Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 25-11-11, 14:01   #1
Muratxwq

Question Kıyamet soruları.


Deccal kimdir?
Deccal şu anda yaşıyor mu?
Deccali nasıl tanıyacağız?
Deccalden İmanımızı nasıl koruyacağız?
Deccal insan ırkındanmı olacaktır?Yoksa insan hayvan karışımı birşeymi olacaktır?
Deccal hakkında Peygamberimizin kaç hadisi vardır?Ehli sünnet alimleri deccal hakkında kitap yazmışlarmıdır?
Şu anda ahir zamandamıyız?(Sanırım zamanı algılama sorunu yaşıyorum.)
Yecüc ve mecüc kavmi insanmıdır değilmidir?
Bu devirde doğru, dürüst insan olmak zormudur; kolaymıdır?
Bu devirde nefs terbiyesi yapılabilirmiyiz?

Sorular soruları doğuruyor...Bu soruları cevaplayabilirmisiniz?

Mesajı son düzenleyen Muratxwq ( 27-11-11 - 15:14 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-11-11, 14:21   #2
eslemteslim

Varsayılan C: Deccal kimdir?


Ebu Umame el Bahili RadıyAllahu Anhın rivayetine göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir kere bize bir hutbe okudu, hutbesinin çoğu, bize Deccal’ı anlatan ve bizi ondan sakındıran bir mevzu idi.

Onun hakkında o kadar alçaltma ve yükseltme yaptı ki biz onu (Deccal’ı) Medine-i Münevvere’nin hurma bahçelerinin kenarında sandık.

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemin sözlerinden bir kısmı şöyle idi:

“Allah, Adem Aleyhisselamın zürriyetini yarattığı andan beri yeryüzünde Deccal’ın fitnesinden daha büyük bir fitne olmadı ve Allah’ın gönderdiği her Peygamber, ümmetini mutlaka Deccal’ın fitnesinden sakındırdı.

Ben Peygamberlerin sonuncusuyum, siz de ümmetlerin sonuncususunuz ve o (Deccal), çare yok ki sizin aranızda (bu ümmetin döneminde) çıkacaktır.

Eğer ben aranızda iken çıkarsa, her Müslüman için onu ben yenip def ederim, şayet benden sonra çıkarsa, herkes kendi nefsini savunarak onu yenmeğe çalışır. Allah da her Müslüman hakkında benim halifem (koruyucu ve yardımcım)dır.

Şüphesiz o, Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkacak ve sağa sola fesat (bozgunculuk) saçacaktır.

Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz. Şimdi ben onu size öyle vasıflandıracağım (tanıtacağım) ki hiçbir Peygamber benden önce onu, o biçimde vasıflandırmamış (tanıtmamış)tır.

O (Deccal) önce, “Ben bir Peygamberim” diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir Peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak “Ben Rabbinizim” diyecektir.

Halbuki siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz ve o (Deccal) a’ver (gözü sakat)dır. Halbuki Rabbiniz a’ver değildir.

Deccal çok kıvırcık saçlı bir gençtir, gözü yerinde durmakta ise de sakattır, ben onu Abdu'l Uzza İbni Katan’a benzetir gibiyim ve iki gözü arasında “kafir” yazılıdır.

Onu, yazmayı bilen ve bilmeyen her mü’min okur. Şüphesiz beraberinde bir cennet ve bir cehennem (diye isimlendirdiği iki ırmak) bulunması da onun fitnesidir.

Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir.

Artık kim onun cehenneminin belasına uğrarsa, Allah’tan yardım dilesin ve Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun ki (Nemrud’un yaktığı) ateş İbrahim Aleyhisselama olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selamet olsun.

Şüphesiz onun fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedeviye: “Söyle bakalım, eğer ben senin için ***** ve babanı diriltirsem, benim senin Rabbin olduğuma şehadet eder misin?” diyecek, bedevi de “Evet” diyecek, bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler ve (ona) “Ey oğulcuğum! Ona tabi ol çünkü o, muhakkak senin Rabbindir” diyecekler.

Onun bir fitnesi de şudur: O tek bir kişiye (gayet genç bir adama) musallat kılınarak, o kişiyi öldürüp testere ile biçecek, hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak (bir okun ulaşabildiği hedef mesafesine) atılacaktır.

Sonra Deccal, (orada bulunanlara): “Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız, şimdi ben onu dirilteceğim de, yine benden başka bir Rabbi olduğunu iddia edecek” diyecektir.

(Sonra Deccal o öldürdüğü genci çağırınca) Allah o kişiyi diriltecek, (o genç dirilip parlak ve güleç bir yüzle, ona yönelecektir.) Habis (Deccal) o kişiye: “Senin Rabbin kimdir?” diyecek, Adam da:

Rabbim Allah’tır, sen de Allah’ın düşmanı Deccalsın, Allah’a yemin ederim ki hiçbir zaman bugünkü kadar senin hakkında kuvvetli basiret (şuur) sahibi olmadım.” diyecek.

O genç Deccal ile alay ederek: “Senin sapıklığını şu anda daha iyi anladım” demek isteyecek, Deccal da bir daha ona dokunamayacaktır.

Ebu Said el-Hudri RadıyAllahu Anh buyurmuştur ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selem) “(Deccal’ın öldürdüğü) O adam, ümmetim içinde cennette derecesi en yüksek olandır.” buyurdu.

Ravi buyurmuştur ki Ebu Said el-Hudri: “Vallahi Ömer İbni Hattab RadıyAllahu Anh vefat edinceye kadar biz kendisinin o adam olacağını sanıyorduk” dedi.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem devamla buyurdu ki:

“Deccal’ın buluta yağmur yağdırmasını emretmesi, bulutun da bu emir üzerine yağmur yağdırması ve onun yere bitki bitirmesini emredip, yerinde bitirmesi onun fitnesinden bir kısımdır.

Deccalın bir fitnesi de bir kabileye uğraması, o kabilenin kendisini yalanlaması ve bunun sonucu olarak o kabilenin otlanmakla beslenen bütün hayvan sürülerinin helak olmasıdır. O kabilenin başına kıtlık felaketi gelip, ellerinde mal olarak hiçbir şey kalmamasıdır.

Sonra Deccal bir harabeye uğrayacak ve ona: “Definelerini çıkar” diye seslenip, oradan ayrılacak, harabenin defineleri de, bal arıları beyini izledikleri gibi Deccal’ın peşine düşecektir.

Fitnesinden birisi de şudur: O, bir kavme uğrayacak da, bunlar onu tasdik edecekler (Rab olduğuna inanacaklar). Sonra o, buluta yağmur yağdırmasını emredecek, bulut da bu emir üzerine yağmur yağdıracaktır.

O, yere bitki bitirmesini emredecek, yerde bu emir üzerine bitirecektir. Nihayet o kavmin küçükbaş ve büyükbaş hayvanları o gün her zamandan fazla semiz, muazzam, böğürleri en şişkin ve memeleri sütle en dolgun olarak akşamları meradan dönecektir.

Mekke ve Medine hariç, yeryüzünde Deccalın ayak basmadığı ve hükümran olmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. O, Mekke’ye Medine’ye, yollarının hangisinden varmak istese, melekler mutlaka çıplak kılıçlarla karşısına çıkacak (onu geri çevirecekler)dir.

Nihayet o, Zurayb-ı Ahmer (kırmızı dağcık) yanına, kurak ve çorak (tuzlu) arazinin bittiği yere inecektir.

Sonra Medine şehri sakinleriyle beraber üç defa sallanacak bunun üzerine (Medine-i Münevvere’de bulunan) münafık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp, hepsi onun (Deccalın) yanına gidecekler.

Ve böylece demirci körüğü demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine-i Münevvere de pisliği (habis insanları) dışına atacak ve o güne: “Kurtuluş günü” denecektir.

Bunun üzerine, Ümmü Şerik binti ebil Aker: “Ya Resulullah! Peki, o gün Araplar nerede olacak?” diye sordu.

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Araplar o gün azdır ve büyük çoğunluğu Beytü'l Makdis (Kudüs) de bulunacaktır. İmamları (Mehdi As.) da Salih bir adam (olacak)tır.

Sonra imamları (Mehdi As.), (Mescid-i Aksa’da) öne geçip onlara sabah namazını kıldıracağı sırada sabahleyin onların üzerine, (diğer bir rivayete göre) Dimeşk’in doğusundaki beyaz minare yanına, hafif sarı renkli iki parça elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak Meryem’in oğlu İsa inecektir.

Bunun üzerine İsa Aleyhisselam ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi As.) geri geri yürümeye başlayacak, fakat İsa Aleyhisselam elini onun omuzları arasına koyarak:

Öne geç de namaz kıldır, çünkü kamet senin için getirildi” diyecektir. Bunun üzerine İmamları onlara namaz kıldıracak. Sonra imam namazı bitirince İsa Aleyhisselam: “Kapıyı açınız” diyecek ve kapı açılacaktır:

HADİS-İ ŞERİFİN DEVAMI

Kapının önünde Deccal, beraberinde 70.000 Yahudi olduğu halde bulunacaktır, hepsi de süslü kılıç kuşanmış, yeşil şallı olacaktır. Deccal, İsa Aleyhisselam’a bakınca tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır.

İsa Aleyhisselam da ona: “Sana öyle bir darbem vardır ki sen ondan kurtulamayacaksın” diyecek ve Lüdd’ün (Şam’da veya Filistin’de bir yer) doğu kapısında yetişip onu öldürecek, Allah, Yahudileri hezimete uğratacaktır.

Artık, Allah’ın yarattığı şeylerden, arkasında bir Yahudinin saklanıp da, Allah’ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır.

Ey Allah’ın Müslüman kulu! İşte bu bir Yahudidir; gel de onu öldür” demeyen bir taş, bir ağaç, bir duvar, bir hayvan olmayacaktır. Yalnız Gargat ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu ağaç onların (Yahudilerin) ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.

Sonra Allah’ın Peygamberi İsa Aleyhisselam, Allah’ın Deccaldan korumuş olduğu bir kavmin yanına varacak ve yüzlerini mesh edecek (elini teberrüken yüzlerine sürecek veya onları korku ve sıkıntıdan kurtaracak) ve onlara cennetteki derecelerini anlatacaktır.

Onlar bu halde iken aniden Allah Teala, İsa Aleyhisselama:

Ya İsa! Ben öyle bir takım kullarımı (meydana) çıkardım ki onlarla savaşmaya hiçbir kimsenin gücü yetmez.”

Sen de (beraberinde bulunan) kullarımı Tur (Dağın)’a götürüp onları toplu halde orada koru” diye vahy edecek ve Mevla Teala, Ye’cüc ve Me’cücü gönderecektir. Bunlar Allah Teala’nın buyurduğu gibi: “Her tepeden hızla koşacaklardır.” (Enbiya suresi, 96) Böylece öncüleri Taberiyye gölüne uğrayacak ve içindeki suyu içecekler (tüketecekler) sonra geride olanları (o göle) uğrayacaklar ve: “Bu gölde muhakkak bir kere su vardı (suyu kalmamış!)” diyecekler.
Sonra yürüyerek Beyt-i Makdis dağına gelecekler ve: “Yeryüzündekileri öldürdük, gelin gökyüzündekileri de öldürelim” diyerek oklarını gökyüzüne atacaklar, Allah Teala’da onların oklarını kan kırmızı olarak geri gönderecektir.

Allah Teala’nın Peygamberi İsa Aleyhisselam ve arkadaşları da (Tur dağında) mahsur kalacaklar, hatta onlardan birine bir öküz kellesi sizden birinize bugünkü yüz altından daha makbul olacaktır.

Sonra Allah Teala’nın Peygamberi İsa Aleyhisselam ve arkadaşları Mevla Teala’ya niyaz edecekler, Mevla Teala’da Ye’cüc ve Me’cüc üzerine, boyunlarına musallat olacak deve kurdu gönderecek; böylece Ye’cüc ve Me’cüc, bir kişinin ölmesi gibi bir arada öleceklerdir.

Allah Teala’nın nebisi İsa Aleyhisselam ve arkadaşları (Tur Dağı'ndan) inecekler, yeryüzünde onların laşe (cesedi), pis kokusu ve kanlarıyla dolmadık bir karışlık yer bulamayınca, İsa Aleyhisselam ve arkadaşları yeryüzünün bunlardan temizlenmesi için Mevla Teala'ya niyaz edecekler;

Mevla Teala da, uzun boyunlu develere benzeyen bir takım kuşları o laşeler üzerine gönderecek, kuşlar da onları taşıyarak Allah Teala’nın dilediği yere atacaklar.

Müslümanlar Ye’cüc ve Me’cüc’ün (silah olarak kullandıkları) yaylarından, oklarından ve kalkanlarından yedi yıl ateş yakacaklardır.

Sonra Allah Teala onlara öyle bir yağmur gönderecek ki ne bir kerp i ç bina, ne de bir çadır o yağmurdan saklayabilecek (koruyamayacak), yağmur böylece her tarafı yıkayıp ayna gibi parlatacaktır (su yeryüzüne o kadar yayılacaktır ki bakan onda yüzünü görecektir). (Yecüc Mecüc’ün leşleriyle kirlettiği dünya böylece temizlenmiş olacak)...

...

reddulmuhtar sitesinden alıntıdır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-11-11, 22:03   #3
FASCINATED

Varsayılan C: Deccal kimdir?


Bir üst mesajda arkadaşımız bilgiler vermiş bende eklemek istedim..

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1)
buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü (asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]nda okuduğu[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]nde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.(7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,
"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"(8)
buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:
"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali(17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali (ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (as)'siz, Firavunu Hz. Musa' (as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,
"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."(20)

Sorularla islamiyet..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-12-11, 20:25   #4
Helegurbann

Varsayılan C: Deccal kimdir?


Canım arkadaşlarım iyi güzelde kardeşimizin sorularına cevap vermemişsiniz.Bak güzel kardeşim.Sen eğer Ehli Sünnet(asıl adı Nasibilik) açısından bakarsan bunun cevabını alamazsın.Çünkü kendine Ehli Sünnet diyen zevat Deccalin en büyük düşmanı Ehli Beyt'e karşı tavır almış ve bugünde Deccal ile kolkola girmiş bir durumdadırlar.Ancak Ehl-i Beyt imamlarına bakarsan cevabını çok kolay bir şekilde alırsın.Çünkü bu zevat Hz.Ebu Bekir,Hz.Ömer ve Hz.Osman'ın da gelip İmam Ali A.S'ın imamlığını tebrik ettikleri gün(Gadir Hum günün)den her ne hikmetse Vahşi'nin müslüman oluşundan bahsedenler Gadir Hum'dan hiç bahsetmezler.Ehl-i Beyt imamlarının isimlerinin kaçını biliyoruz ey Müslüman cemaat?Peki Ehl-i Beyt imamlarını tanımadan ve gerektiği gibi yadetmeden onlardan bir tanesi olan Hz.Mehdi A.S'dan istimdat umuyoruz öyle mi?Bu gerçekten ilginçtir.Bakın size birşey söyleyeyim.Hem Sünnisi hem Şiisi(kendine Şiiyim diyen) tüm İslam alemi Ehl-i Beyt'e ihanet halindedir.En başta her iki taraftanda yalancı seyyidler çıkmıştır.Gerçek seyyidler,Emevi ve Abbasi dönemlerinde(buraya dikkat Emevi hanedanlığı döneminde Ehl-i Beyt'e hutbelerde lanetler okutulmuştur.Normalde Cuma namazından sonra hutbeler verilirdi.Böylece o Cuma namazında o civardaki fakirlere nasıl yardım yapılabileceği,bayındırlık hizmetleri v.s gibi konular imam ile sohbet havasında karşılıklı tartışılırdı.Ancak iş Ehl-i Beyt'e lanet okumaya çevrilince halk Cumadan sonra kaçmaya başladı.Bunu engelleyebilmek içinde hutbeler Emevi hanedanlığı tarafından öne alındı.) kendilerinin isimlerinin yalancıları ile değiştirilmek istendiğini ve işin en sonunda da kimin ne olduğu bilinemediği bir hale getirilip topluca bir infaz girişimini sezdiklerinden(Ehl-i Beyt için infaz önemli değildir.Seyyidler biraz deli olurlar.Fakat yine İslam aleminin iyiliğini düşündükleri için kendilerini korumaktadırlar.Çünkü onlar bulundukları toplumun(hele ki Türk toplumunun.Türk toplumu ile Ehl-i Beyt arasında özel bir bağ mevcuttur.Onu da ileri ki satırlarda açıklayacağım.) manevi birer can simididirler.Fakat bu onlarında hata yapmayacakları ya da yaptıkları hatalardan ötürü öteki insanlardan farklı muamele görecekleri manasında değildir.) dolayı Nakib'ül Eşraflık kurumunu oluşturmuşlardır.Bu sistem hilafet Osmanlı dönemine de geçince devam etmiştir.Bugün bile o kayıtlar sayesinde gerçek ve yalancı seyyidler ayrıştırılabilmektedir.

Gerçek Seyyidlerin Şecerelerinin Özellikleri:
Bir defa bir kişinin seyyid olabilmesi için geçerli koşullardan birisi soyunun İmam Zeynel Abidin A.S'a dayanmasıdır.Yani Hz.Fatıma'nın ve Hz.Ali'nin soyundan olmasıdır(Burada Selman-ı Farisi Hz.leri Resulullah'a ve İmam Ali A.S'a olan sevgilerinden dolayı bir istisnadır.).Bende bir seyyidim ve şuanda Peygamber Efendimizin 28.göbekten torunuyum.Bir insanın ortalama ömrünü 50 yıl olarak düşünürseniz:25*50=1400;2011-1400=611 gibi bir rakama erişiriz ki bu da yaklaşık olarak İmam Ali A.S'ın,İmam Hüseyin A.S'ın o mübarek cedlerimim yıllarına denk gelir.Yani benimle aynı çağda olan seyyidler bugün en uç aralıklar olarak 25.göbek ile 30. göbek arasında olabilirler.Yani 14 ya da 104.göbek olamazlar.

Üçüncüsü ise bu kayıtların elinizde olması yetmez sizin,babanızın,dedenizin,onun babasının... bağının kurulabilmesi gerekir.Burada en fazla söylenen yalan:"Efendim şeceremiz göç sırasında kaybolmuşta,yangında kül olmuşta".Osmanlı arşivlerinde gerekli kayıtlar var.Yani Osmanlı Devleti hangi ailenin o dönem seyyid olduğunu,yalancı seyyidlik ilan eden aileleri zapturapt altına almış.Yani bugün seyyid olduğunu ilan eden şeyh,cemaat her ne menfaat topluluğu ise çoğu(aslında hepsi) yalancı.İşte size Deccalin yanındaki 70.000 sarıklı.

Nerede kalmıştık?Ehl-i Beyt'e olan ihanet değil mi?Devam edelim.Şimdi namazlarda 2 rekatın üstüne bir 22 rekat daha ekleme adetinden.Tüm ibadi vecibelerin uzatılma alışkanlığının nereden geldiğine bir bakalım:Şimdi Muaviye ve onun soyu(aslında dedeleri de düşmandı.Çünkü Beni Ümeyye kabilesi ile Beni Hişam kabilesi arasında daha önceden Resulullah doğmadan önce Mekke'nin Emirliği hususunda bir kavga mevcuttu.Bunun yüzünden Beni Ümeyye kabilesi Mekke'den çıkarıldı ve kalplerini Resulullah'ın da aralarında bulunduğu Beni Hişam kabilesine karşı bir hırs bürüdü.),Ehl-i Beyt'e düşman.Onu halkın gözünde nasıl alt edecek?Fazla ibadet edip:"Bakın bizler iyi müslümanlarız.Ali,Hasan,Hüseyin bizden daha az rekat namaz kılıyor" diyecekler.Nitekim halk o dönem İmam Ali A.S'a sonradan da İmam Hasan A.S ve İmam Hüseyin A.S'a:"Bakın siz iki rekat kılıyorsunuz.Onlar ise daha fazla kılıyor." diyorlardı.Oysa ki İmam Ali A.S,İmam Hasan A.S ve İmam Hüseyin A.S halka değil Hakk'a ibadet ediyorlardı.Onların 2 rekattan fazlasına ihtiyaçları mı vardı?Onlar,sırası ile Resulullah'ın ikiz kardeşi ve cennetin gülleri idiler.

Türkler ile Ehl-i Beyt arasındaki bağa gelince:Kerbela olayını duyan o zaman ki Türkmenler,Muaviye'nin güçlü ordusuna karşın ordularını kurmuşlar ve Ehl-i Beyt'in yardımına yetişmek istemişlerdir.Fakat geç kalmışlardır.Ehl-i Beyt'in geride kalan tek canlı erkeği(şu Allah'ın işine bir bakın.Geride bir İmam ZeynelAbidin kalıyor.Fakat Allah Ehl-i Beyt'i ondan çoğaltıyor.Artmak manasına gelen Yezid mel'ununun soyunu ise kurutuyor.Bugün Muaviye'ye Hz. diyenlerin ve onu yüceltenlerin sorsanız bir tanesi bile çocuklarına Muaviye adını koymazlar.Madem ki o kadar yüce buluyorsun,o kadar zabıt katibi imiş,neredeyse Ehl-i Beyt ondan geldi diyecekler niye bir doğan çocuğunun adını da Muvaiye koymuyorsun.Hadi koysana.Hiçbir Türk evladı çocuğunun adını Muaviye koymak istemez.Koysanız da değiştirir.Resulullah'ın ikiz kardeşi nübüvvetin velayetine sahip İmam Ali A.S ile savaşan kişiyi aslında kimse sevmez.) İmam Zeynel Abidin A.S'ı koruyup kollamak istemişler ancak İmam Zeynel Abidin A.S,geri dönmek istemiştir.Çünkü Türk milletinin bu nasipsizlerden bir zarar görmesini istemez.Çünkü ileri de bu milletin halen bitmemiş görevleri vardır.

Buarada İslam Süfyanına da Deccacil(küçük Deccal)de denmektedir.

Hz.Mehdi A.S'ın Türkler Arasından Çıkması:

Türk milleti'ne İbraniler'in İsrailoğulları kolunu temsil edenler(bunların çoğu gerçek manada İbrani de değillerdir.Çünkü Hz.İbrahim A.S ile aralarında doğrudan bir kanbağı yoktur.Hz.İbrahim A.S ile doğrudan kanbağları olanlar bizleriz.Yani bizler,Ehl-i Beyt gerçek İbranileriz.Zaten Yahudiler ile Ehl-i Beyt(İsmaililer) arasındaki kavgada buradan çıkar.Ve dünyadaki esas mücadele aslında bu ikisi arasındadır.Bunu Amerikan Başkanı Jimmy Carter'da şu şekilde teyid etmiştir:Bu savaş devam edecektir.Ta ki son İsmaili de yok olana kadar.Orada gerçek hedef Ehl-i Beyt'tir.Muaviye ve onun ekibine de istihbari manada o dönem yardımcı olanlar Yahudilerdi.Fakat buradan onları gidelim öldürelim gibi saçma sapan şekillerden bahsetmiyorum.Bu oyun o kadar kolay değil.),İsmaililer derler.Bunun sebebi Türk Milleti'nin gelecekte gerçek İsmaililer(Ehl-i Beyt) ile karışıp onların üstüne çeşitli şekillerde yürüyecek olmasıdır.Onların düşmanlıklarının sebeplerine gelince.Onlar zamanında gerçekten de üstün birer kavim idiler(ancak bu üstünlük onların iddia ettikleri manada bir üstünlük değildi.).Ancak sonradan onlar Peygamberlerini öldürmeye başlayınca Resulullah (S.A.V) ile beraber o üstünlük Ehl-i Beyt'e geçti.Bu üstünlükte Allah Resulüne olan sevgiden ötürü insanların Ehl-i Beyt'e muhabbet etmesi ve insanlara hizmet ederek aralarında adaletle hüküm etmekti.Yoksa ben Yahudiyim,üstün ırkım,Allah bir tek benim Allah'ım(kendilerince Allah'ı bile tapulamışlardır.) dır hepiniz benim kölemsiniz gibi bir durum değildi.Ancak son peygamberin kendilerinden gelmediğini anlayan Yahudiler ona ve soyuna karşı günümüze kadar gelen müthiş bir savaş başlattılar.Yalnız başarılı olamazlar.O ayrı mesele.Çünkü Resulullah (S.A.V),Hadis-i Şeriflerinde:"Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi,İslamiyet de eskiyip gider.Hatta oruç nedir,namaz nedir, hac ve umre ibadeti nedir ve sadaka nedir bilinmeyecektir.Allah'ın kitabı Kur'an- Kerim de bir gecede kaldırılıp götürülecek ve yeryüzünde ondan tek bir ayet bile kalmayacaktır.Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan oluşan bir takım insanlar kalacak ve:"Biz babalarımızın öğrettiği şu La İlahe İllallah"kelimesi üzerine yetiştik de dinden sadece bu kelimeyi biliyoruz.Ve sadece bu kelimeyi söyleriz"diyeceklerdir.
" diye buyurmuşlardır.Burada Kur'an ayetlerinden kastedilen Ehl-i Beyt'tir.Çünkü İmam Ali A.S,kendilerini Kur'an-ı Natık(Konuşan Kur'an) diye nitelendirmişlerdir(Muvaiye ile yaptığı Sıffin savaşında Muaviye hile yapıp Kur'an ayetlerini kılıcın ucuna takınca İmam Ali A.S'ın ordusu savaşmak istememiş;İmam Ali A.S'da:"Niye duruyorsunuz o Kur'an-ı Samit'tir.Ben ise Kur'an-ı Natık'ım" diye buyurmuşlardır.)Ehl-i Beyt,İmam Ali A.S'ın şahsında müzdemiç olur.Canlanır.Yani Ehl-i Beyt'in en temel özelliklerini onda görebilirsiniz.Yani bu Hadiste bahsedilen ayrılacak olan ayetlerden kasıt Ehl-i Beyt'tir.Gerçek manada Kelime-i Tevhid:"La İlahi İllAllah Muhammedun Resulullah Aliyyul Veliyullah'tır".3.halife diye nitelendirilen halife döneminde "Aliyyul Veliyullah" kısmı ezanlardan ve belli bir süre sonra da Kelime-i Tevhid'den atılmıştır.O atılınca zaten işin ruhu kaçmış ve "Muhammed'un Resulullah" kısmı da tehlike altına girmiştir.İşte şimdiki Deccal döneminde de bir o kalmıştır.Yani İmam Ali A.S'ın velayetine inanmayanın imanı da böyle Peygamber Efendimizin peygamberliğine olan inancı da böyle sabun gibi kayar gider.Kaç kişi biliyor velayetin ne olduğunu?Onun için Kelime-i Tevhid'i tam ve sürekli söyleyelim.Kendilerini Şii olarak nitelendiren kesimin sapkınlığı ise bir kişinin seyyid olabilmesi için 12 imamında soyundan gelmesi gerektiğine inanmaları ve bunu dayatmalarıdır.Oysa ki seyyid olan bir kişi zaten 3en aşağı 3 imamın soyundan gelir(İmam Ali A.S,İmam Hüseyin A.S ve İmam ZeynelAbidin A.S).Ehl-i Beyt yolunda dayatma olamaz.Olmaz.İster inanır ister inanmaz.Bu kişinin kendi seçimidir.Fakat kişi toplum içinde bu yolla fitne çıkarıyorsa bunun da fitnesinin söndürülmesi(yine mümkün olduğunca zorbalık olmadan) gerekir.Yine Oniki İmamın masum olduğuna inanmanın İslam'ın temel şartlarından olduğuna inanırlar.Tamam masumdur.Buna inanmayanın da imanı zayıflar.Fakat temel şart değildir.

Alevilerden bazıları ise ayrı bir sapkın düşüncededirler.O da şudur:İmam Ali A.S'ı Resulullah'ın önüne geçirmek.Hatta Allah ile eş tutmak.Bu da ayrı bir sapıklıktır.Bir müsülüman için sevgi sıralaması şu şekilde olmalıdır:
1)Allah
2)Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V)
3)İmam Ali A.S
ve Diğer Ehl-i Beyt.Burada Hz.Ebu Bekir,Hz.Ömer ve Hz.Osman'ı da Ehl-i Beyt'in içine katmaya çalışanlar var.Bu yanlıştır.


Deccal yaşıyor mu?Evet yaşıyor.tüm dünyanın paraya(şeytana) tapınmaya başladığı zaman gelip sistemin başına bizzat geçmek için yaşıyor.

Yapılması Gerekenler:
Şimdi diyelim ki Deccal çıktı yanımıza geldi.Tam 1m ötemizde duruyor.Adı da David olabilir.John olabilir her neyse önemli değil.Daha vadesi dolmuş mu?Hayır.Peki öldürebilir miyiz?Hayır.O halde o görevini yapacak.Çünkü Allah ona o görevi taksim etmiş.Bizde gerçek bir müslüman isek kendi görevlerimizi onun fitnesini söndürecek şekilde yapmalıyız.Bu da çok çalışmakla olur.Kendi geriliğimizi ancak çok çalışıp kendimizi geliştirerek kapatabiliriz.
Biz Ehl-i Beyt olarak demiyoruz birilerinin arkasından lanet okuyalım.Kötüleyelim diye ancak hakkını haklıya teslim edelim.Kendi ürünlerimizi ortaya koyalım.Hazırcı olmayalım.İngiliz yapmış,Alman yamış,Amerikalı yapmış hazırı var ne gereği var onu kullanalım demeyelim.İnsanlığa ve ülkemize yeni birşeyler kazandıralım.Yeni bir uçuş metodu olabilir.Yeni bir programlama tekniği olabilir,yeni bir ekonomik model olabilir.Bu herşey olabilir.Çalışalım çözüm için yardımı da Allah'tan isteyelim.Bu konuda inatçı olalım.Mümkün olduğunca kendimiz yapalım.Allah Resulünün istediği budur.Siz uçağınızı elinizden gelenin en iyi şekliyle yaparsınız.Fakat o havada gayri müslimler ile savaşırken en iyi performansı göstersin diye dua edersiniz.Rüşvet ve adam kayırmayı önleyelim.Bunun için yeni sistemler geliştirelim.Bizden başkası düşünememiş mi diye düşünmeyelim.

Allah ve Resulü'nün dünyada en sevmediği kişiler:
*Hazırcı olanlar
*Rüşvet alıp veren memurlar.






Mesajı son düzenleyen Helegurbann ( 13-12-11 - 20:43 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat