Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Üniversite Bilgileri > Halkla İlişkiler / Turizm ve İnsan Kaynakları / Ulaştırma
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 24-10-07, 01:25   #6 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0
Varsayılan C: Denizli-Pamukkale


2.3.2.3. LİDYA KRALLIĞI DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Bu dönemde bölgede, Frigler'le gelen batı kavimlerinden İyonlar bulunuyordu. M.Ö. 710 yılında bir Karya'lı olan ve Lidya Kralı Kandoules'i öldürerek Lidya devletine Kral olan Giges, İyonları Karyalı'larla birlikte Lidya'nın topraklarından çıkarttı. Lidya devleti topraklarının verimliliği ve krallarının kur¬muş oldukları düzenli ordularıyla zengin ve güçlü bir devlet oldu. Lidya bu zenginliğe topraklarının verimliliği yanında ticaret ve kervan yollarının büyük katkısı ile ulaştı. Es¬ki "kral yolunu" tekrar kullanır ve emniyetli bir ulaşım yolu olarak yeniden düzenledi. Bu¬nun yanında Ege'yi Karadeniz'e Sinop'a bağ¬layacak Efes'ten yeni bir yol bağlantısı yaptı. Bu ticaret yolları ülkenin önemini bir kat da¬ha arttırmış oldu.
Lidya'nın bu zenginliği kısa zamanda düş¬man kazanmasına neden oldu. Yakın komşu¬su durumunda bulunan Pers'ler, kralları Ki¬ros (Kuras II) yönetiminde düzenli bir ordu ile Sard şehrine doğru harekete geçti. Lidya kralı olan Kroisos (Krezüs) ordularını, Pers ordusu üzerine gönderdi ise de bir sonuç ala¬madı. Savaştan üstün çıkan Pers Kralı Kuras II, Sard şehrini kuşattı. 14 günlük kuşatma¬dan sonra Krezüs teslim oldu. Yardıma gelen kuzey komşuları (İyonya, Paflagonya, Bolya) Kuras H'nin üzerinde etkili olamayınca Lidya krallığı M.Ö. 546 yılında Pers'lerin eline geçmiş oldu (Anonim, 2001:9).

2.3.2.4. PERS KRALLIĞI DÖENMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Bölge, Pers'lerin eline geçmesinden sonra Şart (Sardes)'i satraplık merkezi yaptılar. Pers'ler, imparatorluğun bütünlüğünü sağla¬mak amacı ile devletin her eyaletinde geçen, tek para sistemi yanında krallığa bağlı ülkele¬ri baştan başa kat eden bir yol şebekesi ve ilk posta teşkilatı uygulaması yapmışlardır. Bu yollar arasında yüz onbir posta istasyonunu kapsayan "kral yolu" Efesos'ta başlıyor, Şart üzerinden Gordion'a ulaşıyor, buradan Kapa-dokya üzerinden Doğu Anadolu'da Dicle va¬disini izleyerek Mezopotamya'ya iniyor ve Susa'da son buluyordu.
Persler'in yönetiminde olduğu sırada Pers imparatoru Dorüs (Darius) M.Ö. 487 yılında genç oğlu Keyhüsrev'i (Kiros) Anadolu satrabı (genel valisi) yaptı. Keyhüsrev'e (Kiros) Lidya, Frigya ve Kapadokya toprakları Büyük Frigya adı ile verildi.
Başkenti Sard’dan (Manisa yakınındaki antik kente taşınarak Kelenes’e (Dinar) getirildi. Makedonya kralı Büyük İskender’in Anadolu üzerine yürümesine kadar Pers idaresinde kaldı (Anonim, 2001:9).

2.3.2.5. HELENİSTİK DÖNEMDE DENİZLİ YÖRESİ
Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yıllarında kral olduktan sonra, tüm Hellenler'i bayrağı altında toplayarak Persler'i yıkmak ve öç almak amacıyla Anadolu'ya gir¬di. İskender'in, M.Ö. 333 yılı ilkbaharında Pers kralı Dareios Kodoman'ı (Biga çayı) Gironikos'ta yenilgiye uğratması, kuşkusuz ta¬rihin önemli olaylarından biri olmuştur. Bu galibiyetten sonra Persler'in topraklarını eli¬ne geçirdiği gibi Mezopotamya ve Mısır'ı da ülkesinin sınırları içerisine katan genç kral, çok büyük bir İmparatorluk kurar. Ancak, İs¬kender imparatorluğunu sağlam temellere oturtmadan M.Ö. 323 yılında Babü'de ölür (Anonim, 2001:9).
Başlangıçta kumandanları imparatorluğu aralarında paylaşmayı düşünmemişler, hiç değilse böyle bir düşünceyi ortaya atmamış¬lardır. Çeşitli tartışma ve çekişmelerden son¬ra üvey kardeşi Arhides, Filip adıyla krallığa getirilir. Bundan sonra satraplıkların yöneti¬cilerinin seçimine gelir ve Ptoleme Mısır'ı, Laedemon Suriye'yi, Pildotos Kilikya'yı, Lisi-makhos Trakya'yı, Peithon Büyük Medya'yı, Koenos Susa'yı, Arohon Balil'i, Meantros Lid-ya'yı, Leonnat Hellespont'u, Antigones Frigya'yı, Likya'yı ve Pamfilya'yı Kardiya'lı Evmenos'ta Paflogonya ile Kapadokya'yı elde eder. İskender'in ölümünü izleyen devre, gözü yükseklerde olan ve herbiri kendini impara¬torluğun kurucusunun halefi olarak gören kumandanların birbirlerini tarttıkları devre olur. Aralarındaki sürtüşme uzun sürmez ve M.Ö. 301 de İpsos'ta patlayan savaşla son bu¬lur (Anonim, 2001:9).
İpsos'ta yapılan savaşta Antigonos'a karşı ittifak kurarak Doğuda büyük başarılara ula¬şan Seleukos 500 kadar fil bulunan ordusu ile müttefiklerinden Lisimahos ve Kasandros'un birlikleriyle büyük bir zafer kazandılar. Anti-gonos 80 yaşında olmasına rağmen yiğitçe döğüştükten sonra harp meydanında öldü, ordusu dağıldı. Böylece İskender monarşisi¬ni, tekrar diriltmek isteyen son büyük gene¬ral ortadan kalkmış oldu. Antigonos devleti galipler arasında paylaşıldı.
Yeni paylaşmaya göre Limsimakhos Trak¬ya'dan başka Anadolu'nun Toroslar'a dek uzayan bölgesini, Selevkos Doğu ülkelerin¬den başka Mezopotamya ve Suriye'yi Kasandros Makedonya'yı elde ederler. Savaşa katılmayan Ptoleme (Ptolemayos) ise birşey alamaz. Ancak, Mısır'daki yerini kuvvetlendi¬rir.
Lisimakhos'un ülkesinde kalan Lidya top¬rakları, bu devrede Bergama'ya yönetici ata¬dığı Filetairos'un idaresine verilmiştir. Lisi-makhos ülkesini düzenlerken o zamana dek küçük bir kent durumundaki Bergama'ya Anadolu'dan topladığı 9000 talentlik (yakla¬şık 22000000 altın lira) hazineyi saklamıştır. Hazinenin korunmasını da Bergama'ya yöne¬tici olarak atadığı Filetairos'a bırakmıştır.
Lisimakhos önceleri Britanya'yı egemenli¬ği altına almış, M.Ö. 284 yılında Makedonya da dahil olmak üzere Helenizm Krallığı'nın, en kudredlisi olmuştur. Fakat ailevi bir anlaş¬mazlık sonunda krallığının temelini bizzat kendisi yıkmıştır (Anonim, 2001:9).

2.3.2.6 SELEVKOSLAR DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Anadolu'da İskender'den sonra M.Ö. 312-64 arasında Selevkoslar veya Selefkiler uzun süre hüküm sürmüş ve güçlü dönemlerinde toprakları Trakya'dan Hindistan'a kadar uzanmışsa da toprakların büyük bölümü kısa sürede ellerinden çıkmış ve daha çok Anadolu'nun güney kesimine hakim olabilmişlerdir. Krallık 1. Nikator (Selevkos) tarafından kurulmuştur. Onun yerine geçen büyük oğlu 1.Antiokhos M.Ö. 261'e kadar hüküm sürmüştür (Değirmencioğlu, 1999:208).
Ailevi anlaşmazlıklar Lisimakhos'un pres¬tijini sarsmış, bu arada da kumandanları ara¬sında kıpırdanmalar başlamıştır. Bu karışık¬lıklardan yararlanmak isteyen Filetairos Bergama'daki hazinenin bir kısmını Selevkos'a vererek onu Lisimakhos'a karşı savaşa kış¬kırtmıştır. Kumandanının kendisine ihanet ettiğini öğrendiği sırada Anadolu'da bulunan Lisimakhas hem asi cezalandırmak, hem de kendisine ait hazineye el koymak için Bergama’ya doğru yürüyüşe çıktığı sırada, Selevkos’ta aksi yönde yürüyüşe çıkar. Hiç bir zor¬lukla karşılaşmadan Anadolu'nun içinde iler¬ler, Lisimakhos'a karşı ayaklanan kentler kendisine teslim olur. iskender'in iki eski ko¬mutanı Manisa'nın kuzeyindeki ovada, Kuru-pendion'da, M.Ö. 281 yılında karşılaşırlar. Lisimakhos'un orduları dağılır ve 75 yaşındaki ihtiyar komutan öldürülür. Artık Makedonyanın ve küçük Asya'nın sahibi sayılan Selevkos Makedonya'ya doğru yola çıktığı sırada Lisimaheia'da Ptolemaios yerine geçen oğlu I. Antiokos da ülkesinde çıkan karşıklıkları bastırmaya çalışır.
Bu iki ölüm ve doğurdukları kargaşanın durumunu güçlendirdiğini gören Filetairos Bergama'da prensliğini ilan ederek, (M.Ö. 282), görünüşte Selevkoslar'a bağlı ancak gerçekte bağımsız bir devlet kurar. Yerini sağlamlaştırmak ve I. Antiokos'a yaranmak için büyük bir para karşılığı Selevkos'un ce¬sedini satın alarak, göz kamaştırıcı zenginlik¬te dinsel bir törenle yaktırmış ve küllerini I. Antiokos'a hediye etmiştir.
Komutanları arasındaki bu bitmez tüken¬mez savaşlardan sonra evrensel krallık fikri¬nin ortadan kalktığını, o zamana kadar ve sı¬nırları sürekli olarak değişen devletlerin yeri¬ne daha kesin şekiller alan krallıkların geçti¬ğini görüyoruz. Bu devletler aralarında bir denge kurmaya çalışmakta, barış dönemle¬rinden faydalanarak o zamana kadar ihmal edilmiş olan teşkilat, ekonomi ve kültür so¬runlarını ele almakta ve bunları çözmeye ça¬lışmaktadır.
İşte Denizli'nin tarihsel gelişimindeki gü¬nümüze kadar gelecek olan şehirsel ilk yapı¬laşması bu dönemde olmuştur. Selevkos kra¬lı II. Antiokos tarafından kurulmuş olan şehre kralın karısı Laodice 'nin adı verilmiştir (M.Ö. 266-261). Şehir, Şart şehrini Mezopotamya'ya bağlayan krallık üzerinde kurulmuştur. Bu bakımdan hem askeri hem de ticari bir şehir karakteri taşır.
Selevkoslar'ın bölgedeki hakimiyeti M.Ö. 257'de Bergamah'larla yaptıkları savaşta ye¬nilince sarsıldı. Bu sırada Ege sahillerine çı¬kartma yapan Ptoleme'yi yenince II. Antiokos Rodoslu'ların yardımı ile Efes'i alarak Batı Anadolu'da ve Ege Denizi'nde Selevkolar'ın üstünlüğünü sağladı. II. Antiokos ölünce yeri¬ne geçen oğlu II. Selevkos'un halefliğini Ana¬dolu satrapları kabul ettiler (M.Ö. 246) (Anonim, 2001:10).
Selevkoslar'ın M.Ö. 190'da Romalılar'a karşı aldıkları ilk yenilgi amansız bir çöküşü de birlikte getirmiştir. Bu tarihten sonra Ege'deki Hellen kentleri Selevkos boyunduruğundan kurtuldular. Kappadokia ve Bergama Krallıklar'ı bağımsızlıklarını kazandılar (Değirmencioğlu, 1999:208).
Laodikya Helenizm Krallıklarından Suriye Kralı Antiochus Soter tarafından kurulmuştur. M.Ö. 261-246 yıllarında şehre, kralın karısı Laodilsea'nın adı verilmiştir. M.Ö. 192'de Antiochus'un yenilmesi üzerine şehir Romalılar'ın yönetimine geçmiştir. Laodikya, Roma zamanında büyümüş, zenginleşmiş ve parlak bir dönem yaşamıştır (Çiftçi, 1993:28).


2.3.2.7 BERGAMA KRALLIĞI DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Bergama devletinin ilk kuruluş dönemi ,Lisimahosun ölümünden sonra Filetairos, gö¬rünüşte Selevkoslar'a tabi, gerçekte ise ba¬ğımsız bir devlet kurdu. Genç Bergama dev¬leti, Filetairos'un kardeşi ve halefi Eumenes I zamanında (263) başlayarak Selevkoslardan ayrıldı. Evmenes'in halefi olan Attalos I (M.Ö. 241-197) zamanında, atılgan siyaseti ve Galatlar'a ağır darbeler indirmesi ile batı bölgele¬rini de büyük bir istila tehlikesinden kurtardı ve kral unvanını aldı.
Selevkos krallığına II. Selevkos'un gelme¬sinden hemen sonra, krallığın uğradığı kayıp¬ları, Mısırlılardan geri almasıyla ülkesinde "Kallinikis" unvanını aldı. Fakat, Selevkos II ile kardeşi Antiokos Hieraks arasındaki taht kavgası Bergama kralı Attalos Tin geçici bir zaman için Toroslar'a kadar tüm Anadolu'yu ele geçirmesine ve Selevkos krallığının yanın¬da hiç de küçümsenmeyecek bir varlık ola¬rak ortaya çıkmasına yol açtı (Anonim, 2001:11).
Ancak, Suriye krallığına, krallığın Toros¬lar ötesindeki Bergama'nın eline geçen top¬raklarını geri almak isteyen III. Selevkos'un geçmesi ile durum değişti. Bundan böyle uzun yıllar savaşmak zorunda kaldı. Kısa ara¬lıklarla 13 yıl kadar (M.Ö. 220-213) süren bu savaşlar boyunca çok zor durumlara da düş¬tüğü oldu. Ancak, sonunda Selevkos'a Aiolya, İyonya kıyı kentleri, Lidya ve Psidya'yı kat¬mayı başardı.
Bergamalılar, Lidya topraklarına bundan sonra Romalılar'ın yardım ve desteğinde, Ro¬ma idaresi altına girinceye kadar (M.Ö. 133) sahip oldular.
Roma'nın gücünü batıda günden güne ar¬tırması, Roma'lıların Hellenizm dünyası ile il¬gilenecek ve bu devletler sisteminin yıkılma¬sında başlıca rolü oynayacaktı. Bu da (He¬len) Yunan dünyasını birbirine düşman iki bölüme ayırmakla başladı. Doğuda büyük ba¬şarılar elde eden Selevkoslar, Batıda Make¬donyalılarla gizli bir anlaşma yaparak (M.Ö. 203, 202) Mısır'ın, küçük yaşta tahta çıkan Ptolemaios V. Epifanes zamanında Mısır'a ait deniz aşırı ülkelerini birer birer zaptetmeleri¬ne yol açtı. Bunun üzerine Bergama kralı At¬talos I, Rodos, Kizikos ve Bizantiyon Make¬donya'nın baskısı karşısında Roma'dan yar¬dım istediler (M.Ö. 201). Roma, doğudaki dengenin bozulmaması için Filip'e harp ilan etti. Roma senatosunun aldığı bu karar dünya tarihi bakımından son derece önemli olup Roma'nın Doğu Akdeniz işlerine karışmasının ve uyguladığı ilk önce himaye, sonra da fetih siyasetinin başlangıcı olarak kabul olunabi¬lir. Yapılan savaşlar, Makedonyalıların yenil¬mesiyle sonuçlanınca (M.Ö. 197), Makedon¬yalılar ağır bir savaş tazminatı ile Anadolu'da sahip oldukları tüm Yunan şehirlerinden vaz¬geçmek zorunda kaldılar. Makedonyalıların Roma karşısında yenilmesinden sonra Selev¬kos kralı Antiokos harekete geçerek ataları I. Selevkos zamanındaki eski sınırları tekrar sa¬hiplenmek üzere Anadolu ve Trakya üzerine yürüdü. Fakat izlediği emperyalist siyaset yü¬zünden yalnız Bergama kralı Evmenes H'nin değil, Roma'nın da muhalefeti ile karşılaştı. Yapılan savaşlar neticesinde; Bergama kralı II. Evmenes'in başarısı sayesinde Antiokos yenildi (M.Ö. 190), Barış antlaşması Apemeya'da yapıldı (M.Ö. 188). Antlaşmaya göre Torosların kuzeyindeki Suriye krallığının tüm toprakları Apema Bergama'ya verildi. Ayrıca Evmenes, Galatalar'ı da kendine bağladı.
Makedonya'da V.Filip'in ölümünden son¬ra tahta geçen oğlu Perseus, Yunanistan'daki devletleri Roma'ya karşı kışkırtmaya başladı (M.Ö. 179). Roma Yunanistan'a yürüdü. Ber¬gama kralı Evmenes bu savaşta da Romalıla¬rın yanında yer aldı. Uzun süren savaşların sonunda Perseus büyük bir yenilgiye uğradı (M.Ö. 168) (Anonim, 2001:11).
Romalı'lar Makedonya krallığını dört Cumhuriyet'e böldüler. Ancak bu savaşlar sı¬rasında Roma orduları zaman zaman yenilgi¬lere uğramıştı. Romalılar bu yenilgilerin su¬çunu Evmenes'e yüklediler ve aralarındaki dostluk bozuldu. Gerçekte bu bozuşmanın nedeni, Kartaca ile Makedonya gibi iki büyük düşmanından kurtulup rahatlamış olan Roma'da Doğu Akdeniz'e ve Anadolu'ya yayılma emellerinin doğması idi. Evmenes kendini sa¬vunmak için Roma'da Doğu Akdeniz'e ve Anadolu'ya yayılma emellerinin doğması idi. Evmenes kendini savunmak için Roma'ya git¬ti. Ancak, İtalya'ya ayak bastığında Roma hü¬kümet memuru kendisine hemen ülkeden ay¬rılmasını bildirdi. Bu arada Bergama'nın göz¬den düştüğünü gören Galatlar ayaklanarak Bergama topraklarında talana başladılar. Ge¬ri dönen Evmenes büyük bir hırsla ordusu¬nun başına geçti. Galatları yenilgiye uğrattı (M.Ö. 166). Bu davranışı Anadolu kentleri ve prensleri büyük bir coşku ile karşıladılar. Kendisini koruyucu olarak ilan ettiler ve ona kurtarıcı (soter) adını verdiler. Bu olaydan sonra Evmenes, Anadolu'da komşu devletlerle dostluk oluşturarak Romanın Anadolu'da .arışıklıklar çıkarmasını önlemeyi başardı. Mümünden sonra çocukları küçük olduğu cin tahta kardeşi II. Attalos geçti (M.Ö. 159). Ivmenes, döneminde ülkesinin topraklarını lort katına genişletti ve zengin yapılarla [örkemli anıtlarla süslediği gibi ülkesini ilim ;ültür ve sanat merkezi haline getirdi.
II. Attalos ülkesinin geleceği için Roma le dostluk bağlarını kuvvetlendirerek 21 yi-ık krallığını barış içinde yürütmüştür. Ölü-Bünden sonra tahta geçen III. Attalos ise Deş yıllık krallık yapmıştır. Ölümünden sonra yerine geçecek kimse bırakmadığı (M.Ö. 138-133) gibi, vasiyetnamesinde başta Ber¬gama olmak üzere krallığın tüm kentlerinin bağımsızlıkları tanınacak, kendi kendilerini yönetme özgürlükleri olacak, krallık hazine¬leri ile tüm taş-toprakları, sarayları, işlikleri ve parkları ise Roma halkına kalacak ve va¬siyetname Roma senatosunun onayı ile yü¬rürlüğe girecektir. Senato, vasiyetnamenin kendi onayına bırakılmış olmasını farklı yo¬rumlayarak krallığın tüm toprak ve kentleri¬nin Romalıların malı olduğunu ilan etti. An¬cak II. Evmenes'in gayrimeşru oğlu Aristoni-kos III. Attalos'un vasiyetnamesini kabul et¬meyerek kendisini Bergama kralı ilan etti.
Roma senatosu, Bergama üzerine ordu göndererek vasiyetname'yi uygulamak iste¬di. Üç yıl süren savaşlardan sonra Aristoni-kos yenilerek (M.Ö. 130) esir oldu. Aynı yıl Bergama hazinesi ile birlikte Roma'ya götü-rülüp öldürüldü (Anonim, 2001:11).
ssoytarii20 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-10-07, 01:26   #7 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0
Varsayılan C: Denizli-Pamukkale


2.3.2.8 ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
M.Ö.133'te son Bergama Kralı 3. Attalos vasiyetname ile topraklarını Roma'ya bırakmış, bu olay Roma'nın Asya Eyaletini kurmasına yol açmıştır. Fakat Bergama, bundan böyle eski dönemini kaybetmiş, Efes kenti eyaleti olmuştur. Bu eyaleti kurmakla Roma çok önemli merkezi bir adım atmıştır(Değirmencioğlu,1999:243).
Roma'nın Küçük Asya üzerindeki siyasi etkinliği, Bergama topraklarının Roma'ya ka¬tılmasıyla yeni bir boyut kazandı. Anadolu üzerinde ilk defa toprak sahibi Roma, Berga¬ma krallığı topraklan üzerinde Asia eyaletini kurdu.
Asia eyaletinin kuruluşu M.Ö. 133 olarak tesbit edilmekle beraber Aristonikos'un is¬yanı bu yeni ele geçen bölgenin hemen orga¬nize edilmesine engel olmuştur. Eyalet an¬cak bu isyanın M. Perperna tarafından bastı¬rılmasından sonra M.Ö. 129 yılında Manius Aquilius tarafından kurulmuştur. Eyaletin toprakları Misya, Lidya, Karya ile Frig'yanın bir kısmını kapsamaktaydı. Bu dönemde, Anadolu'nun iç ve Akdeniz kıyı şeridindeki şehirlerde anarşi ve korsanların teşekkülü Roma'nın çıkarlarını zedelemekteydi. Roma'nın Doğu Akdeniz'de mevcut olan ticari bağların kopmasına neden olan ve Kilikya'yı üstlenmiş olan korsanlara karşı Prokonsül Preator M. Antonius, M.Ö. 103 yılında savaş açtı. Yalnız Kilikya'yı değil yakın çevresini de ele geçirdi. Böylece Roma'nın Anadolu top¬raklan üzerindeki yayılmacı ve genişlemeci politikası başlamış oluyordu.
Romanın, Anadolu'ya girmesi ve Asia eyaletini kurarak Lidya toprakları üzerindeki etkinliği (M.S. 395) Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrılıncaya kadar sürdü. Lidya, Roma imparatorluğuna idarecilerin yetiştiği önem¬li bir eyalet olarak kaldı. Doğu Roma impara¬torluğu içinde yer alan Asia şehirleri, Bizans devrinde de varlık ve önemlerini korumuş¬lardık (Anonim, 2001:12).

2.3.2.9 DOĞU ROMA (BİZANS) DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Roma imparatorluğunun ikiye ayrılması üzerine Laodikya'nın yönetimi Bizanslıların eline geçer. Şehir, Bizans yönetiminde gerilemiştir. Laodikya, Hierapolis ve Tripolis gibi şehirler, Türklerin buraları ele geçirdikleri tarihe kadar birbirlerine düşman olarak yaşamışlardır. Bu durum Türklerin buraları ele geçirmelerini kolaylaştırmıştır (Özkan,1993: 25).
Roma İmparatorluğu'nun bölünmesinden sonra Bizans yönetimine geçen Lidya, (De¬nizli) bu dönemde eski değerini yitirmiş ve Denizli yöresi Piskoposluk merkezi olmuş¬tur. Hellenistik dönemde kurulan Laodikya, Tripolis, Hierapolis gibi şehirler, Bizans dö¬neminde kendi aralarında çekişmelere sahne olmuş ve daha fazla gelişememiştir (Anonim, 2001: 12).
Türkler Denizli civarında ilk defa 1070'de görünmüşlerdir. Esasen, Sultan Alparslan'a karşı isyan ederek Bizans'a sığınmış olan Yıva Oğuz beyi Erbasgonoğlu'nu takip için gönderilmiş olan Afşin Bey, O'nu bulmak ümidini yitirince, keşif maksadıyla Anadolu'yu boydan boya geçip, Phrigya kıtasına girerek bölgenin en önemli merkezi olan Honaz'ı ele geçirmiş, Laodikya'yı da yağmalayarak Ege denizi sahillerine kadar ilerlemeyi başarmıştır (Gökçe,2000: 26).
1071 Malazgirt Savaşını takip eden yıllar¬da Anadolu, tamamen Türkler tarafından zaptedilmişti. Bu arada Denizli çevresi de Kutalmışoğlu Süleyman'ın maiyetindeki bey¬ler tarafından fethedildi.
Dukas, kara kuvvetleri ile 1097 tarihinde Efes, Şart, Alaşehir, Honaz, Çardak, Homa şe¬hirlerini alarak Akşehir'e kadar ilerlediler. Bi¬zans'ın elinde çok kısa kalan Denizli çevresi¬ni 1102 de I. Kılıç Arslan yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Bizans imparatoru Alexis Kommenos kumandalarından Philocal'ı bu¬raları geri almaya memur etti. Bu sırada batı Anadoludaki Türkmenler yoğun zulüm ve vahşete uğramışlardır. Çukurovada bulunan Atabeg Hasan, 1109 tarihinde 24.000 kişilik ordusuyla Menderes yöresine aktı, Denizli çevresini tekrar Türk hakimiyetine sokan bu akın Bergama ve izmir'e kadar uzamıştır (Anonim, 2001: 12).
1119 yılında Loannes Bizans tahtına geçin¬ce ilk olarak Laodikeia'yı Türklerin elinden aldı. Böylece Denizli yöresi toprakları tama¬men Bizanslıların eline geçti. 1145 tarihinde Türkler Çal havalisinden geçerek yağma etmişlerdir. 1157'de Alaşehir'e gelen Manuel Kommenos, Türk topraklarına gire¬rek bazı kent ve kasabaları yakıp yıktı. 1158 senesinde Türkler Menderes Vadisini geçtik¬ten sonra, Karaağaç ovasının güneyinden ilerleyerek Laodikeia üzerine geldiler. Şehir ve çevresini yağma ederek, bütün halkını esir almışlardır. Bundan sonra II. Kılıçars-lan'la Bizans İmparatoru Manuel Komme-nos'un aralarında yapmış oldukları bir ant¬laşma ile oniki yıllık bir sulh dönemi yaşanır. (1161-1173)
Manuel Kommenos, Selçuklularla yaptığı antlaşmayı bozarak Başkent Konya'yı ele ge¬çirmek için 1176 yılında sefere çıktı. Önce La-odikeia'ya geldi, buradan Menderesin yakın¬larındaki Homa ve oradan da Myriokephalen denilen dar ve sarp bir vadiye girdi ve sybri-ze denilen çıkış yerinde Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan'ın kurduğu pusuya düştü. Çok ağır yenilgiye uğrayan Bizans ordusu; çareyi imparator Manuel Kommenos'un barış yap¬masında buldu.
Bizans imparatoru Manuel'in 1180'de ölü¬münden sonra H. Kılıçarslan yeni bir sefere girişerek Laodikeia'ya kadar ilerledi. (1180) Bunlarla birlikte bu bölge Bizans yönetimin¬de kaldı. Ancak 1176'daki savaştan sonra Türk hakimiyeti, Denizli vilayetinin doğu kı¬sımlarına kadar ilerledi. Türk akınlarıda daha batılara kaydı ki 1185'de Küçük Menderes va¬disi yağma edilmişti. Müteakip tarihlerde ise Denizli çevresi, Bizanslılar eliyle tahrip edile¬rek Türk hakimiyetine geçiş çabuklaştı.
III. Haçlı ordusu Alman İmparatoru Frederik Barbaros öncülüğünde Alaşehir üzerinde 25 Nisan 1190 tarihinde Laodikeia'ya geldi. Buralardan da Acıgöl yoluyla doğuya doğru yürüyüşlerine, açlığa ve soğuğa rağmen, de¬vam etmişlerdir. Ancak Denizli-Honaz, I. Gı-yaseddin Keyhüsrev tarafından 603/1206 ta¬rihinde feth edilmiş ve Türk ülkesine katıl¬mıştır. Fakat I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile İz¬nik, Bizans İmparatoru Theodor laskaris ara¬sında Alaşehir ile Antiokhia arasındaki 10 Ha¬ziran 1211 tarihindeki savaşta Selçukluların galip gelmesine karşın son anda bir Bizans askerinin I. Gıyaseddin Keyhüsrev'i şehit et¬mesiyle savaşın sonucu Bizansların lehine dönüştü.
Bölgedeki uç Türkmenleri, Denizli bölge¬sine baskınları sürekli yaparak halkı taciz ediyorlardı. Haçlıların İstanbul'u 1204'de iş¬galleri sırasında Denizli ve Honaz'ı Türkler fethetmiş bulunuyorlardı. Keyhüsrev'in ka¬yınpederi olan Manuel Mavrozomes kısa bir süre bölgeyi yönetmişse de iznik'te impara¬torluğunu ilan eden III. Alexis'in damadı Las-karis, Mavrozomes'i bölgenin idaresinden al¬mıştı. Kısa bir zaman sonra Keyhüsrev böl¬geyi alarak başına Esededdin Ayaz'ı vali ola¬rak atamıştı. 1215 yılında tamir edilen Sinop kalesinde bulunan kitabede, Honaz Emiri ola¬rak Esededdin Ayaz'ın adı geçmektedir. Bun¬dan sonra 1238-1255 yıllarında Seyfettin Karasungur vali olmuştur. 1251-1253 yıllarında Akhan'ı inşaa ettirmiş olup bu yıllarda güç Türkmenlerin eline geçmiştir. (Anonim, 2001:13).
Denizli yöresi, Anadolu'da Türklerin görünmeye başlaması ile birlikte yoğun bir Türkmen nüfusunun bulunduğu bölgelerden olmuştu. BU nedenle Anadolu Selçuklu sultanları Denizli yöresindeki Türkmenlerden yardım istemişti. Moğol istilasında Baycu Noyan'a Kösedağ Savaşı'nda yenilen II. Gıyaseddin Keyhüsrev(1243) Tokat, Anakara, Antalya oradan da Denizli yöresine gelerek bölgede yerleşmiş olan Türkmenlere sığındı. Bununla birlikte Moğolların Baycu Noya komutasında 2. istila hareketleri sonucu Sultan İzettin Keykavus'un ordusu 1256'da yanına para ve değerli eşya alarak Ladik'e (Denizli) hareket eder. Fakat Baycu, Keykavus'un Anadolu Selçukluların başına geçmesini ve kendisine eskisi gibi sadık kalmasını istiyordu. Bu durumu iletmek ve Keykavus'u geri çağırmak amacıyla torunu Yısutay'ı Antalya’ya gönderdi. Keykavus ise bu olaylar sırasında Denizli'ye gelmişti. Yısutay'ı Denizli'den geri gönderdi ve kendiside İznik Bizans imparatorluğunun yanına gitti.
Baycu'nun Konya'dan ayrıldığını haber alan Keykavus Ladik ve Honaz'ı Bizanslılar'a terk etmek vaadi ile askeri yardım alarak 1257'de Konya'ya geldi ve tahta yeniden sahip oldu (Gökçe,2000:30).
ssoytarii20 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-10-07, 01:26   #8 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0
Varsayılan C: Denizli-Pamukkale


2.3.2.10 BEYLİKLER DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Önceleri, Moğollara karşı Selçuklu taraftarı olan Denizli uç Türkmenleri, Sultan İzettin Keykavus'un taht mücadeleleri sırasında kendisine destek veren Bizans imparatoruna Denizli havalisini vaat etmesi üzerine olumsuz tavır almaya başlamışlardır. Bu arada, söz konusu vaat üzerine şehre gelen Bizans garnizonu etrafı tamamı ile Türkleşmiş olan Denizli'de tutunamayarak geri dönmek zorunda kalmış ve böylece Türkmenler 1959'da şehrin hakimi olduklarını göstermişlerdir. Daha da ileri gitmek sureti ile Hulagu'ya müracatla istiklal istemişlerdir. İşte bunun MOğollar tarafından kabul edilmesi üzerine Denizli'de sözü edilen ilk Türkmen beyliği kurulmuş oldu (Gökçe, 2000: 30).
1240 yıllarında Selçuklular'dan Abdullahoğlu Karasungur Ladik'te yönetimi ele almıştır. Karasungur, yönetimi döneminde Denizli kalesini (Kaleiçi), Akhan kervansarayını, birçok çeşme ve camiciyi yaptırmıştır. Karasungur'un Şam kuvvetlerine esir düşmesi üzerine şehrin sahipliği, Ataoğulları'na geçtiğini görürüz. Sahip Ataoğulları'nın 1277 yılına kadar Ladik ve Honaz emirliğinde kaldıkları anlaşılıyor. Sahip Ataoğulları'ndan sonra Ladik, Germiyanoğulları'ndan Ali Bey'in emirliğine geçmiştir. (Özkan,1987:25).
Mevcut kaynaklara göre, İnançoğulları'nm hangi târihte Germiyanoğuları ida¬resine girdikleri kesin olarak tesbit edilememekle beraber, Denizli Ulu Câmîi'nin tamirine dâir bir kitabe, konuyu önemli ölçüde aydınlatmaktadır. Buna göre, Denizli ve civarında 1366'da vuku bulmuş olan şiddetli zelzelede harâb olan câmî H.770 (1368-69) yılında Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından tamir ettirilmiş¬tir. Bu da, gayet açık bir şekilde bahsedilen târihten önce, Denizli'nin Germiyanoğluları idaresine girmiş olduğunu göstermektedir. Ancak, bu arada hayatta olduğu bilinen İshak Bey'in Germiyanoğulları ile olan ilişkisi hakkında hiç bir bilgi bulunmamaktadır.
İnançoğulları'nın ilhâkıyla, topraklarını önemli Ölçüde genişletmiş olan Süleyman Şah, bir taraftan Karamanlılar, diğer taraftan da devamlı sûretde geniş¬leyen Osmanlılara karşı ayakta durabilmek için çâreler aramaya başlamıştır. Neticede, kızı Devlet Hâtun'u I. Murad'ın oğlu Yıldırım Bâyezid'e gelin etmek su¬retiyle Osmanlılarla akrabalık tesis etmeyi uygun görmüş ve kısa zamanda gerçek¬leştirmiştir. Kaynaklarda tafsilatıyla anlatılan bu evlilik ile birlikte, Süleyman Şah'ın Germiyan İli'nin önemli bir kısmını Devlet Hâtun'a cihaz olarak vermesiyle, beyliğin bir bölümü fiilen Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1381'deki bu gelişme üzerine, şehzade Yıldırım Bâyezid buraya tâyin olunmuştur. Ancak, Süleyman Şah zamanında sözkonusu evlilik ile tesis edilmiş olan Germiyanoğulları ile Osmanlılar arasındaki bu dostluk, 1387 yılı başlarında O'nun ölümü ve yerine II. Yâkub Bey'in gelmesiyle birlikte tekrar düşmanlığa dönüşmüştür (Gökçe, 2000: 34).
Bu arada, babası I. Murad'ın ölümü üzerine tahta geçen (1389) Yıldırım Bâyezid'in ilk iş olarak kardeşi şehzade Yâkub'u katletmiş olmasını bahane eden, başta Karamanoğlu olmak üzere, Hamid, Saruhan, Menteşe ve Germiyan beylikleri, yeni Osmanlı hükümdarı aleyhine bir ittifak oluşturmuşlardır. Bunu fırsat bi¬len Germiyanoğlu Yâkub Bey, hemen kız kardeşinin cihazı olarak Osmanlılara in¬tikâl etmiş olan yerlerin bir kısmını geri alarak bunu genişletme çalışmalarına ko¬yulmuştur. Yıldırım Bâyezid, bütün bu gelişmeler karşısında, önce Rumeli tarafla¬rını güvenceye aldıktan sonra, sözkonusu ittifakı bertaraf etmeye yönelmiş ve neti¬cede, Saruhan, Aydın ve Menteşe topraklarını tamâmiyle Osmanlı ülkesine katmış¬tır. Bu gelişmelerden tedirgin olan II. Yâkub Bey hediyelerle Yıldırım Bâyezid'i kar¬şılamaya çıkmış ise de, subaşısı Hisar Bey ile birlikte Trakya'da İpsala kalesine hap-solmaktan kurtulamamıştır. Böylece, zikrolunan diğer beyliklerle birlikte, bütün Germiyan-ili ve bu arada Denizli de Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve bu durum 1390'dan 1403'e kadar değişmemiştir.
Ancak, 1402'de yapılan Ankara savaşı sırasında, İpsala kalesinden kaçan Germiyanoğlu II. Yâkub Bey ile birlikte toprakları daha önce Osmanlılar tarafın¬dan ilhak edilmiş olan diğer Anadolu beyleri Timur'un yanında yer almışlardır. Timur, savaşı kazanıp, Yıldırım Bâyezid'i esir alınca, bahsedilen beyliklerin topraklarıyla birlikte, Germiyan-ili'ni de tekrar Yâkub Bey'e vermiştir. Böylece, Denizli'de 1390'dan beri devam eden Osmanlı hâkimiyeti sona ermiştir (Gökçe, 2000: 35).
Savaştan sonra, kışlamak üzere güneye doğru inen Timur, 1402 Ekim başla¬rında Denizli'ye gelerek, burada bir müddet kalmıştır. Bu arada, Timur'un tarihçi¬lerinin aktıkça taş kesilen bir çeşme olarak tanımladıkları Pamukkale suları, özel¬liğini bilmedikleri için içen bâzı askerlerin ölümüne sebep olmuştur. Daha sonra, meyvesi bol şirin bir şehir olarak tasvir ettiği Denizli'den batıya hareket eden Timur, Aralık 1402'de İzmir'in fethinden sonra buraya tekrar uğramıştır.
Denizli'nin Germiyanoğulları ile birlikte, Osmanlı idaresi dışında kaldığı bu dönem yaklaşık 26 yıl sürmüştür. Kaynaklardaki bilgilere göre, Germiyanoğlu Yâkub Bey, bu arada zaman zaman Osmanlılara karşı Karamanoğlu ile birlikte ha¬reket etmekten geri kalmamış ise de, II. Murad'ın kendisine gösterdiği yakınlığın da etkisiyle,1427-28'lerde, Edirne'de kendisini ziyaret ederek topraklarını vasiyyet etmiş ve bağlılığını bildirmiştir. Kütahya'ya döndükten bir yıl sonra vefat ettiğin¬den, Germiyan-ili'de vasiyeti gereği Osmanlı idaresine girmiştir. Keza, Varhk'da, II. Yâkub Bey'in bâzı vakfiyeleri ve II. Murad'ın sikkelerinden hareketle, Germiyanoğulları Beyliği'nin Osmanlı idaresine girişinin bir müddet daha önce olması ihtimâline işaret etmekle beraber, bunun en geç Yâkub Bey'in ölüm târihi olan 1429'da gerçekleşmiş olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, araştırmamızın konusunu teşkil eden Lâzıkıyye kaza dâiresi de, bu çerçevede, 1429'da nihaî olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve idâri taksimâtdaki uygun yerini almıştır. Ancak, buna geçmeden evvel, XVI ve XVII. asırlarda kaza dâiresinde cerayân etmiş olan eşkiyalık hareketleri başta olmak üzere, dikkat çekici bâzı sosyal olaylara kısaca temas etmek faydalı olacaktır (Gökçe, 2000: 36).

2.3.2.11 OSMANLI DÖNEMİNDE DENİZLİ
Ladik, daha önce Germiyanoğlu Sülayman Şah yönetiminde iken, kızı "Devlet Hatun'u" 1. Murat'ın oğlu Beyazıthan'a vererek akrabalık kurmuştur(1381). Timur'un Denizli'yi ziyaretinden sonra yönetim tekrar Germiyan Hükümdarı Yakup Bey'e verilmişti. Yakup Bey, yerine geçecek kimsesi olmadığı için, Ladik ve tüm Germiyan ülkesini bir vasiyetname ile 2.Murat'a vermiştir(1428). Ladik bu tarihten sonra kesin olarak Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır (Gökçe,2000:34).
II. Yakup Han, 1410 yılında Osmanlı Sulta¬nı Çelebi Mehmed'e itaat etmiş ve saltanat mücadelesinde kendisine yardımcı olmuş¬tur. Karamanoğlu Mehmed Bey'de Musa Çe¬lebi tarafını tutmakta idi. Çelebi Mehmed'in Rumeli tarafından olmasından istifade eden Karamanoğlu Mehmed Çelebi, Germiyan top¬raklarını ve Denizli'yi işgal etti.
Denizli 1411-1413 arası Karamanlılarda kaldı.
Çelebi Mehmed'in Rumeli'den Anadolu'ya geçerek Karamanlı Mehmed Bey'in üzerine giderken, Yakup Han da onun ordusunun ih¬tiyaçlarına yardımcı olarak, harekatını kolay¬laştırdı. Bu suretle Yakup Han, ikinci defa topraklarına sahip olmuş ve Osmanlı Devleti'nin yüksek hakimiyetini tanımıştı. Yakup Bey, ölümünden sonra yerine geçecek erkek evladı olmadığı için beyliğinin topraklarını Osmanlı Sultan'ı II. Murad'a sözlü olarak vasi¬yetle bıraktı ve böylece 1429'da vefatından sonra Germiyanoğlu topraklan ile Denizli Os¬manlı hakimiyetine girdi. Osmanlı dönemin¬de, Denizli Anadolu Beylerbeyi'ne bağlı bir Liva (sancak) merkezi olmuştur.
Denizli şehri 1702 yılındaki depremde ya¬narak büyük zarar görmüştür. XVII. yüzyılda Aydın sancağına bağlı bir ilçe merkezi Tanzimat'tan sonra 1883 yılında Aydın Eyale¬tine bağlı Sancak merkezi olmuştur. Şehire ilk demiryolu 1889 yılında gelmiştir. I. Dünya savaşından yenilerek çıkan ittifak devletleri grubunda Osmanlı Devleti de bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir çeşit ölümü sayılan Mondros Antlaşması Denizli'yi de düşman işgaline bırakıyordu. Yenilgi ve Yu¬nan askerlerinin 15 Mayıs 1919'da izmir'i iş¬gali, Denizli halkı üzerinde şok etkisi yapmış¬tı. Denizli ileri gelenleri toplanarak Denizli Redd-İ İlhak Cemiyeti'ni oluşturdular. Arka¬sından Sarayköy'de Sarayköy cephesi olarak efelerle ve kendilerine katılan halk ile Müftü Ahmed Hulusi Efendi önderliğinde cehpe oluşturdular.
Yunan ordusu, Aydın'a kadar gelmesine karşı Büyük Menderes'in karşısına geçme ce¬saretini gösteremez. Sarayköy Cephesine ka¬tılan Nazilli askerlik şubesi kuvvetleri ve çev¬rede bulunan küçük müfreze birlikleri bun¬dan sonra Menderes Cephesini oluştururlar, Denizli daha sonra Kuvayi Milliye idaresine girerek Kurtuluş Savaşı sonuna kadar etkinli¬ğini korumuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurul¬masıyla da Denizli il haline gelmiştir (Anonim, 2001: 15).

2.3.2.12 KURTULUŞ SAVAŞINDA DENİZLİ
Kurtuluş savaşında Yunan işgaline karşı Ege'de ilk tepki Denizli'den yükselmiştir. 15 Mayıs 1919 sabahı, izmir'in işgalinden dört saat sonra, Belediye önünde bir miting yapılmıştır. Yine izmir'in işgalinden sonra Denizli'de 29 Mayis 1919'da "Müdafa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri kurulmuştur. Bu cemiyetlerin öncülüğünü Müftü Ahmet Hulusi Efendi yapmıştır. Adı saygıyla anılan Müftü Ahmet Hulusi Efendi aydın ve yurt¬sever bir din adamıdır. Bu cemiyetlerin amacı cepheye maddi olduğu kadar, halkın milli duygularını harekete geçirerek moral gücü vermektir.
12 Temmuz 1919'da kurulan Denizli Heyet-i Milliyesi bir bildiri yayınlayarak en etkili çıkışı yapmıştır. Bu bildiriden alman şu satırlar dikkat çekicidir:
"Biz hain düşmanlara karşı ayaklandık. Bunları önce Menderes'ten bu tarafa geçirmemeye, sonra vilayetten temizlemeye karar verdik. YarınYunanlıların pis ve mundar ayakları altında inleye inleye ölmektense bugün ya mertçe ölmeye, ya şerefle namusla yaşamaya azmettik” (Özkan, 1993: 29).
ssoytarii20 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-10-07, 01:27   #9 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0
Varsayılan C: Denizli-Pamukkale

2.4 LOEDİKEİA TARİH
Denizli ilinin 6 km kuzeyinde yer alan antik Loadikeia kenti, coğrafi bakımdan çok uygun bir noktada ve Lykos ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok “Lykos’un kıyısındaki Ladikeia” şeklinde geçmektedir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent MÖ 263-261 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve kente Antikos’un karısı Laodike’nin adı verilmiştir.
Laodikeia, MÖ I.yy’da, anadolu’nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalılar da Laodikeia’ya özel bir önem vermişler ve Kıbyra (horzum) Conventus’unun merkezi yapmışlardır (Anonim, 1998a: 240).
İmparator caracalla zamanında laodikeia’da bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Antik dönemde, laodikeia halkının da katkıları ile kentte çok sayıda anıtsal yapı yapılmıştır. Laodikeia’nın gelişmişliği, coğrafi konumuyla olduğu kadar toprağının verimliliği ve buradaki yün ve kumaş ticaretinin yoğunluğu ile açıklanmaktadır. Kent kazanmış olduğu bu ticari önem sonucu, büyük bir bankacılık merkezi haline gelmiştir. Küçük asia’nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması hristiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. MS.194 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmiştir (Anonim, 1998a:241).

2.5 HİERAPOLİS TARİHİ
Denizli il merkezine 24 km uzaklıkta bulunan Hierapolis antik kenti M.Ö. 1190 yılında Bergama kralı II. Eunemes tarafından kurulmuştur. ( Anonim, 1996c : 1 ).
Bergama krali II. Eumenes tarafindan M.Ö. 190 yilinda kurulan şehre, efsanevi kahraman Telefos’un güzel karisi “Hiera”nin adina izafeten Hierapolis adini vermiştir. Hierapolis kutsal şehir anlamina da gelmektedir (Çiftçi, 1996:26).
Hierapolis antik kenti arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılmaktadır. Kutsal Kent olarak adlandırılmasının sebebi ise kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır ( Anonim, 1998b: 23 ).
Helenistik özellik taşiyan şehir, M.Ö. 133 de Bergama Krali III. Attalos’un vasiyeti üzerine Hierapolis, Bergama ile birlikte Romalilara geçmiştir. M.S. 17 de Roma Imparatoru Tiberius zamaninda şiddetli bir deprem ile yikilmiştir. Yeniden inşa edilen şehir tamamen Roma Imparatoru Septimus Severis ve Karakalla devirlerinde büyük bir refaha kavuşarak, altin devirlerini yaşamiş ve Roma Imparatorlugunun ileri gelenlerinin sayfiye şehri olmuştur. Hierapolis’teki büyük Yahudi nüfusunun hakim oldugu devirde, Isa’nin 12 havarisinden biri olan Apostle Phlippe’nin M.S. 80 de Hiristiyanligi yaymak üzere buraya geldiginde işkence edilip öldürülmesi ile Hiristiyanlik âleminde önem kazanmiştir (Anonim, 1996a :18).
Üst üste yaşadığı depremlerden sonra kent, tüm Helenistik özelliğini kaybetmiş, tipik bir Roma kenti görünümünü almıştır. Hierapolis Roma döneminden Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. M.S IV. Yüzyıldan itibaren Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bunda en önemli etki M.S. 80 yıllarında Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Philip’in öldürülmesidir.
Asıl büyüklüğüne Roma ve Bizans döneminde ulaşan Hierapolis antik kenti M.S. 2. ve 3. Yüzyıllarda çevredeki ocaklardan çıkarılan büyük taş bloklara harçsız geçme yöntemiyle yeniden kurulmuş ve kente antik Roma mimari stili hakim olmuştur. Roma imparatoru Septimus Severis ve Carakalla dönemlerinde altın devrini yaşayan kent Hristiyanlığın yayılış devirlerinde psikoposluk merkezi haline gelmiştir ( Önen, 1988 : 28 ).
Bizans devrinde de piskoposluk merkezi haline gelen Hierapolis’te, St. Philippe adına M.S. 5. Asırda Ottogon stilde martyrium inşa edilmiştir. M.S. 395’de Bizans idaresine geçen Hierapolis, M.S. 1210’da Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Selçukluların eline geçmiştir. 1354’de meydana gelen şiddetli depremler yüzünden şehir harap olmuştur. Hierapolis’in elindeki kaynaklara göre, hem Apollan Laır Benos’un hem de Apollan Kitharoidos’un Arkhegetes Kürtünü hayali bir şehir olarak görülmektedir. Hierapolis sikkeleri M.Ö. III. Yüzyıla kadar devam etmiş bir devrin kültürünü aksettirir. Kitabeler ise daha geç bir zamana işaret eder. Sikkelerin ve kitabelerin birleştiği nokta Apollan Kitharoidos’u müşterek temsil etmeleridir (Anonim, 1996b : 31).
Apollon’un ağızlı baltasıyla kuvvetin sembolü olarak yürürken, diğer taraftan dini merasimleri idare eden bir sembol olarak görülür (Anonim, 1996a: 18).
ssoytarii20 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-10-07, 01:27   #10 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 03-06-2007
Mesajlar: 16
Rep Puanı: 2375
ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11ssoytarii20 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0
Varsayılan C: Denizli-Pamukkale

BÖLÜM III
3. HİERAPOLİS’TE BULUNAN TARİHİ KALINTILAR

Hierapolis’te şimdiye kadar ayakta kalan Roma ve Bizans devirlerine ait belli başlı tarihi kalıtılar şunlardır.

3.1. ROMA HAMAMI
Bugün Hierapolis Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan hamam M.S. 2. yy’da imparator Hadrianus zamanında ( M. S. 117 – 138 ) yapılmıştır.
Pamukkale’de görülen ilk eser, M.S. II. Yy. ait Roma Hamamlarının kalıntılarıdır. Hamamın doğu kısmında 36,13x52,25m ölçülerinde Palaestranın yer alır. Palaestranın yan kanatlarında, biri güneyde diğeri kuzeyde olmak üzere törenler için yarılmış iki büyük oda bulunmaktadır. Avlunun batı kenarı, yani palaestra boyunca uzanan geniş bir salon ise atletizm çalışmalarına ayrılmıştır (Akşit, 1993: 80).
Roma İmparatorluk hamamları tipinde, toplam 15 bin m² alana yapılmış olan bir yapıdır. Genel olarak kapalı yıkanma, soyunma ve sıcaklık bölümleri ( Frigidarium, Tepidarium ve Caldarium), havuzu ( Piscina ), kütüphanesin ( Celsus ), Paleastrası ( Spor alanları ) ve Gymnasion ( Eğitim bölümleri )’u bulunan kopleks bir yapıdır.
M.S. VII:yy başlarındaki büyük depremde bazı bölümleri hasar görmüş, X. – XIII. yy’larda en üst kısmı Bizans yerleşimi olarak kullanılmış, bu yerleşmeler oda, koridor, kiler ve hollerden oluşan düzensiz mimariden meydana gelmiştir ( Anonim, 2000b : 8 ).
Hamam ve bölümleri, (Frigidarium, Caldarium) şimdi ve kapalı olarak birbirine bağlı bir bütün halindedir. Hepsi bütün halindedir. Kapalı kısımlar tonoz şeklinde örtülmüştür. Ayrıca bu kapalı kısımlar ile açık mekanların iç kısımlarında kemer şeklinde derinlikler vardır. Kapalı olup da yıkılan bazı bölümler sonradan onarılarak tekrar eski haline getirilmiştir. Roma Hamamı yörede bulunan arkeolojik nesnelerin sergilendigi küçük bir arkeoloji müzesi haline getirilmiştir (Yenen,1998: 426).
Roma hamamının üç bölümünde Hierapolis ve çevresindeki diğer antik kentlerden çıkan; Heykel, Kabartma, lahit, pişmiş toprak kap - kaçaklar sikkeler, altın ve gümüş takı malzemeleri ve özellikle tiyatrodan getirilen Apollon, Artemis, Marsyas, tören merasimleri, Niobitlerin öldürülmesi, imparator Septimus Severus’un taçlandırılması sahnesi gibi kabartmalar sergilenmektedir ( Anonim, 2000b : 8 ).

3.2. TİYATRO
İ.S. 2 yy.dan kalma Roma Tiyatrosu, Septimus Severis’un yaşamını ve Dionysos şenliklerini gösteren kabartmalar bulunan bir yapıdır. Tiyatronun M.S. 3 yy.da restore edildiği düşünülmektedir. Tiyatro 20.000 kişiliktir (Yenen, 1998: 427).
Cavea Scene ve Orkestra kısımlarından meydana gelmiştir. Biçimli bir arazi üzerine kurulmuştur. Halen Cavea muntazam haldedir. Gene de üst kısımları yıkılmış olup, mermer bloklar üzerine mitolojik efsaneler anlatılmıştır. Scene’nin sağ ve solunda, ayrıca ortada ve her iki yanında mermerden oymalı beş büyük kapısı vardır. Turizm envanteri 1993 Denizli il turizm müdürlüğünce bastırılmıştır (Çiftçi, 1993: 27).

APOLLON MABEDİ
Mevcut tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutanion üzerine kurulmuştur. Yerli halkın en eski dini merkezi olan bu yerde, Apollon, bölgenin Ana tanrıçası Kybele ile buluşulmuştur. Eski kaynaklar, Ana Tanrıça Kybele rahibinin bu mağaraya indiğini ve zehirli gazdan etkilenmediğini bildirirler.
Apollon tapınağında üst yapıya ait kalıntılar M.S. II.yy’dan geriye gitmemekle birlikte, temeller geç Helenistik döneme kadar uzanmaktadır. Yaklaşık 20 m x 15 m boyutlarındaki bu yapının mimari elemanlarının büyük ölçüde hasar görmesi, sonucu tam bir bilgi vermemektedir. Tapınak alanına geniş basamaklarla çıkılır. Pronoas ve cellası mevcut olan tapınağın önünde duvarla çevrili bir koruma alanı ( Peribolos’u ) vardır ( Anonim, 1998b : 24 ).
Helenistik devirde çok geniş olarak yapılan mabet daha sonra III. Yüzyılda Roma devrinde küçültülmüştür. Halen Crepis ile mermer kapli naos ve sütunlu bölme ile ayrılan Pronaos zeminin döşemesi mevcuttur. Diger taraflar yıkıntı halindedir. Mabet büyük bloklardan harç kullanılmaksızın inşa edilmiştir. Mabedin dibinde, zehirli karbondioksit gazı çıkaran kemerli merdivenden aşağıya inilen Plutonium (Cin Deliği) adı verilen bir bölüm de mevcuttur. Bu yerin eskiden ne için kullanıldığı kesin olarak bilinmemektedir (Çiftçi, 1993:27).

3.4. CİN DELİĞİ (PLUTONİUM)
Kentin üstüne kurulduğu yüksek platonun altında bir yerde zehirli gazlar çıkan, o devrin insanlarınca Plutonium olarak adlandırılan bir delik vardı (Yenen, 1998: 426).
Su kaynağının ardında, Apollon Tapınağı ile Nympheum (Anıtsal Çeşme) önünde ilginç bir yer vardır.Burası, çevrede yeri sarsan Deniz Tanrısı Poosiodan ile Yer altı Tanrısı Pluton’un çokça saygı görmesine yol açan ve Hierapolis’in en belirgin ününü yapan Plutonium (Cin Deliği)’dur. Aslında karbonmonoksit gazının çıktığı bu deliğin ağzı bugün içine düşmesi önleyecek biçimde kapatılmıştır. Zehirli ve havadan ağır olan bu gaz nedeniyle, deliğe giren canlılar ölür; yanar durumdaki kibrit ya da çakmak söner. Bu yüzden burası eski çağlarda “Cehennemin Ağzı” diye adlandırılırdı. Eski yazarlardan coğrafyacı Strabon ve tarihçi Bio Cassius, bu deliği sokulan kuşların, hatta boğaların derhal öldüğünü, Kybele Rahipleri’nin, bu deliğe girip içinde bir süre durabildiklerini yazarlar. Daha sonraları Apollon ve ardından Hıristiyan Rahipleri, zamanla bağışıklık kazandıkları ve içerde soluklarını tutukları için Cin Deliği’ne girerek sözde mucizeler gösterirlerdi. Hierapolis’teki İtalyan kazıları, Cin Deliği’nin özelliklerini ve Apollon Tapınağı ile ilişkisini ortaya çıkarmıştır” (Anonim, 1996a: 38)

3.5. NYMPHEUM ( ABİDEVİ ÇEŞME )
Anıtsal Çeşmeler bulundukları şehri güzelleştirmek için halkın isteği doğrultusunda yapılmıştır. Bunlar kamu yararına yapılan yapılardır.
Hierapolis antik kentinin en önemli iki anıtsal çeşmesi, Kuzey ve Güney doğrultusunda uzanan ana caddenin üzerinde yer almaktadır. Apollon Tapınağı kutsal alanı içinde yer alan anıtsal Çeşme “U” planlı olup, inşasında tapınak malzemeleri kullanılmıştır. İki katlı korinth düzeninde sütunlu, arşıdravlı ve üçgen alınlıklıdır. Sütunlar arasındaki nişlerde heykeller yer almıştır. Ön kısımda uzun dikdörtgen bir havuzu vardır. Anıtsal çeşme, M.S. II.yy. sonları ile IV.yy. başlarında yapılmıştır.
Anadolu’nun en büyük ve anıtsal çeşmesi, üç kemer gözlü Frontinus Kapısı üzerinde yer alan, ana caddenin doğu kenarında bulunulmaktadır. Çügen alınlıklardaki karşılıklı borazan çalan Triton kabartmalarından dolayı, bu yapı ktriton çeşmesi olarak adlandırılmıştır. Kazılarda bulunan bir yazıta göre, anıtsal Çeşme imparator Caracall a’ya ( M.S. 211 – 217 ) ithaf edilmiştir. Yapı iki katlı korintin düzeninde sütunlu galeri şeklinde inşa edilmiştir. Birinci katın üzerinde zengin kabartma bezekli bitkisel motiflerin ( akanthus ve yumurta dizleri gibi ) yer aldığı arşidav bulunur. Arşidavın üzerinde ise yüksek kabartma olarak yapılmış, hareketli ve canlı, mitolojik figürlerin bulunduğu friz gösterilmiştir. Buradaki kabartmalarda ; kadın savaşçılar olan Amazonlarla Yunanlıların mücadeleleri, karışık yaratıklar ( Griphonlar ), testileriyle Nympheler ( su perileri ), genç nehir tanrısı gibi figürler işlenmiştir. İkinci katta, arşidav üzerindeki üçgen alınlıklar içinde kabartma olarak karşılıklı çalan tritonlar yapılmıştır. Çatı üzerinde ise, akroter yerine kullanılmış heykeller bulunur. Ön kısımdaki zeminde, boydan boya uzanmış büyük dikdörtgen havuz yapılmıştır. Cadde yanındaki havuzda, yarım yuvarlak nişler ve dikdörtgen kesitli plasterler ile dekore edilmiştir. Orjinalinde sütunlar arasına yerleştirilen musluklardan havuza katılmaktadır ( Anonim, 2000b :5 ).

3.6. BÜYÜK KİLİSE
Direkli caddenin güneybatısında buna paralel ve bir bölümü kaplamış olarak uzanmış dikdörtgen planlı 3 nefli kilisedir. M.S. VI. Yüzyılda Bizans üslubunda yapılmıştır. Halen dış narteksine ait pek az bir bölüm vardır. Yapının arkasında geniş ve uzun orta neft, yanlarda dar ve uzun birer yan neft bulunmaktadır. Neftleri birbirinden ayıran ve üst yapıyı taşıyan ortada karşılıklı altışar fil ayağı bulunmaktadır. Fil ayakları ve kalın dış duvarları, iç kısmı moloz taştan, dış kısımlar kaplama blok taşlardan harç kullanılmak suretiyle inşa edilmiştir. Orta neftin sonunda büyük bir apsis bulunmaktadır. Yan neftlerin dış duvarlarında yarım payelerine kemerli açıklılar görülmektedir. Üst yapı tamamen, fil ayaklarının bir kısmı ve dış duvarlarının büyük bir bölümü yıkılmış durumdadır” (Anonim, 1996b: 32).

3.7. DOMİTİANUS KAPISI
M.S. 82-83 yılında Asya Prokonsulü Juluis Prontinus tarafından, Roma İmparatoru Domitian adına, şehrin sütunlu caddesinin kuzey başlangıcında yaptırılmıştır (Anonim, 1999a:5).
Batısında ve doğusunda taş konsüllü birer yuvarlak kulesi ve bunlar arasında 3 kemerli girişi vardır. Kapı, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Muntazam büyük blok taşlardan, harç kullanılmadan inşa edilmiştir (Çiftçi, 1993: 28).

3.8. HAMAM – BAZİLİKA
Sıcak su kaynaklarından yararlanılarak yapılmış hamam yapısı, 2. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Spor yapılabilen avlusu ile pek çok bölmesi bulunan yapı tam anlamıyla roma yaşam standardını belgeler. Kentin terk edildiği ortaçağlar boyunca akan sular yapıyı 5 metre kalınlığında traverten tabakasıyla örtmüştür (Anonim, 1999b:54).
Şehir surlarının dışında Frontinus kapısının yanında yer alan hamam M.S. V. Yüzyıldan sonra güneye bakan duvarı yıkılarak bir apsis eklenmiş ve böylece hamam üç nefli bir bazilikaya dönüştürülmüştür. Hamama ait beşik tonozda yerini üç kubbeye bırakmıştır”( Anonim, 2000b : 16 ).
Şehir surlarının dışında, kuzeyde Nekropol yolu üzerinde bulunan ilk defa Roma kralından M.S. II. Yüzyılın sonu, III. Yüzyilin başinda hamam MS.V. yüzyılda kilise olarak düzenlendiği bildirilmektedir. Ortasında doğu-bati doğrultusunda uzanan büyük bir ortanefi vardır. Fil ayakları kemerlerle yan tarafları bağlamaktadır. Bunlar yapıya yan neft yerine birer geçit görünümü vermiştir (Çiftçi, 1993: 28)

3.9. ST. PHİLİPTE MARTYRIUM (OKTOGON)
St. Philipte kutsal alanı, şehrin en üst noktasındaki tepe üzerinde yer almaktadır. Bu haliyle ve heybetiyle Hristiyanlığın Hierapolis’teki hakimiyetini sembolize eder. Martyrium, 20m x 20m’lik bir kareyi teşkil eden oktogonal ( Sekizgen ) planlıdır. Yapı, odaların sıralandığı, dört yönde girişi olan mekan içinde, merkezde sekizgen kasnaklı kubbe ve bundan ayrılan dikdörtgen sekiz odadan oluşan kompleksten meydana gelmiştir. Mekanın üstü ahşap üzerine kurşun levha kaplanmış bir kubbe ile örtülmüştür ( Anonim, 2000b : 15 ).
Martyyrium şehrin kuzey dogusunda, surlarin dişinda M.S. V. Yüzyilda Isa’nin 12 havarisinden biri olan St. Philippe adina yapilmiştir. Sekizgen planlidir. Ortada geniş bir mekan olup, orijinalinde üzerinde kurşundan kubbe ile örtülüdür. Bu mekan çevresinde 8 adet kemerli geçişler bulunan iç kisimlari köşeli büyük fil ayaklari bulunmaktadir. Fil ayagi aralarinda önlerde ikişer sütun ve birer neft vardir. Neftler küçük geçitlerle arka palandaki moloz taşlardan yapilmiş odalarla irtibatlidir. Ana giriş ve çikiş sekizgen yapinin dogu ve kuzey koridorlar, üzerindedir. Koridorlar üzerindeki neftler ve çevresindeki moloz taştan yapılan, ilave yapıların duvarlarında dörder sıra tuğla malzeme kullanılmıştır. Üst yapılar tamamen, fil ayakları ve duvarların büyük bir kısmı yıkılmıştır (Anonim, 1996a: 22).
Martyrium Philippe’nin orta mekanda gömülü olduğu bilinmektedir. Buraya gelen halk türbe gibi binayı gezerek, hastalar da mezarın etrafında St. Philippe’ye yakın olacaklarını düşünüp, toprakta yatarak telkinle tedavi edilmişlerdir (Çiftçi, 1993: 28).

3.10. KILISE-KATEDRAL
Şehir merkezi içerisindeki üç nefli katedral M.S 6.yy’da yapılmıştır. Ortadaki nefler sonunda büyük ve iki yanda küçük olmak üzere, üç apsisi vardır. Yapının bir narteks (avlusu), buna bağlı holü(koridor) ve hol sonunda apsisli bir vaftiz odası yer alır. Bu bölümün merdivenli bir havuzu vardır (Anonim, 2000b :16).
Şehrin dogusundaki surlarla tiyatronun üst yamacinda üç neftli olarak M.S. V. Yüzyilda inşa edilmiştir. Narteks çok harap durumdadir. Dikdörtgen planli olan yapinin orta nefi geniş dar olarak yapilmiştir. Nefleri birbirinden ayiran ince duvarlar ve yarim payeler vardir. Orta nefin dogu yönünde büyük bir apsis, yan taraflarda küçük mekanlar görülmektedir. Kilisenin kuzey tarafindaki yan nefin sonunda vaftiz havuzu, narteks kisminda lahitler, kasetli sütun başliklari ve muhtelif mimari parçalar yapan tabaninda bulunmaktadir. Kilisenin üst yapisi tamamen, taşiyici elemanlarinin da büyük bir bölümü yikilmiştir. Yapi malzemesi olarak önceki devirlere ait küçük yapi taşlari ve harç kullanilmiştir (Anomnim, 1996b :33).
ssoytarii20 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatl