Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 02-12-06, 17:32   #11
WolwO

Varsayılan C: İlmihal Bilgileri***AkLiniza TakiLan Tüm Dini BiLgiLer


YOLCULUKTA NAMAZ

Soru: Seferî kime denir? Bir kimse ne zaman seferî olur?

Cevap: Seferî olana, yolcuya misâfir denir. 3 günlük yere gitmek niyeti ile yola çıkan kimse, konakladığı bir yerden 3 günlük yola gitmeye niyet ederek ayrılırsa, gideceği yolun iki tarafındaki evlerin hizâsından ayrılınca misâfir olur.

Niyet etmez ise, bütün dünyayı dolağsa bile, misâfir olmaz. Düşmanı arayan askerlerin hâli böyledir. Fakat, geri dönüşte misâfir olur.

İki günlük uzaklykta olan bir yere gitmeye niyet eden kimse, yolda iken veya o yere varınca, iki günlük yere daha gitmeye niyet etse, o dört günlük yere giderken misâfir olmaz.

Seferîliğin başlaması

Büyük şehirlerde kenar evler kalmamıştır. Bu bakımdan kasabaya veya şehire yakın mezarlık, fabrika, okul ve kışla ve kasabadakilerin harman yerleri, eğlence yerleri şehirden sayılır. Ya'nî, buralary geçince seferîlik başlar.

İstanbul'da, Fâtih'ten otobüs ile sefere çıkan, bugün için, Edirnekapı kabristânını geçince, Aksaray'dan çıkan, Topkapı kabristânını, sâhil yolundan ise, Yedikule kapısını geçince, Üsküdar'dan çıkan, Selimiye kışlası ile Karaca Ahmed kabristânı arasından geçince, İstanbul'da Rumeli sâhilinde oturanlardan Anadolu'da 104 kilometreye gitmeye niyet edenler, boğazın karşı sâhiline geçince seferî olurlar.

Seferilik mesâfesi

Soru: Üç günlük mesâfe ne kadardır?

Cevap: Âlimlerin çoğunluğu, üç günlük yolu, 18 fersâh olarak bildirdiler. Bu da yaklaşık yüzdört [103,680] kilometre olmaktadır. Sefer mesâfesinin, tam bu kadar kilometre olması şart değildir. Meşhûr olan veya zann-ı gâlib ile anlaşılan mesâfe kâfîdir.

Mâlikide seferilik müddeti

Soru: Şâfiî ve Mâlikî'de sefer mesâfesi ve müddeti ne kadardır?

Cevap: Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî'de, 80,640 kilometre mesâfeye gidip, giriş ve çıkış günleri hariç, 4 günden az kalan seferî olur. 4 veya daha fazla gün kalan mukîm olur. Sefere çıkan kimse, sabah ezânları okunurken bir şehire girse, o gün sayılmaz.

Ezânlar okunurken o şehirden çıksa çıktığı gün de sayılmaz. 3 gün kalınca 3 sabah namazı kılar, bir girişte, bir de çıkışta sabah namazı kılInmış olur ki, hepsi 5 sabah namazı eder. Demek ki, 3 sabah namazı değil, en fazla 5 sabah namazı kılan bile seferî oluyor, mukîm olmuyor. Şer'î gün, imsâk vakti girince başlar.

Süratli vâsıta ile gidilirse

Soru: Üç günlük yola süratli bir vâsıta ile giden seferî olur mu?

Cevap: 3 günlük yola, sür'atli bir vâsyta ile, meselâ trenle daha az zamanda giden de seferî olur. Keşfedilecek yeni bir vâsıta ile, bir saniyede, bir ânda Amerika'ya giden de seferî olur. Kerâmetle bir ânda başka ülkelere giden evliyâ da seferî olarak namazlarını kılar.

Bir yere 2 başka yoldan gidilse, biri kısa, öteki uzun olsa, uzun yol, 3 günlük yürüyüş ise, bu yoldan her vâsıta ile giden seferî olur.

Misâfirin namazı

Soru: Seferî olan, namazları nasıl kılar?

Cevap: Misâfir dört rek'atlık farzları, iki rek'at olarak kılar. Üç rek'atları aynen kılar. Müekked sünnetler, gayrı müekked sünnet hâline gelir. Misâfir zuhr-i âhiri iki rek'at olarak kılar.

Hanefî mezhebinde seferde, 4 rek'at olan farz namazları 2 rek'at kılmak vâcibdir. 4 rek'at kılmak mekrûhtur, günâh olur. Hadîs-i Şerîfte, (Seferde namazı tamam kılan, hazarda eksik kılan gibidir) buyuruldu.

Mâlikî'de, meşrû seferde 4 rek'at farzları 2 kılmak sünnet, Şâfiî'de, meşrû seferde, 2 veya 4 kılmak da câizdir. İki kılmak evlâdır, iyidir. Hanbelî'de ise seferde 2 veya 4 kılmak Şâfiî'deki gibidir.

Seferî olanın, mukîm olan imâma uyması Hanefî'de, edâ ederken câiz, Şâfiî'de hem edâ, hem kazâ ederken câiz, Mâlikî'de ikisinde de mekrûhtur. Mest üzerine, üç gün üç gece mesh edebilir. Orucunu bozabilir. Kurban kesmesi vâcib olmaz. Misâfir rahat ise, orucunu bozmamalıdır.

Seferde ezân ve ikâmet

Seferî olan, câmide veya evde yalnız veya cemâ'atle namaz kılarken ezân okur. Çünkü câmide, okunan ezân, onun namazı için sayılmaz.

Misâfir farzı dört rek'at kılarsa, son iki rek'atı nâfile olur. Emri dinlemediği için ve nâfilenin iftitâh tekbîrini ve farzın selâmını terk ettiği için ve nâfileyi farz ile karıştırdığı için, günâh olur. Tevbe etmezse Cehenneme gidebilir. Unutarak dört rek'at kılan kimse secde-i sehv yapar.

Misâfir imama uymak

Misâfir olan imâm, yanılarak dört rek'at kılarsa, buna uymuş olan mukîmin namazı fâsid olur. İkinci rek'atte oturmazsa, farzı kabûl olmaz. Üçüncü rek'atin secdesini yapmadan, o şehirde 15 gün kalmaya niyet ederse, o farzı dört rek'at kılması lâzım olur. Fakat, üçüncü rek'atin kıyâmını ve rükü'unu tekrarlaması lâzım olur. Çünkü, bu ikisini nâfile olarak yapmıştı. Nâfile olarak yapılan ibâdet farz yerine geçemez.

Misâfir sûreleri kısa okur. Tesbîhleri üçten az yapmaz. Yolda iken, ya'nî sıkıntılı zamanynda, sabah namazından başka sünnetleri terk edebilir. Sünnetleri özür ile terk etmek câizdir.

Seferde, yatsı namazını kerâhet vaktine bırakmak câizdir.

Seferîliğe niyet

Soru: Sefer için niyete lüzûm var mıdır?

Cevap: Evet vardır. Sefere niyet olmıyarak vatanından ayrılan kimse, dünyayı dolaşsa misâfir sayılmaz. Bir kimse 60 km.lik mesâfeye gitmek için bir otobüse binse, otobüste uyuyup 150-200 km.lik mesafeye gitse bile yine seferî olmaz. Çünkü buraya gelmeye niyet etmemiştir.

15 günden fazla kalmak niyetiyle Ankara'dan Fatih'e giden kimse, Fatih'e gelince 15 günden fazla kalmamaya karar verse, 15 günden az kalmaya karar verdiği andan itibaren seferî olur.

Seferî olduğundan şüphe eden, mukîmdir. Namazlarını 4 rek'at olarak kılması lâzımdır. Tahmininde yanılsa bile kasten 4 kılmadığı için ma'zur sayılır. Fakat seferî değilken 2 kılarsa, kıldığı namazları kazâ etmesi lâzım olur. İhtiyatlı hareket etmelidir.

Şoförlerin seferiliği

Soru: Vatan-ı aslîm Konya'dır. Vazîfe icâbı Fatih'te oturuyorum. Fakat işyerim Fatih'ten 120 km. uzaklıktadır. Cumartesi pazar hariç, her gün işime gidip akşama eve dönüyorum. Fatih'te ve işyerimin bulunduğu yerde seferî sayılır mıyIm?

Cevap: Evet, hem işyerinde, hem de Fatih'te seferîsiniz. Vaziyet hiç değişmezse ömür boyu hep seferî olursunuz. Fatih vatan-ıaslîniz olursa, Fatih'te bulunduğunuz müddetçe seferî olmazsınız. Fatih'ten çıkıp, işyerinden tekrar Fatih'e dönünceye kadar seferî olursunuz. şehirlerarası şöförlük yapanların durumu da böyledir.

Soru: Seferde kazâya kalan namazı, mukîmken, kaç rek'at olarak kılmak lâzımdır?

Cevap: Seferde kazâya kalan öğle, ikindi ve yatsının farzları mukîm iken de yine 2 rek'at olarak kazâ edilir. Sabah, akşam ve vitir aynen kazâ edilir.

Seferde mesh

Soru: Mestli kimse, abdestli olarak sefere çıksa, 3 günlük mesh müddeti ne zaman başlar?

Cevap: Seferde abdest bozulduğu anda başlar. 3 gün devam eder.

Soru: Namaz vaktinin sonunda sefere çıkan veya vaktin sonunda vatanına gelen o vakitlerin namazlarını kılmamış ise kaç rek'at kılar?

Cevap: Namaz vaktinin sonunda sefere çıkan, bu namazı kılmamış ise, 2 rek'at kılar. Vaktin sonunda vatanına gelen, bu vaktin namazını kılmamış ise, 4 kılar.

Yolcu, seferden dönerken, çıkarken misâfir olduğu yere gelinceye kadar misâfir sayılır. Gelince mukîm olur.

Otobüste namaz

Soru: Otobüste namaz nasıl kılınır?

Cevap: Sağlam bir kimsenin, gemi, tren, uçak ve otobüs gibi vâsıtalarda farzları oturarak kılması câiz değildir.

Ancak teyemmüm yapmak için lâzım olan özürlerle câizdir.

Zarûrî özürlerden ba'zıları şunlardır:

Malın, canın, hayvanın tehlîkede olması, inince hayvanın veya hayvandaki veya yanındaki eşyânın, malın çalınması, yırtıcı hayvan, düşman, hastanın, inerken, binerken iyi olmasının gecikmesi veya hastalığının artması, arkadaşlarının beklemeyip tehlîkede kalması, indikten sonra hayvana yardımcısız binememek gibi sebepler özür olur.

Böyle özürle vâsıta içinde îmâ ile namaz kılmak câiz olur. Namazda oturur gibi yere veya koltuğun üzerine oturarak ve kıbleye dönerek namaz kılınır.

Bildirilen özürler yoksa oturarak vâsıtada namaz kılınmaz. Otobüslerin verdiği molalarda kılınabilir.

Yâhut otobüsü durdurup namaz kılınır. Durdurulamazsa inilip namaz kılındıktan sonra başka vâsıta ile gidilir.

İlk otobüse binerken, (Namaz vakitlerinde yolda durursan) diye pazarlık ederek binmelidir.

Bu da yapılamazsa diğer 3 mezhebden biri taklîd edilerek iki namaz cem edilir.

Gemide namaz

Giden gemide farzları, özürsüz oturarak kılmak, iki imâma göre câiz değildir. Baş dönmesi özürdür.

Deniz ortasında demirli gemi, rüzgârla çok sallanıyorsa, giden gemi gibidir. Çok sallanmıyorsa, sahile yanaşmışsa, farz namazları oturarak kılmak câiz olmaz.

Giden gemide, namaza başlarken kıbleye karşı durmak ve gemi dönünce, kıbleye dönmek lâzımdır.

Seferî olan, vapurda ve trende, farz namazı kıbleye karşı durup secde yerinin yanına pusula koymalı, vapur ve tren döndükçe, kendisi kıbleye karşı dönmelidir.

Yâhut başka birisi, sağa sola dön demelidir. Namazda göğsü kıbleden ayrılırsa, namazı bozulur. Çünkü, vapur ve tren ev gibidir. Hayvan gibi değildir veya ikindi vaktinde, akşam ile yatsıyı akşam veya yatsı vaktinde kılabilmek için bir ihtiyâç hâsıl olması lâzımdır.

Gerek yolda ve gerekse seferde ihtiyâç hâsıl olmadan takdim ve tehir ile namaz kılınmaz. Çünkü, kolay hükümleri toplamaya telfîk denir ki, câiz olmaz.

Seferde trenle giden bir kimse, trende namazlarını ayakta kılamazsa, tren durduğu zaman takdim ve tehirle kılar.

Otobüste, trende, dalgalı denizde kıbleye dönemiyenin, farz namazları câiz olmaz.

Bunlar yolda seferî oldukları müddetçe Mâlikî veya Şâfiî'yi taklîd ederek, iki namazı cem ederek kılabilir.

İki namazı birleştirmek

Soru: Seferî, seferde Şâfiî veya Mâlikî'yi taklîd ederek iki namazı cem edebilir mi?

Cevap: Şâfiî veya Mâlikî'yi taklîd ederek iki namazı takdim ve tehirle, ya'nî öğle ile ikindiyi öğle vaktinde veya ikindi vaktinde, akşam ile yatsıyı akşam veya yatsı vaktinde kılabilmek için bir ihtiyâç hâsıl olması lâzımdır.

Gerek yolda ve gerekse seferde ihtiyâç hâsıl olmadan takdim ve tehir ile namaz kılınmaz. Çünkü, kolay hükümleri toplamaya telfîk denir ki, câiz olmaz.

Seferde trenle giden bir kimse, trende namazlarını ayakta kılamazsa, tren durduğu zaman takdim ve tehirle kılar.

Otobüste, trende, dalgalı denizde kıbleye dönemiyenin, farz namazları câiz olmaz.

Bunlar yolda seferî oldukları müddetçe Mâlikî veya Şâfiî'yi taklîd ederek, iki namazı cem ederek kılabilir.

Mekke'de seferilik

Soru: Bir kimse Mekke-i mükerremede veya başka yerde niyet etmeden 15 günden fazla kalsa, seferî olur mu?

Cevap: Mekke-i mükerremeye giden, 15 veya daha fazla gün kalmaya niyet ederse mukîm olur. 15 günden az kalmaya niyet ederse veya hiç niyet etmeden aylarca kalsa misâfir olur.

Mekke, Minâ ve Arafât gibi başka başka yerlerde toplam 15 gün kalmaya niyet eden de, mukîm olmaz.

Talebe, asker, işçi gibi emir altında bulunanlar, kendi niyetleri ile değil, hocalarının, kumandanlarının, işverenlerinin emrine göre hareket ederler.

Âmirleri 15 gün kalmaya niyet etse, bunlar emri işitinceye kadar misâfir olurlar. Emri hiç işitmezlerse, kaç gün kalsalar hep seferî olurlar.

Vatan çeşitleri

Soru: Kaç çeşit vatan vardır?

Cevap: İnsanın mukîm olduğu, yerleştiği yere Vatan denir. 3 çeşit vatan vardır: 1- Vatan-ı aslî, 2- Vatan-ı ikâmet, 3- Vatan-ı süknâ.

Vatan-ı aslî: insanın doğup büyüdüğü, daha sonra evlendiği yerdir. Bundan sonra da hep kalmak niyetiyle yerleştiği yerdir. Burayı da değiştirip temelli kalmak üzere başka yere göçebilir. O zaman göçtüğü yer vatan-ı aslî olur. Vatan-ı aslîye giden kimse seferî olmaz.

İki yerde zevcesi olan, o şehirlerin herbirine gidince, o yer, vatan-ı aslî olur. Oralarda mukîm olur. Üçüncü bir şehirde evlense, hanımı da o şehirde kalsa, 3 tane vatan-ı aslîsi olur.

Zevcesi ölse, orada evleri, toprağı olsa bile, orası vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Evlenmediği bir yere gidip yerleşmeye niyet edince, orası vatan-ı aslîsi olur.

Çocuğun vatanı

Bâlig bir çocuğun ana babasının bulunduğu yer, doğduğu yer bile olsa, buradan ayrılıp başka yerde, çıkmamak üzere niyet edip yerleşse veya evlense, orası vatan-ı aslîsi olur. Ana babasının yanına gidince, yerleşmeye niyet etmedikçe, burası, çocuğun vatan-ı aslîsi olmaz. Onun vatan-ı aslîsi, evlendiği veya son yerleştiği yerdir.





--------------------------------------------------------------------------------

NAMAZIN VÂCİBLERİ

Soru: Namazın vâcibleri nelerdir?

Cevap: Namazın vâcibleri şunlardır:

1- Fâtiha sûresini okumak,

2- Fâtiha'dan sonra bir sûre veya âyet okumak,

3- Fâtihayı, sûreden önce okumak.

4- Fâtihayı farzların ilk iki rek'atinde, sünnet ve vâcib namazların her rek'atinde bir defa okumak.

5- Fâtiha'dan sonra okunan sûreyi, farzların birinci ve ikinci rek'atlerinde, sünnetlerin her rek'atinde okumak,

6- Secdeleri birbiri ardınca yapmak,

7- Secdede burnu alnı ile beraber yere koymak,

8- Üç ve dört rek'atli namazların ikinci rek'atinde teşehhüd miktârı oturmak,

9- İkinci rek'atte teşehhüdden fazla oturmamak,

10- Son rek'atte otururken, Ettehıyyâtü okumak,

Ta'dil-i erkân vâcibdir

11- Rükü'da ve iki secdede ta'dîl-i erkân, ya'nî Sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak, kavmede ve celsede tumânînet ya'nî Sübhânallah diyecek kadar durmak,

12- Namaz sonunda selâm vermek,

13- Vitir namazının üçüncü rek'atında kunût duâsı okumak,

14- Bayram namazlarında tekbîr getirmek.

15- İmâmın sabah, Cum'a, bayram, terâvîh, vitir namazlarynda ve akşam ile yatsının ilk iki rek'atinde yüksek sesle okuması.

16- İmâmın ve yalnız kılanın öğle ve ikindi farzlarında ve akşamın üçüncü, yatsının üçüncü ve dördüncü rek'atlerinde sessiz okuması.

Hafîf sesle okuyanı bir iki kişinin işitmesi mekrûh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir.

Namazın vâciblerinden birini bilerek yapmamak, namazı bozmaz. Fakat günâh olur. Unutarak yapmıyan, secde-i sehv eder.

Secde-i sehv

Soru: Secde-i sehv nedir ve ne zaman yapılır?

Cevap: Secde-i sehv, ya'nî yanılma secdesi, farzın tehiri, vâcibin terk ve tehirinde yapılması lâzım gelen secdeye denir.

Secde-i sehv yapmak için, bir tarafa selâm verdikten sonra, iki secde yapıp oturur ve namazı tamamlar.

İki tarafa selâm verdikten sonra veya hiç selâm vermeden de, secde-i sehv yapmak câizdir.

Birkaç kere secde-i sehv îcâb etse, bir kere yapmak yetişir. İmâm ile berâber, cemâ'at de secde-i sehv yapar.

Cemâ'atten biri hatâ yaparsa, secde-i sehv yapmaz.

Secde-i sehvi bile bile yapmıyan veya namazın vâciblerinden birini, meselâ Fâtiha okumayı, bilerek terk eden kimsenin, o namazı tekrar kılması vâcib olur. Tekrar kılmazsa, fâsık olur.

Farzı tehir eden

Bir farzı ve vâcibi, vaktinden önce veya sonra yapan da, secde-i sehv eder.

Meselâ, zamm-ı sûrenin bir parçasını rükü'da okuyana, ettehıyyâtüden sonra az birşey okuyarak, üçüncü rek'ati geciktirene, imâm yüksek sesle okuyacak yerde, hafîf sesle okursa ve hafîf sesle okuyacak yerde yüksek sesle okursa, secde-i sehv yapmak lâzım olur.

Farzın ilk iki rek'atinde, zamm-ı sûreyi unutan, üçüncü ve dördüncü rek'atlerde okuyup, sonra secde-i sehv yapar.

Kırâati unuttuğunu rükü'da hâtırlarsa, hemen kalkıp kırâati ve sonra rükü'u yapar.

Oturmayı unutup, üçüncü rek'ate kalkarken hatırlayan bir kimse, dizleri yerden ayrıldıktan sonra ise, artık oturmaz, namazın sonunda secde-i sehv eder.

Beşinci rek'ata kalkan








--------------------------------------------------------------------------------

VİTİR NAMAZI

Soru: Vitir namazı nasıl kılınır?

Cevap: Vitir namazı vâcibdir. Mâlikî ve Şâfi'îde sünnettir.

Buna ezân ve ikâmet okunmaz. Üçüncü rek'atte rükü'a eğilmeden önce, her zaman, Arabî bir duâ okumak vâcibdir. Vaktinde kılmayanın kazâ etmesi lâzımdır. Vitir diye niyet de lâzımdır.

Vitir namazı, üç rek'attir. Üç rek'atte de Fâtiha ve zamm-ı sûre okunur.

Üçüncü rek'atte, zamm-ı sûre okuduktan sonra, iki el, iki yana salıverilmeden, doğruca kulaklara kaldırılarak Allahü ekber denir. Sonra eller, iki yana salıverilmeden, doğruca bağlanır. Hemen iki Kunût duâsını okumak vâcibdir. Bu Kunût duâlarını bilmiyen kimse, üç defa istigfâr okur. Meselâ Allahüm-magfir lî der. Yâhud bir defa Rabbenâ âtinâ... yı sonuna kadar okur.

Kunûtu okumayı unutup rükü'a giden, artık kunutu okumaz. Namazın sonunda, secde-i sehv yapar.

Vitir namazı, yalnız Ramazanda cemâ'at ile kılınır. Ramazanda yatsının farzını cemâ'at ile kılmıyanlar, Terâvîhi ve Vitri cemâ'at ile kılamazlar. Çünkü, Terâvîh, yatsının cemâ'ati ile kılınır.

Farzı yalnız kılan, Terâvîhin cemâ'atine katılır. Kaçırdığı rek'atlerini tamamlar. Terâvîhi cemâ'at ile kılmıyan, farzı kıldığı imâm ile Vitri kılabilir.

Vitir namazını gece yarısından sonra kılmak çok sevâb ise de, uyanamıyan, yatsının son sünnetinden sonra, yatsı ile birlikte, erken kılmalıdır.

Terâvih namazı

Soru: Terâvîh namazı nedir ve nasıl kılınır?

Cevap: Erkeklerin ve kadınların, Ramazan- Şerîf ayında 20 rek'at terâvîh kılması, sünnet-i müekkededir. İnanmıyan sapıktır ve şâhidliği kabûl olmaz.

Yatsının son sünnetinden sonra ve vitirden önce kılınır. Yatsıyı kılmadan önce terâvîh kılınamaz. Vitirden sonra, imsâk vaktine kadar kılınabilir.

İki rek'atte veya dört rek'atte bir selâm verilir. Her dört rek'at arasında, dört rek'at kılacak zaman kadar oturulup, salevât veya tesbîh yâhut Kur'ân-ı kerîm okunur. Sessiz oturmak da câizdir. İki rek'atte bir selâm vermek daha iyidir.

Bayram namazı

Soru: Bayram namazı nasıl kılınır?

Cevap: Bayram namazı kılmak, erkeklere vâcibdir. Bayram namazlarının şartları, Cum'a namazının şartları gibidir. Fakat, burada hutbe sünnettir ve namazdan sonra okunur.

Bayram namazları iki rek'attir. Cemâ'at ile kılınır. Yalnız kılınmaz. Birinci rek'atte, Sübhânekeden sonra, üç kere (Tekbîr) söylenir. Ya'nî, Allahü ekber denir. Eller üç defa kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde iki yana uzatılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm efendi yüksek sesle, Fâtiha ve zamm-ı sûre okuduktan sonra, rükü'a eğilinir. İkinci rek'atte, önce Fâtiha ve zamm-ı sûre okunup, sonra, iki el, yine üç kere kulaklara kaldırılır. Üçünde de yanlara sallandırılır. Dördüncü tekbîrde, kulaklara kaldırılmayıp, rükü'a eğilinir. Birinci rek'atte beş, ikinci rek'atte dört tekbîr getirilmektedir.

Bu dokuz tekbîrde ellerin nereye götürüleceğini unutmamak için, kısaca (İki salla, bir bağla. Üç salla, bir eğil) diye ezberlenir.

Bayram namazına hazırlık

Soru: Bayram namazlarından önce neler yapılmalıdır?

Cevap: Ramazan bayramında namazdan önce tatlı [hurma veya şeker] yemek, gusletmek, misvâk kullanmak, en yeni elbise giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekbîr okumak müstehabdır.

Kurban bayramı namazından önce birşey yememek, namazdan sonra, önce kurban eti yemek, namaza giderken, yüksek sesle, özrü olan yavaşça (Tekbîr-i teşrîk) getirmek müstehabdır.

Teşrik tekbirleri

Arefe günü, ya'nî Kurban bayramından önceki gün sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, yirmiüç vakitte hacıların ve hacca gitmiyenlerin, erkek kadın herkesin, cemâ'at ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazda veya bu bayramdaki farzlardan birini, yine bu bayram günlerinden birinde kazâ edince, selâm verir vermez, (Allahümme entesselâm ......) demeden evvel, bir kerre (Tekbîr-i teşrîk) okuması vâcibdir. (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) denir.

Cum'a namazlarından sonra da okunur. Bayram namazından sonra okumak müstehabdır. Cenâze namazından sonra okunmaz. Câmi'den çıktıktan veya konuştuktan sonra okumak lâzım değildir. İmâm, tekbîri unutursa, cemâ'at terk etmez. Erkekler yüksek sesle okuyabilir.






--------------------------------------------------------------------------------

SECDE-İ TİLÂVET

Soru: Secde-i tilâvet nedir ve nasıl yapılır?

Cevap: Kur'ân-ı kerîmdeki 14 secde âyetinden birini okuyanın veya işitenin, bir secde yapması vâcibdir. Başkasının okuduğu yerde bulunan, fakat işitmiyen kimse, secde etmez. Secde âyetini yazan, heceliyen, secde yapmaz.

Tilâvet secdesi yapmak için, abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, ellerini kulaklara kaldırmadan Allahü ekber der ve secdeye gider. Secdede üç defa Sübhâne rabbiyel-a'lâ der. Sonra Allahü ekber der ve ayağa kalkar. Böylece secde-i tilâvet tamam olur. Önce niyet etmek lâzımdIr. Niyetsiz sahîh olmaz.

Yankıya tilâvet secdesi

Soru: Abdestsizken secde âyetini duyan ne yapar?

Cevap: Secde âyetlerini işiten abdestsiz kimse, abdest aldıktan sonra tilâvet secdesi yapar. Fakat hayzlıya, temizlendikten sonra da tilâvet secdesi gerekmez.

Çocuk, yaptığını anlıyacak yaşta ise, okuması ile, işitenlerin secde etmesi lâzım olur. Daha küçük yaşta ise lâzım olmaz.

Dağlardan, çöllerden ve başka yerlerden aksedip, yansıyıp geri gelen sedâyı işitenlerin ve kuştan işitenlerin secde etmesi vâcib olmaz.

Secde-i tilâvetin vâcib olması için, işitilen sesin insan sesi olması lâzımdır.

Yankıya da uymak câiz olmaz. Çünkü yankı, insan sesi olarak kabûl edilmez. Bizzat insanın söylemesi lâzımdır.

Yankı ile gelen ses, hakîkî ses olmadığı için, böyle duyulan secde âyeti için secde-i tilâvet gerekmez.

Gramofonda [teyp, radyo vb. gibi âletlerde] okunan secde âyeti için secde-i tilâvet gerekmez.

Bir oturumda bir secde âyetini birkaç defa okuyan ve işiten, hepsi için bir secde eder.

Bir oturumda ne kadar secde âyeti okunmuşsa, o kadar tilâvet secdesi gerekir. Meselâ üç secde âyeti okunursa, üç secde lâzım olur.

Secde âyetini mubâh vakitte okuyup, namaz kılması mekrûh olan üç vakitte secde-i tilâvet yapmak câiz değildir. Eğer secde âyeti mekrûh vakitte okunursa, bu vakitte secde etmek câiz ise de, efdâl olanı mekrûh olmıyan vakte tehir etmektir.

Şükür secdesi

Soru: Şükür secdesi nedir ve nasıl yapılır?

Cevap: Şükür secdesi de, tilâvet secdesi gibidir. Kendisine ni'met gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için secde-i şükür yapması müstehabdır. Secdede önce, (Elhamdülillah) der. Sonra, secde tesbîhini okur.

Namazdan sonra şükür secdesi yapmak mekrûhtur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-12-06, 17:38   #12
WolwO

Varsayılan C: İlmihal Bilgileri***AkLiniza TakiLan Tüm Dini BiLgiLer


NAMAZIN SÜNNETLERİ

Soru: Namazın sünnetleri nelerdir?

Cevap: Namazın sünnetleri şunlardır:

1- Abdest alırken misvâk kullanmak.

2- İftitâh tekbîrinde ve vitrin kunût tekbîrinde, ellerini kulaklara kaldırmak.

3- İftitâh ve kunût tekbîrlerinde, avuçları kıbleye çevirmek.

4- Kıyâmda sağ elin baş ve ince parmaklarını sol elin bileşine başlamak.

5- İftitâh tekbîrinden sonra elleri göbeğin altına bağlamak.

6- Her namazın ilk rek'atinde Sübhâneke okumak.

7- İlk rek'atte, Sübhâneke'den sonra, E'ûzü okumak.

8- Bütün rek'atlerde, Fâtiha-i Şerîfenin başında, Besmele okumak.

9- İmâm Veled- dâllîn dedikte, imâm ve cemâ'at ve yalnız kılan, kendisi Fâtihayı bitirdikte, yavaşça âmin demek.

10- Kıyâmdan rükû'a inerken tekbîr almak.

11- Rükû'da ellerini dizlerinin üzerine koyup, parmaklarını açmak.

12- Rükû'da üç kerre Sübhâne rabbiyel'azîm demek.

13- Rükû'da beli ile başı bir hizâda olmak.

14- Rükû'dan kalkarken, Semi'allahü limen hamideh demek.

15- Rükû'dan kalktıktan sonra, Rabbenâ lekelhamd demek.

16- Kıyâmdan secdeye inerken, Allahü ekber demek.

17- Secdede üç kerre Sübhâne rabbiyela'lâ demek.

18- Birinci secdeden kalkarken, Allahü ekber demek.

19- Tekrar secdeye inerken, Allahü ekber demek.

20- Secdede, el parmaklarını bitiştirmek.

21- Secdede dizlerini yere koyup, uyluklarını karnından ayırmak

22- İkinci secdeden kalkarken, Allahü ekber demek.

23- Sağ ayağını dikip, sol ayağının üzerine oturmak.

24- Ka'de-i ahîrede, son oturuşta salevât okumak.

25- Topukları, kıyâmda birbirinden dört parmak eni kadar uzak, rükü'da, kavmede ve secdede bitişik tutmak.

26- İmâmın intikâl tekbîrlerini yüksek sesle söylemesi.

27- Namazı sarık veya takke ile kılmak.

Namazın mestehabları

Soru: Namazın müstehabları nelerdir?

Cevap: Namazın müstehablarından ba'zıları şunlardır:

1- İftitâh ve vitrin kunût tekbîrinde, erkekler baş parmağını kulaklarının yumuşağına dokundurmak.

2- Kıyâmda ya'nî ayakta, ellerini göbek altına başladıkta, bileşini sıkıca tutmak.

3- Kıyâmda iken secde yerine bakmak.

4- Rükü'da ve secdede, tesbîhleri 5 veya 7 defa söylemek.

5- Rükü'da ayakları üzerine bakmak.

6- Secdeye giderken alından önce, burnu yere koymak.

7- Secdede burnunun iki yanına bakmak.

8- Selâm verirken, omuz başlarına bakmak.

9- Cemâ'atle namaz kılan kimse, selâm verirken, imâma ve hafaza meleklerine ve yanlarındaki cemâ'ate niyet etmek.

10- Birinci ve ikinci oturuşlarda uylukları üzerine bakmak.

11- İmâmın namazdan sonra yüzünü cemâ'ate döndürmesi.

12- Zamm-ı sûre miktarı, sabah ve öğle namazında uzun, akşam kısa olmak.

13- İmâma uyan kimse, tekbîri gizli olarak almak.








--------------------------------------------------------------------------------

NAMAZI BOZAN ŞEYLER

Soru: Namazı bozan şeyler nelerdir?

Cevap: Namazı bozan şeylere, Müfsidleri denir. İbâdetlerin fâsid ve bâtıl olması aynı şeydir ve bozulması demektir. Namazın müfsidlerinden ba'zıları şunlardır:

1- Bir kelime de olsa namazda konuşmak. Bilerek, bilmiyerek, zorla, unutarak söylemek, hep bozar. Başkasının selâmına, sözüne cevap vermek de bozar.

2- Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çykarmak. Kendiliğinden olursa bozmaz.

3- Ah, of gibi inlemek.

4- Uf diye sıkıntıyı bildirmek.

5- İmâmdan başkasının duâsına âmîn demek.

6- Başkasının sözü ile yerini değiştirmek veya yanına gelene, onun sözü ile yer açmak. Fakat, biraz sonra, kendiliğinden hareket ederse bozmaz.

7- Az da olsa, unutarak da olsa, dışardan alarak yimek, içmek; diş arasında kalmış, nohuttan büyük şeyi yutmak.

Ağzındaki ufak bir şeyi 3 defa çiğnemek veya eritip yutmak ve dişler arasından akan ağız dolusu kanı yutmak da namazı bozar.

8- Bir elin hareketi üçten az olursa bozmaz. iki el ile bir hareket de, bozar denildi.

9- Özürsüz, göğsü kıbleden çevirmek.

Kıbleye karşı bir saftan fazla devamlı olarak yürümek de bozar.

Bunun için, yürüyerek namaz kılmak câiz değildir.

10- Namaz içindeki tekbîrlerde Allahü derken, baştaki hemzeyi uzatmak, ya'nî Aaalllahü ekber demek.

Namaza dururken uzatırsa, namaza başlaması sahîh olmaz.

Teganni

11- Tegannî ile okumak, ma'nâyı bozarsa, namaz bozular. Meselâ Ra'yı uzatarak Râbbenâ lekelhâmd, demek bozar.

Çünkü, Râb, diye uzatınca üvey baba demek olup, Allahımıza hamd ederiz yerine Üvey babamıza hamd ederiz oluyor.

Tegannî, ırlamaktır, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır.

Her müslümanın namaz kılacak kadar sûreleri, duâları, düzgün okumasını bilen birinden mutlaka öğrenmesi lâzımdır.

Bunları latin harfleri ile düzgün olarak ezberlemek mümkün değildir. Kur'ân-ı kerîmi de mutlaka aslından okumalıdır.

Aslından okunmazsa, sevâb kazanalım derken, günâha girilir.

Namazın mekrûhları

Soru: Namazın mekrûhları nelerdir?

Cevap: Mekrûh, Peygamber efendimizin beğenmediği, hoş görmediği şeyler demektir.

Namazın mekrûhları iki türlüdür: Tahrîmen mekrûh ve Tenzîhen mekrûh. Mekrûh denilince, genel olarak tahrîmen mekrûh anlaşılır. Namaz içindeki vâcibleri ve müekked sünnetleri yapmamak Tahrîmen, müekked olmıyan sünnetleri yapmamak Tenzîhen mekrûhtur. Tenzîhî mekrûh helâle, tahrîmî mekrûh harâma yakındır. Mekrûh olarak kılınan namaz sahîh olursa da kabûl olmaz. Ya'nî, va'd edilen sevâba kavuşulamaz.

Namazın mekrûhlarından ba'zıları şunlardır:

1- Secdeye inerken pantalon paçalarını çekmek.

2- Atlet ile ve dizden aşağı olan kısa pantalon ile namaza durmak.

3- Abes, ya'nî fâidesiz hareketler. Meselâ elbisesi ile oynamak, tozunu silmek.

4- İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamıyacak elbise ile ve fenâ kokulu elbise ve çorap ile kılmak. Başka elbisesi yoksa, mekrûh olmaz. Bol pijama ile kılmak mekrûh değildir.

5- Başı açık, yalın ayak kılmak. Takke düşerse, az hareketle alıp örtmek iyi olur.

6- Küçük ve büyük abdesti sıkıştırırken ve yel zorlarken namaza durmak. Namaz arasında zorlarsa, namazı bozmalıdır. Bozmaz ise, günâha girer. Cemâ'ati kaçırsa da, bozması efdal olur. Mekrûh işliyerek kılmaktan ise, cemâ'at sünnetini kaçırmak evlâdır.

7- Başını, yüzünü etrâfa çevirmek. Gözleri ile etrâfa bakmak, tenzîhen mekrûhtur.

8- Secdede, kolları yere döşemek.

9- İnsanın yüzüne karşı kılmak. İnsan uzakta da olsa, mekrûh olur. Arada, namaz kılana sırtı dönük biri bulunursa, mekrûh olmaz.

10- Namazda ve namaz hâricinde ağzını açarak esnemek.

11- Namazda gözleri yummak tenzîhen mekrûhtur. Zihnin dağılmaması için yummak mekrûh olmaz.

12- Öndeki safta boş yer varken, arkasındaki safta durmak ve safta yer yok iken, saf arkasında yalnız durmak. Safta yer olmayınca, yalnız başına durmayıp, rükü'a kadar, birini bekler. Kimse gelmezse, öndeki safa sıkışır. Öndeki safa sığmazsa, güvendiği birini arkaya, yanına çeker. Güvendiği kimse yoksa, yalnız durur.

13- Üzerinde canlı ya'nî insan veya hayvan resmi bulunan elbise ile kılmak tahrîmen mekrûhtur. Cansız resimleri bulunursa, mekrûh olmaz. Namazda giymese de, üzerinde canlı resmi bulunan elbise

--------------------------------------------------------------------------------

CÂMİLERE HÜRMET

Soru: Câmi âdâbı nedir?

Cevap: Câmiye, mescide sağ ayakla girilir ve önce sol ayakkabı çıkarılır. Câmiden sol ayakla çıkılıp, önce sağ ayakkabı giyilir. Câmiye girerken i'tikâfa niyet edilir.

Mescide girince, iki rek'at nâfile namaz kılmak sünnettir. Buna Tehiyyet-ül-mescid namazı denir. Mescide girince, farz veya başka namaz kılınınca, tehiyyet-ül-mescid namazı da kılınmış olur.

Kur'ân-ı kerîm okunuyorsa, bu namaz kılınmaz. Çünkü, Kur'ân-ı kerîmi dinlemek farzdır. Farz-ı kifâye sevâbı, farz sevâbıdır. Sünnet sevâbı, farzın yanında denizde damla bile değildir.

Câmideki yasaklar

Soru: Câmide dikkat edilmesi gereken şeyler nelerdir?

Cevap: Câmide dikkat edilecek husûslardan ba'zıları şunlardır:

1- Câminin altına abdesthâne yapmak mekrûhtur. Çünkü, câmilerin üstü, semâya kadar mesciddir. Altı da böyledir. Altını şadırvan, hamâm yapmak câizdir.

2- İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkılamıyacak elbise ile ve fena kokulu elbise ve çorapla namaz kılmak mekrûhtur.

Soğan, sarmısak yiyen de, kokusu gitmeden câmiye gelmemelidir.

3- Câmilerde ilâhî ve mevlidleri, namaz kılanlara mâni' olmamak şartı ile, ara sıra okumak câizdir.

Her zaman okuyup, âdet hâline getirmek câiz değildir.

4- Câmide yüksek sesle konuşmak mekrûhtur. İbâdet etmeyip, câmide dünya kelâmı ile meşgûl olmak tahrîmen mekrûhtur.

Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, câmide dünya kelâmı konuşmak da, insanın sevâblarını giderir. İbâdetten sonra, mubâh olan şeyleri, hafîf sesle konuşmak câizdir.

5- Câmiye abdestsiz girmek mekrûhtur.

6- Ön safta yer varken, arka safta durmak mekrûhtur.

7- İmâmın, son sünneti, farzı kıldığı yerde kılması mekrûhtur. Biraz sağ veya solda kılar. Cemâ'atin aynı yerde kılması ise câizdir.




--------------------------------------------------------------------------------

CEMÂ'AT İLE NAMAZ

Soru: Cemâ'at ve İmâmlık nedir?

Cevap: Namazda, en az iki kişiden birinin imâm olması ile cemâ'at meydana gelir. Beş vakit namazın farzlarını cemâ'at ile kılmak, erkeklere sünnettir. Cum'a ve bayram namazlarında ise şarttır.

Nâfile namazları cemâ'at ile kılmak mekrûhtur.

Bir mazeretle câmiye gitmeyip, evinde âilesi ile cemâ'at yapan kimse, câmi'deki cemâ'atin sevâbına kavuşamaz. Fakat evde cemâ'at ile kılınca da, cemâ'at sevâbına, ya'nî 27 kat sevâba kavuşur.

Bir rek'ati kaçıran kimse, o namazı cemâ'at ile kılmamış olur. Fakat, cemâ'at sevâbına kavuşur. Son rek'ati de kaçıran, imâma teşehhüdde yetişirse, yine cemâ'at sevâbını kazanır. İftitâh tekbîrini imâmla birlikte söylemenin ayrıca çok sevâbı vardır.

Soru: Cemâ'ate gitmemeyi mubâh kılan mazeretler, özürler nelerdir?

Cevap: Hastanın, felçlinin, bir ayağı kesik olanın, yürüyemiyen ihtiyârın ve a'mânın cemâ'ate gitmesi lâzım değildir. Yardımcıları, nakil vâsıtaları olsa da, lâzım değildir. Yağmur, çamur, çok soğuk ve karanlık da özürdür.

Hırsız ve başka sebeple maIı gitmek korkusu, yolcunun nakil vâsıtasını kaçırmak korkusu, hastaya bakmak cemâ'ate gitmemek için özürdür.

İmâmlığın şartları

Soru: İmâm olmak için lâzım olan şartlar nelerdir?

Cevap: İmâm olmak için altı şart lâzımdır. Bunlardan biri bulunmadığı bilinen imâmın arkasında namaz kılmak sahîh olmaz:

1- Müslüman olmak.

2- Bulûğ çağında olmak.

3- Akıllı olmak.

4- Erkek olmak.

5- Hiç olmazsa, Fâtiha ile bir âyeti doğru okuyabilmek.

6- Özürsüz olmaktır. Özrü olan, özrü olmayanlara imâm olamaz. Özür, bir yerinden durmadan kan akmak, idrâr kaçırmak, "te" ve "fe" harflerini tekrarlıyarak okumak, "sin" harfini "se", "ra" harfini "gayn" okumak ve benzeri şeylerdir.

Özürleri birbirine benziyenler birbirlerine ve bir özürlü olan, iki özürlü olana imâm olabilir. Yara üstündeki merheme, sargıya mesh eden özürlü sayılmaz.

Rükü' ve secde yapamıyan, yapana imâm olamaz. A'mâ, âlim ise, imâm olur.

İmâma uymanın şartları

Soru: İmâma uymanın doğru olması için şartlar nelerdir?

Cevap: İmâma uymanın doğru olması için lâzım olan şartlardan ba'zısı şunlardır:

1- Namaza dururken, tekbîri söylemeden önce, imâma uymaya niyet etmek.

2- İmâmın, kadınlara imâm olmaya niyet etmesi lâzımdır. İmâmın erkeklere imâm olmaya niyet etmesi lâzım değildir. Fakat niyet ederse, kendisi de cemâ'at sevâbına kavuşur.

3- Cemâ'atin topuğu, imâmın topuğunun gerisinde olmak.

4- İmâm ile cemâ'at, aynı farz namazı kılmak. Farzı kılmış olan kimse, tekrar imâma uyunca, imâm ile kıldığı nâfile olur.

5- İmâmın kendisini görse, yâhut sesini işitse, aradaki duvar mâni' olmaz. Arada kayık geçecek nehir ve araba geçecek yol mâni' olur.

6- İmâmın veya müezzinin sesini işitmek yâhut bunları görmek veya cemâ'atin hareketlerini görmek lâzımdır. İşitmeye, görmeye elverişli penceresi olmayan duvar arada olmamalıdır.

İmâma yetişmek

Soru: İmâma yetişmek nasıl olur?

Cevap: Rükü'ya yetişemiyen, o rek'ati imâmla kılmış olmaz. İmâm rükü'da iken gelen, niyet eder ve ayakta tekbîr getirip, namaza girer. Hemen rüküya eğilip imâma uyar. Rükü'da imâma yetişen, o rekati imâmla kılmış olur.




--------------------------------------------------------------------------------

CUM'A NAMAZI

Soru: Cum'a namazı kaç rek'attir?

Cevap: Cum'a namazı 16 rek'attir. Bunun 2 rek'atini kılmak her erkeğe farz-ı ayındır. İnanmıyan, önem vermiyen kâfir olur. Öğle namazından daha kuvvetli farzdır.

Cum'a namazı için, birinci ezânı işiten her müslümanın, işini, alış-verişini bırakıp namaza gitmesi farzdır. Namaz vakti alış-veriş sahîhdir. Fakat günâhtır.

Soru: Cum'a namazı nasıl kılınır?

Cevap: Öğle ezânı okununca, hemen dört rek'at Cum'a namazının ilk sünneti kılınır. Sonra, câmi' içinde, ikinci ezân okunur. Sonra hutbe okunur. Sonra, cemâ'at ile iki rek'at Cum'a namazının farzı kılınır. Sonra, dört rek'at son sünneti, bundan sonra, dört rek'at, vaktine yetişip de kılmadığım son öğle namazının farzını kılmaya diye niyet ederek, âhır zuhur namazı kılınır. Bundan sonra, iki rek'at vaktin sünneti kılınır. Cum'a sahîh olmadı ise, bu on rek'at, öğle namazı olur. Bundan sonra, Âyet-el-kürsî ve tesbîhler okunup, duâ edilir.

Cum'anın farz olması

Soru: Cum'anın farz olmasının şartları nelerdir?

Cevap: Cum'a namazının farz olması için, iki türlü şartı vardır: Birincisi Vücûb şartları, ikincisi Edâ şartlarıdır. Edâ şartlarından biri noksan olursa, namaz sahîh olmaz. Vücûb şartları bulunmazsa, sahîh olur. Edâ şartları yedidir:

1- Namazı şehirde kılmaktır. şehir, cemâ'ati, en büyük câmiye sığmayan yer demektir.

Bugün hükümetin tasdik ve kabûl ettiği muhtarı veya jandarma bulunan köyler ve şimdiki büyük şehirlerin içinde bulunan nâhiyelerin herbiri yukarıdaki iki ta'rîfe göre de, Cum'a namazı için ayrı birer şehir sayılmaktadır. Böyle köylerde ve nâhiyelerde Cum'a ve bayram namazları kılınır.

2- İzin ile kılmaktır.

3- Öğle namazının vaktinde kılmaktır.

4- Vakit içinde hutbe okumaktır.

5- Hutbeyi namazdan önce okumaktır.

6- Cum'a namazını cemâ'at ile kılmaktır. İmâmdan başka, 3 erkek yetişir.

7- Câminin herkese açık olmasıdır.

Cum'anın vücûb şartları

Soru: Cum'anın vücûb şartları nelerdir?

Cevap: Cum'a namazının vücûb şartları dokuzdur. Ya'nî, bir kimseye farz olması için şu dokuz şart lâzımdır:

1- Mukim olmaktır. Seferî olana farz değildir.

2- Sağlam olmaktır. Hastaya ve hastanın yanından ayrılamıyan hasta bakıcıya ve çok ihtiyara farz değildir.

3- Hür olmaktır.

4- Erkek olmaktır.

5- Âkıl ve bâlig olmaktır.

6- Kör olmamaktır. Yolda götüren olsa bile, a'mâya farz değildir. Yardımcısız câmiye gidebilen a'mâya farzdır.

7- Yürüyebilmektir. Felçliye, ayaksıza farz değildir.

8- Mahbûs olmamak ve düşman ve zâlimden korkusu olmamaktır.

9- Çok yağmur, kar, fırtına, çamur ve çok soğuk olmamaktır.

Cum'a hutbesinin hükmü

Soru: Cum'a hutbesinin hükmü nedir ve nasıl okunur?

Cevap: Cum'a hutbesini okumak farzdır.

Hutbeyi kısa okumak sünnettir, uzun okumak mekrûhtur.

İki kısa hutbe okumak sünnettir. İki hutbe arasında oturmamak günâhtır.

İmâm minbere çıkınca, cemâ'atin namaz kılması ve konuşması harâm olur. Hatîb efendi duâ ederken, cemâ'at sesli âmîn demez. İçinden sessiz denir.

Namaz kılarken yapması harâm olan her şey, hutbe dinlerken de harâmdır.

Cum'a günü

Soru: Cum'a günü sünnet olan şeyler nelerdir?

Cevap: Cum'a günü yapılması sünnet olan şeylerden ba'zıları şunlardır:

Cum'a namazı için gusletmek; güzel koku sürünmek; yeni, temiz giyinmek; saç, tırnak kesmek; câmiye erken gelmek sünnettir.

Her müslümanın Cum'a günleri, Cum'a namazından önce veya sonra başını tıraş etmesi ve tırnaklarını kesmesi sünnettir. Namazdan sonra kesilmesi efdaldir. Cum'a günü kesemiyen, başka günlerde kesmelidir. Sonraki Cum'a günü kesmeyi beklememelidir.

Her Cum'a günü yıkanarak ve koltuk ve kasık kıllarını tıraş ederek temizlemek müstehabdır










--------------------------------------------------------------------------------

KAZÂ NAMAZLARI

Soru: Namazın edâsı, iâdesi ve kazâsı ne demektir?

Cevap: Her namazı vaktinde kılmaya (Edâ) denir. Nâfile kılmaya başlandığı vakit, bu nâfile namazın vakti olur. Tamamlanması vâcib olur. Fâsid olursa, bozulursa kazâsı vâcib olur. Bir namazı vakti içinde tekrar kılmaya (İâde) denir.

Vaktinde kılınmazsa, vaktinden sonra kılmaya (Kazâ) denir. Farzı, kazâ etmek farzdır.

Vâcibi kazâ etmek ve fâsid olan sünnet ve nâfile namazları iâde etmek vâcibdir. Vaktinde kılınmayan sünneti kazâ etmek emredilmedi.

Soru: Namaz hangi hâllerde kazâya bırakılabilir?

Cevap: Farz ve vâcib olan bir namazı bile bile kazâya bırakabilmek için, iki özür vardır: Biri, düşman karşısında olmaktır. İkincisi, seferde olan kimsenin hırsızdan, yırtıcı hayvandan, selden, fırtınadan korkmasıdır. Îmâ ile de kılma imkânı yoksa, kazâya bırakabilir.

Ayrıca uyku ve unutmak sebebi ile kaçırmak günâh olmaz. Harâm olan üç vakitten başka, boş vakitlerinde kılmak şartı ile, çoluk çocuğunun rızkını kazanacak kadar geciktirmek câiz olur. Daha fazla geciktirirse, günâha girmeye başlar. Nitekim, Resûlullah efendimiz, Hendek muhârebesinin şiddetinden kılamadıkları dört namazı, hemen o gece, Eshâb-ı kirâm yaralı ve çok yorgun oldukları hâlde, cemâ'at ile kıldı.

Kazâ günâhından kurtulmak

Soru : Namazı kazâ edince günâhtan kurtulur muyuz?

Cevap: Farz namazı, özrü olmadan, vakti geçtikten sonra kılmak, ya'nî kazâya bırakmak harâmdır. Bir an önce kazâ etmelidir. Kazâ ettikten sonra, ayrıca tevbe etmek de lâzımdır. Kazâ edince, yalnız namazı kılmamak günâhı affolur. Kazâ kılmadan, tevbe edilince, terk günâhı affolmadığı gibi, tehîr günâhı da affolmaz. Çünkü, tevbenin kabûl olması için, günâhtan sıyrılmak şarttır.

Kazâ borçlarının telâfisi

Soru: Tenbellikle kılınamamış farz borçları nasıl telâfi edilebilir?

Cevap: Namazlarını özürsüz terkedenler, namaz borcu ile can vermemek, Cehennem azâbından kurtulmak için, hiç olmazsa, beş vakit namazdan dördünün sünnetlerini kılarken, kazâ kılmaya da niyet etmelidir.

Sabah namazının sünneti vacibe yakın olduğundan, sabah namazının sünnetini, sünnete niyet ederek kılmalıdır.

Başkasının yerine namaz

Soru: Başkasının yerine namaz kılınabilir mi?

Cevap: Namaz, beden ile yapılan ibâdet olduğundan, başkası yerine kılınamaz. Herkesin kendi kılması lâzımdır. Ağır hasta ve çok ihtiyâr kimse, namaz yerine fakîre fidye [para] veremez.

Özürlü ve özürsüz olarak namazı terkedenin, bunu kazâ etmesi lâzımdır. Namazı bilerek terketmenin büyük günâh olduğunu ve kazâ etmek lâzım olduğunu, bütün âlimler ittifakla bildirmektedir



--------------------------------------------------------------------------------

RAMAZAN ORUCU

Soru: Orucun farzları nelerdir?

Cevap: İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazan ayında, hergün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten onsekiz ay sonra, Şa'bân ayının onuncu günü, Bedr gazâsından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur. Ramazanda oruç tutmak akıl bâlig olan her müslümana farzdır.

Orucun farzları

1- Niyet etmek,

2- Niyeti ilk ve son vakitleri arasında yapmak,

3- Fecr-i sâdık, ya'nî tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman [ya'nî şer'î gündüz] içinde, orucu bozan şeylerden sakınmaktır.

Ramazanın girişi

Soru: Ramazanın girişi nasıl tespit edilir?

Cevap: Hadîs-i Şerîfte, (Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!) buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilâlin [yeni ayın] görülmesi ile başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesâb ile, takvîm ile başlamak câiz olmaz.

Şa'bân ayının otuzuncu gecesi, güneş gurûb edince, hilâli aramak vâcib-i kifâyedir. Oruç, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yemeyi, içmeyi ve cimâ'ı terketmektir.

Orucun niyet vakti

Soru: Orucun niyet vakti ne zaman başlar?

Cevap: Bir gün evvel güneş batmasından, oruç günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramazan orucuna kalb ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zamanı da böyledir.

Hergün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramazan orucuna niyet ederken, Ramazan demeyip, yalnız oruç demek veya nâfile oruç demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruç müddetinin ya'nî şer'î gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir.

Fecr, ya'nî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet ettim, yarın oruç tutmaya) denir. İmsâktan sonra niyet ederken, (bugün oruç tutmaya) denir. Ramazan-ı Şerîf orucu, her müslümana farz olduğu gibi, tutamıyanların kazâ etmeleri de farzdır. Kazâ ve keffâret orucuna ve mu'ayyen olmayan adak oruçlarına fecrden sonra niyet edilemez.

Hayvan zekâtı

Soru: Hayvanların zekâtı var mıdır?

Cevap: Yılın yarıdan fazlasında parasız çayırda otlıyan hayvanlar, üretmek için, [sütü için] olursa, bunlara (Sâime) hayvan denir. Sâime hayvan sayısı, nisâb miktarı olduktan bir yıl sonra, zekâtı verilir. Yün için, yük taşımak için, binmek için olursa, sâime denilmez ve zekât lâzım olmaz. Deve, sığır gibi başka cinsden sâime hayvanlar, birbirlerine ve diğer ticâret eşyâsına eklenmez.

Deve zekâtı: Devenin nisâbı beştir. Beş devesi olan, bir koyun verir.

Sığır zekâtı: Sığırın nisâbı otuzdur. Otuz sığır için bir adet, bir yaşını aşmış erkek veya dişi buzağı verilir. Kırktan ellidokuza kadar sığırı olan, bir adet, iki yaşını bitirmiş, erkek veya dişi dana verir. Manda zekâtı, sığır gibidir.

Koyun zekâtı: Koyunun nisâbı kırktır. 40'dan 120'ye kadar koyunu olan, yalnız bir koyun verir.

Kimler oruç tutmaz

Soru: Hasta olanlar nasıl oruç tutar?

Cevap: Dînimiz, insana yapamıyacağı işleri yüklememiştir. İbâdetlerde her türlü kolaylığı göstermiştir. Meselâ, hasta, hastalığı artacak ise, hâmile kadın, süt veren kadın, harbeden asker zayıf olursa, oruç tutmaz. İyi olunca kazâ eder.

Sefere çıkan, ya'nî üç günlük yola [104 kilometreye] gitmek için niyet ederek yola çıkan, seferî olur. Böyle misâfir, orucunu ertesi gün bozabilir ve Ramazandan sonra kazâ eder ise de, zarar etmezse, tutması efdaldir.

Yolda ve onbeş günden az kalacağı yerde tuttuğu orucu bozarsa, keffâret lâzım olmaz. Misâfirliği bitip evine gelince veya gittiği yerde onbeş gün kalmaya niyet edince, tutmadığı günleri kazâ eder.

Hasta, hastalığının artmasyndan veya iyi olmasının gecikmesinden yâhud şiddetli ağrı gelmesinden korkar ise, oruç tutmayıp sonra kazâ eder. Bu, Tabîb-i müslim-i hâzık'ın söylemesi ile anlaşılır. Hâzık, mütehassıs, uzman olmak demektir. Kâfir ve fâsık, ya'nî büyük günâh işlediği bilinen tabîbe muâyene ve tedâvî, zarûrî hâllerde câizdir. Fakat bunların sözleri ile ibâdet bozulmaz. Orucunu bozarsa, keffâret lâzım olur.

Ba'zı ağır hastalar hariç hemen hemen her hasta oruç tutabilir. Yıllarca oruç tutturulmayan birçok hastaya, yakinen tanıdığımız dahiliye mütehassısı bir doktor, oruç tutturdu. İlâçların dozlarını oruç vaktine, ya'nî sahura ve imsâka göre ayarladı. Hastaların en ufak bir sıkıntısı olmadı. Yeter ki doktor, hastasının oruç tutmasını istesin. Peşin hükümlü olmasın. Tedâviyi ona göre ayarlar. Bu olmıyacak bir iş değildir. Bunun için dînimiz, her doktorun değil, o branşta mütehassıs olma şartını ve müslüman olması şartını getirmiştir. Mütehassısı olmazsa yanlış karar verebilir. Sâlih müslüman değilse, dînin emir ve yasaklarına önem vermiyeceği için, bunun sözünü de ölçü kabûl etmemiştir.

İhtiyâr olup, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kazâya kalmış oruçlarını tutamıyacak kimse ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz, fakat gizli yer. Böyle kimse zengin ise, hergün için bir fıtra, ya'nî binyediyüzelli gram buğday veya un veya kıymeti kadar altın veya gümüş parayı, bir veya birkaç fakîre verir. Ramazanın başında veya sonunda toptan hepsi bir fakîre de verilebilir. Fidye verdikten sonra hasta iyileşirse, Ramazan oruçlarını ve kazâ oruçlarını tutar.

Kutuplarda oruç

Soru: Kutuplarda olan nasıl oruç tutar?

Cevap: Kutuplara ve Ay'a giden müslümanın da, seferî değilse, Ramazanda gündüzleri oruç tutması lâzımdır.

24 saatten daha uzun günlerde, oruca saatle başlar ve saatle bozar. Gündüzü böyle uzun olmıyan bir şehirdeki müslümanların zamanına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder.

Oruç çeşitleri

Soru: Kaç çeşit oruç vardır?

Cevap: Sekiz çeşit oruç vardır. Bunlar şunlardır:

1- Farz oruçlar: İki kısımdır. Birincisi, belli bir zamanda tutulan Ramazan-ı Şerîf orucu.

2- İkincisi, belli bir zamanda olmıyan kazâ ve keffâret oruçları.

3- Vâcib oruçlar: Bunlar da, mu'ayyen olur. Belli gün veya günler oruç tutmayı adamak gibi.

4- Gayrı mu'ayyen oruçlar: Herhangi bir gün veya birkaç gün oruç adamak gibi.

5- Sünnet olan oruçlar: Muharremin dokuzuncu ve onuncu günleri oruç tutmak gibi.

6- Müstehab oruçlar: Her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri oruç tutmak gibi.

7- Harâm olan oruçlar: Ramazan bayramının birinci günü ve Kurban bayramının her dört günü oruç tutmak.

8- Mekrûh olan oruçlar: Muharremin yalnız onuncu günü, yalnız cumartesi günleri, Nevruz ve Mihrican günleri ve bütün sene, her gün oruç tutmak ve konuşmamak şartıyla oruç tutmak mekrûhtur.

Orucu bozan şeyler

Soru: Orucu bozan şeylerin belli başlıları nelerdir?

Cevap: İlmihâl kitaplarında orucu bozan ve keffâret gerektiren hâller için genel kâide bildirilmiştir. Gıda veya devâ ya'nî ilâç olarak, faydalı birşey yemek, içmek, zevk, keyif veren birşeyi ağızdan almak ve cima' orucu bozar. Orucu bozan bu şeyler, bilerek yapılınca hem kazâ hem keffâret gerekir.

Orucu bozup hem kazâyı, hem de keffâreti gerektiren husûslardan ba'zıları şunlardır:

1- Ramazan ayında oruçlu olduğunu bildiği hâlde ve imsâktan önce niyetli iken, gündüz fâideli birşey yiyip içmek.

2- Sigara içmek.

3- Kan aldırmak ve gıybet etmek gibi orucu bozmadığı iyi bilinen bir şeyden sonra, orucu bozuldu sanarak bile bile yemek.

4- Ramazanın bir gününde, kazâ lâzım olan birşeyi yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasten yine yaparsa keffâret de lâzım olur.

5- Ağzına giren kar, yağmur ve doluyu istiyerek yutmak.

6- Toprak yeme alışkanlığı olan kimsenin, yenmesi âdet olan toprak ve kil yemesi.

7- Az tuz yemek.

8- Oruçlu olduğunu unutarak yiyen kimse, oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra orucu bozulmadığını bildiği hâlde, yine yiyip içerse orucu bozulur. Hem kazâ hem de keffâret lâzım olur.

Orucu bozup sadece kazâ gerektiren hâller

1- Hatâ ile meselâ, abdest alırken boğaza su kaçması.

2- Kulağa yaş, ilâç damlatmak, derideki yaradan içeri girecek ilâç koymak.

3- Vücuda, iğne ile ilâç ve aşı şırınga etmek.

4- Kağıt, pamuk, ot, pişmemiş pirinç, darı, mercimek tanesi gibi ilâç ve gıda olmıyan birşeyi yutmak.

5- Zorlıyarak ağız dolusu kusmak.

6- Dişlerin kanamasında, yalnız kanı veya tükürükle aynı miktardaki karışık kanı yutmak.

7- İmsâk vaktinden sonra, daha gece zannederek yiyip içmeye devam etmek.

8- Güneş battı, ezân okundu zannederek, iftâr vakti gelmeden yimek.

9- Oruçlu olduğunu unutup, yiyip içtikten sonra, orucum bozuldu diyerek, yiyip içmeye devam etmek.

10- İstimna, (mastürbasyon) yapmak. [Uykuda iken ihtilâm olmak orucu bozmaz.]

11- Tahâretlenirken içeri su kaçırmak.

12- Lavman yaptırmak, orucu bozar. Kadınların, kadın hastalıklarından muayenelerinde oruç bozulabilir.

13- Zorla orucu bozdurulmuş olmak.

14- Burna sıvı ilâç damlatmak.

15- Burna kolonya çekmek. Burna çekmeyip sadece koklarsa bir zararı olmaz.

16- Başkalarının içtiği sigara dumanını istiyerek çekmek.

17- Diş çektirmek için uyuşturucu iğne vurdurmak.

18- Astım hastalarının, kriz hâlinde ilâçlı sprey kullanmaları orucu bozar. İlâçsız oksijen gazı bozmaz.

19- Hastaların, dil altından, yutmasa da ilâç alması orucu bozar.

Kalb rahatsızlığı için sağlam deri üzerine konan ve derinin gözeneklerinden emilerek kalbe fayda veren ilâç, sağlam deri üzerine konulduğu için orucu bozmaz.

20- Kadınların ve erkeklerin ilâç olarak fitil kullanmaları orucu bozar. Fakat guslü gerektirmez.

Orucu bozmayan şeyler

Soru: Orucu bozmayan şeyler nelerdir?

Cevap: Bir ibâdeti yaparken, o ibâdetin farzlarını, vâciblerini, sünnetlerini, mekrûhlarını ve müfsitlerini ya'nî bozan şeyleri de bilmek lâzımdır. Bunlar bilinmezse, yapılan ibâdet sıhhatli olmaz. Hattâ öyle olur ki, ibâdet yaptığımızı zannettiğimiz hâlde, o ibâdet bozulmuş, ibâdet olmaktan çıkmış olabilir.

Meselâ, orucun farzlarından birisi, orucun başlayış vaktinden bitiş zamanına kadar, orucu bozan şeylerden sakınmaktır. Bunun için orucun farzlarını, mekrûhlarını ve müfsitlerini, ya'nî orucu bozan hâlleri ve bozmayan şeyleri iyi bilmek lâzımdır.

Orucu bozmayan şeylerden ba'zıları:

1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek.

2- İhtilâm olmak.

3- Tentürdiyot ve yaş sürünmek ve sürme çekmek. (Bunların rengi, kokusu tükürükte, idrarda belli olsa bile orucu bozmaz.)

4- Gıybet etmek. (Gıybet orucu bozmaz ise de, harâmdır orucun sevâbını azaltır.)

5- İstemiyerek ağız dolusu kusmak.

6- İsteyerek, zorlayarak, biraz kusmak.

7- Kulağına su kaçmak.

8- Ağzına, burnuna, boğazına toz, duman ve sinek kaçmak.

9- Oksijen gazı tüpü ile sun'î hava verilmek. (Gazın içine ilâç konmuş ise bozar.)

10- Başkalarının içtiği sigaranın dumanı, sakındığı hâlde ağzına burnuna girmek.

11- Ağzını yıkadıktan sonra, ağzında kalan yaşlığı tükürük ile yutmak.

12- Gözüne ilâç koymak.

13- Diş çukuruna ilâç koymak. (Tadı boğazda duyulsa bile bozmaz.)

14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak.

15- Çiçek, kolonya koklamak. Kolonyayı burnuna iyice çekerse bozulur.

16- Dişleri arasında sahur vaktinden kalan, nohuttan küçük şeyi yutmak.

17- Gelen kusuntunun geri gitmesi.

18- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak.

19- Diş çektirmek. [Diş çekmek için morfin vurulması orucu bozar.]

20- Diş çektirince gelen kanı tükürmek, yâhut tükürükten az ise yutmak da orucu bozmaz.

21- Arının kendiliğinden sokması.

Oruç keffâreti

Soru: Oruç keffâreti nedir, nasıl tutulur?

Cevap: Keffâret, Ramazan ayının hürmet perdesini yırtmanın, ya'nî Ramazan orucunu bile bile bozmanın cezâsıdır. Oruç keffâreti için ard arda altmış gün oruç tutmak lâzımdIr. Ramazan günü özürsüz, bir orucu bozmanın cezâsı, altmış gün, bir gün kazâsı ile 61 gün oruç tutmaktır.

Bunun için keffârete halk arasında "61" denmektedir. Keffâret sadece Ramazanda kasten bozulan orucun cezâsıdır. Başka oruçlar bozulduğunda keffâret gerekmez.

Birkaç Ramazanda keffâretleri olan veya bir Ramazanda iki gün keffâreti olan kimse, birinci keffâreti yapmamış ise, ikisi için yalnız bir keffâret yapar. Birinci keffâreti yapmış ise, ikinci keffâreti de ayrıca yapması lâzımdır.

Keffâret orucu, hastalık, yolculuk gibi bir özür ile veya bayram günlerine rastlamak sebebi ile bozulursa veya Ramazana rastlarsa, yeniden altmış gün tutmak lâzım olur. Kadınlar özür sebebiyle bozunca, yeniden başlamaz. Özrü bitince geri kalan günleri tutarak, altmışa tamamlar.

Devamlı hasta veya yağlı olup altmış gün oruç tutamıyan kimse, bir fakîri, bir günde iki defa doyurmak üzere altmış gün yedirir. Altmış fakîrin her birine 1750 gram buğday veya un, yahut bunların kıymeti kadar ekmek, başka mal veya altın, gümüş vermek veya bunları bir fakîre altmış gün vermek de câiz olur.

Doyurmak için kâğıt para da verilir. Oruç tutabilen kimsenin fakîrleri doyurmak sûretiyle keffâretten kurtulmaya çalışması câiz değildir.




--------------------------------------------------------------------------------

SADAKA-İ FITR

Soru: Sadaka-i fıtr nedir ve nasıl verilir?

Cevap: İhtiyâcı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisâbı kadar malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazan bayramının birinci günü sabahı, tan yeri aydınlanırken, Fıtra vermesi vâcib olur.

Fıtra ve kurban nisâbı hesâbına katılacak malın ticâret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da lâzım değildir. Bayramın birinci günü sabah namazı girdiği anda, nisâb miktârı kadar mala mâlik olmak şarttır. O andan sonra nisâba kavuşanın, dünyaya veya îmâna gelenin fıtra vermesi vâcib olmaz.

Kimler fıtra verir?

Nisâba mâlik olmayan herkes fakîr sayılır, zekât alabilir. Fıtra nisâbına mâlik olana zengin denir. Bunun fıtra vermesi vâcib, zekât alması ise harâm olur. Çalışamıyan fakîr akrabâsına yardım etmesi vâcib olur.

Memur, 30 milyon lira maaş alsa, fakat nisâba mâlik değilse, ya'nî borçları çıkınca geriye nisâb miktarı parası, malı kalmıyorsa fakîr sayılır. Aksine asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisâba mâlik ise, zengin sayılır, fıtra vermesi lâzım olur.

Seferde olanın da fıtra vermesi lâzımdır.

Küçük çocuğun ve delinin malları varsa, bunların fıtraları da, mallarından verilir. Velîleri vermezse, çocuk büyüdükte, deli iyi oldukta, eski fıtralarını da kendileri verir.

Bâlig olmıyan çocukların malı yoksa, bunların fıtrasını babaları, kendi fıtrası ile birlikte verir. Ya'nî kendi zengin ise verir. Zevcesi ve büyük çocukları için vermez. Fakat verirse sevâb olur.

Fıtra miktarları

Soru: Bir kimse, kendi malından başkasının fıtrasını verebilir mi?

Cevap: Bir kimse, kendi malından, başkası için fıtra verince, o önceden emretmiş ise, câiz olur. Emri ile vermemiş ise, sonradan râzı olsa da, câiz olmaz. Onun malı ile vermiş ise, râzı olunca câiz olur. Bir adam, evinde beslediği kimselerin fıtralarını, onların emri olmadan verebilir.

Sadaka-i fıtrın miktarı her sene değişmez. Fıtra olarak yarım sâ' buğday veya un, yâhut bir sâ' arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sâ' ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sâ' ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyâmete kadar hiç değişmez. Fıtra olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yâhut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir.

Fıtra zamanı

Soru: Sadaka-i fıtr ne zaman verilir?

Cevap: Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı Şerîfte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek câiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevâbdır. Şâfiî'de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz

Soru: İhtiyaç eşyası nelerdir?

Cevap: İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve âletler, binecek vâsıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır.

Bu eşyanın mevcût olması şart değildir. Eğer mevcût iseler, zekât, fItra ve kurban için nisâb hesâbına katılmazlar.

Ticâret için olmıyan, ihtiyacından artan eşya, kirâdaki evler, evindeki süs eşyası, yere serili olmıyan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, san'at ve ticâret âletleri, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz. Bunlar fıtra ve kurban için, nisâb hesâbına katılır.

Soru: Fakîr de sadaka-i fıtr verir mi?

Cevap: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekât nisâbı kadar malı, parası bulunan müslümanın fıtra vermesi vâcib olur. Nisâba mâlik değilse fıtra vermesi vâcib olmaz. Fakat vermesi iyidir.


enger



--------------------------------------------------------------------------------

KURBAN KESMEK

Soru: Kimlere kurban kesmek vâcibdir?

Cevap: Mukîm olan, seferde olmıyan, âkıl-bâlig, hür, müslüman erkek ve kadının, ihtiyaç eşyasından fazla nisâb miktarı malı veya parası varsa, kurban kesmeleri vâcibdir. Kurban, koyun, keçi, sığırr, deveden birini, kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyeti ile kesmek demektir.

Seferî olan zenginin veya durumu müsâit olan fakîrin, kurban kesmesinde hiçbir mahzûr yoktur. Çok iyi olur, sevâb olur.

İhtiyaç eşyası

Soru: Neler ihtiyaç eşyasına girer?

Cevap: İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve âletler, binecek vâsıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bu eşyaların mevcut olması şart değildir. Eğer mevcut iseler, zekât ve kurban için nisâb hesâbına katılmazlar.

Ticâret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, evindeki süs eşyası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, san'at ve ticâret âletleri, kurban için ihtiyaç eşyası sayılmaz. Bunlar, fıtra ve kurban için, nisâb hesâbına katılır.

Tarlasından aldığı mahsûl veya tarlanın, evin, dükkânın, atelyenin, kamyonun bir senelik kirâsı, ne kadar çok olursa olsun, bir yılıIk ev ihtiyacını veya aylık geliri, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamıyan kimse, İmâm-ı Muhammed hazretlerine göre, fakîrdir. Fetvâ da böyledir.

İmâm-ı a'zama göre ise zengin sayılır. Çünkü, mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş malların değeri, ihtiyacın karşılar ve nisâb kadar da artar. Bunun, kirâyı her alışta, bir miktar ayırıp, biriktirerek kurban kesmesi lâzımdır. Ya'nî, büyük sevâba kavuşması lâzımdır. Fıtra vermez ve kurban kesmezse, imâm-ı Muhammed'e göre, günâhtan kurtulur.

Soru : Nisâba mâlik olup, güç geçinen kurban keser mi?

Cevap: Aldığı kira ile güç geçinen kimse, nisâba mâlik ise, para biriktirip, kurban kesmelidir. Etin hepsini kavurma yapıp, birkaç ay et parasından biriktirerek, gelecek yılın fıtra ve kurban parası olarak saklamalıdır. Böylece, kurban sevâbından mahrûm kalmamalıdır.

Kurbanda ortaklık

Soru: Büyük baş hayvana kaç kişi girebilir?

Cevap: Bir sığırı en fazla yedi kişi ortak olarak kesebilir. Bunlara, nâfile kurban, adak veya akîka da ortak edilebilir.

Zenginin satın aldığına, sonradan ortak olmak câiz ise de mekrûhtur. Hiçbirinin hissesi yedidebirden az olmamalıdır. Sekiz kişinin yedi sığırı veya iki kişinin iki koyunu ortak satın almaları câiz olmaz. Çünkü, herbirinin her hayvanda hissesi vardır.

Kurbanlık hayvan

Soru: Kurbanlık hayvanın vasıfları nelerdir?

Cevap: Kurbanlık hayvanda aranan vasıflar ve dikkat edilecek husûslar şunlardır:

Bir gözü görmiyen, topal olup yürüyemiyen, dişlerinin yarısı yok olan, gözünün, kulağının veya kuyruğunun çoğu, ön veya arka bir ayağı kesilmiş olan, çok zayıf olan hayvan kurban olmaz.

Koyunun, keçinin bir yaşını, sığırın iki yaşını geçmiş olması lâzımdır. Altı ayı geçmiş koyun, iri, semiz ise, câiz olur. Kesilen hayvandan çıkan yavru diri ise, kesmek lâzımdır. Ölü ise, yenmez.

Satın alırken kusûrlu ise veya kesmeye uygun olarak alınıp sonradan, kesmeye mâni' bir kusûr hâsıl olursa, zengin kimse bir başkasını alıp keser.

Adak olan kurban kusûrlu olursa, zengin de, fakîr de onu keser. Adak ölürse, başka almaları îcâb etmez.

Hayır kurumları

Soru: Kurbanını, hayır kurumuna hediye etmek istiyen kimse nasıl vekâlet verir?

Cevap: Kurbanını bir hayır cemiyetine vermek istiyen kimse, parasını veya kurbanını götürüp, bu işle vazîfeli memûra teslîm ederken, "Allah rızâsı için, bayram veya nezir (adak) kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve dilediğine kestirmeye ve etini ve derisini dilediğine vermeye seni umûmî vekîl ettim" demelidir.

Vekâlet, mektupla, faksla veya telefonla da verilir. Kurban parası, önceden verilebildiği gibi, daha sonra da gönderilebilir.

Vazîfeli kimse, gelen kurbana bir numara başlar. Bu numarayı ve kurban sâhibinin ismini deftere yazar. Kesilirken, sahiplerinin ismini söyliyerek kasapları vekîl eder. Ancak böyle kesilen kurbanlar sahîh olur. Etleri dilediği kimselere ve derileri bir fakîr vazîfeliye verir.

Bu fakîr, derilerin kıymeti ile, nisâb miktarına mâlik olmadan önce, elindekileri toptan, dilediğine hediye eder. Bu da satar. Paraları arzû edilen yere verilir. Fakîrin, kendisine verilen derileri satması veya hediye etmesi câizdir.

Soru: Kurban kesmesini bilmiyen, başkasına nasıl kestirir?

Cevap: (Allah rızâsı için bayram kurbanımı kesmeye seni vekîl ettim) demesi ve kalben de niyet etmesi lâzımdır. Eğer kurbanı da başkasına aldıracaksa, kurbanı alacak kimse de, kesmeyi bilmediği için başkasına kestirecekse, (Allah rızâsı için bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve kestirmeye seni umûmî vekîl ettim) der.

Kurban ne zaman kesilir

Soru: Kurban ne zaman kesilir?

Cevap: Kurban, bayramın birinci günü bayram namazı kılındıktan sonra, üçüncü günü güneş batıncaya kadar kesilebilir.

Bayramda Kesilememiş ise

Bayram kurbanını üçüncü günün akşamına kadar kesmiyen kimse, kurbanı satın almışsa, canlı olarak kendini veya kıymetini gümüş veya altın olarak fakîrlere verir. Bayramdan sonra keser ise, etinden kendi yiyemez. Hepsini fakîrlere dağıtır.

Etin tamamının kıymeti canlı kıymetinden az ise, değer farkını da sadaka verir. Satın almamış ise, orta derecede bir kurban değerini fakîrlere verir. Böylece, cezâdan kurtulur ise de, kurban kesmek sevâbını kazanamaz.

Kurban kesilmeden önce, yününden, sütünden istifâde câiz değildir. Vaktinden önce kesip, etinden yemek ve zenginlere yedirmek de helâl değildir. Bunlar fakîrlere verilir.

Adak kurbanı

Soru: Adak kurbanının da bayramda mı kesilmesi lâzımdır?

Cevap: Bayram kurbanından başka bir de nezir [adak] kurbanı vardır. Adak yaparken kurban kelimesini söylemeyip de, filan işim olursa, Allah rızâsı için bir koç keseceğim diyen, dileği hasıl olunca, bayramı beklemeden kesebilir. Kurban hayvanı fakîrlere veya hayır cemiyetlerine diri olarak verilmez. Mutlaka kesilmesi gerekir.

Kurban nasıl kesilir?

Soru: Kurban kesilirken nelere dikkat edilir?

Cevap: Kurban satın alınırken, (Bayram günü kesmesi vâcib olan kurbanı almaya) niyet etmelidir. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir.

Hayvanı keserken üç kerre bayram tekbîri okunur. Sonra "Bismillahi Allahü ekber" diyerek, hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. "Bismillahi" derken, (h) yi belli etmek lâzımdır.

Hayvanın boğazında "Merî" denilen yemek borusu, "Hulkûm" denilen hava borusu ve "Evdâc" denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda kesilmelidir. Kesenin de kıbleye karşı dönmesi sünnettir.

Hayvan tamamen ölüp, çırpınması durmadan, kafasını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak da mekrûhtur. Kesmesini bilenin kendi kesmesi müstehabdır. Bilmiyenin, vekîline kestirmesi ve kesilirken yanında bulunup, (En'âm) sûresinin yüzaltmışikinci "İnne salâtî" âyetini "lâ şerîke leh"e kadar okuması müstehabdır.





--------------------------------------------------------------------------------

ADAK

Soru: Adak nedir ve çeşitleri nelerdir?

Cevap: Nezr, ya'nî adak ibâdettir. Adak ancak Allah için yapılır. Kul için yapılmaz. Adak, bir ibâdettir. Çünkü, namaz, oruç, hacca gitmek ve başka ibâdetler nezr olunur. Nezrin yerine getirilmesini dînimiz emretmektedir. Getirilmezse, günâh olur. Hac sûresi, 29.âyet-i kerîmesinde meâlen, (Adaklarını yerine getirsinler) buyurulmuştur. Bunun için, nezri yerine getirmek vâcibdir.

Bir şeyi adamak iki türlü olur: Mutlak adak, şarta bağlı adak.

1- Mutlak adak: Allahü teâlâ için, bir sene oruç tutacağım, demek gibidir. Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken, kastetmese de, söz arasında dilinden çıkmış ise de, yapması vâcib olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddî, istiyerek söylemek gibidir. Hattâ, Allahü teâlâ için, bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun, diyeceği yerde, bir ay oruç tutmak diye ağzından çıksa, bir ay tutması lâzım olur.

Şarta bağlı olmıyan adağı, fakîr olsa da, hemen yapması lâzım olur. Yapmadan ölüm hâli gelirse, keffâret için vasıyet lâzım olur.

2- Şarta bağlı olan adak: Murâd edilen, istenilen şart hâsıl olunca, yerine gelince adağı yerine getirmesi lâzım olur. Yerine getirmeyip, yemîn keffâreti yapması da câizdir. şarta bağlı olan adak, şart edilen şeye karşılık olarak yapılmamalı, Allahü teâlâya şükür olarak yapılmalıdır.

Şarta bağlı olan adağı, şart hâsıl olmadan önce yapmak câiz değildir. Meselâ, (Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevâbını seyyid Ahmed Bedevî hazretlerine bağışlamak adağım olsun) deyip, hasta iyi olmadan önce adağını yapması câiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması lâzım olur.

Adak eti

Soru: Adak etinden kimler yiyemez?

Cevap: Fakîr veya zengin, adakta bulunursa, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi câiz olmayan anasına, babasına, evlâtlarına, kocasına veya karısına, fakîr olsalar da, yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse yenilen etin kıymetini, fakîrlere sadaka verir. Akrabâsından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi câiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakîrlere verir.

Fakîre verirken bunun adak bedeli olduğunu söylemek gerekmez. "Hediyedir" dense de câizdir.

Adağın şartları

Soru: Adağın şartları nelerdir?

Cevap: Adanan şeyin yapılmasının lâzım olması için, şunlara uygun olması gerekir:

1- Bir farz-ı ayn veya vâcib cinsinden olması lâzımdır. Meselâ oruç, namaz, sadaka gibi. (Şu işim olursa, yüz metre koşacağım) şeklinde bir adak sahîh olmaz.

2- Başlı başına bir ibâdet olması lâzımdır. Meselâ abdest almak başlı başına bir ibâdet olmadığı için adak olmaz.

3- Kendisi günâh olmamalıdır. Harâm bir şeyi adamak yemîn olur. Bunu yapması günâh olur. Meselâ birini öldürmeyi adayan, onu öldürmez, yemîn keffâreti verir.

Bayram günü oruç tutmak harâmdır. Fakat orucun kendisi harâm olmadığı için kurban bayramı günü oruç adamak câiz olur. Başka gün tutması lâzım olur.

Bunun gibi nâfile namazı cemâ'atle kılmayı adayan kimse, mekrûh işlememek için, bu namazı yalnız başına kılar.

4- Yapması kendine zâten farz olan bir şeyi adamak sahîh olmaz. Meselâ bu seneki Ramazan orucumu tutacağım demek adak olmaz.

5- Adanan şeyin mal olması, mülkündekinden çok olmaması ve başkasının malı olmaması lâzımdır. Meselâ bir kimsenin, gözünü falanca kimseye vermek için adaması sahîh olmaz.

Bir milyon lirası olan, bir milyar lira sadaka vermek için adakta bulunsa, bir milyonu verir. (Oğlumun hastalığı iyi olursa, onun maaşından bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunmak sahîh olmaz. Kendi malından adaması lâzımdır.

Evliyâya adak

Soru: Hastanın iyi olması için evliyâya nasıl adak yapılır?

Cevap: Şarta bağlı olarak evliyâya adak yapmak, kendini, günâhı çok, duâ etmeye yüzü yok bilerek, mübârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir.

Meselâ, (Hastam iyi olursa veya şu işim hâsıl olursa, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için Kur'ân-ı kerîm okunup veya koyun kesip, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine bağışlamakta, onun şefâ'ati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifâ vermekte, kazâyı, belâyı gidermektedir.

Bir dilek için adak edilen bir ibâdet, o dileği hâsıl etmez. Bu ibâdet, o dileğin hâsıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibâdetten dolayı veya sevdiği bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dileği kabûl ve ihsân etmektedir.

Horoz ve adak

Soru: Hastam için bir adak kesmek istiyorum. Horoz kurban olur mu?

Cevap: Adak ile adak kurbanı ayrıdır. (Hastam iyi olursa, Allah rızâsı için bir horoz kesip etini fakîre tasadduk edeceğim) diyen, horozu keser ve etini bir fakîre verir. Fakîre tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakîrlere verileceği için sahîh olur. (Horoz kesmek nezrim olsun) demekle adak sahîh olur.

Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak câiz değildir.

Mesajı son düzenleyen WolwO ( 02-12-06 - 17:49 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-12-06, 17:41   #13
WolwO

Varsayılan C: İlmihal Bilgileri***AkLiniza TakiLan Tüm Dini BiLgiLer


YEMİN VE KEFFÂRETİ

Soru: Yemîn nasıl olur?

Cevap: Yemîn, kuvvet demektir. Sözün, niyetin, işi yapmak veya yapmamak arzûsunun kuvvetli olduğunu gösterir.

Yemîn, yalnız Allahü teâlânın isimlerini söylemekle olur. Vallahi, billahi, tallahi gibi. Kur'ân, Peygamber, Kâ'be için demekle yemîn olmaz. Fakat âdet olduğu için, Mushaf hakkı için demek veya elini Mushafa koyarak bunun hakkı için demek yemîn olur. Yemîn ediyorum demek de yemîn olur. Eğer şunu yaparsam kâfir olayım, gibi küfre sebep olan bir şeyi yemîn kastı ile söylemek de yemîn olur. Yemîn kastı ile söylemedi ise kendisi kâfir olur. Onun için kâfir olayım sözünü hiç kullanmamalıdır! Harâm işlemek veya ibâdet yapmamak için yemîn eden, yemînini bozar, sonra yemîn keffâreti verir. Meselâ, şu işim olursa vallahi şarap içeceğim, diyen kimse, şarap içmez, yemîn ettiği için yemîn keffâreti verir.

Birisinin yüzüne bakmıyacağım diye yemîn eden aynadaki [veya TV'deki] görüntüsüne baksa yemîni bozulmuş olmaz.

Değişik husûslarda birkaç defa yemîn edip yemînini bozarsa, hepsi için ayrı ayrı yemîn keffâreti verir.




--------------------------------------------------------------------------------

SELÂMLAŞMAK

Soru: Selâm nedir ve hükümleri nelerdir?

Cevap: İki müslümanın karşılaştığı zaman, birbirine Selâmün aleyküm demesi ve sonra el ile müsâfeha etmesi sünnettir.

Selâm, emniyet, huzûr, selâmet, sağlık, barış, rahatlık, iyi netice, kurtuluş gibi ma'nâlara gelir. Selâm vermek, bir kimseye yapılacak en güzel duâdır. Selâmın, (Ben müslümanım, benden sana zarar gelmez, selâmettesin) ma'nâsına da geldiği bildirilmiştir.

Selâm, selâmet üzere ol, müslüman olarak öl ma'nâlarına da gelir. Güzel bir duâdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize yiyecek ikrâm ediniz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece, herkes uyurken namaz kılınız! Bunları yaparak, selâmetle Cennete giriniz!)

(Allahü teâlâya yemîn ederim ki, mü'min olmadıkça Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mü'min olamazsınız. Size bir amel bildireyim, onunla birbirinizi seversiniz: Aranızda selâmı yayınız!)

(Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, da'vetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevap vermek.)

Selâmün aleyküm veya Esselâmü aleyküm diyerek selâm verilir. Selâm aleyküm diyenlere ve başka sözlerle selâm verene cevap vermek farz olmaz.

Selâmda sünnet şöyledir ki, önce büyük küçüğe, hayvana veya vâsıtaya binmiş olan binmemiş olana, ayakta olan oturana, az olan çok olana, efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına verir.

Rütbe ve ni'meti çok olan önce verir. Nitekim, mi'râc gecesi, önce Allahü teâlâ selâm verdi. İki müslüman, birbirine aynı anda selâm verirse, her ikisinin de, birbirine cevap vermesi farz olur.

Birbirinden sonra selâm verirlerse, ikincinin verdiği selâm cevap yerine geçer. Çok kimseye selâm verildiği zaman, bir kişi, hattâ bir çocuk cevap verince, ötekiler vermese de olur.

Selâm verene hemen cevap vermek farz-ı kifâyedir. İşitenlerin cevâbı geciktirmesi harâmdır. Tevbe etmeleri lâzım olur. Kur'ân-ı kerîmde de verilen selâmı ondan daha güzel bir selâm ile veya aynısı ile alınması bildiriliyor. (Nisâ 86)

(Selâmün aleyküm) diyene ya aynı ile karşılık vermeli ya'nî (ve aleyküm selâm) demeli, yâhut (ve aleyküm selâm ve rahmetüllahi) demeli, veya (ve berekâtühü)yü de ilâve ederek daha güzeli ile almalıdır!

Mektupla gelen selâmı okuyunca hemen Ve aleyküm selâm demek farzdır. Birine selâm götürmeyi kabûl edenin, bu selâmı götürmesi farzdır. Çünkü üzerine emânettir. Nikâhla alması ebedî harâm olan 18 kadına selâm vermek câizdir. Selâmlarına cevap vermek farz-ı kifâyedir.

Mahrem olmıyan ihtiyâr kadınlara selâm verilir. Zarûret olduğu zamanlarda, şehvetten emîn ise, müsâfeha da edilir ya'nî eli sıkılır. Günâh işliyenler, tevbe ederse, selâm verilir. Günâh işlerken mâni' olmak niyeti ile selâm verilebilir.

Kâfirlere selâm verilmez. Onlar selâm verince, yalnız (Ve aleyküm) denir. Kâfirlere, ancak iş düştüğü, ihtiyâç olduğu vakit, selâm vermek ve müsâfeha etmek câiz olur. Hürmet için ise, câiz olmaz. Kâfire hürmet küfürdür. Kâfire saygı göstermek için selâm veren kâfir olur. Kâfiri ta'zîm eden, saygı gösteren, kâfir olur.

Evine girince, evdekilere selâm vermeli, evde kimse yoksa, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn demelidir! Çünkü müslümanın evinde melekler bulunur. Onlara selâm verilmiş olur. Câmiye, mescide girince de, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn demelidir!

Zengine, zengin olduğu için selâm vermek câiz değildir. Zengin önce selâm verirse, cevap verilmesi farz olur.

Selâm verirken ve selâm alırken eğilmek günâhtır. Hadîs-i Şerîfte, (Karşılaştığınız zaman, birbirinize eğilmeyiniz, kucaklaşmayınız!) buyuruldu. El ile selâm vermek günâhtır.

Parmak ile işâret ederek selâm vermek yahûdî âdetidir. El ile selâm vermek de hıristiyan âdetidir. Müslüman böyle selâm vermemelidir. Hadîs-i Şerifte, (Başkalarına benzeyenler bizden değildir. Yahûdîlere ve hıristiyanlara benzemeyiniz! Yahûdîler parmakları ile işâret ederek, hıristiyanlar elleri ile işâret ederek, mecûsîler de eğilerek selâm verir) buyuruldu.

Birini görünce kendi elini veya onun elini öpmek ve eli göğüse koymak ve eğilmek ve yere kapanmak da mecûsî âdetidir.

Müslümanların, birbiri ile karşılaştığı zaman, müsâfeha etmeleri sünnettir. Müsâfeha ederken günâhları dökülür. Müsâfeha, iki kişinin, sağ elin avuç içlerini birbirine yapıştırıp, iki baş parmağın yanlarını birbirine değdirmesidir. Şimdi moda olan, parmakları tutarak avucuna koyarak yapılan tokalaşma, sünnete uygun değildir.

Sünnet olan ise, karşılaşınca, selâm söyleşirken, sağ el dört parmak içlerini, çıplak olarak, karşısındakinin sağ eli dışına baş parmağı tarafına yapıştırmaktır. Baş parmakta bulunan damardan muhabbet yayılır. Müsâfeha ederken, birbirine muhabbet geçer.





--------------------------------------------------------------------------------

DİNİMİZDE KÂR HADDİ

Suâl: Dinimizde kâr haddi var mıdır?

Cevap: Dinimizde kâr haddi yoktur. Fakat ihtikâr ve fâhiş fiyat yasaklanmıştır. Enes bin Mâlik hazretleri anlatır: Medîne'de pahalılık oldu. Fiyatlar yükseldiği için kâr haddi koyması istenildiğinde, Peygamber efendimiz, (Fiyatları koyan Allahü teâlâdır. Rızkı genişleten, daraltan, gönderen yalnız O'dur. Ben Allahü teâlâdan bereket isterim) buyurdu. Esnâfın hepsinin fiyatları fâhiş olarak, ya'nî maloluş fiyatının iki misline artırdığı, millete zarar ve zulüm hâline geldiği zaman, Belediyenin ilgililerle istişâre ederek uygun bir narh, kâr haddi koyması câiz olur. (R. Muhtâr)

Satılan şeyin ayıbını, kusûrunu gizliyerek aldatmak harâm olduğu gibi, alınan malın kıymetini gizliyerek aldatmak da fâiz olur. Meselâ, bir kimse, sattığı malın kıymetini bilmiyor. On milyonluk malı, beş milyona satıyor. Ona (Bu mal, her yerde 4 milyon eder) diyerek kandırmak harâmdır. İnsanlar, İslâm ahlâkına uyarsa, ne kandıran, ne kandırılan olur. Mallara narh koymaya lüzûm kalmaz. Arz ve talebe göre, mallar kıymetlenir veya ucuzlar.

Piyasayı bilmemek

Peygamber efendimiz, (Müslümanların, Şehre mal getiren köylüleri karşılayıp piyasa fiyatını gizliyerek, ucuz satın almalarını) yasakladı. Köylü böyle bir satıştan vazgeçebilir. Piyasayı bilmiyenlere yüksek fiyatla mal satmak da harâmdır. Hattâ, acemî olup, ucuz satan veya pahalı alan ile alış veriş etmemelidir. Bunlarla alış veriş yaparken piyasadaki fiyatı gizlemek günâhtır.

Basra'da büyük bir tüccâr vardı. İran'da bulunan adamlarından biri, buna mektûp yazarak, bu sene şeker kamışının verimli olmadığını, kimse duymadan, çok şeker almasını bildirdi. Tüccâr da, çok şeker satın alıp, şeker piyasadan çekilince, pahalı satarak, otuz bin dirhem kâr etti. Sonra, düşünüp (Şeker kamışlarına âfet geldiğini müslümanlardan saklamakla, onlara hıyânet ettim, bu nasıl müslümanlıktır?) diye, otuz bin dirhemi, şekerlerini almış olduğu kimselere götürdü. Yaptığı yanlış işi anlattı. Hatâsına pişmân olup dürüstlük göstermesinden dolayı, hiçbiri verdiği parayı almayıp, (Sana helâl olsun) dediler. Akşam evinde düşündü ki, belki utanarak almamışlardır. (Din kardeşlerime hıyânet ettim) diyerek, ertesi gün tekrar götürdü. Her birine yalvararak otuz bin dirhem gümüşü taksîm etti.

Müşterîye doğru söylemeli, hîle etmemelidir. Malda bir ârıza oldu ise, haber vermelidir. Ucuz aldığı bir malın fiyatı yükselip pahalı satıyor ise, aldığı fiyatı söylemelidir. Aldatarak satmak, hıyânet ve dolandırıcılık olur. Böyle hıyâneti bilmiyerek yapan çoktur. Hıyânet yapmaktan kurtulmak için, herkes, kendine yapılmasını istemediği şeyleri, başkalarına yapmamalıdır.

Gaben-i fâhiş

Sarraflıkta piyasadaki fiyatların en yükseğinden % 2,5 ve daha fazlası kadar yüksek fiyatla [altın ve gümüş] satın alarak aldanmaya Gaben-i fâhiş [çok aldanmak] denir. Bu miktar, hayvandan başka menkûl mallar için % 5, hayvan için %10, binâ için % 20'dir. Bu miktarlardan az olan aldanmaya Gaben-i yesîr [az aldanmak] denir. Meselâ satıcı, (Bu mala şu kadar lira veren oldu) diye satsa, piyasadaki en yüksek değerinden fâhiş aldanma kadar fazla olduğu ve başkasının o kadar vermediği anlaşılsa, müşteri alış-verişi feshedebilir. (Mecelle Şerhi)

Sıkışık durumda olanlara, yiyecek içecek, giyecek ve barınacak şeyler için fâhiş fiyatla mal satmak harâmdır. Nafakasını temîn etmek için herhangi bir şeyini satmak zorunda kalan fakirin sattığını, gâben-i fâhişle ucuz almak da harâmdır. (Bey ve Şir'a risâlesi)

Bir malı peşin ucuz, veresiye pahalı satmak câizdir. Vâde farkı istemek ise câiz değildir. Vâdeli satışla, vâde farkı ayrı şeylerdir. Meselâ 3 milyon liralık malı, ihsân ederek, 2 milyon liraya satmak câiz olduğu gibi, vâdeli veya vâdesiz olarak 5 milyon liraya satmak da câizdir. Fakat vâdesi dolduktan sonra, ödenemiyen aylar için vâde farkı almak câiz olmaz. Ancak müşteri borcunu verinceye kadar, paranın değeri düşse, malın satıcı tarafından satıldığı gündeki değeri istenebilir. Diyelim ki, satılan mal karşılığı olan 2 milyon lira ile o zaman bir altın lira alınabildiği hâlde, şimdi paranın değeri düştüğü için aynı kıymette altın alınamıyorsa, meselâ bir altın 4 milyon lira olmuşsa, müşteriden bir altın veya o değerde para istemek câiz olur. Böyle yapmakla vâde farkı alınmamış, satılan malın değeri istenmiş olur. Satıcı zarara uğramadığı gibi, müşteri de fazla para ödememiş olur. Bu, İmâm-ı Ebû Yûsüf'ün kavlidir. Fetvâ da böyledir. (R. Muhtâr)

Ticarette ihsan

Soru: Ticarette ihsân ne demektir?

Cevap: Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde buyuruyor ki: (Allahü teâlânın rahmeti, ihsân edenlere elbette çok yakındır.)

Ticarette adaletle hareket edenler, kendi sermayelerini kurtarmış olur. Fakat kâr, ihsân edenleredir. Aklı olan, âhıret kârını hiç kaçırır mı? İhsân, emredilmiyen iyiliği yapmaktır. Îsâr, muhtaç olduğu bir şeyi almayıp, muhtaç olan din kardeşine bırakmaktır. Îsâr, makbûl bir iyiliktir.

Ticarette ihsân altı türlü elde edilir:

1- Müşteri, piyasayı bilmediği için veya malı beğendiği için yahut bu mala fazla ihtiyâcı olduğu için, çok kâr vermeğe razı olsa bile çok kâr istememelidir. Yüksek fiyatla satıp, bir kimseyi aldatmamalıdır. Piyasada on liraya satılmakta olan bir malı, on bir liradan yukarıya satın almak gaben-i fahiş ile aldanmaktır. Yalan söylemekle çok aldatılan bir müşteri satıştan vazgeçebilir.

Alış verişte malın kusurunu gizlemek ve hile yapmak gibi hususlar, zulüm sayılır. Hadîs-i Şerîfte buyuruldu ki:

(Teslim olan, ya'nî satıcıya itimat eden kimseden fazla para almak harâmdır.)

2- Fakirin malını fazla para ile almalıdır. Meselâ dul kadınların iğirdiği ipliğine, çocukların sattığı meyvelere çok para vermelidir. Bu sûretle çalışanlara yardım etmek, sadaka vermekten daha sevâptır. Böyle yapanlar Peygamber aleyhisselâmın duâsını mazhar olurlar. Hadîs-i Şerîfte buyuruldu ki:

(Alış-verişte kolaylık gösterenlere Allahü teâlâ merhamet eylesin!)

Fakat zenginden mal alırken aldanmak sevâp değildir. Malı zayi etmektir. Pazarlık edip ucuza almalıdır.

3- Fiyatta ikram etmeli. Peşin verdiği fiyatla veresiye vermelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Alış-verişte kolaylık gösterenlere, Allahü teâlâ her şinde kolaylık gösterir.)

İhsânın en büyüğü, en kıymetlisi fakirlere veresiye vermektir. Malı olup da zarar ile satmadıkça, ödeyemiyecek bir halde olanların ödemesine zaman vermek ihsândır ve büyük sadakadır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Kıyâmette bir kimseyi hesaba çekerler ki, çok günâh işlemiş, hiç iyilik yapmamış. Derler ki:

- Sen dünyada hiç iyilik yapmadın mı?

- Hayır, yalnız çırağıma dedim ki, (Fakir olan borçluları sıkıştırma! Ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle! İstediklerini yine ver, boş çevirme!)

Allahü teâlâ buyurur ki:

- Ey kulum, bugün sen fakîr, muhtaçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız.

Ve o kulu affeder.)

4- Borç ödemekte ihsân, istemeğe vakit bırakmadan önce vermektir. Hadîs-i Şerîfte buyurulduki:

(En iyiniz, borcunu iyi ödeyendir.)

(Ödünç alan kimse, iyice ödemeği niyyet ederse, borcunu ödemesi için, melekler ona duâ eder.)

Bir kimse, malı olduğu halde, borcunu ödemeği bir saat geciktirirse zalim ve âsî olur. Her an la'net altında bulunur.

5- Alış-veriş ettiği kimse pişman olursa, yapılan satışı geri çevirmelidir. Yapılan satışı geri çevirmek vâcib değildir. Fakat çok sevâptır ve ihsân etmektir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Bir kimse, [karşısındaki pişman olunca] alış verişi fesheder, geri alırsa, Allahü teâlâ onun günâhlarını affeder.)





--------------------------------------------------------------------------------

BİR KİMSE ŞUNLARI YAPMADAN UYUMAMALIDIR

1- Kalbini kırdığı kimselerle helâllaşmadan yatmamalıdır! Ölüm meleği çok defa ansızın gelir. Kul hakkı ile ölmemek lâzımdır. Onun için kimseyi üzmemelidir.

2- Üzerinde farz borcu var iken uyumak doğru olmaz. Onun için farzları bir an önce ödemeye çalışmalıdır.

3- Geçmiş günâhlarına tevbe etmeden uyumamalıdır. Tevbe etmeden ölebilir. Onun için günâhtan kaçınmaya gayret etmelidir.

4- Vasiyyetini yazmadan uyumamalıdır. Vasiyyetine bilhassa borçlarını yazmalıdır. Borçlu ölenin kabirde eli bağlı kalır. Borçsuz yaşamak en iyisidir.

Gece herhangi bir sebeple uyanan kimse, bir duâ okursa, duâsı kabul olur. Hiç değilse (Allahümmagfir lî ) ya'nî (Yâ Rabbî beni mağfiret et!) demelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Bir kimse uykudan bir sesle veya konuşma ile veyahut bir başkasının seslenmesi ile uyanırsa, "Allahümmagfir lî" desin! duâsı kabûl olur.)




--------------------------------------------------------------------------------

ÖDÜNÇ ALMAK

Soru: Hangi durumda ödünç alınır? Alınan borcu geciktirmek uygun mudur?

Cevap: Şu üç durumda ödünç almak câiz olur:

1- Nafakası olmıyanın, nafakasını, vücûdunu örtecek kadar elbise almak için veyâ kazanc şüpheli olanın, helâl nafaka almak için ödünç istemesi câizdir.

2- Evi olmıyan kimsenin, ev satın alması veya evinin kirâsını ödemesi için ödünç istemesi câizdir. Soğuktan korunmak [odun, kömür, soba, kışlık palto gibi şeyler almak] için de ödünç alabilir.

3- Evlenmek, mevkii ve vazifesi icâbı, âdete uygun giyinmek ve bunun gibi işler için ödünç istenebilir. [Zarûret olunca da ödünç almak câiz olur.]

Bu üç maddede bildirilen husûslar dışında ödünç istemek câiz olmaz. Meselâ, parası olmıyan kimsenin baklava yemek, meşrubat içmek ve pahalı kumaşlardan elbise almak, komşunun var diye ihtiyâç olmıyan bir şeyi almak için ödünç istemesi doğru değildir. Kısacası makam ve vazifesi gereği değilse, lüks sayılan yiyecek, içecek ve giyecek için ödünç alınmaz. Ödemek niyetiyle ödünç alana Allahü teâlâ yardım eder, ödünç verene de çok sevâb verir.

Bire onsekiz sevâb

Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki:

(Sadaka için on sevâb, ödünç için ise on sekiz sevâb vardır.) [Taberânî]

(Allah rızâsı için ödünç verene, her gün için sadaka sevâbı verilir. Fakirden alacağını çabuk istemiyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevâb verilir.) [Hâkim]

Borçlanmamaya çok dikkat etmelidir! Hz. Lokman Hakîm, (Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercîh ederim) buyuruyor. Çünkü borçlanmak, insanı küfre kadar sürükler. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

(Yâ Rabbî, küfre düşmekten ve borca girmekten sana sığınırım.) [Nisâî]

(Borçsuz olan hür yaşar.) [Beyhekî]

(Huzûr içinde iken, borçlanarak korku içinde yaşamayın!) [Hâkim]

(Borçtan sakının! Borç, gece gama, gündüz zillete sebep olur.) [Beyhekî]

Ödünç alınan borçları ilk fırsatta ödemeye çalışmalıdır! Alış veriş neticesinde meydana gelen taksitli, borçları da zamanında ödemelidir! Ödemeyi geciktirmek günâhtır. İbrâhim Edhem hazretleri, (Borcu olan kimse, yağlı ve sirkeli yemek yememeli) buyuruyor. Borcu olan, borcunu ödemeden sadaka bile vermemelidir! Hadîs-i Şerîfte buyuruldu ki: (Kendi veya çoluk çocuğu muhtâç veya borçlu olanın verdiği sadaka kabûl olmaz.) [Buhârî]

İhtiyâcı olmıyana, malını lüzûmsuz yerlere, harâma harcıyana ödünç para vermemelidir! Borcunu vaktinde ödemeyen kimsenin, gelip mühlet istemesi lâzımdır. Ödeme imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek zulümdür, günâhtır. Bir kimse, malı olduğu hâlde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zâlim ve âsî olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, ya'nî her ân, la'net altında bulunur. Malı olmak, parası çok olmak demek değildir. Satılık birşeyi olup da, satmazsa, günâh işlemiş olur.

Zulmeden borçlu

Soru: Boç ödememek veya borç vermemek günâh mıdır?

Cevap: Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki:

(Ödememek niyyetiyle borçlanan, Kıyâmete hırsız olarak gelir.) [İ Mâce]

(İmkânı varken, borcunu ödemiyene her gün zulmetme günâhı yazılır.) [Taberânî]

(Aldığı borcu ödemiyene Allahü teâlâ, Kıyâmette "Bu kimsenin hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak onun iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borçlunun, iyi ameli yoksa, alacaklının günâhları borçluya yüklenir.) [Taberânî]

Borcunu ödeyemiyene mühlet vermek sevâbdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Kıyâmetin dehşetinden kurtulmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin!) [Taberânî]

(Darda olanı ferâha kavuşturanı veya onun borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ Kıyâmetin dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim]

(Beladan kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arşa sığınmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin veya ona alacağını bağışlasın!)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-12-06, 19:56   #14
Lecay

Varsayılan C: İlmihal Bilgileri***AkLiniza TakiLan Tüm Dini BiLgiLer


Eyvallah Kardeşim Allah ( Azze ve Celle ) Razı Olsun Önemli Bilgiler Emeğe Saygı Eyvallah + Rep Gerçi İhtiyacın Yok Ama Elimizden Bu Geliyor Kardeşim
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-12-06, 21:07   #15
türkdoğan

Varsayılan C: İlmihal Bilgileri***AkLiniza TakiLan Tüm Dini BiLgiLer

ALLAH C.C. razı olsun
baya uzun birazını okudum geri kalanını kopyaladım vakit buldukça okuyacağım
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat