Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 08-09-12, 19:50   #1
Assasin48

66 Zombi Sevgilim...


Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum moruk, tek bildiğim şey ilk başlarda bütün olanların bir Romero filmini andırdığıydı fakat tarihin başladığı zamandan beri dünya, üzerinde yaşayan canlılara garip zamanlar yaşatmıştır, bu da o garip zamanlardan birisiydi. İnsan neslinin bu dönemde verdiği kayıpların boyutunu düşündüğüm zaman bu olay yeni bir çağın başlangıcı gibi önemli oluyor moruk, çünkü ortada insanlığın kaderini değiştiren bir durum var.

Her şey iki hafta önce başladı, iki hafta önce şehrin bütün sokaklarında normal bir yaşam vardı. İstanbul neşeli olmasa da her zamanki gibi oldukça kalabalık canlı ve hareketliydi. Şimdi ise bu eski şehrin terk edilmiş boş sokaklarında et bularak beslenmek için bilinçsizce gezinen zombiler, cam kırıkları, ateş kümeleri, mermi izleri, talan edilmiş ya da yakılmış iş yerleri, patlamış benzin istasyonları, terk edilmiş evler, kan lekeleri, araba hurdaları, insan ve hayvan leşleri gibi zombilerin eline geçmiş bir şehirde olabilecek binlerce detay dışında pek fazla şey kalmadı. Tam on beş gün oldu moruk, on beş gün önce Salı sabahı insanlar uykularından kalktıklarında yolunda gitmeyen bir şeylerin olacağından habersiz işlerine koyulmuştu. Vakit akşamüzerine doğru yaklaşırken şehrin dışındaki bir santralde talihsiz bir kaza meydana geldi. Tam olarak ne olduğu henüz belli olmamış olan bu olayı altı üstü tahmin edebilmişsindir, şu bütün zombi filmlerindeki rutin kaos zinciri işte; bir santral, bir deney, bir hata sonra virüs yayılır, virüsü alan zombi olur, kimi ısırırsa onu da zombi yapar ve yaşayan ölüler birbirlerini yiyerek çoğalmaya başlarlar. Kaos böyle bir şeydir ve bir anda gerçekleşebilir, son iki hafta içinde yaşadıklarımı düşündüğümde hayatın insanlara her türlü garip ve sıra dışı olayı yaşatabileceğine tüm kalbimle inandım fakat benim anlatacaklarım bu şehirdeki zombilerle değil Bela Dona ile ilgili.

Bu satırları yazdığım sırada hayatta kalan diğer insanların da eminim ki bu zombi olayı yüzünden başlarından geçen yüz binlerce olay vardır, sonuçta herkes kendi kafasını yaşıyor moruk. Fakat yaşadığım olaydan sonra ister istemez bundan bahsetmem gerekiyor çünkü şu anda dairemin çelik kapısının tüm kilitleri ve ekstra kilitleri kilitli ve bütün pencerelerime tahtalar çakılı. Dairemin içinde direnmeye çalışarak sağ kalma mücadelesi veriyorum ve bir zombi olmak istemiyorum. Sanırım başımı boktan bir belaya soktum moruk, şu an kendimi oldukça halsiz hissediyorum, Bela Dona üzerindeki gri gelinlikle karşımdaki koltuğa oturmuş boş gözlerle beni izliyor, ayrıca sağ bileğimin üzerinde de sürtüğün dişlerinin izleri var.

Daha iyi anlayabilmen için biraz başa dönelim moruk, zombilerin ilk ortaya çıktığı güne. Virüs yayıldı ve insanlar birbirlerini yemeye başladı, ben düzeni bozulmuş bir yaşam tarzına sahip olduğum ve geceleri oturup gündüzleri uyuduğum için o gün evimdeydim, kahvaltı yapmak için bir kutu konserve açıp televizyonun karşısına geçmiştim, olayı oradan öğrendim. Televizyonda sokağın ortasındaki kudurmuş bir adam yaşlı bir teyzeyi yiyordu, sonra diğerleri ellerindeki silahlarla adamı vurarak etkisiz hale getiriyorlardı fakat beş dakika sonra yerdeki teyze ayağa kalkıp etraftakilerden birisinin üzerine saldırıyordu. Spiker şehirde birbirlerine saldırarak ısıran insanların sayısının arttığını ve dikkatli olunması gerektiğini söylüyordu. İlk bakışta gerçekten şaka gibiydi moruk fakat akşam haberlerinde Spiker ‘Eğer bir zombi –evet, bu kelimeyi kullanacağım çünkü bu görüntüleri izledikten sonra artık eminim ki bunlar birer zombidir!– Sayın seyirciler bir zombi size saldırırsa hemen onun kafasına ateş ederek onu etkisiz hale getirmelisiniz. Sadece kafalarına nişan alarak beyinlerini patlattığınız zamanlarda ölüyorlar, onları etkisiz hale getirebilmenin tek yolu bu.’ diyordu ve aynı günün gecesinde İstanbul’un 24 saat içinde tahliye edilmesine karar verildi. Salgın o kadar çabuk yayılıyordu ki milyonlarca insan şehrin kapılarına yığıldı moruk, eli silahlı askerler çıkışlara telden çitler germişlerdi ve askerlerle doktorlar çıkış kapılarının önünde yığılan insanları virüsü taşımadıklarına dair kontrolden geçirdikten sonra dışarı çıkarıyorlardı. Virüs kapmış insanları ise kapıların yakınlarında açılmış büyük çukurların yanına götürerek sessiz bir şekilde infaz ediyorlardı. Yapılacak bir şey yoktu çünkü virüsü kaptıktan bir süre sonra zombiye dönüşüyordun, bu süreyi bağışıklık sistemin belirliyordu. Şehrin tahliyesi bir buçuk gün devam etti fakat on altı milyonluk bir şehri boşaltmak kolay bir iş değildi. Tahliye süresi sona erdiğinde hatta kapılar verilen süreden altı saat sonra kapatılmış olsa da on binlerce insanın sokaklarında aç zombiler olan şehrin etrafına çevrilmiş tellerin ortasında mahsur kalmalarına engel olunamadı. Ben ise gitmeyi hiç düşünmedim moruk, ilk iki gün dikkatle televizyonu izledim, zombilerle ilgili haberlerden bunaldığım zamanlarda uyudum ya da Bela’nın filmlerini seyrettim. Tahliyeden sonra geride kalan insanların bir kısmı etrafta gezinen zombilere yem oldu, bir kısmı şehirden çıkmanın bir yolunu buldu, bir kısmı ise hala direniyor fakat yetkililer tellere rağmen virüsü şehirde tutmayı başaramadılar. Altıncı günde tahliye sırasında kapılardan çıkmayı ve güçlü bağışıklık sistemi yüzünden virüsü günlerce etkisiz şekilde bünyesinde tutmayı başarmış insanların ülkenin dört bir köşesine virüsü yaydıkları haberleri duyuldu ve on ikinci günde bütün ülke kontrolden çıkmış bir hale geldi. Dünyanın diğer ülkelerine de yayıldığına eminim çünkü son dört gündür radyodan sağ kalanların yardımları ya da bir araya gelme çağrıları dışında hiçbir bir ses alamadım, televizyonda en son kalan bir Avustralya kanalı da dün bütün gün ülkedeki zombi istilasıyla ilgili haberler yayınlıyordu, şimdi o da karıncalandı.

Sanırım tanrı dünyayı temizliyor moruk, silahı olanlar ve ölmek istemeyenler hala direniyor fakat bu acımasız kıyım uzunca bir süre daha devam edecek. Sokaklar yürüyen cesetlerle dolu ve onların tek isteği şey taze et. Mecbur kaldıkları zaman birbirlerini bile yiyorlar moruk, iki hafta sonunda anladım ki insanoğlu zombilerinin sonunu getirmeyi başaramayacak ve bana göre zombiler dünyada kalan son taze eti de midelerine indirdikten sonra birbirlerini yemeye başlayarak kendi sonlarını kendileri getirecekler. Böylece gezegenin üzerinde yeni bir hayat filizlenecek, bu aslında dünyayı bir birey olarak düşünürsen dünya için çok iyi bir olay moruk, biz yerçekimi yüzünden dünyanın üzerine mıknatıslanmış parazitleriz ve sürekli ona zarar veriyoruz, her şeyin yok oluşu yeni bir hayat başlayana kadar dünyanın bir süre dinlenmesine neden olabilir. İnsanoğlunun dönemi artık bitti moruk, kısa bir süre sonra her şey sessizliğe kesecek.

Üçüncü gün yiyecek bir şeyler bulabilmek için dışarı çıktım. Elimde bir beysbol sopası vardı ve apartmanın merdivenlerinden inerken oldukça temkinliydim. Çıkmadan önce sokağa bir göz atmıştım moruk, miskin adımlarla dolaşan yaşlı bir kadının zombisi dışında kimsecikler yoktu ve markete gidip kendime yiyecek erzak almam gerekiyordu. Tahliyeden sonra şehirdeki işyerlerinin çoğunun yağmalandığını biliyordum bu yüzden yanıma iki tane büyük çanta almıştım. Sokaktaki zombinin kafasını beysbol sopasıyla patlatabileceğime inanıyordum çünkü televizyondan zombilerle ilgili onlarca şey öğrenmiştim. Miskin ve yavaşlardı, hızlı hareket edemiyorlardı fakat eğer sizi yakalarlarsa kesinlikle ısırmadan bırakmıyorlardı, yaşayan ölü olsalar bile tam olarak hislerini ve duygularını kaybetmiş değillerdi fakat ete olan saplantıları ve bitmek bilmeyen açlıkları yüzünden insanları ısırmakta tereddüt etmiyorlardı. Sadece ve sadece beyinleri patlatıldığı zaman ölüyorlardı, eğer elinizde sopa ya da kürek gibi bir silah varsa kafatasının çatlayıp beyninin aktığından emin olana kadar zombiye vurmaya devam etmeniz gerekiyordu, keskin bir silahla kafaları kesilebilirdi, normal bir tabanca ile ise kafalarına iki el ateş etmek yeterliydi. Zombiler halsiz ve ağır olduklarından insanlara göre yavaş kalıyorlardı fakat bu hızlı bir şekilde yayılıp sayılarını çoğaltmalarına engel değildi. Çantaları sırtıma taktıktan sonra beysbol sopasını sıkıca tuttum ve pencereden son kez sokaktaki zombiye baktım. İçeri dönerken gözüm duvardaki Bela fotoğraflarından birine takıldı -evimin bütün duvarları Bela Dona’nın resimleriyle kaplı moruk, ben onun yaşayan en büyük hayranıyım fakat sana ondan daha sonra bahsedeceğim- Bela’nın duvardaki fotoğrafına bir şans öpücüğü kondurduktan sonra elimdeki sopayı hazır tutarak temkinli adımlarla merdivenlerden inip sokağa çıktım.

Ayağım kaldırımın üzerine değer değmez sokağın karşısındaki camları kırık araba hurdasının yanında arkası dönük şekilde bekleyen zombi bana döndü, etimin kokusunu aldığı ortadaydı, eski bir arkadaşımın anneannesine benzeyen bu ölü kadın beni ısırmak için ağır adımlarla inleyerek üzerime doğru yürümeye başladı. Üzerinde pazarlarda satılan ucuz bir konfeksiyon tişörtü, boynunda saçlarından düşmüş beyaz bir eşarp altında ise çiçekli basmadan bir şalvar vardı. Beyaz saçları kanla kaplıydı ve salyalar akan açık ağzının üzerindeki gözlerinin akı yoktu. Elimdeki sopayı hazır halde tutarak bana yaklaşmasını bekledim, aramızda üç adım kadar mesafe kaldığı zaman sopayı var gücümle suratının ortasına patlattım ve kemiğinin kırılmasının sesinden sonra sırt üstü yere düştü, yanına gidip beynini görene kadar sopayla kafasına vurdum moruk, ayakkabılarım ve pantolonumun paçaları kan olana kadar vurmaya devam ettim. İlk kez ölü birini öldürmüştüm ve açıkçası bunu yapmak düşündüğümden daha kolay olmuştu.

Oturduğum sokağın başındaki markete gitmek için yürümeye başladım. Etrafta kimsecikler yoktu. Sokağın ortasında gelişigüzel park edilmiş kapıları açık arabaların bazılarının anahtarı üzerlerindeydi bazı arabalar ise ağır hasar almış ya da yanmıştı, eski bir Fordun yanmış kasasından dumanlar tütüyordu. Etraf Resident Evil oyunundaki gibiydi ve bu gerçeği yaşamak gerçekten ürkütücüydü. Arada sırada çevredeki evlerin içinden bir zombi iniltisi ya da bir çatırtı geliyor, etraftaki sessizlikte duyulan her ses insanı tedirgin etmeye yetiyordu. Sokağı bitirip marketin önüne vardım. Evimde güvenle yaşamaya devam edebilmem için ilk olarak erzak problemini çözmem gerekiyordu ve marketin içinde işime yarar bir şeyler bulabilmek için kendi kendime dualar mırıldandım.

Marketin camları çoktan indirilmiş içindeki reyonlar ise talan edilmişti fakat ürünlerin büyük bir kısmı hala raflarda ya da döküldükleri yerlerde duruyordu ve etrafta kimsecikler yoktu. Temkinli adımlarla kırık vitrinlerden birinin içinden geçerek markete girdim ve sopayı hazır pozisyonda tutarak burada gerçekten tek başıma olup olmadığımdan emin olmak için markette dolaşmaya başladım. Tahmin ettiğim gibi etrafta kimsecikler yoktu ve rafların birçoğu doluydu. Beni aylarca idare edebilecek kadar yiyecek alabilirdim

Marketteki tüm erzağı alabilmek için yanıma aldığım çantalar gibi bir düzine daha çanta almam daha gerektiğini gördüğümde toplayabildiğim kadar yiyeceği marketin arka kısmındaki personel odasına doldurdum. Bu odayı kullanabilmek için içerideki zombi personelin işini bitirmem gerekti, bu sefer av bıçağını kullanarak arkasından dolanıp gırtlağını kestim ve o yoğurt reyonunun önünde kanlar içinde yere düşerken kendimi muhteşem hissettim. Dört alışveriş arabasını erzakla doldurduktan sonra arabaları personel odasına doldurdum ve geberttiğim zombinin cebindeki oda anahtarıyla kapıyı kilitleyerek iki çantanın yanı sıra poşetlere doldurduğum diğer erzakları bir alışveriş arabasına atıp arabayla birlikte marketten çıktım. Adil bir alışveriş olmuştu moruk, ayrıca bonustrack olarak personel odasında bir pompalı tüfek ve altı tane de mermi bulmuştum. Alışveriş arabasını apartmanımın önüne götürdüm ve arabayı kapıdan içeri soktuktan sonra kapıyı kilitleyip torbaları daireme taşıdım.

Bana bir hafta yetecek kadar erzak almıştım, çoğunluğu da alkoldü. Torbaları daireme bıraktıktan sonra pompalı tüfeğimi alıp apartmandaki bütün dairelerin kapısını çalarak-açılmayan kapıları kırıp tüm daireleri teker teker kontrol ettim- apartmanda başka birilerinin olup olmadığına baktım. Vahit Amca’yı karısını Süleyman’ın annesi Necla’yı ve kapıcının küçük kızı Selin’i zombi oldukları için vurmak zorunda kaldım yada acılarını dindirdim. Senelerdir aynı apartmanı paylaştığım komşularımı öldürmek benim için kolay olmamıştı fakat böylece apartmanı zombilerden temizlemiş olmuştum ve binanın giriş kapısını kapalı tuttuğum sürece güvendeydim. Apartmanda tek başıma olduğuma emin olduktan sonra vaktimi dairemde takılarak marketten eve getirdiğim içki şişelerini yudumlayıp Bela’nın resimlerine bakıp onunla ilgili hayaller kurarak geçirdim. Arada sırada sokaktan geçen zombilere aldırmadan şişeleri birer birer deviriyordum ve televizyon kanalları birer birer yerlerini karıncalı ekranlara bırakıyordu, böylece dikkatimi duvarların üzerindeki resimlere odaklıyor ve kafamı Bela Dona ile meşgul ederek vakit geçiriyordum. Sen Bela’yı tanımıyorsun moruk, sana biraz ondan bahsedeyim.

Bela Dona 19—yılında doğmuş, babası İtalyan annesi ise Türk bir kız. On beş yaşına kadar İtalya’da yaşamış sonra ülkesine dönmüş ve 20—yılına kadar da hiç kimsenin ondan haberi olmamış. On sekiz yaşındayken tesadüf eseri bir müzik videosunda oynamış ve güzelliği hemen yapımcıların dikkatini çekmiş, kız hemen bulunup ajanslarla sözleşmesi yapılmış ve bir iki prodüktörle kısa süren aşklar yaşadıktan sonra ünlü isimlerin oynadığı bir dizide oyunculuk yapmaya başlamış. Bela Dona’yı altı yıl önce televizyonda o dizide oynarken gördüm ve o gün o anda ona âşık oldum moruk, Bela Dona bu evrenden değil, onun kesinlikle başka bir yerden gelmiş olduğuna inanıyorum. Bugüne kadar altı filmde, dört dizide, on iki reklamda, sekiz müzik videosunda ve iki tiyatro oyununda oynadı, dört modacının defilesinde mankenlik yaptı, onlarca fotoğrafçı tarafından 6 sene boyunca fotoğrafları çekildi ve gerek yaptığı işler gerekse yaşam tarzı ve gece hayatıyla televizyonlarda hemen her zaman adından söz ettirmeyi başardı. Bu ülkede Bela Dona’yı tanımayan çok az insan var moruk, ama sana tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki onu tanıyan milyonlarca insan arasında onu benden daha çok seven başka birisi yok. Hiç kimse onu benim kadar sevemez. Evimin bütün duvarları onun resimleriyle dolu moruk, nereye baksam onu görüyorum ve böylece sürekli onu düşünüyorum. Bu yüzden gönül rahatlığıyla onu benden daha çok seven hiç kimsenin olamayacağını iddia ediyorum, çünkü dairemin içinde olduğum sürece sürekli Bela’yı izliyorum ve on saniyelik bir düşünce diliminin altı saniyesini Bela oluştururken diğer dört saniyeyi diğer düşünceler işgal ediyor. Ona çılgınlık derecesinde bir tutkuyla bağlıyım moruk, bu dünyadaki hiç kimse onu benden daha fazla düşünemez. Onun şu anda güvende olduğundan da adım gibi eminim, virüs onun gibi insanlara bulaşamaz çünkü o tanrının yarattığı kusursuz bir varlık ve böyle bir tehlikede kendisini korumayı bilir. Hem çevresinde onlarca insan vardır moruk, öyle bir kadını asla tek başına bırakmazlar.

Altıncı gün erzağım bitmek üzere olduğunu gördüm. Perdeyi aralayıp pencereden sokağa baktım, markete giden sokakta birbirlerine yakın mesafede ayakta dikilen iki tane zombi vardı. Yanıma bir tane sırt çantası aldım, av bıçağını kemerime taktım, pompalı tüfeği omzuma astım ve Vahit Amca’nın beylik tabancısını da hazır halde elimde tutarak dairemden dışarı çıktım. Merdivenlerden sokağa indim ve markete doğru yürümeye başlamamla birlikte zombiler de bana doğru yürümek için hareketlendiler. Korkusuzca üzerilerine gittim ve yirmili yaşlarında sarışın bir kız olan birinci zombinin kafasına üç el ateş ettim, o yere düşerken yanmış bir araba iskeletinin arkasında bekleyen diğerinin –uzun boylu ve kel bir adamdı moruk- kafasına da dört el sıktım. O da yere serildikten sonra kendime cesaret vererek markete doğru yürümeye başladım. Silahımda 4 kurşun kalmıştı, pompalının 5 mermisi vardı –birini bir viski şişesi bitirdikten sonra pencereden kapının önünde bekleyen bir zombiyi vurmak için harcamıştım- bu yüzden mermilerimi tedbirli bir şekilde kullanmalıydım.

Markette bir uğursuzluk olduğunu oraya girmeden önce hissetmiştim ve sokağı bitirip marketin vitrininden içeri adımımı attıktan sonra caddenin diğer tarafından gelen bir homurtu kötü hislerimi haklı çıkardı. Az önce çıkardığım silah gürültülerini duymuş olan üç kişilik bir zombi grubu caddenin karşısından üzerime doğru yürüyordu. En önde yeşil kumaş pantolon ve oduncu gömleği giymiş esmer tenli bir adam vardı tek eli bileğinden kopmuş suratının yarısı ise çürümüştü, arkasında sağ tarafında gövdesinin büyük kısmı onu ısıran zombi tarafından yenilmiş olmasına rağmen ayakta durmayı başarabilen korkunç bir kadın diğer tarafta ise üzerinde omuzlarından başlayarak dizlerinin yukarısına kadar inen etekli beyaz elbise olan sarı saçlı genç bir kız.

Üç zombi bana doğru ağır adımlarla yürürlerken içim bir anda cesaretle doldu moruk, nasıl oldu anlamadım ama ‘Gelin bakalım anasını siktiklerim!…’ diye mırıldandıktan sonra silahımı erkek olanın kafasına doğrulttum ve aramızda bir metre kalana kadar bekledikten sonra ****** çocuğunu tam alnının ortasından vurdum. Beyni iki metre geriye fırladı moruk, sonra da çuval gibi yere yığıldı. Arkadaşının ölümünü gören yarısı olmayan zombi acı bir çığlık attı ve hiç düşünmeden silahımı onun da kafasına çevirip tetiğe bastım. Kaltağı yere düşürmem için iki mermi daha sıkmam gerekti moruk, silahta tek mermi kalmıştı. Silahı beyaz elbiseli kıza doğrulttum, onun işini tek atışta bitirmem gerekiyordu çünkü zorunlu kalmadıkça pompalı tüfeğimin mermilerini harcamak istemiyordum.

Üzerime doğru gelen kıza nişan aldığım zaman nedense onu daha önce bir yerlerde görmüşüm gibi hissettim, sanki onu tanıyor gibiydim ve bu düşünce bir anlığına tetiğin üzerindeki parmağımı frenlese de, o bana doğru yürüyerek aramızdaki mesafeyi kapatmaya devam ediyordu. En fazla yirmi beş yaşında olmalıydı, üzerindeki elbisenin göğüs kısmındaki yaranın etrafında geniş bir kan izi kütlesi vardı bu kan izi ve yüzündeki o zombilere has korkunç ifade dışında bedeni iyi görünüyordu, yeni ısırılmış olduğu belliydi çünkü fazla çürümemişti. Aramızda bir buçuk metre kadar mesafe kalmıştı ve çıkardığı hırıltıları duyuyordum, sonra bir şey fark ettim moruk ve fark ettiğim bu şey beni heyecanlandırmış olmalı ki parmağım istem dışı bir şekilde tetiğe dokundu ve silah bir anda ateş aldı. Mermi elimdeki tabancadan fırlayıp onun çenesinin alt kısmını parçalarken ateş ettiğim zombinin Bela Dona olduğunu anlamıştım.

Vitrinleri inmiş ve içindeki raflar talan edilmiş olan marketin önünde alt çenesinin sağ kısmına açtığım diş kemik ve et parçalarından oluşan kırmızı çukura saplanan merminin etkisiyle Bela Dona sendeleyip bir iki adım geri gitti sonra acıyla inledi. Ben onun yere düşmesini beklerken o yeniden düzelerek üzerime doğru yürümeye kaldığı yerden devam etti. Aramızdaki mesafeyi koruyarak yavaş adımlarla geriye doğru giderken onu incelemeye ve gerçekten Bela’nın kendisi olup olmadığından emin olmaya çalıştım. Isırılarak parçalanmış sol göğsü, alt tarafı kırılmış çenesi, yüzündeki o korkutucu zombi ifadesi ve tavırları hiçe sayılırsa karşımdaki kadının Bela Dona’nın ta kendisi olduğuna şüphe yoktu. Ellerini hafifçe havaya kaldırmış şekilde ağır aksak adımlarla üzerime doğru yürüyor ben ise onu bulmuş olmanın şaşkınlığıyla onu izlemeyi sürdürüyordum. Bela’nın canlı olmasa da kanlı bir şekilde karşımda duruyor oluşuna inanamıyordum moruk, şaşkınlığım birkaç dakika sürdü ve sonunda bir seçim yapmam gerektiğini anladım. Ya Bela Dona’yı öldürecek ya da ondan uzaklaşıp gidecektim. Onu bulmuşken kaybetmeyi şüphesiz ki göze alamazdım ve onu öldürme fikri de gözüme çok iğreti göründü. Yavaş yavaş akşam çöküyordu ve kararımı verdim. Markete gidip uzunca sağlam bir çamaşır ipi buldum ve ipin bir ucunu kement şekline getirip kemendi Bela’nın sol koluna geçirip ipi sıktım, böylece onu yakalamış oldum. Sonra bir ucunu bileklik gibi koluna taktığım ipin diğer ucunu tutarak onun etrafında dönmeye başlayarak onu bağladım ve çevresinde bana zarar veremeyeceğine emin olduğum kadar tur attıktan sonra etkisiz hale getirdiğim Bela’yı kucaklayıp marketin alışveriş arabalarından birinin içine koydum. Açılmasın diye bağlanmış eski bir halı gibiydi tek farkı sürekli boğuk hırıltılar çıkarıyor ya da çıldırmış gibi anlamsız kelimelerle sayıklıyor olmasıydı. Alışveriş arabasını sürerek apartmanımın önüne çektim, Bela’yı sırtıma atıp onu merdivenlerden çıkardıktan sonra daireme getirdim.

Onu bağlı bir şekilde yatağın üzerine bıraktım ve koşar adım markete geri dönüp personel odasındaki alışveriş sepetlerinden birini alıp eve geri döndüm. Sepete birkaç tane de deodorant ve oda spreyi koydum, Bela’nın çürümeye başlayacağını biliyordum. Çok mutluydum moruk, nasıl hissettiğimi anlatamam. Bütün gün kendimden bile daha fazla düşündüğüm Bela Dona şu anda benim evimde benim yatağımda yatıyordu. Bir zombiydi ve çamaşır ipiyle bağlanmıştı ama bunu hiç umursamıyordum sonuçta oradaydı.

Bela ile konuşmayı ve iletişim kurmayı denedim fakat başarılı olamadım. Ona zarar vermeyeceğimi söylesem de ipler ve onu bağlama biçimime çok öfkelenmiş olmalıydı ki uzun süre ipleri zorlayarak tehditkar hırıltılar çıkarmaya devam etti. İp meselesine bir çözüm bulmam gerekiyordu. Bir iki kere ona yaklaşıp ona zarar vermeyeceğimi anlatmayı denedim fakat her defasında dörtte biri eksik olan ağzıyla beni ısırmaya kalktı. Ağzına da bir çözüm bulmalıydım eğer beni ısırırsa enfeksiyon kaparak bir zombiye dönüşebilirdim. Apartmandaki diğer daireleri dolaşıp işime yaracak bir şeyler aranmaya başladım. Nedime Hanım’ın evinde yatak odasının çekmecesinde büyük bir vibratör, bir kırbaç, ağzında plastik bir top olan deri bir fantezi maskesi ve iki de kelepçe buldum. Dildoyu çekmecede bırakıp diğer malzemeleri aldıktan sonra eve dönüp Bela’nın yanına gittim. Ona ipleri çözüp kelepçeleri takacağımı anlatmayı denedim fakat beni ısırmaya çalışmaya devam etti. Bu yüzden fantezi maskesini kafasına geçirdim ve ağzına denk gelen top sayesinde beni ısırmasını engelledim. Maske onu oldukça seksi bir hale getirmişti moruk, bir an için onunla köpekler gibi sikişmek istedim. Bu düşünceden olsa gerek Bela Dona’yı yatağıma yüzüstü yatırdım ve kollarından birini yatağımın bir tarafına diğer kolunu da diğer tarafına kelepçeledim. İki tarafa açık kollarıyla bir süre yatağın üzerinde çırpınsa da kelepçelerden iplerden daha memnun olduğu belli oluyordu çünkü hırıltısı azalmıştı. Dolaptan bir viski şişesi çıkardım ve masama oturup bir duvardaki resimlerine bir de yatakta yatan kadınımın kendisine bakarak bütün şişeyi bitirdim.

Sarhoş olmuştum moruk ve Bela Dona’nın dolgun kalçaları vardı. Üzerindeki elbise omuzlarından aşağıya dökülüyor ve dizlerinin üzerinde bir etek şeklinde bitiyordu, Bela’nın mat ve beyaz bacakları oldukça çekici görünüyordu. Gidip yeni bir şişe açtım ve sandalyenin üzerine oturup onu izlemeye devam ettim. Bu sırada olduğu yerde kıvrandı ve eteği sıyrıldı, altındaki külotu görebiliyordum. Bela Dona’nın beyaz elbisesinin altındaki güzel fakat ölü kıçında siyah bir tanga vardı ve elimde olmadan o çekici popoyu okşamak için sandalyemden kalktım. Viskiden bir yudum daha alıp elimi yatağımda yatan Bela’nın kıçına atıp avuçladım tam bu sırada Bela öfkeyle homurdanmaya başladı ve korkarak elimi geri çektim, zombilerin hislerinin ve duygularının tamamen ölmemiş olduğunu hatırladım, sadece et yemeleri gerekiyordu ve bu anda aklıma Bela’nın acıkmış olabileceği fikri geldi. Zombilerin tek düşünebildikleri şey biraz et yemekti, bu yüzden diğer insanlara saldırıyorlardı. Bela’nın karnı aç olmalıydı, buraya geleli en az üç saat olmuştu ve dışarıda ne kadar süredir kaldığını bilmiyordum. Yemesi için ona taze et bulmam gerekiyordu. Silahlarımı kuşandıktan sonra kadınıma yemek bulabilmek umuduyla dairemden çıktım.

Sokağa iner inmez önceden öldürdüğüm zombilerin cesetlerinden birinin yanına gittim. Aralarında en genç olanı kafasından vurduğum sarışın kızdı ve diğerlerine göre eti daha taze gözüküyordu, kızın cesedinin üzerine eğilip vücudunu inceledim. 20li yaşlarında olmalıydı, hafiften çürümüştü ve bir iki güne kadar tamamen bozulacağı şüphesizdi. Av bıçağımı çıkardım ve kanın üzerime bulaşmamasına büyük bir özen göstererek kızın sol bacağını belinden itibaren kestim sonra bacağı bir brandaya sarıp apartmana taşıdım. Brandayı eski komşulardan birinin evine serip bacaktan iri ve kanlı bir parça keserek parçayla birlikte daireme döndüm ve eti tabağa koyup yatakta uyuyan Bela’nın maskesini çıkardım. Tabağı yatağın üzerine suratının yakınına koydum, tabağı kokladıktan sonra etin çürümüş bir zombiye ait olduğunu anlamış olmalı ki kızarak bağırmaya ve homurdanmaya başladı. Çok garip sesler çıkarıyordu moruk, hırıltıları kulak tırmalayıcıydı. Bayatlamış bir zombiye ait olan bir eti ona yediremeyeceğimi anlamıştım, canı taze ve kanlı bir şeyler yemek istiyordu, açlığı ancak böyle son bulabilirdi. Aklıma Vahdet Amca’nın kuşları geldi moruk, adam hayvanları bir kafesin içinde besliyordu ve iki kuşun hala orada olduğunu biliyordum. Koşar adım apartmanın merdivenlerinden tırmanıp Vahdet Amca’nın dairesine girdim ve kafesi içindeki kuşlarla birlikte alıp daireme geri döndüm.

Kuşlardan birini çıkardım ve hayvanı Bela’ya gösterdim. Avucumun içinde öterek bağıran kuşu görür görmez Bela onu kendisine vermemi istermiş gibi sesler çıkarmaya başladı. Uçamaması için kuşun kanatlarını koparttıktan sonra hayvanı yatağın üzerine Bela Dona’nın suratının yakınlarına bıraktım, kuş yatak örtüsünün üzerinde üç adım atamadan Bela açık ağzı ile kuşun üzerine abandı ve iki lokmada hayvanı midesine indirdi. Bütün bunlar o kadar hızlı olmuştu ki kuşun çığlık atmaya bile fırsatı olmamıştı moruk. Çenesindeki çukurdan kuş tüyleri dökülen Bela kafasını bana doğru çevirip öyle bir baktı ki, daha fazla yemek istediğini hemen anladım ve iki adımda diğer kuşu da getirip önüne sundum. Onu da iki lokmada yuttuktan sonra memnun bir şekilde bana baktı ve ufak bir kahkaha atıp sakin bir şekilde yatağa uzandı. O kahkahayı duyduğuma tüm kalbimle yemin edebilirim moruk ve onun gülümsemesini gördükten sonra kendimi nasıl hissettiğimi sana tarif bile edemem. Altı senedir tek aşkım olan kadını mutlu edip güldürmüştüm, büyük bir sevinçle silahlarımı kuşanarak sokağa çıktım. Kadınımı daha da memnun edebilmek için ona taze ve kanlı bir şeyler bulacaktım moruk, çünkü Bela’nın beslenmesi gerekiyordu.

Zombiler tarafından istila edilmiş bir şehirde taze et bulmak düşündüğümden daha zordu. Önce kedi yada köpek gibi şehirde yaşayan hayvanları avlamayı denedim fakat zombiler etrafta buldukları canlı olan ne varsa midelerine gönderdikleri için bulduğum iki kedi ve bir köpek de zombi formundaydı ve kedileri beysbol sopamla savmayı başarsam da köpeği öldürebilmek için pompalı tüfeğimin mermilerinden birini feda etmek zorunda kaldım. Saatlerce evimin yakın çevresinde dolanıp peşime takılan zombilerden kaçarak Bela’nın yiyebileceği bir şeyler arandım fakat etrafta benden başka canlı olan hiçbir şey yoktu. Bir sokakta üzerindeki anahtarıyla birlikte terk edilmiş bir motosiklete rastladım ve çevrede daha geniş bir tur atabilmek için motora atladım. Bir zombi olmasam da aşkım için tıpkı bir zombi gibi taze etin peşindeydim.

Mahallede hayat bitmişti moruk, eskiden arabaların ve insanların tıklım tıklım doldurduğu caddelerde derin ve rahatsız edici bir sessizlik hakimdi. Etraf gecenin en kör vakitlerindekinden bile daha sessizdi. Sadece ben ve motorum vardık, geçtiğim yolların kenarındaki ya da üzerindeki zombilerin motorun çıkardığı gürültü yüzünden dikkatlerini çekiyordum ama altımdaki motorun hızı sayesinde beni yakalayamıyorlardı. Eminönü’ne doğru inip oradan Taksim’e çıkmayı ve etrafa bakınarak Bela’nın yiyeceği bir şeyler bulmayı planlıyordum. Uzun süredir evden uzaklaşmamıştım ve hava kurşuni ve ağır da olsa yüzüme vuran rüzgar kendimi iyi hissettiriyordu. Galata Köprüsü’nün üzerinde motoru durdurup şehre baktım. İstanbul sessizliğe kesmişti, etrafta rüzgar ve dalga sesleri dışında tek bir kuş sesi bile duyulmuyordu. Deniz hareketsiz ve ölü gibiydi. Cihangir, Üsküdar ve Beşiktaş’ın üzerinden siyah dumanlar tütüyordu. Gökyüzü gri, deniz kurşun gibiydi. Boğazda alışık olunmayan bir sessizlik vardı. Galata Köprüsü’nün üzerinde yan devrilmiş bir otobüs yolu araç geçişine kapatmıştı, üç dört tane zombi amaçsızca köprünün üzerinde dolanıyordu, aşağıdaki iskeleler ve kaldırımlarda da zombiler vardı. Motoru karşı yola sokup köprünün üzerinden Karaköy tarafına geçtim ve sonra Galata üzerinden Tünel ile İstiklal’i bağlayan yokuştan tırmanarak İstiklal Caddesi’nin alt ucuna çıktım. Buralara vardığım zaman aradığım şeye yaklaşmış olduğumu hissediyordum, zombilerin yetişemeyeceği bir hızla gaza yüklenip etrafı inceleyerek İstiklal Cadde’sinde ilerlemeye başladım.

İstiklalin üzerindeki binaların neredeyse tamamına yakını yağmalanmıştı, bazı binalar ise yanmıştı. Caddenin üzerindeki eski yapılar birbirlerine bitişik ya da sık olduğu için kimi yangınlar birkaç binanın birlikte kül olmasına neden olmuştu. Cadde boyunca devam eden tramvay yolunun üzerinde yan devrilmiş tramvaydan alevler tütüyordu, tramvayın etrafında birikmiş birkaç zombi motorun sesiyle bakışlarını üzerime çevirdiler, onları umursamadan gaza yüklenip hızla yanlarından geçtim, motorumun tozunu yutmakla yetindiler. Yağmalanmış dükkanlardan caddenin üzerine saçılan binlerce nesne ve etraftaki tek tük zombiler dışında caddede canlı birileri yoktu. Galatasaray Meydanı’ndan yukarı doğru sürdüm ve Atlas Pasajı’nın kapısının önünden geçerken kapalı kapının ardında genç bir kadın görür gibi oldum. İlk başta onu bir zombi sandım ve yoluma devam ettim fakat ben pasajın önünden geçer geçmez kadın kapıyı açıp dışarıya çıktı ve arkamdan seslendi. Durup ardıma baktım, pasajın önünde 30lu yaşlarında pardesülü bir kadın duruyordu ve kesinlikle bir zombi değildi. Hemen motoru çevirip yanına sürdüm.

Kadın adının Tülin olduğunu söyledikten sonra başlarının belada olduğunu iki gündür yiyecek bir şey bulamadıklarını küçük oğluyla birlikte burada mahsur kaldıklarını ve yardıma ihtiyaçlarının olduğunu anlattı. Ben onun söylediklerini dinlerken caddenin üzerindeki zombiler ağır ama kararlı adımlarla bize doğru yaklaşmaya başladıkları için konuşmaya pasajın içinde kapalı kapının ardında güvenli bir şekilde devam etmeyi teklif ettim, kadın kabul etti ve motoru dışarıda bırakıp onunla birlikte pasajdan içeri girip kapıları kapadık. Kadın küçük oğluna seslendi, çocuk pasajın içindeki tiyatronun kapısından çıkıp yanımıza geldi ve tanıştık. Adı Ali olan çocuk 12 yaşındaydı ve iki gündür ağzından lokma geçmemişti. Tülin’e neden marketlerden birini yağmalamadığını sordum, çocuğunun güvenliği için bu riske girmeyi göze alamadığını anlattı. O ve oğlu karşımdaki sandalyelere oturmuş üzgün bir şekilde başlarına gelenleri anlatırken belimdeki av bıçağını çıkardım. Bıçağı annenin midesine saplayana kadar onları öldüreceğim fikrinin akıllarından ucundan bile geçmemiş olduğuna eminim moruk, çünkü bunu kadının ölmeden önce bana son bakışında gözlerindeki o ifadede çok net bir şekilde gördüm.

Kadının işini hızlı bir şekilde bitirdikten sonra pasajın içindeki tiyatro salonuna kaçan çocuğun peşinden gittim. Elimdeki av bıçağıyla tiyatronun kapısından girdim ve tiyatro salonuna çıkan merdivenleri tırmandıktan sonra lobiye girdim. Etraf bomboştu fakat salonun kapısı aralık duruyordu, çocuğun tiyatro salonundaki koltukların arasına saklanmış olduğundan emindim. Hızla salona girdim ve kırmızı döşemeli koltuk sıraların arasında çocuğu aramaya başladım. Tahminlerimde yanılmamıştım çocuğu 3.sıradaki koltukların arasında büzüşmüş bir şekilde ağlarken buldum ve ona zarar vermeyeceğimi annesini zombilerin ısırdığı için öldürdüğümü söyledim. Çocuk bir an bana inanacak gibi oldu ve onun bu şaşkınlığından yararlanıp üzerine çullandım ve onu ensesinden yakaladım moruk. Piç kurusu hemen ağlamaya ve çığlık atmaya başladı, sonunun annesi gibi olacağını biliyordu. Yüzüne birkaç tokat patlattıktan sonra onu montundan sürükleyerek koltuk sıralarının arasından çıkarttım ve sahnenin önüne getirdim. Tam bu sırada onu tuttuğum elimi ısırdı, acıyla irkildim ve piç kurusunu yere atıp gelişigüzel tekmelemeye başladım. Daha sonra –tadını bozmak istemediğim için- onu tekmelemekten vazgeçtim ve av bıçağını kullanarak oracıkta kafasını kestim. Gırtlağından fışkıran kan sahneye kadar sıçradı. İşimi bitirdikten sonra cesedini ayağından sürükleyerek tiyatro salonundan pasajın içindeki bilet gişesinin önüne, annesinin yanına getirdim.

Pasajın arka tarafındaki dükkanlardan birinden geniş bir sırt çantası ve bir tomar poşet buldum. İkisini birlikte motorla taşımam imkansız olduğu için annenin cesedini pasajın içindeki barın buzdolabına yerleştirdim sonra çocuğun yanına dönüp –daha genç olduğu için onu seçmiştim- onu doğramaya ve kestiğim parçaları da poşetlere doldurmaya başladım. Ağzını bağladığım poşeti çantanın içine atarak çocuğun gövdesinin bir kısmı, sol kolu, iki bacağının üst kısımları ve elleri ile çantayı doldurduktan sonra arda kalan parçalarını da annesinin yanına buzdolabına götürdüm. Sonra pasajın bütün giriş ve çıkışlarını kontrol ettim ve içeriye kimsenin giremeyeceğinden emin olunca sırtımdaki çantayla beraber dışarı çıkıp motora bindim. Markette kendi stokumu yapmıştım, burada da sevgiliminkini. Gaza yüklenerek geldiğim yoldan hızla eve döndüm. Bebeğime karnını doyurabileceği taze bir şeyler bulmayı başarmıştım.

Motoru apartmanın önüne park edip apartmana daldım ve elimdeki çantanın sevinciyle merdivenlerden tırmanıp daireme girdim. Bela Dona yataktaydı fakat yattığı yerde altını pislemişti. Yatak örtüsüne, bacaklarına ve elbisesine bok bulaşmıştı ama onun bunu önemsediği yoktu. Aç bir şekilde kıvrılarak hırıltılar çıkarıyordu. Zombilerin sıçıyor olduklarını bilmiyordum, bokları çürümüş iç organları yüzünden kesif bir şekilde leş kokuyordu. Yatağın kenarına oturup onun saçlarını okşadım ve “Merak etme, iyi olacaksın.” dedim. “Önce seni temizleyeceğiz, sonra daha rahat bir şekilde bağlayacağım ve sonra da sana çok beğeneceğin bir sürprizim var.” Yüzüme bir kaşkol bağladıktan sonra Bela’nın üzerindeki beyaz elbiseyi bir makasla sırtından kestim. Çıplak sırtını gördüğüm zaman istem dışı da olsa aletimin sertleşmesine engel olamadım. Mermer gibi soluk teni yer yer morararak çürümeye başlamış olsa bile Bela’nın dünyanın en seksi kadını olduğuna hiç şüphe yoktu. O kadar çekiciydi ki bacakları ve baldırlarına bulaşmış boklu hali bile bir erkeği çıldırmaya yeterdi. Banyoya gidip küveti doldurdum sonra Bela’nın ellerini çözüp polislerin yaptığı gibi arkasından bağlayarak onu kaldırdım. Bir iki sefer beni ısırmayı denese de ona bir iyilik yaptığımı fark etmiş olmalı ki çok fazla karşı koymadı. Altındaki boklu tangayı da çıkardıktan sonra karşımda çırılçıplak dikilen Bela Dona’yı tepeden tırnağa süzdüm.

Şüphesiz ki o ölüydü ve bu yüzden çürüyordu. Yer yer dökülen sarı saçları ince omuzlarının iki yanından aşağıya dökülüyordu. Çenesindeki yara yüzünden parçalanmış dişleri, dili ve boğazının bir kısmı görülüyordu. Teni pudra beyazı ile açık mor arası bir renkteydi. Sol göğsünün yarısı parçalanmıştı, enfeksiyonu sevgilime bulaştıran ****** çocuğu onu göğsünden ısırmayı seçmişti. Diğer göğsü ise oldukça diri görünüyordu. Vücudu fotoğraflarda ve filmlerde göründüğünden biraz daha kiloluydu, ölmüş olduğu için gövdesinin biraz şişmiş olabileceğini düşündüm. Aklımdan bunlar geçerken Bela öksürmeye başladı ve kısa süren bir öksürük nöbetinin ardından ağzından yere on-on beş santim uzunluğunda bir mide solucanı tükürdü.

Onu kolundan tutup küvetin içine oturttum. İlk başta suyu sevmese de onu yıkadığım sürece sakin bir ses tonuyla sürekli onunla konuştum. Küvete girdikten beş dakika sonra sesini çıkarmayı kesmiş ve vücuduna sürdüğüm banyo süngerini izlemeye koyulmuştu. Oldukça sakinlemiş gözüküyordu, bir an için onun bir zombi olduğunu bile unuttum. Yaralarının etrafını ve vücudundaki bütün kirleri özenle temizledikten sonra onu küvetten çıkardım ve bornozumla sarmalayıp oturma odasına geri götürdüm. Bornozla birlikte odanın ortasında dikilirken ilk defa gözü evin duvarlarındaki fotoğraflara takıldı, sanki kendisini bir yerlerden hatırlıyormuş gibi bir süre kendi fotoğraflarını izledi.

“Onlar sensin…” dedim ona, “Ben de senin en büyük hayranınım…” Soran gözlerle bana bakınca, “Sen Bela Dona’sın.” diye devam ettim. “Bunu hatırlıyorsun değil mi?” Cevap vermedi, onu sandalyeye oturttum. Normal bir insan gibi sakindi. “Söylediklerimi anlıyor musun?” diye sordum, “Eğer söylediklerimi anlıyorsan başını salla.”

Bu lafı söyledikten sonra kısa bir süre düşündü ve ardından başını salladı moruk, ona söylediklerimi anlıyordu fakat çenesi yerinde olmadığı için konuşamıyor sadece hırıltılar çıkarabiliyordu. Ben de oldukça basit bir sistem geliştirdim, olumlu yanıt verecekse başını öne arkaya sallamasını, olumsuz bir yanıt verecekse ise sağa sola sallamasını söyledim. Ona geçmişini hatırlayıp hatırlamadığını sordum, hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ şeklinde cevapladı beni. Ölüm ve yaşam arasında bir yerlerde olduğu göz önüne alınınca bu gayet normaldi. Ona bütün hayatını bildiğimi eğer isterse tüm geçmişini ona anlatabileceğimi söyledim ve bunu kabul etti. Onunla iletişim kurabilmeme ve onun uysallığına çok sevinmiştim moruk, yemekten sonra her şeyi ona anlatacağımı söyledim sonra üzerindeki bornozu çıkarıp giymesi için uygun bir elbise baktım. Evimde hiç kadın elbisesi olmadığı için komşuların dairelerine girip onların dolaplarını kurcaladım ve bir evde ipekten yapılmış gri renkli eski tül bir gelinlik buldum. Bela Dona için en uygun elbisenin bu gelinlik olduğuna karar verdim ve onu giydirmek için daireme döndüm.

Bozulmuş vücuduna biraz nemlendirici krem ve pudra sürdüm, dudaklarına ruj sürüp kirpiklerine rimel çektim, saçları dökülmeye başladığı için onlarla pek fazla oynamadım çünkü dokunduğum zaman demetler halinde elimde kalıyorlardı. Banyo, elbise ve makyaj işleri de halledildikten sonra Bela Dona eskisine oranla çok daha güzel görünüyordu. Bela’yı tek bileğinden oturduğu sandalyeye kelepçeledim ve kendi filmlerinden birini televizyona takıp izlemesini istedim ve yemek için hazırlık yapmaya koyuldum. Televizyonda oynayan kendi görüntüsünü izleyen sevgilim oldukça sakin görünüyordu.

Masaya porselen tabaklar ve altı yıl önce ölen karımdan kalan porselen bıçaklarla servis açtım, iki de mum yaktım. Sonra yemeği hazırlamak için çantamı alıp mutfağa geçtim. İçinde taze et poşetleri olan çantayı mutfak tezgahının üzerine koyup poşetlerden birini çıkardım ve bağlı ağzını açtım. Küçük çocuğun kesik ellerinden biri poşetin içinden mutfak tezgahının üzerine düştü ve ne olduysa işte tam bu sırada oldu moruk, oturduğu yerden taze etin kokusunu alan Bela Dona bir anda insanlığıyla ilgili tüm duygularını unuttu ve bağlı olduğu sandalye ile birlikte ayağa kalkıp üzerime koşarak çantaya atladı. Et parçaları çantadan yere dökülürken ona doğru dürüst yemesi gerektiğini söylemeye çalışıyordum ki kendisini engellediğimi düşünmüş olmalı ki var gücüyle sağ elimi ısırdı. Etimin üzerinde küçük bir kesik açmayı başarmıştı. Ben şaşkınlıkla elime bakıp virüsü kaptığımı düşünürken Bela yerdeki et parçalarını poşetleri açmaya bile fırsat bırakmadan midesine indirmeye başladı. Onu umursamayarak buzdolabına yürüdüm ve bir viski şişesi çıkarıp büyük bir yudum aldım, enfeksiyonu kapmıştım artık ve bağışıklık sisteminin durumuna göre bir süre sonra zombiye dönüşecektim. Bela getirdiğim çantanın içindeki etlerin hepsini yedikten sonra gelinliği kıpkırmızı bir şekilde dizlerinin üzerinden ayağa kalktı ve mutfağın ortasında durup gülümseyerek bana baktı, ardından normal bir insanmış gibi salona geçti ve karşımdaki koltuğa oturdu.

Salonda bir kalem ve eski bir defter buldum, bütün bunları enfeksiyonu kaptıktan sonra o defterin boş sayfalarına yazdım moruk. Senin kim olduğunu ve bunları okuyup okumayacağını bilmiyorum, ısırılmamın üzerinden bir gün geçtiğini göz önüne alırsam sadece sonumun oldukça yakın olduğundan eminim. Geride kalan bütün şeyler belirsiz. Sanırım bütün insanlık olarak başımızı boktan bir belaya soktuk moruk ve pilim neredeyse tükenmek üzere. Bela Dona üzerindeki kanlı gelinlikle karşımdaki koltuğa oturmuş ağzının kalan yarısıyla gülümseyerek beni izliyor, sağ bileğim ise neredeyse çürümüş durumda.




Gerçek Mesajı Gönderen OnlyDante
Ben okudum eleman bir tv yıldızına aşık sonra dünyayı efendim zombiler sarıyor bizim eleman king işte hayatta kalıo erzak merzak topluo evine cıkmadan önce evinden sağa sola bakıo dısarda zombi varmı hani kalabalıksa cıkmıo neyse efenim sonra bir gün gene böle markete gidicek 1-2 zombi indirio işte sonra bir bakıo o tv yıldızı zombi olmus bizimki affetmiyor zombi falan farketmez diyip kızı bağlayıp eve atıyor bir ara kıcına falan bakıo zombinin sonra tırsıo sonra bu kızı taze etle beslemeye baslıo kız zombi sonucta et yemesi lazım bu arkadasta baş başa mum ısıgında yemek ayarlıo kızı yıkıo makyaj yapıo falan zombi lan zombi kıyafet giydirio bildiğin zombiye tam efendim yemek yicekler hayatım tuzu uzatır mısın derken bizim elemanı ısırıo moruk bunu heh hikayenin olmazsa olmazı moruk lafı haa bide en cok güldüğüm yerde surası onuda yazayım kız zombi ya eve getirio hani iple ip dayanmaz buna dio komsunun fantezi aletlerini alıo ağıza takılan şey varmıs kıza takıo kız beni ısırmasın sakata gelmeyelim qqeqeqweqwe bide fantezi kelepcesi var tabi kızı yataga baglıo komsularıda sexshop sahibi yanlıs olmasın her türlü alet mevcut özeti budur saygılar


Teşekkürler....

Mesajı son düzenleyen Assasin48 ( 09-09-12 - 14:52 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-09-12, 19:53   #2
Assasin48

Varsayılan C: Zombi Sevgilim...


Uzun gelebilir ama 3. paragraftan sonra sürüklüyor...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-09-12, 19:57   #3
enginbys

Varsayılan C: Zombi Sevgilim...


üşendim okumaya ama elbet güzel bir şeydir :P teşekkürler dostum
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-09-12, 20:21   #4
Assasin48

Varsayılan C: Zombi Sevgilim...


Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen enginbys Mesajı Göster
üşendim okumaya ama elbet güzel bir şeydir :P teşekkürler dostum
Repin verildi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-09-12, 20:30   #5
Junioyr

Varsayılan C: Zombi Sevgilim...

Paylaşım için Saol Uzundu ama zahmet etmissin.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat