En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 13-09-12, 00:27   #1
dogan4141

Varsayılan Nisa suresi 34. ayet


Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Kuranın türkçe mealini okurken gördüm

Burda ki dövünü bana biri açıklayabilir mi Kuranda kadının dövülmesi mi yazıyor

Mealde mi bi sorun var acaba?
 
Eski 13-09-12, 01:55   #2
mwlt.

Varsayılan C: Nisa suresi 34. ayet


Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen dogan4141 Mesajı Göster
Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Kuranın türkçe mealini okurken gördüm

Burda ki dövünü bana biri açıklayabilir mi Kuranda kadının dövülmesi mi yazıyor

Mealde mi bi sorun var acaba?
Hayır o doğru kardeşim. Nedenini sorarsan açıklayabiliriz..
 
Eski 13-09-12, 02:20   #3
dogan4141

Varsayılan C: Nisa suresi 34. ayet


açıklar mısın gerçekten çok merak ettim kadınların dövülmesi nedenini?
 
Eski 13-09-12, 19:07   #4
eslemteslim

Varsayılan C: Nisa suresi 34. ayet


Soru
Son zamanlarda aile içinde kadına şiddet haberleri arttı. Dinimiz kocanın karısını dövmesine müsaade etmekte midir?
Cevap
Bismillahirrahmanirrahim

İslam’da Kadın Dövülür mü?
Başlığın kendisi bile insanı rahatsız ediyor. Elbette ideal olanı bırakın kadını, hiçbir canlının dövülemeyeceğidir.
Ama idealin dışında bir de gerçek vardır. Bu gerçek, hangi toplumda, hangi devirde olursa olsun, kadının dövüldüğüdür.
Biz de bu meseleyi, “dinimiz kadının dövülmesine nasıl bakmaktadır, kadının dövülmesinin dindeki yeri nedir, kadının dövülebileceği ayet ve hadislerde geçmekte midir?” gibi soruların çerçevesinde ele almaya çalıştık. İstedik ki kadınlarını dövüp de Allah’ın emrini yerine getirmiş gibi konuşan kimselere ve de bu vesileyle “İslam, kadının dövülmesini emrediyor” diyerek kadının aşağılandığının yaygaralığını yapanlara bir cevap vermiş olabilelim.
Konumuzun temel dayanağı olduğundan kadının dövülmesi meselesinin geçtiği ayet-i kerimeyi yazımızın başında hatırlayalım.
Kuran-ı Kerim’de kadının dövülmesi meselesinin zikredildiği ayet-i kerime şöyledir:
“Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.”1
İslam ve Kadının Dövülmesi
Meseleyi bu şekilde cinsel ayrım gözüyle ele almaktan ziyade dövmenin bizzat kendisiyle düşünmemiz faydalı olacaktır. Dayağın hiçbir şekli hoş değildir. Bu kadın da olsa, hayvan da olsa dayak savunulamaz.
Dinimiz çok sıkı şartlar altında kadını dövme meselesine yer vermiştir. Ayet ve hadislerde bu konu geçmektedir. Özellikle kadını dövme meselesinin ayet-i kerimede geçmesi bizleri düşündürmelidir. Bu meselenin Kuran-ı Kerim’de zikredilmesi kadınları korumaya yönelik bir durumdur.
Bu son cümle birçoklarına garip gelebilir: Kadınları dövün ibaresi olacak ve bu ibare de kadınları korumaya yönelik olacak. Evet, Kuran-ı Kerim bu meseleyi zikrederek evrensel bir realite olan kadının dövülmesi konusunda muhatapları bir seviyeye çekmektedir.
Şunu kabul etmeliyiz ki bugün en medeni toplum olduklarını iddia eden ülkelerde bile kadın dövülmektedir. Tarih boyunca da bu böyle olmuştur. Bu dövme, erkekle kadının var olması ve ilişkilerin en tabi sonucu gibidir. Hâlbuki erkek, evleninceye kadar anasına, evlendikten sonra eşine muhtaç varlıktır. Kadın, anadır, eştir, eş adayıdır. Kadın ve erkek birbirini tamamlayan varlıklardır. Birinde olan özellikler diğerinde bulunmaz. Kadın eli değmeyen ev ve hayat kuru ve kısırdır. Kadın, hayatı düzenleyen ve güzelleştirendir.
Erkek ve kadının oluşturduğu insani ilişkilerde taraflar kimi zaman orta yoldan saparak öfke ve gazap içerisinde hareket edebilmektedir. Hayat zaten iyi-kötü, güzel-çirkin, öfke-sabır, nefret-sevgi ve daha birçok çelişki arasında geçmektedir. Sonuçta dostluk, düşmanlık, kavga, kardeşlik, barış, savaş, kavga, çekişme ve cinayetler ortaya çıkar. Bunlar olmamalıdır diye bir teşriat, kanun koyma olamaz.
İşte dinimiz kadının dövülmesi meselesini evrensel bir gerçek olarak kabul edip sorumluları yani tarafları makul bir sınırda tutmayı hedefler. Erkeğe ve kadına yerini hatırlatıp orta yolu tavsiye eder.
Ayrıca ayette zikredilen “dövün” ifadesi hadis-i şeriflerle detaylandırılarak dövmenin derecesi de belirtilmiştir. Bu dövme sakat bırakmadan, yüze vurmadan, hafifçe bir dövme olarak izah edilmiştir. İslam âlimlerince dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ'ya göre misvak gibi bir şeyle yapılacaktır.2
Görüldüğü üzere dinimiz her devirde varlığını fiilen dünyanın her yerinde ve evresinde göstermiş insani bir realiteyi ciddî kayıtlara bağlayarak kadınlar lehine ıslah etmiş, asgarî seviyeye, en az zararlı bir hâle getirmiştir.
Hem cezada, hem eğitimde, hem de zorla yaptırmada en yaygın aracın dövmek fiilinin olduğu bir toplumda İslâm, insanların vicdanlarını ve duygularını eğiterek sopayı zaman içinde bıraktırma yolunu tutmuştur. Kur'an'da hafifçe dövmeye izin verilen tek durum, ailenin huzur, düzen ve şerefini ihlâl eden, öğüt ve uyarılara kulak kapatan kadının durumudur. Bu durumda bile Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin yönlendirmesi işin başka yollardan çözülmesidir.
Özetle İslâm sopayı getirmemiş, var olanı asgarîye indirerek bıraktırmayı amaçlamıştır. Ama uygulamada hem İslâm dünyasında hem de başka toplumlarda "cezada, eğitimde, öfkeyi teskinde, zorlamada" sopa hep kullanılmıştır; bunun vebalini dinlerde ve ahlâkta değil, nefsinin arzularını, duygularının tatminini dinin ve ahlâkın önüne alan ham insanda aramalıdır.
Dinimizde Kadını Dövmenin Yeri Var mıdır?
Feminist baskıları veya kadını dövmekle ilgili yanlış uygulamaları dikkate alarak “İslam'da kadını dövmek yoktur” demek, açık bir cüretkârlıkla haddi aşmaktır. Kadını dövme meselesinin cahil toplumlarda yaygınlaşan yanlış uygulamaları ayrı bir husus, İslam'da olup olmaması ise apayrı bir husustur. Nisa suresi 34. ayet-i kerimesi apaçık ortadayken bu tür yorumlara girmek, haddi aşmaktan başka bir şey değildir.
Konuyu Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğünde değerlendirmemiz de, bu ayet-i kerimedeki apaçık manayı değiştirmeyecektir. Mesela Hz. Eyyub (A.S.) hastalığı döneminde hanımına bir nedenden ötürü kızmış ve rivayetlere göre “İyileştiğim zaman sana kırk sopa vuracağım” diyerek yemin etmişti. Rivayetler Hz. Eyyub (A.S.)ün iyileştikten sonra hanımına kırk sopa atacağına dair yemin ettiği için pişmanlık duyduğunu nakleder, “Yeminin gereğini yapayım mı, yoksa kefaretini ödeyip yapmayayım mı?” endişesini taşıyan Hz. Eyyub (A.S.)e, Rahman olan Rabbimiz şöyle yol göstermektedir:
“Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi.”3
Dinimize göre kadını dövmek veya kadına vurmak caiz olmasaydı, şanı yüce Rabbimiz caiz olmayan bir amel için Hz. Eyyub (A.S.)e yol gösterir miydi? Bu örneği Resulullah (S.A.V.)a ve bütün müslümanlara verir miydi?
Eyyub (A.S.)ün yemini bozulması gereken değil, yerine getirilmesi gereken bir yemindi. Oysa hiçbir yeminle helal haram olmaz, haram da helal olmaz. Yani dayak haram olsaydı, bu halde yemin bozdurularak kefaret gerekecekti.
Dinimizde gerekli görülen bazı durumlarda bir ceza, bir yaptırım olarak dövme hadisesi bulunmaktadır. Toplumsal disiplin için bazı durumlarda caiz ve gerekli görülen bu davranış, ailenin disiplini için de bazı özel durumlarda gerekli görülmekte ve erkeğe bu yetki verilmektedir. Dolayısıyla bu konudaki tartışmalarımızı “Dövmek var mıdır, yok mudur?” sorusu çerçevesinde değil, bu meselenin yanlış uygulamaları üzerine yapmamız gerekir. Çünkü bu konuda karşılaşılan sorunlar, genel olarak gereksiz ve yanlış uygulamalardan kaynaklanan sorunlardır.
Dinimiz kadın dövme meselesini ortaya çıkarmamış, aksine pek çok yönden bunu önlemeye çalışmıştır. Hanımının gözünü şişiren, kolunu, kafasını kıran, mahkemeye intikal ettirilirse, eş (yaralama bedeli) öder, diyet öder, ya da kısas olunur. Kadın ona Allah'ın bir emanetidir ve Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz “AIlah'ın kızcağızları” tabir ettiği kadınların dövülmemesini istemiştir. Müslümaların en büyük örneği olarak kendisi de hiç dövmemiştir; kadınlarını dövenlerin iyi müslümanlar olmadıklarını haber vermiştir.
Hiç bir hukuk sisteminde, jandarmanın, polisin başlarını sokamadığı dört duvar arasında, yani ailede, güçlü olanın kafası kızdığında ezebileceklerini ezmesine bu ölçüde mâni olabilecek bir müeyyide yoktur. Gazaplanıp karısını dövme noktasına geldiği halde, sırf müslüman olduğu ve Rasûlüllah'ın bu tavsiyelerini düşündüğü için karısını dövmeyen pek çok insan vardır ama İnsan Hakları Derneği ya da Feminizm öyle istiyor diye karısını dövmekten vazgeçen birisinin olacağını sanmıyoruz.
Ayetteki İfade Dövmekten Başka Bir Manada Olabilir mi?
İlk dönemden itibaren tüm müfessirler ve İslam âlimleri Nisa suresi 34. ayet-i kerimesini konumuzun başında zikrettiğimiz şekilde anlamış ve yorumlamışlardır. Gel gelelim ki bugün bazı üstün zekâlılar, kimsenin göremediğini görerek! bu ayette geçen “darebe=vurmak” kelimesine “bulunduğu yerden uzaklaştırmak” anlamını vermektedirler.
Gerekçeleri de oldukça basit: Bu kelimenin otuzdan fazla anlamının olması.
Öncelikle bu kimseler bu kelimenin vurmak, dövmekten başka şu anlamları da var diyip bu kelime bu anlamlardan biri de olabilir deseler, bu bir noktada anlaşılır düşüncedir. Fakat bu kelime vurmak, dövmekten başka tüm anlamlarda olabilir demek, kabul edilebilir bir düşünce asla olamaz.
Bu üstün zekâlılar gerekçe olarak da bu mananın Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin uygulamalarıyla bağdaşmadığını ileri sürüyorlar. Hadisler ışığında Resulullah (S.A.V.) Efendimizin kadının dövülmesi meselesine yazımızın devamında değineceğiz.
Evet, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, asla hanımlarını dövmemiştir. Fakat bu, islamda kadının dövülemeyeceğinin, ayetteki ifadenin dövmek olmadığının delili olamaz. Aynı şekilde Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, hanımlarını boşamamıştır da. O halde islamda talak, boşama yoktur mu diyeceğiz?
Ayrıca yeri geldiğinde hadisleri zikrettiğimizde göreceğimiz gibi, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz döneminde bu konudaki uygulamalar ve gelen sorunlar hep dövme üzerine olmuştur. Hâlbuki ayetteki mana kadını evden uzaklaştırmak olsaydı, her şeyi çok dikkatli sorgulayan, hata yapmadan dini yaşamak gayesinde olan sahabe, bu uzaklaştırmanın ne boyutta olacağını sormazlar mıydı? Oysa bu konuda bir tane dahi rivayet bulamazsınız.
Kısacası, dikkat çekmek için lütfen dinle oynamayalım. Dövün manasını veren âlimleri, erkeklerin hâkimiyetini kurma çabasındalar diyerek suçlamak, edepsizlikten başka bir şey değildir.
Dövmeye Neden İzin Verilmiştir?
İslam insanın dünya ve ahirette mutluluğunu sağlamak üzere gelmiş ilâhî bir dindir. İnsanın varlığı, yaratılış gayesinin gerçekleşmesi ancak bir topluluk içinde olabileceği için dinin hükümleri arasında "topluluğun düzeni" ile ilgili talimat ve tavsiyeler de bulunmuştur. En küçük fakat en önemli topluluk birimi ailedir; o da küçük bir topluluk olduğu için düzen gerektirmiş, bu sebeple aile fertlerinin birbirlerine karşı konumları, hak ve sorumlulukları belirlenmiştir.
Erkek ailenin reisi ve kadının hâkimidir. Çünkü erkek çalışarak kadın ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılar, onları korur ve gözetir. Tıpkı bir devlet adamının halkı düşmandan koruması, zayıfların hakkını çiğnetmemesi, yönetmesi gibi.
Ailede kurucu unsur karı kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir.
Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir: Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıklar yerlerde (gaybda) vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah'ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler. Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır? İşte bu noktada Kur'ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa sıra hakemlere gelecektir.4
Allah Teala, sergilediği üç yöntemle sonuca varmamızı öğütlüyor. Bazı kadınlar sözden, nasihatten, yıkılan aile yuvalarını örnek vermekten anlar. Bazı kadınlar cinsel ilişkiyi kesmekten hiç hoşlanmaz, kıskançlık ruhu harekete geçer ve daha fazla dayanamayarak yola girme ihtiyacını duyar. Bazı kadınlar bunların hiçbirinden anlamaz, biraz kaba ruhlu, inatçıdırlar, dayaktan korkar, ya da hiç hoşlanmazlar. Böyle bir şeyin olmasını arzu etmezler. Kocası bu yola başvurunca, kadınlık onurunun zedelenmesine daha fazla imkân vermeden kendini düzeltir, hak ve vecibelerini yerine getirmeye başlar.
Demek ki bu ayetle kendisine dövme hakkı verilen erkek "kavvâm" olabilme vasfına sahip kâmil erkektir ve dövülmesine müsaade edilen de kadın değil, nâşizedir. Zaten ayet-i kerimenin devamından da anlaşılacağı üzere, artık durum o hale gelmiştir ki evliliğin parçalanmasından endişe edilmektedir. Bir başka ifade ile bu noktada ya "kâmil racul" olan erkeğe, işi yuvanın yıkılması durumuna geçiren "nâşize"ye, karakol komiseri gibi küçük bir ceza uygulama yetkisi verilip, mesele dallandırılmadan, ailenin parçalanmaması için en son ihtimale de başvurulacak, ya da her türlü sosyal, psikolojik ve ekonomik zararına rağmen derhal yuvanın yıkılmasına müsaade edilecektir. Ayet birinci yolu tavsiye etmektedir. Bunda aynı zamanda aile sırlarının mahkemelerde ifşa olmaması hikmeti de söz konusudur.
Kur'ân-ı Kerim kadının dövülmesinde ısrar edilmesini önermiyor, bir çare olarak gösteriyor, sonuç alınmadığı takdirde hakemlere başvurulmasını emrediyor. Çünkü Allah yarattığı kullarının psikolojik yapılarını, tutum ve davranışlarını en iyi bilendir. İlâhî hükümlerini bu hikmet ve bilgisine göre koymuştur.
Ve elbette ki bu ayetten anlaşılması gereken, kadınların üzerinden sopayı eksik etmeyin demek değildir. Bu bir ruhsattır. Bu ruhsatı kulla-acak kimse de kendi egosu için hareket edemez. Fayda vermiyorsa, boşanır. Yani boşamayıp ömür boyu dövebilirsin demek değildir.
Ayette geçen kadının dövülebileceği meselesini ballandıra ballandıra ağızlarına alıp İslam düşmanlığı yapanlar, nasıl bir dünyada yaşıyorlar?
Elinizi vicdanınıza koyun: Eşinize karşı itaatsizlik boyutunda bir hatanız oldu. Kocanızın size bir-iki hafif tokat atmasını mı tercih edersiniz, yoksa sizi boşamasını mı?
Aslında İslâm’a bu noktada karşı çıkanların pek çoğu, daha durum, İslam’ın dövmeye izin verdiği aşamaya gelmeden karılarını döverler, pek çoğu da onlardan boşanırlar. Hatta karılarının kolunu başını kıranlar da olur. Dinimiz bunların hiçbirisine izin vermez. Ne sebeple olursa olsun, karısının bir uzvunu kıran, ona diyet ödemek zorunda bırakılır.
Kadın Neden Dövülür?
Kadın dövülür mü diye bir soru yöneltilecekse cevabımız elbette kadın dövülmez olur. Fakat kadın kimdir, kadın kime denir? Bu sorulara doğru cevap verirsek, kadının dövülemeyeceği gayet iyi anlaşılacaktır. Yani dinimiz kadını nasıl nitelendiriyor; evlat olarak bir kadın nasıl olmalı, anne olarak bir kadın nasıl olmalı, hanım olarak bir kadın nasıl olmalı? İşte bu nitelendirmeyi üzerinde taşıyan bir kadın ne olursa olsun dövülemez. Fakat bu nitelendirmenin dışına çıkan bir varlık, artık sadece bir cinsiyet olarak kadın tanımını alabilir. Böyle bir kadın da elbette dövülebilir. Çünkü böyle bir ders, serkeş hale gelmiş kadını tekrar kendine getirebilir. Şair Ziya Paşa merhum: “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” demiştir.
Herhangi bir müslüman erkek zorunlu kaldığı durumlarda dahi karısını kendisinin menfaati veya iyiliği için değil, karısının menfaati veya iyiliği için döver. Karısını seven ve karısıyla cennette beraber olmak isteyen bir erkek, karısını cehenneme götürecek fiiller karşısında geçit vermeyen bir dağ gibi durmasını bilen erkektir. Dolayısıyla kadınına vurması, dünyevi sebeplerin ötesinde uhrevi sebepler için olmalıdır. Yemeğin tuzu az olduğu veya karısında hoşlanmadığı bir şey gördüğü için karısını dövenler, hiç şüphesiz ki kadınlarına zulmeden zalimlerdir. Tabi ki kadınlarını başıboş bırakanlar, onların cehennemlik fiillerini görmemezlikten gelenler de aynı zalimlerdendir.
Nisa suresi 34. ayet-i kerimesinde görüldüğü üzere kadının dövülmesi belli bir sürecin ve şartların gerçekleşmesinin sonucudur. Yani hiçbir koca karısını keyfi olarak dövemez veya serkeşlik yapabilirdi diyerek ihtimal üzere dövmeyi haklı gösteremez. Dövmenin meşru olabilmesi için mutlaka isyan fiillerinin ortaya konması gerekir. Aksi takdirde iş Nasreddin Hoca’nın testiyi kırmadan tokat atma olayına döner ki dinimiz zaten bunun önüne geçmeyi hedeflemiştir.
Öncelikle şu hususun kavranması gerekir ki, İslam'a göre kadının eğitim ve terbiyesinde dayak esas alınmaz. Kadının eğitim ve terbiyesinde aile reisine, yani evin erkeğine emredilen öncelikli tavır, ailesine karşı güzellikle davranması, ailesini hayra ve rahmete en güzel bir biçimde davet etmesidir. Münkerden nehyetme meselesine de öncelikli yaklaşım bu şekildedir. Ancak bütün bu yaklaşımlara ve nasihata rağmen inada dayalı azgınlıkta bulundukları veya müslüman bir erkeğin nikâhındaki kadına kesinlikle yakışmayacak bazı münkerleri işledikleri zaman, bir yaptırım olarak yataklarında yalnız bırakılmalarına veya aşırıya kaçmadan ve yüzlerine vurulmadan dövülmelerine izin verilmektedir.
Dövmeye izin verilme noktasına geldikten sonra da; kadının yüzüne vurulmaz; incitici ve iz bırakıcı şekilde dövülmez. Dövmekten gaye onun caydırıcılığıdır.
Ayet-i kerime, “dövün” derken bunu meşru bir sebebe bağlamaktadır. Ayette “nüşûz” kelimesiyle ifade edilen bir meşru sebep.
Nüşûz kelimesi terim olarak geçimsizlik çıkarma; serkeşlik yapma; kocaya karşı itaatsizlik etme; kadının kocasına karşı buğz edip asi olması anlamındadır. Meallerin birçoğunda serkeşlik olarak tanımlanan bu kelime, genel anlamıyla kadının kocasına itaatsizliğini, başkaldırmasını ifade etmektedir. Kısaca kadının kocasına karşı vazifelerini yerine getirmemesi olarak tanımlayabiliriz. Temizlik, ev işleri gibi asıl vazifesi olmayan işleri yapmamasından dolayı erkek hanımını dövemez.
Ayette nüşûz kelimesiyle ifade edilen meşru sebep veda hutbesinde ise fahiş kelimesiyle ifade edilmiştir.
“…Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa (fahiş), Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir…”5
Burada geçen fahiş kelimesini dilimizde kullanılan fuhuş kelimesiyle bir tutamayız. Buradaki anlamı çirkinliktir. Çünkü fuhuş ise zina anlamındadır. Zinanın cezası ise dayak değil, recm edilmektir.
Görüldüğü gibi, kadın meşru bir sebeple dövülebilirse de bu, en son başvurulacak yoldur. Öncelikle, itaatsizliği ve isyankârlığı sebebiyle nasihat edip, tatlılıkla ondan vazgeçirme yolu aranacak. Bu etkili olmazsa yatağı ayrılacak. Bu iş, arkasını dönmek ve konuşmamak suretiyle gerçekleştirilir. Ayrı bir yatakta yatılır da denmiştir. Bu ceza da tesirli olmazsa dayak meşru hâle gelmektedir.
Anlaşılacağı üzere kadının bu duruma gelinceye kadar dövülmesi meşru değildir. Yüzde bir de olsa, işi bu duruma kadar götüren kadın için aslında başka çare de yoktur. Ya verilen öğütleri tutar, iş biter. Ya kocası yatağına girdiği halde ona sırtını döner. İlgilenmez ve bu yolla uslanmasına çalışır. Çünkü bu, kadınlar için çok etkili bir çaredir. Bu da olmazsa iş boşanmaya kadar gelmiş ve yuva cehenneme dönmüş demektir. Ama boşanma daha büyük felâketlere ve yıkımlara sebep olabilir: Onun için dağlama kabilinden, son çare olarak incitmeyecek ve iz bırakmayacak kadar dövmeye başvurulur. Çünkü bu duruma düşenlerin birçoğunu bu hafif dayak yola getirir ve çoğu boşanmaları önler. Önlemezse dinimiz, yine erkeğin boşamasına izin vermez ve iki tarafın akrabasından seçilecek hakemlerin arabuluculuk yapmasını önerir.6
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz hanımlarına hiç vurmuş değildir. Hâlbuki hanımlarının onu üzdüğü, kırdığı, hatta ona karşı birlik olup söz ettikleri vardır. O, hanımlarına hiç vurmadığı gibi, onlara sözlü de hakaret etmemiş ve ümmetine de hanımlarına iyi davranmalarını emretmiş, onların erkeklere Allah'ın birer emaneti olduklarını hatırlatmıştır. Ancak değil dövmeye, aileleri yıkıp parçalamaya kadar giden huzursuzluklar da vardır. Böyle durumlarda bazen bir iki tokat işe yarar, evdeki otorite boşluğunu giderir, kadına evin bir hâkimi olduğunu hatırlatır ve bir ilâç olarak başvurulan bu çare, çok büyük felâketlere ve kötülüklere engel olabilir. Ancak bu bir ilâçtır. Hastalık kangren olmaya yüz tutmadan kullanılmaz ve dozu da fazla kaçırılmaz. Aksi halde kötü olan yan etkileri olur.
Sebepleri bulduktan sonra başka çaresi de bulunamayan dövme, kangren olup kesilmeye yüz tutmuş uzvu kesilmekten kurtarmak için bir son çare ve bir acı ilaçtır. Zaruret görülmeden kullanılmamalıdır.
Nasıl ki nasihatle onun düzelmesini düşünüyor, nasihat ediyor ve nasihatin bütün yollarını kullanıyoruz, nasıl ki yatağını terk etmekle ona karşı boykot yapıyor, fakat gururunu, onurunu kırmıyor, onu mahcup etmiyor ve sadece iyiliğini düşünüyoruz, aynen öyle de şayet, hafif bir dövmekle düzelecekse, o zaman da onu tatbik edeceğiz.
Dövmek en son ve mecburi istikamet neticesi ruhsat verilen bir hareket tarzıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi birinci ve ikinci maddelerin fayda vermediği yerde kullanılır. Yani istisnai bir durumdur. Başka türlü yola gelmeyen ve fıtratı ancak dövmekle yola gelmeye müsait olanlara tatbik edilebilir. Döverken de canını fazla yakmayacak ve bilhassa yüze vurmaktan da kaçınacaktır.
Haddizatında dövmekten gaye, kadının onur ve gururunu harekete geçirmektir. Bunu temin için en asgari ölçü neyse o kullanılmalıdır.
Hz.Peygamber (S.A.V.)in Kadının Dövülmesine Bakışı
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz kadınların dövülmesini tasvip etmemekte, karılarını dövenlere "hayırsız" demekte, "Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?" diye sormaktadır.7
Müfessirlerin, Nisa suresi 34. ayet-i kerimesinin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir olay, cahiliye döneminde âdet haline gelmiş bulunan "kadını dövme" fiiline Efendimiz (S.A.V.)in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir. Ensardan Sa'd b. Rebî', nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber'e şikâyet etmişti. Peygamberimiz "Kadın da aynı şekilde kocasına vursun" buyurdu, fakat daha emir yerine getirilmeden söz konusu ayet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı.8
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz “Allah'ın kulları olan kadıncağızları dövmeyin!” buyurmuşlardı. Bir süre geçince, Ömer gelip, “Ey Allah'ın Rasûlü, kadınlar kocalarına karşı başkaldırdılar”, diye şikâyette bulununca dövülmelerine izin verdi. Arkasından da pek çok kadın Resûlullah'ın hanımlarını çevirip kocalarını şikâyette bulundular. Bunun üzerine Allah Resulü: “Birçok kadın Muhammed'in ev halkına gelip kocalarını (dayak yüzünden) şikâyet etmişler. Bu kocalar sizin iyileriniz değillerdir.”9 buyurdu.
Diğer bir hadis-i şerifte ise Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır. Kadınlarınıza karşı hayırlı olmayı birbirinize tavsiye edin.”10 buyurmuşlardır.
Aişe (r.anha)'dan demiştir ki: “Rasûlullah (S.A.V.) hayatta ne bir kadın dövmüştür, ne de bir hizmetçi.”11
Bir başka hadis-i şerifte de Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz eşlerine eziyet eden zalim kimseleri kötü kimseler olarak tanımlamaktadır: “Kadınlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler (değerli olanlar değer verirler); onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir.”12
Şunu unutmayalım ki Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin yasakladığı dövme, haksız yere, sebepler oluşmadan ve insana yakışmayacak derecede meydana gelen dövme hadiseleridir. Yoksa yaşayan Kuran-ı Kerim olan Sevgili Efendimiz (S.A.V.) birçok hadis-i şerifinde ve veda hutbesinde Nisa suresinde gösterilen yolu hatırlatarak kadının dövülebileceğini buyurmuşlardır.
Zaten ayette belirtilen kademelerle gelinip ulaşılan bir dövmeye, hiçbir akıl ve mantık sahibi itiraz edemez. Hem yüz kadından birinde böyle bir dövme, olumlu etki yapıp o kadını yola getirecek ve aile kurtulacaksa, İslâm dini niçin böyle bir çarenin önünü tıkasın? Bu bir terbiye usul ve metodudur. Efendimiz (S.A.V.), “vurun” derken bu ölçü içinde demiştir. “Vurmayın” diye menederken de işkence, eza, cefa ve intikam alma hissiyle yapılan dövmelere karşı kadını korumak için demiştir.
Netice olarak kadını dövmek, aklen ve ruhen sağlıklı hiçbir erkeğin veya kadının hoşlanacağı bir şey değildir. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi İslam'da bu hüküm ve bu hükmün hikmetli bir yeri vardır.
Bizlere düşen görev, hoşlanmadığımız bu eylemden sakınmaya ve karşı tarafı da sakındırmaya çalışmamızdır. Böyle bir duruma düşmekten sakınan Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bu hadiseyi hiç yaşamamış, hiçbir hanımına bir fiske dahi vurmamıştır.
Nitekim bazı hanım yazarlarımız Resulullah (S.A.V.) Efendimizin hiçbir hanımına bir fiske dahi vurmadığını belirterek, erkek müslümanları böyle bir tavra davet etmektedirler. Bize göre bu davet, tek taraflı olduğu için hayra ve rahmete vesile olabilecek bir davet değildir, Çünkü Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ile ilgili olarak karşılaştığımız örnekte, hanımlarına bir fiske dahi vurmayan Resulullah (s.a.v.) ile birlikte, kendilerine bir fiske dahi vurdurmayan, vurdurmaya gerek göstermeyen peygamber hanımları, annelerimiz vardı.

Her iki tarafın da örnek alınması gerekmez mi?
dipnot
(1) Nisa suresi: 34
(2) Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48
(3) Sa’d suresi: 44
(4) Bakınız: Nisa suresi: 35
(5) Müslim, Hac, 147, 194; Tirmizî, Fiten 2, Tefsir 2
(6) Bakınız: Nisa suresi: 35
(7) Ebû Dâvûd, Nikâh, 60 Buhârî, nikâh 93, tefsir, sûre (91) 1; Müslim, Cennet 49; Ibn Mâce, nikâh 51
(8) Elmalılı N/1350; Ibn Kesir N/256; Kurtubî V/168; Cessâs, 188; İbnü'l-Arabî, 415
(9) Ebu Davud, nikah (N/245); Ibn Mâce, nikâh 51
(10) Müslim, Radâ 62; Tirmizî, Radâ 11
(11) Müslim, fedail 79; İbn Mace, nikah 51; Dârîmî, nikâh 34, Ahmed b. Hanbel, V,32, 206, 229,232,281
(12) İbn Mâce, Edeb 3; Ebû Dâvud, Edeb 6, Rikak 22, İ’tisâm 3; Müslim, Akdiye 11

Konuyla ilgili geniş açıklamayı Kadınlara Özel Meseleler/Fetvalar isimli eserimizde bulabilirsiniz. Eseri incelemek ve sipariş etmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

Selam Ve Dua ile


dinimeseleler sitesinden alıntıdır.
 
Eski 13-09-12, 21:49   #5
dogan4141

Varsayılan C: Nisa suresi 34. ayet

Ayrıca ayette zikredilen “dövün” ifadesi hadis-i şeriflerle detaylandırılarak dövmenin derecesi de belirtilmiştir. Bu dövme sakat bırakmadan, yüze vurmadan, hafifçe bir dövme olarak izah edilmiştir.
diyosun sen burda yani dövülebilir biri benim kız kardeşimi dövebilir yani Allah bunu diyo
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat