En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 03-04-05, 22:55   #1
segtapo

Varsayılan Türkiye'deki okuma oranları hakkında bilgisi olan varmı_


arkadaşlar elinde bu oranlar hakkında istatiskler olan varmı?yada bu oranlar hakkında bir site ismi veya bi dokuman hakkında bilgi verebilirmisiniz çok lazım.yardımcı olursanız çok sevinirim..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-04-05, 17:22   #2
Togan

Varsayılan Cvp: Türkiye'deki okuma oranları hakkında bilgisi olan varmı_


Devlet istatistik enstitüsüne git ya da ağ sayfasına bak bakalım belki vardır..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-04-05, 17:54   #3
kutlucan

Talking Cvp: Türkiye'deki okuma oranları hakkında bilgisi olan varmı_


%95 civarında biliyorum!! ama yanılma ihtimalimde %95!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-04-05, 21:38   #4
ottoman

Varsayılan Cvp: Türkiye'deki okuma oranları hakkında bilgisi olan varmı_


okuma oranlarının bazı avrupa ülkelerinden yüksek olduğunu biliyorrum ama okuma -yazma oranını kast-etmiyorum.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-04-05, 22:08   #5
hamur

Varsayılan Cvp: Türkiye'deki okuma oranları hakkında bilgisi olan varmı_

Okuma Yazma Oranları
Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar ile günümüz karşılaştırıldığında okuma yazma bilen kişi sayısında artış gözlenmektedir.1920'li yıllarda 6 yaşından daha büyük nüfusun yüzde 89,4'ü okuma yazma bilmez iken bu oran günümüzde yaklaşık olarak yüzde 20'ye düşmüştür.(2) Ancak Türkiye ortalamasını yansıtan bu değer Doğu'ya gidildikçe giderek artmaktadır.Örneğin Güneydoğu bölgesinde okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 40 dolayındadır ki bu değer Kamerun'daki okuma yazma bilmeyenlerin oranına eşittir.Doğu Anadolu bölgesinde ortaya çıkan yüzde 32'lik okuma yazma bilmeyen oranı ise Libya ile eş değerdedir.(3)

Okuma yazma oranları açısından bölgesel olarak gözlemlenen eşitsizliğin bir başka boyutu ise gelir dağılımından pay alan en yüksek ve en düşük yüzde 20'yi oluşturan nüfus dilimlerinin eğitim durumları arasında beliren dengesizliktir.

Gelirden en düşük payı alan yüzde 20'lik nüfus diliminin yaklaşık yüzde 50'si ilkokulu dahi bitirebilmiş durumda değildir.Yine aynı dilim içerisinde bulunup üniversite mezunu olabilen kişi sayısı yüzde 1'i bulamamaktadır.(4) Tablo 1 gelir dağılımından en yüksek ve en düşük payı alan nüfus dilimleri arasındaki eşitsizliği çok daha açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Tablo 1. 15+Yaş Nüfusun Eğitim Düzeylerine Göre Dağılımı
2002 En Üst %20 2002 En Alt %20
Okul Bitirmemiş 4,4 44,0
İlkokul Mezunu 18,6 38,6
Ortaokul Mezunu 10,7 9,7
Lise Mezunu 31,4 7,2
Yüksek Okul Mezunu 29,8 0,9
Master-Doktora Mezunu 5,0 0,0

Sonuç olarak okuma yazma oranları hem bölgesel açıdan hem de en düşük ve en yüksek gelirli nüfus dilimleri açısından eşitsizdir.

Teknoloji Kullanımı
Eğitimin daha nitelikli sunulabilmesi için teknolojinin eğitim süreçlerinde kullanımı kaçınılmazdır.Bu kullanımı sağlayabilmek için ise teknolojiyi üretebilen, bunu çeşitli süreçlere uyarlayabilen bir sisteme gereksinim vardır. Söz konusu sistemin yaratımı ise büyük ölçüde Araştırma Geliştirme faaliyetlerine ayrılan ekonomik kaynak ile ilintilidir. Oysa bu açıdan Türkiye'nin içinde bulunduğu tablo hiçte olumlu göstergelere sahip değildir.(5)

Tablo 2. Kişi Başına Düşen Ar-Ge Harcaması
Yıllar TL Dolar
1992 91.436 13,1
1993 147.521 13,2
1994 230.971 7,9
1995 478.707 10,4
1996 1.064.197 13,0
1997 2.268.144 14,9
1998 4.003.292 15.5
1999 7.387.828 17,5

Tablo 2'den de görüldüğü üzere hesaplanabilen en son veri olan 1999 yılı itibari ile kişi başına düşen Ar-Ge harcaması yalnızca 7 milyon Türk lirası dolayındadır. Kişi başına Ar-Ge harcamasının bu derece düşük olması teknolojinin kullanımındaki yetersizliği de beraberinde getirmektedir. Ancak teknoloji kullanımındaki yetersizlik salt bu boyutu ile ortaya çıkmamaktadır. Tıpkı bölgesel ve nüfus dilimleri arasında okuma yazma oranları arasında görülen eşitsizlik, teknoloji kullanımında da ortaya çıkmaktadır. Eğitim ve gelir düzeyleri daha yüksek olan en üst gelir grubuna dahil yüzde 5'lik dilimde yer alan bireylerin yüzde 77'si teknolojik yenilikler ile oldukça ilgili iken, en alt gelir grubunda yer alan yüzde 5'lik dilimde yer alan bireylerde bu oran yüzde 35 olarak ortaya çıkmaktadır. Bilgisayar kullanımı açısından yüksek gelir grubuna dahil her 10 kişiden 3'ü internet bağlantısı kurmaktadır. Oysa en alt gelir grubunda yer alan bireylerin ancak yüzde 3'ü bilgisayar kullanmakta yüzde 2'si ise internet bağlantısı kurabilmektedir. Teknoloji kullanımındaki bu eşitsizlik teknolojik ürünlerin sahipliği açısından da kendini belli etmektedir. En üst yüzde 5'lik gelir dilimi içerisinde yer alan her 100 haneden 44'ü bilgisayar sahibi iken en alt gelir diliminde bulunan yüzde 5'lik dilimde bu değer ancak 1 'e eşittir.(6)

Eğitimde Cins Ayrımı Eğitimde cins ayrımı bir sorun olarak varlığını halen sürdürmektedir.1990' ların başında 17,7 erkekten ve 4,6 kadından birer kişi okuma yazma bilmemekteydi. 2000 yılının başlarında bu oranlar olumlu gelişme göstermekle birlikte halen 9,3 erkekten ve 3 kadından biri okuma yazma bilmez durumdadır.(7) Dolayısı ile okuma yazma bilmeyen kadınların oranı kimi gelişmelere karşın erkeklerden daha fazladır. Halihazırda erkeklerin eğitim görme süresi 6,8 yıl iken kadınların eğitim süresi 5,3' tür.(8) Zorunlu eğitim süresinin 1998-1999 öğretim yılından itibaren 8 yıla çıkarıldığı göz önünde tutulur ise kadınların eğitim görme süresi bu sürenin yaklaşık 3 yıl altındadır.

Eğitim Harcamalarının Payı
Bir ülkenin kalkınma sorunsalını giderebilmek için ileriye dönük olarak gerçekleştirebileceği en iyi yatırımın insan eğitimine yapılan yatırım olduğu bilinen bir gerçekliktir. Ancak Türkiye bu açıdan da yine olumsuz göstergelerle karşı karşıyadır.(9)

Tablo 3. Milli Eğitim Bakanlığının Bütçeden Aldığı Pay
Yıllar Bütçeden Ayrılan Pay %
1992 14,56
1993 14,35
1994 11,36
1995 10,17
1996 7,21
1997 8,05
1998 8.4
1999 7,85
2000 7.17
2001 8,36
2002 7,5
2003 6,93

Tablodan görüldüğü gibi Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay neredeyse düzenli bir biçimde 'düşürülmektedir'. 1990-2002 yılları arasında eğitim harcamalarının GSMH içerisindeki payı ise hiç bir zaman yüzde 5'e, üniversite dışı eğitim harcamalarının payı yüzde 4'e üniversite eğitim harcamalarının payı ise 1993 yılı dışında yüzde 1'e bile ulaşamamıştır.(10)

Bazı Sonuçlar
Son yıllarda kamunun ve kamuda çalışanların etkin olmadığı, verimliliklerini düşük olduğu çok sık tekrar edilen argümanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa yukarıdaki tabloların istatistiksel verilerini değerlendirdiğimizde kamu hem kendi yapılanmasını hem de çalışanlarını etkin ve verimli çalıştırabilecek adımları atmaktan adeta imtina etmiş/ettirilmiştir. AB araştırmalarına göre ilave her bir yıllık eğitim verimlilikte yüzde 6, gelir düzeyinde ise yüzde 5 artış sağlamaktadır.(11) Bu veriye karşın Türkiye'de işgücünde yer alanların ortalama eğitim süresi ancak 6 yıl dolayındadır.(12)

Dolayısıyla kamu özellikle son 20 yıl içinde adeta kendi bindiği dalı keserek daha etkin ve daha verimli çalışmayı olanaklı kılacak koşulları yaratmamıştır. Kamusal etkinliğin doğrudan doğruya ilgili olduğu insan unsuruna gereği gibi odaklanılmamış, sürekli olarak sürecin ortaya çıkardığı sonuçlardan bizzat kamunu kendisi şikayet eder hale gelmiştir. Ve ilginç bir biçimde yine kamu gücüne sahip otoriteler tarafından şikayet edilen sorunların çözümü için 'performansa dayalı ücret sistemi, esnekleştirme, kamuda reform' gibi araçlar öneri biçimde gündeme getirilmiştir.

Söz konusu ifadeler ülke gerçekliğine uygun düşmeyen, neo-liberal tercihlere dayalı bakış açısını yansıtmaktadır. Böylelikle 1995 yılında GATS anlaşması ile imza altına alınan hizmet sektörünün yabancı sermayeye koşulsuz olarak teslimatına zemin hazırlanmıştır. Oysa yapılan hesaplamalar, genel olarak esneklik özel olarak da performansa dayalı ücret sistemi ile istihdam ve verimlilik arasında doğrudan doğruya ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Örneğin İsveç ve Norveç gibi ülkelerde ücret esnekliği söz konusu değil iken, yüksek ücretler ve ücret farklılıklarının olmadığı 1960-1992 döneminde işsizlik yüzde 1-3 dolaylarında seyretmiştir.

Genel olarak eğitimin özel olarak ise 'akademinin' ekonomik kriterler açısından 'kurtuluşu' eğitime daha fazla kaynak ayırmaktan geçmektedir.

Böylelikle:
- Eğitimde cins ayrımına son verilerek yüzde 20'ler dolayında seyreden kadınların işgücüne katılım oranı artırılma olanağına sahip olunacaktır. Bu olanak ise hem verimlilik hem de üretim artışına yol açacaktır.

- Ortalama eğitim süresini teknik olarak uzatabilme koşulları oluşacak ve bu durum nitelikli ve günümüz koşullarına uygun işgücünü ortaya çıkaracaktır.

- Eğitilmiş nüfusun ülkeden tamamen ayrılmasının önüne geçilerek beyin göçü durdurulacaktır.(*)

- Eğitime daha fazla kaynak aktarımı yolu ile eğitim tamamen parasız bir hizmet haline dönüşecek; yalnızca parası olanların öğrenim gördüğü , fırsat eşitliğini ortadan kaldıran sistemin önüne geçilecektir.

- Bilgi teknolojilerine yönelik harcamaların artması ile birlikte yeni istihdam alanları yaratılabilecek, bu ise işsizlik sorununun giderilmesine ön ayak olacaktır.

Son Söz
Eğitim sorununun salt ekonomik iyileştirmeler yolu ile giderilemeyeceği açıktır.Çok sık ifade edildiği üzere özerk ve bilimsel içeriğe sahip bir eğitim sistemi siyasal olarak ancak demokratik açılımlara sahip bir bakış açısı ile çözülebilir. Kendini gerçekleştirebilen, bağımsız düşünebilen, sorgulayabilen, 'etrafında olup bitenleri anlayabilen' bireyler ancak demokratik koşullarda ortaya çıkabilir. Sonuç olarak eğitime yönelik harcamaların süreç içerisinde artırılması, özgürleşmiş bireylere sahip bir toplum olabilme yolunda var olan potansiyelleri açığa çıkarabilmek için önemli bir araçtır.

DİPNOTLAR
(1) Radikal 17 Haziran 2003

(2) Ergül Han-Türkiye Ekonomisi Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yayınları No:1149 Editör; Mustafa Özer

(3) Mustafa Sönmez- Bölgesel Eşitsizlik Alan Yayıncılık 1998 sayfa 18

(4) Radikal 20 Şubat 2003

(5) [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] (27 Haziran 2003)

(6) Radikal 20 Şubat 2003

(7) [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] (16 Mart 2003)

(8) [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] (16 Mart 2003)

(9) Mustafa Sönmez 100 Göstergede Kriz ve Yoksullaşma İletişim Yayınları 2003. sayfa 57

(10) Sezai Temelli 1990'lardan Günümüze Bütçelerde Eğitim Harcamaları Üzerine Bir Değerlendirme Eğitim -Bilim -Toplum. Cilt 1 Sayı 1 2002 s 21-22

(11) [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] (1 Mayıs 2003)

(12) [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] (30 Mart 2003)

(*) Bu açıdan şu veri oldukça düşündürücüdür. 2000 yılında Türkiye'den Amerikan vatandaşı olabilmek için başvuranların sayısı 165 bin iken; bu sayı 2001 yılında 1 milyon 700 bin'e ulaşmıştır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat