|
|||||||
Gündem Kategorisinde ve Genel Forumunda Bulunan Çetİn Altan Soruyor Konusunu Görüntülemektesiniz => DEVLETİ YÖNETENLER, ACABA, VATANINI SEVENLERİ NE KADAR SEVİYOR YA DA DEVLET, VATAN ŞAİRİ MEHMED AKİF’İN OĞLUNA NEDEN SAHİP ÇIKMADI?! Vatanı ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Bağımlı
![]() Giriş Tarihi: 18-02-2006
Mesajlar: 544
Rep Puanı: 30181
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
DEVLETİ YÖNETENLER, ACABA, VATANINI SEVENLERİ NE KADAR SEVİYOR YA DA DEVLET, VATAN ŞAİRİ MEHMED AKİF’İN OĞLUNA NEDEN SAHİP ÇIKMADI?!
Vatanı sevmek?! “Siyah/Beyaz” gazeteci polemiği bağlamında birkaç satır daha… 2006’nın başları… Dışarıda buz gibi hava var. Ankara ise “Kurban Bayramı”nı değil “Tatil”ini yaşıyor. “Büyük Türk Büyükleri” Başkent dışında! Ben ise içinde bulunduğum şartlar nedeniyle mecburiyetten, sevdiklerimden uzaktayım. Evde yalnızım. SkyTürk ekranlarında yayınlanan, “Bayram Sohbetleri”ni izliyorum. Ekranda da Çetin Altan var. Bir ara kıdemli gazeteci, zihnime kazınan, beni uzun süre düşünmeye sevk eden, şu önemli soru cümlesini kurdu: “Acaba Türk Devleti’ni yönetenler; bu devleti sevenleri sevdi mi ya da bu devleti sevenleri ne kadar sevdi?!” Ardından Altan, bu sözlerinin devamını şöyle getirdi: AKİF’İN OĞLU “İstiklal Marşı’nın şairi Mehmed Akif Ersoy’u hepimiz tanırız. Çok ünlü bir vatan şairi olarak biliriz. Çünkü İstiklal Marşı’nı yazmıştır. Yarışmayı kazandığı halde, para ödülünü almayı reddetmiştir. Ama biyografi okumayı bilmediğimiz için mesela yoksulluk içinde geçen bir hayat sürdüğünü pek bilmeyiz. Size bir anımı anlatayım. 1966 sonları, bir öğle sonrası odamdayım. ‘Sizi biri görmek istiyor’ dediler. ‘Buyursun’ dedim. İçeri tıraşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazırolu andıran bir duruş ve hafif bükük bir boyunla; ‘Bendeniz Mehmet Akif’in oğluyum’ dedi. Bir anda ne olduğumu şaşırdım. Nasıl şaşırdım bilemezsiniz. Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine; ‘Oooo buyurun buyurun, nasılsınız?’ türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım. O, tavrını bozmadı; ‘Rahatsız etmeyeyim, sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim’ dedi. Gökler mi tepeme yıkıldı, yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena, allak bullak oldum. Ve tek yapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkartıp uzattım. O, bükük boynuyla: ‘Siz ne münasip görürseniz’ dedi. Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime. ‘Durun bakalım neyimiz varmış’ gibilerden cüzdanı açtım; içinde ne varsa çıkardım, fazla bir şey de yoktu, elimde tuttum. Bir iki adım attı. Sanırım sadece bir 10, yahut 20 lira aldı. ‘Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim’ dedi ve çıktı. Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme: Beşiktaş’taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif’in oğlunun ölüsü bulunmuştu! Mehmed Akif’in oğlunun ölüsünün bir çöplükte bulunduğunu çoğu kimse bilmez! Bu bakımdan burada, kendini devletin sahibi olarak görenlerin, devleti yönetenlerin, vatanı sevenleri ne kadar sevip sevmediği konusu da çok önemlidir!” Filhakika, usta kalem Altan, bayram günü ekrandan kendisini izleyen milyonlara, kibarca, düşünmeleri için şu mesajı vermeye çalışıyordu: “Bizi kimileri vatan haini ilan etmek istiyor olabilir. O halde, ben de sormak istiyorum; bu vatanı sevenler için şimdiye dek bu devleti yönetenler ne yapmış?! Onlar her ay sonunda devletten maaş alıp devleti sevmişler. Zaten sevmek zorundalar, bunun için maaş alıyorlar. Ben ise her ay bir sürü iş yapıp, elime geçen para ile evimi geçindirmeye çalışmışım. İşte Mehmet Akif’in yaşam öyküsü ortada! Ben de bir baba olarak Mehmet Akif gibi yaşayıp, sonra da oğullarım Ahmet ile Mehmet’in cesetlerini çöplükten mi toplasaydım. Geçinmek için çalışmak zorundaydım. Kim ne derse desin, görüşlerimi beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ben bir yazarım. Vatanımı ben de seviyorum! Akif gibi yapıp, kaderimi devleti yönetenlere teslim etmediğim ve de oğullarımın cesetlerini çöplükten toplamadığım için çok memnunum.” Nitekim… Son derece insani bulduğum bir örnek bu! SESAR Başkanı İsmail Yıldız gibi “medya”yı “belli bir bakış açısı” ile izleyen ve “gazeteci”leri kategorize etmeye çalışanlara bu anektodu sık sık anlatırım. Çünkü ben de bir gazeteciyim ve o dünyanın şartlarını çok iyi biliyorum. Bu anlamda altı çizilmesi gereken çok önemli bir enstantane bu! Devletten maaş alıp “Diğerleri” diye bir kategori yaratmak başka bir şey! Özel sektörde çalışıp “vatanı sevmek”, bu vatan için aç kalma pahasına mücadele etmek başka!.. Zaten o satırların yazarı İsmail Yıldız’ın da sık sık tekrarladığı tekerleme gibi bir sözü vardır. “Allah’a her zaman, devleti yönetenlere zaman zaman güvenmek gerekir” der. Onun için sözkonusu olan “Gazeteci”ler ise bana göre tek kıstas vardır ortada: İşini iyi yapan gazeteciler! İşini kötü yapan gazeteciler! Yani “minik kuşları” sayesinde, bir şeyler olmaya çalışan gazeteciler! Eskiden ben de “Yahudi Amerikan” politikalarını savunan gazeteci-yazarlara kızardım. Sonra Başkent Ankara’da gördüm ki, “ulusalcı” diye bir dönem benim de desteklediğim politikalar, aslında Türk Devleti’nin politikaları değilmiş! İngiliz Amerikalılar’ın, özelde İngilizler’in devlet politikalarıymış! Hülasa, bana göre “Yahudi Amerikan” politikalarını desteklemek ne kadar gayr-ı milli ise “İngiliz ulusalcısı” politikaları desteklemek de o kadar gayr-ı milli! En azından, “Yahudi Amerikan” politikalarını savunanların görüşlerini kamuoyu satın almıyor! Yani onların zararı sadece kendilerine, faydaları bize! “GAYR-I MİLLİCİ” ULUSALCILAR Zira… Bu iki kategoride yer alan gazeteciler; “servet”lerini açıklayacak olurlarsa; ortaya sanılanın ötesinde bir tablo çıkacağına inanıyorum. Şöyle ki: Uğur Dündar, Fatih Çekirge, Emin Çölaşan, Tuncay Özkan’ın “birikim”leri yanında, iddia ile söylüyorum; Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi “gazeteci”lerin birikimlerinin esamisi okunmaz. Romantik sesli Can Dündar ise Emin Çölaşan’ın “Holding gazetecisi” sıfatına en çok yakışan isimdir bana göre! Ama “ulusalcı” takımında yer aldığı için mesela ona pek ilişen olmaz. Çünkü Necati Doğru’nun, Çölaşan’a yersiz destek attığı son örnekte olduğu gibi, yeri geldiğinde “ulusalcı”, “ulusalcı”yı destekler, ısırmaz! Ayıbı örtmeye çalışır! Can Dündar’ın yaptığı gibi parasını verene, “kişiye özel belgesel” çekmenin neresi gazeteciliktir, şimdiye dek, işte bunu hiç anlamadım?! Filvaki, AKP iktidarından tüm medyadaki “klik”lerin maskesi düştü. Başbakan Erdoğan açıkça “BOP Eş Başkanı” olduğunu ilan etti. Vakit, Zaman, Yeni Şafak’ın gıkı çıkmadı. Oysa ki, bölgede akan kan “Müslüman” kanı! Eğer bu gazetelerde çalışanlar ekmek parası, çocuklarının rızkı adına “Yanlışa yanlış” diyemediylerse, bunu bir nebze anlarım. Çünkü, Çetin Altan da aynı şeyin altını çiziyor. Karşı görüşteki bir gazeteciyi sadece “içki içiyor” diye aşağılamanın neresi saygı duyulacak bir tavırdır, bunu anlamak mümkün değil! İçiyorsa, zararı kendine! Buna karşılık “dinci medya”da çalışanlar, “ekmek parası” uğruna, “kul hakkı” yiyen, “mücahit”ken, “müteahhit” olan ve de Boğaz kıyısına “4 villa” diken bir Başbakan’dan hesap soramayacak kadar zor durumdalarsa, insani olarak içlerinde bulundukları durumu anlarım. Ama dinleri imanları “türban” olmuş bir kesime o vakit dönüp derim ki, en büyük ilkesizlik; “ayıp”ınızı Allah’ın arkasına, İslam’ın arkasına saklamaya çalışmanızdır! Bu “yüreksizlik” de size yeter! Bu bakımdan sormak şart oldu: AKP iktidarı döneminde; “Ultra Liberaller”, “ekmek parası” uğruna üç maymunu oynamadılar mı?! Oynadılar! Rezaleti görmezden gelip, Erdoğan’ın “Diktatör”leşme sürecine seyirci kaldılar! “Siyasal İslamcılar” da “Erdoğan bizdendir” deyip, “ekmek parası” uğruna AKP’nin yanlışlarını görmezden gelmeyi tercih etmediler mi?! Evet, ettiler! Ahmet Taşgetiren gibi “karıncayı incitmekten imtina eden” bir kalemin dahi “sansürlenmesi”ne seyirci kaldılar! Yazık! Çok ayıp! “Ulusalcı”lar da “ekmek parası” uğruna “kontrollü muhalefet” yaparak, “BOP Eş Başkanı” Erdoğan’ın iktidarını pekiştirmediler mi?! Evet; pekiştirdiler! Türkiye’de her kesim fakirleşirken, Boğaz kıyısına “4 villa” dikecek kadar “görmemiş” bir Başbakan’ı eleştiremediler!.. Korktular! Hülasa, Çetin Altan da diyor ki; “Ben de Ahmet’le Mehmet’in mama parası için bazı şeyleri görmezden gelmek zorunda kaldım! Çünkü devletten geçinen ama devletini sevenleri sevmeyen yöneticiler o zaman da vardı!” O halde ne var bunda! Bunun neresi “vatan hainliği”! TSK’daki bazı Paşalar’ın evlatlarının geçimi için değil, “rütbe/makam/mevki” hırsı uğruna çevirdikleri dolapları burada yazmaya kalksam, insan içine çıkamazlar. Ezcümle, ilkeli olunacaksa, herkese eşit mesafede kalmak şart! Filhakika, “Vatanı sevmenin mesleği olmaz!” “Politikacı”lık da “Subay”lık da, “İstihbaratçı”lık da “İşadamlığı” da, “Diplomat”lık da “Gazeteci”lik de, “Yargıç”lık da “Bankacı”lık da birer meslek! Özgül ağırlıkları farklı olsa da, hiçbirinin, bir diğerinden üstün yanı yok. Onun için hayatta önemli olan hangi işi yaparsanız yapın, iyi yapmanızdır! “Vatanı sevdiği” için dünyanın hiçbir yerinde adama özel paye ya da maaş vermezler. İşini iyi yapan adamı herkes alkışlar ve de parmağı ile gösterir. Bu bakımdan iyi vatansever olmanın yolu, önce meslek sahibi sonra da o mesleği çok iyi icra etmekten geçer! MESLEK SAHİBİ OLMAK Ki… Bu anlamda yeri gelmişken bir anımı anlatayım… Bundan yıllar öncesiydi… Çiçeği burnunda bir gazeteci-yazar adayıydım… Başbakan Tansu Çiller’in “vur deyince, öldür” diye anladığı “tasarruf tedbirleri” yüzünden, geçirdiği trafik kazası sonrası, bindirildiği “Ambulans”ta benzin olmadığı için “ihmalkarlık”tan “ölen” değil “öldürülen” usta gazeteci Teoman Erel ile sohbet ediyorduk. Hasan adında benimle yaşıt bir oğlu vardı. Laf lafı açtı, usta gazeteciye sorma ihtiyacı hissettim: “Vatanın düze çıkması için biz gençlerin ne yapması lazım?!” Gözlüklerini yukarı kaldırarak tebessüm etmiş, ardından hiç unutmadığım şu sözleri söylemişti: “Hayrullah evladım, bu sözümü iyi dinle! Bu vatan adına sen ve senin gibi gençlerin yapabileceği en iyi iş, bu vatanı kurtarmaktan önce kendinizi kurtarmanızdır. Okumanız ve iyi bir meslek sahibi olmanızdır. Sizler meslek sahibi olduktan, sorumluluklarınızı yerine getirdikten sonra vatan zaten kurtulur. Sizlerle birlikte yükselir. Sen bir gazetecisin. Şimdi sana düşen görev, herhangi bir maceraya atılmadan, bu meslekte ilerlemek, yükselmektir. Vatanını seven, sorumluluk sahibi bir gazeteci olmaktır. Aksi halde biz geçmişte bunların sıkıntısını yaşadık. Sonra vatanı kurtarmaya kalkanlardan kurtulmak için vatanın topyekun seferberlik ilan etmesi gerekiyor. Sen sen ol, sakın bu yanlışa düşme!” 20’li yaşlarımın en başlarında aldığım bu öğüdü hala beynimin bir köşesinde saklarım. Yeri geldikçe de gençlerle, genç vatanperverlerle, meslektaşlarımla paylaşırım. Yaşamımın hiçbir döneminde, mesleksiz vatanperverlerden olmadım. Şimdiden sonra da “Gazetecilik” mesleğinde 17. yılını dolduran bir vatanperver olarak, “Önce vatanım” deyip, kişisel geçim kaygılarımı bir kenara bırakıp, Mehmed Akif ile Çetin Altan’ın yaşam serüvenlerine yön veren “insani noktayı” atlamadan eleştiri yazıları yazmaya devam edeceğim. Çetin Altan’ın siyasi görüşlerine katılmasam da, bu onun benim gözümde kötü bir gazeteci, kötü bir vatandaş yapmaz! Bu satırları, SESAR’ın “Siyasetin içine tükürmek” başlıklı yazısına koyduğum “rezerv” bağlamında, bazı özel sorular yönelten okurlarımı aydınlatmak için yazdım. Ezcümle; devletten düzenli maaş alıp “vatanı sevenler” ile geçimini sağlamak için devlet tarafından “ihanete zorlananlar” arasındaki ayrıma dikkat çekmeye çalıştım. Devlet, devlet ise yanlışa düşen vatandaşlarını önce uyarır, sonra da gereği ne ise milletinin menfaati adına onu yapar! Bu anlamda Çin ve de Rusya’nın tavrı ortada! “Nitelikli 1000 Vatan Haini” hariç, Türkiye’de hain çok zor bulunur! Vatana hizmet ettiğini zannedip, bilmeden, İsrail, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın çıkarına hizmet eden o kadar çok vatanperver var ki!.. O yüzden “Gemiyi karaya oturtmamak için ‘deniz feneri’ni dikkatli takip edin” diyorum. Çünkü bu sular çok tehlikeli sular!.. Karışanı da karıştıranı da çok olan, “cazibesi göz kamaştıran” topraklar bu topraklar! Bu anlamda SESAR Başkanı İsmail Yıldız’a tavsiyem; bir de “Vatanını seven ya da devleti yönetenlerin sevdiği gazetecilerin listesini” bir yayınlasın! Bizler de görelim, o listede kimler varmış kimler yokmuş! Çünkü devleti yönetenlerin yani Sezer, Erdoğan, Özkök, Arınç gibi isimlerin sevdiği, beğendiği gazeteci olmak başka bir şey?! “Gazeteci” olmak başka bir şey!.. Tüm mesele ikisinin arasındaki ayrımı görebilmek, gösterebilmek!.. Vatanını seven ve bunun için de, birçok özelinden vazgeçmiş, iktidar tarafından mağdur edilmesine, devletin diğer kurumları tarafından göz yumulmuş Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı bir “Gazeteci” olarak diyorum ki: Çetin Altan gerçeği söylüyor! Ezcümle; Mehmed Akif örneği ortada! Sevgiler |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Republic Of Fenerbahçe
![]() Giriş Tarihi: 10-11-2004
Mesajlar: 8,582
Rep Puanı: 1430808
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Enteresan bir yazı. Teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Sadık Üye
![]() ![]() Giriş Tarihi: 09-06-2006
Yer: ANTARTİKA
Yaş: 27
Mesajlar: 2,300
Rep Puanı: 902347
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
güzel çalışma sağolasın.
demek ki gazeteci yok ülkede. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Üye
![]() Giriş Tarihi: 07-09-2005
Yer: misin yemez misin
Yaş: 30
Mesajlar: 179
Rep Puanı: 2545
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
sizde inandınız mı bunlara yazık acıyorum halinize düşünmekten araştırmaktan bu kadar mı yoksunsunuz....planlanan oyun tıkır tıkır saat gibi işliyor bakalım neler gelecek daha bu zavallı milletin başına ah benim saf milletm ah
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |