|
Hızlı Üye
Giriş Tarihi: 24-03-2007
Yer: FeNeRbAhCE CuMhURiyeTi Takım:Fenerbahçe
Yaş: 14
Mesajlar: 1,235
Rep Puanı: 15392086
         
Rep Gücü: 153951
|
~~Sarunho'nun kişisel sayfası~~[Futbol,Rap,Komik İçerikli] her hafta güncelleniyor
Futbol
Kod:
Kurulus yili : 1907
Kuruldugu Yer : Moda’da Besbiyik Sokagi 3 numarali evin alt kati.
Kurucular : Fenerbahçe Spor Kulübü, Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanli Bankasi memurlarindan Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Hindli namiyla anilan Asaf Bespinar Bey ve Enver Yetkiner tarafindan kurulmustur.
Renkleri : Sari Lacivert
Bugün yüz binlerce gögsü süsleyen Fenerbahçe Kulüp Rozeti 1910 yilinda, kulübümüzün 33 numarali azasi ve devrinin Penalti Krali olarak bilinen sol açik Topuz Hikmet tarafindan çizildi, Tevfik Haccar (Tasçi) tarafindan Almanya’da yapildi. Bes renkten olusan rozette Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yazisini tasiyan beyaz çerçeve temizlik ve açik yürekliligin , kirmizi ton sevgi ve bagliligin ifadesi olup bayragimizi sembolize eder. Ortada bulunan sari lacivert kalp seklindeki sari, Fenerbahçe’ye duyulan gipta ve kiskançligi, lacivert ise soylulugu tasvir eder. Bu iki renk arasindan yükselen palamut dali ise, Fenerbahçeliligin kudret ve kuvvetinin ifadesidir. Yesil renk ise yükselen bu kudret için basarinin mukadder olusunu gösterir.<!--[endif]-->
Topuz Hikmet rozetimizin hikayesini söyle anlatir : Kulübümüzün rengi sari-beyazdan sari-laciverte çevrildikten sonra bu yeni renklerimizle bezenmis bir rozet yaptirilmasi isi bahis mevzuu oldu. Arkadaslarim bu rozetin çizilmesini bana biraktilar.Ilk önce bayragimizin renkleri kirmizi ile beyazi bir araya getirdim. Sonra kirmizi üzerine bir kalp sekli çizerek bunu sari-laciverte boyadim ve üzerine de metanet, kuvvet ve saglamligin ifadesi olan mese dalini resmettim. Beyaz kisma da kulübümüzün ismini ve tesis tarihini yazdim. Rozetimizi çizerken, ona su manayi vermeye çalistim; ‘Kalpten gelen bir bagimlilikla bu kulübe hizmet etmek’.”Çizdigim sekil arkadaslar tarafindan begenildi ve yeni rozetlerimiz o tarihlerde Almanya’da bulunan arkadasimiz Tevfik Haccar’in delaletiyle orada yaptirildi. Yeni harflerin kabulünden sonra ayni sekilde muhafaza edildi. Sadece ‘Fenerbahçe Spor Kulübü - 1907′ yazisi yeni harflerle tebdil olundu.
Istanbul’un Kadiköy yakasi; Allah’in, yeryüzünü yaratirken kesinlikle ayricalikli davrandigi bir essiz yöre… Tarihlerin henüz 1900 yilina ulasmadigi Istanbul’da, Kalamis’iyla Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’i Suadiye’si Moda’si ile adeta bir rüya beldesi… Göz alabildigine bombos arsalarla yemyesil çayirlara sahip bu yörede, doganin insanlari spor yapmak için sanki tesvik ettigi yillar…
Ve de, Istanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansiyip dalgalanirken, Fenerbahçe Burnu’nda yanip sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edecegi bir kulübe sembol olmanin da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yillara dogru ayni sevkle isik saçacagi günlerin özlemi ile çakip durmaya baslamisti sanki… Ve de Kadiköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’ nin bagrindan çikaracagi takimini önce yakinlara, sonra da yarinlara armagan edecegi günleri bekliyordu gayri…
Kusdili Çayirinda Ilk Futbol Oyunu; Ilk futbol oyununun, bugünkü anlamiyla ilk kez 1823 yilinda Ingiltere’de oynanmaya baslamasinin üzerinden neredeyse yillar ve yillar geçmisti. Nihayet tarihler 1890’li yillara ulastiginda, Moda’da oturan Ingiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmis ve o yemyesil arsalarin bulundugu Kadiköy’ün genis alanlarinda, futbolu oynamaya baslamislardi. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandiracagi ve de bu sporu onlara sevdirecegi pek tabii idi ve hatta da kaçinilmazdi. Ama ne var ki, o siralarda süren monarsi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanin ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanin yasak olmasindan dolayi, Kadiköy Çayirlarinda top kosturan Ingiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eslik edebilmekteydi.
Yine de, hemen her aksamüstü bilhassa Kusdili Çayirinda yapilan bu futbol maçlari ya da antrenmanlari, Kadiköy halkinin büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle aksamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamis’tan, Moda’dan, Kuyubasi’ndan, ve hatta Haydarpasa civarlarindan gelecek öbek öbek halki, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadiköy halkinin ekserisi ikindi sularinda ayaklanir, günlerden Cuma ve Pazar degilse yani Kurbagalidere’nin kenarindaki salas tiyatroda Komik Hasan’in tuluat kumpanyasi oynanmiyorsa Kusdili Çayiri’na dogru yola koyulurlardi. Yok, eger günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya dogru ya da simdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulundugu Papazin Çayiri’na dogru yola koyulurlardi (*1). Omuzdas kilikli, burma biyikli tüylü tüysüz gençler, yanlarinda boy boy çocuklarla hanim nineler ve de orta yasli hatunlar, Arap bacilar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kisiler, burada çayiri çepeçevre kusatir, kadinlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi topraga bagdas kurar, kimi büyükçe bir tasa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacisi, kagit helvacisi, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçisi velhasili saticilarin her çesidi burada arzi endam eyler, burayi adeta panayir yerinden farksiz kilardi.
Ortadaki saha olacak alanda ise, kapi gibi gövdeli, baslari açik, renk renk gömleklerinin kollari sivali, gögüsleri fora, bacaklarindan dizkapaklarina kadar sortlu bir alay adam soluk soluga kosusurlar, birbirlerine çarpip çarpip, alt alta üst üste mecellesirler, güya da top oynarlardi. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazi gençler, Kadiköy’ündeki arsalarda ya da genis çayirlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradir bir gürradir gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayilirdi. Ne var ki bir süre sonra, bir baska deyisle 1900’lü yillara iyice yaklasilmasiyla birlikte, Moda’da oturan Ingiliz gençlerinin artik modern futbolu oynamaya baslamalari ve dolayisiyla da oynadiklari futbolu daha seyredilir bir halde sunmalari, kendilerini hayran hayran seyreden Kadiköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakim kipirdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takim kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüstürmeye basliyordu.
Kadiköy Football Association
1890’li yillarda Istanbul Moda’da yasayan Ingiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadiköy ve Moda’nin çayirlarinda kendi aralarinda bu oyunu yeni yeni oynamaya basladiklarinda, Izmir’de yasayan Ingiliz aileleri, Bornova çayirlarinda bu oyunu çoktan oynamaya baslamislardi bile (*2). Zira sosyal ve idari bakimdan payitaht Istanbul’a uzak ve rahat iki sehir olan Selanik ile Izmir, 1870’li yillarda Osmanli’nin futbol oyunu için ilk taraftar buldugu topraklari oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançlarin da etkisi ile Müslüman Türkler arasinda gelisemediginden, böylece de Osmanli topraklari üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerlesmis bulunan yabanci uyruklu) vatandaslar tarafindan oynaniyordu.
Moda’da futbolla tanisan ilk ailelerin Istanbul’da Ingiltere elçiligi personeli görevlileriyle aralarinda yaptiklari maç rekabetini, 1894 yilinda Izmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulmasi ile birlikte Istanbul - Izmir rekabeti izlemeye basliyordu (*3). Izmir’de futbolun öncülügünü yapan James La Fontaine, 1889 yilinda Istanbul’a yerlestiginde, Kadiköy’de Ingilizlerin futbol-rugby karisimi bir oyun oynadiklarini görmüs ve onlarla kisa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildigi futbol oyununu onlara kabul ettirmisti. Tarihler 1897 yilini gösterdiginde, James La Fontaine ve arkadaslari Kadiköy yakasinda ilk kez bir futbol takimi olarak Kadiköy Football Association adi altinda toplaniyor, takimi olusturan Ingiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde Istanbul’a sefere gelen Ingiliz gemicilerle oynadiklari oyunlarini Kadiköy’ün çayirlarinda sürdürüyor, ve her aksamüstü (ilk bölümde genis bir biçimde sundugumuz) o kalabalik izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardi. Bu müsabakalar halkin öylesine ilgisini çekmisti ki “Football Association” takimi, iki yil içerisinde “Izmir Karmasi” ile karsilikli olarak futbol maçlari yapmaya yönelmisti.
“BLACK STOCKING FC” Kuruluyor
Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padisahliginin sürdügü o dönemde, mevcut monarsi rejiminin korunmasi amaciyla Türk gençlerinin dernek kurmalari yasakti. Bu durum ise, yabanci ve azinliklarin top kosturduklari kendi topraklarinda futbol oynamanin imkan ve zevkinden mahrum olan ve onlarin aralarina karisarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gipta ile seyretmekle yetinen Kadiköylü Müslüman Türk gençleri arasinda, sadece üzüntü degil ayni zamanda tabii ki öfke ve hirs da uyandiriyordu. Iste her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz ögrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Resat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kusdili’nde Papazin Çayiri adi verilen topraklarda mesin yuvarlaga vuruslar yapan arkadaslari bu özlemin sona ermesini amaçliyorlar, ve 1899 yilinda da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hisimlarindan korunmak amaciyla bir Ingiliz adi altinda Black Stocking FC (Siyah Çoraplilar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardi. Ancak siyah çorap ve kirmizi üst formalari ile Türk gençlerinin olusturdugu bu ilk Türk spor ve futbol toplulugu daha ilk maçlarinda hafiyelerin baskinina ugruyor ve hemen dagitiliyordu.
1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kurulus Yili:
Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altinda 1899 yilindaki bu ilk girisimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yillarda kurulacak olan Kadiköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altinda toplanan gençlerin genelde ayni kisiler olacagiydi. Dolayisiyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kurulusunu gayri resmi olarak 1899 yilinda gerçeklestirmis, ne var ki iki kez kapatilmalari nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kurulus yillari olan 1907 yilinda geçebilmisti. Görülen odur ki; Black Stocking F.C. ya da Kadiköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karsisinda birer araçtirlar (*4). Ayrica Istanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiginde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takimlarinin Ingiliz uyruklular tarafindan, Elpis (1900) takiminin Rumlar tarafindan, Black Stocking (1899), Besiktas, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanli uyruklular tarafindan kurulmus olduklari da zaten görülmektedir.(*5)
KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kurulusu
Ama yine de, aradan geçen birkaç yil içinde ayni gençlerin bir bölümü, aralarina yeni katilanlarla beraber Kurbagalidere Köprüsü’nün hemen yakinindaki (simdiki stadyumun karsisinda) Hursit Aga’nin kahvehanesinde muntazaman toplaniyor ve 1901 yilinda da, bu kez isim de degistirerek Kadiköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takimi daha kurabilmenin çalismalarini yapiyorlardi. Konu ile ilgili ayrintili bilgiye, yasadigi yakin tarihi, yazilarinda bütün ayrintilari ile canlandiran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuasi’na yazdigi “Kadiköyü’nde Ilk Futbol” isimli makalesinde rastliyoruz ;
(Asli gibidir) : “ Zamanin musiki üstadi Sine Kemani Nuri Bey’in anlatisina bakilirsa, futbola merakli ilk Türk gençleri bir kulüp kurmaga, daha bir derli toplu birlesmeye karar vermisler. Çok geçmeden arzularini yerine getirmis, elbiseyi de seçmisler; gömlegin göksü, yakasi, kol kapaklari beyaz, öbür taraflari kirmizi, pantolon keza beyaz. Kusdili Papazin çayirlarinda kendi aralarinda maçlara girismisler. Moda’daki Ingilizlerden, Rumlardan mürekkep (olusan) takimin derecesine erismek, onlari yenmek bas emelleri(en büyük arzulari). Eski cimnastikçi ve idmancilardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanlari sayalim: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardesi Neset Beyler, Resat Danyal Bey, Hafiz Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Esref Bey, Hüsnü Pasa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Danis, Tahsin (Sair Tahsin Nahit) Bey, Sari Sevki.
Haftalik Malumat Mecmuasi sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransizca Servet Gazetesi, bu maçlara dair tesvik yollu bir yazi nesretmis. Firsati kaçirmayan namli hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmus: “ Kadiköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Resat Efendi (Sultan Resat)’nin himayesinde (korumasinda) bir cemiyet teskil eylemislerdir (olusturmuslardir). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-i dikkat-i hümayunlarinizi celp ederim (padisahimin dikkatlerini çekerim). Ferman.”
Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayilmasi nedeniyle dini baskili, ancak daha siki hafiye baskisi sonucunda da zaptiye teskilatinin baskiniyla bu girisimler de yine engelleniyor ve Kadiköy’lü gençler bir kez daha dagitiliyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatlarin Atina’daki açilis gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtulus)’da bir gurup Rum vatandasimizin tesebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” sasali bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yil sonra tamamen Türk gençlerinden olusarak kurulmaya çalisilan “Kadiköy Futbol Kulübü” mevcut rejim nedeniyle hemen kapatiliyor, kuruculari ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelisimini en az 5 yil geciktirecek ve yurdumuzda futbol agirlikli sporun temeli de, yabanci egemenligi ve anlayisi ile atilacakti (* 7).
Iste Istanbul’da, hem Pera yakasinda hem de Kadiköy yakasinda oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaslarimizin, törenlerle kurduklari ilk kulüplerinin yasama hakkini elde etmelerine karsin, yine kalpleri spor aski ile çarpan Kadiköy’lü Türk gençlerimiz tarafindan girisilen her iki cesurane tesebbüsün gerçeklesememesi, onlarin içindeki bu atesi söndürmüyor, aksine, Kadiköy’de bir futbol kulübü kurmalarina hiçbir kuvvetin engel olamayacagi gerçegi ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadiköy’ün bagrindan çikacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmalari için, sadece sayili yillarin kaldigini da sanki artik iyiden iyiye hissediyorlardi.
Kadiköy’de Kurulusu Bekleyis ; Günes, 1900’lerle henüz tanismis. Istanbul’un her semti ayni sicaklikta ayni cömertlikte aydinlanirken, Kadiköy yakasinda gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapali gibi. Kusdili Çayiri mahzun, Papazin Çayiri solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, kösklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi… Zira, içleri spor aski ile yanan Türk gençlerinin Kadiköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmis, levanten ve gayrimüslim vatandaslarimizin ayni isteklerine ayni saraydan izin çikarken, Kadiköylü gençlerimiz sarayin rejimine karsi iki kez yenilmis gibi. Iste bu nedenledir ki, gayri tüm Kadiköy halki suskun, biraz da yarali, Kalamis’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun gibi. Iste bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda maglup gibi…
Ve de deniz üzerinde Istanbul’un silüeti, karsi uzaklardan perde perde sahile akarken, “isiksiz FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare yarimada, mahzun bir eda ile karsi sahilindeki sarayin ufuklarina dogru bakip bakip kurulus izninin çikmasi hayali içinde “ Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” misralarini yüregi yarali fakat gönlü ümitle dolu bir sekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi…
ISTANBUL’DA ILK “FUTBOL LIGI” GÜNLERI
Evet, istibdat ; bir baska degisle o dönemki mevcut “ mutlak hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkini Türklere yasak etmekteydi. Iste sirf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden olusan arkadaslarinin Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma tesebbüsleri, gerek 1899 yilinda Türkçe isim vermeden bir Ingiliz ismi altinda kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah Çoraplilar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de 1902 yilinda bu kez isim degistirerek kurmak istedikleri “Kadiköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemisti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancilar ile gayrimüslimler tarafindan olusmasina sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelisimini ise en az 5 yil geciktirerek, yurdumuzda futbol agirlikli sporun temelinin “yabanci egemenligi ve anlayisi” ile atilmasi neticesini doguracakti (*9).
Nitekim, Kadiköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatilarak dagitilmasinin ardindan, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kisiler hemen hemen tamami Ingiliz’lerden olusan “Cadikeuy Football Club“; (Kadiköy Futbol Kulübü) isimli futbol takimini kuruyor ve kurulusunun iznini de aliyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan Ingiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadiköylü Rum vatandaslarin “Elpis(Ümit)Futbol Takimi”ni kurmalari izliyordu. Ayni yil Ingiliz elçilik gemisi “Imogene” nin de ayni isimde bir futbol takimi kurmasi üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçeklestiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharinda “Constantinople Football Liege” ( Istanbul Futbol Ligi ) adi ile Istanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)
Cadikeuy (Kadiköy), Moda, Elpis ve Imogene takimlarinin olusturdugu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altinda yapilan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadinin bulundugu Papazin Çayiri’nda sürüyor ve halk tarafindan da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi sampiyonlugunu Imogene Takimi, 1905 yilindaki ikinci Pazar ligi sampiyonlugunu ise Cadikeuy (Kadiköy) Futbol Takimi kazaniyordu. Tarihler 1905 yilini gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ögrencileri tarafindan okulun çatisi altinda kurulan Galatasaray Futbol Takimi, Kadiköy’deki Papazin Çayiri mevkiinde Kadiköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takimi ile maçlarina basliyor ve 1906 yilindan itibaren de Istanbul Futbol Ligine resmen katiliyordu.
1907, Resmi kurulusa dogru
Gayri takvimlerin o en güzel yil olan 1907 yilinin ilk yapraklarini gösterdigi günler… Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 yillik saltanatinin baskili rejime dayali son yilini yasamakta oldugunun sanki farkinda. Saltanati ile ugrasanlarla bogusmaktan futbol topu pesinde kosturanlarla ugrasmaya ayiracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadigindan bu tür olusumlara karsi uygulattigi baskiyi da, resmi de olmasa biraz gevsetmis. Zaten gayri müslimler ile yabancilarca ortalama on yildir oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alismis. Kadiköy yakasindaki Kördere Sahasi ile Kusdili Çayiri’nda, o ilk yillarda göz açtirmayan top uçurtmayan sarayli hafiyelerden görünürde eser kalmamis, Türk gençleri, resmi formali olmasa da buralarda sanki rahat rahat top kosturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak “Besiktas” ile, Fransiz Mektebi Takimi hüviyetini arkasina almis bir futbol kulübü olarak “Galatasaray”, kurulus faaliyetlerini Istanbul yakasinda gerçeklestirebilmis ama, karsi kiyi Kadiköy yakasi o dönem için adeta bir baska belde, adeta Istanbul’a tasra…
Nihayet, artik bu yakada da beklenen günlerin yakinligi hissedilmekte. Kadiköy yakasinda da günes bir baska parlak, bahçelerde çiçekler bir baska güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir baska ötüp, burundaki fener sanki bir baska parlak çakmakta. Zira, halkin içinden çikacak ilk Türk kulübünün kurulusu için kararin ve de onayinin alinacagi çok önemli günlerin çogu geçmis, azi ise sanki artik gelmekte…
Iste, içinde bulunduklari tarihin de desteginden güç alan Kadiköy’lü gençlerden, Hariciye Naziri Asim ve Server Pasa’larin torunu Londra Sefareti Baskatibi Nuri Bey’in oglu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Sevki Pasa’nin oglu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçi Sami Pasazade Sezai Bey’in yegeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Baspinar sokak 3 numarali evinin selamlik katinda yaptiklari bir görüsme sonucunda kuracaklari takimin ilk fikir harcini atiyorlardi. Gerekli olan parayi da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu baskanlik serefini, Osmanli Bankasi memurlarindan Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayi Necip Bey’e de kaptanlik ve veznedarlik (sayman) görevini veriyorlardi.
Ayni görüsmede varilan fikir birligi ile de ; kuracaklari kulübün adini oturduklari semtin güzelliginden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki isik saçan fenerden, formalarindaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharin sevimli müjdecisi papatyalarin kiskançlik ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sari ile beyazdan alacaklardi.
Ertesi gün “Baker Magazasi”ndan forma kumaslari aliniyor, Fener armali kirtasiye malzemelerinin siparisleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Baskanligi görevini üstlenmis kisisi James Lafontaine ile yapilan bir sohbette de sanki kendisinden icabet aliniyordu. Artik kurulacak olan kulübün ismi, baskani, amblemi ve formalari seçilmis, mesele sadece formalari giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmisti. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Ögretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.
“Fenerbahçe Futbol Takimi”nin ilk kadrosu kuruluyor ;
Günes bu defa, o en güzel yil olan 1907 senesi ilkbaharinin serince bir Pazar gününü aydinlatiyor ve Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yillarca serefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalik gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadiköy’ündeki Kusdili Çayiri’nda Ingiliz ve Rum takimlari arasinda oynanan bir futbol maçini seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden olusan bir grup, Moda Iskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karsi kiyisinda randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardi. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Pasa zade Sezai Bey’in yegeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakapli Mühendis Asaf (Bespinar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe ögretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmis olan Hasan ve Hüseyin(Dalakli), Galip (Kulaksizoglu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’li Sevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardesi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakki Saffet (Tari),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile bulusuyorlardi(*12).
Çogunlugunun, yakinda kurulacak olduklari takimin ilk oyuncularini teskil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in Ingiltere’den getirttigi; önü ve kollari dügmeli olan sari beyaz yollu bol formalari, lacivert sort pantolonlari ve sari löverli yün çoraplari ile, Fenerbahçe’nin çayirlarinda ilk antrenmanlarini yapacaklari gündü. Kisa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafinda toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kiymet ifade eden ilk kadrosunu, olasi olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Sevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat seklinde olusturuyordu (*14).
Basta da degindigimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altinda 1899 yilindaki ilk girisiminde öncülügünü yaptigi gençler ile, Kadiköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yillarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altinda toplanan gençler, aslinda yillardir ayni ideali sürdüren hep ayni kisilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatilmalari, yasal faaliyetlerine ancak resmi kurulus yillari olan 1907 yilinda geçebilmelerine olanak kilmisti. Bir baska deyisle; Black Stocking F.C. ile, ayni amaci ve kaderi paylasan Kadiköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kurulusu yolunda “amaç karsisinda birer araçti “(*15). Israrla tekrar ettigimiz bu durum karsisinda, 1940 yilinda yapmis olduklari hakli bir tüzük degisikligi ile kurulus senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldiran Besiktas Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçeklestirdigi gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazili bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmis gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kuruldugu yil 1899’dur.
Kurulusu Tescil Olunan Ilk Türk Kulübü; Fenerbahçe
Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde Ikinci Mesrutiyetin ilanini takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma haklari herkese resmen taniniyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliginde kurulmus bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kurulusu resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak serefi kazandiriliyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksizoglu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Bespinar) seklinde basliyor (*17) ve olasi diger üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), Sevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),… isimleriyle devam ederek siralaniyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadigi “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arsiv ve bilgi toplamada en zorlandigimiz kurulus yillari dönemleri ile ilgili en güvenilir arastirmalari gerçeklestirmis olan merhum yazar Dr. Rüstü Daglaroglu’na ait (eski Türkçe ile yazilmis notlari su an desifre çalismalari yapan oglu Sayin Müzdat Daglaroglu’nun arsivinde) Fenerbahçe tarihine isik tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasinda ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin siralandigi, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasinda yer almasi gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayisinin, kendisini listenin dogrulugu hakkinda hakli olarak kuskuya düsürdügü ifadesi” de ayrica belirtilmektedir.
Istanbul Sampiyonlugu Ligi ;
1908 yilinda ilan edilen 2. Mesrutiyetin ilani ile taninan dernek kurma serbestligi sonucunda Istanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayisi çig gibi artiyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sirf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasinda yerini aliyordu. Kisa zamanda Türk kulüplerinin sayilarindaki bu artis ise, Istanbul’da yeni bir ligin kurulmasi ihtiyacini doguruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adiyla yeni bir lig kuruluyordu.
Takimlarin sayilarinin hizla artmasiyla, Istanbul’da futbol alanlarinin sayisi da çogalmaya baslamisti. Anadolu yakasinda; Kadiköy’deki Kusdili Çayiri, simdiki stadin bulundugu yerdeki Papazin Çayiri, Yogurtçu Deresi yanindaki Altinordu’nun Kördere Çayiri, Dereagzi’nda Kemikçi Çayiri, Baklatarlasi, Ibrahimaga sahasi ile, Rumeli yakasinda; Taksim, Talimhane, Bakirköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazit Harbiye Nezareti sahalari, ve de Bogaz’in Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisari, Küçüksu Er Meydani , Beykoz Ortaçesme sahalari mevcut sahalara eklenmisti (*18).
Kurulusu 1908 yilinda resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sari beyaz olan renklerini 1909 sonbaharinda sari laciverte çevirmis (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de Istanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katilan ikinci Türk takimi olmustu. Iste, dünyanin en hirsli ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasindaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) ögrencilerinin takimi ile, yeni kurulmus bir semt takimi maçi seklinde baslamis (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki Istanbul futbolundaki sampiyonluklar genelde bu iki Türk takimi arasinda paylasilarak, Türk futbolunun artik bir varlik olarak ortaya çikmasi sonucunu dogurmustu.
Kusdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katilmasi ;
Fenerbahçe, “Istanbul Sampiyonlugu Ligi”ne ilk kez katildigi 1909 – 1910 sezonunda besinci oluyordu. 1910 yili liginin baslamasina kisa bir süre kala da kulüpten ayrilmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birlesmesi gündeme gelmisti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapilan müsterek toplanti sonucunda, gerçeklestirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafindan kabul görmedi. Buna karsilik, Kusdili Kulübü Baskani iken Fenerbahçe’ye katilan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kusdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayi basardi ve bu basarisiyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, gelecegini aydinlatarak güven altina alan ve takimi yücelten kisi olarak kulüp tarihine geçti.
Ilk Namaglup Sampiyonluk ;
Kadrosunu yeni gençlerle gelistiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden sampiyon oluyordu. Bu sampiyonlugun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu sampiyonlugu ile Ingiliz ve Rum takimlarinin sampiyonluklarinin tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda sampiyonluklarin artik Türk takimlarinin olmasiydi. Bu sampiyonluk, kulübün itibarini bir anda yükseltip imkanlarini da arttirmisti. Ilk is olarak Altiyol’da bir kulüp lokali kiralandi, lokalin açilisi ise üye sayisinin çogalmasina sebep oldu. Bu arada futbol disinda diger spor dallarinda da faaliyet gösterilmesine baslandigindan, ayni yil Fenerbahçe Futbol Kulübü adi , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüstürüyordu (*21).
Fenerbahçe’nin ilk rozeti;
Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki isik saçan beyaz feneri, renkleri ise sari ile beyaz olmustu. Ancak, kulüp mensuplari bunu tatminkar bulmadiklari gibi, anlam bakimindan da içinde bulunulan monarsi rejimini tehdit edici sayilacagi endisesi ile kisa sürede iptal etti. 1910 yilinda Fenerbahçeliler arasinda resim çizmede maharetiyle taninan futbolcu solaçik Hikmet (Topuz)’in çizdigi (bugünkü) amblem ise herkesin begenisini kazandi ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulasti. Iste “sari ve lacivert” agirlik içinde olmak üzere 5 renkten olusan amblem ve su anlamlari tasimaktaydi(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907″ yazili beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açik yüreklilik ifadesiydi. Kirmizi fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasindaki sevgi ve bagliligi belirtirken bu arada bayragimizi da sembolize etmekte, ortadaki sari renk Fenerbahçe için duyulan gipta ve kiskançligi, kalp seklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sari lacivert renkler içinde yükselen palamut dali Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yesil renk ise yükselen bu kudret için basarinin gerekli oldugunu açiklamaktaydi. Böylece “milli renkler arasinda dogan Fenerbahçe”nin, sari ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördügünden, klisesi Ingiltere’ye Manchester sehrine yollanmis ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yilinda yaptirilmisti. Rozet; 1929 yilindan itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere birakmis ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek degisikliklerle de günümüze kadar ayni sekli muhafaza ederek gelmistir.
Istanbul’da Isgal Yillari ; Istanbul halki 16 Mart 1920 sabahi uyandiginda gözlerine inanamamisti. Zira sehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüs, bir gece içinde koca sehir isgal ordularinca adeta askeri bir kampa çevrilmisti. Dünyayi sarsmis, imparatorluklar yikmis ve on milyon insanin ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanilan “Harb-i Umumi” diye anilan “1. Dünya Savasi”, Osmanli Imparatorlugu’nun yenilmesi ile son bulmus, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri maglup Osmanli’nin baskenti Istanbul’u isgal etmislerdi. Zirhli araçlar cadde baslarini tutarken, sokaklari dünyanin her yanindan gelmis her renkten ve her dinden askerler sarmis, Harbiye, karakollar, kaymakamliklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar isgal ordularinca isgal edilmisti. Isgal üniformali itilaf ordusu askerleri, sosyal yasanti içinde her firsatta halki manevi baski altinda ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaslarini vagonlarin sahanliklarinda vapurlarin ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrilmis bölümlere bos da olsa kimseyi sokmaz, yolcularin bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alayci bir tavir içinde ve agir hakaretler altinda yaparlardi(*23). Evet, Istanbul artik o eski Istanbul degildi. Aci günler gelip çatmis, herkes üzgün, herkes kendi vataninda sürgün gibiydi. Isgalcilerle birlikte yasamak zorunda olan talihsiz Istanbul halkina, o güne kadar yasadiklari, ne gidasizlik, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir sey, “Isgal Istanbul’u ”na taniklik etmek kadar onlara aci vermemisti. Iste bütün bu olumsuz sartlar altinda halkin morali için mutlak bir destege ihtiyaci vardi ki, iste bu ihtiyaç duydugu güç, ona kendi öz bagrindan çikarttigi takimi tarafindan “Fenerbahçe”si tarafindan verilecekti.
Isgal yillarindaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke döneminde (1918 - 1921) isgal kuvvetlerine mensup özellikle Ingiliz ve Fransiz askeri takimlariyla yapilan futbol maçlari, Istanbul’daki futbol heyecanini ve futbola olan ilgiyi doruk noktasina çikaran olgu oluyor, Türk takimlari isgalci ekiplerle 5 yilda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadigi toplam 80 maç yapiyor , isgal kuvvetleri takimlarina karsi kazanilan galibiyetler ise Türk takimlarini gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol Istanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takimlarinin özellikle de Fenerbahçe’nin, basta General Harrington Kupasi (29 Haziran 1923) olmak üzere isgal kuvvetleri takimlari karsisinda elde ettikleri tüm galibiyetler, Istanbul halkinin intikam duygulari içindeki milli duygularini sahlandiran ve yarali gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüsüyordu.
Mütarekenin karanlik yillarinda isgal kuvvetlerine mensup takimlarini her hafta birbiri pesi sira futbol sahalarinda yenerek milletin rencide olmus gururunu oksayan Fenerbahçe tüm halkin sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karsi çikisin adeta Istanbul subesi halini aliyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolculari misali Çanakkale’de yaptiklari müdafaanin(*24) bir örnegini de sanki Taksim’in Taskisla sahasinda gösteriyor, yaptiklari toplu hücumlarda ise sanki kisa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki sahlanisimizin provasini veriyorlardi. Bu sevk ve iman içinde mütareke ve isgal Istanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadiköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer Istanbul’lularin moralini yükseltirken, Fenerbahçe takimi da aldigi galibiyetlerle halkin basini dik tutmasini sagliyordu. 1910’lu yillarda en fazla iki bin kisinin izledigi Fenerbahçe, 1919 -1920 yillarinda 6-7 bin kisinin hinca hinç doldurdugu tribünlere oynuyor, bir zamanlarin ürkek mahcup yapilan tezahüratlari, artik açik açik, yüksek sesle hep bir agizdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,sa sa sa, Fenerbahçe çok yasa, Türkiye Türkiye çok yasa…”.
Artik is futbol oyunu halinden çikmis, vatanin asil sahipleri ile isgalcilerin hesaplasmasi sekline dönüsmüstü. Fenerbahçe takimi artik “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmustu. Bunun birinci sebebi isgal takimlari ile oynadiklari toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altinordu ve Galatasaray takimlari ne yazik ki bu basariyi gösterememislerdi. Ikinci sebebi ise, “Anadolu Harekati”nin basinda olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.
1925 yilinda Istanbul’da dünyaya geldi. Türk futbolunun sembol isimlerinden. Futbola Taksim’de basladi. Fenerbahçe’de 1947′de yer aldi.
Italya’nin Fiorentina ve Fransa’nin Nice takimlarinin formalarini giydi (1951-53). Dönüsünde tekrar Fenerbahçe’de oynadi. Sari-Lacivertli forma altinda 2 Istanbul Profesyonel lig, 3 Türkiye sampiyonlugu yasadi.
Gol Krali oldu(1953-54).
Milli Takim formasini 50 kez giydi. Futbol Federasyonu’nun “Altin Seref Madalyasi”ni alan ilk futbolcu oldu.
Milli takim’da 8 kez kaptanlik yapti.
1963′te futbolu biraktiktan sonra Yunanistan’in Egaleo, Güney Afrika’nin Johannesburg takimlarinda futbolcu ve antrenör olarak yer aldi. Daha sonra Samsunspor, Orduspor, Mersin Idmanyurdu ve Boluspor’da teknik direktörlük yapti.
Büyük futbolculugu ile “Ordinaryus” olarak tanimlandi.
Kod:
FUTBOLUN TARİHÇESİ
İnsanoğlunun "top" ile oynamaya başlamasının tarihi çok eskilere dayanıyor. Mısır'da mezarlardaki duvar resimlerinde ayakla top oynayan insan figürlerine rastlanmıştır. Hatta bu zamandan kalma, 7.5 cm çapında deri veya ketenden yapılmış toplar 2500 yıl önceden günümüze kadar ulaşmıştır ve kimi müzelerde sergilenmektedir. Homeros da "Odiesa"da top oyunlarından bahseder. M.Ö 2500 yıllarında da Çin'de yere dikilmiş iki mızrak arasından bir topu tekmelemek suretiyle geçirmeye çalışarak talim yapıldığı bilinmektedir.
Orta Asya Türklerinin de kız ve erkeklerden kurulu karma takımlarla, topa elle dokunmadan, sadece ayak ve kafa ile vurularak rakip kaleden içeri atmaya çalışarak bir oyun oynadıklari kaynaklarda yer alıyor. İçlerinde Kaşgarlı Mahmut'un da bulundugu pek çok tarihçinin kitaplarında da Türklerin oynadığı "Tepük" isimli bir oyundan bahsedilir. Bu oyunun söylenen kuralları günümüz futbolununkilere oldukça benzer. Elle oynamak yasaktır, faullü hareketler tespit edilmiştir, top oyun alanının dışına çıkamaz...
Futbol tarih boyunca hemen hemen bütün medeniyetlerde benzer biçimlerde boy gösterdikten sonra bugünkü haline en yakin şeklini 17. yüzyılda İngiltere'de almıştır. Daha sonraki gelişimi ise şöyle gösterilebilir:
1841 - Futbol topunun tam bir küre biçiminde olmasının kabulü
1848 - "Cambridge kuralları" adı altında futbol kuralları toplanmış ve bu kurallarla ilk futbol maçı Cambridge'de ögrenciler arasında ilk futbol maçının oynanması.
1855 - Bir İngiliz takımının ilk kez yurt dışına çıkarak futbol oynaması ve böylece Almanya'da futbolun temelini atması
1857 - İngiltere'de ilk futbol kulübü Sheffield Club'in kurulması.
1863 - İngiltere Futbol Federasyonu'nun ve böylece modern futbolun doğuşu.
1870 - Portekiz'de oturan İngilizlerin burada futbolu yaymaya başlamaları.
1871 - "Kral Kupası" veya "İngiltere Federasyon Kupası" nın başlaması
1872 - "İngiltere-Iskoçya" : ilk milli maç.
1875 - Kalelere üst direk konulması ve topa kafayla vurulmasına izin verilmesi
1876 - Korner kuralının kabulü
1879 - Glasgow'dan Darwen'e para teklifiyle futbolcu getirilerek profesyonellik yolunun açılması.
1882 - Futbol kurallarında değişiklik yapmaya yetkili "International Board"un kurulması
1885 - Profesyonelliğin İngiltere'de resmen kabulü
1886 - Ofsayt kuralının kabulü
1889 - Danimarka ve Hollanda'da futbol federasyonlarının kurulması
1890 - Futbol maçlarında tam yetkinin hakemlere verilmesi
1891 - Penaltının kabulü
1893 - Amerika'da ilk futbol federasyonunun Arjantin'de kurulması
1895 - İngiltere'de bayanların ilk futbol maçını oynaması
1899 - Sürenin 90 dakika, ölçülerin 118.4 x 91.4 olarak belirlenmesi
1901 - Sheffield United - Tottenham Hotspur federasyon kupası finalini 110.802 kişinin izlemesi.
1902 - İngiltere dışında oynanan ilk milli maçta Avusturya'nın Macaristan'ı 5-0 yenişi.
1903 - Averajın kabulü
1904 - Belçika, Fransa, Danimarka, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre'nin FIFA'yı kurması
1906 - Kıtalar arasi ilk milli maçta Güney Afrika'nın Brezilya'yı Brezilya'da 5-0 yenişi.
1907 - Kendi sahasında bulunan bir futbolcunun ofsayt sayılmamasının kabulü
1908 - Londra Olimpiyat Oyunları'nda futbolun ilk kez olimpiyat oyunlarında yer alması.
FUTBOLUN TÜRKİYE'YE GELİŞİ
Modern futbolun İngiltere'den çıkarak yayılması sırasında Osmanlı İmparatorluğu'nun belli başlı ticaret limanlarındaki kentlere yerleşen İngilizler futbolu ülkemize sokan kişiler olmuşlardır. İstanbul, İzmir, Selanik futbolun oynandığı ilk 3 şehir olmuştur. Buralarda İngilizler futbol oynarken Rumlar da onlara katılmışlar ve hem futbol oynayanlar hem de takımlar önemli sayıda artmıştır. Osmanlı topraklarında ilk futbol maçının 1875'te Selanik'te oynandığı bilinmektedir. 1877 yılında ise İzmir'in Bornova çayırlarında futbol maçları yapılmıştır. Ancak, bu sıralarda Müslüman gençlerin futbol oynamaları hoş karşılanmayacağı için Türklerin futbol oynamaları için biraz daha süre geçmesi gerekmiştir. İzmir'de ilk futbol kulübü 1894 yılında İngilizler tarafındanFootball Club Smyrnakurulmuş ve adı "Football Club Smyrna" olmuştur. İstanbul'da futbol oynanmaya başlanması ise ancak 1895 yılında Kadıköy ve Moda'da olmuştur. İzmir'den İstanbul'a göçen İngilizler burada futbol oynamışlardır. Buradaki Rumlar da futbola merak salmışlardır ve futbol İstanbul'da çok büyük bir hızla yayılmıştır. 1897, 1898, 1899, 1904 yıllarında İzmir karması ve İstanbul karması 4 maç oynamışlar ve bunların tümünü İzmir karması kazanmıştır. 1906 yılında Atina'da düzenlenen "Ara Olimpiyat"ta İzmir karması ve Selanik karması yer almıştır. İzmir karması bu turnuvada 2., Selanik karması da 3. olmuştur. İzmir karması İngilizlerden, Selanik karması ise Rumlardan oluşuyordu.
TÜRKLERIN FUTBOL OYNAMASI
Futbol oynayan ilk Türk 1898 yılında İzmir'de İngilizlerle beraber futbol oynayan Selim Sırrı Tarcan olmuştur. Ancak kendisine "İlk Türk futbolcusu" diyemeyiz. İlk Turk futbolcusu Fuat Hüsnü Bey'dir. İstanbul'da futbolu İngilizlerden görerek merak salan Fuat Hüsnü Bey, daha sonra arkadaşlarını ikna ederek ilk Türk futbol takımını kurmuştur. "Black Stocking" adı alan takım Rumlarla bir maç yapmış ve bu maçı 5-1 kaybetmiştir. Kaçabilenler kaçmış, kaçamayanlar yakalanmıştır ve böylece ilk Türk futbol takımının ömrü uzun olmamıştır. Fuat Hüsnü Bey daha sonra İngilizlerin kurduğu Kadıköy takımında "Bobby" takma adıyla oynamıştır.
TÜRK FUTBOLUNDA İLK KULÜPLER
"Black Stocking" takımının başarısızlığından sonra Türkler uzun süre futbol oynayamamışlardır. Ancak, kimse de bu oyunun cazibesinden kendilerini kurtaramamışlardı. Türkiye'de kurulan kulüplerin hemen hemen hepsi futbol kulübü olarak kurulmuştur. Bir önemli istisna "Beşiktaş Jimnastik Kulübü"dür. İlk futbol kulübü ise "Galatasaray"dır.
İSTANBUL KULÜPLERİ :
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜFenerbahçe-1956
1907'de Kadıköy'de kurulmuştur. İlk olarak Sarı-Beyaz renkleri seçen Fenerbahçe daha sonra Sarı-Lacivert renkleri kullanmıştır. 1908-1909 sezonunda İstanbul Ligine katılan Fenerbahçe ilk şampiyonluğunu 1911-1912 sezonunda kazanmıştır. İşgal yıllarında düşman askerlerin takımlarına karşı aldığı başarılarla gönüllerde taht kuran Fenerbahçe Galatasaray'la birlikte en çok taraftara sahip iki takımdan biri olmuştur.
GALATASARAY SPOR KULÜBÜ
Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ögrencileri tarafindan 1905'te kurulmuştur. İlk başlarda Kırmızı-Beyaz renkleri seçen Galatasaray, daha sonra Sarı-Siyah ve son olarak da Sarı-Kırmızı renklerle sahaya çıkmıştır. İlk maçını Barhau İngiliz gemisiyle yapan Galatasaray 1906-1907 sezonunda İstanbul Futbol Ligine katılmıştır. 1908-1909 sezonunda da bu ligde şampiyon olmuştur. 1911 yılında Romanya ve Macaristan'a giderık yurt dışında Türk futbolunu temsil eden ilk takım olmuştur. Bükreş'te Bükreş karmasını 11-1 yenmiştir.
BEŞİKTAŞ JİMNASTİK KULÜBÜ
1903 yılında "Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü" adıyla kuruldu. Barfiks, paralel, halter, güreş, boks ve aletli jimnastik, eskrim dallarında faaliyet göstermişlerdir. Bir süre sonra adı "Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü" olmuştur. Futbolun oynanması ise 1910'lu yıllarda başlamıştır. Önceleri Kırmızı-Beyaz olan renkleri daha sonra Siyah-Beyaz olarak değiştirilmiştir. Çeşitli dallarda büyük başarılar kazanmasına rağmen Beşiktaş futbolda 1920'li yıllarda aldığı seri başarılarla adını duyurmuştur.
KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ
İngilizlerin kurduğu Kadıköy, İstanbul'un ilk futbol kulübüdür. 1905-1906 ve 1906-1907 yıllarında İstanbul Liginde şampiyon olmuştur.
MODA FUTBOL KULÜBÜ
1903 yılında İngilizlerce kurulmuş, 1907-1908'de şampiyon olmuştur.
ELPIS FUTBOL KULÜBÜ
1904 yılında Kadıköylü Rumlar tarafından kurulmuş, ligde hiç bir zaman başarılı olamamıştır. IMOGENE FUTBOL TAKIMI İngilizlerin aynı adı taşıyan gezi gemisinin mürettebatının oluşturduğu bir takımdı. 1904-1905 şampiyonu oldu.
TATAVLA HERAKLIS JIMNASTIK KULÜBÜ
1896 yılında önceleri jimnastik, atletizm, güreş dallarında faaliyet göstermek üzere kurulmuştur, 1910'lu yılların sonunda futbol da oynanmaya başlanmıştı. Halen "Kurtuluş Gençlik Kulübü" olarak faaliyetini sürdürmektedir.
ANADOLU SPOR KULÜBÜ
1908 yılında Burhan Felek ve arkadaşlarının girişimiyle kurulmuştu. Halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
VEFA TERBİYE-İ BEDENİYYE KULÜBÜ
1908'de, üç takımın birleşmesiyle oluşan kulüp İstanbul'un belli başlı kulüplerinden biri olmuştur.
BEYKOZ ZİNDELER İDMAN YURDU
Beykoz Sark İdman Yurdu ve Beykoz Zindeler Yurdu'nun birleşmesiyle oluşan kulüp, uzun yıllar başarılar kazanmıştır.
SÜLEYMANİYE TERBİYE-İ BEDENİYE KULÜBÜ
1911 yılında kurulmuştur.
ANADOLUHİSARI İDMAN YURDU
1912 yılında kurulmuştur.
HİLAL SPOR KULÜBÜ
1912 yılında kurulmuştur.
TELEFONCULAR
İstanbul Telefon Şirketinin İngiliz teknisyen ve işçileri 1912'de kurmuştur, 1914'te harp hali nedeniyle hükümetçe kapatılmıştır.
ALTINORDU İDMAN YURDU
1910 yılında Galatasaray'a kardeş kulüp olarak kurulan Progress International, 1914 yılında bu adı almıştır. Dahiliye Naziri'ni başkanlığa getirerek hem mali destek sağlamış hem de hükümetten destek alarak cepheye asker yollamayan tek kulüp olmuştur. Mali yönden kuvvetlenince yaptığı transferlerle İstanbul liginde şampiyonluk da kazanmıştır.
PERA SPOR KULÜBÜ
1914 yılında bir Rum kulübü olarak kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı sonunda kaçmayan Rumlar "Beyoğluspor" adıyla kulübün yaşamını sürdürmüşlerdir.
İTTİHAT SPOR KULÜBÜ
1920'de Altınordu'dan ayrılanlar tarafından kurulmuştur. Ömrü pek uzun olmamıştır.
DARÜŞŞAFAKA
Darüşşafaka Lisesi öğrencileri tarafından kurulmuştur.
BEYLERBEYİ SPOR KULÜBÜ
1919 yılında kurulmuştur.
MAKABİ SPOR KULÜBÜ
1913 yılında Museviler tarafından kurulmuştur. 1930'lu yılların sonunda faaliyetini bitirmiştir.
EYÜP SPOR KULÜBÜ
1917'de kurulmuştur. Halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
KASIMPAŞA SPOR KULÜBÜ
1921'de kurulmuştur. Halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
TOPKAPI İDMAN YURDU
1921'de kurulmuştur.
ARMSTRONG-VICKERS
1912'de aynı adlı İngiliz firmasının memur, teknisyen ve işçileri tarafından kurulmuştur. 1914'te hükümetçe kapatılmıştır.
TÜRK İDMAN OCAGI
1912'de kurulmuştur. 1.Dünya Savaşı sırasında kapanmıştır.
SARIYER SPOR KULÜBÜ
1923'te kurulmuştur.
İSTANBUL SPOR KULÜBÜ
İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri tarafşndan 1926'da kurulmuştur.
KARAGÜMRÜK SPOR KULÜBÜ
1926'da kurulmuştur. Halen faaliyetini sürdüren kulüp büyük başarılar kazanmıştır.
FERİKÖY SPOR KULÜBÜ
1927'de kuruldu.
GÜNEŞ SPOR KULÜBÜ
1923'te çok güçlü futbolcularla kurulan kulüp 10 yıldan fazla bir süre varlığını sürdürdü.
İZMİR KULÜPLERİ
KARŞIYAKA SPOR KULÜBÜ
1912 yılında "Karşıyaka Terbiye-i Bedeniyye Kulübü" adıyla kuruldu. İzmir'in işgali sırasında tüm İzmir takımları gibi faaliyetini bir süre kestikten sonra yeniden canlanan Karşıyaka , öncelikle "Karşıyaka Gençlerbirliği" , daha sonra "Karşıyaka Spor Kulübü" adlarını aldı. 'K' , 'S' , 'K' harflerinin eski dilde okunuşlarından oluşan "KAF-SİN-KAF" sözüyle ölümsüzleşti ve Türk futbolunun en başarılı kulüplerinden oldu.
ALTAY SPOR KULÜBÜ
1914'te "Hilal" adıyla kuruldu. Kısa süre sonra "Altay" adını aldı. İşgal sırasında faaliyetlerine ara verdikten sonra yeniden çok güçlü bir şekilde futbola başlayan Altay, 1923-1924 sezonunda ilk İzmir Futbol Ligi'nin şampiyonluğunu kazandı. Daha sonraki yıllarda da başarılarına devam eden Altay 1. Profesyonel Futbol Ligi'nde 3 büyüklerden sonra en çok kalan takım ünvanına sahiptir. 2. lige düştüğü 2 sezonda da hemen o sene 2.lig sampiyonluğunu kazanarak 1. lige dönmüştür.
İZMİR İDMAN YURDU
1919'da Yunan işgali sırasında işgalcilere karşı bır hırsla kurulan kulüp, Rum takımlarına karşı aldığı başarılarla adını duyurmuştur. Çok ünlü kişilerin oynadığı futbol takımında eski başbakanlarımızdan Adnan Menderes de yer almıştır. İzmir kurtulduktan kısa süre sonra dağılmıştır.
ALTINORDU SPOR KULÜBÜ
1923'te Altay'dan ayrılan bazı futbolcular tarafından kuruldu ve kısa sürede büyük başarılar kazandı. İzmir'in en başarılı kulüplerinden biri olan Altınordu, günümüzde yaşadığı bazı sorunlara rağmen Türk futbolunda çok önemli bir yere sahiptir.
İZMİRSPOR
Türkiye'de futbol ilk defa 1900 yılında İzmir'de başlamıştır. Bu tarihte ülkemizde kurulan ilk kulüpler ise azınlıkların İzmir'de kurmuş olduğu Panoinios, Apollon ve Peleops kulüpleridir. Azınlıkların kurduğu bu takımlar sayesinde futbolla tanışan İzmir halkı 1912 yılında Karşıyaka Kulübü'nü 1914 yılında da Altay Kulübü'nü kurarak Türk Futbolu'nun temellerini atmışlardır. Bunun ardından yine azınlıkların kurduğu Garibaldi ve Maccabi takımlarıyla birlikte kulüp sayısı da hızla artarak, ülkenin diğer yörelerindeki futbol hareketlerine öncülük edilmiştir. Türkiye'de futbolun resmi organizasyonu ise 1923 yılında Türkiye Futbol Federasyonu'nun kurulmasıyla sağlanmıştır. İşte İzmirspor Kulübü'nün kuruluşu da bu döneme isabet eder.
Bugünki adıyla İzmirspor Kulübü, 1923 yılında Eşrefpaşa semtinin ileri gelenleri tarafından, muhitin gençlerine yararlı faaliyetler kazandırmak amacıyla Turuncu-Siyah renklerle ve Altınay Kulübü adıyla kurulur. Bundan birkaç ay sonra Eşrefpaşa semtinin alt tarafında Altıntaş'ta kurulan Kırmızı-Siyah renklere sahip Sakarya Kulübü ile Altınay Kulübü zamanla semt içi sıkı bir rekabete girişirler. İki kardeş ekibin arasındaki bu tatlı rekabetin gittikçe sertleşmesi üzerine camianın ileri gelenleri bunları ortak bir çatı altında birleştirmeyi uygun görürler. Yapılan ortak çalışmalar sonucunda, 28 Kasım 1930 tarihinde, Altınay ve Sakarya kulüpleri bir çatı altında birleştirilerek İZMİRSPOR kurulur. Bu yeni takımın renkleri de çekirdeğini oluşturan eski kulüplerden tamamen farklı olarak MAVİ-BEYAZ 'dır. Oluşturulan bu karma ekip, aynı zamanda iki camianın bir araya getirilmesinin gücünü de kendisinde toplayarak, başarılı ve güçlü bir ekip olmuştur.
İzmirspor adıyla yapılan ilk resmi maç ise, 23 Ocak 1931 tarihinde Alsancak Stadı'nda o zamanın yine bir İzmir ekibi olan Türkspor ile yapılmış ve bu maç da 5-0 gibi farklı bir sonuçla kazanılmıştır. Daha sonra İzmirspor takımı, 30 Mayıs 1931 yılında Yunanistan'ın Sakız Adası'na giderek burada ilk dış temaslarını gerçekleştirir. Burada, adanın güçlü ekiplerinden Lelaps ve Astrips takımlarıyla bir dizi maçlar yapılır.
Yine aynı yıl 29 Ekim 1931 tarihinde İzmirspor için diğer önemli bir olay daha gerçekleşecektir. Bu tarihte, Malül Gaziler Kupası'nda Karşıyaka futbol takımı ile yapılacak olan bir maç için, zamanın Birinci Ordu Komutanı olan, Fahrettin Altay Paşa, diğer askeri erkan ve yine zamanın İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa da maçı seyretmeye gelirler. Soyunma odasında futbolculara moral vermek isteyen Fahrettin Altay Paşa, yurt dışından getirilen Mavi-Beyaz çubuklu formaları görünce, bunların yıllarca karşısında savaşlar verilen Yunan bayrağına benzediğini düşünmüş ve bu renklerin acilen değiştirilmesini istemiştir. Bunun üzerine takım, acilen İzmir (Atatürk) Lisesi' nden getirilen Sarı-Mor formalarla maça çıkmış, daha sonra da takımın forma renginde küçük bir değişiklik yapılarak bugünkü renkleri olan LACİVERT-BEYAZ renkler kabul edilmiştir.
Türkiye'de futbolun diğer yörelerde de hızla gelişmeye başlamasıyla, hepsi birer semt takımları halinde olan İzmir takımlarının diğer illerle rekabet gücünü arttırmak amacıyla 1937 yılında birleştirilmesi fikri ortaya atılır. Bu fikir çerçevesinde kulüplerin ileri gelenleri bir araya gelerek yaptıkları bir dizi çalışmalar sonucunda; İzmirspor ve Göztepe birleşerek DOĞANSPOR, Altınordu-Altay ve Bucaspor bierleşerek ÜÇOK, Bornovaspor ve Karşıyaka birleşerek YAMANLAR kulüplerini oluştururlar. Fakat bu birleşme de çok verimli olmaz ve ekipler kendi kimliklerinde bir türlü feragat edemedikleri için sezon sonunda birleşme tekrar dağılır. Bu dağılmadan sonra İzmirspor, kısa bir süre ATEŞSPOR adıyla faaliyetine devam ettiyse de sonunda bu gün kadar İzmir'imizin adını taşıyan tek ekip olarak yaşamını sürdürmeyi başarmıştır.
Önceleri mahalli ligler halinde oynanan Türkiye Ligi karşılaşmalarının Milli Lig haline getirilmesiyle, Türkiye Futbol Ligleri kurulur. Türkiye Birinci Futbol Ligi tarihinde ilk resmi lig maçı, İzmirspor ile Beykoz kulüpleri arasında oynanmış ve hakem olarak Osman YEŞEREN tarafından yönetilmiştir. 21 Şubat 1959 tarihinde oynanan bu tarihi maçta İzmirspor Beykoz'u 2-1 yenerek Türk futbol ligi tarihine geçer. Ayrıca resmi liglerdeki atılan ilk gol de yine bu maçta İzmirspor'lu Özcan ALTUĞ tarafından, Beykoz kalecisi Sıtkı'ya atılan goldür.
İzmirspor futbol takımı, o yıllardan beri yıllarca Türkiye Birinci, İkinci ve Üçüncü liglerinde mücadeleler vermektedir. Bunların içinde sevinçili ve üzüntülü çeşitli dönemler geçirmiştir. Türkiye Birini Ligi'nde 9 yıl mücadele etmiş ve ligde zaman zaman ses getirecek başarılara da imzalar atabilmiştir.
1946-1948 yılları arasında kulübün bu günki merkez yönetim binası, spor okulları, halı sahalar ve spor ve düğün salonlarının bulunduğu arazi İzmir Belediyesi'nden satın alınmıştır. Buraya o yıllarda sadece bir semt sahası ve kulüp binası yapılabilmiş daha sonra 1973 yılında bugünkü modern binalar ve tesisler kurulmuştur. Eski idman tesislerinin bulunduğu yıllardaki adıyla " Talebe Çayırı " denilen bu tesislerden seneler boyunca Metin Oktay, Tarık Gencay, Seyfi Talay, Samiz Özok, B.Mustafa ve onlar gibi unutulmaz futbolcular yetişmiştir. Bunlardan Metin Oktay futbolda bütün Türkiye'nin gururu olmuştur. İzmirspor ve Galatasaray formaları altında sadece lig maçlarında toplam 217 gol gibi bir rekorun da sahibidir.
Talebe Çayırı'nın imara açılmasıyla aynı yere çevre halkının Gökdelen adını verdiği apartman siteleri ve bugünki merkez binalar yapılır. Daha sonra bu apartmanların önemli bir bölümünün satılmasıyla da 1975 yılında, bu gün için paha biçilemeyen İnciraltı arazisi satın alınır. Daha sonra buraya kurulan ve yakın tarihimize kadar bir çok bölümünün yapımı devam etmiş olan bu arazide bugün, İzmirspor'un tüm ekibiyle konaklama ve kamp yapabileceği meşhur İnciraltı tesisleri mevcuttur. Bu sayede İzmirspor kulübü çok sayıda sporcusunu bir arada kampa alabileceği, konaklama ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayabileceği, ayrıca tertemiz bir havada yeşillikler içinde idman yapabileceği Türkiye'de çok az kulübün sahip olabildiği bir ayrıcalığa sahiptir. İzmirspor camiası bu sayede, kulüplerin kendi kamp ve idman tesislerine sahip olması konusunda ülke çapında da bir ilke imza atmış olmanın haklı gururunu yaşamaktadır. Resmi anlamda ilk defa 1978 yılında oluşturulan Spor Okulları çatısında, kulübün Hatay-Bahçelievler ve İnciraltı'ndaki tesislerinde her yıl çeşitli branşlarda 1700 kadar sporcu eğitim görmektedir. Spor okulları, amatör ve genç alt yapılar ve profesyonel futbol takımlarındaki bu kadar çok sayıdaki sporcunun yetiştiği bir kulüp olması İzmirspor'un İzmir ve Türk Sporu'ndaki yerinin öneminin bir kanıtıdır. Bu amatör ve genç branşlardan yetişen sporcular özellikle futbol alanında Türkiye'nin dört bir yanındaki kulüplerde ve milli takımlarda yaygın olarak spor yapmaktadır. Her yıl transfer dönemlerinde İzmirspor'lu futbolcular; Fenerbahçe , Beşiktaş ve Galatasaray gibi liglerin kaderini belirleyen takımların ve İzmirspor'daki sporcu verimliliğinin farkına varan zengin takımların takibindedir.
NOT: İzmirspor tarihi bilgilerindeki katkılarından dolayı Sayın Selahattin Aryal'a teşekkür ederim.
GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ
1925'te Altay'dan ayrılan bazı futbolcular tarafından Göztepe semtinde, Sarı-Kırmızı renklerle kuruldu. Kazandığı sayısız şampiyonlukların yanı sıra Avrupa Kupalarında da çok büyük başarılar elde etti. Türk futbolunun en güçlü kulüplerinden biri olan Göztepe son yıllarda 2. ligden 1. lige çıkma uğraşı vermektedir.
ÜÇOK SPOR KULÜBÜ
1937'de Altay, Altınordu, Buca kulüplerinin birleşmesiyle oluştu, 2 yıl sonra kapandı.
DOĞANSPOR KULÜBÜ
1937'de Göztepe, İzmirspor, Egespor kulüplerinin birleşmesiyle oluştu, 2 yıl sonra kapandı.
Kod:
Ronaldinho Kimdir?
Asıl adı Ronaldo de Assis Moreira'dur, fakat daha çok Ronaldinho veya Ronaldinho Gaûcho olarak bilinir. Ronaldinho, Portekizce "Küçük Ronaldo" anlamına gelir. Bu lakabın sebebi ise Ronaldinho'nun küçük yaşlarda (o sırada Inter'de oynayan) Ronaldo'ya duyduğu hayranlıktır. Gaûcho ise Rio Grande do Sul bölgesinde bazı futbolculara takılan "mutlu" anlamında bir lakaptır. Ronaldinho hala devam eden güleryüzlülüğü ve neşesiyle bu lakabı en çok hak eden futbolculardan biridir.
Hayatı
21 Mart 1980 tarihinde Brezilya'nın Porto Alegre şehrinde doğdu. Fakir bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür. Baba Joao Da Silva Moreira bir havuz kazasıyla öldüğünde Ronaldinho 8 yaşındaydı. Aile geçimini Ronaldinho'nun ağabeyi Assis'in futboldan kazandıklarıyla sağlamaktaydı. Ülkenin yarısından fazlasının fakirlik çektiği Brezilya'da hemen hemen her çocuğun kurtuluş yolu olarak görülen futbol Ronaldinho için de bir hedefti. İlk idolü ve hocası da Assis oldu.
Kulüp Kariyeri
PSG Yılları
Ronaldinho 2000-2001 sezonu boyunca birçok Avrupa kulübünün ve menejerin dikkatini çekti. Gremio kendisine gelen her astronomik teklifi geri çevirdi. Tekliflerin 75 Milyon Euro'ya kadar çıktığı iddia ediliyordu. Bu futbola kayıtsız kalamayan Luis Fernandez, Ronaldinho'yuParis Saint Germain'e getirmek için ısrarlı davrandı. Ronaldinho'nun menajerliğini yapan Assis sonunda PSG'ye evet dedi ve 2001 yılında 5 yıllık bir anlaşmaya imza attı. İki takım arasında bonservis bedeli konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu olay hukuki alana taşındı ve Ronaldinho 6 ay futboldan uzak kaldı. Sonunda 4,5 milyon dolarlık bonservis bedeli tespit edildi ve Ronaldinho tekrar futbola döndü.
PSG'deki ilk yılı pek de parlak geçmedi. Özellikle Paris gecelerine düşkünlüğü yüzünden zamanın teknik direktörü Luis Fernandez ile araları açıldı ve bir daha da yıldızları barışmadı. İlk yılında 28 maç oynadı ve 9 gol attı. Fakat 2002 yılında biraz da olda adaptasyon sorununu atlatmış göründü. Oysa PSG'deki sıkıntısı sürüyordu, daha büyük bir takıma gitmek istediğini açık açık söyledi. Fakat sözleşmesi yüzünden zorunlu olarak takımında kaldı. 2003 yılında, PSG Avrupa Kupaları'na katılma hakkı kazanamayınca sözleşmesindeki madde uyarınca Ronaldinho'yu satış listesine koymak zorunda kaldı.
Barcelona yılları
Beckham'ı FC Barcelona'ya getireceği vaadiyle başkan olan Joan Laporta, bu transfer denemesinde başarısız olmuş, üstelik Beckham ezeli rakip Real Madrid'e kaptırılmıştı. Daha önce de Figo'yu ezeli rakibine kaptıran Katalanlar bu fiyaskoyu da kaldıramazdı. Bu gerçeği iyi bilen Laporta kendisini kurtarabilecek tek transferin Ronaldinho transferi olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden PSG ile Manchester United arasında süren pazarlıkları fırsat bilerek 19 Temmuz 2003 tarihinde, 57 Milyon Euro bonservis bedeliyle transferi bitirdi.
Barcelona'daki ilk maçına 27 Temmuz 2003 tarihinde çıktı. İlk maçından itibaren, PSG günlerinin tersine çok istekli, çok mücadeleci ve çok başarılı bir futbol ortaya koydu, her geçen gün de futbolunu geliştirdi. İlk senesinde Barcelona La Liga'yı ikinci bitirdi. Ronaldinho 32 maçta 29 gol atmıştı. Çok istediği İspanya lig şampiyonluğunu ise ikinci senesi olan 2004-2005 sezonunda ulaşabildi. Bu sırada en büyük hedefinin Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak olduğunu söyleyen Ronaldinho, bu amacına da 2005-2006 sezonunun sonunda ulaşmıştır.
Milli Takım Kariyeri
1998 yılında Wanderley Luxemburgo tarafından Amerika Kupası için milli takıma çağrılan Ronaldinho ilk milli maçını da 26 Haziran 1999 tarihinde bu turnuvada Letonya'ya karşı oynadı. Milli forma altında attığı ilk gol ise yine aynı tunuvada Venezuella'ya attığı goldü.Ronaldinho brezilya formasında 11 numaraydı.
2001-2002 yılında futboldan uzak kaldığı 6 ay yüzünden 2002 Dünya Kupası için Brezilya Milli Takım'ına alınmayacağı düşünülüyordu. Fakat dönemin teknik direktörü Felipe Scolari beklentileri boşa çıkardı. Ronaldinho oynadığı futbol ve attığı iki gol ile Scolari'nin seçiminin ne kadar doğru olduğunu gösterdi.
Brezilya 2005 yılında Almanya'da düzenlenen Konfederasyon Kupası'nda şampiyon oldu. Ronaldinho bu kupada 3 gol attı. Birini grup maçlarında 2-2 biten Japonya maçında (dk.32), birini yarı finalde 3-2 Brezilya galibiyetiyle biten Almanya maçında (dk.43) ve birini de finalde 4-1 biten Arjantin maçında (dk.47) attı. Ayrıca final maçında maçın adamı seçildi.
Başarıları
Kulüp
2005-2006 Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu
2005-2006 İspanya Lig Şampiyonluğu
2005 İspanya Süper Kupası
2005 Konfederasyon Kupası
2002 Dünya Kupası Şampiyonluğu
1999 Amerika Kupası Şampiyonluğu
1997 17 yaş-altı Dünya Şampiyonluğu
Bireysel
2005 Altın Top
2005 France Football Avrupa'da Yılın Futbolcusu Ödülü
2005 FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu Ödülü
2004 FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu Ödülü
1997 17 yaş-altı Dünya Şampiyonası Gol Krallığı
2006 İspanya Süper Kupası
Kod:
Cristiano Ronaldo Kimdir?
Cristiano Ronaldo (5 Şubat 1985, Funchal), tam adı Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro olan Portekizli futbolcu. Şu anda İngiltere'nin ve dünyanın en ünlü futbol kulüplerinden biri olan Manchester United'da oynamaktadır.
Ronald Reagan hayranı olan babası bu yüzden ona Ronaldo ismini vermiştir.
Profesyonel olmadan önce Andorinha, CD Nacional ve son olarak Sporting Lizbon genç takımında oynayan Ronaldo, 17 yaş altı Portekiz milli takımında da dikkat çekmişti. Profesyonel kariyeri yine Sporting Lizbon'da başlayan genç oyuncu, 2003 yılından beri Manchester United'da oynuyor. Başarılı performansı nedeniyle 2007 yılında sözleşmesi 5 yıl daha uzatıldı.
İngilre'de ilk maçına 16 Ağustos 2003'te Bolton Wanderers a karşı çıktı. Manchester United'da David Beckham'ın 7 numaralı forması verilen Ronaldo, aynı zamanda bu takımda oynayan ilk Portekizli.
Manchester United forması ile ilk sezonunda Sir Matt Busby Yılın Futbolcusu ödülünü almıştır. 2002/2003 sezonunda 25 maçta forma giymiş ve 3 gol atmıştır. 2003/2004 sezonunda 39 maçta forma şansı bulmuş ve 8 gol atmıştır, ayrıca FA Cup finalinde Millwall ile oynanan maçta forma giymiştir.Daha önce Portekiz'in Sporting Lizbon takımında oynamıştır. Onu diğerlerinden farklı kılan özelliği çok hızlı olması, inanılmaz bilek hareketleri ve çalım yeteneğine sahip olmasıdır. Euro 2004 de yıldızı parlayan oyuncu, Portekiz milli takımının vazgeçilmez ilk 11'i arasında bulunmaktadır.
Günümüzde birçok şirket reklamlarını Cristiano Ronaldo ile çekmeyi istemektedir ve bu yüzden onunla iş yapmak isteyen tonlarca parayı gözden çıkarmak zorundadır. Pepe Jeans reklamında oynamıştır. Ayrıca Japon otomobil ve motosiklet üreticisi Suzuki şirketinin Suzuki Swift araba reklamında oynamıştır. Bunlar dışında özellikle de Nike şirketinin yarattığı Joga Bonito akımının süperstarları arasında bulunmaktadır.
Cristiano Ronaldo nun Sporting Lizbon'dan Manchester United takımına transferi çok ilginçtir.İki takımın hazırlık karşılaşmasında Sporting Lizbon forması giyen yıldız Manchester United'a karşı adeta tek başına oynayarak takımının kazanmasını sağlamıştır.Böylece Cristiano Ronaldo'yu çok beğenen Manchester United takımı yıldız futbolcuyu transfer etmiştir.
Kod:
Roberto Carlos Kimdir?
Roberto Carlos, Brezilyanın son yıllarda yetiştirdiği en büyük futbolculardan biri olarak görülmektedir. 10 Nisan 1973 doğumlu oyuncu, ülkesinde Palmeiras takımında yıldızı parladıktan sonra milli takıma çağrılmış, burada adını duyumasıyla Avrupa'nın dev kulüplerinden İnter Milan'a transfer olmuştur. Burada da çıkışını sürdüren Roberto Carlos, geçirdiği başarılı sezonun ardından Real Madrid'e transfer olmuş ve burada 11 sene takımına hizmet etmiştir. Esas mevki olarak sol bek oynamakta, ayrıca sol kanat olarak da görev yapmaktadır. 2006 FIFA Dünya Kupası'ndan sonra milli takımı bıraktığını açıklamıştır.
Esas olarak defansın solunda yer almasına rağmen başarılı şekilde sol kanat ve özellikle İnter'de ön libero olarak da görev almıştır. Bir defans oyuncusu olmasına rağmen agresif futbolu benimsemiş, defansif özelliklerinden çok hızı, temposu, tekniği, ani deparları, atağa katkısı, attığı frikik golleri, isabetli ortalar ve uzak mesafe golleriyle akıllarda yer etmiştir. Bir başka özelliği ise uzun taç atışları kullanabilmesi olarak gösterilmektedir. Bu özellikleriyle takımına ofansif anlamda çok şey katsa da defansif yönden görevini aksattığı yönünde eleştiri almakta, bu da sahada eleştiri adına kendisine sunulabilecek tek yorum olmaktadır. 1997 yılında Fransa Milli Futbol Takımı'na attığı frikik golü en bilinen ve tanınmış golü olmakla beraber, hala dünyanın gelmiş geçmiş en güzel golleri arasında gösterilmektedir.
Yoğun futbolculuk kariyerinin yanı sıra 2005 yılında Pepsi firmasının reklamlarında da boy göstermiştir. Futbol kariyerinde aldığı yüksek ücretlerin yanı sıra reklam ve sponsorluk gelirleri de mevkisi göz önüne alındığında en yüksek rakamlarlardan biri olarak göze çarpmaktadır. Hâlâ Dünya'nın en iyi sol beki olan Roberto Carlos, 2007-2008 sezonu için sözleşmesinin bittiği Real Madrid futbol kulübünden ayrılarak bonservis bedeli olmaksızın Fenerbahçe ile 2+1 yıllık sözleşme imzalamıştır.
Başarıları
1993 Brezilya Ligi Palmeiras ile
1996 Olimpiyat Oyunları Bronz Madalya Brezilya ile
1997 İspanya Ligi Real Madrid ile
1997 Copa América Brezilya ile
1998 UEFA Şampiyonlar Ligi Real Madrid ile
1998 Kıtalararası Kupa Real Madrid ile
1998 FIFA Dünya Kupası İkinciliği Brezilya ile
1999 Copa América Brezilya ile
2000 UEFA Şampiyonlar Ligi Real Madrid ile
2001 İspanya Ligi Real Madrid ile
2002 UEFA Şampiyonlar Ligi Real Madrid ile
2002 UEFA Süper Kupa Real Madrid ile
2002 Kıtalararası Kupa Real Madrid ile
2002 FIFA Dünya Kupası Şampiyonluğu Brezilya ile
2003 İspanya Ligi Real Madrid ile
2007 İspanya Ligi Real Madrid ile
[code][b]Lionel Messi Kimdir?
Lionel Messi, 24 Haziran 1987’de Arjantin’in Rosario şehrinde dünyaya gelmiştir. İspanya’nın FC Barcelona Kulübü’nün ve Arjantin Milli Futbol Takımı’nın vazgeçilmez oyuncusudur. 1,69 m boyunda 67 kg ağırlığındadır. Medyada sık sık “Yeni Diego Maradona” olarak nitelendirilmektedir. Maradona’nın kendisi de demeçlerinde Messi için “Maradona’nın Halefi” demiştir. Messi, bir çok futbol analisti tarafından Dünya’nın en iyi genç oyuncusu olarak kabul edilmektedir.
İlk Yılları
Lionel Messi, 1987 yılının 24 Haziran günü doğdu. Antrenörlüğünü Messi’nin babasının yaptığı Grandoli adlı kulüpte top oynamaya başlamıştır. 1995 yılında buradan Newell's Old Boys takımına geçmiştir. 11 yaşındayken doktorlar tarafından büyüme hormonu yetersizliği teşhisi konulmuştur. Bu yıllarda River Plate takımı Messi’yle ilgilense de oldukça yüksek olan tedavi masraflarını karşılayacak güçte olmadığı için vazgeçmek zorunda kalmıştır.
O dönemde Arjantin’de genç yeteneklerini araştıran FC Barcelona Kulübü’nün sportif direktörü Carles Rexach, Messi’nin olağanustu futbol yeteneğini fark etmiş ve Messi'ye tedavi masraflarını karşılamak üzere İspanya’da FC Barcelona Takımı’nın alt yapısında oynamasını teklif etmiştir. Lionel Messi’nin hayatında bir dönem noktası olan bu teklifi ailesi kabul etmiş ve İspanya’ya taşınmışlardır. Kısa bir süre sonra Lionel Messi Barcelona’nın B takımında 30 maçta 37 gol atarak ne kadar büyük bir yetenek olduğunu kanıtlamıştır.
Arjantin 20 Yaş Altı (U-20) Takımı
Messi’ye İspanya Milli Futbol Takımı’nda oynaması teklif edildi ancak Messi bunu reddetti ve doğduğu ülkenin milli takımı için oynamak istediğini söyledi. 2004 Haziran ayında ilk kez bir dostluk maçında, Paraguay Milli Futbol Takımı’na karşı, Arjantin 20 Yaş Altı (U-20) Takımı formasını giydi.
2005 Haziran ayında Hollanda’da düzenlenen Dünya Gençler Futbol Şampiyonası’nda Arjantin 20 Yaş Altı (U-20) Takımı’yla şampiyonluk sevincini yaşadı. Bu turnuvada attığı 6 golle turnuvanın en skorer oyuncusu seçilerek altın ayakkabı ve en iyi oyuncusu seçilerek de altın top ödüllerini aldı. Bu başarısından sonra 27 Haziran’da 150 milyon € (Avro) karşılığında Barcelona ile 2010 yılına kadar bir sözleşme imzaladı. (Bu para,takım arkadaşı Ronaldinho’nun aldığı ücretten 30 Milyon € daha fazladır.)
Arjantin Milli Futbol Takımı
İlk kez 4 Ağustos 2005'te Arjantin Milli Takımı teknik direktörü José Pekerman tarafından Arjantin Milli Takımı’na davet edilmiştir. Milli takımdaki ilk resmi maçında Macaristan Milli Futbol Takımı’na karşı 63. dakikada oyuna giren Messi, girdikten 40 saniye sonra hakem Markus Merk tarafından rakibine dirsek attığı gerekçesiyle kırmızı kartla oyundan ihraç edilmiştir. Gördüğü kırmızı kartın ardından Messi, sahayı ağlayarak terk etmiştir. Daha sonra 3 Eylül’de Dünya Kupası Elemeleri’nde, Paraguay’a karşı, Arjantin Milli Takımı’nın 1-0 kaybettiği maçta son 8 dakika oyuna girerek ilk resmi maçını tamamlamıştır.
2005-2006 Sezonu
25 Eylül 2005’te İspanya vatandaşlığına kabul edilen Messi, artık La Liga’da bir İspanyol vatandaşı olarak Barcelona formasıyla mücadele edebilecekti. Zira Barcelona kulübünün Avrupa Birliği vatandaşı olmayan futbolcu kontenjanı dolmuştu ve Messi oynayamayacaktı. İlk Şampiyonlar Ligi maçında İtalya’nın Udinese takımına karşı 27 Eylül 2005 tarihinde forma giydi. Aralık ayında İtalyan spor gazetesi Tuttosport tarafından Wayne Rooney, Lukas Podolski, ve Cristiano Ronaldo ile birlikte 2005 yılının en iyi 21 yaş altı genç oyuncusu seçildi.
Messi daha sonra 2005-2006 sezonu boyunca La Liga’da ve Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona formasıyla gösterdiği performansla gerek Avrupa’daki futbol severlerin gerekse Barcelona taraftarlarının sevgilisi haline geldi.Bu yıllardan sonra artık Maradona'nın veliahtı olabileceğinin ipuçlarını gösterdi.En önemli özelliği ise topa olağanüstü bir şekilde hakim olması ve 1e 1 mücadelelerdeki başarısıdır
2006-2007 Sezonu
Hem İspanya Ligi La Liga’da Real Madrid takımına karşı oynadıkları maçta Dünya’nın en iyi defans oyuncusu olarak kabul edilen Fabio Cannavaro’ya karşı gösterdiği başarılı performans ve attığı çalımlarla hem de Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea takımına karşı oynadığı başarılı futboluyla ne kadar yetenekli ve gelecek vadeden bir oyuncu olduğunu tekrar kanıtlamış oldu. Aynı zamanda Şampiyonlar Ligi’nde eleme grubu son maçında Werder Bremen’e karşı 89. dakikada beraberlik golünü atarak takımının bir üst tura çıkmasında büyük rol oynamıştır.Nisan ayında Getafe karşında 5 ki
Mesajı son düzenleyen sarunhoo ( 09-07-07 - 18:27 ).
|