Forum TR
ForumTR'nin Diğer Hizmetlerini Gördünüz mü?: - ForumTR Video - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Go Back   Forum TR > Paylaşımlarım > Kişisel Sayfam
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com (istatistik: Günlük 350 Bin Tekil Hit, 1.7 Milyon Sayfa Gösterimi)
Kişisel Sayfam Kişisel Sayfanızı Hazırlayın, Düşüncelerinizi Özgürce İfade Edin.

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 19-06-07, 16:14   #1 (permalink)
Meraklı
 
Giriş Tarihi: 03-06-2007
Yer: sanki bilmiyonuz tabiki ewde :D
Yaş: 21
Mesajlar: 270
Rep Puanı: 10547798
owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11owner_Fast Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 105495
Varsayılan Owner_Fast'in kişisel Sayfası Elektrik ile ilgilidir :)(Güncellenecektir)


Elektrik Nedir ?
Grek (Yunan) dilinde kehribar ağacının adı elektriktir. Adı geçen toplumun bilginleri, bu ağacın kurumuş dallarının saç kıllarına sürtülmesinden sonra saman çöplerini çektiğini belirleyince, bu tip özellik gösteren tüm diğer cisimlere elektrik adını vermişlerdir.
Çok eski çağlarda ortaya konan elektrik kavramının kapsadığı alan durgun (statik) elektriktir. 16. yüzyıldan sonra hızlanan bilimsel ve teknolojik buluşların sonucunda ise durgun elektrik kavramının ötesine geçilerek, bugün yaşantımızın her alanında yararlandığımız elektrikli ve elektronik donanımlar geliştirilmiştir.

GÜNEŞ ENERJİSİ İLE ELEKTRİK ÜRETİMİ Basitçe PV sistemleri de diğer elektrik üretim sistemlerine benzer olarak çalışır.Sadece kullandıkları ekipmanlar değişiktir.Sistemin operasyonel ve fonksiyonel ihtiyaçlarına bağlı olarak DC-AC inverter,Akü,Şarj kontrol ünitesi,yedek güç kaynağı ve sistem kontrolörü gibi ekipmanlara

Şekil’den görülebileceği gibi PV dizisi tarafından üretilen DC gerilim bir adet şarj kontrolünden geçirildikten sonra akü grubuna yollanır burada depolanan enerji ışınımın az olduğu saatlerde sisteme gerekli enerjiyi sağlar.Akü grubundan çıkan DC gerilim bir adet inverter yardımıyla AC gerilime dönüştürülerek evlerimizde kullanabileceğimiz şekle dönüştürülür.




Barajlarda elektrik üretimi nasıl olur?

Barajlarbir akarsuyun enerjisini elektrik enerjisine çevirmeye yarayanyapılardır. Akarsuyun enerjisinden elektrik üretebilir ya da akarsuyunyolunu kesip onu üretime ihtiyaç olacağı zamana kadar baraj gölündedepolayabilirler, çünkü elektriği kullanmanın en verimli yolu onuüretildiği anda tüketmektir.
Barajlar aslında bir ya da birden fazla dev jeneratör içerirler. Busebeple bir barajı anlamak için önce bir jeneratörün çalışma prensibiniinceleyelim;
Jeneratörler elektromanyetik endüksiyon prensibi ile çalışırlar.Elektromanyetik endüksiyon, bir telin içinden geçen manyetik alandeğiştiğinde o tel üzerinde bir akım oluşmasına sebep olur. Bu tel eğerdışarıdan bir güç ile çevrilirse bu çevirmeyi sağlayan enerji elektrikenerjisine dönüştürülmüş olur.

Barajlarda tam olarak bu prensiple, ancak daha komplike ve verimlimekanizmalarla çalışır. Tellerde bir yerine binlerce sarım vardır, veçevirme gücünü ise su değirmenlerine benzer bir mekanizma iletürbinlerden akan su sağlar. Akan su türbinleri çevirir ve türbinlerşaftı döndürür, şaft jeneratör içerisindeki armatürü çevirir vejeneratörün çıkışı şehir şebekelerine elektrik sağlar.

Bu türbinlerin saniyedeki dönüş sayısı akımın frekansını, manyetik alanise voltajını belirler. Tabii ki bu iki değişken evimize evimize gelenekadar 50Hz frekans ve 220V etkin voltaj değerlerine getirilir.Evlerimizde doğru akım değil alternatif akım kullanıyor olmamızınsebeplerinden biri elektriğin barajlarda bu şekilde üretiliyor ve buşekilde daha verimli iletilebileceği voltajlara (yüksek gerilim gibi)taşınabiliyor olmasıdır, zira transformatörlerde jeneratörler gibialternatif akımla çalışır.
Hidroelektrik santrallerinde jeneratörler elektrik ihtiyacına göregerekli sayıda aynı anda çalıştırılarak enerji tasarrufu sağlanır


Bir şalt sahasında meydana gelen arıza ve elektrigin açıga çıkması (video)





Elektrigin tarihçesi

(M.Ö. 625 - M.Ö. 545) elektriğe ve magnetizmaya ilişkin önemli gözlemlerde bulunduğu, Aristoteles'in yazılarından öğreniyoruz. Bu gözlemlerinde Tales, kehribarın hafif cisimleri ve mıknatıs taşının da demiri çekebilme özelliği bulunduğunu saptamıştır. Hatta daha da ileri giderek bu iki tür olay arasında ilişki kurmaya çalışmıştır. Romalı şair Lukretyüs, De Nerum Natura adlı yapıtında mıknatıs taşının demir halkaları çekebildiğinden söz etmektedir.

Bilimsel çalışmaların ve düşünsel gelişmelerin Batı da çok yavaşladığı Ortaçağ döneminde en göze çarpan yenilik, kehribar ve mıknatıs taşı üzerine yaptığı gözlemlerle Rönesans bilimcilerine ilham veren ünlü İngiliz bilimcisi Roger Bacon'ın öğrencisi Peter Peregrinus'un 1269 yılında, pusulanın ilkel biçimini tanımlaması olmuştur.

Ancak pusulanın Peregrinus tarafında icat edilmediği ve Avrupalıların bu aygıtın varlığını ve özelliklerini, Müslümanlar aracılığıyla Çinlilerden öğrendiği tarihçilerin genel olarak kabul ettikleri bir görüştür. Pusulanın o dönemin en önemli teknolojik buluşu olması ve pratikte görülen büyük yararları, magnetizma olgusu üzerine ilginin ve çalışmaların artmasına yol açmıştır. Bu konudaki ilk önemli yapıtın yazarı William Gilbert (1544 - 1603)'dir. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth'in doktoru olan Gilbert'in De Magnete adlı kitabı 1600 yılında yayımlandı. Gilbert bu kitabında, dünyanın küresel bir mıknatıs olduğunu ve pusulanın ibresinin dünyanın magnetik kutbunu gösterdiğini ortaya koyarak magnetizma teorisine çok büyük bir katkıda bulundu. Pusula ibresinin, kuzey - güney doğrultusunun yanı sıra düşey yönde sapma gösterdiğini ilk kez söyleyen de Gilbert olmuştur.

Magdeburg kenti belediye başkanı Otto von Guericke (1602 - 1686), 1660 yılında elektriksel yük üreten ilk makinayı yaptı. Bu makina, kayışlı bir makara düzeneği aracılığıyla elle döndürülen kükürt bir küreden oluşuyordu. Çeşitli cisimlerin dönmekte olan kükürt küreye sürtünmesiyle belirli düzeylerde statik elektrik üretiliyordu. Avrupa'da kısa sürede büyük bir üne kavuşan bu makina ile Guericke, elektriksel itme ilkesini kurmuş ve yaygınlaştırmış oluyordu.

Elektriğin iletilebileceğini kanıtlayan ilk deneyler Stephen Gray (1696 - 1736) adlı bir İngiliz tarafından yapılmıştır. Elektriklenmiş bir şişede elektriğin, şişenin mantar kapağına da geçtiğini gören Gray, bu gözleminden hareket ederek ipek, cam, metal çubuk ve benzeri cisimleri ard arda bitiştirerek elektriğin bu cisimler aracılığla iletilebileceğini gösterdi. 1729'da yaptığı bu tür bir deneyde elektriği 255 metrelik bir uzaklığa kadar iletmeyi başardı. Çeşitli maddeleri iletken ve yalıtkan olarak ilk kez sınıflandıran da Stephen Gray olmuştur.

XVIII. yüzyılın en gözde buluşlarından biri, Leiden şişesidir. Alman E.G. von Kleist ile Leiden (Hollanda'da bir kent) Üniversitesi matematik profesörlerinden Pieter van Musschenbroek'in 1745 ve 1746'da birbirlerinden bağımsız olarak buldukları bu aygıt, içine metal bir çubuk batırılmış su dolu bir cam şişeden oluşuyordu. Cam şişenin izolatör rolü gördüğü tarihteki bu ilk kondansatör, elektriği depolanarak çeşitli deneylerde bir kaynak olarak kullanılabilmesine olanak sağlıyordu.

Leiden şişesinin bulunmasının ardından elektriğin iletimine ilişkin deneyler arttı. Fransa'da yapılan bir deneyde Leiden şişesindeki elektrik 4 km. uzaklığa iletildi. Öte yandan elektriğin iletilebilir olması, onun hızının ne olduğunun merak edilmesine yol açtı. Fransa'da ve İngiltere'de elektriğin hızını ölçme deneyleri yapıldı. Bu deneylerin sonucunda elektriğin aynı anda kilometrelerce öteye ulaştığı düşüncesinden öteye gidilemedi.

Elektrik yüklerinin artı ve eksi olarak belirlenip adlandırılmasını sağlayan Benjamin Franklin (1706 - 1790)'dir. Franklin, yaptığı çeşitli deneylerin sonucunda elektriğin belirli ortamlarda fazla veya eksik ölçülerde bulunabilen bir sıvı olduğu görüşüne vardı. Her ikisinde de elektrik eksikliği ya da fazlalığı bulunan cisimlerin birbirini ittiğini, birinde eksiklik diğerinde fazlalık olan cisimlerin ise birbirlerini çektiğini ileri sürdü. Fazlalığı artı elektrik, eksikliği ise eksi elektrik olarak adlandırdı.

Leiden şişesiyle ilgili deneyleri de sürdüren Franklin, Leiden şişesinden boşalan elektriğin oluşturduğu çatırtılar ve kıvılcımlar ile fırtınalı havalardaki gök gürültüsü ve şimşek arasında bir ilişki olması gerektiğini düşündü ve 1752'de, fırtınalı bir havada uçurduğu bir uçurtma ile bir Leiden şişesini yüklemeyi başardı. Franklin'in bu deneyden pratik yararlar elde etme yönündeki girişimleri paratonerin bulunmasına giden yolu açtı. Bu nedenle, yıldırıma karşı bir korunma aracı olarak kullanılan ve toprağa bağlı bir metal çubuktan ibaret olan paratonerin gerçek yaratıcısı Franklin'dir. 1782 yılında Amerika'nın Philadelphia kentinde paratoner kullanan konut sayısı 400'ü geçiyordu.

Elektriğin XVIII. yüzyıl tarihindeki en önemli simanın Coulomb ve en büyük bilimsel keşfin de Coulomb Yasasının formüle edilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Fransız fizikçi Charles Augustin de Coulomb (1736 - 1802), elektriğin niceliksel işlemler ve ölçümler ifade edilebilen bir kavram ve bilim dalı haline getirilmesine çok büyük katkılarda bulunmuştur. Coulomb, 1777 yılında, yüklü iki metal küre ya da iki mıknatıs kutbu arasındaki itme veya çekme kuvvetini duyarlı bir biçimde ölçebilen burulmalı tartı aygıtını gerçekleştirdi; bu aygıtı icat etmesi nedeniyle 1781'de Fransız Bilimler Akademisi'ne seçildi. 1785'de ise bu tartı aygıtını kullanarak iki yük arasındaki itme veya çekme kuvvetinin, yüklerin çarpımı ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu deneysel olarak gösterdi. Günümüzde Coulomb yasası olarak bilinen bu büyük bilimsel keşif, elektriğin bir bilim dalı haline gelmesinde temel nitelikte bir rol oynamıştır. Coulomb yasası, Newton'un kütle çekimi yasasının elektrikteki karşılığıdır (Kütle çekimi yasasından farklı olarak elektrikte iki yük arasında itme kuvvetinin varlığı da söz konusudur).

XVIII. yüzyılın sonlarında gerçekleştirilen çok önemli bir buluş da pildir. Pil sayesindedir ki, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürücek sürekli bir akım elde edebilme olanağı doğmuştur. İtalyan hekim ve fizik bilgini Luigi Galvani (1737 - 1798), hayvanların dokularında bir tür elektrik bulunduğuna inanıyordu. Laboratuvardaki kurbağalardan birinin açıktaki sinirlerine makasla dokunduğunda ölü hayvanın kaslarının kasıldığını fark etmişti. Galvani'ye göre,"hayvansal elektrik" adını verdiği bu yeni güç, sürtünmeyle oluşan statik elektrikten farklı, yeni bir elektrik biçimiydi. Pavia Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Alessandro Volta (1745 - 1827), Galvani'nin bu fikrine karşı çıktı ve oluşan elektriğin kaynağının kurbağa değil, ona dokundurulan metal parçaları olduğunu ileri sürdü. Galvani ile Volta arasındaki bu tartışma başka bilim adamlarının da katılımıyla yıllarca sürdü ve ancak Volta'nın 1800 yılında Royal Society'ye yazdığı yazıda, iki metal plaka arasına tuz karışımlı sıvı koyarak elektrik akımı elde etmiş olduğunu bildirmesiyle sona erdi. Böylece ilkel biçimiyle pil icat edilmiş oluyordu. Volta daha sonra buluşunu geliştirdi ve tuzlu suyla nemlendirilmiş kartonlarla birbirlerinden ayrılmış ince bakır ve çinko levhaları üst üste koyarak hazırlanabilen piller yaptı. Volta pili kısa bir süre içinde, özellikle kimya dalında olmak üzere önemli gelişmelere yol açtı. İngiliz kimyacı Humphry Davy (1778 - 1829), 1807 yılında, özel olarak yapılmış güçlü bir Volta pilini kullanarak bileşikler içinden elektrik akımını geçirmek suretiyle potasyum ve sodyumu bileşiklerinden ayırmayı başardı. Böylece XVIII. yüzyılın sonunda, sürekli elektrik akımı üretebilen bir kaynağın gerçekleştirilmesiyle, hem elektrokimya dalında büyük adımların atılabilmesi süreci başlamış, hem de yüzyıllar boyunca varlığını korumuş olan elektrik tarihinin en temel sorusunun yani elektrik ile magnetizma arasındaki ilişkinin niteliği konusunun yanıtlanabilmesinin nesnel temeli yaratılmış oldu. Bu sorunun yanıtının artık çok uzun bir süre geçmeden Kopenhag Üniversitesi'nde doğa felsefesi profesörü olan Hans Christian Oersted (1775 - 1851)'den geldi. Oersted, 1819 yılında, öğrencilerine elektrik akımından ısı elde edilmesini göstermek amacıyla Volta piliyle deney yaparken önemli bir olguya tanık oldu. Kullandığı elektrik devresinin açılma ve kapanma anlarında, yakındaki bir mıknatıslı pusulanın iğnesinde sapmalar oluyordu. Gözlemlerini sürdüren Oersted bir telin içinden akım geçirildiğinde elektrik akımının telin çevresinde bir magnetik alan oluşturduğu sonucuna vardı. Oersted'in yaptığı deneylerin sonuçlarını 1820 yılında yayınlanması, bilim dünyasında büyük yankılar yarattı.

Oersted'in keşiflerinin yayınlanmasından bir hafta sonra Fransız matematikçi ve fizikçi André Marie Ampére (1775 - 1836), bu yeni olguyu betimleyen ve Ampére Yasası olarak adlandırılan bir elektromagnetizma yasası formüle etti. Bu yasa magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı matematiksel olarak belirtiyordu. Elektrodinamiğin kurucusu olan Ampére aynı zamanda elektrik ölçme tekniklerini de geliştirdi ve serbestçe hareket eden bir iğnenin yardımıyla elektrik akımını ölçen bir aygıt yaptı.

İletkenlerden geçen elektrik akımına ilişkin çalışmalar yapan Alman fizikçi Georg Simon Ohm (1789 - 1854), bir iletkenden geçen akımın iletkenin uçları arasındaki gerilim ile doğru, iletkenin direnciyle ters orantılı olduğunu buldu. Ohm, günümüzde kendi adıyla anılan bu yasayı ve onunla ilgili düşüncelerini 1827 yılında yayınladı.

XIX. yüzyılda elektrik teori ve pratiğine çok önemli katkılarda bulunmuş iki büyük bilim adamı vardır. Bunlar büyük deneyci İngiliz Michael Faraday (1791 - 1867) ile elektromagnetik kuramının kurucusu İskoç James Clerk Maxwell (1831 - 1879)'dir.

Oersted, elektrik akımının bir magnetik alan oluşturduğunu göstermişti. İngiliz kimyacı ve fizikçi Faraday ise mıknatısların elektrik akımı yarattığını buldu ve mıknatısların oluşturduğu elektrik akımına ilişkin yasayı formüle etti: Akımın şiddeti, iletkeni birim zamanda kesen kuvvet çizgilerinin sayısıyla doğru orantılıydı. Faraday, yaşamı boyunca tüm çalışmalarını düzenli bir biçimde defterine not ediyordu. Ölümünden sonra bu notlar 7 cilt halinde yayınlanmıştır. Faraday, 1822 yılında defterine şu notu düşmüştü; "Magnetizma'yı elektriğe dönüştür!". Faraday'ın bu bilimsel keşfi, onun sürekli bir akım üretebilen elektrik motorunu buluşuyla sonuçlanmıştır.

Faraday'ın elektriğin yanı sıra kimya alanında da önemli katkıları bulunmuştur. elektrokimyanın kurucusu olarak tanınan Faraday elektroliz yasalarının da kâşifidir. Ayrıca, elektroliz, elektrot, anot, katot gibi günümüzde kullanılan sözcükleri de ilk kez ortaya atan Faraday'dır.

Faraday, ilkelerine son derece bağlı olarak yaşayan bir bilim insanıydı. 1850'li yıllarda İngiltere, Rusya ve Kırım'da savaş halindeyken, İngiliz hükümeti savaşta kullanılmak üzere bir zehirli gaz geliştirmesi için Faraday'a başvurmuştu. Faraday'ın yanıtı çok kesindi: Böyle bir gazın geliştirilmesi mümkündü, ancak kendisinin böyle bir araştırmada yer alması düşünülemezdi.

Bilimsel gelişmeye çok önemli ve özgün katkılarıyla Maxwell, belki ancak Newton'un ve Einstein'ın etkisiyle eş düzeyde tutulabilecek bir etki yaratmıştır. Diğer şeylerin yanı sıra elektromagnetizma kuramı ile gerçekte XX. yüzyıl fiziğine en büyük etkide bulunan XIX. yüzyıl bilimcisidir. Maxwell'in 100. doğum yılında, 1931'de Einstein, Maxwell'in çalışmaları sonucunda fizikteki gerçeklik kavramlarında ortaya çıkan değişiklikleri, Newton döneminden bu yana fiziğin kazandığı en köklü üretici deneyimler olarak tanımladı.

Işığın da bir elektromagnetik dalga olduğu görüşünü benimseyen Maxwell, elektromagnetik radyasyon kavramını ortaya attı ve alan denklemlerini, Michael Faraday'ın elektrik ve magnetik kuvvet çizgileri üzerine oturttu. Bu alan denklemleri daha sonra Einstein'ın özel görecelik kuramının gelişimine yol açtı ve kütle ile enerjinin eşdeğerliği ilkesine temel oluşturdu. Maxwell'in düşünceleri ayrıca XX. yüzyıl fiziğinin öteki büyük keşfi olan kuantum kuramının geliştirilmesine de öncülük etti. Maxwell'in elektromagnetik radyasyonu tanımlaması, ısıl radyasyon yasasının oluşumuna yol açtı ve bu yasa da daha sonra Max Planck'ın kuantum hipotezini formüle etmesine yaradı. Bu hipoteze göre ısı enerjisi yalnızca sınırlı miktarlarda ya da kuantalar halinde yayılır.

Maxwell'in elektromagnetizma üzerine yaptığı çalışmalar onu tarihin en büyük bilim adamları arasına yerleştirmiştir.

Kuramın en iyi açıklaması niteliğindeki "Elektrik ve Magnetizma Üzerine Tezler" adlı yaptının önsözünde, Maxwell yaptığı en büyük şeyin Faraday'ın fiziksel düşüncelerini matematiksel bir yapıya dönüştürmek olduğunu belirtmektedir. Faraday indükleme yasalarını (değişen bir magnetik alan, indüklenmiş bir elektromagnetik alana yol açar) açıklama denemeleri sırasında Maxwell bir mekanik model oluşturdu. O bu modelin, enine dalgalara yataklık yapabilen dielektrik ortam içinde bir deplasman akımına neden olduğunu buldu. Bu dalgaların hızlarını hesapladı ve onların ışık hızına çok yakın olduğunu gösterdi. Maxwell ışığın, elektrik ve magnetizma olgularının nedeni olan enine dalgalanmalar içerdiği sonucuna varmanın kaçınılmaz olduğuna karar verdi.

Maxwell'in kuramı, elektromagnetik dalgaların bir laboratuvarda elde edilebileceğini öngörüyordu. Bunu ilk olarak, Maxwell'in ölümünden sekiz yıl sonra, 1887'de Heinrich Hertz (1857 - 1894) gerçekleştirdi. Kökeni Maxwell'in yazılarında bulunan çok sayıdaki uygulama, radyo sanayiinin doğuşuyla sonuçlandı.

Oersted ile yoğunlaşmaya başlayan bilimsel gelişmeler Maxwell ile doruğa erişmişti. Bu büyük gelişmeler sadece kuramsal düzeyde ilerlemekte kalmadı, teknolojik sonuçlara da yol açtı. Faraday 1831 yılında elektrik üretebilen küçük nir jeneratör de yapmıştı. Fakat onun bu icadı o yıllarda büyük teknolojik atılımlara neden olmadı. Ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısında teknolojik gelişmeler yoğunlaştı ve hız kazanmaya başladı.

1850'li yıllarda artık seri olarak üretilmeye başlanan dinomalar ilk kez yaygın olarak aydınlatma amacı için kullanıldı. 1858'de başlayarak dinamolardan İngiltere'de deniz fenerlerindeki kömür uçlu ark lambalarının enerji kaynağı olarak yararlanıldı. XIX. yüzyılın son çeyreğinde artık elektrik motorları küçük ve bağımsız mekanik enerji gerektiren, demiryolları, asansörler, madencilik, makina tezgahları, matbaacılık gibi alanlarda yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştı.

İlk kez deniz fenerlerinde kullanılan ark lambaları daha sonra sokak aydınlatılmasında da kullanılmaya başlandı. Bu yöndeki ilk uygulama, 1877 yılında Paris'te Avenue d'Opera caddesinin ark lambaları ile aydınlatılmasıdır. Bu uygulama alternatif akımla çalışan ark lambaları ve enerji kaynağı olarak da Gramme dinomaları kullanılmıştı. Benzeri sokak ve işyeri aydınlatma sistemleri daha sonra Avrupa ve Amerika'nın belli başlı şehirlerinde de kullanılmaya başlandı.

XIX. yüzyılın ilk yarısında İngiltere'de platin flaman kullanılan akkor lambalar yapılmıştı. Ancak lambalarda istenilen düzeyde vakum elde edilemediği için başarılı sonuçlar alınamamıştır. Civa pompasının bulunmasıyla yüksek vakum sağlama olanakları doğdu ve böylece daha iyi sonuçlar alındı. Ancak akkor lambanın ticari uygulamaya girebilmesini sağlayan mucit, Amerikalı Thomas Alva Edison (1847 - 1931)'dır. Edison, 1877'de, sesi kaybedip yineleyebilen gramofonu (fonograf) geliştirmişti. İki yıl sonra da lamba üzerinde çalışmaya başladı. En uygun flaman maddesinin seçimi için yüzlerce deney yaptıktan sonra karbon flamanlı akkor lamba için patent başvurunu yaptı. Üç yıl sonra New York sokakları artık bu lambalarla aydınlanıyordu. Edison yaşamı boyunca gerçekleştirdiği çeşitli buluşları için 1093 patent aldı.

1833 yılında Almanya'nın Göttingen kentinde iki bilim adamı Gauss ve Weber, birbirlerine olan uzaklıkları 1,5 km olan evleri arasında bir tür telgraf düzeneği kurmuşlardı. Bu düzenekte alıcı olarak galvanometreler kullanılıyordu. Gerçekte bu yıllarda küçük ticari uygulamaları da içeren bir telgraf teknolojisi Avrupa'da ve Amerika'da gelişmeye başlamıştı. Ancak günümüzde telgrafın asıl mucidi olarak Amerikalı Samuel Morse (1791 - 1872) kabul edilmektedir. Morse'un 1837'de geliştirdiği telgrafta alıcı aygıt, göndericiden gelen imle çalışan bir elektromıknatıs ve bu mıknatısın hareketiyle kağıdın üzerine Mors kodunu yazan bir düzenekten oluşuyordu. Mors kodu, bugün Mors alfabesi olarak bilinen nokta ve çizgileri içeriyordu. Samuel Morse'un telgraf sistemi, 1844 yılında Washington - Baltimore şehirleri arasında 65 km'lik bir telgraf hattı olarak uygulamaya sokuldu.

1856 yılında New York ile Kanada'nın doğu kıyısındaki New Foundland adası arasında telgraf hattı kuruldu. Bundan sonra da New Foundland ile İrlanda arasındaki ilk transatlantik telgraf kablosunun döşenmesi girişimleri başladı. 6 Ağustos 1857'de başlayan kablo döşeme çalışmaları çok büyük güçlüklerle karşılaştı ve ancak bir yıl sonra 5 Ağustos 1858'de tamamlanabildi. Bununla birlikte henüz iletilen mesaj sayısı 400'ü bile bulmamışken, denizaltı kablosu 1 Eylül 1858'de onarılamayacak biçimde arızalandı. Kıtalararası telgraf iletişimi ancak 8 yıl sonra, 7 Eylül 1866'da yeniden başlayabildi.

XIX. yüzyılda telgrafın uygarlığın ve yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesinden sonra gerçekleşen en önemli aşama telsiz telgrafın bulunmasıdır. Alman fizikçi Heinrich Hertz (1857 - 1894)'in Maxwell'in elektromagnetizma kuramından hareket ederek yaptığı deneyler sonucunda elektromagnetik dalgaların haberleşmede kullanılabileceği anlaşılmıştı. Bu gelişmeyi teknolojik sonucuna ulaştırmayı başaran mucit ise İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi (1874 - 1937) oldu. Marconi, ile telsiz telgraf patentini, sinyalleri birkaç km uzağa ulaştırarak 1892'de aldı. Daha sonra çalışmalarını sürekli geliştirdi ve ilk kıtalararası radyo sinyalini göndermeyi başardı. 12 Aralık 1901'de, İngiltere'nin güneybatı ucundaki Cornwall'dan gönderilen sinyaller, Atlas Okyanusunun öte yakasından, Kanada'nın New Foundland adası kıyılarındaki St. John'dan alındı. Bu olayı izeleyen tarihlerde birçok yerde telsiz telgraf istasyonları kurulmaya başladı.

Daha XIX. yüzyılın ikinci yarısının hemen başlarında insan konuşmasının elektrikle iletilebilmesi üzerine düşünceler ve tasarılar geliştirilmeye başlanmış ve hatta bazı deneylere bile girilmişti. Ancak telefonun gerçek mucidi olarak bilinen Alexander Graham Bell (1847 - 1922)'in telefonun patentini alması 1876 yılını buldu. Bell'in telefon sisteminin esasını, elektromıknatısın, ses dalgasıyla orantılı olarak akım üretecek bir biçimde titreştirilmesi oluşuyordu. ABD Patent Dairesi'nden aldığı patent belgesinde buluşuna ilişkin olarak şu sözler yer alıyordu; "Ağızdan çıkan seslere ya da başka seslere eşlik eden, hava titreşimlerine benzeyen elektrik titreşimleri yaratarak, ağızdan çıkan sesleri ya da başka sesleri telegrafik olarak iletmeye yönelik bir yöntem ve aygıt..."

Patentin alınışını izleyen bir yıl içinde aygıt üretilerek piyasaya sürüldü ve telefonun kullanımı hızlı yaygınlaştı. XX. yüzyılın ilk yarısı için artık elektronik çağı nitelemesi yapmak mümkündür. Bu dönemde çok hızlı ve şaşırtıcı bir gelişme çizgisi izleyen elektroniğin uygulamaları, yaşamın her alanını artık doğrudan etkiler hale gelmiştir. 1904 yılında John Ambrose Fleming elektron lambasını (diyot) gerçekleştirdi. 1907'de Lee De Forest triyot lambayı yaptı. 1923'te ise Rus asıllı ABD'li mühendis Vladimir Kosma Zworykin (1889 - 1982)'in, görüntüleri elektrik işaretlerine dönüştüren ikonoskop lambasını bulmasıi televizyonun gelişiminde temel önemde bir adım oldu.

Müzik ve konuşma içeren kısa mesafeli ilk radyo yayını, 24 Aralık 1906'da ABD'li mucit Reginald Fessenden tarafından gerçekleştirildi. Radyo teknolojisi bu tarihten sonra sürekli gelişme gösterdi. Ayrıca 1920'de Kanada'da, 1921'de Avustralya, Yeni Zelanda ve Danimarka'da, 1922'de Fransa, İngiltere ve SSCB'de, 1923'de Belçika, Almanya, Çekoslovakya ve İspanya'da, 1924'te Finlandiya ve İtalya'da, 1925'de de Türkiye'de düzenli radyo yayınları başladı. Radyo teknolojisinin gelişimiyle birlikte, kullanılan elektronik devreler de gittikçe daha karmaşık biçimler almaya başlamıştı. Bu sorunlarla bağlantılı olarak, elektrik devrelerinin daha sistematik bir biçimde çözümlenmesi ve sentezlenmesine yönelik "devre teorisi" adı verilen matematiksel disiplin önemli gelişmeler gösterdi.

Modern televizyon mucidi, Rus asıllı ABD'li elektrik mühendisi Vladimir Kosma Zworykin'dir. Zworykin 1923 yılında, televizyon kamerasının en önemli parçası olan ve ilk kez resim tarama yöntemini tümüyle elektronik olarak yapan ikonoskopu buldu. Ertesi yıl da kineskop olarak adlandırılan resim tüpünün patentlerini aldı. Bu iki buluş, tümüyle elektronik ilk televizyon sisteminin oluşturulmasını olanaklı kıldı. 1950'li yıllarda televizyon artık ticari uygulama aşamasına geçmişti.

Elektronik teknolojisindeki en önemli aşamalardan biri hiç kuşkusuz, yarı iletken fiziğindeki gelişmelerin sonucunda transistörün icadıyla sağlanmıştır. Elektrik sinyallerinin yükseltilmesini, denetlenmesini ya da üretilmesini sağlayan bu yarı iletken aygıt, 1947 yılında ABD'deki Bell Laboratuvarları'nda, John Bardeen, Walter Houser Brittain ve William Bradford Shockley tarafından icat edilmiştir. Mucitler bu buluşları nedeniyle 1956 Nobel Fizik Ödülü'nü paylaşmışlardır. Elektron lambalarının bütün işlevlerini yerine getirebilen transistörler ayrıca ek üstünlüklere sahiptirler. Transistörler, çok daha küçük boyutlu ve hafif, mekanik etkilere karşı daha dayanıklı, ömrü daha uzun, verimi daha yüksek, ısı kayıpları daha düşük ve harcadığı güç de çok daha az olan aygıtlardır. Bu özellikleriyle transistörler, elektronik sanayiinde devrim olarak nitelendirilebilecek gelişmelere yol açmışlardır. Transistörsüz bir dünyada küçük ve yüksek hızlı bilgisayar olanaksız olacaktı.

İlk hesap makinasını, XVII. yüzyılda Fransız matematikçi ve fizikçi Blaise Pascal (1623 - 1662) yapmıştı. Bu aygıt toplama çıkarma yapabilen dişli çarklardan oluşuyordu. Daha sonra Alman filozof ve matematikçi Gottfried Wilhelm Leibniz (1646 - 1716), çarpma ve bölme de yapabilen bir makina geliştirdi. Ancak bugünkü bilgisayarlara yakın makina tasarlayan mucit, İngiliz matematikçi Charles Babbage (1792 - 1871) oldu. Bununla birlikte Babbage'ın otomatik sayısal bilgisayarı, elektroniğin olanaklarından yararlanamadığı için tam bir gelişim sağlayamadı.

XX. yüzyılda, oldukça karmaşık işlemler yapabilen ancak mekanik ve yavaş çalışan öğelerden oluşan ilk bilgisayar, ABD'li elektrik mühendisi Vannevar Bush (1890 - 1974)'un yönetiminde 1930'lu yıllarda Cambridge'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)'nde yapıldı. İlk elektronik bilgisayarın yapımına ise 1942'de başlandı ve aygıtın yapımı 1945 yılında tamamlandı. Yarı iletken teknolojiye geçilmesinden sonra bilgisayarların hızında ve bellek sığasında büyük ilerlemeler sağlandı. Transistör kullanan ilk bilgisayar 1950 yılında ABD Standartlar Bürosu tarafından yapıldı. Transistör çağından tümleşik devreler çağına geçilmesiyle, bilgisayarlar çok daha büyük işler yapan aygıtlara dönüştüler


ELEKTRİK SANTRALLERİ
Santral nedir?
İnsanların günlük yaşantılarında elektrik vazgeçilmeyen bir enerji olmuştur. Hemen hemen her alet/makine için elektrik gerekli bir enerjidir. Doğadaki başka bir maddeden elektrik enerjisi üreten kuruluşlara santral denir. 3 tür santral vardır.
Elektrik santralleri, başka enerji biçimler (termik, nükleer, hidrolik, jeotermal, güneş, rüzgâr, gelgit v.b) elektrik enerjisine dönüştürmek amacıyla bir araya getirilmiş donanımlardan oluşan işletmelerdir. Çağımızda büyük güçlü sınai donanımların çoğunluğu, hidrolik ve termik (klasik ve nükleer) santrallerden meydana gelmektedir. Türü ne olursa olsun, her elektrik santralı, temel olarak bir enerji kaynağı, hareketlendirici bir aygıt, bir alternatör ve bir dönüştürme istasyonundan meydan gelir

Santral çeşitleri
1.Hidroelektrik Santral
2.Termik Santral
3. Nükleer Santral

Yurdumuzda hangi tür santraller bulunmaktadır?
Ülkemizde sadece termik ve hidroelektrik santralleri bulunmaktadır.

1.Hidroelektrik Santraller: Hidroelektrik santraller ile elektrik üretimi, dünyada toplam elektrik üretimine yaklaşık %23 oranında katkıda bulunmaktadır. Hidroelektrik santralleri ile enerji üretimi için uygun coğrafi koşulların sağlanması gerekmektedir. Günümüz koşullarında kullanılabilir hidroelektrik kapasitenin büyük bir bölümü hali hazırda kullanılmaktadır. Türkiye açısından enerjinin durumu ele alındığında, bazı kaynaklar açısından şanslı bir ülke olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Özellikle Güney ve Doğu Anadolu bölgelerimizde hidroelektrik santraller sayesinde üretilen elektrik enerjisi küçümsenemez. Kurulması planlanan veya inşaatı süren birçok hidroelektrik santralleri, Türkiye’nin geleceğine damga vuracaktır. Hidroelektrik santraller, temiz enerji kaynakları arasında değerlendirmek gerekir.




Ülkemizdeki akarsuların hidroelektrik potansiyelinin geliştirilmesi amacı ile 485 adet hidroelektrik santral (HES) projesinin geliştirilmesi planlanmış bulunmaktadır. Bu çalışmalar sonucunda ülkemizin akarsularının toplam kurulu gücü 34592 MW, hidroelektrik enerji potansiyeli ise 122332 GWh olarak hesaplanmıştır. 1999 yılı sonu itibariyle geliştirilerek işletmeye açılan 113 adet HES projesinin toplam kurulu gücü 10631 MW olup, enerji üretim kapasitesi yılda ortalama 38493 GWh’dır. Bu ise toplam hidroelektrik potansiyelin ancak %31’inin geliştirildiğini göstermektedir. Bu oran halen inşaatı devam etmekte olan toplam 4246 MW Kurulu gücünde ve 14020 GWh enerji üretecek olan 38 adet HES projesinin tamamlanarak işletmeye alınması ile %43’e ulaşacaktır.
DSİ Türkiye’de su kaynaklarını geliştirme projelerini, gerçekleştirmekten sorumlu kurumdur. Hidroelektrik enerji üretecek projeleri geliştirmektedir. Türkiye’de bugüne kadar 125 hidroelektrik santral işletmeye alınmıştır. Türkiye’de bugüne kadar işletmeye alınan 11643 megawatt kurulu güçteki hidroelektrik santrallerde yılda ortalama 42,2 milyar kilowatt saat enerji üretmektedir. DSİ tarafından inşa edilen hidroelektrik santrallerin toplam kurulu gücü 9912 megawatt’dır. DSİ tarafından inşa edilen hidroelektrik santrallerde yılda ortalama 35,7 milyar kilowatt saat enerji üretilmektedir. 40,5 milyar kilowatt saat enerji üretecek 102 hidroelektrik santralın inşaatı DSİ yatırım programında bulunmaktadır. DSİ dünyanın en büyük su projelerinden biri olan GAP’ı da gerçekleştiriyor. GAP ‘da 22 baraj, 19 hidroelektrik santral inşa edilecek olup, 9 baraj ve 5 hidroelektrik santralın inşası tamamlanmıştır. GAP‘da tamamlanan hidroelektrik santrallerde, 20 milyar kilowatt saat enerji üretilmektedir. Devam eden projeler ile 7 milyar kilowatt saat daha enerji üretileceği bildirilmektedir.
Hidroelektrik santrallerinin yapımı çok pahalıdır.Buna karşın , elektrik enerji üretimi kolay ve ucuz olması yüzünden en çok tercih edilen santrallerdir.Ülkemizin , bol yağış alan iklimi ve akarsularının bolluğu nedeniyle bir çok baraj yapılmış ve hidroelektrik santralleri kurulmuştur.Atatürk , Keban , Gökçekaya , Hirfanlı , Oymapınar , Sarıyar , Karakaya önemli hidroelektrik santrallerimizdir

2.TERMİK SANTRALLER: Yanmayla ortaya çıkan ısı enerjisinden elektrik enerjisi üreten merkeze termik santral denir. .Yanma, bir kazan yada buhar ürecinde gerçekleştirilir ve suyun buhara dönüştürülmesini, daha sonrada bunun yüksek basınç altında (160 bar),yüksek sıcaklıkta(550’C)çok ısıtılmasını sağlar. Buhar önce türbinin yüksek basınçlı bölümünde ve daha sonra yeniden çok ısıtıldıktan sonra orta ve alçak basınçlı bölümlerde genişler. Birbirini izleyen bu genişlemeler sırasında ısı enerjisi mekanik enerjiye dönüşür. Kondansatörde soğutulunca su yeniden eski haline geçer; türbinden çektiği buharla çalışan bir yeniden ısıtma bölümüyse suyun ısısını yükseltip kazana gönderir. Buhar ve su bir kapalı devre halinde dolaştıkları için, bu çevrim sonsuza kadar yenilenir.
Duman kazan çıkışında büyük oranda ısı yitirir ve havaya verilir; Böylece yanma olayı gerçekleşir. Kömürle çalışan santrallerde dumanın daha sonra elektrostatik düzenekler yardımıyla tozu alınır ve bacadan dışarı atılır. Bu arada türbinde yaratılan mekanik enerji bir alternatöre iletilir ve burada elektrik enerjisine dönüştürülür. Türbo-alternatör gurubunun uzunluğu 600 mega voltluk bir güç için bazen 50m’aşar; verilen elektrik akımıysa 20 000 voltluk bir gerilim altında 19 200 ampere ulaşır. Modern bir termik santralın verimi %40 dolayındadır.

Termik santrallerde kullanılan yakıtlar mazot, gaz ve kömürdür. Mazot içi gerekli olan tesisler basit tesislerdir; mazot 30000-40000mküp hacimli, silindir biçiminde metalik depolarda saklanır. Depolardan alınıp ısıtılan mazot püskürtülerek brülörlere aktarılır.Gaz kullanımı için gerekli olan donanımlar çok az sayıdadır; Gaz brülörlere gönderilmeden önce yalnızca genişletilir,filtreden geçirilir ve ısıtılır.
Termik santrallerde kömür kullanımı; için gerekli olan tesisler gaz ya da mazota oranla çok daha önemli ve büyüktür. Burada özellikle kömürün demiryolu, akarsu ya da deniz yoluyla santrale getirilmesi, boşaltılması, depolanması, santral alanı içinde dolaştırılması ve kazana verilmesi için gerekli tesisler yapılmalıdır. Kömür önce toz haline getirildikten sonra, önceden mazotla 500’C’a kadar ısıtılmış olan yanma odalarının brülörlerine kuvvetli bir hava akımıyla gönderilir. Bu odaların birkaç yüz m küp‘ü bulan bir hacmi ve birkaç bin m kare büyüklüğünde bir ısıtma alanı vardır. Büyük bir termik santralin kömür tüketimi günde 3 000 t‘u aşar.
Termik santraller içinde linyitli olanlar diğerlerinden çok daha önemli ve güçlü olup, ülkemizin toplam elektrik üretimi içinde linyite dayalı termik santrallerin parayı giderek artmaktadır.Yerli enerji kaynaklarımız içinde günümüzde de önemini koruyan linyit yatakları,ülkemizin hemen her yerinde bulunmaktadır.En büyük linyit yatakları,Afşin-Elbistan, Muğla , Soma, Tunçbilek, Seyitömer, Konya, Beypazarı,Adana Tufanbeyli ve Sivas havzalarında bulunmakta olup, kurulu termik santraller de bu bölgelerde yer almaktadır.Ülkemizde 177 adet sahada görünür 7,3 milyar ton linyit rezervinin 3,4 milyarını






1100 Kcal/kg civarında ısıl değere sahip olan Afşin-Elbistan linyitleri oluşturmaktadır. Linyit, konut sektöründe, termik santrallerde ve sanayi sektöründe yaygın olarak kullanılmaktadır. Kaliteli olanlar konut ve sanayi sektörlerinde düşük ısıl değerli olanlar ise termik santrallerde tüketilmektedir. Linyitlerin büyük kısmı düşük kaliteli olduğundan %77 ‘den fazlası termik santrallerde kullanılmaktadır.

Kangal Termik Santrali

3.Nükleer Santral: Bu santrallerde yüksek basınçlı buharla türbinler döndürülür. Buharı elde etmek için enerjiden yararlanılır.
1939 yılında bilim adamları, radyoaktif element olan uranyumu nötronlarla bombardıman ederek daha küçük kütleli farklı iki çekirdeğe bölmeye başarmışlardır.Bu bölünme sırasında kütle kaybından dolayı çok büyük enerjinin açığa çıktğı görülmüştür.Bu enerjiye nükleer enerji denir.
Reaktörler, kontrollü nükleer enerji üreten sistemlerdir.
Uranyum yakıt çubukları reaktörün kalbini oluşturur.Buradan çıkan enerji , kalbin çevresinde dolaşan suyu ıstır.Yüksek basınç altında ısıtılan su , buhar jeneratöründeki suyu ısıtarak buharlaştırır.Bu buhar elektrik üreten jeneratörün türbinlerini , onlar da rotoru döndürür.Bir nükleer reaktörde enerji dönüşümü aşağıdaki gibi olur.

Nükleer Enerji=}Isı Enerjisi=}Hareket Enerjisi=}Elektrik Enerjisi




Çekirdek reaksiyonları fisyon ve füzyon olmak üzere iki şekilde olur.
Jeneratörler, mekanik enerjiye elektrik enerjisine çeviren aletlerdir. Doğru akım jeneratörlerine dinamo, alternatif akım jeneratörlerine ise alternatör denir.
Jeneratör; büyük bir elektromıknatıs (statör) ile bunun kutupları arasına yerleştirilmiş ve demir çekirdek üzerine çok sayıda bakır tel sarılmış döner bobin (rotor) olmak üzere iki ana kısımdan oluşur.
Elektromıknatısın N kutbundan S kutbuna giden manyetik alanı kuvvet çizgilerinin bir telle kesilmesi ile elektrik akımı oluşur. Bobinin tam devir yapması sırasında bu kuvvet çizgileri , iki tarafta birer kez kesildiği için akımı çift yönlüdür.
Bu akım alternatif akımdır ve statör üzerinden dış devreye alınır. Ülkemizde kullanılan alternatif akım saniyede 100 kere yön değiştirir.

1.Fisyon (Bölünme, Parçalanma)

Ağır bir nötron taneciğinin atom çekirdeklerine çarpması sonucunda birbirine yakın kütleli kararsız iki çekirdeğe bölünmesi olayıdır.
Fisyon sırasında üç tane nötron ve enerji açığa çıkar. Bu nötronların da başka bir çekirdeğe çarparak yeni çekirdek bölünmeleri meydana getirmeleri , zincirleme bir biçimde devam eder.Açığa çıkan bu büyük enerji , atom bombasının temelini oluşturur.
Reaktörlerde çekirdek reaksiyonu kontrollü bir biçimde yavaşlatılarak süreklilik sağlanır.

2.Füzyon (Birleşme, Kaynaşma)

Hafif iki çekirdeğin, uygun koşullarda birleşerek daha ağır ve kararlı bir çekirdeğe dönüşmesi olayına ise füzyon denir.
Füzyon sırasında açığa çıkan enerji, hidrojen bombası ile güneşteki olayların temelini oluşturur.
Füzyon enerjisi henüz deneysel aşamadadır.Henüz enerji kaynağı olarak günlük hayatımıza girmemiştir.Füzyon olayının başlaması için çok yüksek sıcaklıklara ihtiyaç vardır.Bunların dışında füzyon olayını kontrol altına almak oldukça zordur.Ancak bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.İlerde füzyon reaktörleri de yapılacaktır.Yirmi birinci yüzyılda insanoğlunun enerji ihtiyacı füzyon olayından karşılanabilir.
Ülkemizde nükleer santral bulunmamaktadır.


Santrallerin çevreye etkileri:
1. Termik Santrallerde: Termik santraller kalitesiz linyit yatakları için çevre kirliliğine neden olur. Termik santrallerin bacalarından çıkan kükürt,azot ve karbon oksitleri havada su buharı ile birleşerek asit yağmurlarını oluştururlar.Toprağın ve suların kirlenmesine neden olurlar;atık madde olan küllerin aşırı birikimi toprağın kirlenmesine sebep olur.Uçucu külleri tutmak için bacalarına takılan filtreler çoğu kez yetersiz kalır ve atmosferi kirletir, Aşırı çevre sorunlarına neden olduklarından tercih edilmemesi gerekir. Fakat ülkemizde elektrik enerjisi gereksinimini karşılamak için vazgeçemeyeceğimiz enerji üretim kaynağıdır.



Termik santrallerden başka hidroelektrik, nükleer santraller gibi elektrik enerjisi üreten santraller vardır.
İyi yanları:Yakıtı ucuzdur. Yakıtın taşınabildiği her yere kurulabilir. Kuruluş masrafları azdır.
Kötü yanları: Çok aşırı su hava ve toprak kirliliğine neden olurlar.
Termik Santraller Yerine;
a-) Modem teknoloji ile güvenlik ön plana alınarak kurulmuş nükleer santralleri,
b-) Hidroelektrik santraller,
c-) Güneş ışınlarından,rüzgarlardan,dalgalardan ve yer altı sıcak sularından (jeotermal enerji) elde edilecek enerji santralleri kurulmalıdır.
2.Nükleer Santrallerde: Biriken bölünme ürünlerinin bozucu etkisinden ötürü , yakıtın bir süre sonra reaktörden alınması gerekir.Ardından reaktör , birkaç ay *soğumaya* bırakılır.Bu arada radyoaktifliğinin bir bölümünü yitiren yakıt , sıkı bir koruma altında , yeniden işlenmesi için ilgili tesis'e taşınır.Orada , kimyasal ayrıştırma yoluyla , artıkta kalmış uranyum ve plütonyum çıkarılır.
İşlemler sırasında açığa çıkan kripton ve ksenon gibi bölünme ürünleri , doğrudan atmosfere bırakılır.Öteki ürünler , suyla karıştırılarak ya deniz'e boşaltılır ya da yeraltına pompalanır.Radyoaktif artıklar , beton hücrelerde saklanan paslanmaz çelikten yapılmış büyük kazanlarda da depo edilebilir.Radyoaktif artıkların temizlenmesi için , bunların camsı maddelere dönüştürülmesi ve özenle seçilmiş jeolojik yapıların içinde saklanması önerileri de vardır.
Dünyamızda diğer enerji kaynaklarının tükenmesi , buna karşın enerji ihtiyacının artması ülkeleri nükleer enerji kullanmaya yöneltmektedir.Gelişmiş bir çok ülkede nükleer santraller vardır.Fakat bu reaktörlerde iyi tedbirler alınmazsa nükleer sızıntılar olmaktadır.1986 yılında Sovyetler Birliğindeki Çernobil nükleer reaktörünün patlaması sonucu yüzlerce insan ölmüş ve birçoğu da radyoaktif sızıntılar nedeniyle sakat kalmıştır
Karbondioksitin atmosferde oluşturduğu tabaka etkisiyle havanın aşırı ısınmasına *sera etkisi* adı verilir.Sera etkisi olayında güneş ışınlarının bir kısmı tutularak yer yüzüne dogru soba etkisi oluştururlur.Ve böylece nükleer artıkların dağılması hızlanır.

Maliyet: Enerji santralleri maliyet bakımından en ucuzu termik santrallerdir. Hidroelektrik ve nükleer santraller ise çok pahalı yapılardır. Nükleer santrallerin tehlikesinden ve Termik santrallerin çevreye etkisinden dolayı en çok hidroelektrik santraller tercih edilmektedir.







TÜRKİYE’NİN ENERJİ KAYNAKLARI ENVANTERİ

Ülkemizin etrafı Petrol zengini ülkelerle çevrili olduğu halde enerji kaynakları zenginliği yönünden kendimize yeterli değiliz. 2005 yılında 88,0 m.tep olan toplam enerji ihtiyacımızın % 70’ini ithal yoluyla karşılamışız. Enerji kaynaklarımızın kendimize yeterlilik durumu aşağıdaki tablo- 1 de görülmektedir.


ENERJİ KAYNAKLARIMIZIN KENDİMİZE YETERLİLİK TABLOSU (Mtoe)
Enerji Kaynakları Bilinen Reserv
(MTEP) 2004 2010 2020
Üretim Talep Üretim Talep Üretim Talep
HAM PETROL 43,0 2,8 26,0 1,1 50,0 0,5 71,4
DOĞAL GAZ 9,0 0,5 16,5 0,2 49,4 0,1 74,3
KÖMÜR
(High Grade) 1100,0 1,2 10,0 0,8 20,0 0,5 30,0
LİNYİT 8500,0 20,0 26,1 26,1 32,4 32,4
YENİLENEBİLİR
ATIKLAR 20,0 6,0 4,4 3,9
HİDROLİK 12,0 3,9 3,9 5,3 5,3 10,0 10,0
JEOTERMAL 10,0 0,7 0,6 1,0 0,9 1,7 1,6
ELEKTRİK 12,8 12,8 18,7 18,7 21,5 21,5
Kaynak: Uluslarası Enerji Ajansının yayınladığı IEA ülkelerinin Enerji politikaları (2003)


Enerji kaynaklarımızın bu tablosu, gelecek yıllarda dışa bağımlılığımızın daha da artacağını göstermektedir. Bu durum yıllık enerji faturasını yükseltse bile biz iş adamları için önemli iş fırsatları kaynağı olarak değerlendirilmelidir.
Enerjide dışa bağımlılık arzu edilmez ama biz iş adamlarına büyük yatırım imkanları getirir ve ekonomimizde canlılık yaratır. (Petrol ve Doğal gaz arama faaliyetlerinin yapılması, yeni pipe-line inşası, yeni kömür/linyit madenlerinin işletilmesi, yeni rafineriler ve depolama tesislerinin yapılamı gibi) bu fırsatları birlikte iyi değerlendirmemiz gerekir.

TÜRKİYE’NİN ELEKTRİKTE ARZ/TALEP DENGESİ

Türkiye’de halen, 2001 yılında çıkartılan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uygulanmaktadır. Bu kanunun uygulanmaya başlanmasıyla daha önce bir Kamu Elektrik Kuruluşu olan TEAŞ’ın (şimdiki uzantısı EÜAŞ) tekelinde olan elektrik üretimi payı giderek azalmış bu rakam aşağıdaki Tablo-2 ‘den de görüleceği üzere 2004’te % 46,6’ya çıkmış ve 2005’te % 46,2’ya düşmüştür. Yani bugün Türkiye’de elektriğin % 53,8’si Özel Sektör tarafından üretilmektedir.




ÜRETİM GRUPLARINA GÖRE 2004 VE 2005 YILLARI ELEKTRİK ÜRETİM TABLOSU


Elektrik Üretim Grubu 2004 Yılı Üretimi (Mwh) 2005 Yılı Üretimi ( Mwh)
EÜAŞ 58,489,275 61,648,567
EÜAŞ’a bağlı ortaklıklar 4,123,311 5,301,296
Özelleştirme İdaresine Devredilen Santraller 6,189,919 6,530,980
Yap-İşlet (BOO) Santralleri 35,979,183 41,614,961
Yap-İşlet-Devret (BOT) Santralleri 14,365,508 13,768,394
Serbest Üretim Şirketleri 3,740,494 10,590,187
Otoprodüktörler + Otoprodüktör Grupları 22,596,191 17,073,510
İ.H.D. Santralleri (Özel) 3,935,140 4,121,690
Mobil Santraller 1,274,327 855,305
Toplam Elektrik Üretimi
(Türkiye) 150,693,348 161,504,890
İthalat / İhracat Dengesi +675,869 +1,172,339
Toplam Elektrik Tüketimi
(Türkiye) 150,017,479 160,332,551





Ancak bu payın yarıdan fazlasının Özel Sektör tarafından kurulduğu halde 15-20 yıllık elektrik satış anlaşmaları ile ürettiği elektriği bir kamu toptan alış\ satış durumunda olan TETAŞ’a satan Yap-İşlet-Devret veya Yap-İşlet Santrallerine ait olduğunu hatırlatmak isterim.
Tablo- 2 ye bakarak bazı tespitler yapalım:
Türkiye’de son yıllarda ekonomi iyi gitmekte ve buna bağlı olarak elektrik tüketimi her yıl % 7 civarında artmaktadır. Bu artışın bu yıl daha da hızlanmakta olduğunu görüyoruz. Bu yılın ilk çeyreğinde artış hızı % 8 oldu.
Özel Sektör üretimin, % 53,8’ini yaptığı halde bunun büyük bir kısmı sözleşmeleri gereği sadece Kamu Kuruluşlarına elektrik sattığı için adeta Kamu’nun kiralık santralleri gibi çalışmaktadır ve liberal elektrik pazarının içinde değildir.
Liberal elektrik pazarının içinde olan ve Tüketicilerle enerji satış anlaşması (ESA) yapanlar sadece Serbest Üretim Şirketleri ve Otoprodüktörlerdir. Bunların da üretimde payı % 17,0, kapasite payı ise % 13’e varmaktadır.
4628 sayılı Liberal Elektrik Piyasası Kanununa göre, Türkiye’de elektrikte arz güvenliği tehlikeye girmedikçe, Kamu Elektrik Üretim Şirketi olan EÜAŞ Santral yapmayacaktır. Şuanda yeni Elektrik Santrali yatırımları tamamen Özel Sektöre bırakılmıştır. Özel Firmalar Türkiye’de yakıt fiyatlarının bugünkü seviyesine ve gelecek yıllardaki gelişme trendine bakarak fizibilite hesapları yapmakta ona göre kuracağı Elektrik Santralinin doğalgazlı mı, kömürlü mü, linyitli mi, rüzgar veya hidrolik Santral mi olacağına karar vermektedir. Yatrımıcılar böyle bir kararı verirken gelecek yıllardaki talep durumlarına yani müşteri potansiyeline de bakmaktadır. Biz durumu bir yatırımcı perspektifinden inceledik ve şuanda yapılmakta olan elektrik üretim tesislerini ve gelecek yılların talep analizlerini dikkate alarak elektrikte arz/talep tablosu oluşturduk.


2006-2010 YILLARI ARASINDA ELEKTRİK SİSTEMİNDE ARZ/TALEP DENGESİ


Yıllar Elektrik Talebi Güvenilir Elektrik Üretimi (Gwh) Yedek Kapasite
( %5) Yedekli Güvenilir Üretim (Gwh) Arz/Talep
Dengesi (Gwh)
2005 161504 189190 9460 179730 +18226
2006 172809 196880 9844 187036 +14227
2007 184906 201393 10070 191323 +6417
2008 197850 204522 10226 194296 -3554
2009 211700 208130 10407 197723 -13977
2010 226520 212675 10634 202041 -24479


Bu tablodan şu sonuçları çıkartıyoruz;
Türkiye elektrik sistemine, şuanda yapılmakta olan termik, hidrolik ve rüzgar santrallerinin dışında herhangi bir santral ilave edilmezse, 2007 yılında elektrik kısıntısı olmadan durum atlatılsa bile, 2008 yılında en az 1000 MW’lik, 2009 yılında ilave 1500MW’lık ve 2010 yılında ilave 2500MW’lık yeni üretim kapasiteleri işletmeye alınmazsa elektrik sıkıntıları başlayacaktır.
Esasında bir sektörün sıkıntısı başka bir sektöre iş imkanı yaratmaktır. Yeni santrallerin kurulması, Yeni iletim ve dağıtım sistemlerinin yapılması gibi. Bu işlerin yapılmasında Türk Firmaları çok büyük deneyim kazanmışlardır. Daha önce Almanya veya diğer ülkelerin firmalarıyla işbirliği, işte performansı getirmiştir. Ancak bu işbirliğinin bugün için en büyük getirisi tecrübe kazanımı olmuştur. Bununla beraber Alman firmalarından alacağımız daha pek çok bilgi ve malzeme vardır. Bunlar;
Yüksek teknoloji isteyen ekipmanlar ( gaz türbünleri, buhar türbünleri, yüksek basınçlı pompalar, süperkritik kazanlar, generatörler, yüksek gerilim alt tesisleri gibi)
Ototmasyon. Bütün santrallerin Merkezi Kumanda Sistemleri (DCS) ve Otomasyon Tesisleri, kimyasal maddeler.
Yüksek Teknolojili Santrallerin mühendislik hizmetleri
Bütün bu konular, Alman Firmalarının Türk Firmaları ile işbirliğinin neden ve ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir. Konuşmamı bitirmeden önce Türkiye Elektrik Sisteminin teknik ve yasal alt yapısını da kısaca bilgilerinize sunmak istiyorum.

TÜRKİYE ELEKTRİK ÜRETİM SİSTEMİNİN TEKNİK YAPISI

Türkiye’de bugün 400 KV,154 KV ve 66 KV’lık iletim sistemleri ve 34,5KV ve 0,4KV’lık dağıtım sistemleri vardır. Toplam 46,000 Km iletim hatlı, 68000MVA’lık transformateri merkezi mevcuttur.
Türkiye’nin toplam elektrik üretim kapasitesi ( 2005 itibariyle) 40,000 MW’tır ve bunun 14,000 MW’sını Hidrolik ve 26,000 MW’sını Teknik Santraller oluşturmaktadır. Teknik Santraller içinde doğal gaz yakan tesislerin kapasite payı %63’tür. Artan doğal gaz fiyatları nedeniyle üretimde kapasite kullanımı bu yıl %51’e gerilemiştir.
Türkiye elektrik iletim sistemlerinin işletme ve yatırımları bir kamu kuruluşu olan TEİAŞ ‘a bırakılmıştır.
Bugün Dağıtım Sistemleri yine bir Kamu Kuruluşu olan TEDAŞ tarafından kurulmakta ve işletilmektedir. 2 hafta önce kabul edilen kanunla, TEDAŞ 20 Bölgeye ayrılmakta, her bölge özelleştirilmekte ve ihale ile yerli ve yabancı şirketlere satışa hazırlanmaktadır. Bunda da Alman Firmaları ile işbirliği için çok güzel bir fırsat yatmaktadır.


ELEKTRİK İŞLETMELERİNİN YASAL ALT YAPISI

1984’te çıkartılan 3096 sayılı yasa ile o zamana kadar kamu kuruluşu tekelinde olan Elektrik Tesislerinin kurulması, işletilmesi elektriğin iletim ve dağıtım için Özel Şirketlere imkan getirilmiştir. Bu kanuna dayanılarak çıkartılan 85/9799 sayılı kararname ile Fabrika sahiplerine ihtiyaçları olan kaliteli elektriği üretecek tesisleri kurma, işletme ve fazlasını şebekeye satma yetkisi verilmiştir. Bu şekilde kendi elektrik tesisini kuranlara “Otoprodüktör” denilmektedir. Kararnamenin çıkartılmasından bugüne kadar Türkiye’de yaklaşık 250 Otoprodüktör Tesisi kuruluş ve bunların toplam kapasitesileri 6700 MW’a ulaşmıştır. (Türkiye toplam kurulum gücünün %17’si) Bunların yaklaşık 5000 MW’sı Yüksek Verimli Kojenerasyon Tesisidir. Biz, Türkiye Kojenerasyon Derneği olarak bu tesislerin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında gerekli teknolojiyi ve diğer teknik bilgileri AB’den alarak yatırımcılara ulaştırılmasında köprü görevi görmekteyiz. Bu maksatla kurulmuş olan Türkiye Kojenerasyon Derneği aynı zamanda, merkezi Brüksel’de olan COGEN EUROPE’un da ulusal üyesidir ve Türkiye’deki Kojenerasyon bilgilendirilmenin de COGEN EUROPE’la işbirliği yapmaktadır. AB Ülkelerinin de 2004 şubatından beri uygulanmakta olan “Cogeneration Directive” esas alınarak hazırladığımız “Yüksek Verimli Kojenerasyon Yasası Taslağını” Dernek olarak Sanayi ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına sunduk ve Bakanımızdan, bu kanunun çıkması yolunda gayret sözü de aldık. Kanun çıktığında; Yüksek Verimli, Kojenerasyon Tesislerinin süratle kurulacağını ve yukarıda Tablo-3’te gösterdiğimiz elektrik sıkıntılarının azalacağını düşünüyoruz. Bu Tesislerin kurulmasında da Alman Firmalar ile işbirliğine güveniyoruz.
Son olarak şu önemli noktayı bilgilerinize sunmak istiyorum. 2001 yılında çıkartılan Liberal Elektrik Piyasası Kanunu Özel Sektöre Yüksek Gerilimli İletim Tesisleri dışında tüm Elektrik Tesislerinin yapımı, işletmesi ve elektriğin pazarlanma yetkisini getirmiştir. Elektrik Piyasası geçen 5 yıl içinde emeklemeye başlamıştır. Piyasa yerli ve yabancı yatırımcılara açıktır. Özellikle her yıl %7-8 elektrik talep artışının olduğu ve bundan sonraki yıllarda da devam edeceğine inandığımız bu büyümenin yeni yatırımlar için çok cazip bir Pazar oluşturduğuna dikkatinizi çekiyor ve sizleri Türk Firmaları ile işbirliğine davet ediyorum.

PIC16F84A ile VGA Monitör Test Devresi

Bu devre, özellikle tamir servislerinde, bilgisayar monitörlerinin tamiri işlemi sırasında bir bilgisayar olmadan mönitörü test etmek amacıyla hazırlanmıştır. VGA kartının ürettiği sinyallere uygun sinyaller üretmektedir. Bunun için devrede kullanılan kristal kaliteli seçilmelidir. Çünkü tüm zamanlamalar kristalin ürettiği değere göre yapılmıştır.

Devreye enerji verilmeden önce VR1 potansiyometresi maksimumda olmalı. Devreye enerji verildikten ve mönitör çalıştırıldıktan sonra, RV1 yavaş yavaş çevirilerek ekran üzerinde şeklin belirmesi sağlanmalıdır. Mevcut bağlantı sadece kırmızı renk içindir. VGA soketini 1 nolu ucu R(Kırmızı), 2 nolu ucu G(Yeşil), 3 nolu ucu B(Mavi), 13 nolu ucu Yatay senkron , 14 nolu ucu Dikey senkron ve 10,6 uçları Şase uçlarıdır. Devre üç renk için ayrı ayrı çalıştırılabileceği gibi, PIN1 içn RV1 ile yapılan bağlantıya benzer bağlantılar, PIN2 ve PIN3 içinde tekrarlanarak, istenilen renk karışımında da çalıştırılabilir.

VGA SOKETİ
PIN AÇIKLAMA
1 Kırmızı
2 Yeşil
3 Mavi
4 Boş
5 Şase
6 Kırmızı-Şase
7 Mavi-Şase
8 Yeşil-Şase
9 Boş
10 Dijital Şase
11 Dijital Şase
12 Boş
13 Yatay Senkron
14 Dikey Senkron
15 Boş

DEVRENİN AÇIK ŞEMASI (Proteus 5.2 ile Simüle Edilebilir


Bunlarda Diger Devreler

Akü Şarj Devresi NO 1



20 Wat Anfi Devresi NO 2



Ses Kayıt Devresi




Saygılarımla.

Mesajı son düzenleyen owner_Fast ( 21-06-07 - 16:03 ). Neden: ekleme
owner_Fast çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-06-07, 17:09   #2 (permalink)
*SardeiS ArtemiS PaktoloS*
 
Giriş Tarihi: 14-06-2005
Yer: уαℓσωα
Yaş: 22
Mesajlar: 5,445
Rep Puanı: 13828615
υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11υяαησѕ™ Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 138380
Varsayılan C: Owner_Fast'in kişisel Sayfası Elektrik ile ilgilidir :)(Güncellenecektir)


Eline Sağlık ismail dediğin gibi güzel olmuş uğraştığına deydi Teşekkürler . Emeğine sağlık
υяαησѕ™ çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-06-07, 17:23   #3 (permalink)
KuLeLiLi
 
Giriş Tarihi: 04-07-2005
Yer: istanbul/beşiktaş
Yaş: 19
Mesajlar: 2,278
Blog Mesajları: 5
Rep Puanı: 11463947
yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11yakbiyik Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 114700
Varsayılan C: Owner_Fast'in kişisel Sayfası Elektrik ile ilgilidir :)(Güncellenecektir)


emeğine sağlık devamını bekleriz.
yakbiyik çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-06-07, 18:26   #4 (permalink)
Sadık Üye
 
Giriş Tarihi: 02-10-2006
Yer: imi kaybettim!!!:(
Yaş: 17
Mesajlar: 2,296
Rep Puanı: 6736373
akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11akserkar Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 67409
Varsayılan C: Owner_Fast'in kişisel Sayfası Elektrik ile ilgilidir :)(Güncellenecektir)

paylaşımın için saol...çok güzel olmuş...
akserkar çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-06-07, 18:28   #5 (permalink)
Saru mo ki kara ochiru/ İyiniyet Elçisi
 
Giriş Tarihi: 28-05-2005
Mesajlar: 74,546
Rep Puanı: 56246419
мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11мαηкєη Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 563249
Varsayılan C: Owner_Fast'in kişisel Sayfası Elektrik ile ilgilidir :)(Güncellenecektir)

bilgi dolu bir sayfa hazırlamışsın, ellerine sağlık + rep
мαηкєη çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 02:21
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Forums Directory Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114