|
||||
|
|||||||
|
|
#1 (permalink) |
|
ℓσνє ιѕ ƒσяєνєя
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 03-11-2005
Yer: In İstanbul/BakırköY School: In Akçakoca İş:Gez,Eğlen,Oku
Yaş: 20
Mesajlar: 4,147
Rep Puanı: 13119048
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Yerebatan Sarnıcı
İstanbul’un görkemli tarihsel yapılarından biri de Ayasofya’nın güneybatısında ve biraz ilerisinde bulunan Basilika Sarnıcıdır. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yer altı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlara bakılarak halk arasında yerinde bir deyimle “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Sarnıcın yerinde daha önce Genç Roma Çağında muhtemelen III-IV.yy’da yapılmış olan, ticari ve hukuki işlerde, bilim ve sanat faaliyetlerinde büyük bir Basilika kullanılıyordu.476 yılında çıkan bir yangında tamamen harap olduktan sonra İlius tarafından yeniden yaptırılan ve tekrar bir yangın felaketine uğrayan ve 532 yılında şehri kasıp kavuran Nika isyanında, Basilika’nın mermer heykeli vardı. Yangına uğramış olan büyük Basilika’yı İmparator Justinianus,yaklaşık 542 yılında, rivayetlere göre 7.000 köleyi çalıştırarak bu sarnıcı inşa ettirmiştir. Ve sarnıç ismini yakınındaki İlius Basilika’sından almıştır. Basilika Sarnıcı’nın suyu İmparator Valens tarafından 368 yılında yaptırılan 971 m. uzunluğundaki Valens (Bozdoğan) kemeri ile İmparator Justinianus’un yaptırdığı 115.45 m. uzunluğundaki Mağlova Kemeri yardımıyla şehre 19 km. Mesafede Belgrat ormanlarındaki Eğrikapı su taksim merkezinden gelmektedir. Yerebatan sarnıcından bir resim Basilika Sarnıcının planını yüzyılımızın başında Alman Deniz Altıcıları çıkarmıştır. Buna göre uzunluğu 140 m. genişliği 70 m. diktörtgen biçimde bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 m. yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4.80 aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olmak üzere 12 sıra meydana getirirler. Suyun içerisinde yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir ormanı hatırlatmakta ve ziyaretçiyi sarnıca girer girmez etkilemektedir. Sarnıcın tavanı haç biçiminde olup tonozlar,yuvarlak kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır.Çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıkları yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corinth Üslubunu yansıtırken bir bölümü de Dor üslübunu yansıtmaktadır.Sarnıcın tuğladan örülmüş 4.80 m. kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçirmez hale getirilmiştir. Toplam 9.800 m2 alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir. Sarnıçtaki sütunların, köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük çoğunluğu silindir biçimindedir. Bu sütunlar içerisinde üzeri oyma ve kabartma halinde Tavuz Gözü, Sarkık Dal, Gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olanı özellikle dikkati çeker. Bu sütun Bizans devrinde “Farum Tauri” denilen bugünkü Beyazıt meydanında kalıntıları bulunan IV. yy. zamanına ait büyük Theodesiusun (379-395) zafer takındaki sütunlarının benzeridir. Bir söylentiye göre, üzerindeki şekillerin gözyaşına benzemesinin nedeni Büyük Basilika’nın inşasında ölen yüzlerce kölenin anısına dikilmiş olması ve çağlar boyu onların dramını anlatmasıdır.Sarnıcın orta yerini geçtikten sonra, güneybatı duvarından içeriye doğru, yaklaşık 40 m. uzunluğunda 30 m. genişliğinde düzensiz bir çıkıntı halinde görülen kısım,ağırlığı taşıyabilmesi için geçmiş yüzyıllarda yapılan onarımlar sırasında örülen duvarlardır. En uzun yerinde 9 sütun, en dar yerinde ise 2 sütun olmak üzere toplam 40 sütun bu duvarların arkasında kaldığı için görülmemektedir. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma Çağı heykeltraşlık sanatının şaheser örneklerindendir. Sarnıcı ziyarete gelenlerin hayretler içerisinde seyrettikleri IV.yy.’a ait bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur.Ancak Genç Roma Çağı'na ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirildiği ve sütun kaidesi olarak kullanıldıklarını açıklayan yazılı bir bilgiye rastlanmamakla birlikte Medusa Heykellerinin Sarnıcın inşasında salt sütun kaidesi olarak ihtiyaç olduğu için kullanıldığı görüşü araştırmacılar arasında genel kabul görmektedir. Medusa'yla ilgili mitolojiye dayandırılan bir çok söylentiyle tarihin eski çağlarına doğru bir yolculuk yapmak istersek şu gibi rivayetlerle karşılaşabiliriz:Bir söylentiye göre Medusa,Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgonadan birisidir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan başlı Medusa ölümlüdür. Ve kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir.O dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak amacıyla Gorgona kafalarının resim ve heykellerinin konulduğu, Medusa’nın da bu düşünceyle buraya konulduğu zannedilmektedir. Yine bir rivayete göre Medusa siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı.Uzun zamandan beri Yunanlı Tanrı Zeus'un oğlu Perseus'u sevmektedir. Bu arada Tanrıça Athene de Perseus'u sevmekte ve Medusa'yı kıskanmaktadır.Bunun için Tanrıça Athene,Medusa'nın saçlarını korkunç yılanlar biçimine sokar.Artik Medusa kime baksa, baktığı kimse taş kesilir.Daha sonra onu bu biçimde goren Perseus heyecanla Medusa'nın büyülendiğini düşünerek başını keser, başını eline alıp düşmanlarını taşa çevirerek bir çok savaş kazanır.Bu olaydan sonra Medusa'nın eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlendiği söylenmektedir. Diğer bir rivayete göre ise Medusa kendisine bakanları taşa çevirme özelliğinden dolayı, kendisini bazen Perseus'un kılıcında bazen de aynaya bakıp görüyor ve kendisini taşa çeviriyor. Bunun için buradaki heykeli yapan heykeltraş ışığın yansıma pozisyonlarına göre Medusa'yı üç ayrı pozisyonda yapmıştır. 1.Normal olan yani şu anda Didim'de olan 2.Ters olan 3.Yan olan Buradaki heykel,Didim'den getirtilmiştir. Roma Çağı heykelciliğinin önemli eserlerinden olan dev büyüklükteki iki Medusa başı ters ve yan duruşlarıyla insanların büyük ilgisini çekmeye devam ederken o tarihten bugüne Basilika Sarnıcında sular ahenkle damlayarak sarnıcın yarı karanlık gizemli atmosferinde dolaşanlara Medusa'nın şarkısını mırıldanmaktadır. Basilika Sarnıcı kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yy.’da III. Ahmet zamanında (1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. 19. yy.’da ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanına isabet eder. Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yeralan 8 sütun, 1955-1960 yılları arasında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kaldıklarından bunların her biri kalın bir beton tabaka içine alınarak dondurulmuş ve bu yüzden eski özelliklerini kaybetmişlerdir. Bizans Devrinde civarda geniş bir sahayı kaplayan İmparatorların ikamet ettiği büyük sarayın ve bölgenin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Osmanlılar tarafından 1453 yılında fethinden sonra, bir müddet daha kullanılmış ve padişahların oturduğu Topkapı Sarayı’nın bahçelerine buradan su verilmiştir. Durgun su yerine çeşme suyunu yani akan suyu tercih eden Osmanlılar’ın şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanmadıkları anlaşılan Sarnıç XVI.yüzyılın ortalarına gelinceye kadar batılıların meçhulu olarak kalmıştır.Nihayet 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilerek batı alemine tanıtılmıştır. P. Gyllius araştırmalarından birinde Ayasofya civarında dolaşırken kendisine, buradaki evlerin zemin katlarında bulunan kuyu benzeri yuvarlak büyük deliklerden ev halkının aşağıya sarkıttıkları kovalarla su çektikleri, hatta balık tuttukları söylenince büyük bir yer altı sarnıcının üzerinde bulunan, ahşap bir binanın duvarlarla çevrili avlusundan, yerin altına inen taş basamaklardan, elinde bir meşaleyle sarnıcın içerisine girmeyi başarmıştır. P. Gyllius çok zor şartlarda sarnıcı sandalla dolaşarak ölçülerini alıp, sütunlarını tespit etti. Gördüklerini ve edindiği bilgileri seyahatnamede yayımlanan Gyllius, bir çok seyyahı etkilemiştir. Bunun üzerine yüzyıllar boyu İstanbul’a gelen bütün gezginler bu muhteşem eseri görmeden gitmek istemezler.Basilika Sarnıcını araştıran, başka bir araştırmacı olan tarihçi G. İnciciyan “İstanbul Tarihi” adlı eserinde şehrin XVIII. yüzyılındaki durumunu anlatırken, Yerebatan Sarnıcı hakkında şunları yazmaktadır: Ayasofya’nın güneybatısında, yarım mil mesafede, evlerin arasında bulunan bu sarnıç büyük Constantius tarafından büyük sarayın altına yapılmış olup Basilika Kinotexna adını taşırdı. Özellikle kış mevsiminde deniz gibi dolan sarnıçta balıklarda bulunuyordu. Hatta buraya Alibeyköy deresinden yer altı kanallarıyla su geldiği sanılmaktadır. “Burada P. İnciciyan Basilika Sarnıcı’nın Büyük Contantius (324-337) yaptırdığını söylerken birçok eski araştırmacı ve tarihçi gibi yanılgıya düşmüştür”...XIX. Yüzyılın sonlarına doğru (1874)’te Istanbul’a gelen İtalyan yazar Edmando De Amicis, güzelliğine hayran kaldığı bu şehrin toplumsal yaşayışı ve tarihi eserleri hakkında okuyucuya zengin bilgiler veren Costantinapoli (İstanbul) adlı kitabında Yerebatan Sarnıcı’nın gizemli havasını şiirli bir dille şöyle anlatmaktadır:“Bir müslüman evinin avlusuna giriyor, karanlık ve rutubetli bir merdivenin son basamağına kadar iniyor, ve kendimi İstanbul halkına göre nasıl bittiği bilinmeyen Bizans’ın büyük Basilika Sarnıcı’nın kubbeleri altında buluyorum. Karanlığın verdiği dehşeti daha da arttıran çivit renkli bir ışıkla yer yer aydınlanmış, yeşilimsi sular, kara kubbelerin altında kayboluyor, üzerinden sular sızan duvarları parlıyor ve her tarafta, budanmış bir ormandaki ağaç gövdeleri gibi gözün önüne dikilen bitmez tükenmez sütun sıralarını belli belirsiz ortaya çıkarıyor.” Bunun gibi hakkında birçok hikayenin anlatıldığı Basilika Sarnıcı geçirildiği onarımlardan sonra Cumhuriyet döneminde Istanbul Belediyesi tarafından müze haline getirilerek ziyarete açılmıştır.1985 yılında başlatılan restorasyonda 50.000 ton çamur çıkartılmış ve gezi platformunun yapılmasıyla birlikte 1987 yılında tamamlanmış ve tekrar ziyarete açılmıştır.Basilika Sarnıcı 1994 Mayısında yeniden büyük bir temizlik ve bakımdan geçerek bundan sonraki yaşam serüvenine tıpkı geçmişteki gibi balıklarla birlikte devam etmeye başladı. Sarnıcı ziyarete gelenler balıkların sütunlar arasında kıvrılarak süzüldüğünü seyrederken bir yandanda sürekli olarak çalınan klasik müzik eşliğinde kahvelerini yudumlayarak tarihin derinliklerine doğru esrarengiz bir yolculuğa çıkarlar... |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com