|
|||||||
Aşk Doktoru Kategorisinde ve Hayat Bilgisi Forumunda Bulunan Mahallemin Renkleri (Hikaye Yarışması) / Yazarı: discoman Konusunu Görüntülemektesiniz => Mahallemin Renkleri Hayatta güzel şeyler yavaş gelişir. Ne tesadüftür ki pazartesiler de ağır geçer…Telefonları kapattım, kağıt kalem aldım elime, nihayet ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Ebedi Üye
![]() Giriş Tarihi: 09-06-2005
Yaş: 25
Mesajlar: 4,242
Rep Puanı: 8674585
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Mahallemin Renkleri
Hayatta güzel şeyler yavaş gelişir. Ne tesadüftür ki pazartesiler de ağır geçer…Telefonları kapattım, kağıt kalem aldım elime, nihayet ödevimi yazmak için mutfağa gidiyorum. Yarabbi mutfak masamız da gözetleme kulesi gibi . Mutfak masamıza karşı Gıyas’ın güvercin çiftliği. Çiftliğe karşı da annemin penceredeki çiçekleri… Sağımızda çark yolu - hiç durmadan birileri bir yerlere gidip geliyor. Artık bilemiyorum konsantre mi olurum, konserve mi, Allah bilir. Ama şu anda en çok sevindiğim durum anne ve babamın evde olmayışı. Sessizlik miss…Dört gün dört gecedir, kafamdaki projeleri suya götürüp getiriyorum ama nafile; başımdaki yeller de az değil. Neyse konudan konuya atlamakla akrobat olunmuyor, ödevimi yaz gelmeden bitirmem gerekiyor. Şimdi yandık !... Neden mi? Gıyas’ın kuşlarının yemek saati galiba elinde kovalarla çıkageldi. Beni de masada tünemiş gördü mü mutlaka güvercinlere getirdiği pirinç, mısır, lapa, Allah ne verdiyse bana da atar. Sevsem ne olur sevmesem ne olur bu Gıyasettin’i ? (annesi ona kısaca “Gıyas” der) Ondan mahallemizde bir tane var! Kırmızı çok cırtlak kazağını, masmavi eşofman pantolonunu, beyaz bembeyaz pinokyo şapkasının içindeymiş gibi mavi kocaman gözlerini gördüm mü sevinçle gülesim gelir. Öyle tombalak havası var ki Gıyas’ın… İki sene önce Kazakistan’dan Türkiye’ye etmişler göç etmişler ve o zamandan beridir komşuyuz. Aaa hayret mısır falan gelmedi cama, ama Gıyas el işaretleriyle müzik aç-disko hareketleri yapıyor. Ben de kaş göz hareketleriyle yan evdeki Gülfiliz Abla’nın uyuduğunu hatırlatıyorum. Gıyas’tan kurtuluş yok, elindeki kocaman ayçekirdeği poşetini sallıyor. Bir yandan da “Gel yiyak sennen” diyor. “Yahu benim kafamda ayçiçekler açtı bile bende onların resmin yapacağım” desem uzun sürer bu muhabbet, şimdi nereden nereye… Saksılardaki çiçeklere de hayret, onları eken annemin ellerine de hayret. Size bir anlatıvereyim ikicik kısa sözle: petrol yeşili yapraklar cilalanmış gibi parlıyorlar, güzel külçelenmişler bolca saksıyı örtercesine üzerlerinde de kimi yaslanmış, kimi fırlamış, kimi sivrilmiş, tatlı şeker pembesi çiçekler, Afrika menekşesi isimleri; hemen yanında kardeşimin çim adamı, anlatmaya gerek bile yok saksıdaki adı şişko üçüncü saksıdaki de telefon çiçeği – aşağıya sarkanından değil de yukarıya tırmananından. Bir de yaprakları var ömre bedel. Bir görseniz hele, nil yeşili desem değil, palmiye, çim yeşili değil, biraz ayva yaprağının yeşiline çaldırıyor. Sonra yaprağın etrafında hafif pamuk tozu, kar tanesinin simini ve ta tepesinde çok zarif üç yaprak, ucunda eflatun üçlü çiçeği ve içinde beşli taze limon sarısı püskül, saksıdaki ismi de “nazar değmesin”. “Çok çabuk büyüyorlar” dediğimde annemin sözü şu oldu: sabah güneşiyle merhabalaşıyorlar da ondan . çoğaltıp komşulara, arkadaşlarına dağıtıp duruyor annem onu; güzel görülmeye seyre değer diye, aslında bana kalsa şu mahalle kedilerinin saksısını bile kemirdikleri çiçekten veririm komşulara. Babamın veteriner arkadaşı var -“Akçam” amca, o da beğendi benim favorimi. Yaz geldi mi annem cümbür cemaat hepsini indiriyor, tırtıklı aloa verayı girişteki merdivenlere, olsun bahçe içi ama uzanıp – tırmansınlar salkım saçak dağılsınlar etrafa güzellik saçsınlar diye. Benim saksı değdim 3 kiloluk yoğurt kasesi hani şu yaramaz kedilerin kırıp kemirdikleri. Annemi şoka sokarlar. Herhalde üç beş tane vardı, sanki savaş alanı gibi. Savaşçıların tüyleri çok farklı renklerdeydi. Mat grisi, karga mavisi, akı-gökü birbirine karışmıştı. Acaba kavganın nedeni neydi, en güzel kedi benim kapışması mı,yoksa çiçeğimin asaleti mi, adını bilmediğimden aklımda iki isim var: “Kedi savaşı ve aşk merdiveni”. Aynı gece lavantanın çiçekleri de yok oldu, onun güzelliği de muazzam, bahçemizin arka kapıdan girişinde hemen solda yaşıyor, güzel bir fundalık öbeğinde yapraklarının tarifi şu güzel türküyle: “yeşilim yeşilim aman, yeşil yaprak altında ölürüm aman” Bu türküyü herhalde ceviz yapraklarının altında çok kalan biri söylemiş herhalde kokusunu bir düşünün…( Allah geçinden versin, ölmeye gerek yok daha aşık olmadan! ) “Yeşil çimen üzerinde üzerinde, aşık oldum ben sana” demeden nereye gidiyorsun yahu? …Nerede kalmıştık? Lavantanın yapraklarında, görmeyenlere tarif edeyim, zeytin yapraklarına benziyor, rengi aynı; tek fark çamaşır suyuna sokup çıkarılmış gibi, uzun sapında küçük kozalak gibi eflatun çiçekler, hem görmeye hem dokunmaya koparıp ta koklamaya değer, lavantayı gördüğünde babam çatık kaşlarla sormuştu: “ Bu çalının ne işi var burada? ” “Al bak, ne hoş kokuyor” demişti annem bir eflatun çalı uzatarak “Hayret” kelimesi çıkmıştı ağzından - babamın beğeni ansiklopedisinden – beğenmediği bir şey olduğunda yandık! En az beş kez tekrarlar. “Anladıııkkk” diye bağırmak gelir içimizden ama ne çare, annemin hemen işaret parmağı dudaklarına gider “şişştt” diye. Peygamber sabrı vardır annemde babamı anlama dinleme konusunda; fazla kulak asmadan: tamam öyle olsun diyeceğim ama iyi ki babam evde yok. Mahalle sokağımız motokros alanına benzedi bu aralar. Arabası olana da formula1 pisti sanki. (motor ciyaklatanlara sinir oluyorum. Düpedüz ilgi çekme çabası – kedi taklaları diyeyim.) Bu duruma en çok ta dedem bozulur. Bahçede ise hemen elinden tırmığı, çapayı atıp uzun uzun bakar peşlerinden. Ardından öfkeyle: “Biz büüle şey görmedik evlat, bu ne şımarıklık, Allah bunları ıslah etsin” derdi. Annem: “ Baba yetmiş yıl önce buralara insan boyu kar yağarmış,şimdi ise diz boyunu bile geçmiyor. Mevsimler değişiyor,insanlar da ; her şey aynı kalamaz ki” diyerek yatıştırmaya çalışır. Dedem de: “Ha? Ya! Biz o garda çarıklan mektebe giderdik.” Söze kardeşim de katılır: “Dedeciğim, çok şükür artık herşey var, sen de artık tulum giyiyorsun potur yerine, daha rahat, daha çağdaş, çekici oluyorsun. Ama dedem de meram ne gezer söylenmeye devam eder: “Şeker yavrucuğum, motor üstündekiler de yere inip te soğan ekmeyi öğrenseler fena mı olur? Sonra ben de katıldım: “-Yarışçı da lazım bu ülkeye dedeciğim, büyük organizasyonlar yapılıyor bununla ilgili, dünya insanları birbirleriyle kaynaşıyor, turizm gelişiyor, biz onlara onlar bize geliyor alışverişler oluyor falan filan? Sen gene Musti’ye taktın kafayı herhalde ondan bunlara kızdın.” “- Musti deme o şımarığa.” “- O senin en küçük torunun dede.” “- Olsa ne olur be, sonradan görme şımarık! Ben ona laf sülemeye çalışıyom, o urasını burasını oynatır. Terbiye talimat yok; anadan bubadan gerisi boş... Babam bahçenin bir köşesinde, elindeki işleri bir kenara bırakıp ta dedeme orasını burasını oynatmaların, uzun uzun kıvırtmaların “ disko” olduğunu anlatınca dedem sonunda ikna oldu. Musti’ye kızmayı bıraktı. Babamın annemle “kuzu kuzu Antalya’ya gidişleri de kayda değer; neden mi? Çünkü senelerdir babamın, otobüsün gidişine 2-3 saat kala, gitmeye karar verişleri olay olmuştur.Elin iki, ayağın bir pabuca girdiğini düşünün! Aynen o şekilde…Havada uçuşan ukala iltifatlar, aklınıza gelebilecek birbirinden çeşitli huzursuzluk yaratma fasılları. En sonunda da sade ve sadece kendi elleriyle ütülediği beyazlarına bürünüp, geceyi yarıp, gidişleri.Ve tüm yaz boyu gurbetten –anneme:”canım”,bana:”canım oğlum”, Kardeşime: “canım kızım” şeklinde özlem,özür,hasret-biraz da sevgi ifadeleri.Annem çalışan kadın, milyon kez anlatmaya çalışsa da vazgeçiremedi babamı beyaz giyme sevdasından. “- Varınca giysen onları diyorum …. “-Aptal aptal konuşma, kes sesini bir sürü insan içine çıkıyorum.” “-Tamam tamam, hadi çabuk ol, otobüse yarım saat var.” Annemle babam arasındaki bu diyalogların sayısı da az değil hani. “-Böyle mi gidiyorsun ?” “- Evet,böyle; zaten gece yarısı hava soğuk atkı şalımı da aldım mı tamamdır. Kim görecek gece yarısı otobüste siyah mı giydin,beyaz mı.Zaten otobüste uyuruz . Hadi geç kalmayalım.” “-Eh, bende üzerimdekileri değiştireyim bari.” Söze kardeşim de katılır: “-Baba sana inanamıyorum. Bu ne uyum, bu ne asalet ! Helal olsun be! ” Babam da geri kalır mı: “- Annenin yanında sırıtmayalım ak zambak gibi .” Ufak bir şok anından sonra, bu sözle kendimize gelir;ve okkalı bir kahkaha patlatırız hepimiz. Tek tuhaflık bu değildir haa…bizim evin tam çaprazında,ufuktaki köşesinde odun,kömür, talaş, tuğla, çimento demir ne ararsan bulunur bir depo vardır mesela. Hizmet çeşitliliğinden çok-adı tuhaftır bu deponun: “ Filinta-Furanboaz İç-Dış Ticaret, İnşaat, Tekstil, Turizm Ltd. Şti.” Bununla kalsa iyi: tabelası yarım kilometre,uçaktakiler de görsün diye herhalde…Genel müdür de yaz-kış güneş gözlükleri takan 40’lık artist bir delikanlı. Kırmızı Honda’sı, bir görünüp bir kaybolan Mercedes’i , siyah cipi, çoook matrak bekçisi ve de sakin sessiz “doberman” köpeğiyle tam bir film konusu…Tuhaf, tuhaf dersen olacağı budur! Tüm tuhaflıkları üstüne çekersin işte.Şu an tam karşıdan halamın kızı “Sadenar” geliyor desem inanır mısınız? Gerçekten de geliyor. Milli felaket yahu! Elinde kalem, kağıt sade sade geliyor.Ne demezsin! Öyle sade ki: ödevini yaptırmaya geliyor,amaç aslında bizi dadı yerine koyup, şamata yapmak, kakara-kikiriyle değerli vaktimizden çalmak. Tam da sırasıydı o kadar işimin içinde. Ben de şimdi biraz sitem edeyim dedem gibi: “-Bizim zamanımızda böyle şey yoktu evlat. Al kitabı git kütüphaneye, kaynak bul; yap ödevini, nasıl not hak ettiysen onu al, bizde böyleydi.” “- Aaabi nolursun bana yardım et, bunu yapıver, şuna yardımın dokunsun, yapmazsan küserim, sinir olurum, kafayı yerim, ya sen ben beni sevmiyorsun! ” Ve birilerinin yardımı sayesinde “pekiyi”leri almanın yollarından en çağdaşı da internetten indirmek. “Yaşasın vallahi! ” Şimdi anladık Sadenar’ın geliş nedenini; elindeki deftere benzettiğim kağıt; güzel, lüküs bir düğün davetiyesi. Nazlı Sadenar ballı bir dille: “- Öğretmen kimsenin bilmediği üç tane bilmece istedi, okey mi?” deyip gitti. Ben de Sadenar için şimdiden notumu alıyorum: “Pati gızı pat-pat, urbası gat-gat” …Bilin bakalım? “Gece saat ikide keçi otlar hırt-hırt, çekirge zıplar hırt-hırt diye” …Nedir bu? “Sarı kızlar sarkar, düşeceğiz diye korkar” Hadi gene iyi tarafıma geldi Sadenar, aldın gene beşleri, yüzleri… “- Abi, yemeği ısıttın mı?” cümlesi beni kendime getirse de benim o gün ödevim bitmedi bitemedi. Ansızın annemler gelmez mi, mutlu-mesut. Babam yorgun ve mutlu; annem coşkulu ve agresif. Babam yorgun olduğu için hepimizle kucaklaşıp dinlenmeye çekildi. Annem de çantaları hışımla açtı ve içindekileri mutfaktaki sedirin üzerine saçtı. Başladı getirdiklerini kime kime diye anlatıp paylaştırmaya, of başıma gelenler yarabbim. Yahu bir soluk alsaydınız bari… “- Bakın şu adaçayının rengine bakın, sarı çiğdem, sarı elma, sarı soğan…” Hiç sonu yok galiba bu merasimin: “- Beş poşet bulun, kavanoz getirin yemekten sonra, şunlar amcanlara, dayınlara; bunlar halana, teyzene, komşuya verilecek.” Ve sonra sekiz numara örgü şişi aramaya gitti valide. Anneannem de hemen: “- Şasarsın çocuğum, acelesi ne bunun, düğünün mü var?” diye sordu. Bizimki de: “- Ana acele etmek için düğün olması mı lazım?” “- Bilmem bilmem…” “- Öyle deme ya, bugün ayın yedisi, anca yetiştiririm öbür ayın öndördüne Antalya’ya. Hem çocuğun gözü gönlü açılsın.” “- Hangi çocuk bu? Hem anasının şalından gızana ne?” Kardeşim de, anneanneme tatlı tatlı anlatmaya başladı: “- Canım benim goca-anacığım bak ben sana yavaş yavaş - pembe yanaklarına dokunarak - anlatayım: Annemle babam Antalya’ya gittiler ya, ha orada babamın arkadaşı vardı hani - doktor Muhammet amca, onun karısı da Zerrin abla, birde onların minicik oğulları var Arda. “- Tamam kızım hatırladım.” “- Bak şimdi annemleri güzel güzel ağırlamışlar, hediyeler, adaçayı almışlar ve uğurlamışlar.” “ - Eee sonra ne olmuş kızım? ” “- Diyeceğim şu: Zerrin abla; biraz modayı seviyor. Hani süslü püslü olmayı değil de ince uzun görünme modasını takip etmeye çalışıyormuş. Hep zayıf görüneyim diye kapkara elbiseler giyiyormuş. Yemeği de çok az yiyormuş. Ardacık da çok kızıyormuş” “- Giysin canım, gızana ne oluyor?” “- Olur mu gocaana? Annesinin karalar giymesinden rahatsız oluyormuş çocukcağız. Annesiyle tartışıyor odasına kapanıp saatlerce konuşmuyormuş. Annesinin aldığı şeyleri beğenmiyormuş. Hastalanıyormuş. “Sen zevksizsin güzel giyinmiyorsun, seni çiçekler bile sevmiyor, bak hepsi gene kurudu.” diyormuş. “- Aa, o nasıl iş öyle? ” “- Bak canım tombişim benim, Zerrin ablanın giydiği siyah elbiseler, Arda’yı depresyona sokuyor, düşünsene kapkara karga gibi bir anne, söylediği şarkı da gaak-gak-gaak olacak tabii. Oysa bak sen ne güzelsin; beyaz çemberin, mavi yeleğin, çiçekli şalvarın, önlüğün de güllü dallı. Çetiklerine bak hele, yeşil-sarı-beyaz, kardelen motifli. Mavi-mor taşlı yüzüğün; bir de boncukların var. Hiç takıntın kuruntun da yok, kendinle barışıksın. Renkleri seviyorsun ve bize de sevdiriyorsun. Nasıl mı? Hep bize getirdiğin, size geldiğimizde verdiğin hediyelerde hep uyum-huzur-sevinç bulduk. Sonra bu renk bunu anlatır, bu renk şunu hissettirir diye öğrettin ya goca ana… Hadi şimdi annemi rahat bırakalım da örsün şalını, göndersin Zerrin ablaya. Küçük Arda’nın da gözü gönlü açılsın, annesinin omuzlarında, annemin gönderdiği gökkuşağını görünce. Öyle hazırlanmış ki bu gökkuşağı; annemin çiçeklerini alın, onları dans ederken düşünün; birbirlerine sarılmış hallerini. Sonra insanların yüzlerinde, saçlarında, ellerinde, üzerlerinde ve etraflarında iç içe geçmiş; anlamlı, huzurlu, saygı dolu bir yaşamı ısıtan ışıl ışıl bir güneş düşünün tıpkı bizim öykümüz gibi… |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 31-03-2006
Yaş: 22
Mesajlar: 26
Rep Puanı: 3014
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Çok uzun yazmışsın be arkadaşım bunu okumaya üşenir insan.Yarışmada başarılar diliyorum yine de
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 19-03-2006
Yaş: 32
Mesajlar: 23
Rep Puanı: 2989
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Herkese başarılar
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 18-03-2006
Yaş: 27
Mesajlar: 51
Rep Puanı: 4197
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Yarışmada herkese bol şans diliyorum
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 08-03-2004
Yaş: 29
Mesajlar: 17,942
Rep Puanı: 401021
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
başarılı olabilecek bir çalışma.
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |