En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 19-06-06, 21:58   #1
Suffiyun

Arrow Namaz Kılmayan Müslüman Mıdır ?


Öncelikle şunu belirtelim ki, Hz. Peygamber ve arkadaşlarının canla başla çalışarak, nice zorluk ve imtihanlarla temelini attıkları ve bu büyük gayretler neticesinde çeyrek asrı bulmayan bir süre içerisinde teşekkül eden Asr-ı Saadet ikliminde, bir Müslüman için namazın vazgeçilmezliği üzerine böyle bir yazı yazma gereği bulunmuyordu şüphesiz ki. Çünkü, Asr-ı Saadet Müslümanları, dini bizzat Allah’ın Kitabı’ndan öğreniyorlar ve Hz. Peygamber’in güzel örnekliğine tabi oluyorlardı.

Dolayısıyla, Allah’ın Kitabı’nda, namaz yükümlülüğünün İslami kimlik ve şahsiyetle etle tırnak gibi nasıl bütünleştirildiğini gören ve Kitabullah’ın hayata nasıl hakim kılınacağını an be an yaşayarak pratize eden Hz. Nebi’nin izini süren ilk dönem Müslümanlar için namaz kılmama gibi bir sorun yoktu. Zira namaz Allah’ın Kitabı’nda Müslüman olmanın temel ve olmazsa olmaz şartlarından biri olarak vazedilmekteydi. Kur’an’da fiili savaş durumunda bile namaz kılmanın farz kılınmış olduğunu müşahade eden Saadet Asrı Müslümanları, bir anlamda namaz eksenli bir hayat yaşıyorlardı. Ta ki, cahiliyye döneminde kalmış olan ve Hz. Peygamber’in büyük İslam inkılabıyla yerle bir ettiği kabile asabiyetinin Ümeyyeoğulları eliyle yeniden depreşmeye başlayıp İslam toplumunu paramparça etmesine ve ardından Emevi saltanatına uygun bir din anlayışının iktidarlar eliyle toplumda yaygınlaştırılmaya başlanmasına kadar.

Bundan sonradır ki, “Hangi günahı işlerse işlesin, hangi zulmü icra ederse etsin insanın bunda sorumluluğu yoktur. Zira insanın hayatı rüzgar karşısındaki yaprağın durumu gibidir, kader onu nereye sürüklerse oraya gider” şeklindeki ‘saray molları’na ait çarpık kader anlayışı; “Bir kimse kelime-i tevhide inandıktan ve onu dile getirdikten sonra nasıl bir hayata sahip olursa olsun Müslümandır” şeklindeki, İslami kimliği parçalayan ve onu hayattan koparıp bir iddiaya indirgeyen Emevi uydurması ve “Bir hükümdar içki de içse, zina da yapsa, insanların malını zorla elinden de alsa o hükümdara itaat şarttır” şeklindeki saltanat sokuşturması, Emevi ve ardından Abbasi sultalarının zulümlerini meşrulaştırmak gayesiyle resmi kanallarla yaygınlaştırılmıştır. Böylece, namaz kılmayan, zekat vermeyen, insanların malını gasbetmekte bir sakınca görmeyen “Müslümanlar” türemeye başlamıştır. Ve bu çarpık anlayışlar günümüze kadar etkisini sürdürmüştür ne yazık ki.


İman ve amel bütünlüğü İslam’ın şiarıdır


Alemlerin Rabbi Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de insanları sürekli, düşünüp akletmeye, inanç, iddia ve amellerinde bilgi ve belgeye dayanmaya, hakkında bir delil bulunmayan inanç ve iddiaların peşinden gitmemeye çağırır. İnsanlara, hakkında bilgileri olmayan şeylerin ardından gitmemeleri gerektiğini, aksi taktirde bundan sorumlu tutulacaklarını bildirir. (Bkz. Secde 18/32)

Oysa tarih boyu birçok toplum, yüce Allah’ın peygamberleri aracılığıyla gönderdiği hakikat bilgisini zamanla bir tarafa bırakarak, ondan belli oranlarda uzaklaşarak kulaktan dolma iddia ve inançlara, sağlam bir delile dayanmayan geleneksel inançlara sahip olmuş ve bu inançları dinin esasları olarak benimsemişlerdir. Böylece birçok defa, zanna, kulaktan dolma rivayetlere ve muğlaklığa dayalı iddia ve inançlar vahyin yerine geçirilmiştir. Nitekim, önceki ümmetlerin kendilerine bildirilen Rabbani hakikatler yerine, zamanla geleneksel olarak oluşturulan inanç ve iddiaları dinin esasları olarak benimsemiş olmaları Kur’an-ı Kerim’de sıkça işlenmektedir. Aşağıdaki ayetler Kur’an’ın Ehl-i Kitap olarak tanımladığı Yahudi ve Hıristiyanların bu anlamda içerisine düştüğü yanılgılardan birini söz konusu etmektedir:

“Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah’ın Kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar işte böyle sırt çevirenlerdir.

Bu, onların: ‘Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak’ demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.” (Al-i İmran 3/23-24)

Yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de en çok üzerinde durduğu hususlardan biri, iman-amel bütünlüğüdür. Oysa tarihi süreçte bu hakikat, Müslümanların başına musallat olan saltanat rejimleri ve onların güdümündeki din anlayışları eliyle sulandırılmaya çalışılmış, birtakım yanlış anlayış ve temelsiz tartışmalarla kurban edilmek istenmiştir. Konu garip bir şekilde iman ve amel mefhumlarının tek cüz mü, yoksa iki ayrı cüz mü olduğu tartışmasına sıkıştırılmış ve iman ve amelin iki ayrı cüz olduğu, dolayısıyla da amel olmadan da imanın makbul olacağı gibi çarpık bir anlayış ortaya atılabilmiştir. İmanla amelin iki ayrı cüz olmasından yola çıkılarak böyle bir sonuca varılması, doğrusu ancak Emevi-Abbasi kurnazlığıyla açıklanabilir. Bu mantıkla hareket edildiğinde, iman etmemiş bir kimsenin işlediği amellerin de makbul sayılması gerekmez miydi!

Kuran açısından bakıldığında şu çok açık olarak görülür ki, iman ve amel birbirinden bağımsız düşünülemeyecek olan, tıpkı etle tırnak gibi birbirini tamamlayan mefhumlardır. Birinin yokluğunda diğeri hükümsüz kalmakta, anlamını yitirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de imandan söz edildiğinde mutlaka ardından salih amel zikredilmekte, insanların dünyevi ve uhrevi saadeti, iman-amel bütünlüğüne dayalı bir hayata bağlanmaktadır.

Şurası çok açıktır ki, geleneksel din anlayışlarının bu konuda ortaya koyduğu yaklaşımla, konunun Kur’an’da ele alınışı arasında derin bir uyuşmazlık vardır. Kur’an-ı Kerim’in vazettiği iman-salih amel ayrışmazlığını, İslam toplumlarının vahiy merkezli din anlayışından uzaklaşma süresinde parçalayan geleneksel din anlayışları, Kur’an’la asla bağdaşmadığı halde, “amelsiz bir imanın da makbul olacağı” tezini kurgulamıştır. Kur’an dışı ve Kur’an’a rağmen kurgulanan ve zalim-fasık saltanat idareleri desteğiyle yaygınlaştırılan bu tez, Kur’an’ın ifadesiyle, “yalnızca ‘inandık’ demekle cennet mükâfatını elde edebilecekleri” zannına kapılan insanların türemesine ve zamanla çoğalmasına yol açmıştır. Öyle ki bu durum, Kur’an’ın, Müslümanların sahip olması gereken özellikleri zikrederken mutlaka ve ısrarla vurguladığı namaz ibadetini terk ederek bile Müslüman kalınabileceği gibi çarpık bir anlayışı da beraberinde getirmiştir.

Oysa bu hususta Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, onun üzerinde durduğu hususun, bir Müslümanın namaz kılması gereği değil, namazı dosdoğru kılması gereği olduğunu görürüz. Yani Kur’an açısından bir Müslümanın namaz kılmaması söz konusu bile değildir. Kur’an’ın bu konuda üzerinde durduğu husus, az önce de belirttiğimiz gibi namazın dosdoğru kılınması gereğidir. Mü’minun Suresi ilk ayetlerinde, mü’minlerin sahip olması gereken vasıflar zikredilirken, namazı dosdoğru eda etmenin iki defa vurgulandığını görürüz.


Kur’an açısından imansız bir amel nasıl makbul değilse, amelsiz bir iman da makbul değildir


İman amel bütünlüğü Kur’an-ı Kerim’in en çok üzerinde durduğu hususlardandır. Kur’an açısından iman ve amel etle tırnak gibi birbirinden ayrılmaz mefhumlardır. Kur’an insanların dünyevi ve uhrevi saadeti için iman edip salih ameller işlemeyi birbirinden ayrılmaz ve olmazsa olmaz şartlar olarak bildirmektedir. Birçok ayet-i kerimede beyan edilen bu kurtuluş reçetesi Asr Suresinde şu şekilde formüle edilmektedir:

“Asra andolsun ki, İnsanlık hüsrandadır. Ancak iman edip aalih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr 103/1-3)

Rabbimiz ayrıca, “İnsanlar ‘iman ettik’ demekle, bir imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sanıyorlar. Biz, onlardan öncekilerini de imtihan ettik. Allah, elbette doğruları bilir. Ve elbette yalancıları da bilir.” (Ankebut 29/2-3) diye buyurarak, iman amel ayrılmazlığını hiçbir polemiğe fırsat bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Tevbe Suresi 111. ayeti kerimede, cennet mükafatı için insanların ödemesi gereken bedeli açık bir şekilde beyan eden Rabbimiz yine biz insanlara şu çarpıcı soruyu yöneltmektedir:

“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda Elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. “ (Bakara 2/214)

Tüm bu apaçık Kur’ani beyanlara karşılık ne yazık ki asrı saadetin ardından çeşitli sebep ve etkenlerle yaşanan Kur’an’dan uzaklaşma sürecinde çeşitli konularda olduğu gibi bu konuda da Kur’an’la bağdaşmayan anlayışlar ortaya çıkmıştır. İslamî bir yaşantıya sahip olmadıkları halde halifelik iddiasında bulunan Emevi-Abbasi sultanlarınında teşvik ve desteğiyle yaygınlaştırılan söz konusu Kur’an dışı anlayışlar, amelsiz bir imanın da makbul olacağı iddiasını ortaya atarak toplumların din anlayışında büyük bir kırılmaya yol açmışlardır. Bu çarpık anlayışın yaygınlaşmasıyla insanlar yalnızca “inandık” demekle kurtulabileceklerini zannetmiş, İslam’ın en temel emir ve yasaklarına riayet göstermeden yani Hududullah’a tabi olmadan da İslam dairesinde kalınabileceği zehabına kapılmışlardır. Oysa Kur’an-ı Kerim şu hakikatı son derece ortaya koymaktadır ki, imansız bir amel islam açısından nasıl makbul değilse, amelsiz bir iman da aynı şekilde makbul değildir ve böyle bir iman ancak bir iddia niteliği taşımaktadır. İmanı ispatlayan onu ete kemiğe büründüren, ondan kaynaklanan salih amellerdir. Rabbimiz dinin hükümlerini pratiğe aktarmakta zaaf gösteren insanları şöyle uyarmaktadır:

“Sizden ‘boş yere kanınızı akıtmayınız, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayınız’ diye söz almıştık; sonra siz de söz vermiştiniz ve hala buna şahitlik ediyorsunuz. Buna rağmen, yine birbirinizi öldüren, aranızdan bir grubu yurtlarından süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, -onları çıkarmak haramken- size esir olarak geldiklerinde fidyelerini veren kimselersiniz; yoksa, siz, kitabın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanın cezası dünya hayatında rezil olmak ve kıyamet gününde azabın en şiddetlisine uğratılmaktan başka nedir? Allah sizin yaptıklarınızın hiç birinden gafil değildir.” (Bakara 2/84-85)


Namaz, Müslüman olmanın vazgeçilmez şartı, dinin direğidir


Kur’an-ı Kerim’in çeşitli pasajlarında müminlerin tanımları yapılmakta ve sahip olmaları gereken vasıflar bildirilmektedir. Bu vasıfların başında, ahde vefa, şahitliği doğru yapmak, adil olmak, ölçü ve tartıda doğru olmak gibi hususların yanında namazın dosdoğru eda edilmesi ve infak gelmektedir.

“Sizin veliniz ancak Allah, O’nun Peygamberi, namaz kılan, boyun eğerek zekat veren müminlerdir” (Maide 5/55) ayet-i kerimesi, Kur’an’da İslami kimlik ile namazın nasıl ayrılması imkansız bir biçimde bütünleştirilmiş olduğunun çok açık ifadelerinden biridir. Yine yüce Rabbimiz Tevbe Suresinde mümin erkek ve kadınları şu şekilde vasfetmektedir:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar bir birlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir. Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah’ın hoşnutluğu ise en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe 7/71-72)

Bakara Suresinin başında da Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Elif, lâm, Mîm. Hiç kuşkusuz bu kitap, kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir. Onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere ve ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte, Rab’lerinin yolunda olanlar ve kurtuluşa erecek olanlar onlardır.” (Bakara 2/1-5)

Müddessir ve Meryem Surelerinde Rabbimiz, namaz yükümlülüğünü yerine getirmeyen kimselerin akıbetini şöyle haber vermektedir:

“Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorulduğunda,

Onlar derler ki: ‘Biz namaz kılanlardan değildik.’

‘Düşkün kimseyi doyurmuyorduk.’

‘Batıla dalanlarla biz de dalardık.’

‘Ceza gününü yalanlardık.’

‘Ölüm bize o haldeyken geldi.’ (Müddessir 74/40-47)

“İşte onlar, Adem’in ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın soyundan gelen, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden ve İbrahim’in, İsrail'in ve doğru yolu gösterip, seçtiğimiz kimselerin soyundandır. Onlara Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

Sonra onların ardından namazı bırakan ve arzularına uyan bir nesil geldi. Bunlar da hüsrana uğrayacaklardır.

Ancak tevbe edip, iman ederek doğruları yapanlar, işte bunlar cennete girecekler ve hiç bir şekilde haksızlığa uğramayacaklardır.” (Meryem 19/58-60)

Görüldüğü gibi, Kur’an-ı Kerim’de namaz İslami kimliğin olmazsa olmaz bir şartı olarak emredilmekte, bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlerin akıbetinin ise Cehennem ateşine sürüklenmek olacağı haber verilmektedir. Hz. Peygamber de, namazı “dinin direği” olarak nitelendirmiştir. Direksiz, sırf çatıdan müteşekkil bir bina düşünülebilirse, namazsız bir İslam ve Müslüman da düşünülebilir!

Netice olarak; Müslümanlık bir iddiadan ibaret değildir. Yüce Allah’a adanmış olmanın ve onun emir ve yasaklarına riayet etmenin adıdır. Müslüman Rabbiyle yaptığı ahde vefa gösteren, Rabbani sınırları ihlal etmekten titizlikle sakınan kişidir. Yukarıda hatırlattığımız ayetlerde görüldüğü gibi, yüce Rabbimiz cennetine kabul edeceği kimselerin vasıflarını bildirmiştir. Bir kimse dünya ve ahiret saadetini elde etmek istiyorsa bu vasıflara sahip olmalı, bu yönde gücü nisbetinde çaba göstermelidir. Nasıl ki bir kimsenin herhangi bir işe girebilmesi o iş için istenilen vasıflara sahip olmasını gerektiriyorsa, bir insanın Cennet mükafatını elde edebilmesinin de şartları vardır. Bir iş ilanında belirtilen vasıflara sahip olmayan bir insanın o işe başvurması ne kadar anlamsız ise, yüce Allah’ın kitabında bildirdiği şartları yerine getirmeden Cennet hayali kurmak da en az o kadar anlamsızdır.

Konuyu, Rabbimizin şu beyanlarıyla noktalayalım:

“Ticaretin, alışverişin, kendilerini Allah’ın zikrinden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamadığı adamlar... Onlar, gönüllerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.” (Nur 24/37)

“İman edip iyi işler yapan ve namaz kılıp, zekat verenlerin, Rabblerinin yanında, şüphesiz kendilerine ait mükafatları vardır. Onlara bir korku yoktur ve hiç üzülmeyeceklerdir.” (Bakara 2/277)

-Şürkü Hüseyinoğlu-

Rabbimiz(c.c) bizleri Zâtı'nın rızası için yaşayan kullarından eylesin,her an uyanık olmamızı,şeytanın ne sağdan ne soldan gelmesine izin vermememizi nasip eylesin.Gururdan muhafaza eylesin,emrinde belirttiği üzre salih ameller işlememizi,O(c.c)'nun için bir hayat yaşayıp O(c.c)'nun için ölmeyi cümlemize nasip eylesin inşaAllah...
 
Eski 19-06-06, 21:59   #2
Suffiyun

Varsayılan Cvp: Namaz Kılmayan Müslüman Mıdır ?


Namaz kılmayan, her şeyden önce bütün müminlere zulmetmiş olur. Çünkü her namazda (Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin) demekle bütün müminlere dua ediliyor.(Ettahiyyatü de)

Namaz kılmayan, her gün beş vakit namazda sünnetlerle beraber 21 kere tekrarlanan bu duadan Müslümanları mahrum bırakıyor. Kıyamette bütün müminler bu haklarını namaz kılmayanlardan alacaktır. (Dünyada kaç Mü'min var hesap etmeli! Hepsi namaz kılmayandan bunun hesabını alacaktır! Ne dehşetli bir borç!)

NAMAZ KILMAMANIN 6 ZARARI

Namaza gevşeklik gösteren müminler, yani namaza gereken önemi vermeyenler birçok azaba ve cezaya uğrarlar. Bunlardan dünyadaki 6 zararı şunlardır:

Birincisi: Ömründen bereket kalkar. Çeşitli hastalıklar, aşağılıklar, hakaretler ve zilletler içerisinde hayat sürer.

İkincisi: Cenâb-ı Hakkın hizmetinde bulunan kimselerin simalarında, kendi yaratılışlarındaki güzellik ve cemâlden ayrı olarak bir başka güzellik ve cemâl vardır ki, namaz kılmayanlarda bu yoktur.

Üçüncüsü: Allahü teâlâ hiçbir ameline ecir vermez. Yani günde müteaddit defalar sadaka verse, birçok yetim sevindirse, yedirse, giydirse, günlerce Kur’ân-ı kerîm hatmetse, başka buna benzer ibâdet, taat ve iyilikler yapsa, Cenâb-ı Hak ona zerre kadar ecir ve sevap vermez.

Dördüncüsü: Allahü teâlâ namaz kılmayanların duâlarını kabul etmez. Tıpkı dünya işlerinde, dilekçe yazan bir kimsenin, dilekçesinin bir yerde takılıp esas yerine ulaşamaması gibidir.

Beşincisi: Bütün mahlûkat kendine kızar ve düşman olur. Hepsi onu reddeder. Salihler, yani müminler, Allahü teâlâya yâr olanlar, namaz kılanlardır. Ancak bunlar hayır ve berekete ve rahmete vesile olurlar.

Altıncısı: Salihlerin duâlarından hisse alamaz. Yani Müslümanların duâlarının bereketinden mahrum kalır. Mezarı önünden geçen bir Müslümanın okuduğu fâtihalardan faydalanamaz.

Büyüklerin dediği gibi; Her zaman, her koşulda illede namaz, illede namaz!
 
Eski 20-06-06, 03:19   #3
Badegül

Varsayılan Cvp: Namaz Kılmayan Müslüman Mıdır ?


Allah cc razı olsun.bende bi turlu tam manasıyla duzene koyamadım.acayip sucluluk hissi veriyor.bıçak soksalar daha iyi.
 
Eski 20-06-06, 03:35   #4
kapucu

Varsayılan Cvp: Namaz Kılmayan Müslüman Mıdır ?


s.a öncellilkle değerli kardeşim yazdıkların kelimesi kelimesine doğru illaki namaz ama namaz kılmayan müslümanmıdır başlığı sıkıntı yaratabilir kelimei şehadet getiren her insanoğlu müslümandır elbette uymalıdır şartlara ama namaz kılmayan günahkardır müslümanlıktan asla çıkmaz bedelini ruzi mahşerde öder ama şahsen katılıyorum illaki namaz namaz çünki salih amellede yapabiliyosak kötülüklerden uzak dururuz beş vakit ibadet et rabbin ile konuş sonra kötülük yap işte namaz bu açıdan illaki şart kılamayan kardeşlerede nasip olur inşaallah rabbime emanet olunuz
 
Eski 20-06-06, 04:00   #5
Suffiyun

Varsayılan Cvp: Namaz Kılmayan Müslüman Mıdır ?

Başlığı bilerek yazdım,inşaAllah bir problem olmayacaktır.
Mustafa İslamoğlu bir sohbetinde şöyle bahsediyor konuyla ilgili olarak. :

--
Adam namaz kılıyor ama gidiyor faiz yiyor,diyor ki namazımı da kılarım faizimi de yerim.İşte o zaman o kıldığın namazın sana yorgunluktan başka getirisi olmaz.
--

Hesapta Allah(c.c)'ın bizlerden ilk soracağı amel namazdır,inşaAllah dikkat etmeliyiz.Elbette kelime-i şehadet getiren herkes Müslüman'dır.Amenna ve saddakna,ancak nasıl ki elektriği göremeyiz ancak bir ampül ya da başka bir araca iletildiğinde varlığından haberdar oluruz,aynı şekilde imanımız var deriz,Müslümanız deriz ancak bu en başta inşaAllah namazımızla belli olacaktır.

Rabbimiz Teala(c.c) dinini tam yaşayan kullarından eylesin hepimizi,yanlış anlaşıldı ise hakkınızı helal ediniz...
Selam ve dua ile...
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat