmıştır.Savaşlarda herşeylerini kaybedenlerin akıllarında intikam duygusu yer etmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni bu duyguların yönetmesi halinde daha fazla ölüm olayı yaşanacaktı. Mustafa Kemal Atatürk hükümeti bu nedenle geçmişteki kayıpları görmezlikten gelen ve eski düşmanlarla barış imzalayan bir politika ortaya koymuştur. Türk hühmeti, Ermenilere ve diğerlerine karşı Türk davasında baskı yapılmasının eski nefrtleri canlandıracağını ve savaşa davetiye çıkaracağını hissetmiştır. Bu yüzden Türkler dertleriyle ilgili hiç birşey söylememişlerdir.bu, o dönem için alınabilecek en doğru karardı. Hiç kimsenin Türkler adına konuşmaması ise bu noktadaki olumsuz sonucu oluşturmuştur. Türkler, ancak Ermeni teröristlerin Türk diplomatları öldürmeye başlamasından sonra politikalarını değiştirmişlerdir. Arşivlerini açmışlar ve savaş dönemine ait belgeler yayınlamaya başlamışlardır. Bunlar, yıllar boyu sürecek, tekrar edilen bilimsel bir araştırmanın bir parçası olmuştur. 3.KİTABIN ANA FİKRİ: Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir.Yazan yapana sadık kalmadığı müddetçe değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet kazanır. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Tamamen gerçek,yaşanmış ve anlatılması duygu bakımından acı veren olaylarla kaplanmıştır. 5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Akıcı,etkileyici ve okudukça okuyucuyu sürekli olarak olayları sanki kendisinin yaşadığını anlamasını sağlayan harika bir kitaptır. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: 1943 yılında Adana’da doğdu.ilköğretimi Adana Mehmetcik ilkokulu,Ortaöğretimi Nurettin Ersin ve mütakiben Atatürk Lisesi’ni bitirdi.1960 yılında ankara Dil-tarih Coğrafya Fakültesi’ne girmiş ve 1981 yılında aynı üniversitede master ve doktorasını tamamlamıştır.Aynı üniversitede öğretim üyesidir ve ileri seviyede Almanca,ingilizce bilgisi vardır.Bu çeşit birçok eseri vardır.
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com