|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|
#11 (permalink) |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
3.11. ANACADDE, KAPI VE SURLAR
Ana cadde, yaklaşık güney-kuzey yönünde 1km uzanan ve kenti ortadan ikiye bölmektedir. Ana cadde 13m genişliğinde olup, cadde ortasında altta kanalizasyon sistemi bulunur. Cadde tali caddelere bağlanarak, birbirini kesen sokaklardan oluşan Hippodomos (ızgara) planı meydana getirmiştir. Cadde iki yanı dor düzeninde sütun sıralarıyla çevrilmiştir. Kuzeyde iki yuvarlak kule ve üç kemer gözünden oluşan Frantinus Kapısı,(Domitianus Kapısı)Asya Proconsülü 1.Sextus Frontinus tarafından M.S 82-83 yıllarında yaptırılarak imparator Domitianus’a ithaf edilmiştir. Bu kapının simetriği, Güney Kapısı ziyaretçi karşılama ve kabul etme merkezi bitişiğindedir. Frontinus Kapısı girişiğinin sonunda Latrine (tuvalet yapısı) bulunur. Frontinus kapısını geçince yer alan Kuzey Bizans Kapısı, tek kemer gözlü olup, simetriği Güney Kapısı’dır. Ayrıca doğuda tiyatro üzerinde ve güneybatıda traverten teraslarının yanında da aynı tipte birer Bizans kapısı yer alır. Bu kapılar dört adet olup, Bizans döneminde şehri daraltarak çeviren ve M.S 5.yy başlarında sur duvarlarından geçişi sağlar. Surların yapımında Roma dönemine ait malzemeler kullanılmıştır. Şehri çeviren Bizans surlarında 24 adet kare planlı kuleler yer alır. Surların iki ucu batıdaki traverten terasları başında sona ermektedir (Anonim, 2000b:6). 3.11.1. KUZEY BİZANS KAPISI M.S. V. Yüzyılda iki kademeli olarak yapılmıştır. Dış kapı tek girişli olup yanlarda iki dörtgen kule ile takviye edilmiştir. Kulelerin iç kısımlarındaki uzantılarında nişler vardır. Bunlardan biri sağlam, diğeri tamamen yıkılmıştır. Yapıda Roma devrine ait yapı malzemeleri ve süsleme elemanları kullanılmıştır. Üst yapı ve kulelerin bir kısmı yıkılmıştır. Diğer kısımlarda yer yer çatlamalar görülmektedir (Çiftçi, 1993: 29). İç kapı ise sur duvarlarına dikey olarak yapılmış bir kuleden ibarettir. Diğer kule yıkılmıştır. Mevcut kulenin iç tarafında bir niş vardır. Roma devrine ait malzemeler kullanılmıştır. İki girişin arası 50 m. olup taraflarında surla bağlantılıdır. Restoresi tamamlanmıştır (Anonim, 1996b: 33) 3.11.2. ROMA GÜNEY KAPISI Şehrin güney batisinda dogu bati dogrultusunda M.S. I. Yüzyilda yapilmiştir. Kapinin bugün iki kemeri ile üst kisimlarina ait mermer süsleme parkolari yikinti halinde bulunmaktadir” (Anonim, 1996a: 23). 3.11.3. BİZANS GÜNEY KAPISI Şehrin güney tarafinda dogu-bati dogrultusunda Roma devrinde inşa edilen surlar, Bizans devrinde inşa edilen surlar, Bizans devrinde 100 metre kadar daha içeri çekilmiştir. Bu surlar üzerinde sütunlar caddenin başlangicinda M.S. V. Yüzyilda yapilan kapi Roma devrinde yapilan kapinin tam karşi uzantisindadir. Kapi Bizans çagi özelliklerini taşimaktadir. Önceki devirlere ait çeşitli mimari parçalar, büyük blok taşlarla harç kullanilarak imar edilmiştir. Yapida kare planli iki kule ve ortada üstü kemerli giriş kapisi mevcuttur. Kulelerin büyük kismi yikilmiştir (Anonim, 1996a :23). 3.11.4. ŞEHIR SURLARI Arazi durumuna göre şehri çevreleyen surlar, kismen ayakta kalan bugünkü durumuyla şehri koruyan tek bir engel olarak görülmektedir. Büyük bir kismi yikilmiş kalan kisimlar da anitsal dört kapi ile küçük bir giriş ve kulelerden ibarettir. Şehrin kuzey tarafinda direkli caddenin başlangicinda arka arkaya Roma ve Bizans çaglarina ait iki, güney dogu batisinda sur damarlari ve kulelere ait kalıntılar görülmektedir. Surlar ayakta kalan büyük bir bölümü ise büyük blok taşlardan şehrin bati tarafından görülen surlarda moloz taşlardan inşa edilmiştir. Surlar üzerinde seyirdim yerleri, ve bu kısımlara çıkılan merdivenler görülmektedir. Surlar sadece Bizans devrinde onarım görmüş ve bu devirlerde önceki devirlere ait yapı malzemesi kullanılmıştır (Çiftçi, 1993: 29). 3.12. NEKROPOL (MEZARLIK) Hierapolis’te mezarlık Helenistik çağdan, hristiyanlık zamanına kadar Tümülüs , Lahit, ev tipindeki anıt mezarlar şeklinde inşa edilen Nekropol dünyanın en iyi korunmuş nekropollerinden biridir. Nekropolün en belirgin özelliği büyük devlet adamlarının, zenginlerin, kahramanların ve fakir halkın mezarlarının birbirinden farklı oluşu ve halkın ekonomik durumuna göre yapılışıdır. Güney-güneydoğu, Doğu ve Kuzey Nekropolü olmak üzere 3 nekroprol bulunmaktadır” (Anonim, 1998a:18). 3.12.1. GÜNEY, GÜNEYDOĞU NEKROPOLÜ Helenistik çağda kullanılmış M.S. yy.da terkedilmiştir. Akroterli ev tipi mezarlar ve lahit tipi mezarlardan büyük bir kısmı kayaya oyularak yapılmıştır. Cephe ve çatıları blok taşla kapatılmıştır. Bazılarının üzerine lahit oturtulmuştur”(Anonim, 1996b :34). 3.12.2. DOĞU NEKROPOLÜ Şehrin doğu surlarının dışında doğu kapısından Helenistik tiyatroya kadar uzanan bölümde bulunmaktadır. Çoğunluğunun lahit tipi mezarların meydana getirdiği bu bölümde ev tipi mezarlarda görülmektedir (Anonim, 1996b : 34). 3.12.3. KUZEY NEKROPOLÜ Dominitian Kapısı ile birlikte başlayıp şehrin iki kilometre kuzeyine kadar uzanmaktadır. Nekropolün ortasından geçen yolun iki tarafında sıralanan lahit, tümülüs, ev tipi mezarlardan meydana gelmiştir. Ev tipi anıtsal mezarlar ekseriyetle karo şeklinde plana sahiptirler. Muntazam kesme blok taşlardan harç kullanılmaksızın inşa edilmiştir. Bu mezarların üstü bazılarında semerdan bazılarında da tonoz örtülüdür. Mezar aralarında klineleri vardır. Bu klinelerde blok taş ve yerli kaya kullanılmıştır. Kapıları taş sövelidir. Bazılarında alınlık vardır. Bu alınlıklarda kitabeler yer almaktadır”(Anonim, 1996b :35). 3.13. SÜTUNLU KİLİSE Direkli caddenin kuzey doğusunun bitişiğinde bulunmaktadır. Üst ve taşıyıcı yapısının tamamı yıkılmış, bugüne kadar apsisinin bir kısmı ile temelleri korunabilmiştir. Kilisenin batı tarafında dış ve iç narteks vardır. Geniş olan orta neft ile dar ve uzun yan nefi birbirinden ayıran sütunların kaidelerinin bir kısım görülmektedir. Doğu tarafında kısmen ayakta kalmış ve onarılmış mermer crepisli apsisi vardır. Kilisenin tabanı blok taşlardan döşenmiştir”(Anonim, 1996a :26). 3.14. SÜTUNLU CADDE Antik şehri kuzey-güney istikametinde, boydan boya devam eden sütunlu cadde, her iki taraftaki Roma ve Bizans kapılarına kadar uzanmaktadır. Bu caddenin her iki yanında, önemli yapılar bulunmaktadır. Zemini taş bloklarla kaplıdır. Taş bloklar altında su ve kanalizasyon kanalları bulunmaktadır. Geç devirlerde sütunlu cadde üzerinde, gelişi güzel akıtılan surların bıraktığı tortu ve yapılanmalarla çok tahrip olmuştur. Özel İdare havuzunda caddeye ait taş döşemeler ve sütunlar bulunmaktadır (Anonim, 1996a :26). 3.15. AGORA Domitianus kapısı ve ana caddenin bitişiğinde(kuzeydoğu )170m genişliğinde, 280m uzunluğundaki bir alanı kaplayan Agora dört yanının sütunlarla çevrildiği galeri kompleksinden oluşur. Özellikle doğu tarafta merdivenli basamaklarla yükseltilen podyum-krepis üzerinde anıtsal sütunların bulunduğu, her iki sütun arasında kemerlerin yapıldığı görülür. İon düzenindeki sütun başlıkların üst kısmında aslanların boğaları parçalaması, Sfenksler gibi konuların işlendiği yüksek kabartmalı bölüm yer alır. Bu alan iki katlı olarak düzenlenmiştir. Sütunlu galerilerin üst örtüsü kiremit kırma çatı olarak yapılmıştır. Agora yapısında Korinth ve İon düzeninde sütun başlıkları da kullanılmıştır. Bu anıtsal kompleks M.S.II. yy’da yapılmıştır”(Anonim 2000b:7). 3.15.1. KUZEY KÖPRÜSÜ Kuzey yolunda Karahayıt Köyü yakınında bulunan köprü büyük taşlardan inşa edilmiştir. Halen köprüye ait geniş iki kemer bulunmaktadır. Kemer taşlarında kaymalar vardır. Köprünün ayakları, Karahayıt Köyü’nden çıkan demir ve kükürtlü suyun bıraktığı travertenlerle dolduğundan görülmemektedir (Anonim, 1996a :26). 3.15.2. GÜNEY KÖPRÜSÜ Şehrin güneyinde Roma şehir kapısının 400-450 metre uzağında muntazam blok aşlardan çift kemerli olarak derin bir sel yatağı üzerinde kurulmuştur. Geç devirlerde köprü üzerinden akıtılan, sulama maksatlı Pamukkale suyunun oluşturduğu, 5-6 metre kalınlığındaki traverten oluşum ve sel sularının tahribi ile köprü yıkılmıştır. Bugün ancak sel yatağının güney kuyusundaki ayak ve kemer başlıkları görülebilmektedir (Anonim, 1996a: 27). BÖLÜM IV MÜZELER 4.1. HİERAPOLİS MÜZESİ Hierapolis kentinin en büyük yapılarından biri olan Roma Hamamı, 1984 yılından beri Hierapolis Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir. Müzede Hierapolis kazılarından çıkan eserlerin yanında Laodikeia, Colossai, Tripolis, Attuda gibi Lycas (Çürüksu) vadisi kentlerinden gelen eserler de bulunmaktadır. Ayrıca Tunç Çağı'nın e güzel örneklerini Beycesultan Höyüğü'nden elde edilen arkeolojik buluntular müzenin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ayrıca Karia, Pisidia ve Lidya bölgelerindeki bazı yerleşimlerden ortaya çıkarılan eserler Hierapolis müzesi'nde toplanmış ve sergilenmektedir. Hierapolis Hamamı’nın bölümlerinden olan üç kapaklı mekan ile doğru bitişiğinde kütüphane ve gymnasium olarak bilinen açık mekanlar müze teşhir alanları olarak düzenlenmiştir. Küçük ve büyük bir çok eserin sergilediği müze üç kapalı mekandan oluymaktadır. Açık alanda sergilenen eserler ise daha çok mermer ve taş eserlerdir. ( Anonim, 1998a : 214 ). 4.1.1. A SALONU Bu salonda Roma Dönemi'nden kalma heykeller, kabartmalar, steller ve lahitler sergilenmektedir. Eserlerin tamamı mermerden yapılmış çoğunluğu 1957'den beri devam eden İtalyan Kazı Ekibi tarafından yapılan Hierapolis Antik Kenti kazılarında çıkan eserlerdir. Diğer bir kısmı Denizli il sınırları içinde bulunan antik kentlerde bulunmuş ve müzeye getirilmiştir. Bu eserlerin arasında en önemli kısmı Lahitlerdir. Lahitler arasında en büyüğü Sezar Augustus dönemine ait (M.Ö. I.yy. M.S. II.yy.) kabartmalı güzel mezardır. Laodikya'da bulunmuş Euthios Prryhan'a ait M.S. 2.yy.'da yapılmış Sütunlu lahit, yine birisi İstanbul'da yakalanan Hirpolytos ve Flaccilla'ya ait, diğeri Laodikya'da kurtarma kazısında çıkarılmış grlandlı ve masklı lahitler (M.S. II.yy.) bulunmaktadır. Laodikya'dan gelen grlandlı Ostatek vardır. A salonunda Isis Rahibesi Heykeli, Şarap, eğlence ve Bağbozumu Tanrısı Dionysos ve PAn, Kader Tanrıçası Tyche Attis, Tanrı Zeus'a ithaf Adak Stelleri Roma Dönemi'ne ait erkek ve kadın heykelleri, su perisi heykeli bulunmaktadır( Anonim, 1998a : 214 ). Mesajı son düzenleyen ssoytarii20 ( 24-10-07 - 01:37 ). Neden: düzeltme |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
4.1.2. B SALONU
Bu salonda M.Ö. IV. binden beri birçok uygarlığa damgaseını vuran küçük buluntular sergilenmektedir. Belirli bir kronolojiye göre sergilenen bu eserler Denizli ve çevresindeki bir çok yerleşimlerden elde edilen eserlerden oluşmaktadır. Bu salonda, önemi itibariyle eski uygarlığın güzel örneklerini veren Beycesultan Höyüğü kazısından çıkarılmış olan eserler ayrı bir önem taşımaktadır. İngiliz Arkeoloji Estitüsü'nün 1952-1957 yılları arasında yaptığı kazı sonunda elde edilen bu eserler; idoller, pişmiş toprak testi ve tören kapları ve taş eserleridir. Özellikle M.Ö. IV. binden bu yana en güzel örnekleri vermektedir. Salonun diğer bölümlerinde ise Frig, Hellenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait, pişmiş topark kandiller, adak kapları, cam kaplar, kolyeler, madeni takılar (yüzük, küpe, bilezik vb.) sergilenmektedir. Ayrıca kronolojik bir sıraya göre sergilenmiş olan sikkeler bu salonun önemli eserlerini oluşturmaktadır. Sikkenin ilk darbedildiği M.Ö. VI. yy.'dan beri, Hellenistik Roma, Bizans ve Selçuklu ile Osmanlı dönemlerine ait altın, gümüş ve bronz sikke örnekleri bu salonda bulunmaktadır Anonim, 1998a : 215 ). 4.1.3. C SALONU Bu salonda bulunan mermer eserler, Hierapolis Antik kenti kazıları sırasında Hierapolis Tiyatrosu'nda bulunmuş, Antik Tiyatro'nun sahne binasının 2. katına ait olan kabartmalardır. Bu kabartmalar Antik Roma ve Grek dünyasının Mitolojik içerikli konularıdır. Bu konulu kabartmalar girişin solundan itibaren; Yeraltı tanrısı Hades'in Persephoneyi kaçırışı, Persophone'nin annesi Demeter'in onları takip edişi, Tanrı Zeus'un Tanrıça Leto ile evlenmesi, Tanrı Apollon'un doğumu, Tanrılarla Devler'in (gigantların savaşı) Savaşı, Adonis'in ölümü. Tanrı Apollon Marsyas ile Güzellik yarışması, Marsyas'ın cezalandırılışı ve asılması, Roma İmparatoru Septimus Severus'un Zafer Tanrıçası Nike tarafından taçlandırılması ve bu tören de hazır bulunan Geta, Julia Damna, Kader Tanrıçası Tyche, Roma İmparatoru Caracella ve Nehir Tanrısının kabartmaları vardır. Sağ tarafta Tanrı Dionysos’nun Bağ bozumu şenliklerine katılışı, onun karşılanması törensel bir eğlence şeklinde anlatılan kabartmalar vardır. Hierapolis kentinin Kader Tanrıçası Tyche tarafından taçlandırılışı ve Kurban Sahnesi kabartmaları vardır. Sağda en dipte Niobe'nin çocuklarının Tanrı Apollon ile Tanrıça Artemis tarafından öldürülmesi kabartmaları vardır. Bu kabartmalar M.S. II.yy. sonuna aittirler. Salonun girişinde sağda ve solda Bergama kralı Eumenes ile Kral Attalos'un mermerden portreleri vardır. Ortada sfenks, Denizler Tanrısı Poseidon'un oğlu Tritan, yeraltı Tanrısı Hades ile Tiyatro Aktörü'nün heykelleri vardır. Niş içinde Tanrıça Leto, Tanrıça Artemis ile Tanrı Apollon Kareios'un heykelleri vardır. Tam karşıda Septimus Severus'un taçlandırılışı ile ilgili kabartmalar altında Hierapolis Şehir Meclisi'nin kararlarını içeren yazıtlar vardır Anonim, 1998a : 215 ). 4.2. ATATÜRK VE ETNOGRAFYA MÜZESİ Denizli Atatürk ve Etnografya Müzesi, Denizli’nin Uçancıbaşı Mahallesi’ndedir. Atatürk’ün 4 Şubat 1931 tarihinde Denizli’ye geldiğinde bir gece konuk olduğu köşk, daha sonra kamulaştırılmış, 1950 yılından itibaren Verem Dispanseri olarak kullanılmıştır. 1977 yılında köşk, Atatürk ve Etnografya müzesi yapılmak üzere Kültür Bakanlığına devredilmiştir (Önder, 1999:135). BÖLÜM V 5. PAMUKKALE 5.1 PAMUKKALE VE TRAVERTENLER Denizli ovasına bakan 450 m. yükseklikteki bir tepe üzerinde bulunan PAMUKKALE, travertenler, çok uzaklardan pamuk yığını görüntüsünü verirler. Pamukkale travertenleri üzerindeki bir düzlükte 35 derece sıcak bir su kaynağı vardır. Burada küçük bir göl oluşturan su kaynağı, suyun aktığı sırtlarda ve ka¬yalıklarda, yolu üzerine bembeyaz kar yığınını andıran TRAVERTEN alanları oluşturur. Bu su, şelâleler halinde dik yamaçlardan aşağı iner¬ken suyun hava ile teması sırasında ve soğudukça içindeki karbondioksit uçar, kireç tortulaşır. Pamukkale sularında insanlar yüzyıllar boyunca hep şifa aramış ve bulmuşlardır, Pamukkale sulan, yüksek sıcaklığa dayanamayan ro¬matizmalılar ve sinir hastalan için bulunmaz bir derman yeridir. Bu sular aynı zamanda kalp ve damar hastalıklarına da iyi gelmektedir. Ayrıca radyoaktivitesi memleketimizdeki suların hepsinden fazla olan Yenice Ilıcası da DENİZLİ'de bulunmaktadır. Pamukkale Denizli'nin 18 km. kuzeyinde yer almaktadır. Ünlü Hierapolis kalıntılarının bulunduğu düzlüklerde olup, yurdumuzun ol¬duğu kadardünyanın da dikkatini üzerine çeken ilginç ve güzel bir doğa olayıdır. Burada birçok noktalardan kaynayan su önce küçük bir göl meydana getirmektedir. Sonra derin bir kanaldan akmaktadır. Çok ki¬reçli olduğundan katlar halinde ilginç kireç tortusu bırakmakta ve pa¬muğa benzeyen yığınlar meydana getirmektedir. Uzaktan bakıldığında atılmış ve muntazam düzenlenmiş pamuk yığınlarını andıran bu set¬lerin görünüşü ayrıca bir kaleyi de andırmaktadır. Onun için buraya PAMUKKALE adını vermişlerdir (Anonim, 1994:97). Denizli'nin suyu tarih boyunca bol olmuş¬ta, yer yer kaynayan kireçli sıcak suları, kayadan dökülürken bembeyaz bir tortu bırakarak dünya harikası Pamukkale'yi yaratmıştır (Aksoy, 1999:113). Denizli'nin bir simgesi olarak bulunan PAMUKKALE, dünyada ünü olan bir tabiat harikasıdır. Yalnız buradan şelaleler yaparak dökülen şi¬falı sular değil, aslında Denizli ilinin her köşesi bir su ülkesidir. Denizli adı da sularının bol oluşundan verilmiştir. Bu yörede eski devirlerden kalma pek çok kent kalıntılarının da bulunması Denizli'yi bir turizm ül¬kesi durumuna getirmekteydi (Anonim, 1994:97). Bu kaynaklardan başka, Pamukkale köyünün güneyinde ve batısında , ovada bir takım su kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynaklardan çıkan suların sıcaklığı 34-35ºC civarındadır. Suyun, travertenleri terkettiği noktadaki sıcaklığı ise yaz aylarında 30-32ºC, kış aylarında 16-20ºC civarında olmaktadır (İncekara, 1989:86). Yerinde ve laboratuarda yapılan kimyasal analizler, kaynak sularının çıktıkları yerde takriben bir litresinde 1000mg serbest karbondioksit, 1500mg. Kalsiyum bikarbonat ihtiva ettiğini göstermiştir. Kaynaklardan suyun kimyasal analizi sonucu, suyun gittikçe karbondioksitini kaybettiği ve yaz aylarında suyun travertenleri terk ettiği noktada hiç karbondioksit kalmadığı anlaşılmıştır. Suyun karbondioksitini terk etmesinin, akış şekli ve hava sıcaklığına bağlı olarak değiştiği belirtilmektedir. Pamukkale sıcak sularından kalsiyum karbonat çökelme hızı, hava ile temas yüzeyinin büyüklüğüne ve zamana bağlı olmaktadır. Su, travertenler üzerinde, geçiş sırasında ne kadar dalgalanma ve sıçrama gösterir ve ne kadar ince bir tabaka teşkil ederek akarsa, o nipette karbondioksit kaybetmektedir. Bu şartlar altında travertenlerin oluşumu kolay ve hızlı olmaktadır. Dolayısıyla, suyun içindeki bütün çökebilecek maddeleri çökeltebilmek için en önemli nokta, suyun travertenler üzerinden en ideal şekilde akıtabilmesidir (İncekara,1989:87). Pamukkale, Termal suyunun tedavi edici özelliği, çok eski çağlardan beri anlaşılmış, yüzyıllar sonra şifa niteliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kaynaklarda etrafında dini ayinlerin, şenliklerin düzenlendiği, büyük devlet adamlarının tedavi için geldikleri ve Hierapoliste imparator ve devlet adamlarını din adamlarının tedavi ettikleri anlaşılmaktadır. Pamukkale ,Termal suyunun kalp, damar sertliği,tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir ve damar hastalıklarına ılıkiçildiğinde spazmlı midelere iyi gelmekle beraber, çok değerli idrar söktürücü, böbrek ve kum taşlarında, idrar yolu iltihablarında, etkilidir. Banyo ile birlikte deri altına yapılan gaz şırıngaları ile, damar iltihabları ve reyno hastalığının tedavisinde büyük yararlar sağlanır”(Anonim, 1998b:51). Su kaynağının yakınındaki "Cin Deliği" adıyla anılan mağara, volkanik ve karslik ha¬reketlerin sonucunda oluşan CO2 ve N gazlan ile doludur” (Anonim, 1997a:114). Beyaz tarverterliri, şifalı termal suları, antik özelliği ile dünyada emsali olmaya Pamukkale UNESCO tarafından Dünya Miras Listesine alınmış ve Denizli’yi önemli turizm merkezi yapmıştır (Demirel, 1998:47). Pamukkale’nin sularının şifasını, güzelliştirici ve tedavi edici etkisini anlatan bir efsanesi vardır. Bu efsane Oduncu Güzeli Efsanesidir. BÖLÜM VI 6. DENİZLİ’NİN KÜLTÜREL ÖZELLİKLERİ 6.1YEMEKLER ( YÖRE MUTFAĞI ) İlin her yöresinde yapılan yemekler hemen hemen aynıdır. Bunlar arasında genel olarak tarhana çorbası, bulgur aşı ( pilav ), keşkek, pirinç ve erişte çorbası, soğanlı, yahni, dolmalar, ev makarnası, çeşitli sebze yemekleri, saç kavurması, çömlek kebabı, fırın ve tandır kebabı, sirkeli turşuları en ünlüleridir. Tatlılardan; pekmezden yapılmış pelte ( bulamaç ) nişasta ve pekmezden yapılan helvası, gün halı, kabak tatlısı, sütlü pirinç, çeşitli reçeller, saraylı ( ev baklavası ), ev kadayıfı sayılabilir( Anonim, 1998a: 269 ). Mesajı son düzenleyen ssoytarii20 ( 24-10-07 - 01:37 ). Neden: düzenleme |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
6.2. FOLKLORİK DEĞERLER
6.2.1. MAHALLİ GİYİM, KUŞAMI İlin çeşitli yörelerinde giyimde farklılıklar görülür. Kadın giysilerinde görülen bazı özellikler: Acıpayam Tavas ve Çameli Yöresinin günümüzdeki kadın giysileri arasında fazla farklılık yoktur. Kadınlar genel olarak geniş ve paçalar golf tipi, lastikli şalvar giyerler. Üst giysiler dizlere kadar uzayan bazıları parçalı, bazıları yekpare biçiminde “fistanlar”dır. Başa genellikle ön tarafına sarı pul paralar dizilmiş fesler giyilir. Fes üzerine örtü bağlanır. Giysiler renk renk kumaşlardan yapılır. Baş örtüleri de beyaz veya renkli kreplerdir ( Anonim, 1998a: 270 ). Güney, Buldan yöresi kadın giysilerinde topraklara kadar uzayan fistanlardan ibarettir. Ayrıca “peştamal” denen bir örtü bele sarılır. Giyilen peştemaller, özellikle pamuklu kumaştan yapılmış çizgili ve renk renktir. Düğünlerde kullanılanlar ise ipekten yapılmış çizgili ve ipekten yapılmış renkli ve düz desenlidir. Yine aynı köylerinde kadınlara kat kat çeşitli kumaşlardan yapılmış topuğa kadar uzayan şalvar da giyerler. Peştamal ve fistan üzerine renkli veya düz üstlükte kullanılır. Bu üstlüklerle “ Buldan Üstlüğü” denir. Çal, Çivril yöresi kadın giysileri Tavas yöresine uyarsa da bazı ayrıntıları vardır. Köylerde genellikle renkli kumaşlardan üç etek adı verilen fistan, şalvar ve pullarla süslü fes giyerler ( Anonim, 1998a: 270 ). 6.2.2. EL SANATLARI VE EL İŞLEMLERİ İlin Tavas, Acıpayam, Çameli, Güney ve Çal ilçelerinin kırsal alandaki yerleşme ünitelerinde el sanatları çalışmaları yapılmaktadır. Özellikle ev hanımları ve genç kızların çeşitli renkte ince ipliklerle; tığ iğne mekik gibi araçlar kullanarak yaptıkları “Oya”lar ilgi çekmektedir. Böylece bilim ve tekniğin zamanımızdaki ileri adımlarının durdurmakta olduğu el sanatlarımız kurtarma çabaları hızla sürmektedir. İl Merkezi ve köylerinde baş örtüsü (bürgü), bohça, yastık kılıfları, karyola etekleri, perdeler, sandık örtüleri, masa örtüleri ve bohçaların üzerine işlenen çeşitli motifler genç kızlarımız tarafından günümüzde hala yapılmaktadır. Tavas yöresinde tel kırma, denilen teknikle yapılan örtüler eski özelliğini yitirmişse de günümüzde hala devam etmektedir (Anonim, 1998a: 272). 6.2.2.1 DOKUMACILIK Denizli’de dokumacılığın kökeni, Antik dönemlere dayanır. Bu temel uğraş, Çürüksu ve Büyük Menderes vadilerinin, Türkler tarafından iskan edilmesinden sonra da gelişerek devam etmiştir. Dokumacılığı, genellikle kadınlar yapmaktaydı. Çürüksu ovasında yetiştirilen kaliteli pamuklar, iplik haline getirilir; ceviz yaprağı, soğan kabuğu, palamut, sumak, mazı, birçok ot ve köklerden elde edilen boyalarla renklendirilmekte, yörede beslenen uzun ve ince tüylü bir koyun cinsinden elde edilen yünlerden de zarif yünlü kumaşlar dokunurdu. Her iki türdeki iplik elyafının iyi nitelikli oluşu ve kuvvetlice eğirilmesi, kumaşın kaliteli ve uzun süre dayanmasını sağlıyordu. Bu kumaşlar yağıldıkları kentin adıyla anılır, yurt için ve yutdışı pazarlara da ihraç edilirdi. İbini Batuta’ya göre burada eşi benzeri olmayan altın işlemeli pamuklu elbiseler dokunurdu. Osman gazi’nin kişisel eşyaları arasından, Denizli tülbentleri saray kadınları için iç çamaşırlık ince beyaz bezler, bayraklık kırmızı kumaşlar, şalvar çıkmıştır. İshak Fakih, xıv. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı sultanı I. Murat’a ve Germiyanoğlu Süleymnan Şah’ın kızının Yıldırım Bayezid ile evlenmesi nedeniyle, Denizli’den alemli ak bezler alındığını söylemektedir. Halı, kilim heybe, torba, çul, çuval, seccade gibi kaba do¬kuma sanayi ürünlerinin tarihi de çok eskilere dayanmaktadır. Halıcılık, Yatağan, Bozkurt, Çal ve Güney illerinde gelişmiş bir sanattır. Şiiler kasabası da kilimleri ile ünlüdür. Acıpayam'ın Yeşilyuva kasabasında 1960'dan önceki yıllarda yolluk, kilim, heybe ve torba dokuyan basit tezgahlar bulunmaktadır. Bu ilkel tezgahlarla kasabanın ihtiyacı karşılanırdı. Bu dokumalardaki ipler evlerde eğrilir ve boyanırdı. Bugün kasabada yün ip boyama ustaları vardır ve eski yöntemle ipleri boyamaktadırlar. Kadınlar da kilim ve yolluk dokumaktadırlar (Anonim, 1998a: 195). 6.2.2.2 DERİCİLİK Denizli yöresinde dericilik sanatı da dokumacılık kadar eskidir. Bu uğraş Türkmen Boyları'nın, Denizli yöresine yerleşmelerinden sonra daha da değer kazanmıştır. 1071'de Türkler'in Honaz kalesini ele geçirmeleri ile burada ilk yöresel Türk dericilik faaliyetinin temeli atılmıştı. Her ne kadar Denizli dericiliğinin kuruluşu Ahi Hvran ile başlatılmakta ise de, Ahi Evran Denizli'ye geldiğinde yörede gelişmiş bir deri sanatı bulunmaktaydı. Ahi Evran'a bağlı şeyhlerden Ahi Kayser, Ortaçağda dericiliği Acıpayam'a bağlı Yeşilyuva'cla tesis etmişti. T.Toker, debbahlığın piri olarak bilinen Ahi Evran'ın kendi adıyla kurduğu teşkilatın 32 iş koluna ayrıldığını yazar. Dericilik genellikle bol akarsu olan yerlerde yapılırdı. Bunlar arasında il merkezi, Honaz, Yeşilyuva ve Buldan ilçesine bağlı Narlıdere köyü, tabakçılık ve çizme yapımında gelişmişti. Osmanlı döneminde de önemini koruyan bu sanat, ayakkabıcılık, çizme, cilt, silah aksesuarı ve saraçlık olarak gelişmişti. Hayvan koşumları ve eğerler, deri ve köseleden üretilmekteydi. Elvan deri olarak nitelen¬dirilen deri örnekleri arasında siyah, kırmızı ve sarı renkler ünlüydü. Yakın bir zamana kadar bu renk derilerden kadınlara, genç kız ve gelinlere Hitit tipinde burnu kalkık, pullu ve işlemeli zarif terlikler yapılırdı. Yeşilyuva geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemli bir dericilik merkezidir. XIX. yüzyılda kasabanın alt eteklerine değin akan ve kentin ortasından geçen Cilhan ve Macar dereleri boyunca, yüzlerce dabakhane kurulmuştur. Bu tabakhanelerde işlenmiş olan, kösele sahtiyan ve meşin gibi deri ürünler Konya, Antalya, Girit, Rodos, Muğla ve İzmir'e gönderilmekteydi. Günümüzde de yöre irîsanı geçimini çoğunlukla ayakkabıcılıktan sağlar ve hemen her evin küçük bir ayakkabı imalathanesi bulunur. Daha önceleri elle dikilen ayakkabılar günümüzde teknolojik gelişmeyle birlikte yerini makinelere bırakmıştır. Geçmişte bir ayakkabının her aşamasını kendileri yapan ustalar bugün sadece belirli bir parçasını yapmaktadırlar. Böylece ayakkabıların belirli bölümleri üzerinde ustalaşma olmakta¬dır. Bu durum daha seri ve istenilen niteliğe yol açmıştır. Bu aşamalar saya kesimi, saya traşçılığı ve saya dikimidir. Yeşilyuva, günümüzde Türkiye'nin kösele ihtiyacının %80'nini karşılamaktadır. Ayakkabıcılık, ayakkabı kesme, taban yapıştırması, freze, fora, boyama ayrı ayrı işler haline gelmiştir. Bu mesleğe bağlı olarak semercilik, saraçlık meslekleri de yaygındır (Anonim, 1998a: 196) 6.2.2.3 TESTİ VE BARDAK YAPIMCILIĞI Testi, toprak bardak, küp, saksı Serinhisar ilçesinde çok eski yıllardan beri devam eden bir sanat dalıdır. Yörenin kırmızı toprağı, bardak yapımcılığına uygun olduğu için, bu sanat dalı ilçede gelişme göstermiştir. Testi ve bardak yapımcılığı çok uzun ve zahmetli bir iş olduğundan, yeni yetişenler bu mesleğe ilgi göstermemektedirler(Anonim, 1998a: 196) 6.2.2.4 URGANCILIK Serinhisar ilçesinde urgancılık ata mesleklerinden biri olup, varlığını günümüzde de sürdürmektedir. Bu işi genellikle kadınlar yapmaktadır. Erkeklerde üretilen urganların pazarlama işleriyle uğraşmaktadırlar(Anonim, 1998a: 197). 6.2.2.5 BAKIRCILIK Bakır işlemeciliği geleneksel el sanatlarımızdan olup, Denizli merkezindeki kale içinde yüzyıllardan beri varlığını sürdürmektedir. Burada bir çok/sofra takımı, çanaklar, iliştirler, kaşık, kepçe, kevgir, sini, leğen, yemek tencereleri, ka¬zanlar ibrik vb mutfak eşyaları imal edilmektedir. Günümüzde bu sanatı surdu renklerin sayısı oldukça azdır. Bakırdan yapılan mutfak malzemelerinin yerini çelik aliminyum, porselen, çinko ve plastik gibi maddelerden yapılan daha ucuz ve kullanışlı kapkacaklar almıştır. Günümüzde bu sanatı devam ettiren ustalar çoğunluğu turistik olan bakırdan yapılan süs eşyacılığına yönelmişlerdir (Anonim, 1998a: 197). 6.2.2.6 BIÇAKÇILIK Serinhisar ilçesinin Yatağan kasabasında, Yatağan Baba'nın yadigarı olan demircilik sanatı köyün kurulduğu tarihten beri devam etmektedir. Buna bağlı olarak bıçakçılık sanatı gelişmiş olup, bıçak, çakı, tahra, balta, makas, kırklık, saban demiri ve pala gibi iş aletleri günümüzde de yapılmaktadır. Ülkenin her yerine gönderilerek, Yatağan insanının maden sanatındaki yaratıcılığı ve tarihten beri süregelen ata sanatı tanıtılmaktadır. Yatağan adıyla özdeşleşen palalar, literatüre "Yatağan" olarak girmiştir. XIII. yüzyılın başlarında Osman Gazi’nin askerleri de kendi sanatkârları tarafından imal edilerek, erleri tarafından kılıç yerine kullanılmış, büyük bıçaklar, Türkiye'nin her yerinde Yatağan palası adını taşımaktadır (Anonim, 1998a: 197). 6.3 EVLENME GELENEK GÖRENEKLERİ Evlenme birbirini beğenen ve ailelerince de uygun görülen iki gencin nişanlanmasıyla başlayan nikah ve düğünle sona eren bir sosyal olaydır. İlde kız tarafına “Kız Evi”, erkek tarafına “Oğlan Evi” denir. Erkek tarafından beğenilen kızın çeşitli vücut kusurları olup olmadığı “Görücü” olarak gönderilen kadınlarca incelenir. Kız tarafı ya söz kesimini onaylamak için “vakti iki edelim” deyip naz eder yada “büyüklerimizin münasip gördüğünü biz de uygun bulduk” deyip söz keserler. Söz kesim belirtisi olarak “Tutu” adı verilen ve kız tarafından işlenmiş mendil verilir. Söz kesiminden sonra nişan hazırlıkları başlar. Erkek tarafı gücü yettiğince kıza altın, bilezik, küpe gibi mücevharat ile çeşitli giysiler alır. Nişanlık devrinde ilin Güney ve Buldan ilçelerinin köylerinde kız tarafının ekonomik durumuna göre “Sini Kaldırma” geleneği yerine getirilir. Sini pekmez ile yapılmış baklavadır(Anonim, 1998a: 273). İlde para ile kız alıp verme yoktur. Son zamanlarda nikah ve düğün bir arada yapılmaktadır. Birkaç saatte yapılan bu törene “Şeher Usulü” denir. Böyle düğünlere köylerde rastlanmaz. Köy düğünlerinde, düğün evinin damına asılan çeşitli çeşitli renkli bezlerle süslü bayrak düğününün başladığını bildirir. Düğünlerde davul, zurna, saz, sipsi ve cümbüş gibi müzik aletleri çalınır. Düğünler haftanın Salı, Çarşamba, Perşembe günleri olmak üzere 3 gün sürelidir. Düğüne katılanlara okucu denir (Anonim, 1998a: 273). Düğün aşları: Düğün evinde yemekleri yapanlara “Düğün Aşçısı” denir. Kız evinde pişirilecek yemeklerin malzemeleri, ilin bazı yörelerinde oğlan evlinden gönderilir. Düğün yemekleri, pirinç çorbası, keşkek, kuru fasulye, nohut, sarma, dolma, bulgur pilavı, kabak ve soğan yahnisi gibi çeşitlerdir. Keşkek her düğünde mutlaka pişirilir. Düğünün sonunda “Bu düğünün keşkeği yendi” sözünün söylenmesi buradan gelir. Düğün eğlenceleri, Çameli, Acıpayam, Tavas ve diğer bazı ilçelerde farklılıklar gösterir. Güreş, at yarışları, atıcılık, meydan ateşi (maşıla yada meşale) ve kına gecesi düğünlerin ilginç eğlencelerindendir. Kına gecesi kadınlar tarafından kız evinde yapılan eğlencedir. Toplanan kadınlar, çeşitli çevre oyunlarını oynayıp gelini eğlendirirler (Anonim, 1998a: 274). Çeyiz: İlin bazı yöresinde gelin alma günü, bazı yöresinde ise bir gün önce gelinin göz nuru ile hazırladığı el işlemeleri, arabalarla veya hayvan sırtında davullu zurnalı oğlan evine götürülür. Buna “Çeyiz Alması” denir. Çeyizlerin yerleştirme işi bitince kadınlar evi gezer, incelerler, eksik veya güzel yapılmış çeyizler günlerce söz konusu olur. Bu yüzden kız evi çeyiz yapmaya çalışır ( Anonim, 1998a : 274). Gelin Alma: Güvey yola çıkmadan önce ne samimi arkadaşı (sağdıç) ile birlikte ortaya çıkarılır. İmama dualar okuyup damada üst giysiler giydirir, bütün davetliler damada para takarlar. Birlikte yapılan ve bir sosyal yardım niteliği taşıyan bu geleneğe “güvey durma” denir. Daha sonra gelin alayı yola çıkar. Gelin evine gelinir. Dualarla gelin ata biner, oğlan evine varır. Attan inmeden gelinin kucağına bir erkek çocuğu verilir. İnanışa göre ilk çocuğu oğlan olsun diye bu yapılır. Sonra, bolluk ve bereket getirmesi için avuç para, buğday, şeker, üzüm saçılar gelinin başına, böylece düğün sevinç içinde biter (Anonim, 1998a :274). 6.4. HALK OYUNLARI Denizli ve çevresinde gerek kadınlar, gerekse erkekler tarafından oynanan pek çok oyun türü vardır. Erkeklerin oynadıkları oyunlara “Efe Oyunu” denir. Bu oyunlar ağır zeybek türündedir. İlde oynana erkek oyunları Tavas Zeybeği, Çal Feraisi, Acıpayam Zeybeği, Kerimoğlu Zeybeği, Dağlar Zeybeği ve Arpalı Zeybeği’dir. Kadınlar oynadıkları oyunlara “Kız Oyunu” denir. Bu oyunları erkekler oynamaz. Hızlı ve vücut hareketleriyle oynanan kız oyunları keten gömlek, düz oyun ve teke zorlatması gibi türlerdir. Kadınların oynadıkları oyunlar, cümbüş, def, dabruka (dümbek) leğen gibi enstrümanlarla oynanır”(Anonim, 1996c:32). 6.5. DENİZLİ HOROZU Denizli’nin sembolün olan “Denizli horozu” renk ve vücut yapısı itibariyle ahenkli uzun ve güzel ötüşleriyle, ilin en uzak yörelere kadar isim yapmış yerli bir ırkımızdır. Bazılarına göre Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arnavutluk’tan İstanbul’a getirilen uzun ötüşlü Berat horozlarının Denizli’ye getirilmesi ve Denizli’deki yerli tavuklarla melezlenmesinden oluştuğu söylenmekte ise de bu doğru değildir. Zira renk ve vücut yapısı bakımından aralarında hiçbir benzerlik yoktur. Denizli horozu bu bölgedeki insanların eskiden beri uzun ötüşlü horozlara gösterdikleri özen sonucu kendiliğinden oluşmuş bir ırktır. Denizli Horozu’nun gözleri siyah ve sürmelidir. Bacakları koyu gri veya mor, ibik balta ibik şeklinde, kulakçık kırmızı veya kırmızı üzerinde beyaz benekli genel renk, siyah kirli beyaz ortaklaşa karışım halindedir. Bazen kanat tüyleri üzerinde kahverengi renkler bulunur. Al horozlarda ise siyah-kırmızı ortaklaşa karışım halindedir. Canlı ağırlık ortalama 3-3,5 kg civarındadır. Denizli Horozları renklerine, vücut yapılarına ve ibik şekillerine göre 3’e ayrılır. Renklerine göre DEMİRKIR, PAMUKKIR, KINALI, AL SİYAH VE KÜRKLÜ olmak üzere 6 tipe ayrılırlar. Vücut yapılarına göre ise YÜKSEK BOYUN, SÜLÜN ve KÜPELİ olmak üzere 3 tipi vardır. İbik şekillerine göre ise GENİŞ İBİK VE DAR İBİK olmak üzere 2 tipi vardır. Denizli horozunun sesi, tonuna ve niteliğine göre de sınıflandırılır. Ses tonuna göre İNCE, DAVUDİ, KALIN SES olmak üzere 3’e ayrılır. Davudi ses, ince sesle kalın ses arasında ve kalın sese yaklaşan tek bir sesdir. Niteliğine göre net ses, hüzünlü sesi cırlak ses dalgalı ses (alaycı ses) olmak üzere dörde ayrılır. Denizli horozlarının ötüşleri bütün kaabiliyetin ortaya konulmasıyla yapılır. Ötüşleri, ötüş anındaki vücut pozisyonuna göre ASLAN ÖTÜŞ, KURT ÖTÜŞ, YİĞİT ÖTÜŞ, PUS ÖTÜŞ olmak üzere dörde ayrılır. İyi bir Denizli Horozu’nda görünüş canlı; bacaklar, boyun uzun ve kuvvetli; göğüs geniş ve derin; kuyruk dik başa doğru meyilli olmalıdır. Tavukta da aynı özellikler aranır. Denizli horozlarının birinci yılda ötüş uzunlukları 20-25 sn olmaktadır. Tarım İl Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan Denizli ırkı üretim birimince yerleştirilen Denizli Horozları genel olarak 100 başlık bir sürü halinde elde tutulmaktadır. Damızlık horozlar seçildikten sonra kalanlar; Mart, Nisan ayından itibaren yurdun çeşitli erlerinden gelen taleplere göre satılmakta, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında civciv satışı yapılmaktadır (Anonim, 1998a: 230). |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
BÖLÜM VII
7. EFSANLERİ VE HİKAYELERİYLE DENİZLİ 7.1. DENİZLİ Ege'nin doğusu,Orta Anadolu'nun batısı , inişli çıkışlı geniş bir yayladır.Bu yaylalarda tüm yeşile boyanmış öyle bir şehir vardır ki "Denizli" derler. Eskiden "Lâdik" de derlerdi.Bu isim şehrin 6 kilomet¬re kuzeyinde bugün yıkıntılarına rastlanan eski Roma şehri Laodikya'dan geliyordu. Denizli adının, Selçuklular devrinden, burada bir şehir kuran Tonguzlu Türken oymağından geldiğini, bu adın zamanla Tonuzlu, derken Denizli olduğunu tarihçilerimiz söyler.Büyük Türk coğrafyacısı Kâtip Çelebi , suların çokluğu ve gürlüğü sebebiyle , şehre Denizli adının verildiğini de ekler (Önder, 1988:130). Şehrin adı efsanelerin gür kaynağında bir başka anlamda dile gelir. Denizli'nin bulunduğu ovalar, yay¬lalar Anadolu'nun bir iç deniziymiş bir zamanlar. De¬niz kıyısındaki fakir bir balıkçı kulübesinde yaşlı bir anayla toy oğlu yaşarmış. Çocuk balığa çıkar, ana da kulübesinden onun yolunu gözler, dönüşüne kadar gönülcüğü rahatlamazmış. Bir kış günü oğul yine ağı¬nı almış, atlamış kayığa, çıkmış balığa. Derken bir çatırdı,bir patırdı… Dalgalar kudurmuş,gök yarılmış. Bir fırtına,bir fırtına ki, küçücük kayık balıkçıyla beraber alabora oluvermiş. Oluş o oluş, gidiş o gidiş; Oğul acısıyla yüreği yanan yaşlı ana dizlerini dövmüş, içinden boşalan alevle ah etmiş: Üstün dağ taş altın ataş olasın deniz . . . Ataşla taş arasında Kalasın deniz... Senin yüreğin benim gibi yansın Dumanın çıksın,suyun kaynasın!.. Ana ahı bu. Bir de ne görsünler, koca deniz yerin dibine çekivermiş, Allah ateş, üstü taş!.. Yer yer sular kaynamaya, buharlar çıkmaya başlamış. Buraya kurulan şehre de, bundan böyle "Denizli" de¬mişler. (Önder, 1988:130) Bugün Denizli'nin batısındaki "Kızıldere" sırtla¬rında 300 metre derinden fışkıran su buharları, bir ananın gönül iniltileri kadar yakıcıdır. Bölgenin kaplıcaları, sıcak sularla öyle. Bu sular, en güzeli Pamukkale'dedir. Kutsal şehir anlamına gelen ve eski adıyla Hierapolis olan Pamukkale, Denizli'nin 21 kilometre kuzey Çökelez dağları, eteklerindedir. Bu dağlardan sizan sıcak, gazlı sular içindeki kirecin travertenlerde çökmesiyle kayalar, beyaza boyar. Ak pak bir ge¬lin, bir pamuk prenses gibi dertlilere şifa verir, güzelliklere güzellik katar bu sular... Bir de hikâyesi vardır (Önder, 1988:130). 7.2. ODUNCU KIZININ HİKAYESİ Bir zamanlar buralarda yaşayan fakir- bir odun¬cunun çirkin bir kızı varmış. Kızcağız, fakirliği ne pek aldırış etmiyormuş ama, çirkinliğinden çok utanıyormuş. Evlenme çağı geldiği halde hiçbir isteyeni de çıkmamış. Kızcağız: Olmaz, demiş. Böyle yaşayacağıma yaşamam daha Bir sabah erken çıkmış, Çökelez dağına, atmış kendini uçuruma . . . O sabah, Denizli Bey'inin oğlu ava çıkmış.Yolu buralara düşmüş.Tepeden aşağı bakınca,bir de ne görsün, kay al ardan sızar sıcak suların biriktiği bir gölcüğün kıyısında ay parçası gibi güzel bir kızın cesedi durur.Koşmuş aşağı , kucaklarmış kızı,kalbini dinlemiş.Baygın ama yaşı yor !.. Almış atının terkesine, sürmüş dörtnala Saray ına.:.H hikâyeni n bundan sonra¬sı kırk gün,kırk gec'e suren mutlu bir düğünle sonuçlan ir. Düğünün bahtlı gelini de çirkinliğine dayana¬mayıp canına kıymak isteyen fakir oduncu kızı. Pamukkale'nin şifalı suları,onun çirkinliğini si l ip , götürmüş , güzel l i k te eşsiz bir pamuk prenses yaratmış. Tarihçiler, Pamukkale'deki Hiera şehri demek olan Hierapolis'in Milât'tan 190 yıl önce kurulduğunu, bu şehre Misya Kralı Telefos'un karısı güzel Hiera'-nın adının verildiğini söylerler. . Denizli ve çevresi,Selçuk l u akınları sırasında Türklerin eline geçmiş,İ kinci Haçlı Seferinin başladı¬ğı 1147 yılında Fransa Kralı Lou is, Denizli yakınla¬rındaki Kazıklıbel ' de, Selçuklu ordusuyla yaptığı mey¬dan savaşında büyük bir yenilgiye uğramış, gecenin karanlığından faydalanarak canını zor kurtarmış, An¬talya' ya kaçın ıstı. (Önder, 1988:131) 7.3. DENİZLİ’NİN KIZ EVLİYASI Türklerin Haçlı Seferleri sırasında, yurt uğrunda gösterdikleri yiğitlikler savaş destanlarıyla süslüdür. Haçlılarla yapılan çatışmalarda, Selçuklu Sultanı Birinci Mesud’un öncü birliklerine, Denizli Türkmen oymaklarından Fatma Yıldız Hatun adlı kız da katılımıştır. En namlı yiğitlerden daha çevik ata binen, ok atan, kılıç sallayan bu kız, Haçlıları’ın Anadolu’ya üşüştükleri yıllar, bütün Türkmen oymaklarını aykalandırarak çevresinde toplamış, onlarla birlikte Selçuklu ordusuna katılmış, yapılan savaşlarda büyük yararlıklar göstermiştir. Tarihçileirn Türk Jean Darc’i adını verdikleri Fatma Yılmaz hatun’un, kahramanlıkları, bugün Denizli çevresince dillere destandır. Ona kız Evliya’da derler. Selçukluların son yıllarında inançoğulları Beyliği'nin merkezi olan Den iz l i,daha sonra Germi yanoğullan idaresine geçmiştir.O zaman Lâdik adıyla tanı¬nan Denizli,Kütahya'da oturan Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın say¬fiye şehri ol muş, suleyman Şah 1381'de kızı Devlet Hatun'u Yıldırım Beyazıt'a nikahladığı zaman, Denizi i ve çevresini de düğün hediyesi olarak Osmanlılara vermiştir. Boylece Osmanlı egemenliği altına giren De¬nizli,bir sanat ve kültür şehri olarak gel işmiş, tarihî eserlerle süslenmiştir. Denizli'de gül bir başka gül dür.Kokusu ve ren¬giyle Denizli'ye has olan bu güle "Bahtiyarı" derler. Tek bir daldan,yedi kere, irice açan bu gülü yetişti¬renler mutlu sayılırlar. Söylentilere göre,bir zamanlar Denizli Bey'inin sarayındaki hasbahçede bahçıvan olan Baht i yar beyin fidan boylu, gül endamlı , güzeler güzeli kızına tutul¬muş.Muradına eremeyince de,yüreğinin ateşini gülle¬rin rengine,aşkının alevini de kokularına aşılamış. Bunlar solmasın di ye,gece gündüz özene bezene güllerini dört mevsim açtırmış.Her mevsim de taze tutmuştur .Bahtiyar murada erernemiş ama,ondan sonra Bah¬tiyar gibi gül yetiştirenler murat l anrnış , evinde bu gülü bulunduranların oğlu varsa evlenmiş, kIzı varsa koca bulmuş.Bu inanç,Denizli'de ananevi gül eğlence-leriyle sürmüş,gül demetlerinin çevresinde kızlar halay çekerken , erkekler zeybek oynamışlardır” (Önder, 1988:132). 7.4. PAMUKKALE HAKKINDA BİR BAŞKA EFSANE Eşsiz güzellikteki çoban Endymion, sürüsünün ortasında uyurken Ay tanrıçası Selene, işte bu alanda ona doğru inmişti. Çoban, Selene ile beraberliklerinin mutluluğu ile ineklerini sağmayı unuttuğundan, bol miktardaki sütleri etrafa dökülüp yayılmıştı. Yerdeki süt, uzaktan bakılınca, hala, döküldüğü yerde durmakta ve bu manzara insanları hayal alemine götürmektedir. Fakat biraz yaklaşınca, bunun akmakta olan fakat birdenbire soğuğa yakalanıp donan bir su olduğu kanaatine varılır. Tamamen yanına gidince ise bunun bir hayal olduğu, görünen şeyin bir taş tabakasından başka bir şey olmadığı anlaşılır (Anonim, 2001: 21) 7.5. GÜL HİKAYESİ Denizli'de gül bir başka güldür. Kokusu ve rengiyle Denizli'ye has olan bu güle "Bahtiyari" derler. Tek bir daldan, yedi kere, irice açan bu gülü yetiştirenler mutlu sayılırlar. Söylentilere göre bir zamanlar Denizli Bey'inin sarayındaki hasbahçede bahçıvan olan Bahtiyar, beyin fidan boylu, gül endamlı, güzeller güzeli kızına tutulmuş. Muradına eremeyince de, yüreğinin ateşini güllerin rengine, aşkının alevini de kokularına aşılamış. Bunlar solmasın diye, gece gündüz özene bezene güllerini dört mevsim açtırmış. Her mevsim de taze tutmuştur. Bahtiyar murada erememiş ama, ondan sonra Bahtiyar gibi gül yetiştirenler muratlanmış, evinde bu gülü bulunduranların oğlu varsa evlenmiş, kızı varsa koca bulmuş. Bu inanç. Denizli'de ananevi gül eğlenceleriyle sürmüş, gül demetlerinin çevresinde kızlar halay çekerken, erkekler zeybek oynamışlardır (Önder, 1988: 133). İÇİNDEKİLER BÖLÜM I 1 DENİZLİ İLİNİN COĞRAFYASINA GENEL BAKIŞ 1 1.1 İLİN KONUMU 1 1.2 İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ 1 1.2.1 İKLİM 1 1.2.2. BİTKİ ÖRTÜSÜ 2 1.3 NÜFUS 3 1.4. TOPOGRAFİK DURUM 4 1.5. DENİZLİNİN YÜZEY ŞEKİLLERİ 5 1.5.1. DAĞLAR 6 1.5.1.1. HONAZ DAĞI 6 1.5.1.2 BABADAĞ 6 1.5.1.3 KIZILHİSAR DAĞI 6 1.5.1.4 KARCI DAĞI 6 1.5.1.5 ELMA DAĞI 6 1.5.1.6 SAZAK DAĞI 6 1.5.1.7EŞELER DAĞI 7 1.5.1.8 BÜYÜK ÇÖKELEZ DAĞI 7 1.5.1.9 MAYMUN DAĞI 7 1.5.1.10 BEŞPARMAK DAĞI 7 1.5.1.11 BURGAZ (BURKAZ) DAĞI 7 1.5.1.12 SANDIRAS DAĞI 7 1.5.1.13 AKDAĞ 7 1.5.1.14 BOZDAĞ 7 1.5.2 VADİLER 8 1.5.2.1 AKÇAY VADİSİ 8 1.5.2.2 BÜYÜK MENDERES VE ÇÜRÜKSU VADİLERİ 8 1.5.2.3 GİRENİZ VADİSİ 8 1.5.3. OVALAR 8 1.5.3.1. ALÇAK OVALAR 9 1.5.3.1.1 BÜYÜK MENDERES VEYA SARAYKÖY OVASI 9 1.5.3.1.2 ÇÜRÜKSU VE DENİZLİ OVASI 9 1.5.3.2. YÜKSEK OVALAR 9 1.5.3.2.1 TAVAS OVASI 9 1.5.3.2.2 ACIPAYAM OVASI 9 1.5.3.2.3 KAKLIK VE HAN-ABAT OVALARI 9 1.5.3.2.4 ÇİVRİL VE BAKLAN OVALARI 10 1.5.4. YAYLALAR 10 1.5.5. GÖLLER 10 1.5.5.1. DOĞAL GÖLLER 10 1.5.5.1.1 ACI GÖL (ÇARDAK GÖLÜ) 10 1.5.5.1.2 BEYLERLİ GÖLÜ (ÇATLI GÖLÜ) 10 1.5.5.1.3 KARAGÖL 11 1.5.5.1.4 SÜLEYMANİYE GÖLÜ 11 1.5.5.1.5 IŞIKLI GÖLÜ 11 1.5.5.1.6 KARTAL GÖLÜ 11 1.5.5.2. BARAJ GÖLLERİ 11 1.5.5.2.1 ADIGÜZEL BARAJ GÖLÜ 12 1.5.5.2.2 IŞIKLI GÖLÜ BARAJI 12 1.5.5.3. GÖLETLER 12 1.5.6. AKARSULAR 12 1.5.6.1 BÜYÜK MENDERES IRMAĞI 12 1.5.6.2 ÇÜRÜKSU 13 1.5.6.3 DALAMAN ÇAYI 13 1.5.6.4 AKÇAY 13 1.5.7. TRAVERTENLER 13 1.6. DENİZLİ İLİNİN İLÇELERİ 14 BÖLÜM II 16 DENİZLİ İLİNİN TARİHİ 16 2.1. DENİZLİ ADININ ETİMİNOLOJİSİ 16 2.2. DENİZLİ TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ 17 2.3. YAZILI TARİH ÖNCESİ VE SONRA 20 2.3.1. DENİZLİ YAZILI TARİH ÖNCESİ DENİZLİ YÖRESİ 20 2.3.2. DÖNEMLERDE DENİZLİ 20 2.3.2.1. ARZAWA KRALLIĞI DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 21 3.2.2.2. FRİGYA KRALLIĞI DÖNEMİNE DENİZLİ YÖRESİ 21 2.3.2.3. LİDYA KRALLIĞI DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 21 2.3.2.4. PERS KRALLIĞI DÖENMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 22 2.3.2.5. HELENİSTİK DÖNEMDE DENİZLİ YÖRESİ 22 2.3.2.6 SELEVKOSLAR DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 23 2.3.2.7 BERGAMA KRALLIĞI DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 24 2.3.2.8 ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 26 2.3.2.9 DOĞU ROMA (BİZANS) DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 27 2.3.2.10 BEYLİKLER DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ 29 2.3.2.11 OSMANLI DÖNEMİNDE DENİZLİ 31 2.3.2.12 KURTULUŞ SAVAŞINDA DENİZLİ 32 2.4 LOEDİKEİA TARİH 32 2.5 HİERAPOLİS TARİHİ 33 BÖLÜM III 35 3. HİERAPOLİS’TE BULUNAN TARİHİ KALINTILAR 35 3.1. ROMA HAMAMI 35 3.2. TİYATRO 36 APOLLON MABEDİ 36 3.4. CİN DELİĞİ (PLUTONİUM) 36 3.5. NYMPHEUM ( ABİDEVİ ÇEŞME ) 36 3.6. BÜYÜK KİLİSE 36 3.7. DOMİTİANUS KAPISI 36 3.8. HAMAM – BAZİLİKA 36 3.9. ST. PHİLİPTE MARTYRIUM (OKTOGON) 36 3.10. KILISE-KATEDRAL 36 3.11. ANACADDE, KAPI VE SURLAR 36 3.11.1. KUZEY BİZANS KAPISI 36 3.11.2. ROMA GÜNEY KAPISI 36 3.11.3. BİZANS GÜNEY KAPISI 36 3.11.4. ŞEHIR SURLARI 36 3.12. NEKROPOL (MEZARLIK) 36 3.12.1. GÜNEY, GÜNEYDOĞU NEKROPOLÜ 36 3.12.2. DOĞU NEKROPOLÜ 36 3.12.3. KUZEY NEKROPOLÜ 36 3.13. SÜTUNLU KİLİSE 36 3.14. SÜTUNLU CADDE 36 3.15. AGORA 36 3.15.1. KUZEY KÖPRÜSÜ 36 3.15.2. GÜNEY KÖPRÜSÜ 36 BÖLÜM IV 36 MÜZELER 36 4.1. HİERAPOLİS MÜZESİ 36 4.1.1. A SALONU 36 4.1.2. B SALONU 36 4.1.3. C SALONU 36 4.2. ATATÜRK VE ETNOGRAFYA MÜZESİ 36 BÖLÜM V 36 5. PAMUKKALE 36 5.1 PAMUKKALE VE TRAVERTENLER 36 BÖLÜM VI 36 6. DENİZLİ’NİN KÜLTÜREL ÖZELLİKLERİ 36 6.1YEMEKLER ( YÖRE MUTFAĞI ) 36 6.2. FOLKLORİK DEĞERLER 36 6.2.1. MAHALLİ GİYİM, KUŞAMI 36 6.2.2. EL SANATLARI VE EL İŞLEMLERİ 36 6.2.2.1 DOKUMACILIK 36 6.2.2.2 DERİCİLİK 36 6.2.2.3 TESTİ VE BARDAK YAPIMCILIĞI 36 6.2.2.4 URGANCILIK 36 6.2.2.5 BAKIRCILIK 36 6.2.2.6 BIÇAKÇILIK 36 6.3 EVLENME GELENEK GÖRENEKLERİ 36 6.4. HALK OYUNLARI 36 6.5. DENİZLİ HOROZU 36 BÖLÜM VII 36 7. EFSANLERİ VE HİKAYELERİYLE DENİZLİ 36 7.1. DENİZLİ 36 7.2.ODUNCU KIZININ HİKAYESİ 36 7.3.DENİZLİ’NİN KIZ EVLİYASI 36 7.4.PAMUKKALE HAKKINDA BİR BAŞKA EFSANE 36 7.5.GÜL HİKAYESİ 36 |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.