Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 15-09-09, 16:55   #1
01xx

Varsayılan Allah nerededir? Zamandan ve mekandan münezzeh midir?


Allah nerededir? Zamandan ve mekandan münezzeh midir?

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-09-09, 17:40   #2
nakkash

Varsayılan C: Allah nerededir? Zamandan ve mekandan münezzeh midir?


Allah’ın hem zâtı ezelî, hem de sıfatları... Bizim ise zâtımız ve sıfatlarımız sonradan yaratılmış... Elbette biz onun ne zâtını, ne de sıfatlarını lâyıkıyla bilemeyiz, ezelî ve zamandan münezzeh oluşunu hakkıyla kavrayamayız... Nasıl kavrayabiliriz ki, henüz zamanın ne olduğunu bile anlamış değiliz!..

Zaman nedir? Nasıl bir şeydir? Aynı anda o nehir içinde her şey akıyor, ama niçin her birine farklı tesirleri oluyor?.. Çocukları gençliğe tırmandırırken, olgunları ihtiyarlığa, ihtiyarları da ölüme sürüklüyor. Bu nehir aşağı doğru mu akıyor, yukarı doğru mu?

Şair, haklı olarak soruyor:
Nedir zaman nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?

Biz zamanla kayıtlıyız. Dünümüz var, yarınımız var. Bunlar, ömür denilen hayat süresinin safhaları... Lâkin, bu safhalar hep nispî, yâni birbirine göre bu isimleri alıyorlar... Bu günümüz, yirmi-otuz saat kadar önce, “yarın” diye yâd ediliyordu. Sabaha çıktığımızda ondan söz ederken, “dün” diyeceğiz. Geçmiş ve gelecek zaman da dün ve yarından farklı değil. Her gün, her saat, hatta her an ayrı bir âlem... Belli bir anda kâinatta cereyan eden bütün hâdiseler, bir an öncesine ve bir an sonrasına göre farklı tablolar meydana getiriyorlar. Öyleyse, her an bu âlemde ayrı bir levha sergileniyor...

İşte zaman, sıra sıra dizilen bu tablolarda okunuyor, yahut, bu tablolar zamanın içinde dokunuyor. Zaman hakkında çok şeyler söylenmiş. Mâhiyeti ne olursa olsun, gerçek şu ki, varlıkların hareketleriyle, seyirleriyle, konup göçmeleriyle ilgili bir kavram olan zaman, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâlıkı için söz konusu olamaz. O, yaratılmış ve yaratılacak bütün eşyayı, ezelî ilmiyle bilir.

Âyet-i Kerime’de ne güzel buyurulur:
“Yaratan bilmez olur mu? O lâtiftir, her şeyden haberdardır.”
( Mülk Sûresi, 67/14 )
Bir kitaba bakan insan düşünmeli ki, bu kitaptaki her kelime, her satır, her harf yazılmış. O halde bunları yazan zât, yazı cinsinden olmayan, kelimeye, harfe benzemekten münezzeh birisi olmalı!..

Şu dünyamız, şu bütün insanlar, hayvanlar, bitkiler zaman nehrinde durmadan akıyorlar... Ölüme, kıyamete doğru yol alıyorlar. Bu nehri akıtan zât, elbette zamandan münezzehtir. Yâni, onunla bağlı ve kayıtlı değildir. Ve bu nehirde akanların hiçbiri, zamandan münezzeh olmayı lâyıkıyla bilemez.


Ehl-i Sünnete göre, Allah zaman ve mekândan münezzehtir.
-Bir hadis-i şerifte meal olarak: “Allah vardı ve onunla birlikte hiçbir şey yoktu” ifadesine yer verilmiştir. “hiçbir şey” sözcüğünde diğer varlıklar gibi, zaman ve mekân da dahildir.
-Zaman ve mekân yokken Allah vardı.
“Allah’ın hiçbir benzeri yoktur”(Şura, 42/11) mealindeki ayette de bu gerçeğe işaret vardır. Çünkü, mekânda yer almak demek, başka varlıklara benzemek anlamına gelir.
-Allah’ın bir adı Samed’dir. Her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendisinin ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı anlamına gelir ve onun hiçbir denginin olmadığını gösterir. Eğer Allah mekâna muhtaç ise o takdirde Samed olmaz. Ve o takdirde bir madde olan mekân da ezeli olur. Bu ise, İhlas Suresinin sırrına aykırıdır ve materyalist bir düşüncedir
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-09-09, 21:49   #3
burhaaan

Varsayılan C: Allah nerededir? Zamandan ve mekandan münezzeh midir?


İnsanların, cinlerin ve meleklerin sonunu getiremeyeceği kadar büyük olan evren, kainat,dünya ve ahiret yurdu. Bilinirlik ve bilinmezlik.
Allah'ın büyüklüğü ile karşılaştırılsa bir zerre bile etmez daha açıklayıcı olmak gerekirse evren ile atomu kıyaslamaya kalkmak daha kolaydır.

ALLAH c.c.nün kudretini bir atomun içerisindede görürüz evrenin ve ahiretin içerisindede.
Yaratılmışların hiçbirisi Allah'ın nerede olduğunu söyleyemez bizler kendimizi ne kadar büyük görürsek görelim bir Atomun %000000000000000000000,1 bile etmeyiz Yüceler Yücesinin huzurunda.
Ben serçe parmağımı kımıldattığım zaman o parmağımı kendi becerilerim ve ilmimle oynattığımı söyliyemem çünkü ben ve tüm yaratılmışlar bu ilim ve beceriden yoksun ve fakirdirler.
Ben sadece parmağımı kımıldatmayı isterim Allah'da parmağımı kımıldatır. Bir parmağın kımıldaması için sinir ve kasların vede beynin ne gibi fonksiyonlardan geçmesi gerektiğini herkez bilir bunun yanı sıra bu işlemleri saniye bile almadan yapabildiğini hiç kimse idda edemez.
Çeliğin sertliği suyun yumuşaklığını bu maddeler kendileri sağlayamaz.
Güneş ısısını gezegenler rotasını kendileri belirleyemez bütün bu olayları sürekli kudreti ile döndüren bir yaratıcı ve idareci vardır bu inkar edilemez bir gerçektir.
O yaratıcıyı bir zamana sığdırmaya çalışmak bir mekana sığdırmaya çalışmak sonumuz olur.


Bir insan'ın Allah'ın sonsuz kudret okyanusunu '' akıl kulaçları '' ile geçmesi imkansızdır.
Ancak '' sınırsız olanı sınırlı aklı ile anlayamayacağını '' bilme gemisine binerse o zaman sağ sağlim geçebilir okyanusu.


Bu gibi oyunlar ile şeytan bizleri cehenneme sokar. Yaratıcı bizlere bu gibi oyunlardan korunmamız ve yüceler yücesine itaat etmemiz için bize akıl vermiştir. Zaten bu yüzden cehenneme kendimiz gireriz.
Deli taklidi yapan bir evliya toz toprak içinde dönemin halifesinin yanına gelir. Halife hayırdır Behlül nereden geliyorsun böyle diye sorar.
''Behlül hazretleri cehenneme ateş almaya gittim ama bana burada ateş bulunmaz herkez ateşini kendisi getirir dediler.'' der.

Duanın adabı gereği yüzümüzü göğe kaldırmamamız gerekir. Yunus emre hazretlerininde dediği gibi bana rahmet gökten değil yerdendir yani itaatten ve bükük boyundandır. Bu sözü Allah'ın mekandan münezzeh olduğunu gösterir. Birisinden birşey isterken o kişiye doğru yöneliriz ve isteğimizi söyleriz. Ama Allah'tan c.c. birşey isterken ona doğru yönelemeyiz sadece ona karşı mahcuplumuzu ve acizliğimizi gösteririz ve istekte bulunuruz.

Burdan yukarısı şahsi görüşümdür aşşağıdakiler araştırmalarım sonucunda edindiğim bilgilerdir.

Zamandan ve mekândan münezzeh olan Allah, biz kullarını mekâna yerleştirmiş ve zamana taksim etmiş. Öyle ise insan, hangi mekânda ölürse ölsün, mekândan münezzeh olan Rabbine rücu eder. Keza, hangi zamanda can verirse versin, zamandan münezzeh olan Rabbine kavuşur...

“Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz ki; ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek. Sonra sizleri yine diriltecek. Sonra da döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” (Bakara Suresi, 28)


İnsan ölü iken, yâni maddesi ölü elementler âlemindeyken diriltilerek insan hâline getiriliyor. Sonra yine ölüyor ve beden tekrar aslına rücu ediyor, tümüyle element oluyor. Bu safhayı yeniden diriltilme ve mahşere çıkma takip ediyor. İşte iki ölüm, iki diriliş ve iki ayrı rücu: Biri ölümden ölüme... Diğeri, hayattan hayata…


Allah nerededir?

“Nerede?” sorusu, mekân tutan varlıklar için sorulabilir. Bunlar da maddî varlıklardır. Mekân madde olduğu gibi onda yer tutanlar da maddedirler. Mekânı ve maddeyi yaratan ve bir ismi Nur olan Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.. Kaldı ki, mahluklar içinde bile, mekânla kayıtlı olmayanlar vardır. Bunun en yakın misali kendi ruhumuzdur.

Organlarımızın yerleri, mekânları vardır. Bunun içindir ki, “Ciğer nerededir?” yahut, “Böbrek nerededir?” gibi sorular sorulabilir. Fakat, ruh ve onun latifeleri, duyguları hakkında bu tip sorular sorulamaz. Mesela, “Ruh nerededir, akıl nerede oturur; sevginin, korkunun, hafızanın mekânları nerelerdir?”şeklinde sorular soramıyoruz.

İnsan, maddî olan ve mekânla bağlı bulunan bedenini ölçü almak yerine, mekândan bir derece bağımsız olan, ruhlar alemini, melekleri ve tabiatta icra edilen kanunları düşünse, böyle bir soruya yer kalmayacaktır.


Başlangıcı olan her şey, bize şu iki hakikati birden ders verir: Beni yoktan yaratan bir zat var ve onun varlığı ezelidir. Aynı şekilde her son da bize ebedi bir zattan haber verir. Kendimize şu soruyu soralım: Senin anlayamadığın sadece sonsuzluk mu? Yer çekimini anlayabiliyor musun? Güneşin, gezegenlerini nasıl çekip çevirdiğini kavrayabiliyor musun? Ruhun, aklın, hayalin, hafızanın mahiyetlerini bilebiliyor musun? Elma ağacının içindeki o manevi fabrikayı izah edebilmiş misin? Yumurta nasıl oluyor da, uçan bir kuş oluyor? Nutfe dokuz ay sonra nasıl ağlıyor, görüyor, işitiyor? Bu alemde insanın göremedikleri gördüklerinden, anlayamadıkları anladıklarından, bilmedikleri bildiklerinden çok fazladır.

İnsanın, bu fani eşyayı anlamış gibi, bekayı anlamaya kalkışması onu en azından yorar. En azından diyorum, çünkü bu gibi yersiz arayışların insanı sersem etme ve yoldan çıkarma ihtimali de vardır...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat