Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında.
Forum TR
Go Back   Forum TR > İslam ve İnsan Bölümleri > İslam ve İnsan
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]

Müslüman Kadının Ahlakı ( ForumTr İslam Tim )

İslam ve İnsan Bölümleri Kategorisinde ve İslam ve İnsan Forumunda Bulunan Müslüman Kadının Ahlakı ( ForumTr İslam Tim ) Konusunu Görüntülemektesiniz => Bir Başkasını Küçük Görmeye Çalışmaz İslam'ın ahlak ilkelerinin çiğnendiği toplumlarda riyanın, egonun, ihtirasların konuşturulması, inişlerin çıkışlardan çok olması, menfaat söz ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 30-01-07, 14:46   #1

Varsayılan Müslüman Kadının Ahlakı ( ForumTr İslam Tim )


Bir Başkasını Küçük Görmeye Çalışmaz

İslam'ın ahlak ilkelerinin çiğnendiği toplumlarda riyanın, egonun, ihtirasların konuşturulması, inişlerin çıkışlardan çok olması, menfaat söz konusuysa, her türlü hayasızlığın okeylenmesi şüphesiz ki kaçınılmazdır. Böylesi bir toplumun enerjisi, negatif alanda tüketileceğinden, ülkenin gelişmesi için sarf edilecek enerji kıtlığı yaşanacaktır. Yarının ümidi olan evlatlarımızın, toplumun ve dolayısıyla ülkenin yararı için bu gidişata "dur!" diyenlerin olması gerekmektedir. Ancak bu gidişata dur deyip, tedavi edecek insanların, yukarıda saydığım özelliklerden arınmış ve bu olumsuzlukların giderilmesi için sancı çeken kişiler olmaları gerekir. Her zaman dile getirdiğimiz gibi yine bu ıslah işini (kısmen erkeğin etkisi olsa da), toplum üzerinde büyük etkiye sahip olan kadın sağlayabilir. Öyleyse ilk aşama olarak Müslüman kadın, İslami ahlak özelliklerini kendinde toplamış olmalıdır. Bu ahlaki özelliklerden biri ve en önemlisi, Müslüman kadının kendiyle ve çevresindekilerle barışık olmasıdır. Kadının kendi ve çevresindekilerle barışık olmaması bir hastalıktır. Şimdi bu hastalığın bir parçası olan "karşısındakini küçük düşürmeye çalışma" huyunun çıkış sebebini, derecelerini ve tedavisini açıklamaya çalışalım:

Hastalığın sebebi:

Kıskançlık, kendi eksikliğini örtmeye çalışma ve kendini kanıtlama isteği kişiyi karşısındakini küçük düşürme çabasına sevk eder. Bu da karşısındakinin hatalarını araştırma hastalığına iter.

Hastalığın dereceleri:

a) İlk aşamada kişi, hedef panosu olarak seçtiği kişinin -yukarıda saydığımız sebeplerin birinden dolayı- gördüğü herhangi bir hatasını affetmez ve dilden dile dolaşması için her fırsatta dile getirir. Ancak burada sadece gördüğü hataları anlatır, bunun için hatasını araştırma çabasına girmez. İnsanların gözünde sevimli olabilmek için bir başkasının olumsuzluğunu yererek, yerdiği bu hal ve hareketleri sevmediği ve bu durumun kendisinde olmadığı imajını yerleştirmeye çalışır.

b) Bu derece birincisinden daha kötüdür. Çünkü bu derecede, kişinin kendini kanıtlama isteğinden dolayı bütün beynini, kıskandığı ve küçük düşürmeye çalıştığı kişinin açığını nasıl bulabileceği düşüncesi meşgul eder. Sadece karşısındakinin gördüğü hatalarıyla yetinmez. Hata ve kusur çemberini genişletmek için evine zamansız gitmeye başlar, her hareketinden olumsuz yorumlar çıkarır, adeta karşısındakini büyük bir mercek altına alır. Böylelikle bütün mesaisini, o insanı mahvetmek için harcar. Bu yüzden Allah adına yapabileceği bir ibadete vakit bulamaz. Çevresindekileri şerrinden dolayı tedirgin eder.

c) Hastalığın bu derecesine müptela olmuş bir insan, ilk iki derecedekilere göre çok daha tehlikelidir. Çünkü bu şahıs birinci ve ikinci derecedeki insanlarda bulunan olumsuzlukları taşımakla beraber işi daha da ileriye götürüp hırsını frenleyemeyerek, karşısındakinde var olan hatayla beraber, olmayan olumsuzluklar da üreterek, yalan ve iftira yollarına başvurarak kendi egosunu rahatlatmaya çalışır.

Bu üç maddede saydığımız insanlara karşı tavrımız, bu kötü huydan usulüne göre nehyetmek, konuşabilecekleri ortam hazırlamamak ve Kur'an'daki uyarıdan yola çıkarak fitnenin çıkmaması için getirdikleri habere inanmamak olmalıdır.

Hastalığın netice ve tedavisi:

Bu hastalığın neticelerini düşünmek, kalbinde iman olan her Müslümanı otomatik olarak bu olumsuzluktan uzaklaştırıp tedavi edecektir. Müslüman kadın, toplumda şiddetle ihtiyaç duyduğumuz kardeşliğin tesisi için başkalarının hata ve kusurlarını araştırarak fitneye sebep olmaktan uzak durur. Eğer bu hastalıktan kendimizi uzak tutamayacak olursak bir başkasının kusur ve hatalarını deşifre etmeye çalışmamızdan dolayı, dostumuzu kaybedip düşman sahibi olmakla beraber, deşifre ettiğimiz hata ve yanlışlığın günahına ortak oluruz. "Çirkin söz söyleyen ve onu yayan kimse günahta eşittir." (Buhari)

Allah Resulü, bu harekete olan kızgınlığını bir hutbesinde dile getirmiş ve bu olumsuzluğun, imanın kalbe yerleşmemesinden kaynaklandığını belirtmiştir. "Resulullah öyle bir hutbe okudu ki, bu hutbeyi örtülerine bürünüp gizlenen bekar kızlara bile duyurarak şöyle buyurdu: "Ey dili ile inandığı halde kalbine iman yerleşmemiş olanlar! Sakın müminlere eza vermeyin, onların suretlerini araştırmayın, ayıplarını ortaya çıkarmayın. Çünkü kim Müslüman kardeşinin ayıplarını açığa çıkarırsa, Allah da onun perdesini yırtar, kim onun gizliliklerini araştırırsa, Allah da onu evinin içinde de olsa rezil eder." (Taberani rivayet etmiştir. Raviler sikadır.)

Bunun tam aksine, kimsenin açığını araştırmadığı gibi, gördüğünde örten ve gizleyen insan için günah olmadığı gibi sevap vardır: "Bir kul, dünyada bir kulu(n ayıbını) örterse Allah da onu(n ayıbını) kıyamet günü örter." (Müslim)

Zübeyde Ekinci



Dinimizde Tartışmanın Bile Adabı Var

Tüm ailelerde zaman zaman tartışmalar yaşanmaktadır. Alışkanlık haline getirilmediği sürece, incitici olmamak kaydıyla bu doğaldır. Evliliklerin sağlamlığı, tartışmaların olup olmamasıyla değil sorunları çözebilme becerisiyle ölçülür.

Tartışmaların başlıca sebepleri yanlış anlaşılma, kıskançlık, eşlerin birbirini iyi tanıyamaması veya karşıdakini olduğu gibi kabul etmede zorlanma gibi nedenlerdir. Sebep bazen arabozucuların fitnesi veya yakın akrabalar da olabilmektedir. Resulullah ( s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz İblis tahtını suyun üzerine kurar da sonra ordularını, avanesini Ademoğullarını azdırmak için gönderir. Bunlardan ona rütbece, makamca en yakın olanı içlerinde fitnesi en büyük olanıdır. Bunlardan biri gelir de: "Falan falan işi (içki, zina, hırsızlık vb. hizmetleri) yaptım" der. Şeytan: "Hiçbir şey yapmadın bunlar nedir ki?" der. Yine içlerinden biri gelir der ki: "(O adamın peşini) bırakmadım, nihayet onunla karısını birbirinden ayırdım." Bunun üzerine şeytan onu kendisinin yakınlarından eder ve: "Sen ne iyisin, ne güzel hizmet ettin" der." (Tergib ve Terhib, C. 3, Sh. 82)

Şeytan insanların zayıflıklarından yararlanarak kendi görünmeden, bazen de insanlardan olan yardımcıları vasıtasıyla eşlerin arasını açmak için azami gayret sarf eder. Peygamberimiz şeytana alet olan arabozucu insanlar hakkında: "Kadını kocası aleyhinde kışkırtan bizden değildir. (Aynısı erkek için de geçerlidir)" buyurarak Müslümanları bu hataya düşmemeleri konusunda uyarmıştır.

Peygamberimiz ile eşleri arasında da zaman zaman anlaşmazlıklar çıkmıştır. Resulullah ( s.a.s.) ile Hz. Aişe'nin sohbetleri esnasında, Aişe validemiz sesini yükseltmeye başlar. Bu sırada Hz. Ebu Bekir içeriye girer ve kızının Resulullah'a karşı sesini yükseltmesinden rahatsız olarak: "Resulullah'a karşı sesini yükselttiğini görüyorum bu ne hal?" diye çıkışarak Hz. Aişe'nin üzerine yürür. Peygamberimiz müdahale edince bırakır ve kızgın olarak dışarı çıkar. Peygamberimiz Hz. Aişe'ye: "Seni babandan kurtardım" buyurarak latife yapar. Peygamberimizin, hatalı da olsa eşini babasına şikayet etmek yerine onu müdafaa etmesi tartışmanın adabı bakımından erkeklere güzel bir örnektir. Buna mukabil Aişe validemizin şu tavrı da hanımlara örnek olmalıdır. Peygamberimiz ( s.a.s.) Hz. Aişe'ye: "Ben senin bana kızgın ve memnun olduğun zamanları bilirim. Memnun olduğun zaman, Muhammed'in Rabb'ine, diye yemin ediyorsun, kızdığında ise İbrahim'in Rabb'i hakkı için diyorsun" deyince, Hz. Aişe şöyle cevap verdi: "Evet ya Resulullah, vallahi öyledir. Fakat sinirli olduğum zamanlarda senin sadece ismini dilimden bırakırım, sevgin ise daima gönlümde yaşar" (Müslim, Fedailu's-Sahabe, 8)

Hz. Aişe, bir kadın olarak kıskançlığının alabildiğince arttığı bir anda öfkesini sevgili eşine belli etmemek için ayağını büveyh otuna sürerek: "Rabb'im bana bir akrebi ya da yılanı musallat kıl da beni soksun bari. O senin Resulün. Ben ona ne diyebilirim ki? Ona hiçbir şey diyemiyorum" der. (Müslim) Hanımlar Hz. Aişe'yi örnek alarak hoşlarına gitmeyen durumları dillerine sahip olma kaydıyla, kaba, incitici olmadan duygularını dile getirmelidirler.

Öfkenin kabardığı, akıldan ziyade duyguların harekete geçtiği, ortamın gerginleştiği anda tartışma bitirilmeli; lanet, hakaret, küfür gibi haysiyet kırıcı hareketlere asla meydan verilmemelidir. Mesele konuşmayla halledilemiyorsa, kavgaya dönüştürülmeden karşı tarafa hatasını anlama süresi verilerek çözüm zamana bırakılmalıdır. Kişi hatasını er geç anlayarak eşinin susarak gösterdiği büyüklük karşısında mahcup olacaktır. "Kim haksız olduğu halde bir münakaşayı terk ederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münakaşayı terk edene cennetin ortasında bir ev kurulur. Kim de ahlakını güzelleştirirse ona da cennetin en yüksek yerinde bir ev kurulur." (Tirmizi, Birr, 58)

Tartışma anındaki öfkeyle dağılan pek çok yuva vardır. Oysa bazen bir anlık sessizlik bir ömür boyu pişmanlığın önüne geçmektedir. Tartışma esnasında menfi olaylara meydan vermemek için susmak zayıflığın değil, nefse sahip olmanın, takvanın alametidir.

Eşler tartışma konusunu kendi aralarında çözmeye çalışmalı, sorunlarını ikide bir ailelerine taşımamalıdırlar. Aileler de çocuklarının aile mahremiyetine saygı göstererek aralarına girmemelidirler. Tartışmalar ailelere intikal ettiyse bu durumda ana babaların kızlarını damada veya oğullarını geline karşı kışkırtarak taraf tutma yerine, Peygamberimizin sünnetine uyarak, eşleri barıştırmaya çalışmaları gerekir. Bazı ailelerde sorun bizzat eşlerin ailelerinden kaynaklanmaktadır. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Size derecesi namazdan, oruçtan, sadakadan daha fazla bir ameli haber vereyim mi? Araları bozulmuş iki kişinin arasını düzeltmektir" (M. A. Köksal, Hz. Muhammed Devrinde İslamiyet ve Medine Devri, C. 1, Sh. 163) Arabozuculuk yapmak yerine barıştırmak kendilerine sevap, çocuklarına mutluluk verecektir. Sorun çözülsün ya da çözülmesin sonu tatlıya bağlanarak küs kalmamaya çalışılmalıdır. Eşinin rızasının kadın için önemine bakılırsa ilk adımı hanımın atması menfaati icabıdır. Ayrıca bu konuda şahsını güçlendiren güzellik, şirinlik, tatlı dil, cazibe gibi geri çevrilmesi güç elçilere sahiptir. Resulullah bu davranışın cennet kadınlarının bir özelliği olduğuna dikkat çekmektedir: "Dikkat edin! Size kadınlarınızla birlikte (nasıl) cennette olacağınızı haber vereyim mi?" Biz: "Elbette ey Allah'ın Resulü" dedik. Şöyle buyurdu: "Çok doğuran ve seven. Kızdığında ya da bir kötülük yapıldığında ya da kocası öfkelendiğinde o kadın şöyle der: "İşte benim elim, senin elindir. Sen memnun kalıncaya dek gözüme uyku girmeyecektir." (Taberani)

Dilek Aytek
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-01-07, 16:03   #2

Varsayılan C: Müslüman Kadının Ahlakı ( ForumTr İslam Tim )


müslüman kadın ahlaklı olmalıdır.

basiretli,özverili,saygılı,

hz aişe ra.gibi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat