|
||||||||
İslam ve İnsan Bölümleri Kategorisinde ve İslam ve İnsan Forumunda Bulunan Cuma Hutbeleri. -Güncel- Konusunu Görüntülemektesiniz => Esselamu aleykum ve rahmetullah değerli kardeşlerim. İnşaallah her cumanın hutbesini namaza gidemeyen veya tekrar görmek isteyen veya hutbeyi dinlemeyen bayan ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
~~So-One~~
![]() ![]() ![]() |
![]() Esselamu aleykum ve rahmetullah değerli kardeşlerim. İnşaallah her cumanın hutbesini namaza gidemeyen veya tekrar görmek isteyen veya hutbeyi dinlemeyen bayan kardeşlerimiz adına her cuma günün hutbesini paylaşacağım Biiznillah. __________________________________________________ ______ 17.02.2012 DÜNYA VE AHİRET DENGESİ Muhterem Müslümanlar! Dünya, insanoğlunun imtihan edilmek üzere gönderildiği geçici bir mekân; ahiret ise, bu dünya imtihanının sonunda, ebedi cennet veya cehennemle sonuçlanacak ölümsüz bir hayatın başladığı yerdir. Hiç şüphesiz ki dünya hayatı, ahiret için bir hazırlık dönemidir. Bu hayat dine uygun yaşanırsa, hem dünya lezzetine varma hem de ahiret nimetlerine kavuşma için bir değer ifade eder. Zira dünya bizim için yaratıldı, biz ise ahiret için yaratıldık. O halde dünya ve ahiret hayatı dengede tutmak durumundayız.. Cenab-ı Hak Kur’an’da bunu şöyle ifade etmektedir; “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi, sen de iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez” Hz. Peygamber (sav)’de; “Dünya ahiretin tarlasıdır” hadisinde, dünyada yapacağımız işlerimiz ve faaliyetlerimizle ahiret hayatımızı da kazanabileceğimizi belirtmiştir. O halde dünya-ahiret kıyaslamamızda dünyanın önemsiz olduğunu söylemek, onu bütünüyle terk etmek, başkalarına bırakmak doğru değildir. Kıymetli Kardeşlerim! Resûlüllah (sav)’ın şahsî hayatına baktığımızda da İslâm devletinin başkanı olduğu halde, din ve devlet işlerinin yanı sıra dünya ile ilgili işler yapmıştır. Örneğin sökük diktiğini, ayakkabı tamir ettiğini, hayvanları otlatıp süt sağdığını, ticaretle uğraştığını, savunma amacıyla hendek kazdığını, cami inşaatı için taş ve kerpiç taşıdığını görmekteyiz. Resûlüllah (sav)’ın, dünya hayatını ihmal etme uğruna kendilerini nafile ibadete adayıp her gece uyumadan namaz kılmaya, yılın her gününde oruç tutmaya ve evlenmeyerek kadınlardan uzak kalmaya niyet eden kimselere karşı gösterdiği tepki de bilinmektedir. Resulüllah (sav) bu kişilere şöyle demiştir; “Ben, Allah’tan, hepinizden daha çok korkarım, O’ndan hepinizden daha fazla çekinir ve sakınırım. Fakat ben, (nafile) orucu hem tutarım, hem de tutmam, (gece) namazını hem kılarım, hem de kılmam uyurum. Hanımlarla da evlenir (ve birlikte olurum). Kim benim bu sünnetimden yüz çevirir (ve kendine göre bir yol izlemeye kalkarsa), biliniz ki o, benden değildir.” Bu hadisten de anlıyoruz ki, fıtrî olan arzu ve ihtiyaçlarımızın ihmal edilmemesi gerekir. Aziz cemaat! Kur’an’dan ve sünnetten anladığımız üzere hem dünyadan hem de ahiretten nasibimizi alacağız, ancak dünyanın geçici ve ahiret için bir yatırım yeri olduğunu unutmayacağız. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir; “Dünya hayatı,ancak bir oyun ve bir eğlencedir.Elbetteki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?” Ayette geçtiği gibi dünyanın geçici olması, hiç şüphesiz ahireti ön plana çıkarmaktadır. Ahiretin ön plana alınması da, ahireti kazanmamıza vesile olacağı gibi, dünya hayatımıza bambaşka bir güzellik ve yepyeni bir anlam kazandıracaktır. Zira ahiret hayatını, sorguya ve hesaba çekileceğini, yaptıklarından ve söylediklerinden sorumlu tutulacağını bilen kişinin dünya hayatı planlı, programlı ve dengelidir. Bu şuurda olanlar bilir ki, dünyada herkes misafirdir, yanındaki şeyler emanettir. Misafirin gitmekten, emanetin ise geri alınmaktan başka çaresi yoktur. Dünyanın ömrü, ahiretin sonsuzluğu yanında, denize nispetle bir damla kadar bile değildir. O halde dünyada kalacağımız kadar dünyaya, ahirette kalacağımız kadar da ahirete değer verelim. Allah cümlemize dünya ve ahiret saadeti nasib eylesin. __________________________________________________ 10.02.2012 İslamî eğitimin okulu “Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.” (Al-i İmran Suresi, [3:104])Muhterem Müslümanlar, Yüce Rabbimiz, Kur’an’ı Kerim’de‚ “İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?“ (Kıyame Suresi, [75:36]) diyerek yarattığı insanı sorumsuz ve başıboş bırakmadığını bizlere bildirir. Cenab-ı Allah, kendisine iman edenlere, akraba oldukları insanları ihmal etmemelerini ve sıla-i rahim emrini hatırlatır. Aynı şekilde kan bağı olmayan kardeşleri için de bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Nitekim Allahu Teala Hucurat Suresinde “Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler“(Hucurat Suresi, [49:10]) buyurmaktadır. Allah’a iman edenlerin birbirleri ile kardeş olmaları bir zorunluluk değil doğal ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (as) bir Hadis-i Şerif’inde bu kardeşliğin getirdigi bağlılığı şu şekilde tarif etmektedir: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66) Değerli Kardeşlerim, İşte bu şekilde birbirine bağlı olan inananlardan oluşan cemaatin, tabiatı gereği oldukça önemli faydaları vardır. Bunlardan ilki, cemaatin içinde, bireylerin kişisel ve kimlik eğitimleridir. Mümin, İslamî cemaatin içinde, edep ve ahlak kurallarıyla eğitilirken bir yandan da kim olduğunu, ne amaçla yaşadığını ve ne yapması gerektiğini o cemaatin kendisine sağladığı imkanlarla öğrenir. Bir eğitim ve öğretim yeri olarak cemaat, İslamî eğitimin en önemli okuludur. Cemaate dahil olmanın ikinci önemli yararı ise cemaat dışına, yani topluma yansımaktadır. Cemaat içerisinde edepten, terbiyeden, bilgi ve kültürden, eğitim gören bireyler, toplum içinde şahsiyetli, cemaatini ve dinini temsil eden örnek bir insan olarak kabul görür. Kişinin kendi yeteneklerini geliştirmesi ve bir fayda sunması için çeşitli vesileler ortaya koymasıyla, cemaat, sürekli gelişim içinde olur, kendini yeniler. Cemaat kendi içinde bulunan bireyi daimi bir eğitim ve gelişimden geçirerek, kendine has bir dinamik oluşturur. Cemaatin aynı zamanda koruyucu bir yönü de vardır. Kendisi gibi olan ve düşünen, aynı dili, kültürü, dini paylaşan insanlarla, ortak heyecan ve hissi yaşamak, kişiyi asrın sorunlarından korur. Cemaat içinde olan bir Müslüman, kendi sorunlarıyla yalnız kalmaz, ve dolayısıyla bireysel hareket etmeye ihtiyaç duymaz. Fert, kitabı ve kainatı okumaya teşvik edilir, gündemi, Allah’ın kitabına ve Resulün sünnetine göre yorumlamaya sevkedilir ve manevi haz duyduğu ibadetlere teşvik edilir. Muhterem Müslümanlar, Bu minvalde “Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.“ (Al-i İmran Suresi, [3:104]) ayeti gereğince yaşadığımız toplumlarda, dünya ve ahiret mutluluğunu hedefleyen müminler olarak, cemaatimize sahip çıkalım, çevremize, insanlığa faydalı olmakta ve hayır işlerinde yarışalım. __________________________________________________ ________ ********************** __03-02-2012__ MEVLİD-İ NEBİ Muhterem Kardeşlerim! Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız. Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise; “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır Bu gelen aşkına devreyler felek Yüzüne müştak durur ins ü melek.” dizeleriyle tezahür etmiştir. Değerli Kardeşlerim! İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”[1] olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu… O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”[2] emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi. Kardeşlerim! Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur…”[3] ayetiyle duyurulmuştur. Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”[4] diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir. Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”[5] bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere… Kardeşlerim! Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.[6]Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.” Kardeşlerim! Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız. Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki: “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..” 1. Ahzab, 33/45-46 2. Müddessir, 74/1-2 3. Al-i İmran, 3/164 4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126 5. Tevbe, 9/128 6. Al-i İmran, 3/31 Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü Mesajı son düzenleyen sovan ( 18-02-12 - 08:45 ) |
|
|
|
|
|
#2 |
![]() |
Allah razı olsun ,sabite aldım konuyu. |
|
|
|
|
|
#3 |
![]() ![]() |
Allah razı olsun . |
|
|
|
|
|
#4 |
|
HERYERDEYİZ! ♥
![]() ![]() ![]() |
Allah razı olsun. |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
FrmTR Facebook |
FrmTR Twitter |
Vidyotup |
YorumTR | Haberler |
Okul Arkadaşım |
Kıbrıs |
Kısa Link |
Domain
|