Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 29-05-05, 17:09   #1
trinitron1

Varsayılan SABETAY (yahudi asıllı müslümanlar)


Kaçınız Tansu Çiller, Rahşan Ecevit, İsmail Cem gibi bazı siyasilerin, Çevik Bir, Aytaç Yalman gibi bazı generallerin, Kemal Gürüz, Nur Serter gibi bazı üniversite yöneticilerinin, Eczacıbaşı, Dinçkök ve Şahenk gibi bazı işadamlarının, Dinç Bilgin gibi bazı medya patronlarının ve bir çok dışişleri bakan ve bürokratlarının, MİT müsteşarlarının, mason üstad-ı azamlarının, sosyetenin önemli bir bölümünün Müslüman kimlikli yahudi asıllı bir sect'e mensup olduğunu biliyorsunuz? Kaçınız ülkenin Müslüman kimlikli bir yahudi mezhebi olan sabetaistlerin kontrolünde olduğunu biliyorsunuz?
1) Bu araştırmacılar ve S.B.T.A.I. tarafından ortaya konulan bazı siyasetçiler ve eşlerinin, dışişleri bakanlarının, generallerin, MİT müsteşarlarının, mason maşrık-ı azamlarının, üniversite rektörlerinin, gazetecilerin, işadamlarının sabetaycı(Müslüman kimlikli yahudi) oldukları doğru mudur? Ortaya konulan bu yapılanma devletimiz tarafından araştırılmış mıdır?
2) "Türkiye'de derin devletin sabetaycılar olduğu" araştırılmış mıdır? Derin devleti oluşturduğu söylenen sabetaycı kliğin yurtdışındaki Musevi lobilerin bir uzantısı olarak çalışması ve neticede Türkiye'nin "İsrail'in rezerv devleti" olarak görülmesi milli egemenlik ilkesiyle ne kadar örtüşmektedir?
3) Büyük çoğunlukla kendilerinden olan insanlarla evlenen, isim ve soyadlarını yahudi isimlere benzeterek alan ve yahudi geleneklerini sürdüren sabetaycıların 'benzeme-benzet' ilkeleri gereğince Türk kültürünü yabancılaştırmaya ve dezislamize etmeye çalıştıkları doğru mudur? Bu kapsamda sözkonusu araştırmacıların ve S.B.T.A.I.'nin verdiği örnekler devletimiz tarafından araştırılmış mıdır?
4) Karakaş Rüştü'nün (1924) ve Ilgaz Zorlu'nun ifşaatlarına, sabetaycıların D(dönme) kodu ile işaretlenerek kendilerinden varlık vergisi alınması gibi tarihi bir gerçeğe, konunun yazılan kitaplar ve makalelerde apaçık ortaya konmasına karşın sabetaycılık ve sabetaycı yapılanmanın bir araştırmacının ifadesiyle sabetaycıların "susuş komplosuyla" kamuoyunda gereğince tartışılmıyor oluşu çağımızın "açık toplum" ilkesiyle ne kadar örtüşmektedir?
Sağ-sol, liberal-muhafazakar, Türk-Kürt, Sünni-alevi kim olursanız olun vatandaşlık sorumluluğunuz adına Türkiye'deki sabetaycı yapılanma hakkında kendinizi ve yakın çevrenizi bilinçlendiriniz, fiyat-kalite eşitleri arasında sabetaycıların ürünlerini tercih etmeyerek tavır alınız.
Ne Yapmalı? SBTAI'nin Ekim seminerinin konusu buydu; "ne yapmalı?" Seminer sırasında yapılan workshop ve tartışmaların neticesinde hemen hemen bütün katılımcıların kabulüyle şu sonuca vardık: sabetaycılık ve sabetaycı yapılanma konusunun halk tarafından öğrenilmesi için mevcut kitapların ve bizim bilinçlendirme çalışmalarımızın ötesinde medyada sabetaistlere açık sorular yöneltilmesi gerekmektedir; protestan bir islamı savunan Can Paker'e, anti-islamcı Coşkun Kırca'ya, 28 Şubatçı Çevik Bir'e, Ayasofya'da konser düzenleyen Şakir Eczacıbaşı'ya, laiklik kisvesiyle anti-islamcılık yapan Kemal Gürüz'e ve diğer sabetaycılara gerek basın gerek televizyon yayınlarında bu görüşleri savunuyor olmalarının sebebinin Yahudi köklerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorulmalıdır ki halk da bunları duyarak aydınlansın. Başkanımız sayın Mehmet Emre Güreli'nin mayıs ayındaki kamuoyuna açık yazısında belirttiği gibi her Türk vatandaşı ülkemizdeki sabetaycı yapılanmayı derinliğine öğrenmedikçe Türkiye mutlu ve başarılı insanların özgür iradelerince yaşadığı adil bir ülke olamayacaktır. SBTAI olarak sabetaycı yapılanmanın güdümünde olmayan bütün gazete ve televizyon mensuplarını bu sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz. Sabetaycı yapılanma halk tarafından öğrenildiği ölçüde gücünü yitirebilir ve ülke demokratikleşebilir.
Arı Grubunun sabetaycı Sinan Ülgen'in editörlüğünde çıkardığı ve Türk dış politikasını yönlendirmede bir kanaat aracı olarak kullanılan Turkish Policy Quarterly dergisinin ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]) danışma kurulu üyelerinin dörtte üçü Amerikalı yahudiler ve Türkiye'den yahudi ve sabetaistlerden oluşmaktadır. Yakın çevresi Asaf Savaş Akat ve Bülent Eczacıbaşı gibi sabetaycılardan oluşan sabetaycı Kemal Derviş'in (eşi Catherine yahudidir) bu grupla yakın ilişkisinin örneğin Kasım ortasında Avrupa Birliği büyükelçileriyle İtalyan Büyükelçiliğinde yaptığı toplantıya bazı grup üyelerini de götürmesinin sebebi bu bağlantıdır. CNN Turk'te salı günleri Türk dış politikası üzerine yayınlanan Ufuk Turu programının katılımcıları Cengiz Çandar, Emre Gönensay ve Özden Sanberk sabetaycı, Sönmez Köksal(Eski MİT Müsteşarı) ise masondur. CNN Turk'un anchorman'i Mehmet Ali Birand ve dış politika danışmanı Yalım Eralp de sabetaycıdır.
Bundan dört ay önce (Ocak 2003) internet aracılığıyla başlatmış olduğumuz Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnisiyatifi (S.B.T.A.I.)önemli mesafe aldı ve katılımlarla bir sivil toplum hareketi haline geldi. Bu hareketi başlatan yazımızın yenilenmiş halini aşağıda bilginize sunuyor, sizi vatandaşlık sorumluluğunuz adına kendiniz ve ülkeniz için bilinçli olmaya ve çevrenizi bilinçlendirmeye çağırıyorum.
Bu yazının sonunda ünlü sabetaycı yazar Orhan Pamuk'un New York'ta bir özel sohbette "Bizim bir devlete ihtiyacımız vardı. Önce Müslüman olduk ve uzun maceralardan sonra Türkiye'yi elimize geçirdik" diyerek neyi kastettiğini, Okan Bayülgen'in İstanbul kökenli olmayan insanları neden hor gördüğünü, Yalçın Küçük'ün neden 'Türkiye İsrail'in rezerv devletidir' ve 'bu ülkede bir yere gelebilmek için sabetaycı olmak gereklidir' dediğini anlayacaksınız (Buna bir ekleme de ben yapayım: sabetaycı değilseniz bir yere gelebilmek için mason olmak çok fayda sağlar). Her din ve etnik kimlikten Türk vatandaşı bunların derinliğine bilincine varmadığı sürece Türkiye'nin mutlu ve basarili insanların özgür iradelerince yasadığı adil bir ülke olabileceğini sanmıyorum.
Her şeyden önce cemaatin bir mensubu olarak "sabetaycı" ve "sabetaycılık" isimlerini sevmediğimi, bunları anlamı çarpıtan yapma isimler olarak gördüğümü belirtmek zorundayım. Doğru kelime 'yahudi asıllı' olmalıdır, neticede sabetaycılık bir Yahudi tarikatıdır; bu yüzden bu yazıda her iki terimi de kullanacağım. Günümüzde dini vecibeler eskisi kadar yerine getirilmiyor olsa da inançlar muhafaza ediliyor ve irk da bozulmamıştır (Sabetay Sevi Selanik'e 350 yıl önce sürülmüş olabilir ancak 50 yıl öncesine kadar evlilikler tamamen cemaat içinden yapılmıştır. Halen de cemaat içinden evlenenler Müslümanlarla evlenenlerden çok daha fazladır. İnancımıza göre bir müslümanla evlenmek dinsizlik ve kirlenmişliktir). Dini vecibeleri farklı ölçülerde yerine getirenler hala önemli sayıda olsa da Ilgaz Zorlu'nun ifade ettiği elitist ve zengin sabetaycıların sabetaycı olmayı bir 'farklılık' anlamına indirgediğini ve laikliğin bir din haline gelmekte olduğunu kabul ediyorum; bu ikinci olgu da Museviliğe tepkiden çok islama ve Müslümanlığa karşıtlıktan kaynaklanıyor.

Sabetaycı Yapılanma

ÜNIVERSITE: Ülkemizin hemen bütün önemli üniversitelerinin rektörleri yahudi asillidir. Bu da başörtüsünün neden siyasal islamın simgesi olduğu aldatmacasıyla çarpıtıldığını, rektörlerin neden yeni hükümete böylesine şaşırtıcı bir çıkışta bulunduklarını açıklıyor zannederim. YÖK başkanı Kemal Gürüz, İstanbul üniv. rektörü Kemal Alemdaroglu ve medyatik yardımcısı Nur Serter, Koç üniv. rektörü Seha Tiniç, Galatasaray üniv. rektörü Erdoğan Teziç, Bilgi üniv rektörü Lale Duruiz ve eski rektör İlter Turan, Boğaziçi üniv. rektörü Sabih Tansal ve eski rektör Üstün Ergüder, Işık üniv. rektörü B. S. Yarman, Marmara üniv. rektörü Tunç Erem Sabetaycı (yahudi asilli)dır. Medyada çok görülen ve kanaat önderi olarak sunulan Asaf Savaş Akat ve esi Nilüfer Göle, Eser Karakaş, Ahmet İnsel, Taner Berksoy, Kenan Mortan gibi hocalar ve medyada ismi çok geçen hukuk profesörlerinin çoğunluğu sabetaycıdır. Nasil Sisli Terakki ve Feyziye Işık Mektepleri cemaatin ortaöğrenim okullarıysa Işık ve Bilgi üniversiteleri de yükseköğrenim kurumlarıdır.
ORDU: 28 Şubat'ın mimarı olan ve laiklik ve Atatürkçülük konusunu şaşırtıcı üsluplarda dile getiren Çevik Bir, Doğu Aktulga, Doğu Silahçıoğlu ve Yalçın Işımer (GATA'nin açılışında 'belleyeceğiz' konuşmasını yapan pasa) yahudi asillidir. Yalçın Pasa ayni zamanda masondur.Ordu, cemaatin dışişleri kadar olmasa da oldukça güçlü olduğu bir kurumdur, çeşitli dönemlerde genelkurmay başkanına kadar her düzeyde paşalarımız oldu. Halen de Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman cemaatimiz mensubu her seviyede bir çok general ve kurmay subaylarımız bulunuyor. Terfilerde ve atamalarda cemaat mensupları gözetilir, harp okulları ve sınıf okullarına mutlaka yeterli sayıda öğretmen gönderilmesine dikkat gösterilir. ASAL'da her zaman birileri bulundurulur; eğer ayni yüksek gelir düzeyine sahip aileler arasında bir araştırma yapılsa Sabetaycı olanların Müslüman Türklere göre çok daha rahat yerlerde askerlik yaptıkları görülecektir. Bir diğer nokta askeri alımlardır: ordunun alim yaptığı ekipman ve silah tüccarları/aracıların önemli bir bölümü Sabetaycı yada Sabetaycı bağlaşığıdır. Ordu içindeki Sabetaycı yapılanmanın gücüne örnek olarak Oyak şirketi olan Renault MAİS'in son üç genel müdürü Ateş Ünal Erzen, Onur Baytok ve İbrahim Aybar'ın ve Aselsan'ın genel müdürü Necip Kemal Berkman'ın Sabetaycı olduğu örneğini verebilirim. Oyak grubu sabetaycıların yoğunlukta olduğu ve terfilerin çoğunlukla cemaat içinden gerçekleştiği bir gruptur.
SIYASET: Tansu Çiller ve esi Özer Uçuran, Rahşan Ecevit (her iktidar döneminde ve özellikle 1974'te cemaatin devlet içinde güçlenmesini sağlamış çok önemli bir isimdir), Erdal İnönü’nün esi Sevinç İnönü (Sohtorik'lerden), DTP'nin başına geçirilen Mehmet Ali Bayar, İsmail Cem (dedelerinden biri hahamdır), Kemal Derviş, Şükrü Sina Gürel, Bülent Tanla, Sefa Sirmen, Hüsamettin Özkan’ın dünürü Erdoğan Alkın, Cem Uzan’ın esi Alara Koçibey, Altan Öymen, eskilerden Haluk Bayülgen, Barlas Küntay, Hayrettin Erkmen, Ahmet Isvan yahudi asillidir. Ayrıca komünizmin Türkiye'deki ilk öncüsü Mustafa Suphi, 80 öncesi komünist liderlerden Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran, günümüzden Ercan Karakaş da sabetaycıdır.Cemaatte 'kendinden menkul bir mesih bozuntusu' olarak görülen Ilgaz Zorlu bu çekişmede Kapancılar adına çalışmaktadır (Zorlu'nun tüm ifşaatlarına rağmen hala öldürülmemiş olmasının bir sebebi bu, diğeri de ölümünün kamuoyunun ilgisini tamamen sabetaycılık konusu üzerine yoğunlaştıracak olması tehlikesidir). Cem Boyner'in YDH'si ve İsmail Cem'in YTP'si başarısızlığa uğramış birer Sabetaycı inisiyatiftir.
DISISLERI: dışişleri cemaatin is dünyasıyla birlikte en güçlü olduğu alandır. dışişleri bakanlarımızın ve diplomatlarımızın önemli bir kısmı yahudi asillidir. İsmail Cem, Şükrü Sina Gürel, İlter Türkmen, Emre Gönensay, Coşkun Kırca, Onur Öymen, Kaya Toperi, Zeki Kuneralp, Özden Sanberk, Yalım Eralp, Filiz Dinçmen yahudi asillidir. Bu diplomatlar emekliliklerinden sonra medya tarafından uzman ve kanaat önderi olarak sunulmaktadır.
DIGER BÜROKRASI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoglu, Merkez bankası eski başkanı Gazi Erçel, şimdiki Hazine Müsteşarı Faik Öztrak, Cumhurbaşkanlığı sekreteri Tacan İldem yahudi asilli bürokratlardır. MİT müsteşarı olmanın şartı Sabetaycı yada mason olmaktır. Kendisi de mason olan Şenkal Atasagun'un (babası bir generaldi) selefleri olan Ziya Selışık, Fuat Doğu ve Sönmez Köksal vs. masondurlar. Hiram Abas da masondur. 12 Eylül yönetimi tarafından kendisine MDP'nin kurdurulduğu orgeneral Turgut Sunalp 80 öncesinin kontrgerilla örgütü Ergenekon'un başıdır ve aileden masondur.
SIVIL TOPLUM ÖRGÜTLERI: ÇYDD ve ÇEV tamamen Sabetaycı inisiyatifle kurulmuş sivil toplum örgütleridir. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Atatürk'ün bir araç olarak kullanılması amacıyla cemaat tarafından kurulmuştur. Üç onur kurucusundan biri Kapancılar kolundan Münci Kapani'dir ki diğer iki onur kurucusundan da en az birinin cemaatten olduğunu sanıyorum, ayrıca derneğin 1. numaralı kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer ki kendisi sabetaycıdır. Gazeteciler Cemiyetinin son iki başkanı Nezih Demirkent ve Nail Güreli yahudi asillidir. TÜSIAD da yari yahudi-inisiyatifli bir kurumdur. YASED başkanı Faruk Yöneyman da sabetaycıdır. Cemaatin en güçlü ve kamuoyunu yönlendirmede en çok umut bağlanan sivil toplum örgütü TESEV'dir ki 16 yönetim kurulu üyesinden benim tanıdığım su isimler yahudi asillidir: Özden Sanberk, Yılmaz Argüden, Can Paker, Üstün Ergüder, İlter Turan, Ilter Türkmen, Ersin Kalaycıoğlu. Ayrıca yahudi olan İshak Alaton da (İshak bey'in diğerlerinin aksine nüfus kağıdında da Musevi yazar, yani Sabetaycı değildir) bu vakfın yönetim kurulu üyelerinden biridir. Bu tür sivil toplum örgütleri kurulurken, yönetime adam seçerken ne olur ne olmaz diyerek kadronun tamamen Sabetaycı olmamasına özen gösterilir. diğer üyeler mason localarının Sabetaycı olmayan üyelerinden, aparat diyebileceğimiz bağlaşıklardan ve sempatik isimlerden seçilir. Ahmet Salih İlkorur gibi Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın merhum büyük üstadı Sahir Talat Akev de sabetaycıydı (yerine geçen Demir Savaşçın kendisi gibi Sabetaycı olan Can Ataklı ' nın kayınbiraderidir). Mimar Sinan Locası’nın eski üstadı muhteremi Reşat Atabek, yine üstadı azamlardan Cumhur Ferman da sabetaycılardandır. Masonluk bugün cemaatin organize olmasında çok önemli bir işlev görürken sivil toplum örgütlerimiz de medyayla birlikte kamuoyunun istenildiği yönde oluşturulmasına hizmet etmektedir.
BASIN: Cumhuriyetin kurulusundan beri Türkiye'de basın Sabetaycı güdümlü olmuştur. Ahmet Emin Yalman, Sedat Simav, Haldun Simav, Abdi İpekçi, Zekeriya Sertel yahudi asillidir. Sabah ve ATV'nin sahibi Dinç Bilgin yahudi asillidir. Bu grubun hemen bütün önemli isimleri yahudi asillidir; Güngör Mengi, Ruhat Mengi, merhum Gülçin Telci, Murat Birsel, Okay Gönensin, Levent Tüzemen, İlker Sarier, Sedat Sertoğlu, Ercan Arıklı vs. NTV’ nin sahibi Ferit Şahenk (Doğuş grubu) yahudi asillidir (NTV bugün cemaatin Can Paker ve TESEV güdümlü programlarla kamuoyunu yönlendirdiği en önemli TV’dir). Dünya gazetesinin kurucusu Nezih Demirkent ve genel yayın yönetmeni Osman Arolat sabetaycıdır. Milliyet, Hürriyet, Radikal, Posta, Kanal D ve CNN Türk’ün sahibi Doğan grubu ve Aksam, Show TV ve Cumhuriyet'in % 40 hisse sahibi Çukurova grupları da isdünyası bölümünde anlattığım gibi cemaat bağlaşığıdır. Vatan gazetesi eski Sabah çalışanları tarafından çıkarılmaktadır, sabetaycıdırlar. Medyamızın önemli simaları olan Nuri Çolakoglu, Güneri Civaoglu, Mehmet Ali Birand, Can Ataklı, Ali Sirmen, Gülgün Feyman, Umur Talu, Aziz Üstel, Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, İlnur Çevik yahudi asillidir. Mehmet Barlas da esi Canan Barlas (Can Paker'in kardeşi) dolayısıyla cemaatle akraba ve kraldan fazla kralcıdır. Murat Belge Sabetaycı Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yeğenidir. İletişim yayınlarını kurarken arkasındaki finansör Sabetaycı Osman Kavala'ydı. Hep basındaki Sabetaycı yazarlardan bahsedilir ama Zeynep Göğüş ve Mehmet Altan gibi eşleri Sabetaycı olan yazarlar unutuluyor. Gazeteler ve televizyonlarda toplumu yönlendirmek için kanaat önderi olarak sunulan kimseler arasında sabetaycılar ağırlıktadır ve is dünyasının genelinde olduğu gibi Sabetaycı birilerini çalıştırmak bir medya kurumunun basarisi için olmazsa olmaz bir parametredir.
IS DÜNYASI: Koç Grubu ve Çukurova Grubunun üzerinde hem büyüklükleri hem de yapılarının ilginçliği sebebiyle özellikle duracağım. Akkök grubunun sahibi Dinçkök'ler, Şahenk'ler (Doğuş grubunun sahibi olan bu ailenin Ayhan Şahenk vakfı’nın logosu Davud yıldızının stilize edilmiş halidir), Eczacıbaşı’lar, Koçman'lar, Cem Boyner, Tekfen'in sahiplerinden Feyyaz Berker, Feyyaz Tokar, Bezmen'ler, Edin'ler, Özgörkey'ler, Atabek'ler, Dedeman'lar, Merzeci'ler, Kurttepeli'ler, Sahap Kocatopçu, Ömer Çavusoglu, Ahmet Kozanoglu, Ali Üstay, Arman Kırımlı, Alp Yalman, Faruk Süren, Nur Akgerman, Mehmet Üstünkaya, YKM'nin sahibi Tan ailesi, Feyyaz Tokar, İbrahim Betil, Akın Öngör, Kahraman Sadıkoğlu, Henkel'in yönetim kurulu başkanı Can Paker, Siemens'in yönetim kurulu başkanı Zafer İncecik, STFA’ nin kurucularının manevi oğlu Eser Tümen (CNN Türk’te çalışan kızı Esra Tümen Raif Dinçkök'le evlenmek üzere) ve torunları Taşkent’ler yahudi asillidir. İsdünyasının önemli aileleri içinde güçlenmek, bağlaşık oluşturmak ve güvenlik sübabı kabilinden çocuklarını Sabetaycı ailelerin çocuklarıyla evlendirmek, Sabetaycı ve mason profesyoneller çalıştırmak (uluslararası şirketlerde dahi masonluk ve sabetaycılık yükselmede etkilidir) çok önemlidir; Koç'u büyüten işadamlığından çok yahudiler ve sabetaycılarla bağlaşık kurmuş olmasıdır. Cemaat mensupları her kurumda olduğu gibi işdünyasında da birbirlerini tutar, birbirlerine is verir, birbirlerinden alışveriş eder (otomobil bayisinden insan kaynakları danışmanına kadar), cemaat arasından çıkan yetenekli gençlere çeşitli imkanlar sunar, mutlaka bir yerlere getirir, örneğin Can Paker'i Henkel'in başına geçiren Alber Bilen'dir, Uğur Bayar'ın Özelleştirme İdaresinin başına geçirilmesi, İsmail Cem'in 80 öncesi TRT genel müdürlüğüne atanması bu türden nepotizm, kayırma ve kadrolaşmaların siyasetteki izdüşümlerine örnektir. Talat Halman'in Erendiz Atasü'yü itelemesi dahi bu tür bir pazarlama örneğidir. Bir ilginç not: bugün Türkiye'nin neredeyse bütün büyük müteahhit şirketlerinin sahipleri yahudi asillidir yada akrabalıkları vardır. Sadece bir kaç örnek: Alarko'nun sahiplerinin yahudi olduğunu herkes biliyor. Tekfen (Feyyaz Berker), Enka (Sarik bey yahudi asilli değil bildiğim kadarıyla ama Sisli Terakki mezunudur ve kızı Zeynep Keyman bir sabetaycıyla evlidir), STFA (Eser Tümen ve torun Taşkent’ler sabetaycıdır ki bunlardan Nur Taşkent yakın zamana kadar Sabetaycı Dedeman'lardan Özlem Önal'la evliydi).
Gazetelerde çıkan ve Hazine yada BDDK tarafından doğrulanan İsviçre bankalarında Türklere ait 65 milyar dolar olduğu haberini size biraz açayım: işin içinde olduğum için biliyorum ki bu paraların büyük kısmı cemaatimiz mensuplarınındır. Bu topraklarda yapılan ticaretle ele geçen paranın çeşitli yollarla bu toprağın dışına kaçırmanın güdüsü de güven yada ekonomik istikrarsızlığa tepkiden öte 'Türkiye'li değil Türkiye'de yasayan bir sabetayist' hissetmekten ileri geliyor. Ekonomi istediği kadar iyiye gitsin, o servet buraya gelmez.
KOÇ Grubu: Vehbi Koç Müslüman Türk'tür. Peki acaba şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin çoğunluk yahudi asilli olmasının (örneğin şimdiki Koç Holding'in CEO'su Bülent Özaydınlı -orgeneral İrfan Özaydınlı'nın oğludur-, Mehmet Ali Berkman, Tuğrul Kutadgobilik, Arçelik'in genel müdürü Nedim Esgin, Hasan Bengü , Mehmet Ali Neyzi, Mehmet Barmanbek yahudi asillidir, Tofaş'ın eski CEO'su Jan Nahum ise Ishak Alaton gibi 'resmen' yahudidir. Sabetaycı Orhan Pamuk'un babası Gündüz Pamuk da Koç'ta çalışmış ve Aygaz'ın genel müdürlüğünü yapmıştır) tek sebebi yukarıda anlattığım bağlaşık mantığı midir? Simdi Koç ailesinin yapısına bakalım. Bu örneği Sabetaycı ailelerin akrabalık ilişkilerine güzel bir örnek olmasından dolayı biraz geniş tutacağım. Bir başka güzel örnek için İsmail Cem'in ilişkilerini anlatan kitabi okuyabilirsiniz. Vehbi Koç'un esi Sadberk hanim, Vehbi bey'in teyzesinin kızıdır. Sadberk hanım’ın baba tarafından kuzeni Hürriyet'i kuran Sedat Simavi'dir. Sedat Simavi, Hürriyet'i kurarken bütün sermayeyi Koç'un ortağı Eli Burla sağlamıştır (Aydın Doğan’ın Milliyet'i Ercüment Karacan'dan almasına aracılık eden de yine Koç olmuştur). Sadberk hanim, Sadullah-Nadire Aktar çiftinin ikinci çocuğudur. Birinci çocukları Adile Hanim, Akfil'in kurucusu Ihsan Mermerci'yle evlenmiştir. Oğul Rahmi Koç Çiğdem Meserretçioglu'yla evlenmiş, bu evlilikten Mustafa, Ömer ve Ali Koç doğmuştur. Çiğdem Meserretçioglu yine İzmir’in eski çok zengin ailelerinden sanayici ve armatör Avni Meserretçioglu ile esi Suat hanım’ın kızıdır. Çiğdem hanim, Rahmi Koç'tan sonra Erol Simavi'nin oğlu Günaydın’ın sahibi Haldun Simavi'yle evlendi. Mustafa Koç, İzmir’in ünlü zenginlerinden İzmir Yün Mensucat’ın sahibi olan Giraud'larin kızı Carolina ile evlidir. Suat hanim ünlü armatör Kemal Sadıkoğlu'nun kız kardeşidir. Armatör Sadikogullari'nin kızlarından Varlık hanım, Alp Yalman'la, Berna hanım Bilderbergli Feyyaz Tokar'la, Rabia hanım Çapamarka'nin sahibi Vecdi Çapa'yla, Esin hanim ise Milliyet Gazetesi yazarlarından Yılmaz Çetin er’le evlenmiştir. Meserretçioglu çiftinin Çiğdem hanım’ın dışındaki diğer iki çocuğundan biri olan Güldem hanim da, İpragaz’ın sahibi Yücel Kurttepeli'yle evlidir (Koç.net şirketi Ali Koç'un Emre Kurttepeli'nin kurduğu Forsnet'i satınalmasıyla kurulmuştur, Kurttepeli daha sonra Mynet'i kurdu).
Dolayısıyla Koç ailesinin bugünkü üçüncü neslinde hem anne hem baba tarafından yahudi kani vardır. Bir yanlış anlamaya sebep olmamak için Rahmi beyin cuma namazlarına giden bir Müslüman olduğunu söylemeliyim; bunun takiyye olmadığını düşünüyorum. Oğulları da yahudi inancında olmayabilirler ancak kanbağından ve aile geleneğinden dolayı Sabetaycı etkisi ve bağlaşıklığı hayatlarında her zaman önemli bir parametredir. Koç tarafından büyütülen Aydın Doğan da bu bağlaşık mantığını uygulayarak büyümüştür, en önemli tepe yöneticisi Imre Barmanbek de sabetaycıdır.
ÇUKUROVA Grubu: Karamehmet ailesi Müslüman Türk'tür. Ancak eğer benim bildiğim Eliyesil'lerle ayni aile ise esinin gelmekte olduğu aile yahudi asillidir. Ağabey Samsa Karamehmet'in kızı Show TV'nin genel müdürü Zeynep Karamehmet de bir Sabetaycı olan Fırat Gönenç'le evlidir. Çukurova Holding'in yönetim kurulunun aile dışındaki üyeleri üç kişi haricinde sürekli değişir: Osman Berkmen, Sezer Birgili ve Sadi Gücüm. Bu üç kişi de sabetaycıdır.. Grubun çok sayıdaki Sabetaycı profesyonelleri arasında Nejat Yalim, Bülent Ergin ve Melih Araz'i da saymalıyım. Çukurova’nın Türkcell’deki ortakları Murat Vargı ve Kavala ailesi de sabetaycıdır. Türkcell’in eski genel müdürü Cüneyt Türktan, finans müdürü Tokay'lardan Ekrem Tokay ve Digiturk genel müdürü Ertan Özerdem de sabetaycıdır. Çukurova’nın borçlarına karşılık (İsviçre’deki paraları borcunu ödemeye yeter de artar bile) devlete değerinin 25 katına kakalamaya çalıştığı A-tel'deki ortağı ise (Sabah’ın sahibi ve ortağı Çukurova gibi banka hortumcusu) Sabetaycı Bilgin ailesidir. Çukurova grubunda da Koç grubu gibi Sabetaycı etki çok güçlüdür. Bu grup 80 öncesinde altın kaçakçılığı, sonrasında da yedek parça kaçakçılığı, lisanssız Caterpillar parçası üretimi (Mehmet Emin Karamehmet bu nedenlerle iki kez yurtdışına kaçmak zorunda kaldı), banka hortumlaşmak, yurtdışına para kaçırmak, İsviçre’deki şirketleri aracılığıyla vergi vermemek (KDV'den bahsetmiyorum) -ki isdünyamiza bu İsviçre manevralarını sevdiren o oldu-gibi hukuksuz eylemleriyle isdünyamizin yolsuzluktaki öncüsüdür. Karamehmet son 15 yildir devletle islerini Güneş Taner araciligiyla yürütürdü. Türkcell’in degerinin bu kadar artmasina sebep olan GSM ihalesinin iki yil geciktirilmesinin altinda Taner'in imzasi vardır. Bilin bakalım Güneş Taner'in kimligi nedir? Bildiniz; sabetaycıdır.
CEMIYET HAYATI: Istanbul sosyetesinin motoru ve trend belirleyicisi Sabetaycı zenginlerdir: trendy yerler (Ayse Kapanci ve Ayla Sevand'in açtigi yerlerin her zaman tutulmasi), alışveriş mekanlari (Akmerkez'in bu kadar popüler olmasi), antikacilik (Rafi Portakal ve Tuncay Artam'in elindedir), emlak geliştirme (Alkent, Edin'lerin Kemer Country'si) vs.. Cemaat, tutmasini istediği isletme için mutlaka gerekli sirkülasyonu saglar ve çekim merkezi yapar. Cem Boyner'in banka sahibi olmamasına rağmen Advantage Card'ı tutundurmayı başarmasının sebebi budur.Bugün Alem dergisi'nin herhangi bir sayisini elinize alirsaniz içindeki isimlerden belki yarisinin Sabetaycı olduğunu görürsünüz. Bu dergiyi çikaran sabetay baglasigi Çukurova grubunun Show TV'de Ipek Tenolcay ve Cemil İpekçi gibi Sabetaycı ünlülere yaptirdigi programlara yer vermesi, toplum ahlakina zarar veren Televole'yi yayinlamasi, 900'lü hatlari reklam etmesi (toplum ahlakini bozan 900'lü hatlari Türkiye'ye getiren Sabetaycı Oguz Özerden'dir ki Sabah'in sahibi Bilgin grubunun himayesinde olup bu isten kazandığı paralarla cemaatin Bilgi üniversitesini kurmustur),
Sanıyorum derin devlet yada derin irade denen seyin ne olduğunu, bazi kimselerin laiklik anlayisinin neden rasyonelin ötesine geçtigini, basörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çikisini ve sonrasinda neden Sabah gazetesince cumhurbaskani adayi olarak lanse edildigini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasina neden bu adin kondugunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetayciydi ve düsmana ilk kursunu onun attigi Sabetaycı basin tarafından uydurulmustur ancak bunun gerçekdisiligi sonradan kanitlanmistir), eski disisleri bakani Coskun Kirca'nin açik islam karsitligi ve din egitimi hakkindaki çirkin söylemininin altinda yatanlari, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettigini, Mina Urgan'in kitabinda neden Necip Fazil ve Yahya Kemal'den asagilamayla sözettigini, özünde bir Sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kurulus asamasinda Asaf Savas Akad ve Bülent Eczacıbaşı gibi insanların medyatik desteklerini, rektörlerin ve bazi askerlerin kökeni Atatürk'e baglilikmis gibi görünen anlasilmaz çikislarinin gerçek sebebini biraz olsun anladiniz; tek bir cevap: bu kisiler yahudi asillidir ve cemaatin elitlerinin (hayati kurumlardaki organizasyon gücünden mütesekkil) derin iradesi uyarinca Türkiye'yi tedricen dez-islamize etmek istemektedirler.
Cemaatimizin içinde ülkesini seven insanlar çogunluktadir, cemaatimiz Halide Edip, Haldun Dormen, Sertap Erener, Mustafa Denizli gibi degerli insanlar yetistirmistir, isadamlarimiz da bir çok insana istihdam sagliyorlar, vergi ödüyorlar. Bir grup muhteris elitist yüzünden cemaatimizin adi karalanamaz; S.B.T.A.I. olarak tepkimiz de bu grubadır.Kendimi bir müslüman Türk kadar Türk hissederim, dostlarimin arasinda çok sevdigim müslüman kardeslerim var, bugüne kadar da hiç birinden kimligimden ötürü en küçük bir incitici tavir görmedim. Isyanim cemaatimizin adini kötüye çikaran, Türkiye'yi sömüren muhteris elitistleredir. Türkiye yahudilerin huzurla yasadigi bir ülke olmuştur; müslüman halkin 500 yillik hosgörüsüne ihanetle onu Orhan Pamuk'un sözlerinde ifadesini buldugu bir yahudi devleti haline getirmeye kalkmak ihanettir, seytanliktir.
BBG YARISMALARI: Bu programin yapimcisi olan Senkron TV'nin sahiplerinden sabetayci Levent Altınay 4 yil önce Telekulak skandalina bulasmıstı. Altinay bir çok ünlünün telefonunu dinletip para sizdirmis, ayrica Gökkafes projesine karsi çikan Oktay Ekinci ve Perihan Magden'in telefonlarini dinleterek Mustafa Süzer'e taseronluk yapmistir.
BBG yarismasi 'ayarlanmıs' bir yarısmadir. Düzenlenen 5 yarismanin galipleri Sabetaycilar ve Ermenilerdir. Bu programi sunan Öykü Serter, Doğa ve yarışmacı iken daha sonra program kadrosuna dahil edilen Kaan, Idil ve Cüneyt de sabetaycıdır.Buna benzeri bir "ayarlanmis" yarismanin sabetayci Keriman Halis'i dünya güzeli seçmek için yapildigi söylenir .
Programin ilk iki yarismasi bilindigi gibi sabetay baglasigi Karamehmet'lerin Show TV'sinde yapilmisti; bu grupla ilgili olarak önceki yazimda bilgi vermistim. Son üç yarismanin yapildigi Star TV'nin sahibi Cem Uzan'in ilk esi sabetayci Feyyaz Berker'in, ikinci esi sabetayci Renç Koçibey'in kizidir; her ne kadar sevilmese de bir baglasiktir (sabetayci oldugunu söyleyen de var) ve telekulakçı ve sabetaycı Senkron TV ile isbirligi yapmistir. Sabetayci Can Atakli'nin Star'a alinmasinin sebebi de geçen yazimda belirttigim gibi masrik-i azam Demir Savasçin'la akrabaligidir. Ayarlanmislik derken Kral TV'nin müzik listelerinde bir zamanlar Yesim Salkim'in (Hakan Uzan'dan bosanmadan önce elbette) nedense haftalarca birinci oldugu zamanlari hatirlatirim.
ECZACIBASI AILESI: Eczacibasi ailesi 1924 mübadelesi öncesi yerlesik sabetaycilardandir. Nejat Eczacibasi'nin esi Beyhan Eczacibasi'nin babası İttihat ve Terakki'nin beyni ve 33. dereceye yükselmis bir mason olan Rahmi bey de sabetayciydi. Bülent Eczacibasi'nin esi Oya hanım ve kardesi Faruk Eczacibasi'nin esi Füsun hanım da sabetaycidir. Özal kardesler sabetayci degildir ama Turgut Özal'in esi Semra (Yeginmen) hanim sabetaycidir, Muharrem Berk'in yegenidir, kardesi Mehmet Yeginmen de sabetayci Kavala grubunun adami olmus ve savunma ihalelerinde yolsuzluklara bulasmistir. Mesut Yilmaz'in kendisi degil (akrabasi Mehmet Kutman'in sabetayci oldugunu geçen yazimda belirtmistim) ama esi Berna (Müren) hanim cemaat çevrelerinde sayilan Semra Özal'in Anap'in muhafazakar kanadina hasmane tavir almasinin ve 1991'deki Anap genel baskanlik yarisinda Akbulut'a karsi siddetle Mesut Yilmaz'i destekleyip esini Yilmaz'a üstü örtülü destek vermeye zorlamasinin sebebi iste bu sabetaycilik bagidir.
ANADOLU YERLESTIRIMLERI: 1924 mübadelesinde ülkeye gelen 1,5 milyon dolayinda insanin 20,000'i sabetaycidir ve bu insanlar diger mübadiller gibi Anadolu'nun çesitli yerlerine yerlestirilmistir. Bu yerlesimleri ve mübadele öncesi yerlesim yerlerini biliyoruz dolayisiyla Rahsan Ecevit'in "Sebinkarahisar'liyiz", Tansu Çiller'in "Muglaliyiz" Sahenklerin "Nigdeli'yiz", 1924 öncesi yerlesik bazi sabetaycilarin "biz 150 yildir Izmir'liyiz", "Selanik'li degil Kavala'liyiz" vs. sözlerine sadece gülüyoruz. Çikip açikça "sabetayci degiliz" diyebiliyorlar mi, dediler mi? Susuyorlar yada Çevik Bir'in "bir tarafim Selanik, diger tarafim Makedon" cevabi gibi kaypak bir cevapla bırakıyorlar.
NTV: NTV, cemaatin derin iradesinin en önemli kamuoyu yönlendirme araci olarak 'Türkiye'yi halka müslüman bir ülke olmaktan çok bir kültür mozaigi olarak benimsetme' stratejisini en yogun uygulayan televizyondur(Ferit Sahenk'in bu asirilik ve temkinsizligine yasasaydi babasi izin vermezdi; Ixir ve Tansas fiyaskolarina simdi bir de bunu ekleyecek). Buna bir örnek de sabetay baglasigi Karamehmet'lerin Yapi Kredi Kültür'ünden vereyim; isin basindaki Enis Batur ana tarafindan sabetaycidir ve yahudi Bilge Karasu'nun (II. Abdülhamid'e tahttan indirildigini teblig eden gruptaki Emmanuel Karasu'nun oglu) çömezidir. Bu kurumun birimlerine adini veren Kazim Taskent, Vedat Nedim Tör ve Sermet Çifter sabetaycidir.
MUSTAFA DENIZLI: Denizli'yi Altay'dan GS'a getiren kisi sabetayci Alp Yalman'dir. Denizli'nin her iki esi de sabetayciydi.Çok dindar bir sabetayci olan Denizli'nin kizlari göreceksiniz ya birer sabetayciyla, en kötüsü de baglasik ailelerden birileriyle evlenecektir.(Vestel'in sahibi Zorlu'lar sabetayci degildir.)
ÖZAL'IN PRENSLERI: 80'lerde "Özal'in prensleri" olarak lanse edilip önemli görevlere tepeden inme getirilen Amerika egitimli gençler Coskun Ulusoy , Bülent Semiler ve Engin Civan (esi Amerikali yahudidir, rüsvet alip isini görmedigi Selim Edes de kendisi gibi sabetaycidir) sabetaycidir.
MHP'YE DESTEK: Türkçülügü dezislamizasyonun bir araci olarak gören cemaatimiz bir yandan Tekin Alp (Moiz Kohen), Reha Oguz Türkkan gibi kisilerle isin teorisine etkide bulunmaya çalisirken isadamlarimiz ve baglasiklari (Has'lar, Dinçkök, Berker, Karamehmet, vs) araciligiyla da bir kalkan ve "böl-yönet" araci gördükleri MHP'yi finanse etmislerdir. (Tunca Toskay hariç MHP'nin tepe kadrosunun sabetaycilikla ilgisi yoktur, olmalari gerekmedigi gibi kendilerine yapilan bagislarin asil sebebini bilmeleri de gerekmiyordu).

Müslüman Türk halka buradan bir çagrım olacak. Bu sebekemsi yapı içinde sizin hiçkimsenin elinizden alamayacagi iki özgürlügünüz bulunuyor; kime oy vereceginiz ve paranizi nereye harcayacagınız; bunlari dogru kullanirsaniz ülkenizde bir seyleri degistirebilirsiniz...Superonline yerine ttnet kullanabilirsiniz, Henkel'in temizlik ürünlerini kullanmayabilir, Sabah almayabilir, Orhan Pamuk okumayabilir, Turkcell yerine Aycell kullanabilir, Garanti bankasi yerine baska bir bankayla çalisabilir, Migros, Tansaş, Akmerkez'den alisveris etmeyebilir, Henkel (Yayla, Persil, Tursil, Vernel), Eczacıbaşı (Vitra, Artema, İpana, Selpak, Solo) gruplarının tüketim ürünleri yerine muadillerini alarak paranızla sabetaycı sömürücüleri beslemeyi bırakabilirsiniz. Medyada okudugunuz ve seyrettiklerinizi yazan yada söyleyenin kim ve ne oldugunu düsünerek değerlendirebilir, yönlendirmelere karşı kendinizi koruyabilirsiniz. Kalite ve fiyat eşitleri arasında seçim yaparken tercih yaparak sabetaycı ve bağlaşık grupların ürünlerini almayınız.
Mehmet Emre Güreli : Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnsiyatifi Başkanı


... Prof. Ilber Ortayli, Selanik sehrinin, cemaatin baslica yerlesme yeri oldugunu, Osmanli Imparatorlugu’nun son döneminde özellikle egitime önem verdiklerini belirtiyor.Sabatayci gençleri egitmeyi amaçlayan bu okullar, nihayet kurucularinin da ideoloji ve dünya görüsü degisikligi geçirmesine sebep oldu. Artik bütün Osmanlilari, bilhassa Müslüman Türk çocuklari egitmekten memnun oluyorlardi. Nitekim çocuk Mustafa Kemal (Atatürk) modern egitim veren böyle bir ilkokula giden Müslüman Türklerdendir. Kendisinin anlattıgına göre annesi geleneksel bir Kur’an okuluna, babası Ali Rıza Efendi ise Semsi Efendi’nin kurdugu bir okula gitmesini istemisti. Semsi Efendi Sabatay’cidir. Kapanî grubundan oldugu söyleniyor. Fakat Karakas grubu ile isbirligi yapiyor ve egitimle bu rakip iki dönme grubunun birligini saglamak istiyormus. (Ilber Ortayli, Alevi Kimligi, S.120).Sabataycilarin özellikle Mevlevi tarikati çatisialtinda örgütlenmeleri de dikkat çekici. Laiklik ve Ittihadçiligin öncüleri Sabatayci Selanik’li Sabataycilarin bilinen tek yayini olan Gonca-i Edep'dır. Özellikle Mevlevi, Melami ve Bektasi tekkelerinde 19. yy’dan itibaren seyh, mürsid, dede, dedebaba gibi en üst makamlara kadar ulastiklarini görüyoruz. Sabatayci seyh ve müritler Sevi müslüman olduktan sonra baglilarina müslümanlarin görünürdeki adet ve geleneklerine riayet etmelerini ögütlemistir. Bu da onlarin kendilerini en rahat ifade edebilecekleri çesitli tarikatlarin dergah, hanekah, tekke ve zaviye gibi mekanlara ragbet etmelerine yol açmis. Merkezi Selanik olan bu cemaatin Selanik’teki özellikle Mevlevi ve Bektasi dergahlarinda yogunlastiklarini görüyoruz...Türk matbuatinin önemli simasi, Vatan gazetesi sahibi Ahmed Emin (Yalman) da Sabatayci idi .Ilgaz Zorlu, Sabatayci cemaatlerin Islam mutasavviflariyla iliskilerinin özellikle Istanbul, Izmir ve Selanik’te yogunlastigini belirtiyor. (Bkz. Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim, S.40-41) Istanbul’de Yenikapi Mevlevihanesi, Kasimpasa Mevlevihanesi, Aziz Mahmud Hüdai’nin Üsküdar’daki dergahi Sabataycilarin etkin oldugu dergahlar olarak dikkat çekmektedir. Şu anda Amerika’da yasayan müflis isadami Halil Bezmen’in dedesi Esad Efendi 1920’lerde Kasimpasa Mevlevihanesi’nin seyhidir. Ankara Bektasi Dergahi’nin su andaki Dedebaba’si yani seyhi de Sabatayci. Yine Dedebabalardan Bedri Noyan da Yahudi dönmesi. Kardesi Engin Noyan da bir tv’de program yapimci ve sunucusu.Sabataycilar ve Masonlar Osmanli döneminde etkin konumdaki masonlarin arasinda Sabataycilarin önemli bir yekün tutmasi da dikkat çekmektedir. Osmanli topraklari içindeki ilk mason locasinin Selanik’te kurulmasi tesadüf olmasa gerek. Avrupa’daki gelismeleri yakindan takip etme imkanina sahip Sabetaycılar bu alandaki gelismelere de öncülük etmisler.Günümüz mason localarında da Sabetaycı çok ünlü kişilerin varligi devam etmektedir. Su anda Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasi’nin Büyük Üstadi Sahir Talat Akev de Sabetaycı. Mimar Sinan Locası’nın eski üstadi muhteremi Resat Atabek, yine üstadi azamlardan Cumhur Ferman da Sabataycılardan. Resat Atabek’in Masonluk Üzerine adli kapsamli eseri Masonluk hakkinda önemli bilgiler ihtiva ediyor. Sabatayci ünlü gazeteci Ahmed Emin Yalman’in ve Cavid Bey’in ayni zamanda Mason da olduklarini Loca’nin disa açilirken açikladigi isimlerden ögreniyoruz.
Bilindigi gibi Susurluk skandalı ile ortaya çikan iliskilerde bu silahlarin kayip oldugu iddia edildi. Kayip silahlar Susurluk Çetesi olarak nitelenen ekip tarafindan kullanilmisti. Bu silahlari teslim alan kisi ise Ertaç Tinar. Yalçin Küçük, Tinar’in Sabataycı oldugunu belirtiyor ve Mossad’in dönmelerle is tutmasinin tehlikesine dikkat çekiyor. (Y. Küçük, Nasil Görüyorum-3, Aydınlık, 14 Mart 1999)




.
Müslüman Türk halka buradan bir çagrim olacak. Bu sebekemsi yapi içinde sizin hiçkimsenin elinizden alamayacagi iki özgürlügünüz bulunuyor; kime oy vereceginiz ve paranizi nereye harcayacaginiz; bunlari dogru kullanirsaniz ülkenizde bir seyleri degistirebilirsiniz. Kurtulus savasi sürerken Istanbul'daki müslüman halk aliskanlikla Türk bakkallardan degil Rum bakkallardan alisveris ederdi; cebinden çikan paranin Yunan ordusuna bir biçimde yardim olarak silah almakta verilecegini düsünmeden. Bir yandan sikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetayistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsiniz. Hepinizi Sabetaycı Yapılanmaya karşı durmaya, yakın çevrenizi sabetaycılık hakkında bilgilendirmeye ve 'Tercihli Alışveriş' yapmaya çağırıyorum. Bu çağrı antisemitik değil antisiyonisttir ve vatandaşlık sorumluluğudur. Kendimden bir örnek vereyim; yazdiklarimdan orta-dindar bir musevi oldugumu ama siyonizm karsiti oldugumu çikarabilirsiniz; benim evime Marks&Spencer, Timberland (orjinal marka) vs. giremez, esim ricam üzerine Revlon yada Estee Lauder kullanmaz; sahipleri siyonisttir çünkü bu sirketlerin, ben de onlari beslemeyi zul addederim; yahudilere en büyük zarar siyonistlerden gelmistir. Pekala siz de Superonline yerine ttnet kullanabilirsiniz, Henkel'in temizlik ürünlerini kullanmayabilir, Sabah almayabilir, Orhan Pamuk okumayabilir, Turkcell yerine Aria yada Aycell kullanabilir, Garanti bankasi yerine baska bir bankayla çalisabilir, Migros, Tansaş, Akmerkez'den alisveris etmeyebilir, Henkel (Yayla, Persil, Tursil, Vernel), Eczacıbaşı (Vitra, Artema, İpana, Selpak, Solo) gruplarının tüketim ürünleri yerine muadillerini alarak paranızla sabetaycı sömürücüleri beslemeyi bırakabilirsiniz. Medyada okudugunuz ve seyrettiklerinizi yazan yada söyleyenin kim ve ne oldugunu düsünerek değerlendirebilir, yönlendirmelere karşı kendinizi koruyabilirsiniz. Kalite ve fiyat eşitleri arasında seçim yaparken tercih yaparak sabetaycı ve bağlaşık grupların ürünlerini almayınız. İşe cep telefonunuzla başlayıp Turkcell yada Telsim hattınız varsa iptal ettirmenizi ve Aria yada Aycell kullanmaya başlayınız.
Sabetaycılık konusunda benim verdiğim bilgilerin dışında çalışma yapmak isterseniz en emin kaynaklar Yalçın Küçük ve Abdullah Muradoğlu'na ait olanlardır. Asıl önemli çalışmaları internette bulabilirsiniz. Ilgaz Zorlu'nun röportajlarından verdiği bilgiler doğrudur fakat Siyaset bölümünde açıkladığım nedenler ve yanar-döner kişiliği sebebiyle muteber bir kimse değil, ayrıca dindar bir yahudi olarak Türkiye'deki sabetaycıların yahudiliğe dönmesi gibi hedefleri bulunuyor.
Bu konuda bütün Türkiye'nin bilinçlenmeye ve tutum takınmaya ihtiyacı vardır; bu bir vatandaşlık sorumluluğudur. Sabetaycı medyanın bu konuyu yoksayması ve türlü engellere karşın biz muhafazakar, sosyalist, liberal, Türk, Kürt, sünni, alevi her türlü kesitten bu konuda bütün Türkiye'yi bilinçlendirmeye ahdetmiş bir grup insan olarak elimizden geleni yapıyoruz.
Kimsenin bu yazdiklarimdan dolayi sabetaycı siradan vatandaslara bir ayrimcilik yapacagini sanmiyorum; antisemitizm bu topraklarda hiç bir zaman görülmedi, bu topraklar yahudiler için hep bir 'Eden' olmuştur.. Cemaatimizin içinde ülkesini seven insanlar çogunluktadir, cemaatimiz Halide Edip, Haldun Dormen, Sertap Erener, Mustafa Denizli gibi degerli insanlar yetistirmistir, isadamlarimiz da bir çok insana istihdam sagliyorlar, vergi ödüyorlar. Bir grup muhteris elitist yüzünden cemaatimizin adi karalanamaz; S.B.T.A.I. olarak tepkimiz de bu grubadır.
Kendimi bir müslüman Türk kadar Türk hissederim, dostlarimin arasinda çok sevdigim müslüman kardeslerim var, bugüne kadar da hiç birinden kimligimden ötürü en küçük bir incitici tavir görmedim. Isyanim cemaatimizin adini kötüye çikaran, Türkiye'yi sömüren muhteris elitistleredir. Türkiye yahudilerin huzurla yasadigi bir ülke olmustur; müslüman halkin 500 yillik hosgörüsüne ihanetle onu Orhan Pamuk'un sözlerinde ifadesini buldugu bir yahudi devleti haline getirmeye kalkmak ihanettir, seytanliktir.
Atatürk'ü dillerinden düsürmeyen ve aslinda onu bu sekilde istismar eden muhteris sabetayci rektör, asker, medya ve derneklerin kim ve ne olduklarini, mevcut yapilanmalarinin ne oldugunu, medyanin bizi nasil yönlendirdigini, bu insanların gerçek niyetlerini asla unutmayalim. Bu yüzyilin basinda üç milyon evladini sehit veren, üstünde yasadigimiz topragi kaniyla haketmis yetmis milyon insanın nasil yasamasi gerektigine kendi özgür iradeleri karar vermelidir, müslüman kimlikli bir avuç elitist yahudi degil.
Mehmet Emre Güreli
Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnsiyatifi Başkanı
Sabetaycılık konusunda bilgilenmek için sitemizdeki yazıların yanında internetteki kaynaklarla Abdullah Muradoğlu, Yalçın Küçük ve Mehmet Şevket Eygi'nin bu konudaki kitaplarını okuyabilirsiniz. Abdurrahman Küçük, Avram Galante, Ertuğrul Düzdağ, Ilgaz Zorlu, John Freely ve Gershom Scholem 'in eserleri de bu konuda yazılmış kitaplar arasındadır.

Vatandaşlık sorumluluğunuz adına sizden kendinizi ve çevrenizi sabetaycılık ve ülkedeki sabetaycı yapılanma hakkında bilgilendirmenizi ve bilinçlendirmenizi rica ediyoruz.

S.B.T.A.I.(Sabetayci Yapilanmaya Karsi Bilinç ve Tercihli Alisveris Insiyatifi) 'nin ülkemizdeki sabetayci yapilanmayi kurum, isim ve iliskileri aciklayarak meydana cikaran kamuoyuna açik yazilarini mesaj sitemizden [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] takip edebilirsiniz. Baskanimiz sayin M. Emre Güreli'nin son yazisi asagida bilginize sunulmustur. Saygilarimizla,

Deniz Yilmaz (S.B.T.A.I. Iletisim Grup Baskani) ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Sabetayci yapilanmayla ilgili bilgiler vermeye devam ediyorum. Bu yazida bize gelen sorularin bir kismina da cevap vermis olacagim.
ENFLASYON LOBISI: Enflasyondan kim istifade eder? Elbette artan reel faiz oranlari dolayisiyla bankada yüklü parasi olanlar. Öyleyse sabetayci Çiller'in bir zamanlar basini çektigi enflasyon lobisine bu açidan bakin ve bu insanlarin kimliklerine dikkat edin; çogu parali sabetaycilardir ve enflasyonla büyümeyi savunarak devletin (dolayisiyla 70 milyonun) sirtindan dünyanin hiç bir yerinde görülmeyecek net mevduat getirileri elde etmektedirler. Sanayicilik yapanlar disinda bildigim hiç bir sabetayci yoktur ki enflasyonun varligindan sikayet etsin.

SIYASET VIZYONU: Cemaatin su anki siyaset vizyonu Dervis'i CHP'nin basina geçirmek ve ANAP ile DYP'yi Agar'in liderliginde birlestirmektir. Bu sekilde bir yandan Dervis'e oynanirken öte yandan sagi bölmek (AKP'den güçlü bir DYP'ye oy kaymasiyla) hesaplaniyor.

SASKINLIK VE PANIK: I. Zorlu, A. Muradoglu, Y. Küçük ve S. Eygi gibi arastirmacilarin yayinlariyla sabetaycilik gerçeginin ortaya cikmasi localar (Türkiye'de masonluk bir sabetayci masonlugudur, bir sabetaycilik kurumu ve aracidir) ve diger cemaat çevrelerinde saskinlik ve panige yolaçtiysa da disardan birinin yapilanmayi detayiyla ögrenmesinin çok zor oldugu ve bu gerçeklesse de kimsenin yapilanmayi açikca ortaya koymaya cesaret edemeyecegi çünkü davalara muhatap olmaktan korkacagi düsünülerek ve toplumun himbil yapisi da gözönüne alinarak konunun zamanla tazeligini yitirecegi görüsünde birlesildi. Mehmet Barlas'in, esinin sabetayciligi sorusunu geçistirmesinin, Can Paker'in ifsa edilmisligin ve Ilgaz Zorlu'yla davasinin heyecanini atip "Gölge Kabine"yle NTV'de "göreve" dönmesinin sebebi budur (Paker bir yandan bu programin tek daimi konugu olarak ülke çapinda görünürlük ve taninirligini artirirken bir yandan da sabetayci insiyatif TESEV'in baskani olarak güya sivil toplumu ve sivil toplum kuruluslarini temsil ediyor oldugunu (?) tekrar ile kafalara yerlestirmeyi planliyor). Ayrica adi geçen arastirmacilarin "marjinal" kisiler olarak karalanip ustaca yalnizlastirilmasi ve sayginsizlastirilmasi yolu izleniyor. Böyle bir konunun üzerine gidebilecek Ahmet Hakan da bu ve arti nedenlerle sabetayci Dinç Bilgin'in Sabah'inda ise alininca bu kisi de etkisizlestirilmis, ayrica kendi izleyici tabani gözünde güvensizlestirilmis oldu. Tüm bunlara ragmen yapilanma ortaya çikartilirsa bunu yapanlar haklarinda açilacak davalarla sindirilecek, antisemitizmle itham edilecek, medya gücü kullanilarak duruma göre "Marxist, radikal dinci, Kürtçü, terörist, Adnan hocaci mihraklarin bölücülük çabasi" olarak karalanacak.

ISIMLENDIRME: 20. yüzyilda Türkiye'den baska hiç bir ülke bu kadar fazla yeni insan ismi üretmemistir. Bunun kaynagi cemaatimizdir; müslüman Türk adlari yaninda Osmanli devletinde kullanilmayan Orta Asya isimleri ve bunlarin türevleri yaninda yeni yapma isimler üretmenin dezislamizasyon ve "kültürel soyutlama ve enjeksiyon"un iyi bir yolu oldugu görülmüs ve uygulanmistir. Isim ve soyadlarda yahudi isim ve soyadlarla benzerlik ve kosutlugun özenle korundugu daha önce gönderdigim "sabetaycilik-ek" yazisinda ayrintilariyla anlatiliyordu (yazinin son kisminda listelenen soyadlari, bu soyadlarina sahip herkes sabetaycidir manasina gelmiyor, sabetaycilarin bu soyadlari kullandigini ifade ediyor). Iki örnek de burada verelim. Örnegin sözkonusu yapma isimlerden "Okan", Karakas'larin din adamlari olan Ogan'dan (hahamin karsiligi sayilabilir) türetilmistir. Bu ismin günümüzde müslüman Türklerce de kullanildigini ve topluma iyice yerlestigini görüyoruz. Büyüklerimiz ordudaki bazi rütbe isimleri de (or-general, al-bay, teg-men vs.) benzeri sekilde olusturulduğunu söylerlerdi. Isimlendirme cemaatin "benzeme-benzet" prensibinin güzel bir araci olmustur.

DEZENFORMASYON: Sabetaycilik konusunun arastirilmasinin cemaat çevrelerinde yarattigi saskinlik, kaynagini benim de bilmedigim dezenformasyonlara yolaçmis görünüyor: Özal, Bülent Arinç ve Mesut Yilmaz'in sabetayci Mehmet Ağar, Mesut Barzani, Musa Anter ve Ihsan Doğramaci'nin crypto yahudi oldugu vs... Bu iddialardan sadece Doğramacı ciddiye alinabilir; o, tipki Selahattin Beyazit gibi olaganüstü baglantili bir "derin" adamdir. Özal kardesler sabetayci degildir ama Turgut Özal'in esi Semra (Yeğinmen) hanim sabetaycidir, Muharrem Berk'in yegenidir, kardesi Mehmet Yeğinmen de sabetayci Kavala grubunun adami olmus ve savunma ihalelerinde yolsuzluklara bulasmistir. Mesut Yilmaz'in kendisi degil (akrabasi Mehmet Kutman'in sabetayci oldugunu geçen yazimda belirtmistim) ama esi Berna (Müren) hanim cemaat çevrelerinde sayilan (Semra hanim cemaat çevrelerinde görgüsüzlügü ve kabaligi yüzünden küçümsenir) bir sabetaycidir ve 1995'te Refah'la koalisyon yapmasi durumunda esini bosanmayla tehdit etmis oldugu için cemaatte takdir görmüstür. Semra Özal'in Anap'in muhafazakar kanadina hasmane tavir almasinin ve 1991'deki Anap genel baskanlik yarisinda Akbulut'a karsi siddetle Mesut Yilmaz'i destekleyip esini Yilmaz'a üstü örtülü destek vermeye zorlamasinin sebebi iste bu sabetaycilik bagidir. Özalizm sabetayci yapilanmanin çok güçlenmesini saglamis olsa da Turgut Özal baglasik degildi.

ANADOLU YERLESTIRIMLERI: 1924 mübadelesinde ülkeye gelen 1,5 milyon dolayinda insanin 20,000'i sabetaycidir ve bu insanlar diger mübadiller gibi Anadolu'nun çesitli yerlerine yerlestirilmistir. Bu yerlesimleri ve mübadele öncesi yerlesim yerlerini biliyoruz dolayisiyla Rahşan Ecevit'in "Sebinkarahisar'liyiz", Tansu Çiller'in "Muglaliyiz" Şahenklerin "Nigdeli'yiz", 1924 öncesi yerlesik bazi sabetaycilarin "biz 150 yildir Izmir'liyiz", "Selanik'li degil Kavala'liyiz" vs. sözlerine sadece gülüyoruz. Çikip açikça "sabetayci degiliz" diyebiliyorlar mi, dediler mi? Susuyorlar yada Çevik Bir'in "bir tarafim Selanik, diger tarafim Makedon" cevabi gibi kaypak bir cevapla bırakıyorlar.

SABETAYCI MÜSLÜMAN OLUR MU? Mübadele sonrasi Anadolu'ya yapilan yerlestirmelerde gerçek manasiyla müslüman olanlar vardır ama bunca yildir Istanbul'da ben bunun çok az örnegini gördüm; genellikle ya inançli bir sabetayci olunuyor yada din (müslümanlik yada musevilik) mefhumu olmayan hatta ateist bireyler çikiyor. (Takiyye için soranlara 'elhamdülillah müslümanim' denir. Yine takiyye yada nostaljik zevk için Ramazan'da bir iki gün oruç tutanlar elbette yok degil)

SABETAYCILARIN MUSEVİLİĞE GEÇEMEMELERİ: Müslüman kimlikli yahudiler olan sabetaycıların resmen museviliğe geçmesi İsrail Sefarad ve Askenaz hahambaşılıkları tarafından reddedilmektedir. Bunun sebebi buna izin verildiği takdirde müslüman Türk halkın durumu görüp uyanmasından ve Yalçın Küçük'ün sözünde ifadesini bulan "Türkiye'nin İsrail'in rezerv devleti olma" durumunu değişmesinden korkulmasıdır; dolayısıyla kararın temeli dini değil tamamen politiktir. Böyle bir izin verilirse de cemaatimizden buna talep fazla olmaz çünkü bunun Türkiye'de kurulu hegemonyaya zarar verirdi.

BAŞÖRTÜSÜ: 28 Şubat'ı ordu içinde sabetaycı Çevik Bir'in başını çektiği bir sabetaycı kliğin yaptığını, dolayısıyla başörtüsüyle eğitim yasağının bir sabetaycı irade takdiri olduğunu geçen yazımda anlatmıştım. Bugünlerde Tarhan Erdem'e yaptırılan anket mevzu olduğundan bir ekleme yapmak istiyorum: bundan 15 yıl önce dindarlık artmaya başlayınca bir başkasına böyle bir anket yaptırılmış ama sonuçları içeride kalmıştı. Tarhan Erdem eğitim seviyesi arttıkça başörtülü oranının azaldığını söylüyor ama bir şeyi atlıyor; 15 yıl önce eğitimliler arasında başörtülü oranı çok daha düşüktü, dolayısıyla yaptığı çıkarım aslında yanlıştır. Başörtüsünün "türban" olarak adlandırılmasının ve esasında türban kelimesinin terminolojik kullanımının sebebi halkın vicdanını direkt olarak karşıya almamak içindi. Başörtüsüyle eğitimin yasaklanmasıyla başlayan bu bir çesit "containment" politikası halk arasında dindarlığın artmasının önüne geçilemediğini görünce seçilmiştir; "kantiteye etki edemiyorsan kaliteyi etkile". Bu ve bunun gibi bahsettiğim irade ve kararlar hiç bir zaman tek bir toplantı ya da bir toplantı dizisinde alınmaz; süregelen fikir süreçlerinin ürünüdür.


TARİH: II. Abdülhamid'i deviren Hareket Ordusu'nun bir sabetaycı insiyatif olduğu (İttihat ve Terakki Selanik'li atalarımızca beslenip büyütülmüştür) ve ordunun çoğunluğunun gayrimüslimlerden oluştuğu doğrudur ancak yapılan bir yanlış var: Hareket Ordusu'nun gerçek komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa idi ki sabetaycıdır. Mahmut Şevket Paşa'nın bu olaydaki rolü 27 Mayıs'ta Gürsel'in rolü gibidir ve Mahmut Şevket Paşa sabetaycı değildir. Talat Paşa (33. dereceye yükselmiş bir maşrık-ı azamdır) ve Cemal Paşa masondur. Çok sorulan bir soru da Osmanlı musevileri ile sabetaycıların ilişkisi ve karşılaştırılması oluyor. Hemen hiç bir ilişki olmadığını söyleyebilirim. Her şeyden önce sabetaycılar dini gerekçelerle museviler tarafından reddedilmiş bir topluluktur. Sabetaycıların son bir asırdır "üzerlerinde Alliance İsrailite etkisi tamam olmuş yahudiler" olduğunu söyleyebilirim. Basit bir örnek bunu güzel açıklar: 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı devletinin en sadık tebası musevilerdi; oysa Osmanlı'yı yıkan da İttihat ve Terakki'yi kurdurup Osmanlı için bir Frankenstein haline getirten de Selanik'li sabetaycılardır. Bununla beraber İsrail'e yapılan göçlerden sonra bugünkü musevilerin de üç nesil önceki atalarıyla pek bir benzerliği kalmadığı da doğrudur (genç nesilde Ladino bilen neredeyse kimse yok) ve zamanımızda dindar sabetaycılar ve museviler birbirlerine yaklaşmıştır. Örneğin İshak Alaton'un ve (Üzeyir Garih'in) cemaatte büyük saygınlığı, etkisi ve gücü vardır (Alkent boşuna bu kadar başarılı olmadı). Sayın Alaton cemaatimizin yurtdışındaki musevi lobileri ve İsrail nezdinde büyükükelçisi gibidir. Kapancılar geçmişten beri çeşitli sebeplerle Karakaş'ları küçümserler, iki grup da birbirini pek sevmez (bu öyle bir şey ki Kapancılar Avrupa, Karakaş'lar Anadolu'da yaşıyoruz). Kapancı'ların orduda, Karakaş'ların politika ve basında güçlü olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin son 60 yılki paradoksu Kapancı-Karakaş çekişmesinin yarattığı komplikasyonlardır. Bu konuyu önceki yazımda anlatmıştım. Yakubi'lerin bu çekişmedeki tutumları dönemsel olarak değişir. Cemaat kolları arasında son 15 yıldır eskiye oranla bir kaynaşma gözlüyorum.

MHP'YE DESTEK: Türkçülüğü dezislamizasyonun bir aracı olarak gören cemaatimiz bir yandan Tekin Alp (Moiz Kohen), Reha Oğuz Türkkan gibi kişilerle işin teorisine etkide bulunmaya çalışırken işadamlarımız ve bağlaşıkları ( Has'lar, Dinçkök, Berker, Karamehmet, vs) aracılığıyla da bir kalkan ve "böl-yönet" aracı gördükleri MHP'yi finanse etmişlerdir. (Tunca Toskay hariç MHP'nin tepe kadrosunun sabetaycılıkla ilgisi yoktur, olmaları gerekmediği gibi kendilerine yapılan bağışların asıl sebebini bilmeleri de gerekmiyordu).

DİĞER: Ilgaz Zorlu'nun Can Paker'le olan davasındaki savunmasında belirttiği Şişli Terakki'nin bodrumunun sinagog olduğu iddiası doğrudur. Alkent'te de bunun gibi bir sinagog var ve buraya sadece Alkent'ten değil bütün Etiler civarından gelinirdi. Gazeteci Leyla Umar'ın (mekanik özürlüdür ve kaprisleriyle hepimizi bezdirir) sosyeteyle olan yakınlığı kendisinin de sabetaycı olmasından dolayıdır. Mekan işletmecisi Çapa'lar da sabetaycıdır. Orhan Pamuk'un kitaplarında kabala mistizmi olduğu doğrudur. Popçu Emre Altuğ sabetaycıdır ve geçen yazımda sözettiğim pazarlama örneklerinden biridir. Benzeri bir pazarlama bugünlerde sabetaycı (ve eşcinsel) Murathan Mungan'ın yeni kitabı için yapılıyor. Bilderberg sadece show-off'dur; "touch & go"dur; hiç bir karar alınmaz, gelecek vaadedenlerin tanıtımı ve daha önce üst düzeyde alınmış derin kararların uluslarararası dengeye "tercüme" edilmiş tebliğidir. Demirel'in mason olduğu doğrudur (AP'nin başına geçirilmesinin sebebi budur) ama 33. dereceye kadar çıkmış olduğu yanlıştır. 27 Mayıs-Anap iktidarı arasındaki başbakanlardan S. H. Ürgüplü, N. Talu, N. Erim ve B. Ulusu sabetaycı ve masondurlar. Ecevit mason ya da sabetaycı değildir fakat eşi Rahşan hanım sabetaycı olması dolayısıyla iktidar dönemlerinde yapılanmaya büyük hizmeti geçmiş bir kişidir. Cemaatin bugünkü nüfusu konusunda basında çok rakam telaffuz ediliyor; biz yaklaşık 150,000 olduğunu tahmin ediyoruz (1924 mübadelesi öncesi yerleşik sabetaycı nüfusu da hesaba katarak). Bu rakamın çoğunluğu orta tabakaya mensuptur, büyük bölümü asimile olmuştur. Elitist sabetaycılar daha önceki yazımda belirttiğim gibi bağlarını sıkı sıkıya korumaktadırlar ve kendi nüfuslarının 4 bin, çevrelerindeki sabetaycı kesimle birlikte nüfuslarının 25,000 civarında olduğunu tahmin ediyoruz.

S.B.T.A.I. BIRINCI SEMINERI: Alti ay önce 200'ü askin siyasetçi , gazeteci ve sivil toplum kurulusuna ve 7,000'in üzerinde siradan vatandasa gönderdigimiz bir açik email ile baslayip zamanla bir sivil toplum hareketine dönüsen S.B.T.A.I. (Sabetayci Yapilanmaya Karsi Bilinç ve Tercihli Alisveris Insiyatifi) ilk seminerini 28 Haziran günü gerçeklestirdi. Soru-cevapli bir prezentasyon ile ardindan yapilan workshop çalismalarindan olusan bu seminerin çok verimli geçtigini gördük. Toplantiya katilan 62 üyemizin herbirine ve özellikle Istanbul disindan katilanlara burada bir kez daha tesekkür ediyorum. Katilamayan üyelerimizi Eylül ayinda yapacagimiz ikinci seminerde görmeyi umut ediyoruz. Özellikle son 2.5 ayda çok yogunlasan üyelik taleplerinin büyük kismini kabul edemedigimiz için üzüntülüyüz ancak böyle bir konuda selektif ve üye kompozisyonunda dikkatli olma zorunlulugumuzu saniriz herkes kabul edecektir. Çalismalarimiz hakkinda bir fikir edinebilmeniz için seminer sonrasinda yaptigimiz icra kurulu toplantisinin karar metninin bir özetini asagida veriyorum.

1) S.B.T.A.I. bünyesinde Arastirma, Iletisim ve Organizasyon olmak üzere üç grup kurulmasina, grup baskanliklarinin icra kurulu üyeleri arasindan belirlenmesinin ardindan her bölümün kendi iç isleyis prosedürlerinin 15 Temmuz'a kadar hazirlanarak icra kurulunun onayina sunulmasina,

2) Üye alim/azl yetkisinin ve arastirma ve genel giderlerde kullanilmak üzere sayin M. Emre Güreli'nin baslangiç için tahsis etmis oldugu 25.000 $'in kullanim yetkisinin sayin Güreli'den icra kuruluna ve fonun sorumlulugunun muhasip üyeye devrine,

3) Sayin M. Emre Güreli'nin icra kurulu baskanligi yanisira organizasyon grup baskanligini üstlenmesine, organizasyon grubunun "sosyal kesim-cografi bölge" yapisinda çalismasina,

4) Yurtdisi arastirma gezilerinin Selanik ve Atina devreden çikarilarak tamamen Israil'e yöneltilmesine, ibranice bilen profesyonel arastirmaci akademisyenlerin istihdamina,

5) Yurtiçi yapilanmaya, yerel gazetelere ulasmak ve üyelerin bireysel iletisimleri yoluyla halkin bilgilendirilmesi çalismalarina agirlik verilmesine, karar verilmistir.

Halka sesleniyorum. Bu sebekemsi yapi içinde sizin hiçkimsenin elinizden alamayacagi iki özgürlügünüz bulunuyor; kime oy vereceginiz ve paranizi nereye harcayacaginiz; bunlari dogru kullanirsaniz ve sabetaycı yapılanmaya karşı uyanık olursanız ülkenizde bir seyleri degistirebilirsiniz! Kurtulus savasi sürerken Istanbul'daki müslüman halk aliskanlikla Türk bakkallardan degil Rum bakkallardan alisveris ederdi; cebinden çikan paranin Yunan ordusuna bir biçimde yardim olarak silah almakta verilecegini düsünmeden. Bir yandan sikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetayistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsiniz. Hepinizi Sabetayci Yapilanmaya karsi durmaya, yakin çevrenizi sabetaycilik hakkinda bilgilendirmeye ve "Tercihli Alisveris" yapmaya çagiriyorum. Bu çagri antisemitik degil antisiyonisttir ve vatandaslik sorumlulugudur. Kendimden bir örnek vereyim; yazdiklarimdan orta-dindar bir musevi oldugumu ama siyonizm karsiti oldugumu çikarabilirsiniz; benim evime Marks&Spencer, Timberland (orjinal marka) vs. giremez, esim ricam üzerine Revlon yada Estee Lauder kullanmaz; sahipleri siyonisttir çünkü bu sirketlerin, ben de onlari beslemeyi zul addederim; yahudilere en büyük zarar siyonistlerden gelmistir. Pekala siz de Superonline yerine ttnet kullanabilirsiniz, Henkel'in temizlik ürünlerini kullanmayabilir, Sabah ve Vatan almayabilir, ATV ve NTV izlemeyebilir, Orhan Pamuk okumayabilir, Turkcell ve Telsim yerine Aria yada Aycell kullanabilir, Garanti bankasi yerine baska bir bankayla çalisabilir, Migros, Tansas, Akmerkez'den alisveris etmeyebilir, Henkel (Yayla, Persil, Tursil, Vernel), Eczacibasi (Vitra, Artema, Ipana, Selpak, Solo) gruplarinin tüketim ürünleri yerine muadillerini alarak paranizla sabetayci sömürücüleri beslemeyi birakabilirsiniz. Medyada okudugunuzu yazanin ve seyrettiklerinizi söyleyenin kim ve ne oldugunu düsünerek degerlendirebilir, yönlendirmelere karsi kendinizi koruyabilirsiniz. Kalite ve fiyat esitleri arasinda seçim yaparken tercih yaparak sabetayci ve baglasik gruplarin ürünlerini almayiniz. Ise cep telefonunuzla baslayip Turkcell yada Telsim hattiniz varsa iptal ettirip Aria-Aycell kullanmakla baslayiniz. Sizi sömüren, degerlerinizi manipüle etmeye çalisan bu yapiyi beslemeyiniz ve yakin cevrenizi bu konuda bilinclendirip bu yapiyi sorgulamaya yönlendiriniz.

Bu konuda bütün Türkiye'nin bilinçlenmeye ve tutum takinmaya ihtiyaci vardir; bu bir vatandaslik sorumlulugudur. Her din ve etnik kimlikten Türk vatandasi bunlarin derinligine bilincine varmadigi sürece Türkiye'nin mutlu ve basarili insanlarin özgür iradelerince yasadigi adil bir ülke olabilecegini sanmiyorum. Sabetayci ve baglasik medyanin bu konuyu yoksaymasi ve türlü engellere karsin biz muhafazakar, sosyalist, liberal, Türk, Kürt, sünni, alevi, sabetayci her tür kesimden bir grup insan bu konuda bütün Türkiye'yi bilinçlendirmek için S.B.T.A.I. olarak elimizden geleni yapiyoruz. Yaptigimiz sey tekrar ediyorum antisemitizm degil (bu kendini inkar olurdu; S.B.T.A.I.'nin icra kurulunun yarisi, üyelerinin dörtte biri sabetaycidir) Türkiye'yi sömüren, kimliginden ve degerlerinden siyirip dezislamize ve dejenere etmeye çalisan müslüman kimlikli bir avuç elitist yahudiyi ifsa etmek ve halki bilinçlendirmektir. Açik toplum kavraminin ve seffafligin önem kazandigi zamanimizda Türkiye'nin insanlarinin bunlari ögrenmeye hakki vardir.

S.B.T.A.I. olarak büyümeyi, çalismalarimizi derinlestirmeyi, halki aydinlatmayi sürdürecegiz. Verdigimiz bütün isimler ve iliskiler dogrudur; (zaten büyük bölümü metinde zikrettigimiz arastirmacilarin eserleri ve yazilarinda ortaya çikarilmisti) dolayisiyla bu kisilerin Ilgaz Zorlu'nun ifsa ettigi Can Paker, Ismail Cem, Mehmet Barlas örneklerinde oldugu gibi sükut yoluyla ikrar yerine (kimsenin rezil olmayi göze alip yalanlamaya cesaret edebilecek kadar ileri gidecegini sanmiyoruz) kalkip dürüstçe açiklama yapmalarini bekleriz. Bizim istegimiz verdigimiz isim ve iliskilerin aynen kabul edilmesi degil toplumda tartisilmasi, halkin aydinlanmasidir. Ayrica fellik fellik kim oldugumuzu arayan bazi muhteris elitistlere ve özellikle Ingiliz Locasi'na bir sözüm olacak:

"Kendi görkeminize hizmet etmekten baska bir yönelimi olmayan "yanilsamali dogru"nuzda ilerlemeye devam edin ama müslüman Türk halki sömürüp onu parya görerek, hayatini manipule etmeye çalisarak elitist kalabileceginizi ancak insanlik onurunuzu yitirdiginizi bilin! Dogu Anadolu'da yada Ege'de herhangi bir dag köyündeki fakir ve cahil bir yasli kadin dahi Türkiye'yi yöneten yahudi asilli hegemonyayi isim isim iliskileriyle beraber bilmeden çalismalarimizin hizini kesmemeye ahdettik. Haydi bakalim!"

Mehmet Emre Güreli (S.B.T.A.I. Baskani)
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ne Yapmalı?

Öncelikle Neve Shalom ve Beth Israel sinagoglarına yapılan intihar saldırılarını kınıyor, SBTAI'nin sabetaycı yada müslüman Türk bütün üyeleri adına ölenlere rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Bu saldırıyı yapan kişiler insan olamaz, yaptıklarıyla da sadece Amerika ve İsrail'i dünya kamuoyunda haklı pozisyona sokmaktadırlar.

Ne Yapmalı? SBTAI'nin Ekim seminerinin konusu buydu; "ne yapmalı?" Seminer sırasında yapılan workshop ve tartışmaların neticesinde hemen hemen bütün katılımcıların kabulüyle şu sonuca vardık: sabetaycılık ve sabetaycı yapılanma konusunun halk tarafından öğrenilmesi için mevcut kitapların ve bizim bilinçlendirme çalışmalarımızın ötesinde medyada sabetaistlere açık sorular yöneltilmesi gerekmektedir; protestan bir islamı savunan Can Paker'e, anti-islamcı Coşkun Kırca'ya, 28 Şubatçı Çevik Bir'e, Ayasofya'da konser düzenleyen Şakir Eczacıbaşı'ya, laiklik kisvesiyle anti-islamcılık yapan Kemal Gürüz'e ve diğer sabetaycılara gerek basın gerek televizyon yayınlarında bu görüşleri savunuyor olmalarının sebebinin yahudi köklerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorulmalıdır ki halk da bunları duyarak aydınlansın. Başkanımız sayın Mehmet Emre Güreli'nin mayıs ayındaki kamuoyuna açık yazısında belirttiği gibi her Türk vatandaşı ülkemizdeki sabetaycı yapılanmayı derinliğine öğrenmedikçe Türkiye mutlu ve başarılı insanlarin özgür iradelerince yaşadığı adil bir ülke olamayacaktır. SBTAI olarak sabetaycı yapılanmanın güdümünde olmayan bütün gazete ve televizyon mensuplarını bu sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz. Sabetaycı yapılanma halk tarafından öğrenildiği ölçüde gücünü yitirebilir ve ülke demokratikleşebilir.

Araştırma grup başkanı olarak ayrıca bazı bilgiler vermek istiyorum. İsrail'in ikinci cumhurbaşkanı İzak ben Zwi sabetaycıdır. İsrail bayrağındaki iki mavi çizgiden alttaki Nil'i, üstteki Dicle ve Fırat'ı, iki mavi çizginin arasındaki beyaz bölge de vaadedilmiş toprakları simgelemektedir; İsrail'in Irak savaşı sonrasında 150 bin Kürt yahudisinin (Kürt yahudileriyle ilgili bilgi için: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]) İsrail'den göçerek yeniden Kuzey Irak'a yerleştirilmesi konusundaki ısrarının temelinde Arz-ı Mev'ud için o bölgeye bir çengel atmış olmak fikri yatmaktadır. Önümüzdeki 30 yıl içinde giderek depreşecek olan su sorunu da böyle bir yayılım için bir diğer motivasyon unsurudur.

Arı Grubunun sabetaycı Sinan Ülgen'in editörlüğünde çıkardığı ve Türk dış politikasını yönlendirmede bir kanaat aracı olarak kullanılan Turkish Policy Quarterly dergisinin ([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]) danışma kurulu üyelerinin dörtte üçü Amerikalı yahudiler ve Türkiye'den yahudi ve sabetaistlerden oluşmaktadır. Yakın çevresi Asaf Savaş Akat ve Bülent Eczacıbaşı gibi sabetaycılardan oluşan sabetaycı Kemal Derviş'in bu grupla yakın ilişkisinin örneğin Kasım ortasında Avrupa Birliği büyükelçileriyle İtalyan Büyükelçiliğinde yaptığı toplantıya bazı grup üyelerini de götürmesinin sebebi bu bağlantıdır. CNNTurk'te salı günleri Türk dış politikası üzerine yayınlanan Ufuk Turu programının katılımcıları Cengiz Çandar, Emre Gönensay ve Özden Sanberk sabetaycı, Sönmez Köksal ise masondur. CNNTurk'un anchorman'i Mehmet Ali Birand ve dış politika danışmanı Yalım Eralp de sabetaycıdır.

Tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerimiz kapsamında kasım ayının üçüncü haftasından aralık'ın sonuna kadar her haftasonu Bursa, İzmir, Adana, Antalya, Erzurum, Trabzon, Konya, Gaziantep şehirlerinde bölge temsilcilerimizin organize ettiği mini-seminerler vereceğiz.

Yenilenmiş mesaj sitemizde özellikle Makale ve Röportajlar bölümündeki Karakaş Rüştü beyin 1.1.1924 tarihinde TBMM'ne verdiği dilekçeyle ilgili yazı ve Orly Halpern'in 28.06.2002'de Haaretz'de çıkan yazısını okumanızı öneririm. Bu yazı ortodoks bir yahudi olan Aubrey Ross'un Türkiye'deki sabetaist cemaat önderleriyle tanışmasından ve cemaatin ogan (sabetaist haham) ve yeraltı kabbala okullarından bahsediyor. Ross 2002 kışında yayınlamayı planladığı "Messiah of Turkey" adlı kitabını bugüne kadar hala çıkarabilmiş değil, cemaatimizin bu yöndeki çabaları işe yaramış görünüyor.

Haluk Berkol (S.B.T.A.I Araştırma Grup Başkanı)
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"EFENDİ” VE NİYETLER

Son zamanlarda sabetaycılık ve yahudi asıllı yapılanma konuları medyada çokca tartışılmaya başlandı. Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnsiyatifi'nin sitesinde okuduğum bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu bilgilerin bir çoğunu başka kaynaklardan araştırıp doğruladım. Websitesinin adresi: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] (yoğunluktan dolayı açamazsanız sayfayı yenileyin yada daha sonra girin.) Sevgiler, Hüsnü Güven

S.B.T.A.I.(Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnsiyatifi)'nin birinci yılını geride bırakmış bulunuyoruz. Her bir vatandaşımızı Türkiye'nin bu en büyük gerçeği konusunda bilinçlendirmek amacıyla yola çıktığımızdan beri bu proje hepimizin hayatının bir parçası oldu ve ilk toplantımızı yaptığımız Mart 2003'te tahmin edemediğimiz bir noktaya ulaştık. Internet, üç büyük şehir ve Anadolu'da düzenlediğimiz seminerler, üniversite öğrencileri için kurduğumuz Kampüs grubumuzun faaliyetleri, üyelerimizin birebir bilgilendirme çalışmaları ve çoğunluk muhafazakar kesimde olmakla beraber ulusal basında hakkımızda çıkan yazılar yoluyla yüzbinlerce insanın sabetaycılık ve ülkemizdeki sabetaycı yapılanma hakkında bilinçlenmesini sağlamış olmaktan dolayı çok mutluyuz ve çalışmalarımızı artan bir tempoyla ilerletmek amacındayız. "Ne Yapmalı?" yazımızda açıkladığımız gibi bağımsız medya kurumlarını bu konunun üzerine giderek üzerlerine düşen görevi yapmaya tekrar davet ediyoruz. Bu noktada Abdullah Muradoğlu'nun sabetaycı İpekçiler ve Leyla Neyzi'nin (ki kendisi de bir sabetaycıdır) sabetaycı Fatma Arığ hakkında yaptıkları "aile öyküsü" çalışmalarının benzerlerinin yapılması yönünde konuyla ilgili araştırmacıları ayrıca cesaretlendirmek isteriz. Sabataycılık konusunun kamuoyunda iyiden iyiye tartışılmaya başlanması üzerine bazı köşe yazarlarının panik dolu yazılar yazdıklarını görmeye başladık. Ertuğrul Özkök gibi kimi yazarlar bir çok araştırmacının eser ve yazılarına ve başta Ilgaz Zorlu olmak üzere cemaat mensuplarının itiraflarına rağmen sabataycılık ve sabataycı yapılanma konularını alaycı ifadelerle hayal ürünü bir komplo gibi Türkiye'yi yöneten yahudi asıllı hegemonyayı isim isim ilişkileriyle beraber bilmeden çalışmalarımızın hızını kesmeyeceğimizi bir kez daha ifade ederiz. Sabataycılık konusunda yazılanları alaya almaya çalışarak bir "komplo zırvalığı" olarak niteleyen Ertuğrul Özkök'e de 19 Ocak 2003 tarihli Hürriyet gazetesinde "Yahudi sevgili bulamayan cılız çocuk" yazısındaki "en çok istediğim şey bir yahudi sevgilim olmasıydı" ifadesini hatırlatıyoruz. Sabataycı yapılanmayla çok güçlü ilişkilere sahip bir bağlaşık olan Özkök'ün çocukluğunda yahudi sevgilisinin olmasını bu kadar çok istemiş olması ilginçtir. 16 Haziran 2004 tarihli köşe yazısında da Ray Charles'ın "Georgia on my mind" şarkısını her dinleyişinde aklına Ayten Alpman'ın "Bir başkadır benim memleketim" şarkısının geldiğini, bunun sebebinin de Ray Charles'ın Georgia'ya hiç bir zaman gitmemiş olması olduğunu yazmaktadır. Sabataist Ayten Alpman'ın "memleketim” parçasının orijinali geleneksel Yahudi müziğinin çok tanınmış şarkısı "Rebe Rumelekh"dir. Özkök'ün kurduğu benzerlik, ima ettiği şey nedir, Ayten Alpman'ın hiç İsrail'e gitmemiş olması mıdır? Sabataist Leyla İpekçi'nin Radikal gazetesindeki 13.06.2004 tarihli yazısının bir kaç paragrafında sabetaycı yapılanmanın çalışmaları hakkında itiraf niteliğini taşıyan ifadelerini takdirle karşılıyoruz. Ayşe Arman'ın Yalçın Küçük röportajında sözü geçen Mehmet Ali Alabora'nın ailesinin sabatayist oluşunu kabul etmesi ancak Bezmen'ler ve İpekçi'ler gibi eğitim vermediklerini söylemesi üzerine cemaatin gizli kabbalistik okulları hakkında bilgi almak isteyenlerin sitemizdeki Orly Halpern'in Haaretz gazetesinde yayınlanan yazısını okumalarını öneririz. Yalçın Küçük'ün kullandığı isimbilim yönteminin çok önemli bir araç olduğunu ancak tek başına kullanıldığı takdirde yanlış sonuçlara varılabileceğinin altını çizeriz. Soyadı listelerindeki soyadları da o soyadına sahip herkesin sabataycı olduğunu değil, sabataycıların bu soyadlarını kullandıklarını göstermektedir, bir kez daha bunu belirtmek ihtiyacını duyuyoruz. Geçen yıl kamuoyuna açık yazılarımızda ortaya koyduğumuz Mehmet Emin Karamehmet'in göstermeye, sulandırmaya çalışırken (özellikle kendisi sabataycı veya sabataycı bağlaşığı bazı yazarların sabataycılık sözünü ilk defa duyduklarını yazabilmeleri evlere şenlik bir yalan) Soner Yalçın gibi kimileri de bunu "benimsenmesi" zorunlu bir şey gibi göstermeye çalışmakta, sabataistlerin Sabah'ına geçtiğinden beri şiddetli bir sabataist savunucusu kesilen Ahmet Hakan gibi bazıları da bunun kurcalanmaması gereken ve kimsenin araştırmaya hakkı olmadığı bir mesele olduğunu savunmaktadırlar (bu anlamsız tezin çoktan verilmiş cevaplarını sitemizin Makale ve Röportajlar bölümündeki Mehmet Şevket Eygi ve Ilgaz Zorlu yazılarında bulabilirsiniz). Fatih Altaylı gibi bazı yazarların da bu konu üzerinde çalışan insanların üzerinden konuyu yargılama kalktıklarını, Yalçın Küçük ve Ilgaz Zorlu'nun kişiliklerine saldırarak sabataycılık ve sabataycı yapılanma konularını gündemden düşürmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu arada yapılan dezenformasyon (Bülent Arınç gibi bazı önemli islamcı liderlerin sabataycı olduğu) ve algı saptırmalarının (Soner Yalçın'ın aynı ölçüde bağlantılı ve etkili en az elli aile varken müslüman Türk toplumuyla özdeşleşmiş kelimelerden oluşmuş "evliya"-zade" ailesini konu alması, kitabına müslüman Türk toplumla özdeşleşmiş "efendi" adını koyması) haddi hesabının olmadığını eklememiz de sanırız yersiz. Tüm bu olumsuz çabalara karşın halkımızın günden güne sabataycı yapılanmayı öğrendiğini, bilinçlendiğini görüyor SBTAI olarak bu konudaki çalışmalarımızla gurur duyuyoruz. Doğu Anadolu'da yada Ege'de herhangi bir dağ köyündeki fakir ve cahil bir yaşlı kadın dahi bir sabetaycı bağlaşığı olduğu olduğu gerçeği bu kişinin Ocak 2004 sonunda JINSA(Jewish Institute for National Security)'dan üstün liderlik ödülü almasıyla iyice açığa çıkmış oldu. Mehmet Emin Karamehmet'in yurtdışındaki yahudi lobileriyle ilişkisi görünenden çok daha derindir; borçlarının ödemesi için sunduğu planda adı geçen Northway Petrolium şirketi sadece bu plan için kurulmuş bir kreditör konsorsiyum şirketidir ve arkasında yahudi sermayesi bulunmaktadır. Aynı ödülü daha önce almış olan sabataycı yapılanmanın çekirdek adamlarından Çevik Bir de İsrail, Amerika ve Türkiye'de katıldığı konferanslar ve verdiği beyanatlarla Büyük Ortadoğu Projesi'nin ateşli savunuculuğunu yapmaktadır. Meclisteki mescidlerin kapatılmasını veya meclis içinde kilise ve sinagog açılmasını öneren CHP İzmir milletvekili Canan Arıtman da sabataycıdır. Yaklaşan Amerikan başkanlık seçimlerinin Siyonist-Evangelic ortaklığın çalışmalarını etkileyeceğini sanmıyoruz çünkü Demokratların başkan adayı John Kerry'nin ataları da tıpkı eski dışişleri bakanı Madelaine Allbright ve general Wesley Clark gibi sonradan protestan olmuş yahudilerdir. Kerry aynı zamanda CFR üyesidir ve Yale'de okurken George W. Bush gibi Skull&Bones'un üyesi olmuştur. Bush'un başkanlık seçimlerinde bir önceki rakibi ve eski başkan yardımcısı Al Gore'un (babası senatör Al Gore Sr. da Amerika Komünist partisinin kurucusu yahudi Dr. Julius Heimer'ın oğlu kızıl milyarder Armand Hammer'dan yardım görmüştü) kızının bir yahudiyle evli olduğunu (Rusya'daki 1917 devrimini finanse eden ünlü yahudi banker Jacob Schiff''in torunu Andrew Schiff) düşününce insan siyonistlerin işi hep sağlama aldıklarını düşünmeden edemiyor. Netameli bir konuda çalışıyor olmamız dolayısıyla bir üyemizin referansının olmadığı durumlarda katılımı kabul edemiyor olmamızdan ve bir çok medya mensubunun görüşme isteklerini aynı sebepten dolayı kabul edemediğimizden ötürü üzgünüz ve bu konuda anlayış göreceğimizi umuyoruz. Bu vesileyle sabetaycılık ve sabetaycı yapılanma konularında emek vermiş bütün yazar ve araştırmacılara şükranlarımızı sunmayı bir borç biliriz. Saygılarımızla,
Bir zamanlar THY denince (Yönetim Kurulu Başkanıydı ) akla gelen ilk isimlerden birisi Erman Yerdelen'di. Erman Yerdelen, dedesi binbaşı; babası Zeki Nedim, Galatasaray Lisesi mezunu, ilk maden mühendislerinden, Koç Holding ve Koçman’ın danışmanı, Alp Yalman’ın aile şirketi TATKO’nun ortağı, aynı zamanda çok zengin bir madenci ve müteahhit; annesi Nebahat Hanım, Harbiye Nazırı Cevat Paşa’nın kızı.
Erman Yerdelen, Nişantaşı doğumlu.
Erman Yerdelen Işık Lisesi mezunu. Emre Gönensay’ın eşi Aylin Koçibey ve Prof. Dr. Sibel Tanberk’le (Boğaziçi Üniversitesi) sınıf arkadaşı.
Erman Yerdelen üniversiteyi Almanya’da okumuş. Nuri Çolakoğlu’yla birlikte Selanikli Cavit Çağlar için NTV’yi kurmuş. Yerdelen zaten Demirel’in A Takımı üyesi denebilecek kadar Demirel’e yakın bir isim. Cavit Çağlar, soysuzca entivi diye telaffuz edilen Nergis Tv’yi Ayhan Şahenk’e yani bir başka Selanikli Sabetaycıya (her Selanikli Sabetaycı değildir) satınca Erman Bey daha da yükselir ve NTV Haber Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı olur.
Eşi Mevhibe Ünverdi, okul arkadaşı. Mevhibe Ünverdi’nin babası Fazıl Ünverdi, Karacan ve Simavi’nin yani zamanın Hürriyet ile Milliyet’in dağıtımını yapan şirketin sahibi.
Bu Sabetaycı tabloda çocuklar eksik olursa olmaz. Bu insanlar bu inancı, bu menfaat işbirliğini, bu ırkçılığı sürdürmeleri için çocukların da mutlaka Sabetaycı tabloda yer alması gerekiyor.
Yerdelen’in iki kızı var :
1969 doğumlu Merve Yerdelen, Şişli Terakki 1986 mezunu.
1979 doğumlu Safa Begüm Yerdelen, Şişli Terakki 1997 mezunu. Üniversite’yi nerede okumuş, o da tabloya uyuyor : Bilgi Üniversitesi.
Karakaş, Yakubi, Kapancı üç kol da bu kişin portresinde elele. Bir Sabetaycı portresine tipik bir örnek. THY, Sabetaycıların kalesi zaten; şu andaki THY Yönetim Kurulu Başkanı Cem Kozlu (ANAP’ın milletvekiliydi, Mesut Yılmaz’ın has adamlarından, aynı zamanda Coca-Cola Türkiye’nin başı olan kişi) da bir Sabetaycıdır.
Bu bir tipolojidir ve bu tipoloji, ırkçılığın, bir ırka/dine mensup olanların nasıl ve hangi koşullardan geldiğine, kimlerle iş ve aile bağları olduğuna, nerelerde olduğuna tipik bir örnektir.
Sabetaycılık işte budur.
Sağolasın "müslüman" ve Fethullahçı Kalyoncu…
Sağcı, solcu, futbolcu, dinci ,dinsiz, Türk, Kürt, her kim olursanız olun, sistem budur. İktidara (siyasi, sanat, medya, bilim, şov vs) kim gelirse gelsin bu ilişkiler ağından, bu akrabalardan çıkacaktır. 250 Yıldır 250 Aile, bunun dışındaysanız nafiledir…
İktidar sahibi, ortağı olmak için değil, bütün iktidarları reddediyorum, özgürlük ve eşitlik istiyorum, böylesine bir aldatmacaya, böylesine bir ırkçılığa, haksızlığın içindeki duble haksızlığa karşı kuğu çığlığı da olsa bir ses çıksın diye uğraşıyorum. İsteyen istediğine inansın, kim hangi soydan, milletten, dinden gelirse gelsin, doğuştan gelen kimliklerle övünmek alçaklıktır. Doğuştan gelen kimliklerin aşağılanması da alçaklıktır. Doğuştan gelen kimliklerin, diğer insanların üstüne basmak için kullanılması da alçaklıktır.
Mavera, sistemi, sistemin kodlarını çözüyor; bu ırkçılığı, bu oligarşiyi deşifre ediyor…
Sabetaycı Yapılanma-1 (ek)
Özdemir Erdogan, tepki çekmesinin nedenini, noter huzurunda masonluktan istifa etmesine bagladi. Zeki Müren ve Tarkan'la ilgili açiklamalarindan sonra agir elestirilere maruz kalan Erdogan, bu tepkilerin, mason kimliginden rahatsiz olarak gidip noter huzurunda verdigi istifadan kaynaklandigini belirtiyor. Erdogan, ''Esimin ailesi Sabataist oldugu için evimize girip çikan masonlarla tanistim. Beni tarikatlarina davet ettiler. Kayinvalidem de 'çevre edinirsin' diye tesvik etti. Tepsi içinde sunduklari söhreti reddedince karalama kampanyasi baslattilar'' diyor. Masonlari akbabalara benzeten Erdogan, ''Biri filizlenmeye baslayinca onu göz hapsine alir ve beklemeye koyulurlar. Sivrilen isimleri incelemeye alirlar. Kumar, kadin, söhret, para... Ne istiyorsa tespit edilir ve ona göre irtibata geçilir. Kendilerine katilmalari için teklif yapilir ve eger kabul edilirse önündeki yol açilir, kabul etmezse de bana yapildigi gibi o isimle ilgili karalama kampanyasina baslanir'' seklinde konusuyor. Masonlarla birlikteyken görülmez kapilarin yok oldugunu ifade eden Erdogan, ''O dönemde ne medya ile ne de müzik sirketleriyle hiçbir problemim olmadi. Ülkemizde dünden bugüne üç sanatçi, verecekleri mesajdan dolayi özellikle desteklenmistir. Özel hayatlari ve cinsel kimliklerinden dolayi kitleleri yönlendirmek adina Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Tarkan'a yapilan yatirim, tanitim ve promosyon hiçbir sanatçiya nasip olmamistir. Yapilan parçalarla gençlerin cinsel duygulari tahrik ediliyor ve böylece toplum zivanadan çikarilmaya çalisiliyor.''
Bazilari, “Yahudilikten Müslümanliga geçmis olmak bir suç mudur ki, Dönmelerle ugrasiyorlar” diye gülünç bir demagoji yapiyorlar. Vaktiyle cedlerinden biri baska bir dinden Islâm dinine geçmis olan bir kimsenin hakkinda konusan yoktur. Ortada tarihî, sosyal, kültürel, dinî, antropolojik bir hadise vardir. Adamlar dönmüs gibi görünmüsler, fakat dönmemislerdir. Distan Müslüman görünüyorlar, asil kimlikleri ise Yahudilik ve Museviliktir. Bu “Dönmeleri”, diger dönmelerle bir tutmak ya akilsizliktir, yahut da bu karistirma kötü niyetten ileri gelmektedir.
Sabataycilik konusunda yapilmis ciddî tarihî, ilmî, sosyal, kültürel, antropolojik arastirmalar onlarin iki kimlikli, iki dinli, takiyye yapan bir cemaat olduklarini ortaya koyuyor. Gerçekten dönmüs olsaydilar, ölülerini uzun bir müddet sadece Bülbülderesi mezarligina niçin gömmüslerdir? Niçin kendilerine mahsus gizli ibadethâneleri vardir? Niçin kendi aralarinda evlenmektedirler? Irkçilik yapiliyor, antisemitizm yapiliyor yaygaralariyla gerçekler gizlenemez.
Adamlar ve kadinlari Türkiye’nin siyasetine, yakin tarihine, idaresine, hukukuna, üniversitelerine, medyasina, fikir hayatina, iktisat ve finansina damgalarini basmislar ve ben onlari merak edip inceledigim zaman irkçi ve antisemit olacagim. Bu kadar ucuz ve mesnetsiz iddialara kargalar bile güler. Sabataycilar “Biz Müslüman olduk” diyorlarmis, binaenaleyh artik bu konu tartisilamazmis.
Peki Müslümandirlar da, niçin Yahudi yeni yil töreninde Etiler’deki gizli Sabatayci sinagogunda toplanip kendi dinlerine göre âyin ve ibadet yapiyorlar? Müslümanin sinagogta ne isi var? Peki Müslümandirlar da, niçin bazilari asiri sekilde, militanca, insafsizca dindarlara saldiriyor? Tekin Alp takma adinin ardina siginarak Türkçülük kitaplari yazan ve kitaplarinin birinde “KAHR OLSUN SERIAT!” diye bir bölüm koyan Yahudi Moiz Kohen’in aleyhinde bulundugum için antisemit mi olacagim? Gizlemeyin, örtmeyin; birakin millet gerçekleri ögrensin...
Sabetaycilar bugün genel olarak dinsel aktivitelerini kaybetmislerse de, halen her üç topluluk içinde de varolan ve geleneksel yapiyi muhafaza eden aileler oldugu da bir gerçektir. Kimliklerini gizlemelerinin de en önemli nedeni sahip olduklari ekonomik üstünlükleri kaybetme korkusuna dayanmaktadir. Özellikle varlik vergisi sirasinda devletin cemaat mensuplarina karsi takindigi olumsuz tavir ve ayrimcilik böyle bir endisenin nedeni olarak algilanabilir.
Basörtü sahibi müslümanlara küfredenlerin dedesinin Sabetayci olup olmadigini arastirmakta fayda var.Eger Sabetayci ise basörtülü kadinlara küfretmesini "aydin" , "Ateist" "modern" gibi paravan kimliklerle degil de "Sabetayci" kimligin tezahürü oldugunu iddia etmek te müsade et benim hakkim olsun.Bu ulkede herkes kimin ne oldugunu bilmeli maskeler dusmeli...
Bulbulderesi Mezarligindaki soyisimlerle Sisli Terakki ve Isik Lisesi mezunlarinin soyisimlerinin ortusuyor.
Sabetaycilarin gunumuzde dinlerini surdurduklerine dair:
-Selanikliler Sokagindan Bulbulderesi Mezarligina girebilirseniz (ki bu bakicilar tarafindan derhal engelleniyor), orada bir kulube gorursunuz. Bu kulube bir "KAL"dir. Eger mezara gomulme islemini izlemissiniz farketmissinizdir, bu kulubeye her kabileyi temsilen bir kisi girer ve duaya katilirlar. Ben buna da sahidim.
-Kendi aralarinda toplanirken eger bir Turk yanlarina gelmisse ona caktirmadan birbirlerine Ispanyol Yahudicesi bir takma isim soylerler ve o dakikadan sonra dikkatlice konusulur. (sogankafa) Buna da sahidim.
Onlarin Sabetaycilik inancindan uzaklastiklarina inaniyorum. Bir Selaniklilik var belki, ama onda da seçkinci ve elitist bir yaklasim var. 'Biz Selanikliyiz, biz daha Batili, daha kozmopolitiz' gibi bir bakis açilari var. Bugün Sabetayistlerin bir kimlik problemi var bana göre. Ne olduklarini bilmiyorlar. Dinden uzaklasmis bir kitle olarak görüyorum onlari." Bugün baktigimizda Ilgaz Zorlu disinda biri çikip da ben Sabetayistim demiyor ama dönmelerle ilgili olarak etrafta bir sürü söylenceler var. Islami basinda Selanik kökenli olmasi nedeniyle Coskun Kirca'nin Dönme oldugu iddia edilmektedir. Kirca'nin atesli Atatürk milliyetçisi tavrindan da yola çikilarak Ahmet Emin Yalman dönemini uygun andirir bir Sabetayist-Islam kutuplasmasi ara sira gündeme gelmektedir. Ama bu da bir yerde anlamsizdir, zira Coskun Kirca hiçbir zaman kendisinin Sabetayist oldugunu deklare edip kendisine görülen bu kimligi savunmadi ki. E, o zaman kiminle neyi tartisacaksiniz?
Problem aslinda baska. Sabetaycilar bir yerde Türk toplumunda taraf oldular. Aksamlari foxtrota, çaylara, balolara gitmeyen, kisa etek giymeyen, basini açmayan, Islami degerlere bagli muhafazakar kadinlar ve toplumun çogunlugunu teskil eden bu tarz aile ve toplum yapisi, dönemin basini ve kamuoyunun önde gelen ve bir çogu Selanikli olan yazarlari tarafindan "yobaz ve gerici" olarak nitelendirildiler. Bütün mesele buradan ortaya çikmaktadir ve bugün de Türk toplumunda yasanan gerilim ve gerginlik ayni nedenlere dayanmaktadir. Neye taraf oldular, Batiya... Islami görüse göre Batinin ahlak düskünlügüne ve onu muhafazakar bir hayat tarzinin üstüne dikte etmeye taraf oldular. Problem bu. Problem özünde dinsel degil ki. Problem gizli Yahudilik de degil bir yerde.
Bugun Dönmelik var mi? Ilgaz Zorlu o cemaatten olduguna göre bir bildigi var ki 'var' diyor. Bana sorarsaniz belki var, ancak artik Sabetayistler açisindan da bir önemi olduguna inanmiyorum. Çünkü onlarin Sabetaycilik inancindan uzaklastiklarina inaniyorum. Bir "Selaniklilik" var belki, ama onda da seçkinci ve elitist bir yaklasim var. Diyelim ki, Israil'de Türkiye'de var oldugu iddia edilen Sabetaycilari Yahudilige kabul eden bir karar çiksa zannediyor musunuz ki Türkiye'deki Sabetaycilar "Allah Allah" diyerek Yahudi olmak için Israil'e kosacaklar? Hayir, Ilgaz Zorlu'nun disinda gidecek bir kisi daha olacagini hiç sanmiyorum. Ilgaz Zorlu geçmek isteyenlerin olacagini söylüyor. Türkiye'de Dönmelerin ciddi dini temele dayanan cemaatsal bir yapisinin bulunduguna inanmiyorum.
Yahudiler ve Sabetayistler arasindan çok mason çiktigi dogrudur. Ama bu durumun da kendi kurgusu içinde birtakim anlasilabilir mantiki nedenleri vardir. Masonluk bir yerde evrensel bir felsefeyi, esitligi, kardesligi savunuyor ve yaymaya çalisiyor ama dini arka plana atiyor. O zaman zaten dinden uzaklasmis olan Sabetaycilara masonluk çekici gelmektedir. Tarih boyunca ayrimciliga ugramis bulunan Yahudiler de kardeslik, esitlik ilkeleri çerçevesinden dolayi masonluga sempati ile yaklasmaktadirlar.
Dönmeler ve Dönmelesmisler
(1) Sabataycilarin on sekiz maddelik gizli protokollarinin bir maddesinde “Benzeme, benzet” yazilidir. Onlar bu maddeyi uzun zamandan beri hayata uygulamis ve hayli Müslümani kendilerine benzetmistir. Binaenaleyh, bugün Türkiye’de gerçek Dönmelerin yaninda, Dönmelestirilmis, Dönmelere benzetilmis Müslümanlarin ve Türklerin sayisi az degildir.
(2) Dönmeler, Müslümanlardan çok önce medyanin, sinemanin, televizyonun, basinin gücünü anlamis ve bu sahada bir imparatorluk kurmuslardir. 1930’larda Dönme Ipekçi ailesi Türkiye’de sinemayi kontrolu altina almisti. O zaman televizyon yoktu ve sinema halk yiginlarinin, gençliginin birinci eglencesiydi. Günümüzde de büyük medyada Dönmelerin ve Dönmelestirilmislerin gücü, tesiri, agirligi büyüktür.
(3) Dönmelerin laiklik anlayisi kendilerine mahsus, nev’i sahsina münhasir (sui generis) bir laikliktir. Dönme laikligini, Fransiz lakligi ile bir tutmak büyük bir yanilgidir. Fransa’da din ile devlet (Alsas Loren bölgesi disinda) birbirinden tamamen ayrilmistir. Dönme laikliginde ise din-devlet birligi vardir. Lakin bu birlik bir uyum birligi degildir.
(4) Dönmeler egitime, üniversiteye çok önem verirler. Kendilerinin Dönme okullari ve üniversiteleri bulundugu gibi, “Benzeme, benzet” prensibi uyarinca genel egitim sistemine ve üniversitelere de damgalarini vurmuslardir.
(5) Her degerin, her seyin istismar ve istihdam edildigi Türkiye’de Atatürk’ü, Kemalizmi en fazla Dönmeler kullanmaktadir. (6) Demokrasi, insan haklari, esitlik, hukuk, adalet Dönmeler ve Dönmelestirilmisler içindir.
(7) Dönmeler, çesitli tarihî ârizalar ve kazalar yüzünden çok kolay bir sekilde elde etmis olduklari bitakim büyük kazançlari, imtiyazlari, menfaatleri, tekelleri kolayca birakmak temayülünde (egiliminde) degildirler. Direniyorlar, direneceklerdir.
(8) Dönmeler homojen bir yapiya sahip degildir. Asirlardan beri aralarinda rekabet, çekisme, “ittifaksizlik mevcuttur. Bugün de bazi önemli, güçlü, ünlü Dönmeler birbiriyle kiyasiya bir mücadele içindedir. Müslümanlar bu çekismeleri seyrediyorlar, fakat binde dokuz yüz doksan dokuzu ne oldugunu, ne gibi dolaplar döndügünü anlamiyor.
(9) Dönmeler Islâmî hareketin içine sizmislar, ajan provokatörlerini sokmuslardir; birtakim islâmî cemaatleri manipüle etmektedirler. Büyük bir dinî cemaatin gerek Dönmeler, gerekse Yahudiler ve Israil tarafindan parasal destek aldigina dair ciddî rivayetler vardir. Ülkemizin çok zengin bir Dönmesi dinî bir cemaate ayda on bin dolar yardim yapiyor. Niçin yapiyor? Her halde Islâm’i sevdigi, Müslümanlarin kara gözlerine âsik oldugu için degil!
(10) Türkiye’de Dönmeler ve Dönmelestirilmisler sehir kültürü ve zihniyetine sahiptir. Islâmî hareket ise genellikle kirsal kesim, gecekondu, varos, tasra zihniyetine saplanip kalmistir. Bu esitsizlik ile Müslümanlarin Dönme tahakkümünden kurtulup hürlesmeleri, izzet bulmalari mümkün degildir.
(11) Dönmeler, kendileri için tehlike ve tehdit olarak gördükleri sahislara, zümrelere karsi son derece insafsiz ve merhametsizdir. Onlarda Müslümanlardaki toleransin binde biri yoktur.
(12) Gerçek demokrasi Dönmelerin ve Dönmelestirilmislerin menfaatlerine, ideallerine, ideolojilerine uymaz. Onlar demokrasiye, insan haklarina, hukuka sinirlar çizmislerdir. Bu sinirlari asanlar agir sekilde çarpilir, cezalandirilir.
(13) Dönmelerin ve Dönmelestirilmislerin hayalî bir gündemleri vardir. Onlar halk yiginlarini, gençligi, okur-yazarlari bu hayalî ve bulutlar üstü gündem maddeleriyle oyalar, uyutur, sersemletir. Dervis ne yapti, ne yapacak?.. Ismail Cem ne yapiyor, nereye kosuyor?.. gibi konu ve dedikodularla on milyonlarca vatandasi mesgul edip dururlar. Arada Türkiye batmaya devam eder, soygunlar gece gündüz sürer, çöküntü ve dagilma korkunç boyutlara ulasir. Umurlarinda bile degildir.
(14) Ne kadar ehliyetli, uzman, yararli, hizmet etmeye istidatli olursa olsun Dönmelerin ve Dönmelesmislerin gözüne girmemis, dümen suyundan gitmeyen, emel ve menfaatlerine âlet olmayan vatansever, güçlü, lüzumlu sahsiyetlerden bahsedilmez, onlar gündem konulari içine alinmaz.
(15) Islâmî kesimde bazi adamlar yularlarini Dönmelerin ve Dönmelesmislerin eline vermis bulunmaktadir. Bu hususta fazla ve açik yazmiyorum, lütfen ne demek istedigimi iyi düsününüz.
(16) Dönmeler ve Dönmelesmisler, samimî Müslümanlari cahillikle terbiye etmektedir. Dindar, takvali, zâhid Müslümanlarin okumalarini, yüksek ve parlak tahsil yapmalarini asla istemezler.
(17) Islâmî kesimdeki ahlâksiz, serefsiz, namussuz, alçak din sömürücüleri, bilerek veya bilmeyerek Dönmelerin ekmegine yag sürmektedir. Din sömürücüleri; Islâm dâvasini ve Müslümanlari satmistir. Din sömürücülerinin dini imani para ve menfaat, putlari nefs-i emmareleridir. Onlar riyaset, makam, mevki, servet, ün, alkis için yanip tutusmaktadir. Böyle hasarattan ne bu ülkeye, ne bu millete, ne bu devlete, ne de Din-i Mübin-i Islâm’a bir hayir gelir.
(18) Devlete ve Cumhuriyete en büyük zarari militan ve fanatik Dönmeler ve Dönmelesmisler vermektedir. Demokrasinin, insan haklarinin, hukukun, adaletin önündeki en büyük engel onlardir.
(19) Militan Dönmeler ve Dönmelesmisler Islâm dininde reform yapilmasini istemektedir. Mensubu olmadiklari bir dinin iç islerine ne hakla karisiyorlar? Dinle ilgili konular Müslümanlari ilgilendirir. Namazin ve Ezanin Türkçe kilinip okunmasi onlarin karisabilecegi bir mesele degildir.
(20) Dönmeler ve Dönmelesmisler, Türkiye’nin en güçlü ve tesirli lobisi olarak, eserlerini seyr etsinler. Siyaset, iktisat, kültür, medya, finans, ziraat, sanayi, egitim, üniversite sahalarindaki büyük yozlasma, büyük çöküntü, büyük yikim onlarin eseridir. Türkiye’nin bugünkü manzarasi karsisinda iftihar edebilirler mi?
(21) Dönmeler halkin büyük kismini egitim ve propaganda ile kendilerine benzeterek Türkiye üzerindeki emperyalist, tekelci, sömürgeci tahakkümlerini saglama baglamak, ilelebed devam ettirmek istiyorlar. Onlarin son büyük plani ve stratejisi budur.
Sabetayci yapilanmayla ilgili bilgiler vermeye devam ediyorum. Bu yazida bize gelen sorularin bir kismina da cevap vermis olacagim.
SABETAYCI MÜSLÜMAN OLUR MU? Mübadele sonrasi Anadolu'ya yapilan yerlestirmelerde gerçek manasiyla müslüman olanlar vardır ama bunca yildir Istanbul'da ben bunun çok az örnegini gördüm; genellikle ya inançli bir sabetayci olunuyor yada din (müslümanlik yada musevilik) mefhumu olmayan hatta ateist bireyler çikiyor. (Takiyye için soranlara 'elhamdülillah müslümanim' denir. Yine takiyye yada nostaljik zevk için Ramazan'da bir iki gün oruç tutanlar elbette yok degil)
SABETAYCILARIN MUSEVILIGE GEÇEMEMELERI: Müslüman kimlikli yahudiler olan sabetaycilarin resmen musevilige geçmesi Israil Sefarad ve Askenaz hahambasiliklari tarafindan reddedilmektedir. Bunun sebebi buna izin verildigi takdirde müslüman Türk halkin durumu görüp uyanmasindan ve Yalçin Küçük'ün sözünde ifadesini bulan "Türkiye'nin Israil'in rezerv devleti olma" durumunun degismesinden korkulmasidir; dolayisiyla kararin temeli dini degil tamamen politiktir. Böyle bir izin verilirse de cemaatimizden buna talep fazla olmaz çünkü böyle bir şey Türkiye'de kurulu hegemonyaya zarar verirdi.
BASÖRTÜSÜ: 28 Subat'i ordu icinde sabetayci Cevik Bir'in basini cektigi bir sabetayci kligin yaptigini dolayisiyla basörtüsüyle egitim yasaginin bir sabetayci irade takdiri oldugunu geçen yazimda anlatmistim. Bugünlerde Tarhan Erdem'e yaptirilan anket mevzu oldugundan bir ekleme yapmak istiyorum: bundan 15 yil önce dindarlik artmaya baslayinca bir başkasına böyle bir anket yaptirilmis ama sonuçlari içeride kalmisti. Tarhan Erdem egitim seviyesi arttikça basörtülü oraninin azaldigini söylüyor ama bir seyi atliyor; 15 yil önce egitimliler arasinda basörtülü orani çok daha düsüktü, dolayisiyla yaptigi çikarim aslinda yanlistir. Basörtüsünün "türban" olarak adlandirilmasinin ve esasinda türban kelimesinin terminolojik kullaniminin sebebi halkin vicdanini direkt olarak karsiya almamak içindi. Basörtüsüyle egitimin yasaklanmasiyla baslayan bu bir çesit "containment" politikasi halk arasinda dindarligin artmasinin önüne geçilemedigini görünce seçilmistir; "kantiteye etki edemiyorsan kaliteyi etkile". Bu ve bunun gibi bahsettigim irade ve kararlar hiç bir zaman tek bir toplanti yada bir toplanti dizisinde alinmaz; süregelen fikir süreçlerinin ürünüdür.
NTV: 15-22 Haziran haftasi bir ögle haberinde sabetayci Dinç Bilgin'in ATV'sinde Isik Lisesi'nin mezuniyet töreni haber olarak verildi, NTV'de de Banu Güven Terakki Okullari'nda yapilan bir gençlik gösterisini uzun bir VTR ile haber yapti. Yüzlerce özel okuldan bunlar haber yapiliyor; Türkler'in hala uyanamamasina hayret ediyorum. NTV, cemaatin derin iradesinin en önemli kamuoyu yönlendirme araci olarak 'Türkiye'yi halka müslüman bir ülke olmaktan çok bir kültür mozaigi olarak benimsetme' stratejisini en yogun uygulayan televizyondur(Ferit Sahenk'in bu asirilik ve temkinsizligine yasasaydi babasi izin vermezdi; Ixir ve Tansas fiyaskolarina simdi bir de bunu ekleyecek). Buna bir örnek de sabetay baglasigi Karamehmet'lerin Yapi Kredi Kültür'ünden vereyim; isin basindaki Enis Batur ana tarafindan sabetaycidir ve yahudi Bilge Karasu'nun (II. Abdülhamid'e tahttan indirildigini teblig eden gruptaki Emmanuel Karasu'nun oglu) çömezidir. Bu kurumun birimlerine adini veren Kazim Taskent, Vedat Nedim Tör ve Sermet Çifter sabetaycidir.
MUSTAFA DENIZLI: Yogun sorularin geldigi bir baska kişi de Denizli'dir. Denizli'yi Altay'dan GS'a getiren kisi sabetayci Alp Yalman'dir. Denizli'nin her iki esi de sabetayciydi; kizi Selin'in Ilhan Mansiz'la görüsmesine karsi çikmasinin sebebi Mansiz'in kilik kiyafeti yada kisiligi degil sabetayci olmamasidir. Çok dindar bir sabetayci olan Denizli'nin kizlari göreceksiniz ya birer sabetayciyla, en kötüsü de baglasik ailelerden birileriyle evlenecektir. Denizli'nin Vestel'e yaninda götürdügü yardimcisi Ali Gültiken'in esi de sabetaycidir; Denizli'yle Gültiken'i birlestiren aslında bu bagdir. (Vestel'in sahibi Zorlu'lar sabetayci degildir.)
ÖZAL'IN PRENSLERI: 80'lerde "Özal'in prensleri" olarak lanse edilip önemli görevlere tepeden inme getirilen Amerika egitimli gençler Coskun Ulusoy (Oyak'in CEO'su olarak yaptigi sabetayci atamalarla dikkat çekti ki Onur Baytok'u -sabetaycidir- Renault MAIS'ten istifa ettirmesi gibi yaptigi diger tasarruflar da genellikle profesyonel sebeplerden degildir), Bülent Semiler ve Engin Civan (esi Amerikali yahudidir, rüsvet alip isini görmedigi Selim Edes de kendisi gibi sabetaycidir) sabetaycidir.
TARIH: II. Abdülhamid'i deviren Hareket Ordusu'nun bir sabetayci insiyatif oldugu (Ittihat ve Terakki Selanik'li atalarimizca beslenip büyütülmüstür) ve ordunun çogunlugunun gayrimüslimlerden olustugu dogrudur ancak yapilan bir yanlis var: Mahmut Sevket Pasa sabetayci degildir. Talat Pasa (33. dereceye yükselmis bir masrik-i azamdir) ve Cemal Pasa masondur.
Çok sorulan bir soru da Osmanli musevileri ile sabetaycilarin iliskisi ve karsilastirilmasi oluyor. Hemen hiç bir iliski olmadigini söyleyebilirim. Her seyden önce sabetaycilar dini gerekcelerle museviler tarafindan reddedilmis bir topluluktur. Sabetaycilarin son bir asirdir "üzerlerinde Alliance Israilite etkisi tamam olmus yahudiler" oldugunu söyleyebilirim. Basit bir örnek bunu güzel açiklar: 1. Dünya Savasi'nda Osmanli devletinin en sadik tebasi musevilerdi; oysa Osmanli'yi yikan da Ittihat ve Terakki'yi kurdurup Osmanli için bir Frankenstein haline getirten de Selanik'li sabetaycilardir. Bununla beraber Israil'e yapilan göçlerden sonra bugünkü musevilerin de üç nesil önceki atalariyla pek bir benzerligi kalmadigi da dogrudur (genç nesilde Ladino bilen neredeyse kimse yok) ve zamanimizda dindar sabetaycilar ve museviler birbirlerine yaklasmistir. Örnegin Ishak Alaton'un ve (Üzeyir Garih'in) cemaatte büyük sayginligi, etkisi ve gücü vardir (Alkent bosuna bu kadar basarili olmadi). Sayin Alaton cemaatimizin yurtdisindaki musevi lobileri ve Israil nezdinde büyükükelçisi gibidir.
Kapancilar geçmisten beri çesitli sebeplerle Karakas'lari küçümserler, iki grup da birbirini pek sevmez (bu öyle bir sey ki Kapancilar Avrupa, Karakas'lar Anadolu'da yasiyoruz). Kapanci'larin orduda, Karakas'larin politika ve basinda güçlü oldugu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin son 60 yilki paradoksu Kapanci-Karakas çekismesinin yarattigi komplikasyonlardir Bu konuyu önceki yazimda anlatmistim. Yakubi'lerin bu çekismedeki tutumlari dönemsel olarak degisir. Cemaat kolları arasında son 15 yıldır eskiye oranla bir kaynaşma gözlüyorum.
MHP'YE DESTEK: Türkçülügü dezislamizasyonun bir araci olarak gören cemaatimiz bir yandan Tekin Alp (Moiz Kohen), Reha Oguz Türkkan gibi kisilerle isin teorisine etkide bulunmaya çalisirken isadamlarimiz ve baglasiklari (Has'lar, Dinçkök, Berker, Karamehmet, vs) araciligiyla da bir kalkan ve "böl-yönet" araci gördükleri MHP'yi finanse etmislerdir. (Tunca Toskay hariç MHP'nin tepe kadrosunun sabetaycilikla ilgisi yoktur, olmalari gerekmedigi gibi kendilerine yapilan bagislarin asil sebebini bilmeleri de gerekmiyordu).
DIGER: Ilgaz Zorlu'nun Can Paker'le olan davasindaki savunmasinda belirttigi Sisli Terakki'nin bodrumunun sinagog oldugu iddiasi dogrudur. Alkent'te de bunun gibi bir sinagog var ve buraya sadece Alkent'ten degil bütün Etiler civarindan gelinirdi. Gazeteci Leyla Umar'in (mekanik özürlüdür ve kaprisleriyle hepimizi bezdirir) sosyeteyle olan yakinligi kendisinin de sabetayci olmasindan dolayidir. Mekan isletmecisi Çapa'lar da sabetaycidir. Orhan Pamuk'un kitaplarinda kabala mistizmi oldugu dogrudur. Popçu Emre Altug sabetaycidir ve geçen yazimda sözettigim pazarlama örneklerinden biridir. Benzeri bir pazarlama bugünlerde sabetayci (ve escinsel) Murathan Mungan'in yeni kitabi için yapiliyor. Bilderberg sadece show-off'dur; "touch&go"dur; hiç bir karar alinmaz, gelecek vaadedenlerin tanitimi ve daha önce üst düzeyde alinmis derin kararlarin uluslarararasi dengeye "tercüme!" edilmis tebligidir. Demirel'in mason oldugu dogrudur (AP'nin basina geçirilmesinin sebebi budur) ama 33. dereceye kadar çikmis oldugu yanlistir. 27 Mayis-Anap iktidari arasindaki basbakanlardan S. H. Ürgüplü, N. Talu, N. Erim ve B. Ulusu sabetayci ve masondurlar. Ecevit mason yada sabetayci degildir fakat esi Rahsan hanim sabetayci olmasi dolayisiyla iktidar dönemlerinde yapilanmaya büyük hizmeti geçmis bir kisidir. Cemaatin bugünkü nüfusu konusunda basinda çok rakam telaffuz ediliyor; biz yaklasik 150,000 oldugunu tahmin ediyoruz (1924 mübadelesi öncesi yerlesik sabetayci nüfusu da hesaba katarak). Bu rakamin çogunlugu orta tabakaya mensuptur, büyük bölümü asimile olmustur. Elitist sabetaycilar daha önceki yazimda belirttigim gibi baglarini siki sikiya korumaktadirlar ve kendi nüfuslarinin 4 bin, çevrelerindeki sabetayci kesimle birlikte nüfuslarinin 25,000 civarinda oldugunu tahmin ediyoruz.
S.B.T.A.I. BIRINCI SEMINERI: Alti ay önce 200'ü askin siyasetçi , gazeteci ve sivil toplum kurulusuna ve 7,000'in üzerinde siradan vatandasa gönderdigimiz bir açik email ile baslayip zamanla bir sivil toplum hareketine dönüsen S.B.T.A.I. (Sabetayci Yapilanmaya Karsi Bilinç ve Tercihli Alisveris Insiyatifi) ilk seminerini 28 Haziran günü gerçeklestirdi. Soru-cevapli bir prezentasyon ile ardindan yapilan workshop çalismalarindan olusan bu seminerin çok verimli geçtigini gördük. Toplantiya katilan 62 üyemizin herbirine ve özellikle Istanbul disindan katilanlara burada bir kez daha tesekkür ediyorum. Katilamayan üyelerimizi Eylül ayinda yapacagimiz ikinci seminerde görmeyi umut ediyoruz. Özellikle son 2.5 ayda çok yogunlasan üyelik taleplerinin büyük kismini kabul edemedigimiz için üzüntülüyüz ancak böyle bir konuda selektif ve üye kompozisyonunda dikkatli olma zorunlulugumuzu saniriz herkes kabul edecektir. Çalismalarimiz hakkinda bir fikir edinebilmeniz için seminer sonrasinda yaptigimiz icra kurulu toplantisinin karar metninin bir özetini asagida veriyorum.
+++++
1) S.B.T.A.I. bünyesinde Arastirma, Iletisim ve Organizasyon olmak üzere üç grup kurulmasina, grup baskanliklarinin icra kurulu üyeleri arasindan belirlenmesinin ardindan her bölümün kendi iç isleyis prosedürlerinin 15 Temmuz'a kadar hazirlanarak icra kurulunun onayina sunulmasina,
2) Üye alim/azl yetkisinin ve arastirma ve genel giderlerde kullanilmak üzere sayin M. Emre Güreli'nin baslangiç için tahsis etmis oldugu 25.000 $'in kullanim yetkisinin sayin Güreli'den icra kuruluna ve fonun sorumlulugunun muhasip üyeye devrine,
3) Sayin M. Emre Güreli'nin icra kurulu baskanligi yanisira organizasyon grup baskanligini üstlenmesine, organizasyon grubunun "sosyal kesim-cografi bölge" yapisinda çalismasina,
4) Yurtdisi arastirma gezilerinin Selanik ve Atina devreden çikarilarak tamamen Israil'e yöneltilmesine, ibranice bilen profesyonel arastirmaci akademisyenlerin istihdamina,
5) Yurtiçi yapilanmaya, yerel gazetelere ulasmak ve üyelerin bireysel iletisimleri yoluyla halkin bilgilendirilmesi çalismalarina agirlik verilmesine,
karar verilmistir.
++++
Halka sesleniyorum. Bu sebekemsi yapi içinde sizin hiçkimsenin elinizden alamayacagi iki özgürlügünüz bulunuyor; kime oy vereceginiz ve paranizi nereye harcayacaginiz; bunlari dogru kullanirsaniz ve sabetaycı yapılanmaya karşı uyanık olursanız ülkenizde bir seyleri degistirebilirsiniz! Kurtulus savasi sürerken Istanbul'daki müslüman halk aliskanlikla Türk bakkallardan degil Rum bakkallardan alisveris ederdi; cebinden çikan paranin Yunan ordusuna bir biçimde yardim olarak silah almakta verilecegini düsünmeden. Bir yandan sikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetayistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsiniz. Hepinizi Sabetayci Yapilanmaya karsi durmaya, yakin çevrenizi sabetaycilik hakkinda bilgilendirmeye ve "Tercihli Alisveris" yapmaya çagiriyorum. Bu çagri antisemitik degil antisiyonisttir ve vatandaslik sorumlulugudur. Kendimden bir örnek vereyim; yazdiklarimdan orta-dindar bir musevi oldugumu ama siyonizm karsiti oldugumu çikarabilirsiniz; benim evime Marks&Spencer, Timberland (orjinal marka) vs. giremez, esim ricam üzerine Revlon yada Estee Lauder kullanmaz; sahipleri siyonisttir çünkü bu sirketlerin, ben de onlari beslemeyi zul addederim; yahudilere en büyük zarar siyonistlerden gelmistir. Pekala siz de Superonline yerine ttnet kullanabilirsiniz, Henkel'in temizlik ürünlerini kullanmayabilir, Sabah ve Vatan almayabilir, ATV ve NTV izlemeyebilir, Orhan Pamuk okumayabilir, Turkcell ve Telsim yerine Aria yada Aycell kullanabilir, Garanti bankasi yerine baska bir bankayla çalisabilir, Migros, Tansas, Akmerkez'den alisveris etmeyebilir, Henkel (Yayla, Persil, Tursil, Vernel), Eczacibasi (Vitra, Artema, Ipana, Selpak, Solo) gruplarinin tüketim ürünleri yerine muadillerini alarak paranizla sabetayci sömürücüleri beslemeyi birakabilirsiniz. Medyada okudugunuzu yazanin ve seyrettiklerinizi söyleyenin kim ve ne oldugunu düsünerek degerlendirebilir, yönlendirmelere karsi kendinizi koruyabilirsiniz. Kalite ve fiyat esitleri arasinda seçim yaparken tercih yaparak sabetayci ve baglasik gruplarin ürünlerini almayiniz. Ise cep telefonunuzla baslayip Turkcell yada Telsim hattiniz varsa iptal ettirip Aria-Aycell kullanmakla baslayiniz. Sizi sömüren, degerlerinizi manipüle etmeye çalisan bu yapiyi beslemeyiniz ve yakin cevrenizi bu konuda bilinclendirip bu yapiyi sorgulamaya yönlendiriniz.
Bu konuda bütün Türkiye'nin bilinçlenmeye ve tutum takinmaya ihtiyaci vardir; bu bir vatandaslik sorumlulugudur. Her din ve etnik kimlikten Türk vatandasi bunlarin derinligine bilincine varmadigi sürece Türkiye'nin mutlu ve basarili insanlarin özgür iradelerince yasadigi adil bir ülke olabilecegini sanmiyorum. Sabetayci ve baglasik medyanin bu konuyu yoksaymasi ve türlü engellere karsin biz muhafazakar, sosyalist, liberal, Türk, Kürt, sünni, alevi, sabetayci her tür kesimden bir grup insan bu konuda bütün Türkiye'yi bilinçlendirmek için S.B.T.A.I. olarak elimizden geleni yapiyoruz. Yaptigimiz sey tekrar ediyorum antisemitizm degil (bu kendini inkar olurdu; S.B.T.A.I.'nin icra kurulunun yarisi, üyelerinin dörtte biri sabetaycidir) Türkiye'yi sömüren, kimliginden ve degerlerinden siyirip dezislamize ve dejenere etmeye çalisan müslüman kimlikli bir avuç elitist yahudiyi ifsa etmek ve halki bilinçlendirmektir. Açik toplum kavraminin ve seffafligin önem kazandigi zamanimizda Türkiye'nin insanlarinin bunlari ögrenmeye hakki vardir.
S.B.T.A.I. olarak büyümeyi, çalismalarimizi derinlestirmeyi, halki aydinlatmayi sürdürecegiz. Verdigimiz bütün isimler ve iliskiler dogrudur; (zaten büyük bölümü metinde zikrettigimiz arastirmacilarin eserleri ve yazilarinda ortaya çikarilmisti) dolayisiyla bu kisilerin Ilgaz Zorlu'nun ifsa ettigi Can Paker, Ismail Cem, Mehmet Barlas örneklerinde oldugu gibi sükut yoluyla ikrar yerine (kimsenin rezil olmayi göze alip yalanlamaya cesaret edebilecek kadar ileri gidecegini sanmiyoruz) kalkip dürüstçe açiklama yapmalarini bekleriz. Bizim istegimiz verdigimiz isim ve iliskilerin aynen kabul edilmesi degil toplumda tartisilmasi, halkin aydinlanmasidir. Ayrica fellik fellik kim oldugumuzu arayan bazi muhteris elitistlere ve özellikle Ingiliz Locasi'na bir sözüm olacak:
"Kendi görkeminize hizmet etmekten baska bir yönelimi olmayan "yanilsamali dogru"nuzda ilerlemeye devam edin ama müslüman Türk halki sömürüp onu parya görerek, hayatini manipule etmeye çalisarak elitist kalabileceginizi ancak insanlik onurunuzu yitirdiginizi bilin! Dogu Anadolu'da yada Ege'de herhangi bir dag köyündeki fakir ve cahil bir yasli kadin dahi Türkiye'yi yöneten yahudi asilli hegemonyayi isim isim iliskileriyle beraber bilmeden çalismalarimizin hizini kesmemeye ahdettik. Haydi bakalim!"
Mehmet Emre Güreli
S.B.T.A.I. Baskani
Sayın Küçük, isimbilim nasıl çıktı ortaya? Bir tesadüf müydü bu pencereyi açan?..
Şimdi, aslında ben bu işlere girmek istemiyor(d)um. Ama size bütün açıklığıyla söyleyeyim. Bir kez bilim, isimbilim... bunlar beni ilgilendiriyor, ama bu konuyla ilgilenmemin nedeni, doğru veya yanlış şu değerlendirmeyi yapmamdan kaynaklandı; "Süleyman Bey'den sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Cumhurbaşkanı adayı İsmail Cem'dir. Onun Cumhurbaşkanı olması ülkemiz için hayırsız olacaktır."Bu değerlendirmeyi yaptığım zaman ise, çok da çaresiz bir durumdaydım, cezaevindeydim. Bu durumu, ancak, İsmail Cem'in Sabataist olduğunu ortaya çıkararak önleyebilirdim. Ve bana göre, başka nedenleri de vardır. Ama sonuçta Cumhurbaşkanı olması önlenmiştir. Önlenmesi de iyi olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri'nin adayının bu olduğunu bugün biliyoruz, ama o sırada benim için bu durum sezgiseldi. Ama bir kez Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Madeline Albright, "İsmail, gelecek sefer Cumhurbaşkanı olursun. Seni Cumhurbaşkanı görmek istiyoruz" demiştir, çok samimi olarak. Ayrıca, göstermelik de olsa, Bülent Ecevit, Cem'i tatmin etmek için Cumhurbaşkanı adayları arasına soktu. Demek ki benim sezgisel olarak yapmış olduğum tespit zamanla da doğrulandı. Ve ben bunu önlemeye çalıştım, önlendi. Bundan sonra da zaten çok çeşitli nedenlerle bu isimbilim araştırmalarımı geliştirmeye çalıştım, çalıştıkça da bir ağ ortaya çıktı.
En fazla Sabataist kadrolaşmayı Ecevit, 1974'te yaptı. Onun ötesinde, Cumhuriyet tarihinin, İsmet Paşa'nın, Menderes-Bayar döneminin bu açıdan incelenmesini bir kenara bırakacak olursak, Türk idaresine en fazla Sabataist'in yerleştirilmesinin ve ön plana çıkartılmasının 1974 Ecevit Hükümeti'yle başladığını tespit ediyoruz. Çok tipiktir, o zaman CHP'ye çok uzak bir fıkra yazarı olan İsmail Cem'in TRT gibi stratejik bir yere getirilmesi... Ki, Tekelistan kitabının yeni baskısında çok ilginç bölümler var konuyla ilgili. TRT gibi yere de, devletin gizli servisleriyle çok yakın ilişkide olmayanlar getirilemiyor. Ben o zamana kadar İsmail Cem'in devletin gizli servisleriyle bir ilgisi olduğunu hiç düşünmüyorum, düşünmem de. Hâlâ da düşünmüyorum... Ama Bülent Ecevit'in onu oraya getirmesi için ne fedakârlıklar yaptığını düşünüyorum...
Şimdi görebildiğim, ne açıklık veriyor bana? Devlet idaresinin stratejik yerlerine Sabataist montajında, Ecevit'in o zaman yanında olan Deniz Baykal ve Turan Güneş çok stratejik bir rol oynadılar. 1974'e geldiğimizde büyük bir toplama yapabiliyoruz; İsmail Cem'in TRT gibi son derece stratejik bir yere getirilmesi, Haber Dairesi'ne Mehmet Barlas'ın getirilmesi gibi... Barlas'ın Sabataist olup olmadığını bilmiyoruz, ama eşinin durumu çok açık. Öyle görünüyor ki, şu anda Türk politikasında çok ciddi bir İsrail ağırlığı var.
- Peki, sayılarıyla orantılanamayacak bir güçleri olduğunu fark etmiş oluyoruz. Kriz dönemlerinde kritik mevkilere ulaşmaları daha kolay olmuş olabilir mi?
Rant teori dediğimiz zaman, sayılarla orantısız oluyor. Şöyle düşünelim; bunun sayılarını tespit edebiliriz, ama içten kaynaklardan birisi, 15 bin rakamını veriyor. Ilgaz Zorlu'nun, bunu yükseltmelerini gözönüne aldığımızda, benim yöntemsel olarak söyleyebileceğim nokta şudur: Ben rastladım, bazı aileler belli bir noktadan sonra yeni kuşaklara Sabataist olduklarını geçirmemişler. Hatta tesadüfen çocuklar Sabataist olduklarını veya kendilerinde bir farklılık olduğunu hissettikleri zaman, "Bunları açma, tehlikelidir" şeklinde tavır göstermişlerdir.Gerçek anlamda erimişti, asimile olmuştu. Ama benim tahminim, bu son, 80'li yıllardan sonra bunların çoğu "uyandı". Bu "uyanmanın" bir çok nedeni var.
Bir defa İsrail çok güçlü imkân veren bir ülke oldu. İkincisi Türkiye'de Sabataist olmak sosyal sigorta oldu. Devletin tekellere parsellenmesinden bahsediyoruz. Yeni bir kavram bu ortaya attığım. Sonra vakıflara geliyoruz, bu vakıfların da bir kısmının en stratejik yerlerine Sabataist yerleştiriliyor. Şimdi, Derviş geldiği zaman, bilmem ne vakfının başkanı Can Paker konuşuyor. Birisi de çıkarıp onu Can Paker olarak konuşuyor. O bir din kardeşi ve sadece din kardeşi de değil, bir ilişkiler ağı var aralarında. Beni de bu meselenin üzerine götüren o ağ...
- Türkiye'de Masonlar, Sabataist, Yahudiler açısından ilişkilerini veya çatışmalarını tespit edebiliyor muyuz?
Efendim bir defa şunu kural olarak söyleyebiliriz; her Mason Sabataist değildir, ama Masonizmi de Sabataistler yönetiyor. Bir sene önce bu dünyadan göçen Üstad-ı Azam Sabataist. Şimdi kim yönetiyor bilmiyoruz. Ama Sabataist olmayanlar var, Müslüman olanlar var, ama Masonik hareketi yöneten Sabataistlerdir Türkiye'de. Tahmin ediyorum ki, Türkiye'nin çok büyük oligarkları içinde Sabataist olmayıp da Müslüman görünen, fakat Yahudi bağlarını sürdürenler var.
Bir Kitap ve Gizli Bir Cemaat/Ali Rıza Saklı
1626 Yılında İzmir'de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sabetay Sevi (Zorlu'nun yazışıyla Zwi), 1665 yılında kendisinin Tevrat'ta beyan edilen ve dünyaya gelip "vadedilen topraklar" da Yahudiliği tekrar hakim kılacak olan Mesih (İsa) olduğunu iddia etti. Bir din adamı olan Sevi'yi başka Yahudi din adamları da kabul edip destekleyince büyük bir Yahudi kitlesi onun arkasına takıldı ve devletlerinin de olmamasının acısıyla bu amaca giden yolda ve Siyonizmi ortaya çıkaracak süreçte onu desteklediler.
Kudüs'teki Yahudi önde gelenleri Sevi'yi desteklemedikleri gibi, onu dinlerini bozan bir düzenbaz olarak gördüler ve Osmanlı Sarayına şikayet ettiler. Çoğulcu yapısı sebebiyle, o zamana kadar bu işin üzerinde durmayan Osmanlı Devleti, tebası olan bir büyük din mensuplarının dinlerinin korunması talepleri karşısında kayıtsız kalamadı. Sevi'yi Saraya çağıran Sadrazam hayatı ile iddiaları arasında bir seçim yapmasını ister. Sevi hayatı yönünde seçim yapmakla kalmaz, Müslüman olur ve Aziz Mehmet adıyla maaşa bağlanır.
Ancak bu, görünüşteki bir Müslümanlıktır. Taraftarlarına göre "bu can bu bedenden çıkmadıkça" Müslüman olan Sevi, kapıdan dışarı çıkar çıkmaz, bedeninden bir kuşun uçup gitmesiyle verdiği sözden azade olur. "Can bedenden çıktığı" için artık bu söze sadık kalması gerekmez. Böylece Sevi ve onun peşinden giderek Selanik'e yerleşen 200 kadar aile, dış görünüşte Müslüman, kendi aralarında ise Sabetaycı Yahudi kalmaya devam ederler. Gizliliği devam ettirmek için sadece kendi aralarında evlenen bu cemaat, bir çok önemli tarihi olayın içinde bulunmuşlar ve yazara göre (ve yazarın hiç hoşuna gitmese de); Cumhuriyet döneminde "asimile olmaya" karar vermişlerdir.
Selanik'teki Mason Locasında ve İttihat Terakki içinde etkili bir role sahip olan Sabetaycılar, tamamen Müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan "şüphe edilmeyecek ölçüde" Müslüman göstermektedirler. İttihat Terakki'nin dayandığı üç grup olan Mason Locası, Tarikatlar ve Ordu içinde en etkili olanlardan Masonlar arasında Sabetaycılar çoğunluktaydı. (İttihatçı Maliye Bakanı Cavid Bey önde gelen bir Sabetaycıydı.) Bugüne atıf yapan yazar "nitekim bugün bile Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası'nın Grand Comandörleri de yine Kapancılar (bir Sabetaycı kabile) koluna mensup bir aileden gelmesi de şaşırtıcı olmamalıdır" demektedir.
1924 ahali mübadelesinde Türkiye'ye gelen cemaat içinde meydana gelen bir menfaat anlaşmazlığında Karakaş Rüştü adlı Sabetaycı, TBMM ve Atatürk'e hitaben mektuplar yazarak cemaatin içyüzünü açıklamıştır. Bundan sonra cemaat asimile olmaya karar vermiştir. Ilgaz Zorlu'ya göre "Cemaatin Yahudiliğe yeniden geri dönme istekleri de iki kez reddedildiği için Türkiye toplumuna karışma tek sonuç olarak kalmıştır." Bir dönem İsrail Cumhurbaşkanı olan İzak Ben Zwi'nin Sabetaycı kökenli olması onları İsrail vatandaşı olmaya özendirdiyse de kabul edilmemişlerdir.
Karakaş Rüştü olayından sonra siyasi baskı altında kalan Sabetaycılar, 1942 yılında uygulanan varlık Vergisi uygulamasında "D" grubu adı altında vergiye tabi tutuldular. Bezmenler, Atabekler, Dilberler gibi aileler bu vergiyi ödemek zorunda bırakılmışlardır. Yazara göre 6-7 Eylül olayları da Sabetaycıları olumsuz etkiledi.
Benim daha önce hiç duymadığım bir konu olan Sabetaycıların "21-22 Mart (Nevruz) gecesi mumsöndü yaptıkları" iddiası yazar tarafından ele alınmakta ve "şurası bir gerçektir ki Sabetaycı dua kitaplarının özellikle bugün İsrail'de bulunan nüshalarında serbest seksin Tanah'a dayandırılan ayetlerle desteklendiği bilinmektedir" denilmektedir. Bununla birlikte "mumsöndü" iddiası reddedilmektedir.
Marksistler arasında Sabetaycılar önemli bir yer tutarlar. İlk sosyalistlerden Dr. Şefik Hüsnü bir Sabetaycı olduğu gibi Sabiha ve Yıldız Serteller de aynıdır.
Üç büyük Sabetaycı ekolden: Yakubiler arasından Ahmet Emin Yalman, Dr. Şefik Hüsnü; Karakaşlar arasından Maliye Nazırı Cavid Bey, Faik Nüzhet Bey, Abdi İpekçi ve İsmail Cem (İpekçi - Dışişleri Bakanı); Kapancılar arasından da Bezmenler ve Atabekler gibi tanınmış aileler çıkmışlardır. Atatürk'ün ilkokulu okuduğu Şemsi Efendi Mektebi'nin kurucusu ve sahibi (Şemsi Efendi) de Sabetaycıdır.
İsmini gizli tuttuğu ve önde gelen Sabetaycı ailelerden birine mensup bir işadamı ile yapıldığı söylenen ve bir bölümü gizli bırakılarak yayınlanan mülakatta verilen bir cevap: "Modern Selanikli ailelerde (zayıflık ve korkaklık) giderek ortadan kalkmaktadır, bunun en önemli nedeni de asimilasyondur ve bunu Atatürk sağlamıştır. Laiklikle beraber karışma ortaya çıkmıştır, Selanikliliği kurtaran Atatürk'tür. O halaskârdır, çünkü gizlilikten kurtarmıştır. Birkaç jenerasyon sonra asimilasyon tamamlanacaktır. Bizim en büyük şanssızlığımız çifte dinli olmamızdan kaynaklanmaktaydı, her şeyin ayarını bozan bu olmuştur. Nesin? Yahudi misin? Hayır. Müslüman mısın? Hayır. Nesin o zaman? Fakat artık bu ritueller yapılmıyor, çok küçük bir azınlıkta kaldı bu..."
Cumhuriyet sonrası ortaya çıkan laik ortam elbette Sabetaycılar açısından faydalı olmuş ve kendilerine rahat hareket edebilecekleri bir ahval oluşturmuştur. Bu ortamda önde gelen Sabetaycı ailelerden Bilgin ailesi (Dinç Bilgin) Türkiye'nin iki büyük basın grubundan birine sahiptir. (Yazar Zorlu'ya göre; Türkmen Parlak tarafından yazılan "Yeni Asrın Selanik Yılları" adlı kitapta tarihi gerçek çarpıtılarak Bilgin ailesinin Anadolu kökenli olduğu yazılmıştır.) Bitlis'li Kâmran İnan'ın eşi yabancı olduğu için Dışişleri Bakanı olma şansı yoktur, ama İsmail Cem olabilmiştir.
Hatta daha ileri giderek söylersek, bugün Fethullah Gülen Hocaefendi'nin taraftarlarınca açılan okuldan mezun olan veya dershanesine giden gençler harp okullarına alınmazlar. Babası hatta dedesi imam olan gençler önemli mevkilere gelemezler. İmam-Hatip mezunu olanlar yine subay olamazlar. Fakat Sabetaycılara her taraf açık...
Peki biz onlara karşı mıyız? Hayır. Kendileri adına hak ve özgürlük talep eden herkese saygılı olmak lazımdır. Başkalarının haklarını kısıtlamaya kalkanlara ise elbette karşı olmak gerekir. Yukarıdaki engelleri Sabetaycılar getirmediği ve savunmadığı sürece onlar bakımından sorun yoktur. Ama Sabetaycı Coşkun Kırca gibi; İmam-Hatiplere Arapça hazırlık sınıfı konulması talebi karşısında, "hayır, ilkokul dördüncü sınıftan itibaren İngilizce konulacak, ama Arapça asla.." diye karşılık verirseniz elbette eleştiri alacaksınız. Çünkü görünüşte Müslüman gerçekte Sabetaycı-Yahudi bir kökeniniz var ise, Müslümanların çocuklarına hangi dini eğitimin verileceği konusunda fazla ahkam kesmemelisiniz. Karşı tarafın, hem de büyük çoğunluğun önüne engel ve yasak koyma gayretine girişmemelisiniz.
Bütün bunları ele almakla insanları etnik kökenlerine göre ayırmak ve suçlamak gayesi gütmediğimizi ifade etmek istiyorum. Ancak bizzat bu grubun bir mensubunu yazdıklarından toplumun haberdar olmasında fayda olacağı kanaati ile bu konuya değindim. Bu arada, Türkiye'de rejimin milliyetçilik anlayışı etnik kökeni ön plana aldığı için, kendisini Türk etnik kimliğinin dışında hisseden herkes bir başka etnik kimlik peşine takılmış ve zararlı olmuştur. Bu süreçte Ilgaz Zorlu'da kendi etnik kimliklerinin Yahudi olduğunu öne sürerek, bir taraftan Sabetaycılara seslenirken diğer taraftan kendilerini kabul etmeyen İsrail'e ve Yahudilere kızmaktadır.
Konu hakkında Prof. Abdurrahman Küçük'ün "Dönmeler ve Dönmelik Tarihi" adlı bir kitabi vardır ve burada Sabetaycıların olumsuz rollerini şöyle anlatmaktadır: "Türk milletinin inanç, örf, adet ve ahlaki değerlerini zayıflatma yolunda bir tavır sergilemeleri, jön-Türkler hareketinde İttihat ve Terakki içinde, 31 Mart vakasında ve Sultan Abdulhamid'in Hal'inde önemli roller üstlenmeleri bu kimselerin kimliklerinin ortaya çıkarılmasını sağlayan amillerdendir. I.Dünya Harbi'nin ve gelişmelerin Türkler'in aleyhine neticelenmesinden sonra bazı insanların Türkler'e pamuk ipliğiyle bağlı bulunduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. O güne kadar, Türkler kendilerinden uzaklaştırmamak üzere azami gayret gösterdikleri dönmeleri yakinen tanıma fırsatı bulmuş ve bu vesileyle onları imtihandan geçirmiştir."
Sabetayci bir şiirde:
"Klipalar ölecek
Dünya bize kalacak
David'ler oynayacak
Konvenyamos Konvedrad hey
Başım tacı Sabetay"
Mısralarını veren yazar ne hikmetse öldürülecek olan "klipalar"ın kimler olduğunu açıklama gereği duymamıştır.
12 Eylül sonrasında "Türk-İslam Sentezi komedisi içinde devlet kadroları MHP-MSP militanları ile doldurulmuş, garip bir tiyatro oynanagelmiştir" demek suretiyle kaygılarını dile getiren yazar, "öldürülecek olan klipalar"ın kimler olduğunu açıklayarak belki bizleri de kaygıdan kurtarabilir. Kitaptaki "işte klipaların kötülükler aleminden (dünyadan) kurtularak tekrar ana kaynağa dönmeleri için bir kurtarıcının gelmesi gerekmektedir, bu kurtarıcı Maşiah'tır" ifadeleri de klipaların kimler olduğu konusunda açık bilgiye ihtiyaç duymamıza sebep olmuştur. Ancak yazar bu konularda ayrıntıya girmediğinden bilgi alınamamıştır.
Dikkatimizi çeken bir başka nokta ise yazarın bilinen bazı Sabetaycıların ve belki bir iki yenisinin ismini vermesi, ama var olduğunu söylediği Sabah grubundaki bazı Sabetaycı köşe yazarlarını bir türlü açıklamamasıdır. Yazarın Sabetaycıların asimile olmalarına karşı çıkan etnik kimlikçi tavrını dikkate alırsak, kendi düşüncelerine hizmet edenleri gizlediği, ama kızdıklarını deşifre ettiği ihtimalini göz ardı etmemeliyiz.

Ilgaz Zorlu/Matbuat Dergisi
•••• Sabetaycılar bugüne kadar gizlilik prensibini hiç bozmamıştı ama siz yazdığınız kitapla bunu açıkça ihlal ettiniz. Amacınız nedir?
Amacım bir ayrımcılık değil, farklılığın tadını bulmak. Sabetaycıları bugün nasıl ayıracaksınız. Türkiye'den ayrılamaz ki. Benim ana lisanım Türkçe. Ben hiçbir lisanı Türkçe kadar iyi kullanamıyorum ve bilmiyorum. İbranice'yi de çok iyi bildiğim söylenemez. Ama bir şey söylüyorum: ister kabul etsinler ister etmesinler Türkiye'de bir Sabetaycı topluluk var. Bu insanlar ister biz yokuz desinler, isterse inkâr etsinler ama var. Çünkü en azından ben varım ve söylüyorum. Kimler var kimler yok derseniz ona girmem; ama ısrarla da var olduğunu iddia ediyorum.
•••• Dışardan bakıldığında sizden başka kimse yok gibi.
Çünkü bir tek ben açıklıyorum. Ama bunu çok güzel şöyle görürsünüz. Abdi İpekçi'nin anılarında bu yer aldı. "Bana dönme çocuğu derlerdi, ben onun için İpekçi soyadını kullanmamayı düşündüm" diyor meselâ. Türkiye'de eğer rahat konuşulabilecek bir ortam sağlanırsa, insanlar kendilerini özgür biçimde ifade edebilirse, bir zaman sonra bu işler çıkar ortaya. İslâmcı basında 70'li 80'li yıllarda gördüğümüz şey hep şuydu; bir dönme laik-solcu-sosyalist vesaire olabilirdi ancak, o hep dönmelikle suçlanırdı. İşte bu bir suç değil. Adam köken olarak belki öyle ama o da ne olduğunu bilmiyor ki. Sabetaycı kökenli pek çok insan bugün Sabetaycılığın ne olduğunu bilmiyor. Okunup öğrenilsin diye bu konuyu araştırıyorum ve konuşuyorum. Nitekim pek çok insanla tanıştım. "Ilgaz bey bizim ailemizde de böyle bir şey var. Gerçi biz dualara bakmıyoruz, dinle de pek bir ilgimiz yok ama biz isteriz ki sizinle bir görüşelim" diyorlar. Evlerine gidip eski kitapları varsa onları inceliyorum. Bu ilişkilerle çok dokümana ulaştım. Meselâ bugün bir ailenin elinde Sabetay Sevi'nin anıları var. Ben bunu buldum. Buldum ama bu anılar eğer doğruysa çok büyük bir olay olacak. İsrail'deki Sabetaycılıkla ilgili bütün yazılanları çürütecek. Çünkü genel inanç Sabetay Sevi'nin bir cahil olduğu, hayatı boyunca da hiçbir şey yazmadığı idi.
•••• Sabetay Sevi'yi nasıl görüyorsunuz?
Sabetay Sevi'yle ilgili araştırma yapıyorum. Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna ve bir mesih olarak yeniden geri döneceğine inanan bir grup, her ne kadar olmadığı ileri sürülse de, bugün Türkiye'de var. Ben bu gruplardan birine dahilim. Yekpare bir grup yok. Üç grup var. Bu üç grubun içinde de alt gruplar var. Ben bu gruplardan Kapancılar'a dahilim. Kapancılar, Karakaşlar ve Yakubiler'in birleşmesi gerektiği düşüncesindeyim. Kültürel bağlılıkları olduğunu düşünüyorum.
•••• Türkiye'de Sabetaycıların varlığından ziyade gizli bir yapılanma içinde oluşları rahatsız edici bulunuyor.
Sabetaycıların müslüman kisvesi altında görünüp, müslüman kimliğine sahip olup böyle bir ikinci farklılığa sahip olmalarına karşıyım. Bunu açık söylüyorum. Sabetaycılık bir din değildir. Nasıl Müslümanlıkta Alevîlik bir farklı düşünceyse, Sabetaycılar da Yahudilikte aynı konumdadır. Alevîler müslüman değildir deyip bir kenara atılabilir mi, Sabetaycılık da aynı şekilde. Sabetaycıların içinden birisi Müslümanlık aleyhinde bir yazı yazdığı zaman bu bana çok ters geliyor. •••• Türkiye kamuoyuna sunulan bilgi Selanikli dönmelerin artık Yahudiliği bıraktığı ve asimile olarak müslümanlaştığı idi. Siz müslüman olmadığınızı Sabetaycı bir kitlenin hâlâ mevcudiyetini koruduğunu söylüyor ve bunu kitaplaştırıyorsunuz.
Ben Sabetaycılığın Türkiye'de araştırılmasını sağlayacağım. Ve Sabetaycılık Türkiye'de literatüre girecek. Dönmeler konusu olarak söz edilen bu konuyu kimse araştırmıyor bilmiyordu. İstanbul Ansiklopedisi'nde "Selanikliler" maddesini yazdık. "Varlık Vergisi Olayı"nda Dönmeler de ayrıma uğradılar. Bizi o zaman "D" grubu adıyla ayırdılar. Müslümanlardan farzedelim 12 binbeşyüz lira, Yahudilerden 50 bin lira vergi alındıysa, Dönmelerden de 25 bin lira vergi alındı. Bu vergiyi ödeyen Sabetaycılardan hâlâ hayatta olanlar var. Bunun belgelerini ortaya çıkarabiliriz.
•••• Bugün bir ayrım olduğunu düşünüyor musunuz?
Geçmişte olmuştur. Şimdi olduğunu iddia ediyor değilim. Sadece şunu söylüyorum: Sabetaycılar Türkiye'nin bir parçası olduğu kadar Yahudi kültürünün, İsrail devletinin değil fakat İsrail düşüncesinin de bir parçasıdır. İsrail devleti Sabetaycıları Yahudi kabul etmiyor. Gidin Ankara'daki büyükelçiye sorun, "Sabetaycılar Yahudi değildir" diyecektir. Bana kimse İsrail'in Sabetaycıları Yahudi kabul ettiğini söyleyemez, o lâfı ona yediririm.
•••• Niçin?
Çünkü ben İsrail'de bu konunun en uzmanı olan ve bir başka dinden Yahudilik dinine geçiş konusunda karar veren din değiştirme Hahambaşısı ile görüştüm. Adam dedi ki, "Biz sizi kabul etmiyoruz". Niye? Çünkü İsrail'in temel politikası şu: "Ülke dışındaki, diasporadaki bir Yahudi cemaatinin Yahudiliğiyle uğraşmamak." Bu çok önemli bir şey. Onu hiç ilgilendirmiyor. Eğer bir problemin varsa gelirsin buraya, burada Yahudi olup olmadığın tartışılır diyor. Bu konuda resmî bir karar alındı ve bu Türkçe'ye de çevrildi.
•••• Siz de İsrail'i Yahudiliğin devleti olarak görmüyorsunuz.
Evet ben kişisel olarak görmüyorum. İsrail bir Yahudi devleti değildir, Yahudi ülkesidir. İsrail'deki bazı dinî gruplar da aynı görüştedir.
•••• Bu Sabetaycıların da genel kanaati mi?
İşin gerçeği Sabetaycılar İsrail'le fazla ilgilenmiyorlar. Çünkü Sabetaycıların çok büyük bir bölümü ekonomik olarak çok iyi durumdalar. Türkiye'deki yabancı okullarda eğitim alıyorlar, hayat standartları oldukça yüksek ve onlar için İsrail'in çekici bir tarafı yok. Ama bunun yanında İsrail'deki dinî ortama girmek isteyen Sabetaycılar da var ve onlar da gidiyor zaten. Nasıl gidiyor turist olarak gidiyor. Bir Yahudi İsrail'e gidip vatandaşlık alabilir, ama bir Sabetaycı vatandaş olarak kabul edilmez.
•••• Siz olmak istiyor musunuz?
Ben kişi olarak Yahudiliğe geri dönmek için 1992 yılında böyle bir başvuruda bulundum ve bütün kapılar yüzüme kapandı. Bana dediler ki "Yahudi olmak istiyorsan iki sene kursa gitmen ve bir sınavdan geçmen gerekir." Ama ben Yahudiliğin dışında değilim ki bu işlemi bana niye uyguluyorsun? Ben bu noktada Sabetaycılar için bir karar çıkması gerektiğini iddia ediyorum. Denmeli ki: Sabetaycılar da Karay'lar gibi Yahudiliğin bir mezhebidir. Sabetaycıların içinde bazı kimseler Yahudi olduklarına inanıyor. İşte bu insanlar kolaylıkla Yahudi olabilmeliler. Bu arada bazı insanlar da, "Biz Dönmeyiz ama Yahudi değiliz hatta Sabetaycı da değiliz" diyor. Ben onlara bir şey demiyorum. O da ayrı bir konu.
•••• Sonuç olarak Türkiye'deki Yahudi cemaati de Sabetaycıları kabul etmiyor yani.
Hahambaşı'ya sorun Sabetaycılar "teknik olarak Yahudi değildir" diyecektir. Bunu eleştiriyorum. 'Teknik olarak Yahudi olmak' nasıl bir şeymiş acaba? Hahambaşılık gibi bir makamda oturan kişinin bu denli politik bir dinî karar vermesi çok yanlıştır. Fakat zaten bugünkü Türkiye Hahambaşılığı dinî kararlar açısından Sabetaycıları bağlamamaktadır. Ben kurum olarak hahambaşılık makamına da karşıyım. Özel bir kanunla kamu görevlilerinin seçilmelerinden farklı olarak hem ömür boyu işbaşına gelmektedirler hem de seçim ikinci bir kez yenilenmemektedir. Her kamu görevlisi 65 yaşında emekli olmak zorunda iken bu makamdaki kişinin ömür boyu seçilmesi hususu sizce demokratik bir yöntem olarak kabul edilebilir mi? Bu makam Sabetaycıları tamamen yokmuş gibi ele almaktadır. Tabiî bu da onun ne kadar politik bir makam olduğunu belirler.
•••• Türkiye'de önemli bir Sabetaycı grup var diyebiliriz o zaman.
Evet •••• Ve kendilerinin Sabetaycı olduğunu kabul ediyorlar.
Hayır kabul etmiyorlar.
•••• O halde böyle bir grup yok!
Olur mu Halil Bezmen meselâ Amerika'ya gitti ve dönmeliğini ilan etti.
•••• O zaman müslüman kamuoyundaki genel kanaat doğrulanmış oluyor.
Doğru tabiî. Ama gerçek böyle.
•••• Siz diyorsunuz ki, artık yeter, bu gizliliğe ve ikili tavra bir son verilsin.
Ben açık olarak söylüyorum ki Sabetaycılık Müslümanlık dininin bir mezhebi değildir. Sabetaycılık Yahudi dininin bir parçasıdır. Ve Yahudilik Sabetaycıları kabul etmek zorundadır. Ama hahamlar diyor ki, 'Siz 350 sene önce defoldunuz gittiniz, artık bizimle hiçbir ilginiz yok!' Günü kurtarmaya çalışıyorlar.
•••• Karakaşzade Mehmed Rüşdü 1924 yılında ilk ifşaatları çok ilgi çekti. Ancak bir sene sonra bir şekilde ikna edilmiş ya da korkutulmuş olacak ki söylediği herşeyi geri aldı ve inkâr etti.
Ona bakarsanız ben de aynı şeyi yapıyorum.
•••• O bazı iddiaları gündeme getirmişti. "Kuzu bayramı-mum söndü" merasimleri, cemaat içinde evlilik ve benzeriyle ilgili.
Herkes bana bunu soruyor. Ben bu konuda özel bir çalışma yaptım. Kuzu bayramı konusu kitabımda yer alıyor. Benim kendisiyle görüştüğüm 1900'lü yılların başında doğan bir hanım bana Kuzu Bayramı'nda 'Mum Söndü' merasimi yapılmadığını söyledi. Fakat Abdurrahman Küçük'ün kitabında ve Karakaşzade Rüşdü'nün açıklamalarında böyle iddialar var. Karakaşzadenin sözleri gazetelerde yayınlanırken bir yaşlı dönme 'Efendim bu bizim zamanımızda yapılıyordu, şöyle oluyordu böyle oluyordu' diye anlatmış.
•••• Karakaşzade Rüşdü'ye baktığımızda önce herşeyi açıklıyor. Ardından demek korkutuluyor ki, bir sene geçmeden bütün sözlerini geri alıyor ve bunlar gerçekdışı sözlerdi diyor. Siz de aynı karanlık noktada bir tehditle karşılaşmayacak mısınız?
Ben 1992 yılından beri bu konudaki fikirlerimi açıkça söylüyorum. Beni herkes eleştirebilir. Ancak herhangi bir yerden destek aldığımı söyleyemezler. Çünkü ben hiçbir yerden destek almıyorum. Hiçbir Sabetaycıdan veya hiçbir Musevîden maddî ya da manevî hiçbir destek almıyorum. Karakaşzade Rüşdü'den ben farklıyım. Bana tabiî ki çok büyük baskılar geliyor cemaatin içinden. 'Konuşma', 'yazma', 'açıklama' diyenler oldu. Beni deli olarak görenler, benim Mesihlik iddiasıyla ortaya çıktığımı iddia edip araştırmalarımı küçük düşürmeye çalışanlar var. Diyorlar ki bu adam kendini Sabetay Sevi gibi görüyor, tıpkı onun gibi deli, bizim başımızı belâya sokacak.
•••• Sabetaycı düşünce yapısı içinde sizin bu açıklamalarınız çok zararlı şeyler değil mi?
Dışarıdan bakınca öyle. Şimdi bakın Karakaşzade gibi benim düşüncelerimde geriye döneceğim ne olabilir. Ben bunları yazıp ortaya koymuşum. 'Ben bunların hiçbirini yazmadım, yok sayın' diyemem ki. Bir kere bir kısmını belgeleriyle yazmışım zaten. Meselâ soyağacı konusunda yazmış olduğum yazıda Yeni Asrın Selanik Yılları kitabındaki iddiayı açıkça çürüten bir insanım.
•••• Kitapta ne var?
Kitapta çok önemli şeyler var. Türkmen Parlak adlı yazar orada bir ailenin soyağacını yazıyor ama o kadar komik yazıyor ki. Efendim, diyor bu aile Ortaasya'nın bilmem neresinden kalkmış Selanik'e gelmiş diyor. Ben onun canına okudum makalemde. Ve nitekim de o yazıdan sonra başıma gelmedik kalmadı.
•••• Ne gibi?
İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Sabetaycılıkla ilgili küçük bir konferans verecektim, o ailenin İzmir'deki gazetesi beni engelledi, Atatürk Araştırmaları'nda anlatabildim. Aslında Amerikan Kültür Merkezi'nde, Alman Kültür Merkezi'nde konuşacaktım, fakat engellendi. Sabetaycıların bana bu şekilde engellemeleri var. Evet bu yönde baskılar gelebiliyor. Bu insanların içinde beni desteklemeyenler bana karşı olanlar kimler, Türkiye'de belirli bir maddî servete ulaşmış insanlar. Bunlar tabiî ki rahatsız olacaklar benim açıklamalarımdan.
•••• Mevcut durumlarını kaybetme tehlikesi olarak mı görüyorlar?
Tabiî bu çok önemli bir nokta. Düşünebiliyor musunuz Türkiye'de en yüksek noktaya gelmiş bir insanın Sabetaycılığı tartışılırsa ve üzerine gidilirse bu bir felaket olur onun için, herşeyini kaybeder. Gizleniyorlar ama şunu düşünemiyorlar. Tarihi açıp okuduğunuz zaman, Yahudilerin hep büyük yükselişlerden büyük çöküşlere gittiğini görürsünüz. Örneğin Alman Yahudileri... 30'larda 35'lerde Almanya'nın kaymak tabakasıydılar. Ne oldu, bir anda hepsi kaybolup gittiler. Tanrı'nın ne yapacağını hiç bilemezsiniz. Gelinen nokta önemli değildir, en son nerede olduğunuz önemlidir. Bir anda iniverirsiniz aşağıya. Ben onun için hiçbir şeyden korkmuyorum. Ben bu yüzden tamamen bağımsız çalışıyorum, hiçkimsenin yönlendirmesi altında değilim.
•••• Cemaatinizin sayısı tahmini olarak ne kadar?
Cemaatin sayısı hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü isbat edemem. Bir rakam söylesem bile bunun dayanağı ne olacak? Ben size 'Türkiye'de organize bir Sabetaycı grup var. Bunlar dinî dersler alıyorlar, sürekli toplanıyorlar' dediğim zaman bunu ispat edemem. Kim bu tanınmış Sabetaycılar derseniz benim elim kolum bağlanır. Çünkü ben kimsenin ismini verme hakkına sahip değilim. Ben bir isim veririm, siz gidip adama sorduğunuzda o, 'Ben Sabetaycı değilim' derse bu bir yalan haber olur. Ama şunu çok iyi iddia ediyorum ve söylüyorum; Türkiye'de Sabetay Sevi'nin dinî düşüncelerine bağlı olan ve bu inancı sürdüren insanlar var. Günün birinde bu insanlar çıkacaklar ortaya. Yani bir tek ben olmayacağım. Ama mesela Pamir Bezmen 'Varlık Vergisi' olayında ayrı bir grup olarak değerlendirildiklerini söyledi ama çıksın bakalım 'ben Sabetaycıyım' desin, söyleyemezler. Çünkü onlar bu konuya manevî açıdan bakmıyorlar. Ben manevî olarak bakıyorum. Sadece sayı olarak bugüne kadar yayınlanan makalelerde 60 bin ve 100 bin rakamları telaffuz edildi.
•••• Sizi niçin engelleyemiyorlar? Beni engelleyemezler çünkü benim ailem 17 kuşak boyunca haham olarak geliyor ve aslında Sabetaycılığın dinî karakterini oluşturan insanlar. Şimdi bakın benim büyükbabamın büyükbabası olan Şemsi Efendi üç cemaati birleştirmeye çalışmış. Kapancılardan olduğu halde gitmiş Karakaşlarda din dersi vermiş. Onların okullarını kurmuş. Ve bunun sonucu olarak Bülbülderesi mezarlığında öyle bir yerde yatıyor ki, başka biri o şekilde gömülemez. Mezarlıkta böyle bir ayrım vardır, merdivenin sağ tarafında Kapancılar yatar, sol tarafında Karakaş aileleri yatar. Hiçbir Kapancı Karakaş'ların olduğu yerde yatmaz.
•••• Bülbülderesi Mezarlığının özelliği nedir?
Talmud'a göre Mesih bülbüllerin sesine gelecek. Ve inanç o ki Mesih tekrar geldiği zaman bülbüller şakıyacak ve bütün o ölülerin ruhları ayağa kalkacak. Onun için oraya gömülüyor ve ismi de oradan geliyor.
•••• Sabetay Sevi'nin fikirlerinde Yahudi düşüncesinden ayrılan taraf nedir?
Sabetay Sevi'nin dinî düşüncelerinin Yahudi Kabalizmindeki yerini kimse ortaya koymuyor. Ne Karakaş Rüşdü yazdı bunu ne de başkası. Bunu ben ortaya koyuyorum. Bu tamamen, Tevrat'ın içinde gizli mânâlar olduğunu ifade eden Kabbalistik düşüncenin bir aşılımıdır. İzak Luria adlı bir kişi vardır ve bu Kabbalistik düşüncenin temelini atmıştır. Nitekim Sabetay Sevi de "Ben Luria'nın atmış olduğu temelin üzerinde bir bina kuruyorum" diyor. Bu konularda araştırma yapıyorum ve bazı şeyleri ben de yeni öğreniyorum.
•••• Nasıl öğreniyorsunuz?
Karşılıklı konuşmalarda sohbetlerde ortaya çıkıyor. Geleneksel Yahudilikte de böyledir, gidip bir okulda öğrencilik yapmaktan ziyade bu konular sohbet ortamında öğrenilir. Kabala nasıl öğrenilir, bir masanın etrafında Tanrı inancı bulunan, dinî kurallara sonuna kadar bağlı dört kişinin toplanmasıyla oluşan sohbet ortamında öğrenilir. Çünkü biz şuna inanıyoruz Kabala ile herkes uğraşamaz ve uluorta konuşamaz. Yahudilikte en önemli noktalardan biri Tanrı'nın tetragram olan adının ağıza alınması yasağıdır. Eğer bir insan dinî kuralları tam olarak uygulamıyorsa, hırsızlık, zina işliyorsa o zaman bu adamın katıldığı araştırmalarda ve toplantılarda bir negatif enerji çekmesi sözkonusudur. Çünkü Yahudilik Tanrı'nın büyük bir enerji olduğuna inanarak yaklaşıyor olaya. Siz negatif enerji çektiğiniz zaman size öyle bir felâket gelir ki, bu felâket Tevrat'ta sık sık geçen bir vebadır, bir yangındır, bir yok olmadır falan. Tabiatıyla Kabala hep böyle gizli kalmıştır. Uluorta konuşulmamıştır. Kabalistler mistik olmuşlardır ve benim gibi fazla konuşmazlar!
•••• Kitabı yazmaktaki gerçek niyetiniz ne?
Ben araştırmacı bir kişilik olarak ortaya çıkıyorum ve diyorum ki "nedir Sabetay Sevi'nin düşüncesi?" Bugün Türkiye'de herkes kendi kültürünü araştırıyor. Neden ben gizleyeyim? Kötü bir amacım yok ki. Benim sadece yapmış olduğum bir şey var farklı bir kültürü araştırmak. Siz tartışmazsanız, konuşmazsanız bu ilmî düşünce nasıl ortaya çıkacak? Bakın Türkiye'de solcular müslümanları ciddiye almıyorlardı. Ama bugün Türkiye'de artık bir İslâmcılık olgusu var. Gazeteleri, televizyonları var ve hükûmet bile oldular. Biz bu adamlarla bugüne kadar konuşmayı denememişiz. Ee bundan sonra "Türkiye'de anti-semitizm var" diyorsunuz. Var ve olacak tabiî. Biz herşeyi tartışacağız. Ve biz böyle bulacağız doğruyu. Bu zaten başka türlü de olamaz. Şimdi ben sizi yok sayarsam nereye varabilirim ki?
•••• İslam'ın bir "Mehdi-Mesih", bir de "Deccal" inancı vardır. Aynı şey Hıristiyanlar, Yahudiler ve siz Sabetaycılar için de geçerli. Siz Sabetaycısınız, Bediüzzaman ise sizin dinî görüşünüze sahip ya da fikren yakın insanlarla hayatı boyunca mücadele etmiş, bir insan. Şimdi sizin ondan istifade etmeniz bir çelişki değil mi?
Bu bir çelişki değil. Önce şunu sormak lâzım, acaba ben Sabetaycıların cumhuriyette üstlenmiş oldukları rolü benimsiyor muyum? Bu çok önemli. Ben o tarzı onaylamıyorum. Ben bir kere dinî bir insanın politik olmasına karşıyım. Sabetaycılar Türkiye'de niye bu hale geldiler? Bir kere Dönme denilen insan da Sabetay Sevi'yi tanımıyor. Sadece ona diyorlar ki, sen farklısın sen başkasın. Sadece bununla yetiştiriyorlar çocuğu. O çocuk büyüyor Türkiye'de bir yere geliyor. Siz şimdi hangi kültürü görürseniz o kültürün izlerini getirirsiniz yaşantınıza. Sabetaycıların Batıcı olmasının nedeni de budur. Siz hiç Adıyaman'lı, Malatya'lı bir Sabetaycı gördünüz mü? Adıyaman'da yirmi sene orada yaşayıp da orayı anlamış bir Sabetaycı gördünüz mü? Zaten Türkiye'deki en büyük problemimiz bu oldu. Biz Türk halkını tanımadık. Benim atalarımı almışlar 1924'te buraya getirmişler. Düşüncesiyle, yaşantısıyla, fikriyle kısacası her şeyiyle Anadolu Türkünden farklı bir kitle buraya gelmiş. Onların sizinle çok farklı noktaları var. Yani şimdi bugün Türkiye'den bir grubu alsalar Rusya'ya götürseler, aynı şey onların başına gelse, ne olacak, Rusya'daki insanlar karşı çıkacak.
•••• Kitabınız çıkana kadar kimse Sabetaycılığın hâlâ devam ettiğini kabul etmiyordu. Herhalde bundan sonra bazı konular daha da netleşecek. Yakın tarihe baktığımızda dönmelerin Türkiye masonluğundaki yeri de çok ilginç.
Kitabımda var. Sabetaycı niçin mason oluyor, çünkü orada kendini manevî olarak tatmin ediyor. Bakın dinsiz insan olmaz. Ateistlere falan inanmıyorum ben. Çünkü insanın içinde bir nur vardır ve o nur mutlaka açılır. Onu ama Masonlukta açar, ama başka bir yerde açar önemli değil,mutlaka açılır. Ama Masonluk da artık sulanmış bir felsefeye dönüştü. Ben mason değilim onu söyleyeyim. Bunları yazıp söylüyorum diye benden de hoşlanmazlar zaten. Masonluk bugün bir çıkar örgütlenmesi halinde. Öyle bir hale gelmiş ki, adam İslâmî çevrelerde de saygıyla karşılanıyor. Çok garip.
•••• Sizin kendi cemaatinizde kullandığınız ikinci bir isminiz var mı?
Annemin ailesinin soyadı Ben Zwi. Ama benim durumum biraz farklı. Babam Erzurumlu bir Türktür. Düşünce olarak da muhafazakâr ve milliyetçi bir insandır. Annem Sabetaycı kökenden gelir ama o da bunu önemsemez. Ben anneannemle büyüdüm. O bu konuyu çok iyi bilen ve inanan bir insandı. Ve aile içinde kendince İspanyolca bir isim söylerdi bana. Ama bu tarz bir ismim olmadı. Verilemezdi çünkü babam müslüman zaten.
•••• Annenizle nasıl evlenmiş?
Annem ona Selanik'li olduğunu söylememiş. Bu bir de bir sevgi meselesi herhalde. Annem de zaten bu konulara girilmesini pek istemez. Hatta size çok ilginç bir şey söyleyeyim Fehmi Koru annemin uzun yıllar beraber çalıştığı Musevî bir işadamı ile ilgili bir yazı yazdığında ona bir cevabî yazı yazıyor ve orada kendisinin müslüman olduğunu belirtir üslûp kullanıyor. Çünkü o kendini bir müslüman olarak görüyor. Ben anneannemle ve onun çevresinde büyüdüğüm için bu kimliği seçtim.
•••• İlginç bir olay var karşımızda. Sabetaycı kimliğini açık bir şekilde ortaya koyan ve bunu deklare edip savunan ilk isimsiniz. Kimse bunu bugüne kadar Selanik dönmelerinin aslında hiçbir zaman müslüman olmadığını, kendi içlerinde Yahudiliğin bir mezhep ya da tarikatini gizlice devam ettirdiklerini söylemedi. Söylemekten ziyade bu hiçbir zaman ciddiye alınıp da kabul de görmedi. Bunu Sabetaycı cemaatin içinden ilk olarak siz ifşaa ediyorsunuz.
Hiçbir zaman söylemedi, hiçbir zaman da belki bu kadar net bir şekilde söylemeyecek. Ama bir zaman sonra söyleyenler de olabilir, bilemem. Ben açık olarak size söylüyorum, Sabetay Sevi'nin dinî görüşlerini benimseyen ve buna gerçekten bağlı inançlı bir kitle var. Ve bunlar hiçbir zaman gerçek anlamda Müslüman olmadılar.
•••• Başınızda bir tek lider mi bulunuyor?
Birden çok hoca var. Ben size şunu söyleyeyim. İbraniceyi Türkiye'de öğrenmiş ve Tevrat'ın Sabetaycılık açısından manalarını takip eden bir değil, birden fazla hocalar var. Bunu iddia ediyorum ben. Ama buna inanıp inanmamayı benim sözlerimin sizde bırakacağı intibaa bırakıyorum. Bu arada hiçkimsenin ismini açıklama hakkım yok. Çok da ters bir şey olur yani.
•••• Sabetay Sevi'nin canını kurtarmak için müslüman olması rahatsız edici değil mi?
Canını kurtarmak için Müslüman olmadı, dışarıdan bakanlar böyle görebilir. Şimdi ben Yahudiliğe dönmek istedim ama kabul etmediler. Ben Sabetaycıların İspanyol Konverzolarından (dönme) ayrı tutulmasına karşıyım. Ayrıcalık falan da istiyor değilim. Yahudi kültüründen gelen bir insan sanki bu kültürden gelmeyen bir insanmış gibi nasıl değerlendirilebilir anlamıyorum.
•••• İsrail niçin böyle davranıyor?
İsrail devleti diyor ki, sen beni hiçbir şekilde ilgilendirmiyorsun. Sabetay Sevi olayından sonra sen başka bir hal aldın, bu yolda gidiyorsun. Ben de diyorum ki sen bütün dünya Yahudi kültürünün temsilcisi olduğunu söylüyorsun. Ben Yahudi kültürünün bir parçasıyım. Hatta şöyle ifade edeyim, İsrail'de Yahudi Tarihi Müzesi'nde Sabetaycılarla ilgili bir köşe vardır. Eylül 96'da İsrail gazetelerinde bu konuda bir yazı çıkarttım. Sizinle yaptığım bu görüşmenin bir benzerini İsrail'li bir gazeteciyle yaptım. Ortalık karıştı. Açıklamalarım kabul edilmedi. 'Bu tek başına bir kişi, böyle bir cemaat yok falan' dendi. Şunu gözden kaçırdılar ben o mülakata bir arkadaşımla gitmiştim. O arkadaş bana tercümanlık yaptı. Demek ki yalnız değilim ikinci bir Sabetaycı yani bir cemaat var. Türkiye'de de Aytunç Altındal bey konuyu gündeme getirdi. Yahudilik konusunda bir şey daha var. Endülüs'te bundan 500 sene evvel Türkiye'ye gelmemiş, orada kalmış, Hıristiyanlaşmış fakat Yahudi geleneklerini sürdürmüş insanlar var. Bunlara Hıristiyan dönmeleri, yani konverzo denir. Sabetay Sevi ile de bir ilgileri yoktur. Ancak onlar İsrail'de Yahudi kabul edilirler. Yahudiliğe dönecekleri zaman Giyur li Humra denilen bir işleme tâbi tutulurlar. Siz sinanoga gidersiniz orada basit bir dua okunur, ruhun temizlenmesi için bir banyoya girer çıkarsınız ondan sonra Yahudiliğe geri kabul edilirsiniz. Bu uygulanan bir dine dönüş merasimidir. Benim istediğim tek şey Türkiye'li Sabetaycılara da bu giyurun uygulanması. Bizim İspanyol konverzolarından bir farkımız yok ki. Ben 21 yaşında cebimde 100 dolar ve bir sırt çantasıyla gittim İsrail'e. İkinci gidişimde başvuruda bulundum fakat kabul edilmedi. Bu konuda İsrail'in aldığı bir karar var.
•••• İsrail bu hakkı tanısa Türkiye'deki Sabetaycılar vatandaşlık başvurusunda bulunur mu?
Ben gidecek insanların olduğunu söylüyorum. Kaç kişi olduğu önemli değil.
•••• Sabetaycı bir cemaat olduğunu söylüyorsunuz ama ortada kimse yok.
Türkiye'deki bütün Bahailer ortaya çıkıyor mu? Sadece temsilcisi çıkıyor konuşuyor. Türkiye'deki Yahudiler çıkıyor mu ortaya? Türkçe isimler kullanıyorlar, Yahudiliklerini bile gizliyorlar ve sormadınız mı söylemiyorlar. Gizleme Türkiye'de hep olmuş bir olay, garip bir şey değil ki. Türkiye'de bizim bilmediğimiz adını sanını duymadığımız ne gruplar var bir bilseniz. Özellikle Anadolu'da. Benim mesela en çok ilgimi çeken şey Alevilerin içerisindeki bazı gruplar. Çünkü onların mistik inançlarıyla Yahudilik arasında o kadar çok paralellikler var ki. Bektaşilikle Sabetaycılık arasında bir ilinti ve bağlantı vardır mesela. Ben kitabımda bunu "Osmanlı Mistisizminde Sabetaycılık" başlığı altında inceledim ve bu arada Melamilikle Sabetaycılık arasında bir bağlantı olduğunu tesbit ettim.
•••• Nasıl oluyor?
O dönem şer'î hükümlerin egemen olduğu bir dönem. Adam kalkmış Müslüman bir tarikata girmiş. Girmiş olduğu tarikat yükümlülük olarak en hafif olanı. Mesela Bektaşiliğe girmiş, üçüncü devre Melametilikte de Sabetaycılar var ve bu çok önemli. Abdülbaki Gölpınarlı da bunları yazıyor. Hatta diyor ki Seyyid Abdullah Nur isimli kişi yani üçüncü devre Melametiliği kuran kişi Balkanlarda ortaya çıkıyor. Ve bunun Selanik'teki dergahını Yahudi cemaati finanse ediyor. Ben tek tek isimleri çıkarttım oradan. Hem de nereden çıkarttım biliyor musunuz, Yeni Asrın Selanik Yılları adlı kitaptan. Adam diyor ki, 'Bizim bir akrabamız da çok Müslümandı, Melametilik dergahında şunları şunları yetiştirdi.' Komediye bakın, kardeşim senin büyük atanın kim olduğunu ben biliyorum. Bu adamın Yakubi olduğu çok açık. Ama ben yine de çok fazla yazmadım korkumdan. Karşımdaki adam da basit bir adam değil sonuçta.
•••• Bazı çok tanınmış insanların Sabetaycı olduklarına dair söylentiler dolaşıyor. Özellikle basın dünyasında. Geçmişte mesela bir Ahmet Emin Yalman bu konuyla ilgili olarak çok şey yazdı.
Ama Yalman dönmeliği tartışmış, bu konuyu yazmış ve reddetmemiş bir insandır. Ben kişisel olarak inanıyorum ki insanlar yavaş yavaş belirli aşamalardan geçecekler. Bildiğimi kimseden saklamıyorum. Siz çok daha uç bir kesimden de gelseniz yine konuşurdum. Ben konunun tartışılmasını istiyorum. Konuşmaktan korkmuyorum.
Ilgaz Zorlu'nun Mahkeme Dilekçesi
KADIKÖY 4.ASLIYE HUKUK MAHKEMESI HAKIMLIGI’NE
DOSYA NO: 2001/265 E
CEVAP VEREN : Ilgaz Zorlu
(DAVALI) Hobyar Mah. Cagaloglu Yokusu Sok. Özhekim Ishani No: 1/ 1
KARSI TARAF
(DAVACI) : Nafiz Can Paker
VEKILI : Av. Rifat Sirer
KONU: : 07.02.2001 Tarihli Dava dilekçesine karsi cevap ve beyanlarinin sunulmasidir.
AÇIKLAMALAR
1- Evvel emirde belirteyim ki, dava dilekçesinde gazeteden alinti yapilarak bana atfen, davaci tarafa hakaret ettigim iddia edilen sözlerin hiçbir yerinde hakaret yoktur, ayni kanaati halen tasiyorum, sorulsa yine ayni cevaplari veririm.
2- Gazete yayini 04.05.2000 Tarihinde gerçeklesmistir, dava ise 9 ay geçtikten sonra açilmistir. Dava dilekçesindeki alintilanan cümlelerin sonu “ ... çabalari olmus mudur?” , “... yer almis midir?” , “ rolü olmus mudur?” , “ ...Devlet nedn ..... sorusturma açmamaktadir” seklindeki sorularla bitmektedir. Yani davaci tarafa sorular yönelttim. Niçin bu sorulara cevap mahiyetinde veya gerçekle ilgisi yoksa ilgili gazeteye “ TEKZIP” gönderilmemistir. Tekzip edilmemesi bu vakianin gerçekligine isarettir. Davaci taraf baska yöntemlerle beni susuturamayacagini anlayinca bu kez yargi yoluyla sansini denemeye çalismaktadir. Dava dilekçesindeki “ davaci bu bedele hak kazanmasi halinde bedelin tamamini gönderilmemistir?
3- Davaci vekilinin, dava dilekçesinde benden ve diger davalilardan “ sanik” diye söz etmesini anlamlandiramamakla beraber , bunu Sayin mahkemeyi etkileme gayreti olarak yorumlamaktayim. Zira dava dilekçesinde gazete haberleri arasindan özellikle belirli bölümleri çekilen cümleler dahi “ hakaret” içermemektedir, davaci vekili bu hakikati gölgelemeye çalismaktadir. Bunlarin hiçbirisi degilse o zaman hukuk mahkemelerinde bu tabiri kullanmak, anlamini bilmemektir.
4- Ben Sayin Can Paker’e hakaret etmedim. Ben sadece kamuoyunda meydana gelen ve Akit Gazetesi yazari Abdurrahman Dilipak ile Yeni Safak Gazetesi yazari Mehmet Barlas arasinda vuku bulan sabetaycilik tartismalarinda , milletimizin gerçekleri görmesi için açiklanmasi sart olan bazi gerçekleri açikladim. Bu konunun en iyi anlasilabilmesi için; meydana gelen olaylarin tarihi sürecinin tam olarak bilinmesi gerekmektedir. Bu da özellikle Cumhurbaskanligi seçimlerinde sabetayci cemaatin resmi adayi olan Türkiye Cumhuriyeti Disisleri Bakani Sayin Ismail Cem’in etrafinda dönen tartismalar sonucunda kendisinin seçilememesi üzerine bu cemaate mensup olan kisilerin baslattiiklari bir kampanyanin neticesidir. Bu sebeple hiçbir hakaret isnadi olmayan ve tamamen bana ait olan ifadelerin açiklanmasini savunmamda yapacagim. Yalniz dava öncesinde bir kuskumu dile getirmek isterim: Kendisi de sabetayci kökenli olan Sayin Rahsan Ecevit’in 1970 li yillardan itibaren kurdugu ve bugün Türkiye Devleti’nin hükümetinde bulunan bu siyasi ekibin dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ni bir baska ülkenin mandasi altina sokma fikrinde olan bu kisiler; Can Paker, Prof. Asaf S.Akat, Kemal Dervis, Hasan Bülent Tanla , Prof. Ahmet Yücekök isimli kisllerdir. Sayin Devlet Baskani Kemal Dervis Türkiye’ye geldiginde basinda da yeraldigi sekilde Istanbul’da Sayin Paker’le uzun uzun görüsmeler yapmis, Sayin Asaf S. Akat’in evinde misafir olmus ve ekte fotograflari verilen Sisli Terakki Vakfi Genel Kurulu üyeleriyle de muhtelif iliskiler kurmustur. Bu sebeple Devletin en önemli kademelerinde yer alan bu kisilerin Sayin Mahkemeniz üzerinde baski yapabilecekleri kuskusu ve korkusu içindeyim.
5- Davaci taraf dava dilekçesinde yer alan “ aktüel hiçbir öelligi bulunmayan, tarihin derinliklerinde kalmis, “ sabetaycilik” olayini kasimak” tabiri ile sabetayciligin varligini kabul etmislerdir. Yine bu davayla birebir alakasi olan ve halen Istanbul Adliyesi’nde devam etmekte olan Terakki Vakfi’nin davaci oldugu davalarda da yer alan “ hiçbir özelligi ve cemaat etkinligi kalmamais olan Sabetaycilik” ifadelerini de kullanmak suretiyle Sabetayciligin bir cemaat olarak varligini kabun etmis olmaktadirlar. Bu sahislar Sabetayci kökenlidirler ya da en azindan evlilikler yoluyla sabetayci cemaate girmislerdir ve kendileri devlet içerisinde Silahli Kuvvetler’den disisleri bakanligina kadar pek çok alanda birebir örgütlenme suretiyle adeta bir derin devlet yaratma amacindadirlar.
6- Yine asagida ayrintili olarak anlatacagim gibi yazilarim hiçbir hakaret degeri içermedigi gibi Türkiye’de halen varligini sürdüren ve Türkiye Siyaseti’nde Amerika Birlesik Devletleri’ndeki bazi lobileri kullanmak maksadiyla müdahale edilmesini saglayan , dis ülkelerde kendini “ Türkiye’de baski gören gizli yahudiler” olarak lanse eden ve bu yolla bazi menfaatleri temine çalisan bu kisilerin varliklarini Türk kamuoyuna ve Türkiye’nin yetklili mercilerine duyurmayi da tarihi bir bir görev olarak addetmekteyim. Maksatlari Türkiyeyi bölerek onu tamamen bir dis ülkenin hakimiyetine sokmak isteyen Sayin Can Paker’in de içinde bulundugu “ sabetayci kökenli liberal sol” lobinin tüm maksatlarinin ayrintili olarak açiklanmasini amaçlamis bulunmaktayim.
7- Sayin Can Paker’in dava dilekçesinin 1.Sayfasinin ilk oparagrafinda yer alan su sözleri sayani dikkate muciptir. “ Müvekkilim hali hazirda –uzun senelerden beri sürdürmeke oldugu “ Türk Henkel A.S.” nin genel Müdürlügünü yapmaktadir. 1942 Dogumlu ve iyi taninan bir isadami olan müvekkilimiz , bu seçkin konumunu elde etmek için iyi bir egitim aldigi gibi bunu tamamlayici derin ve zengin ruh ve kisilik gelismesine yönelik çesitli mesakkatli deneyimleri de yasamak zaman zaman da adeta katlanmak zorunda kalmistir” ifadeleri Anayasa’nin 10 maddesinde yer alan “ Herkes dil, irk, renk, cinsiyet, siyasi düsünce, felsefi inanç, din , mezhep ve benzeri sebeplerle ayirim gözetilmeksizin kanun önünde esittir. Hiçbir kisiye , aileye, zümreye veya sinifa imtiyaz taninanamaz “ seklindeki ifadelere açikça aykiridir. Sayin Paker kendini adaletin üstünde Türk Milleti’nin üstünde bir kisi gibi görmekte ve adeta mahkeminizi etki altinda birakacak sekilde hareket etmektedir. Fakat tarih önünde bir hakikat vardir, sabetayci liberal sol grup olarak adlandirabilecegimiz ve Rahsan Ecevit’in uzun yillar boyunca çabalari sonunda kurulan bu grup kendisini Türkiye’de diger insanlarin üstünde addedilmektedir. Uzun yillar boyunca cemaat mensubu olan Prof. Sahir Erman gibi ceza hukukçularinin bilirkisilik görevleriyle beraber bu kisiler hakkinda herhangibir dava açilamamis, “ ben Türküm” demenin neredeyse suç kabul edilerek T.C.K nin 312. Maddesine kapsaminda degerlendirildigi ve kisilerin cezalandirildigi ülkemizde “ Ben Sabetayciyim Baski Görüyorum” sözlerini ABD de bir gazetede açiklayan ve Türkiye’de günlerce Hürriyet Gazetesi’nde sözleri konu olan Halil Bezmen gibi bölücü sabetaycilara hiçbir sey yapilamamamistir.Eger bu sözleri bir kürt asilli ya da ermeni asilli bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandasi söyleseydi D.G.M Savcilari bu kisiler aleyhinde davalar açmazlar miydi? Aralarinda Tansu Çiller, Ismail ( Smuel)Cem Ipekçi, Rahsan ( Rasel) Ecevit, Kemal ( Samuel)Dervis gibi Türkiye’nin yönetim kademelerine gelmis kisilerin bulundugu bu cemaate mensup olan kisiler Türkiye Devleti’nde, devletin ve anayasanin üstünde muammale görmektedirler. Bu husus Türkiye’de azinliklara baski oldugunu sik sik tekrarlayan Avrupa memleketleri karsisinda mutlaka ve mutlaka bilinmesi gereken bir husustur. Bu cemaat mensubu kisiler hakkinda en küçük bir sorusturma açilabilmesi dahi mümkün degildir. Devlet bu kisilerin sözleri ve eylemleri karsisinda eli kolu bagli durumdadir.
8- Ben Türkiye Musevi Cemaati’nin bir üyesiyim. Israel’de ünü tüm dünya yahudi cemaatlerince bilinen Yavne Kibutzunda yahudi dini ve tarihi eigitimi almis bir kimseyim. Bu sebeple aldigim dini egitim geregince Tanri’nin mukaddes kitabimiz Tevrat’ta belirttigi on emrin içinde yer alan “ asla yalan söylemeyeceksin “ emrine de siki sikiya uymak zorunda olan bir kimseyim. Bu sebeple hiçkimse hakkinda yalan beyanatta bulunmam ve iftira atmam sözkonusu degildir.
9- Uzun bir süreden beridir bazi arastirmaci yazarlar benim özellikle yillardan beridir araliksiz olarak savundugum sabetayciligin bir yahudi tarikati oldugu seklindeki iddialarimin kamuoyunda islamci tabir edilen medya tarafindan antisemitizm maksadiyla kullanildigini ve benimde buna alet oldugumu belirtmislerdir. Oysa 1990 li yillarda da bazi yazarlar benim Israel Devleti’nin ajani oldugum iddialarini ortaya atmislardi. Tüm bu haksiz isnatlari yanitladim, ancak asagida sunacagim savunmam sonrasinda yine özellikle bazi arastirmacilarin beni antisemit olmakla suçlayacaklarinin bilincindeyim. Savunmam sirasinda sik sik yineleyecegim bir noktayi burada ele almak istiyorum. Bu savunmada özellkle altini çizerek belirtmek istiyorum, bir kimsenin geçmisi ve kökeni nedeniyle elestirilmesi çok açik bir biçimde irkçiliktir, böyle bir sekilde insanlarin itham edilmesi de ortaçag zihniyetidir, . Ama bir kisi kendisi ile ayni kültürel özellikleri gösteren, kendisi ile ayni kökenden gelen kisilerle isbirligi yaparak bir gruplasma içine giriyorsa bu tabiiki toplumbilimin ilgi alanina girer, ama bu davada beni suçlayanlarin yaptigi gibi bir örgüt kurarak devletin düzenini bir baska ülkenin çikarlarini gözeterek degistirme amaci güdüyorsa bu devletin ilgili organlarinin arastirmasi gereken bir istir. 1919 yilindan beri baslayan Atatürk’ün Nutuk isimli eserinde açikça belirtilen bir baska ülkenin himayesini arzulayan ( manda özlemi) bu kisilerin amaçlarinin mutlaka ama mutlaka engellenmesi gerekmektedir. Bu sebeple Türkiye’ye gönülden bagli bir sabetayci asilli yurttas olarak Sayin Bay Paker’in bana atmaya çalistigi hakaret iddialarina karsilik ben de elimden geldigince gerçekleri bilebildigim kadariyla burada zikredecegim Su anda Sisli terakki Vakfi ve Haluk Arig isimli Vakif Baskani tarafindan hakkimda suç isnadi ile açilmis onaltiya yakin ceza ve hukuk davasi mevcuttur, toplam 400 Milyar TL ye yakin bir tazminat talepleri mevcuttur. Oysa bilerek, isteyerek ve devlet içindeki güçlerini kullanarak bu kisiler açik ve seçik olarak adaleti yaniltma gayreti içindedirler.Er ya da geç hak yerini bulacak ve mutlaka günün birinde Rabbin yardimiyla bu grubun elindeki güçten korkmayan vicdanli kamu idarecileri ortaya çikacak ve gerekli islemleri bu kisiler hakkinda yapacaklardir.
ESAS ILISKIN AÇIKLAMALAR:
Bu davanin en iyi sekilde anlasibilmesi için bir kaç hususun özellikle belirlenmesi gerekmektedir. Bu hususlar benim savunmamin temelini teskil etmektedir.
1- Öncelikle ben kimim ve benim hakkimda davalar açilmasina neden olan olaylar nelerdir ?
2- “ Gizli bir yahudi tarikati” olan Sabetaycilik nedir, bu davayla ilgisi nereden gelmektedir?
3- Bu dava ile birebir ilgisi olan ve Terakki Vakfi üyesi olan Sayin Can Paker’in de içinde bulundugu bir sabetayci örgüt tarafindan Sabah Gazetesi sahibi Dinç Bilgin’e ve onun ortagina muvazalli bir sekilde kiralanmaya çalisilan Sisli Terakki Lisesi’nin Nisantasinda bulunan ve degeri maddi olarak tespit edilemeyecek kadar büyük olan binasinin , bu davayla ve sabetaycilikla ilgisi sebebiyle , bir sabetayci egitim kurumu olan Sisli Terakki Lisesi’nin Tarihçesinin burada kisaca ele alinmasi gerekmektedir.
4- Can Paker kimdir? Gerçek vazifesi nedir? Kendisini kamuoyunda saygin bir isadami olarak takdim eden ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bazi güçler tarafindan basbakanliga hazirlanan bu kisinin gerçek maksatlari nelerdir?
I-BEN KIMIM KONUYLA ILGILI KAYNAKLARIM NELERDIR?
Ben anne tarafindan “ Sabetayci kökenli” bir aileye mensup olarak dogmus ve dolayisiyla “ Yahudi” ve “ Musevi Dinine Inanan” bir kisiyim. Tüm hayatim boyunca “ Sabetayciligin Musevi Dininin ve Musevi Kültürü’nün Bir Parçasi” oldugunu savundum, bu sebeple nüfus kagidimda yer alan din hanemi degistirmek için yargiya basvurdum, taleplerim tarihinde Mahkemesi tarafindan kabul edildi, Nüfus Cüzadanima dinim Musevi olarak yazildive bu karar da Türkiye Hahambasiligi tarafindan da tasdik edildi. Bugün artik Türkiye Yahudi Cemaati’nin bir üyesi konumundayim. Türkiye’de kamu yönetimi alaninda tamamladigim üniversite egitim sonrasinda Israel’de Tevrat’ta da adi geçen ve bugün Yavne Kibutzu’nun içinde yer alan “ Yavne Din Okulu” nda bir yila yaklasik bir süre ile “ Yahudi Din ve Tarih Egitimi” aldim.Bir dine inanmis oldugunu söylemekle hakikaten inanma arasindaki farki da bilmekteyim. Bu sebeple Türkiye’de müslüman oldugunu söyleyerek basta A.B.D olmak üzere Avrupa ülkelerinde “ Türkiye’de baski gördükleri için fizli yahudi kaldiklarini belirten” sabetayci cemaatin bu davada adi geçen üyelerinden fakli olarak ben açik ve seçik olarak yahudi oldugumu bildirmis ve bunu da mahkeme karari ile tescil ettirmis olmaktayim. Sabetaycilik konusunda, savunmamin ekinde verdigim çesitli lisanlardaki makalelerden de anlasilacagi gibi onyedi yila yakin bir zamandir yapmis oldugum arastirmalar Jerusalm Report, Jerusalem Post, Ha’Ertz , Yerusalayim gibi dünyaca taninan ve saygi gören basin organlarinda yayimlanmis, hakkimda internette onlarca site açilmis, pek çok arastirmaci beni ve eserlerimi kaynak olarak göstermistir.
Sabetaycilikla ilgili yaptigim çalismalarimi “ Evet Ben Selanikliyim” isimli kitabimda topladim. Bu kitap Türkiye’de ve dis ülkelerde olumlu tepkiler gördü, satis rakamlarina göre onbinden fazla okura ulasti. Sabetaycilik konusundaki çalismalarimla ilgili olarak dünyaca ünlü tarihçimiz Ankara S.B.F Ögretim Üyesi Prof. Dr. Ilber Ortayli sunlari yazmaktadir: “ Bugün sabetaycilar henüz kendilerini açilamaz, bu inanç üzerinde bir arastirma yapip yayinlamaz. ( Tek istisnanin ama hakikaten tek istisnanin Tiryaki ve Topluimsal tarih gibi dergilerde yazan Ilgaz Zorlu oldugunu takdirle belirtmek gerekiyor) ( Tiryaki Mayis 1998 Sayi:24)
Yine Türk kültür dünyasinin önde gelen ismi ve Atatürk Ilkelerinin Yilmaz Savunucusu olan Prof. Dr. Selçuk Erez Bey’de kitabimla ve sahsimla ilgili sunlari yazmaktadir: “ Ilk defa Ilgaz Zorlu , bu konuyu bilimsel ve objektif bir açidan ele almis ve çesitli nitelikleri ile incelemistir. Kudüs’te sabetayciligin önemli kaynaklarinin korundugu Ben Zewi Enstitüsü’nde yaptigi arastirmalar ve sabetayci ailelerle yaptigi belge ve bilgi biriktirme amaçli görüsmeler bu konuda yeterli bir düzeye ulasilmasina yol açmistir. ” ( Cumhuriyet Dergi 30.08.1998 s:19 )
Sabetaycilk gibi tarihte çok önemli roller üslenmis bir cemaatle ilgili olarak su anda çalisan akademisyenler de dahil olmak üzere arastirma yapan ve otorite kabul edilen dünya çapindaki on arastirmacidan biri oldugumu bildirmek isterim.
Sayin Nafiz Can Paker tarafindan hakkimda ortaya atilan iddialarin tam olarak mahkemenizin sayin heyeti üzerinde bir kanaat teskil edebilmesi için Sabetaycilk konusunun tüm yönleri ile ele alinmasi ve Türkiye’nin yönetiminde çok etkili olan bu cemaat hakkinda eldeki mevcut bilgilerin bu mahkeme kanali ile resmen Türkiye Cumhuriyeti kayitlarina girmesinin saglanmasi gerekmektedir. Zira bu cemaat üyeleri gizli yahudidirler, Türkiye kamuoyunda gündemi olusturacak sekilde bir gruplasma halindedirler ve ne yazik ki maksatli olarak bazilari 1919 dan beri süregelen bir cemaat politikasi neticesinde Türkiye’nin bagimsizligini ve bölünmez bütünlügünü hedef alaarak bir baska ülkenin yönetimi altina sokulmasini istemektedirler ve bu amaçla da gizli bir örgüt üyesi gibi çok mühim çalismalar yapmaktadirlar. Bu yönü ile bu dava tarihi bir öanlam tasimaktadir.Çünkü benim temel iddiam “Sabetayci kökenli olarak bir gizli cemiyet olusturan ve Türkiye siyasetinde ve devletinde önemli yerlere gelen kamuoyunda liberal solcular olarak taninan ve hemen hemen hepsi ya köken olarak sabetayci olan ya da evlilikler yoluyla sabetayci cemaate girmis kisilerden mütesekkil olan bu örgüt Türkiye cdevletini ele geçirme gayreti içindedirler”. Oysa bu cemaat dini vasiflari olan bir cemattir ve yahudi dini kurallari geregince de bu tip faaliyetlerde bulunmasi yasaktir. Tevrat’ta yeralan yasadiginiz ülkenin kurallarina uyacaksiniz ayeti ile de bunun bir dini manasi da vardir. Bu kisiler ve kendilerine kan bagi ile bagli olan akrabalari ; Türk Basini içinde kökenleri 1919 lara kadar dayali bir sekilde bir menfaat grubu olusturmuslardir. Ayni sekilde Sisli Terakki isimli bir cemaat okulunun da yönetiminde bir arada bulunmak suretiyle hiçkimsenin dikkatini çekmeden bir örgütün faaliyetlerini sürdürmektedirler. Sabetaycilarin ondokuzuncu yüzyilda ayni gizli örgüt mantigi ile yeraldiklari Mason Localari , Melami Tarikati ve Ittihat Terakki Partisi bugün yerini Sisli Terakki Lisesi’ne birakmistir. Disaridan bakildiginda siradan bir okulmus gibi algilanan bu okulun yönetiminde yeralan Prof. Asaf Savas Akat, Prof. Ilter Turan, Prof. Ahmet Yücekök, Dr. Nafiz Can Paker bugün Türkiye yönetimine hazirlanan ve perde arkasinda da çok ciddi politik iliskileri olan kisilerdir.
Yine kendisi de Sabetaycilarin Yakubi Grubu’na mensup olan ve kamuoyunda “banka hortumlamak” olarak anilan bir suçtan yargilanan ve halen cezaevinde olmasi gerekirken bir takim doktor raporlari ile hastanelerde besyildizli otelerdeki konfor içinde yasayan yasayan Dinç Bilgin’e ve ortagi Nevzat Ak’a da,
Bu ekip Sisli Terakki Lisesi’nin çok kiymetdar bir mülkünü ucuz yolla kullanima vermeye çalismaktadir.Okul binasi, binamiz, Selanik’te cemaat gençlerine din egitimi verme maksadiyla kurulmus olan bu güzide egitim yuvasi bu çete tarafindan açik ve seçik olarak tasarruf edilmeye çalisilmaktadir.
Rabbe inanan hiçbir vicdan sahibi kimse atalarimizin dualari ve dini çabalari ile kurulmus olan ve altinda uzun yillar ibadethanelerimizin bulundugu bu binanin haksiz tasarrufuna sahip çikmayacaktir, çikmamalidir da. Bu konuda mahkemenizde bir hakem konumunu üslenmektedir, zira Nafiz Can Paker isimli iyi egitim almis ve Türkiye’de ki tüm insanlarin üstünde olan bu yurttasimizda sadece kökeninden dolayi okulla hiçbir bagi ve ilgisi bulunmadigi halde kaydi hayat sarti ile mütevelli heyetine seçilmistir. Kendi ifadelerinde de belirttigi gibi hiçbir görev almadigi bu okulun Genel Kurulu’nda neden bulunmaktadir? Ben tamamen üçyüz elliyildir devam eden ve köökenleri 5760 yillik musevi dininin prensiplerine dayanan inançlarimiza bagli kalarak bu egitim yuvasinin ve dini merkezin üzerinde yapilmaya çalisilan haksizliklara karsi Türk Basini kanali ile bir kamuoyu yaratamaya çalistim, bundan dolayi da vicdanen rahatim, Rabbin de bana yardim edecegine tam ve kesin bir imanla inanmaktayim. Bu olaya adi karisan sabetaycilar Istanbul’un farkli mahkemelerinde sahsima karsi açtiklari davalar yoluyla beni haberdar etmeden benle ilgili sahte adresler vermek suretiyle bilgim disinda hareket ederek, beni çikarmaya çalistiklari giyabi tutuklama kararlari ile tevkif ettirerek susuturma gayreti içindedirler. Almis oldugum dini egitim ve cemaate bagli kisiligim sebebiyle , bu haksiz tasarruflara karsi kayitsiz kalamazdim, kalmadimda bu kisilerin devlet içindeki gizli güçlerini bilmeme ragmen tamamen Rabbe inanarak bu haksizligi gidermeye ve dinimizi kurtarmaya çalistim, asla pisman degilim. Mensubu oldugum ve bundan da büyük bir gurur duydugum Aziz Türk Milleti, milletim bana haklilarin ve mazlumlarin yaninda yeralmayi ögretti.
II SABETAYCILIGIN TARIHI KÖKLERI
Yukarida belirttigim üzere iddialarimi tarihi belgeler isiginda ispatlayabilmem amaciyla öncelikle sizlere burada Sabetayciligin tarihi boyutlarini ve Türkiye üzerindeki etkilerini anlatmam gerekiyor.
17. yy da kendisinin, yahudilerin bekledikleri Mesih oldugunu dünyaya bildiren Izmirli Haham Sabetay Sevi kisa zamanda dünyanin her yerinden müritler toplamistir. Olay Osmanli topraklarinda Izmir, Gazze, Istanbul ve Selanik’te cereyan ettmistir. Giderek büyüyen sabetayci hareketin kendileri için bir tehlike oldugunu gören Osmanli yahudi cemaatlerinin dini liderleri devletten yardim talebinde bulunurlar, Osmanli yönetimi olaya el koyar, Sabetay Sevi’yi ihbar ve sikayet eden yahudi cemaatinin de kiskirtmalari ile kendisinden müslüman olmasi ya da öldürülmesi arasinda bir seçim yapmasi istenir. Sabetay Sevi müslüman olur, kendisine inanan iki yüz ailelik bir grubunda islam dinine geçmeleri gerektigini söyler. Sevi’nin emriyle Selanik sehrine yerlesen bu kisiler dista müslüman fakat gündelik hayatlarinda kabbala ( mistik yahudiligin gelenek anlamina gelen ) nin temel olarak alindigi yeni bir dini sitem içinde yasamaya baslarlar.
Bu dini sitemi devam ettiren kisilere tarihçiler çesitli isimler takmislardir. Sabetay Sevi’yi takip eden ve onun dini yorumlarinin isiginda mistik bir yahudi yasantisini uygulayan bu kisiler genel olarak Sabetayci olarak adlandirilirlar. Türkiye’de kendilerine gerçek anlamda dinlerini degistirmedikleri için “ dönmeler” ya da sabetayistler ya da Osmanlica’da ki kibar bir ifade tarziyla da Avdetiler denmektedir. Sabetaycilar ise kendilerini, yahudilerden ayirmak ve kendi fikirlerinin gerçek yahudilik oldugunu belirtmek amaci ile ibranice karsiligi inananlar olan maminim kelimesi ile ifade ederler. Biz bu mahkeme süresince yapilacak savunmalarimizda “ Sabetayci” ifadesini Ingilizcede kullanilan Sabetians ifadesine karsilik olarak kullanacagiz.
Sabetaycilik öncelikle yahudi dininin temel doktrinlerini kabul eder, hernekadar Sabetay Sevi zamaninda yahudi yasalarinin bazi temel kurallarinin kaldirildigi belirtilmisse de mesihin ölümü ile beraber Tevrat hükümleri yeniden geri döneceginden , Sevi’nin ölümü sonrasinda da bu prensip korunmustur. Nitekim uzun yillar Sisli Terakki’nin yikilan binasinin bodrum katinda faaliyet gösteren sinagoglarda da Sabat, Pesah ve diger tüm yahudi bayramlari ortadoks inanca paralel bir sekilde kutlanmistir. Sevi’nin bu temel prensipleri disinda onsekiz emirlik yasalari vardir. Bunlar on emrin daha genis anlamda ifade edilmelerinden baska bir sey degildir. Bu yasalarin temeline bakildiginda ek kurallarin özellikle cemaat mensubu olmayan kisilerle evlilik yapmayi yasakladigi hemen farkedilecektir, bu sebeple sabetaycilar yahudi dininin esasi olan kani muhafaza etmeyi yüzyillar boyunca sadece cemaatiçi evlilikler yapmak sureti ile muhaza etmeyi basarmislardir. Nitekim Sayin Müsteki Haluk Arig basta olmak üzere Terakki Vakfi’nin degerli yönetim kurulu üyeleri olan Nafiz Can Paker ve Lütfü Paker’de bu kurala siki siki uyarak yine cemaat mensubu olan kislerle evlenmislerdir. bu kurala Bu cemaat aslen yahudi oldugu için sadece kendi irksal karakterlerini gösteren kisilerle evlilikler yapmistir. Böylelikle Israelogullari soyundan gelme özelliklerini kaybetmemis olduklarindan da yahudi karakterlerini korumayi basarmislardir. Bugün elimizde mevcut olan soy agaçlari bunu en güzel sekilde ispatlamaktadir. Sabetaycilar yirminci yüzyila gelene kadar dini açidan bölünmeler yasamislardir.Aslinda tamamen dini bir hareket olan sabetaycilik düsüncesi içinde bu tip ayrilmalarin olmasi kaçinilmaz olmustur. Bu ayriliklar sonucunda sabetaycilar üç cemaate bölünmüslerdir.
1-Grup; Sabetay Sevi’yi aynen takip eden ve hiçbir sekilde onun dini ögretisinin disina çikmayan Kapancilar Grubu’dur. Kapancilar grubu Izmirliler ya da Papular olarakta adlandirilmaktadirlar. Bu grubun üyeleri onsekiz emirlik kurallara harfiyen uymaktadirlar. Özellikle 20. yy in ikinci yarisinin baslarinda bulunan ve Israel’e gönderilen sabetayci kaynaklar üzerinde arastirmalar yapan Israel’li tarihçiler bu cemaatin dinsel fikirlerinin yahudilige olan ilgisini gördüklerinde çok sasirmislardir. Yazdiklari tüm arastirmalarda da bunu ifade etmislerdir. Kapancilar grubu yirminci yüzyila gelene kadar özellikle Ittihat Terakki ve Cumhuriyet dönemlerinde önemli siyasi roller üslenmis bir gruptur. Bu gruba mensup olan Sabiha Sertel, Halil Ali Bezmen, Haluk Arig, Can Paker , Ilter Turan, Osman ve Mehmet Kapanci gibi sahsiyetler tasidiklari önemli siyasi misyon sebebi ile sik sik arastirmalara konu olmuslardir.
2. Grup ; olan Karakaslar Sabetay Sevi’nin ruhunun yeni bir tecellisi olarak gördükleri Osman Baba isimli bir kisinin hareketin lideri olduguna inanirlar. Onlara göre Mesih reenkarne olmustur. Karakaslar’in dini teorileri Sabetay Sevi’den sonra gelen hahamlar tarafindan olusturulmustur. Gündelik dualarinda kullandiklari ispanyolca ve ibranice metinlerde genelde hep Osman Baba için okunan dualar bulunmaktadir. Bu grubun üyeleri de Türkiye’nin kurulusu sirasinda önemli görevler almislardir. Maliye Bakani Cavid, Faik Nüzhet, Prof. Muslihiddin Adil Tarlan, Ismail Cem Ipekçi, Abdi Ipekçi gibi isimler bu cematte köken olarak bagli olan ailelerden gelmektedir.
3. Grup ise Yakubiler’dir. Sabetay Sevi’nin kayinbiraderi olan ve kendisinin ölümü sonrasinda cemaat reisligi yapmis bulunan Yakov Qerido isimli kisinin yine Karakaslarda Osman Baba’nin dini anlamina benzer bir sekilde Mesihin reenkarnesi olduguna inanirlar. Bu grubun üyeleri özellikle bürokrasi alaninda önemli görevler almislardir. Prof. Emre Gönensay, Dinç Bilgin, Abdurrahman Arif Bilgin, Sevket Bilgin , Emin Kalafat ( D.P kurucusu ve eski devlet Bakani) gibi isimleri bu grubun köken olarak önemli sahsiyetleri arasinda sayabiliriz.
Sabetayciligin dinsel karakteri özellikle yahudi ve islam dünyasinin teologlari arasinda uzun uzun tartisilmistir. Diyanet Isleri Baskanligi’nin 07.08.200 tarih B02.1.DIB.0.10-21/1119 nolu yazisina istinaden sabetayciligin bir islam mezhebi ya da tarikati olmadigi ve islam düsüncesi içinde de yer almadigi açikça belirtilmistir. Istanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 02.11.200 Tarih ve Esas No: 2000/395 ve Karar No :2000/595 nolu karari ile benim sahsen yaptigim nüfus kagidimdaki din hanemin müslüman olmamasi gerektigi seklindeki iddiami dikkate almis ve sabetayci kökenden gelmem sebebiyle beni yahudi olarak kabul etmistir. Hiç kuskusuz ki bu karar sabetayciligin yargi erki tarafindan yahudilik olarak kabul edilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir. Bu karar aslinda tarihi bir karardir , neredeyse üç yüz seneye yakin bir zaman sonra sabetaycilar yahudi olarak mahkeme karari ile tescil edilmislerdir
Yahudi dininin , yahudilerin ve tüm dünyadaki yahudi varliginin dogal sahibi olarak bugün varolan Israel Devleti’nin sabetayciliga bakisi nedir?Bunu iki ayri kategoride degerlendirmek gerekmektedir: Bu kategoriler laik ve dinsel olarak adlandirilmaktadirlar.
Yahudi dininin sabetayciliga bakisinda iki kurum önem arzetmektedir. Ilk kurum tüm Sefarad ( Akdeniz ve çevre ülkelerde yasayan yahudiler. Türkiye yahudilerinin de büyük çogunlugu bu gruba dahildir) dünyasinin dini lideri olan Israel Devleti Sefarad hahambasiligi makaminin kararidir. Sefarad hahambasilik 1990 yilindan beri benim kendisine yaptigim tüm resmi basvurulara karsilik konuyu dini konseye getirmemistir,
Fakat bunun temel nedeni sudur: Diaspora’da ( Israel disinda) yasayan bir toplumun veya kisiliginin yahudi olma karari, o ülkede bulunan hahambasilik atlanarak verilememektedir. Bu sebeple konu Israel Bet Dini’nin önüne hiç getirilmemistir.
Bu sebeple yahudi din adamlarinin bu bakisi yaninda Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kurumu olan ve resmen Beyoglu Kaymaklamligina bagli olarak faaliyet gösteren Türkiye Hahambasiligi’nin tavri önem arzetmektedir. Türkiye Hahambasiligi Türkiye’de yasayan ve müslüman din hanesine sahip bir kisiyi musevi dini üyesi yapamaz. Bu karar 1492 yilinda Osmanli topraklarina kabul edilis sirasinda bir sükran ifadesi olarak alinmistir. Türkiye Hahambasiligi ve Türkiye yahudi toplulugu her zaman millet-i sadika ( sadik millet) olarak Osmanli devletinde ifade edilmistir. Bunun yanisira benim disimda da hiçbir sabetayci kökenli Türkiye Hahambasiligi’na yahudi olmak için resmi bir basvuruda bulunmamistir. Bu sebeple konunun Bet Din denilen yüksek dini konseye de intikali söz konusu olmamistir. Ama yukarida zikrettigim mahkeme karari neticesinde Türkiye Hahambasiligi benim yaklasik bir yil süren Israel’deki dini egitimimi dikkate almak sureti ile Anayasal bir hak olan mahkeme kararini uygulamis ve beni resmen yahudi olarak kabul etmistir.
Fakat tüm bunlara ragmen yahudi din adamlarinin sabetayciliga bakisi konusunda mutabik olduklari nokta sabetayciligin yahudi kökenli bir dini hareket oldugudur. Müflis isadami Halil Ali Bezmen’in ABD de yaptigi “ Yahudi oldugum için Türkiye’de baski görmekteyim” iddiasina karsilik Türkiye Hahambasiligi bu konuda yaptigi 1995 yilindaki açiklamasinda sabetayciligin teknik olarak yahudi dininde yar almadigini belirtmis olmakla beraber açikça yahudi degillerdir ibaresini kullanmamistir. Bunun en büyük nedeni de hahambasiligin bu konuda daha evvel Osmanli Devleti döneminde verdigi belgelere dayanmaktadir. Yazar Avraham Galante’nin “ Sabetaycilarin Gelenekleri” adiyla da Türkçeye çevrilen kitabinda da açikça belirtildigi üzere ( Sabetay Sevi ve Sabetaycilari Gelenekleri / Prof. Abraham Galante / Türkçe Tercümesi: Erdogan Agca / Zvi-Geyik Yayinlari / Istanbul 2000 sayfa: 105-109 dan ) Sultan Ikinci Hamid bu konuda Istanbul hahambasisi ‘ndan bilgi istemistir ve kendisine bir rapor takdim edilmistir. Bu konuda Galante’ nin kitabinda yer alan ifade su sekildedir:
“ Sabetay’in yahudilerle hiçbir iliskisi olmayan müritler edinmis sahte bir Mesih oldugunu söylemistir. Daha fazla bilgi için Selanik hahambasiligina mektup yazan Istanbul Hahambasilik kaymakami Sevi’nin hayatina iliskin bir mektup yazmistir”
Görülmektedir ki Türkiye’deki kamuoyu baskisi ve halkin gizli bir cemiyete karsi olan alakasi sonucunda Türkiye Hahambasiligi sabetaycilik konusunda net bir açiklama yapmaktan kaçinmaktadir Ama en önemlisi yukarida da ayrintili olarak anlattigim gibi temel neden Türkiye’de yasayan müslümanlarin her ne sebeple olursa olsun yahudi dinine geçisleri konusunda karar vermeme alkesidir. Kuskusuz ki bu bu devlete her yönüyle bagli olan bir toplumun en büyük sükran ifadesi olarak görülmelidir. Bu sebeple gizli bir cemaatin mensubu oldugunu reddeden ve sabetayci kökenli bir cemaat okulunun idarecisi olan bu kisilerin yalan beyanlarinin tespiti için mahkemenizin konuyu Türkiye Hahambasiligi basta olmak üzere tüm devlet kurumlarindan ( Basbakanlik, MIT müstesarligi, Içisleri bakanligi gibi) bu konuda bilgi talebinde bulunmasini arz ederim
Türkiye disinda yasayan yahudi din adamlari ve teloglari ise sabetayciligin yahudi kökenini redetmedikleri gibi sabetayciligi gizlenmis bir yahudi tarikati olarak ele almaktadirlar. Israel Bilimler Akademisi baskanligi da yapmis olan sabetaycilik konusunda uzman bir arastirmaci olan Prof. Gershom G. Scholem sabetayciligin bir yahudi tarikati oldugunu bildirmektedir. Kendisinin Ankara Ilahiyat Fakültesi Dergisi’nin 30. cildinde Türkçe tercümesi yer alan “ Gizli Yahudi Cemaati: Türkiye Dönmeleri” isimli makalesi bu konuyu en güzel özetleyen bir örnek olarak gösterilebilinir. Bu makalede yer alan su ifade çok önemlidir: “ Mensuplari resmen Müslüman olmus, fakat kalben Yahudi kalarak özel bir yahudi türünü olusturmuslardir”. Bugün Israel’de yapilan arastirmalarda da genel olarak kabul gören görüs ortadoks yahudi inancinin disinda yer alan sabetayciligin bir yahudi tarikati olarak kabul edilmesi gerektigidir. Ekte sunulan Gershom G. Scholem’in “ Gizli Bir Yahudi Tarikati: Sabetaycilar” isimli makalesi de bunun önemli bir delilidir. Yine bu konuda ayni yazarin “ Mistik mesih: Sabetay Sevi” ( Princeton Uni.Press 1977) isimli çalismasi basta olmak üzere diger çalismalarinda da bu düsünce agirlikli olarak yer almistir. Sabetayciligin bir yahudi düsüncesi olduguna iliskin asagidaki kaynaklarda örnek olarak verilebilir:
Gerchom G. Sholem / “ The Mystical Messiah: Sabbtai Zwi/ Princeton Uni. Press 1977)
Gerchom G. Sholem / On the Kabbalah and its Symbolism / Schocken Books 1965
Gerchom G. Sholem Mojor Trends in Jewish Mysticism / Schocken Books 1995
Yahudiligin sabetayciliga bakisini ele alacagimiz ikinci nokta ise resmi dini otoritelerin disinda yer alan yahudi kökenli aydinlarin ve laik yahudilerin bakis açilaridir: Bir yahudi tarikati olan sabetaycilik yahudi dininin bir parçasi olmasinin yanisira ayni zamanda yahudi toplumunun ve bununla beraber yahudi kültürünün de bir parçasidir. Bu sebeple yahudi kökenli kisilerin sabetaycilari ve sabetayciligi kendilerine ait bir dini hareket olarak görmeleri de bir gerçegin ifadesidir. Bu konuda yazilmis olan ve hakikaten fevkalade güzel bir sekilde konuyu özetleyen Türkiye Yahudi Cemaati’nin haftalik basin organi olan Salom Gazetesi’nde 16.08.1995 tarihinde yayimlanmis olan Lizi Behmuaras’a ait “ Tabular Yikilirsa Yikilsin” isimli makalenin içinde yer alan karikatür ayni zamanda yukarida ifade ettigimiz gerçegin de bir kanuitidir.Burada ayni simada iki kisi çizilmis ve biri digerine Nabeber Mehmet derken digeri Valla bildigin gibi Moiz diye cevap vermektedir. :
Görülmektedir ki sabetaycilik konusunda yahudi yazarlarda ayni fikri paylasmaktadirlar. Bunun haricinde yine Salom Gazetesi’nde tarihinde yayimlanan Yom Tov Ben Sason ve Erol Coskun imzali dört sayi boyunca süren “Sabetay Sevi “ isimli dizi yazida da sabetaycilarin yahudi kökenleri özellikle vurgulanmistir.
Hiç kuskusuz ki bu yazilarin haricinde Israel’de Aki Yerusalayim isimli dergide yer alan ve Tarih ve Düsünce Dergisi’nin Kasim 2000 Tarihli 200011 sayisinda Türkçeye tercüme edilerek yayimlanan Mose Sevilla Saron’un “ Dönmeler” isimli makalesinde ki su satirlar özellikle iddialarimi kuvvetlendirmektedir:
“Dönmeler artik “ büyük bir sir “ olmaktan çikan sirlarinin daha fazla açiga çikacagi kaygisiyla , bu sorunu Türk basininin gündeminden çikarmak istiyorlardi.
O günlerin yeni bir devletin , birlesmis ve tümüyle “ Türk” olan yeni bir ulusun kuruldugu günler olmasi nedeniyle , dönmeler, ekonomik ve siyasal yasamdan uzaklastirilmamalari için fazla desifre olmak istemiyorlardi.
Acaba 1984 yilinda , yani Sabetay Sevi’nin ölümünden üçyüz yildan fazla bir süre sonra bugun de dönmeler var mi? Bu sorunun yaniti açik ve seçik olarak evettir. Istanbul’da çesitli tarihlerde görüsme firsatini buldugum ve hala saklayacak bir seyleri olan dönme dostlarimdan birini ziyaret ettigimde , büyük annesi bana ibranice bilip bilmedigimi sordu. Bu dili bildigimi söyledigimde , derin bir özlemin yansidigi hüzünlü gözlerle bana Türkçe olarak söyle dedi ;“ Lashom ne demek biliyor musun?” Sonra da yanitini beklemeden kafasini çevirdi, ama onun nje oldugunu ona açiklamaya basladigimda , söylediklerimi zaten biliyormuscasina tatli bir gülümsemeyle bakti bana. “ Lashon”u ya da Lashon Ha Kodes’i yani kutsal dil olarak tanimlanan Ibraniceyi hala hatirliyordu.
Sabetaycilar konusunda Türkiye Yahudilerinin Osmanli topraklarina gelislerinin besyüzüncü yilini kutlama organizasyonunu üslenen 500. Yil vakfi koordinatörü Sayin Bay Harry Ojalvo Aksiyon dergisi’nin 23-29 Mayis 1998 Tarihli sayisinda sunlari söylemektedir. “ Türkiye eger bugün 65 Milyon oldu ise ve o devirde 50 bin kisi müslümanligi kabul etti ise , nispet itibariyle bugün yahudi kökenli birbuçuk milyon Türk’ün bulunmasi gerekli.Yahudi kökenli olarak Sebati devrinden gelme nitekim hepimizin tanidigi bugün disisleri bakanimiz olan Ismail Cem Ipekçi var. O Sebatidir. Coskun Kirca var. Epeyi insan var.”
Yine musevi kökenli arastirmaci yazar Rifat N. Bali Aksiyon Dergisi’nin 26.08-01.09.2000 tarihli sayisinda sabetaycilarla ilgili sunlari söylemektedir: “ Bence bugün dönmelik konusu Türkiye gündeminden düsmüstür. Çünkü dönmeligi temsil eden , tartismali, atesli polemikler yapan insanlar kalmadi. Bir Yalman’in esdegeri bugün yok. (..) Sabetaycilar Batiya, Batili yasam tarzina taraf oldular ve bu yasam tarzini Türk toplumuna getirmeye ugrastilar. Örnegin Ipekçilerin ilk sinema salonlarini açmalari ve burada Batili yasam tarzini gösteren filmlerin gösterimi ve Yalman’in atesli ve saldirgan bir laik olusu...”
Tüm bunlar da göstermektedir ki sabetaycilik sadece yahudi dininin içinden çikmis bir hareket degil ve ayni zamanda da halen devam eden ve yahudi dininin tüm karakterlerini eksiksiz olarak tasiyan bir harekettir ve bir yahudi tarikatidir.
Bu savunmada yer alan diger ve çok önemli bir noktada sabetaycilarin sabetaycilik konusunda ki düsünceleridir. Acaba bugüne kadar özellikle Türkiye , Israel ve ABD basininda ve medyasinda yapilan sabetaycilik tartismalari sadece benim bu olaylari yazmamdan mi kaynaklanmaktadir ve sadece benim merkezimde mi olaylar dönmektedir? Yoksa benim disimda da sabetaycilik konusunda konusan baska cemaat mensuplari da olmus mudur? Sabetaycilik hala yasamakta midir, aileler köken olarak sabetayci geçmislerini kabul etmekte midirler? Bu bölümde sabetayci kökenli kisilerin vermis olduklari mülakatlara bakalim:
Ilk önce Sabetayci hareketin önemli dini liderlerini yetistirmis olan Arig ailesine mensup ve ayni zamanda Sisli Terakki Lisesi Yönetim Kurulu Baskani Sayin Haluk Arig’in esi Fatos Arig’in 05.10.1997 Tarihli Gazete Pazar’da gazeteci Leyla Neyzi ile yaptigi “ Selanikli Kim” baslikli yaziya bakalim. Bu yaziyi nakletmeden burada önemli bir noktayi hemen vurgulamak istiyorum: Yeminli Mali Müsavir ( Ayni zamanda Dinç Bilgin’in müsaviri ve akil hocasi oldugunu Hürriyet Gazetesi’nin 11.12.2000 Tarihli Istanbul Eki’nde kabul etmektedir) Haluk Arig ailesinin de baskisi ile sabetayci kökenli bir aileden gelen ve annesi babasi inançli bir sabetayci olan Fatos Hanim ile dünya evine girmistir. Sayin Arig’in Terakki Vakfi’na girmesi de yine sabetayci olan kayinpaderinin ve devrin ataninmis avukatlarindan Resat Atabek’in sayesinde olmustur. Nitekim Sayin Atabek Sayin Arig’in Hür ve Kabul Edilmis Türkiye Büyük Locasi’na intisabini da saglamistir. Zaten Sayin Arig’in yillardir Terakki Vakfi’ni yönetmesinin de nedeni tamamen bu cemaat iliskileridir. Simdi esi Sayin Fatma ( Fatos- Rahel) Arig’in asagidaki sözlerine bakalim:
“ Kendi çocugu oldugunda , Fatma Hanim çok farkli bir yöntem izler. Kizina geçmisi anlatarak , kendisi “ hiçbirseyistte “ olsa , ailesinin ve cemaatinin kökenlerini bilmesi ve bu geçmisten dolayi gurur duymasi gerektigini asilar. (..) Bu kültürü yok saymaktansa , iyi tafalarini görmek ve bununla da iftihar etmek lazim. (..) Tam bir azinlik psikolojisi olarak sosyal dayanisma bizim ailede de devam ediyordu. Kötü gün dediginizde bir bakiyorsunuz o grup tamamen bir arada. “
Türkiye Cumhuriyeti Disisleri Bakani Sayin Ismail Cem Ipekçi’nin birinci dereceden yakin akrabasi olan modaci Sayin Cemil Ipekçi’nin Aksiyon Dergisi’ nin 18/24 Eylül 1999 Tarihli 250. sayisinda yer alan demecinde ise sunlar açiklanmaktadir:
“ Cemil Ipekçi Sabetay Sevi’nin dört çocugundan biri olan Osman’in soyundan geliyor. Ipekçi’nin anlattigina göre diger kardeslerin soyundan gelenler arasinda ise bugünün taninmis aileleri bulunuyor. Dilber, Germen, Bezmen , Tokay ve Atabek’ler. “
Evet üçyüz elliyillik susukunluk bozulmus, ve sabetayci kökenli aydinlar kendilerini artik daha rahat ifade edebilmek istemislerdir. Tabiiki bu insanlarin korkusuzca bir cemaat baskisindan uzakta açiklama yapabilmeleri çokta mümkün degildir. Ama gerçek olan bir noktada vardir ki tüm buna ragmen insanlar olabildigince konuyu açiklayabilmektedirler.
Fakat bu konuda yapilmis en kapsamli çalisma Fransiz basin mensuplari Michael Blumenthall ile Michael Grosman’in yapmis olduklari “ Son Dönmeler” isimli film çalismasidir. Ben bu filmi gördüm ve fakat bir yemin sonucunda gördügüm için filmin bir kopyasini alarak mahkemenize sunamadim. Bu film yapimcilari tarafindan özellikle Türkiye’de satilmamaktadir. Bu filmle ilgili olarak Gazete Pazar’in 23.02.1997 Tarihli sayisinda “ Biri Bana Dönmesin Dedi , Bir Sey Anlamadim” basligi ile yayimlanan bir yazida bu filmle ilgili olarak film yapimcilarinin demeçlerine uzun uzun yer verilmektedir. Bu filmde ondan fazla sabetayci konusmalar yapmis , pek çogu musevi kökenlerini ve inançlarini belirtmistir. Bu konuda yine bana isnat edilen suçlara karsilik olarak benim savunma iddialarim gerçeklesmektedir.
Bu arada ben kendi kitabimdan da bahsetmek istiyorum. Belge Yayinlari tarafindan yayimlanan ve 2000 yilinda yedinci baskisi yapilan “ Evet ben Selanikliyim” isimli kitabimda uzun uzun ailelerle yaptigim konusmalardan elde ettigim bilgileri yazdim. Bu çalismalar sirasinda Karakaslar cemaatine mensup bazi hahamlarin bana vermis oldugu bilgiler arasinda Paker ve Arig aileleri ile olan bilgilerde mevcuttur.
Benim bir arastirmaci olarak ulastigim sonuç sudur: Sabetayci cemaatin Kapancilar kolu agirlikli olarak simile olmus gibi görünse de halen Sisli terakki Lisesi’nin basinda bulunan Yönetim Kurulu’nun sabetayci kökenli üyelerinin baskanlik ettigi bir kurul tarafindan cemaate ait mallar yönetilmektedir. Bu kisiler ailelerinin dini kökenlerinden de faydalanarak birtakim menfaat teminlerine gitmektedirler. Bir kamu mali olan Vakif Üyesi olduklari halde mal bildiriminde bulunmamaktadirlar, yurtdisinda bulunan servetlerini açiklamamaktadirlar, bir de Sayin Can Paker gibi Tusiad basta olmak üzere bazi is gruplarinin içinde Etik Konsey üyesi gibi payeler almaktadirlar. Fakat gerçek amaçlari ne olursa olsun bu kisiler sabetaycidirlar ve Sabetay Sevi’nin itikatlerine göre yasamaktadirlar ve hukuka ve vicdana aykiri olarak bir cemaat malina tecavüz etmektedirler.
Sabetayci cemaatin tekrar tarihçesine dönersek;1924 Yilina kadar Sabetaycilar üç ayri grup halinde yasantilarini devam ettirmislerdir. Genelde Selanik basta olmak üzere Istanbul, Izmir, Sofya, Üsküp gibi sehirlerde küçük cemaatler halinde yasamislardir. 1924 mübadelesi ile birlikte Türkiye’ye getirilen islam uyruklu Osmanli vatandaslari içinde yer almislaridr. Cumhuriyet Dönemi Devlet arsivlerinde sabetaycilik konusuna iliskin belgeler bulunmamaktadir. Bu konuda ekli listede görülen yazismalardan da anlasilacagi üzere sabetayclarin varligini arastirip bu konuda bilgi verebilme durumunda olan bakanliklara yaptigim yazili basvurular sonunda su yanitlari aldim.
Vakiflar Genel Müdürlügü’nün 04.08.2000 Tarih ve 17456 nolu yazisi ile, “ Sabetay Düsüncesi ve Inanisi ile ilgili olarak bir vakif ve belge kaydina raslanmadigi bildirilmistir”. Bu noktada sunun belirtilmesi gerekiyor. 1942 de Varlik Vergisi uygulamalari sirasinda “ D “ grubu olarak mütalaa edilen Türkiye’li sabetaycilardan müslümanlardan alinandan daha fazla bir vergi talep edilmisti. Kendisinden bu oranda vergi alinan aileler arasinda yer alan Bezmen, Refig gibi aileler Sisli Terakki Lisesi’nin kurucusu olan ailelerdi. Acaba bu kisiler hangi kriterlere göre fazla vergi ödemek zorunda kalmislardi?
Yine, diyanet isleri baskanligindan da benzer bir cevap alinmistir. Fakat kendisine basvuru yapilan Basbakanlik, Maliye Bakanligi, dilekçelerimize yanit vermediklerinden devletin bu teskilatlarinda sabetaycilikla ilgili belge olup olmadigini bilemiyoruz. Yüce Mahkemenizden talebimiz yargi erki yolu ile ilgili bakanliklardan bilgi istenmesinin saglanmasidir.
1942 de çikarilan Varlik Vergisi Kanunu’nun yerel tahrir komisyonlarinda uygulamasi sirasinda sabetaycilar “ D” adi verilen özel bir grupta mütalaa edilmislerdir. Dönemin Istanbul Defterdari olan Faik Ökte “ Varlik Vergisi Faciasi “ isimli kitabinda ( Faik Ökte / Varlik Vergisi Faciasi / Nebioglu Yayinevi Tarihsiz ) sunlari yaziyor.
“ Bu seyahatte Merkezin sifahi emriyle “ Dönmeler “ için bir D grubu ihdas edilmistir. Bunlarin vergisi M grubunun iki misli olacakti. Bunun neticesi olarak cetveller daha siki tarandi ve bir kisim D ler adi cetvellerden alinarak fevkalade sinifa ithal olundu. ( Sayfa 85).
Eski defterdar Ökte’nin bu sözleri devlet kayitlarinda sabetayciilikla ilgili belge olmadigini yazili olarak bildiren bakanliklarin dikkatine sunulmaktadir. Sabetaycilarin nasil tespit edildikleri ve varliklarinin nasil özel bir tarhiyat konusu yapildigi meselesi halen tarihin bilinmeyen esrarengiz bir sayfasini olusturmaktadir. Bilinen odur ki sabetaycilar ayni verginin mükellefi konumunda olan müslüman ve gayrimüslim unsurlardan farkli bir oranda vergiye tabii olmuslardir. Dönemin yer alan bazi rivayetlerine göre Selanik’ten Istanbul’a getirilen nüfus defterlerinde ( bunlar Eminönü, Bakirköy, Sisli nüfüs idareleri basta olmak üzere kayitlidir), sabetayci kökenli Selanikliler’in nüfus kayitlarinda “ D “ ibaresi bulundugu iddialari vardir. Hatta bu ibareye sahip kislerin 1950 li yillara kadar muvazzaf subay, savci , hakim gibi kamu görevlerine aday olamadiklari, bu sebeple nüfus kayitlarini baska sehirlere naklettikleri iddilari da vardir. Bu sebeple Mahkemenizin ilgili nüfus idarelerinden geçmise ait bu kayitlari bulmalarinin saglanmasini talep etmekteyiz.
Sabetayci cemaat üyeleri 1942 ye kadar tek parti döneminin ideologlari arasinda yer almislardir. 1946 da ki Demokrat Parti hareketiyle beraber Ahmet Emin Yalman, Arif Bilgin gibi yakubi koluna mensup kisiler açikça D.P hareketini desteklemislerdir.Bu kisilerin o dönemde kendilerine ait olan Vatan ve Yeni Asir gibi gazetelerde yazdiklari yazilar bunun örnegini teskil etmektedir.
Sabetayci hareket toplum içindeki taninmisligini 1970 lerden sonra kaybetmeye baslamistir. Konu daha ziyade Israel ve A.B.D basta olmak üzere bu ülkedeki biimsel dergi ve konferanslarda islenmistir. Fakat bu hareketin varliginin bittigini göstermez.
Sabetayci hareket ondokuzuncu yüzyilin baslarindan itibaren ciddi bir degisim süreci yasamaya baslar. Cemaatler Osmanli Devleti’nin disa açik kapisi niteligindeki Selanik sehrinde yasiyor olmalari sebebi ile özellikle Fransiz Ihtilali sonrasinda ortaya çikan fkirlerden direkt etkilenen bir hale gelirler. Bu fikirler o zamanki cemaat liderlerini bazi yeni radikal kararlar almaya zorlamistir. Böyle bir yapi içinde sabetayci liderlerin en önem verdikleri husus egitim olmaktadir.
Sabetaycilar hareketin baslarindan itibaren kendi okullarini kurmuslardir. Bu okullar yolu ile dini egitime agirlik vermislerdir. Fakat degisen zaman laiklik kavraminin kendi içlerinde de tartisilmasina yol açmistir. Nitekim dindar ve yasli kusak ile genç kusak arasinda ciddi fikir ayriliklarinin olmasi kaygi verici boyutlara ulasir.
III-SISLI TERAKKI LISESI’NIN KÖKLERI : Sayin Nafiz Can Paker’in sahsima karsi açmis oldugu davanin özellikle kendi ikametgahi olan Kadiköy semti adliyesi’nde açilmis olmasi dikkat çekicidir. Zira bu dava salt benim yazmis oldugum sabetaycilik yyzilarindan kaynaklanmamaktadir. Bu davanin esasi; yaklasik iki yila yakin bir zamandir Istanbul Asdliyeleri’nde devam eden bir yolsuzluk hakkindaki ceza ve tazminat davalarinin bir uzantisidir. Bu sebeple bu davalarin esbabi bilinmeden sahsimin içine düsürülmek istendigi durumu tam olarak anlayabilmek mümkün degildir.
Sayin Can Paker kurulusu 19. yy in sonlarinda Selanik’e dayanan Terakki Mektebi’nin bugün Türkiye’de ki sekliyle Terakki Vakfi’na ait olan Sisli Terakki Lisesi’nin bagli oldugu Terakki Vakfi’nin Genel Kurul üyesidir. Bu okulun Istanbul Tesvikiye’de bulunan 3.000 metrakelerelik alana yayilmis olan ve bu gün tamamen yikilmis bulunan binasi Sayin Paker’in de içinde yeraldigi bir grup Genel Kurul üyesi tarafindan Sabah Gazetesi sahibi sabetayci, yakubi kökenli ve hakkinda Etibank yolsuzlugu nedeniyle sorusturmalar bulunan Dinç Bilgin’in ortagi Nevzat Ak’a ucuz yolla verilmek istenmistir. Bu sebeple bu davanin da Terakki olayi ile yakin bir ilgisi vardir.
Okulun kurucusu olan ;Bir egitim gönüllüsü, kendini sabetayci harekete vakfetmis ve bu hareketin içinde yeralmis bir din adami olan Rabbi Simon Zwi ( Semsi Efendi) benim de büyük büyükbabamdir. Bu sebeple onunla ayni aileden gelmem hasabiyle Terakki vakfi’nin ve mülklerinin içine düsürülmeye çalisildigi kötü durumla yakinen ilgilenmekteyim. Bilindigi üzere Semsi Efendi Büyük atatürk’ün de ögretmeni olmus ve onun anilarinda yer almistir. Fakat ben Vakif Üyesi olmadigim için adli makamlarda bir dava açmam da sözkonusu olamamistir. Bu sebeple konuyla ilgili Türk Basini’ni bilgilendirmek suretiyle bir çaba içine girdim.
Semsi Efendi bir din adamidir,bir hahamdir. Bu sebeple ilk anda cemaat gençlerinin rahatlikla dini egitim alacaklari bir okul kurmayi tasarlar. Nitekim modern tarzda egitim veren ve egitim Tarihimize geçen Selanik’te kurulan ilk çagdas egitim yuvasini kurar.
Kapancilar Grubu Semsi Efendi mektebini ilk anindan itibaren desteklemislerdir. Hatta cemaatin zengin üyeleri bunun daha da gelistirilerek köklü bir egitim müessesesi haline getirilmesi için ugrasmislardir. Nitekim daha sonra vakif haline getirilen Selanik Terakki Mektebi- ki bugünkü adiyla Sisli Terakki Lisesi’dir,- nin tarihçesini anlatan ve okul tarafindan yayimlanan Terakki Vakfi Sisli Terakki Lisesi’nin Dünü Bugünü Yarini 1879-1979 ) isimli kitapta ( baski Yili: 1979 ) okulun temeli Semsi Efendi mektebine dayandirilmaktadir.
Semsi Efendi benim anne tarafindan büyükbabamin büyükbabasidir. Aileme ait olan eski ve tarihi cemaat belgelerinin bir bölümü de okulun kütüphanesindedir.
Okulun sabetayci kökenli kisiler tarafindan kuruldugunun diger bir ispati da ayni kaynakta yer alan kurucular listesinde de görülmektedir. Burada ismi geçen su sahislarin tamami sabetaycidir: Ahmet Kapanci , Osman Inayet, Yusuf Kapanci. Terakki Mektebi’nin Selanik’teki ilk kurulusundan itibaren kat’i surette sabetayci cemaate mensup olmayan kisiler bu okulun kuruculari arasina alinmamaktaydi. Bu sebeple yapilacak bir nüfus kaydi arastirmasinda da kurucular arasindaki kan bagli ve akrabaliklar da ortaya konabilecektir. Sabetayci cemaatin kapancilar grubu kendisini sadece okulu ile degil gündelik yasantisi ile de diger toplumsal gruplardan ayirmisti. Nitekim 1931 de ki günlük gazetelerde baslayan sabetaycvilik tartismalarinin yarattigi tedirginlige kadar sabetaycilar sadece Üsküdar’da ki Bülbülderesi mezarliginda gömülmekteydiler. Bu da yine dini bir nedene dayanmaktaydi. Yahudi dininin Tevrat’tan sonraki en önemli yazili kaynagi olan Talmud’a göre Mesih tekrar bülbül seslerine gelecekti. Bu sebeple de sabetaycilar ihdas ettikleri özel bir mezarlikta ölülerini kendi dini kurallarina göre gömmekteydiler. Bu sebeple okulun ilk kurucularindan olup Istanbul’da ölen kislerin mezarlarinin da Bülbülderesi’nde Kapancilar grubuna mensup mezarlikta oldugunu bilmekteyiz. Gerekirse bu konuda yapilacak bir tespit bize bunu somut delillerle ispatlayacaktir. Yine okul tarafindan yayimlanan ayni kaynaga göre, sabetayci cemaat mensuplari okulun kurulusu sirasinda Selanik’te yasayan Italyan teb’ asina mensup Alatini Efendi isimli bir museviden de yardim istemislerdir ( bu kisi Ittihat Terakki hareketine önemli yarimlarda bulunmus bir kisidir), Alatini de bu cemaat üyelerinin de aslen musevi kökenli olmasindan dolayi kendilerine yardim etmistir. Kitabin 21. Sayfasina göre Emine Telci isimli Hanim kizlar bölümünün yaptirilmasi için bir bina tahsis etmistir. Bu hanim ayni zamanda Gazeteci Gülçin Telci’nin akrabasi olup, okulun uzun yillar vakif üyeligini yapan Halil Ali Bezmen Bey’in de kuzenidir. Bilindigi gibi Halil Ali Bezmen’in kendi ile ayni ismi tasiyan torunu ABD de Sabetayci oldugu için Türkiye’de baski gördügünü bildirmistir. Büyük Babasi olan Halil Ali Bezmen ise Sisli Terakki Lisesi Limited Sirketi’nin kurucularindandir. Kendisi gibi sirketin ortagi olan Fahri Refik Refig, Emin Lütfü Türel, Aziz Refik Refig, Dr. Ibrahim Osman Güçer ve diger tüm ortaklarda Selanik’te dogmus sabetayci kökenli kislerdir
Terakki Mektebinin bir cemaat okulu oldugunun ispatini belirleyen diger bir noktada sudur:
3 Agustos 1323 ( 16.08.1907) Tarihli bir kararla hiristyan ve musevi çocuklarinin da ayni tenzilatla okula alinmalari karara baglanmistir. “ Musevi çocuklari arasinda lisan-i Osmaninin tamimi zimminda yirmi nefer etfal-i museviyenin ehven ücretle mektebe kaydü kabulleri musevi cemaati namina teklif olununca” imtihanla alinacaklari siniflarin “ bsinci derece yarim” ücreti ile kabulüne karar veriliyor. Görülüyor ki aslen musevi olan cemaat mensuplari ayni zamanda da sadece musevi cemaatine bir takim imtiyazlar vermek sureti ile bu cemaatle iliskilerini bir tutmaktadir.
Eski CHP milletvekili, Istanbul edebiyat Fak. Ögretim üyesi ve sabetaycilikla ilgili çalismalari bilinen Prof. Avram Galante Sabetay Sevi ve Sabetaycilarin Gelenekleri isimli kitabinda Türkiye disinda yasayan sabetaycilarin birer yahudi oldugunu bildirmistir. Kitabinin 109. sayfasinda geçen ifadeleri aynen aliyorum: “ Türkiye disinda yasayan dönmeler mevcuttur. Onlara Balkan ülkelerinde , Avrupa’da ve Amerika’da raslanir. Bu ülkelerin hepsinde , yasadiklari sehrin yahudi cemaatleriyle iliskileri olsun olmasin, bu dönmeler yahudididir.
Bu satirlarin bizim için önemi sudur: Su an bu davaya konu olan Sisli Terakki Lisesi Yönetim Kurulu üyeleri Sayin Can Paker, Sayin Ilter Turan, Sayin Lütfü Paker, Sayin Haluk Arig ‘in birinci ve ikinci dereceden akrabalari olan ve Avrupa’da yasayan insanlar bu iddianin hedefidirler. Bu kisiler yurtdisinda ki islemlerinde sabetayci olduklarini söyleyerek bazi menfaatler temin etmektedirler, Türkiye devlet sisteminde bazi menfaatler temin etmektedirler, Halil Bezmen örneginde oldugu gibi bunu açikça yapmaktadirlar, ama is Türkiye’ye gelince bir anda müslüman kimligi altina girmektedirler. Iste Sisli Terakki Lisesi’nin sabetayci cemaat üyesi olan bu kislerin durumunun mahkemenizce tespitini talep etmekteyim.
Sisli Terakki Lisesi bir sabetayci okulu olarak esasinda cemaat mensuplarinin egitim kalitesinin yükseltilmesi ve dini tedrisat verilmesi esasina dayanmaktaydi.Bu mektep adini Ittihat ve Terakki Firkasindan almistir. , bir devrim merkezidir. ( Yildiz Sertel / Annem Için / YKY Istanbul 1998)
Terakki Vakfi Yönetim Kurulu Baskani olan ve on yila yakin bir zamandir bu görevde bulunan, hakkinda çikan saibelere karsilik hiçbir sekilde istifa etmeden görevini aynen sürdüren ve kendisine diger cemaat üyeleri tarafindan destek saglanan Haluk Arig isimli Yeminli Mali Müsavir bu vakfin yönetimine nasil seçilmistir? Ve hala nasil onyili askin bir zamandir burada hakkindaki saibelere karsilik görev yapmaktadir? Neden diger üyeler bu konularda en küçük bir arastirma dahi yaptirmamaktadirlar. Vakfin binasinin insaat islerini alan sabetayci gazete patronu Dinç Bilgin’in ortagi ve su anda kamu arzailerinin usulsüz kullanimi ile ilgli bir davadan dolayi tutuklu bulunan Nevzat Ak ‘a bu insaati veren Sayin Arig neden hala ortada elini kolunu sallayarak dolasmaktadir?
Sayin Ak, Sayin Arig ve Sayin Bilgin Sisli Terakki Lisesi olayinda bir menfaat ugruna birleserek bir suç örgütü olusturmuslardir ve bir vakfin malini yagmalamislardir. Sayin Ak ve Bilgin’in kamuoyu önündeki durumu ortadadir. Her ikisi de devlete ait mallarin saibeli sekilde tassarufu ile ilgili olarak suçlanmaktadirlar. Sayin Haluk Arig, Sayin Bilgin’in mali danismanidir. Bu olaylarda kendisi de ayni sekilde sorumludur. Konunun yargi kanali ile arastirilmasi gerekmektedir. Bu sebeple okulun son on yillik yönetim kurulu kararlarinin ve tüm evraklarinin mahkemenize getirilmesini talep etmekteyiz.
Terakki Vakfi bir özel vakif olmakla beraber verdigi mezunlarin Türkiye’nin önemli sahsiyetleri arasinda olmasi sebebiyle de kamuya mal olmus bir müessesedir. Terakki Vakfi’nin mütevelli heyetinde bulunan asagida isimleri, yazili olan kisiler sabetayci cemaatin kapancilar koluna mensup ailelerden gelmektedirler.
Bir Alman Firmasinin Türkiye’de üst düzey görevlisi olan Sayin Nafiz Can Paker sabetayci kökenli bir aileden gelmektedir. Bu kisinin yakin akrabalarinin mezarlari Üsküdar’da Bülbülderesi mezarliginda kapancilar bölümündedir. Yine ayni sekilde Sayin Can Paker’in kayinbiraderi ( esinin kardesi) olan Sayin Lütfü Paker’de ( Sayin Can Paker ile ayni soyadi tasimalarinin nedeni akraba olmalaridir) yine kapancilar koluna mensup olup cemaatin önde gelen kisilerinden biridir. Ayni zamanda sabetayci aileleler tarafindan kurulmus bulunan Yeni tekstil isimli sirkette Sayin Can Paker’in hanimi Lütfü Paker’in kizkardesi Mihriban Paker’de görev almakatadir. Bu iliskilerin yani sira sabetaycilarin kapancilar grubunun disinda yine bir baska gruba dahil olan Sayin Dinç Bilgin’in de Terakki Vakfi üzerinde görünmez bir etkisi bulunmaktadir. Yine mütevveli heyetinde yer alan Bilgi Üniversitesi ögretim üyesi Sayin Asaf Savas Akat ayni zamanda Sabah Gazetesi yazaridir. Bilindigi üzere Bilgi Üniversitesi’nin mütevelli heyeti baskani da Sabah Gazetesi’nin önde gelen idarecilerinden Zafer Mutlu’dur. Yine mütevelli heyeti üyesi olan Prof. Ilter Turan ayni zamanda bilgi üniversitesinin de rektörüdür. Tüm bu ismi verilen kisiler ayni zamanda aralarinda dostluklar olan kislerdir ve çogu Terakki Mektebi ile alakalari olmadigi halde bu okulun mütevelli heyetine kadar kaydi hayat sarti ile seçilmislerdir.
Terakki Vakfi’nin mütevelli heyeti üyeleri ile ilgili olarak uzun yillardan beridir bazi saibeler oldugu cemaatimiz içinde bilinmekteydi. Bu konuda elde somut veriler olmamasi ve en basta da Vakif üyesi olmamam hasabi ile ne yazik ki hukuki bir yola müracaat etmem sözkonusu olmamistir. Zaten bir cemaat okulu olmasi ve cemaat mensuplarinin gizli yasamayi seçmis olmalari nedeniyle de Türkiye’de yasayan seçkin kisilerin olusturdugu cemaatimiz içinde yasanan böylesine tatsiz bir olayin kamuoyuna intikali konusunda hep tereddütlü davranmak zorunda kaldim.
Ancak bu iddialar öyle bir noktaya ulasti ki yaklasik yüz yil önce vücuda getirilen ve tamamen bir hayir müessesesi olarak kurulan Terakki Mektebi’nin tasinmazlari ile ilgili bazi iddialar ortaya atilinca bu durumda hem bir vatandas olarak ve hem de bir cemaat mensubu olarak konuyu Türkiye basininin gündemine getirmek zorunda kaldim. Bunu yapmamin nedenlerini kisaca su sekilde özetlemek mümkündür:
1- Okulun ayrilan ögretmenlerinden ve eski mezunlarindan bana intikal eden bilgilere göre bazi ögrencilerin okula kura sistemi disinda bir takim menfaatler yolu ile alindiklari, basari grafiginin sürekli düsüs arzetmesine yol açacak sekilde yönetimin yolsuzluklarina ses çikaran bazi ögretmenlerin okuldan uzaklastirildiklari neden olmaktadir.
2- Okulun Nisantasi’nda bulunan ve degeri ancak trilyonlarla ifade edilebilen eski merkez binasi binanin degerinin düsürülmesi maksadi ile on yildan fazla bir zamandir bos tutulmaktadir. Yine cemaat içinde bana ulasan bilgilere göre bu bina Sabah Gazetesi sahibi Dinç Bilgin’e satilmaya çalisilmaktadir. Binanin bos birakilmasinin yani sira okulun Leventte bulunan merkez binasinda okuyan ögrencilerden toplanan paralara karsilik bu binaya hiç bir sey yapilmamasi ve olayin basina intikali sonrasinda hizla böyle bir faaliyetin içine girilmesi de ayrica dikkat çekici bir konudur. Yine burada mehkeme kayitlarina özellikle alinmasinda faydalar gördügüm bir diger konuda okulun Leventte bulunan merkez binasinin baska bir yere tasinilmak sureti ile bos birakilacagi ve böylelikle ayni çikar gruplarina teslim edilecegi seklindeki iddialardir.
Tüm bu iddialar karsisinda okulun kurucusu olan kisinin soyundan gelmem ve bu cemaatin eki bir mensubu olmam nedeni ile bir program çerçevesinde yolsuzlukla mücadele etmeye karar verdim.
Bu mücadelede yaptiklarima geçmeden evvel yayimlamis oldugum “ Selanikliler ve Sisli Terakki Yolsuzlugu” isimli çalismamda geçen bölümleri burada savunmama almak amacindayim:
Sayin Haluk Arig’in ilk evvelde yayimlamasi gereken konu sudur: Kendisi su sorularin yanitlarini vermelidir:
1- Terakki Vakfi yönetim kurulunda 1980 li yillarda görev alan üyeler sabetayci kökenli degilmidirler?
2- Su an vakifta görev alan asagidaki sahislar Selanikli kökene mensup sabetayci ailelerden gelmekte midirler?:
- Can Paker
- Bülent Tanla
- Lütfü Paker ( Can Paker’in kayinbiraderi)
3 Agustos 1323 ( 16.08.1907) Tarihli bir kararla hiristyan ve musevi çocuklarinin da ayni tenzilatla okula alinmalari karara baglanmistir. “ Musevi çocuklari arasinda lisan-i Osmaninin tamimi zimminda yirmi nefer etfal-i museviyenin ehven ücretle mektebe kaydü kabulleri musevi cemaati namina teklif olununca” imtihanla alinacaklari siniflarin “ besinci derece yarim” ücreti ile kabulüne karar veriliyor. Görülüyor ki aslen musevi olan cemaat mensuplari ayni zamanda da sadece musevi cemaatine bir takim imtiyazlar vermek sureti ile bu cemaatle iliskilerini bir tutmaktadir. Avram Galante “ Sabetaycilarin Gelenekleri” isimli kitabuinda Türkiye disinda yasayan sabetaycilarin birer yahudi oldugunu bildirmistir.
Sisli Terakki Lisesi bir sabetayci okulu olarak esasinda cemaat mensuplarinin egitim kalitesinin yükseltilmesi ve dini tedrisat verilmesi esasina dayanmaktaydi.
Bu davalarla ilgili olarak kayitlara özellikle geçirilmesini istedigim diger bir noktada özellikle belirli çevreler tarafindan islamci, yobaz, gibi sifatlarla küçük düsürülmeye çalisilan ve bu davada hiçbir suçlari olmadigi halde yargilanan gazetecilerle ilgilidir. Türk Basini ve Türk medyasi ne yazikki bugün tam anlami ile özgür sayilamaz. Maalesef belirli baski gruplari ve aileler medyanin kontrolünü ellerinde tutmaktadirlar. Bu olaylarin baslangici sirasinda konunun kimleri ilgilendirdigini bilmeyen o zamanki Sabah Gazetesi yazarlari bir hafta içinde aralikli olarak yayin yapmislarsa da müsteki Sayin Haluk Arig’in Sabah Grubu yöneticilerinden olmasi sebebi ile bu yayini kesmislerdir. Sayin Arig kendisini temize çikarabilmek amaciyla tamamen görünürde bir davayi bu gazeteye ve yazarlarina karsi açmistir. Oysa, bu konunun basinda çikmasini engellemistir. Nitekim Hürriyet Gazetesi konuyu bir yil sonra sayfalarinda vermistir.
Terakki vakfi Yönetiminde olan kisiler Türkiye’deki sabetayci lobiyi olusturan bir grup güçlü ve toplumda bir takim aksiyonlar yaratabilecek insanlardir. Bu kisilerin basin üzerindeki etkileri açiktir. Bu konuda yayin yapmaya cesaret edebilen iste yukarida sayilan ve islamci, yobaz olarak karalanan basin organlari olmustur. Bunlarin içinde Akit Gazetesi hiçbir sekilde konuyu bir sabetayci olay haline getirmeden tamamen objektif olarak islemistir. Bu sebeple gazetecilik göreevini yapan bu gazetenin yönetici ve yazarlarina karsi dava açilmasi beyhudedir, bir maksada dayankmaktadir. Yillarca kendisini resmi ideolojinin arkasina dayayip Türkiye’nin kurucusu olan kislerin miraslarinin ardina gizlenip bir cemaat okulunu yok eden ve onu kendi menfaatleri için bir alisveris merkezi haline getiren bu zihniyete mensup kisilerin yargilamasini tarih mutlaka yapacaktir. Okulun altinda ki sinagogun sabetayci inanca göre yikilmamasi gerekirdi, bu insanlarin gözünü bürüyen para ve kazanma hirsi en mukaddes dini degerlere saldirmalarini engellememistir. Yaziktir, çok yaziktir. Bu yazilanlarin kayitlara alinmalara gelecek kusaklara birakacagimiz mirasla ilgilidir. Bir gün bu cemaatin tarihi yazildiginda tipki Galile’yi ölüme mahkum eden kisilerin davranislari gibi terakki vakfi’nin yöneticileri de büyük bir manevi suçun altinda olacaklardir. Emisn olunuz ilahi bir mahkemenin sonuçlarini görmekde gecikmeyecegiz!
Sonuç olarak sunlari söylemek istiyorum: Sisli Terakki Lisesi bir sabetayci cemaat okuludur. Terakki vakfi’nin yöneticileri ve Sayin Haluk Arig basta olmak üzere bu kislerin cemaate ait bir okulu ve binasini böyle fütursuzca yok etmelerinin önüne geçilebilirdi. Maalesef devlet mekanizmasi isletilmemistir, bu kisilerin servetleri arastirilmamistir, vakiflar mevzuatina aykiri olarak yapilan tasarruflar, diger teklifler incelenmeden Nevzat Ak insaata binanin verilmesine karsi inceleme yapan Sayin Vakiflar Müfettisi Mustafa Batug bunlari görmemistir ,. Istanbul Vakiflar Müdürlügü konuyu derin olarak tetkik ettirmemistir. Tüm bunlar bana yillardir varligi gizlenen bir cemaat lobisinin gerçekligini göstermektedir. Sabetaycilar bugün Türkiye’de parlementoda su an en az dört milletvekili olan, kabinede en az bir bakani olan, Türk silahli kuvvetlerinin üst kademelerinde etkin kisilere sahip bir gizli cemattiir. Bu sebeple mahkemenizin en kisa zamanda bu davadan hareketle sabetayciligin incelenebilmesi ve devlet kayitlarina girecek bilgilere ulasmasi gerekmektedir.
IV CAN PAKER KIMDIR KENDISI HAKKINDAKI GERÇEKLER NELERDIR? Kendisini Türkiye’nin taninan bir isadami gibi gösteren, ayni anda Türk Henkel A.S. Genel Müdürü, TUSIAD Etik Isler Daire Baskani, Sabanci Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Enka ve Terakki Okullari Mütevelli Heyeti Üyesi, Türk Amerikan ve Türk Alman Isadamlari Dernekleri üyelikleri gibi daha burada saymakla bitmeyecek pek çok klübün üyesi olan Sayin Nafiz Can Paker gerçekte kimdir? Kendisinin maksatlari nelerdir?
Dikkat edelim. Türkiye’de Türk Henkel isimli Alman firmasinin disinda Özel Sektörde pek çok firma varken ve bu firmalarin Genel Müdürleri ve Üst Düzey yöneticileri Sayin Paker g,bi bir musevi baglantisi olmadan tamamen kendi güçleriyle bu mevkilere gelmisken hernedense bu kislerin hiçbiri su anda Türk basini’nda Sayin Can Paker kadar etkili ve yetkili bir biçimde boy gösterememektedir. Sayin Can Paker Türk Siyaseti’nde giderek eski gücünü kazanan Sabetayci lobinin Türkiye Cumhuriyeti’nde ki gelecekteki basbakan adayidir! Çok degil önümüzdeki, ilk seçimlerde basbakanlik koltuguna oturacak ve Naim Talu, Recep Peker gibi geçmisin önemli Sabetayci Devlet adamlari gibi bir konuma yine sabetayci kökeni nedeniyle getirilecektir. Kendisi ile ilgili Amerikan Musevi Lobisi’nde çalismalar simdiden baslatilmistir.
Ben Sayin Can Paker ile çok uzak bir biçimde akrabayim. Çünkü yüzyillar boyunca sadece kendi içinden evlilikler yapan Kapancilar kolunun bir mensubu olarak Sayin Paker ile ayni soyagacinda yeralan ve fakat çok uzak akrabaligi bulunan bir kisiyim. Bizzat çok yakin akrabalarim kendisi ile uzun yillar Henkel A.S de birlikte çalismistir. Yine enne tarafindan yakin akrabam olan ( annemin teyzesinin ogludur)Sayin Yasar Malta Can Paker’in esi Mühriban Paker ve Lütfi Paker’in de ortagi oldugu Yeni Tekstil isimli firmanin da ortagidir. Bu sebeple benim burada sunacagim bilgiler tamamen ayni cemaate mensup olmamizdean dolayi bildigim ve gerçek olan bilgilerdir. Ayrica bu savunma ekinde kendisi de Sabetayci olan ve bu aile ile uzak akraba olan Hürriyet Gazetesi yazari merhume Gülçin Telci’nin de bu aile ile ilgili yazmis oldugu gazete haberlerini verecegim.
Can Paker’i bu Türkiye’nin kaderini elinde tutan gizli bir siyasal grubun içinde bulunan kisiyi ve onunla beraber hareket eden sabetayci kökenli ya da evlilikler yoluyla cemaate girerek bu siyasi gizli örgüte dahil olan kisileri yakindan taniyabilmemiz için tarihi geçmisi çok iyi bilmemiz gerekmektedir. Bugün Türkiye’nin gündemi olusturan medyasi bir grup tarafindan idare edilmektedir. Türkliye Toplumu gerçek bilgilerden uzak bir biçimde yasamaktadir, adeta afyonlanmmis ve morfinlenmis bir sekilde tamamen tarafli ve yanli bir degeryargilari sisteminin içindedir.. Bu sebeple burada yazilan bilgilerin medyada islendigini göremezsiniz. Kaldi ki bu örgüt mensuplari geçmiste Türk Ceza Hukuku’na ismini yazdirmis Sayin Sahir Erman gibi yine cemaat içinden gelen profesörler kanali ile yanli bir biçimde olusturulan bilirkisi raporlari ile istedikleri sekilde hareket edebilmislerdir. Bugün yine Erman ailesine mensup Ceza Hukuku Profesörleri kanaliyla da bu tutumu devam ettirmektedirler.
12 Eylül 1980 Yili’nda yapilan askeri müdehalede neden o dönemin en önemli sol liderleri Sayin Mehmet Barlas , Sayin Ismail Cem gibi kisiler hakkinda birakiniz davayi en küçük bir sorusturma dahi açilamamistir? Bu kisiler tamamen sabetayci kökenli olmalarini kullanarak olusturduklari ve devlet içinde özellikle Disisleri, Maliye, Içisleri gibi bakanliklar bünyesinde ve Türk Silahli Kuvvetlerinde örgütlenen ekipleri ile Türkiye’yi gizli bir biçimde yönetmektedirler.
Sabetayci kökenli olmak ya da Sabetay Sevi’nin Mesih olduguna inanmak asla bir suç olamaz. Bu sebeple bu savunmada kendisini bu inanca vakfeden degerli cemaat mensuplarimizin burada hedef alinmadiginin bilinmesini özellikle isterim. Ancak kökeni itibariyle irkçi bir ayrima giderek cemaat kaynaklarini kendi menfaatleri dogrultusunda kullanan ve bunun yaninda kendi kurduklari ekibi Türkiye’nin yönetiminde bir güç haline getiren kisilerinde burada zikredilmeleri vicdani bir sorumluluktuir. Ben Israel’in en önemli din okullarindan birinde görev almis, hayatini sabetayciligin bir yahudi tarikati oldugu gerçegini ispata çalismis bir kisiyim. Bu sebeple hiçkimseye iftira atmak veya karalamak maksadim yoktur. Kaldi ki Türkiye’de bu denli kudret sahibi kisilerin gerçek maksadlarini açiklamaninda cesaret gerektiren bir is oldugunun bilincindeyim. Ben Rabbe ve O’nun mukaddes dini olan yahudilige inanan bir kisiyim. Gerçek inancim Rabbin disinda hiçkimseden korkmamamin gerekliligini bana ögretmistir. Bu sebeple vicdanen rahatim. Burada cemaatimi desifre etmiyorum sadece bu cemaati menfaatleri ugruna yönetmeye çalisan ve bizi asimile olmaya iten dinimize karsi kisilerle hukuki bir savasin içindeyim. Rabbin yardimcim olacagina imanim tamdir.
Sabetaycilar Osmanli devleti döneminde de örgütlü bir biçimdeydiler. Bu konuda Ibrahim Aladdin Gövsa’nin Sabetay Sevi isimli kitabi kaynak olarak gösterilebilinir.Görüldügü sabetayclik asla misyonunu kaybetmemistir. Birinci Cihan Harbi esnasinda ve sonrasinda özellikle iki sabetayci karakterin çok etkiili siyasi bir yapida yer aldiklarini görmekteyiz. Bunlar Halide Edip ve Ahmet Emin Yalman’dirlar. Bu yillarda Türkiye’de çok genis bir biçimde tartisilan ve bugün bile bazi çevrelerin destek verdikleri Amerikan Mandasi fikrini Türkiye siyasetine sokan iki sabetayci isimden bahsetmem gerekiyor. Bunlardan biri Sayin Haide Edip Adivar ötekisi ise Ahmet Emin Yalnan’dir. O yillarda birlikte kurduklari Wilson Fikirleri Cemiyeti isimli bir kurulusla Türkiye’nin Dogu ve Güneydogusu’nda bir hiristyan devletin de kurulmasi ve daha sonra Tarihe Sevres anlasmasi olarak geçen anlasmada belirlenen sinirlar içinde Türkiye’nin bölünmesini amaç edinmislerdi. Bu konuda Dr. Mine Erol’un “ Türkiye’de Manda Meselesi ve Mandacilik” ( Giresun 1973) isimli kitabi bir kaynak niteliginde olup Yalman ve Adivar’in politik düsüncelerini tamamen analiz etmektedir.
Bu konuda Atatürk Nutuk isimli eserinde de Manda konusundan bahsederek sunlari anlatmistir: “ Esas Türk milletinin haysiyeti ve serefli bir millet olarak yasamasidfir. Bu esas ancak istiklal-i tamme malikiyetle temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun istiklaladen mahrum bir millet beser,iyeti mütemeddine muvacehesinde usak olmak mevkiinden yüksek bir muammeleye kesb-i liyakat edemez. Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek insanlik evsafdindan mahrumiyeti, aczu meskeneti itiraftan baska bir sey degildir. Filhakika bu derekeye düsmemis olanlarin isteyerek baslarina bir ecnebi efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk’ün haysiyet ve izeet-i nefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yasamaktansa mahvolsun, evladir! Binaenalyh , ya Istiklal Ya Ölüm! ”
Sabetaycilik 1924 Yili’nda çok önemli bir ivme kazandi. O yil yapilan Türk Yunan Ahali Mübadelesi ile sabetaycilar Türkiye’ye getirildiler. Böylelikle müslüman Türk unsurlarin ve Anadolu’da yasayan Hiristyan Rum unsurlarin karsilikli mal ve nüfus degistokusu olarak ele alinabilecek bu çok önemli olay gerçeklesmis oluyordu. Fakat sabetaycilarin inanilmaz bir mal varliklari vardi. Ve cemaat üyeleri Türkiye’ye gelerek Selanik’te sahip oldukalri ve asla Türkiye’de tam karsiligini alamayacaklalsri mallarin mübadelesini kabul etmiyorlardi. Bu sebeple 1924 Yilinda Yunanistan’da bir harekete giristiler. Bakin o hareketi isimli kaynak nasil zikretmektedir.
Ayni Yil Karakaslar Grubu’nun içinden çikan Karakaszade Rüstü isimli kisi Istanbul Basi’nda sabetaycilikla ilgili bilgiler açikladi, cemaat yönetimini Türkiye’yi sevmemekle ve asimile olmamakla suçladi. Bu konuda isimli kaynakta bu olay söyle anlatilmaktadir:
Türk basini’ndaki bu tartismalara sabetayci basinda katildi. O günkü Istanbul Gazeteleri’nden Son Saat Gazetesi Sertel ailesinin kontrolündeydi. Vatan Gazetesi’ nin sahibi ise Ahmet Emin Yalman’di. Bu tartismalara katilan Yalman Tarihin Esrarengiz Bir Sayfasi isimli bir yazi dizisi hazirladi ve Dönmeligin varligini kabul etti. Ama tipki Sayin Nafiz Can Paker’in geçmiste kaldigini iddia ettigi sekilde bu hareketin tarihe gömüldügünü bildirdi. Dikkat edelim bu hemen hemen bütün sabetaycilarin ortak iddasidir!
Tartismalar giderek büyüdü, Karakaszade Rüstü T.B.M.M ye basvurdu, Atatürk’e mektup yazdi ve konu giderek derinlesmeye basladi. Fakat bizzat Atatürk bu konunun kapatilmasi için emir verdi. Amaci yeni kurulan bir Cumhuriyet’te bilgisi, kültürü ve deneymleri ile batili bir hayat anlayisina sahip böyle bir cemaatin desifre ed,ilerek kendilerine bir reksiyonun olusmasini önlemekti.
Böylelikle 1924 Yili’nda Türk basinin’nda baslayan tartismalar 1937 de yeniden Yalman Yunus Nadi arasindaki basin polemigine kadar son buldu. Türkiye’de degil sabetaycilar hakkinda yazi yazmak konusmak bile yasaklandi. Israel’li büyük arastirmaci Sayin Mose Sevilla Saron bakin bu konuda neler yazmaktadir:
“ Dönmeler artik büyük bir sir olmaktan çikan sirlarinin daha fazla açiga çikacagi kaygisiyla, bu sorunu Türk Basini’nin gündeminden çikarmak istiyorlardi. O günlerin yeni bir devletin, birlesmis ve tümüyle Türk olan yeni bir ulusun kuruldugu günler olmasi nedeniyle, dönmeler ekonomik ve siyasal yasamdan uzaklastirilmamalari için fazla desifre olmak istemiyorlardi” ( Dönmeler / Tarih ve Düsünce / Mose Sevilla Saron)
1937 Tartismalari kisaca özetlenecek olursa; Yalman ve Yunus Nadi arasinda bir basin polemigi yasandigi sirada orta çiktigi söylenebilir. Yunuz Nadi 22.10.1937 Tarihli yazisinda Yalman’i sabetayci asilli olmakla suçlamistir. Yalman bunu kabul etmis ama yine 24.10.1937 Tarihli yasizisinda bu olayin tarihe gömüldügünü bildirmistir.
Fakat sabetaycilik tartsmalari yine Atatürk’ün Istanbul basinina gönderdigi bir emirle son bulmustur. Böylelikle sabetaycilar gayrimüslüm bir unsur olduklari halde, dinen Sabetay Sevi’nin ilke ve prensiplerine gizli olarak inandiklari halde kimliklerinde yazan Müslüman ibaresi nedeniyle rahatlikla Türkiye Kamu Yönetimi’nde yükseldiler. Kendileri gibi batili bir hayat tarzini benimseyen Rum, Ermeni, Yahudi, ve Süryani gibi gayri müslüm unsurlarin kimliklerinde “Müslüman” ibaresi olmadigi için bu kisilere kapatilan kamu erki sabetaycilarin emrine girmistir. Zamanla Türkiye’de sabetayci olmayanlar adeta devlet içinde yükselememektedir gibi bir yarginin olusmasina neden olunmuistur. Oysa altini özellikle çizerek belirtmek isterim: Sabetayci olmak yükselmek için bir sebep degildi, sabetayci yöneticilerin yakininda olan, onlarla akraba olan ya da onlarin menfaatelerine hizmet eden sinirli sayidaki bir cemaat üyesi ancak bu imkandan faydalanabilmekteydi. Bu sebeple tüm sabetaycilari bu kisilerle birlikte görmek çok yanlis bir saptamadir.
1946 da Varlik Vergisi sabetaycilar için bir kabusa dönüsmüstür. Basta destekledikleri bu verginin gayrimüslüm unsurlari ticaret hayatindan silecegine inanan sabetayci yöneticiler kendilerinin bu bosluklari dolduracagina inanmislardir. Verginin ilk kanunlastigi anda Türk basini’nin önde gelen sabetayci kalemi Ahmet Emin Yalman önce vergiyi desteklemisti. Ancak Tahrir komisyonlari “D” grubu altinda dönme cemaatinden de vergi alinca buna karsi yazilar yazdi.
Varlik Vergisinin uygulamasi sirasinda vergi giderek azinliklarin bir siniflamaya tabii tutulmasina yol açti. 1946 senesinde nereden geldigi belli olmayan bir kudret Sabetaycilari “ D” sinifi altinda bir ayri vergi mükellefi yapti. Bu kuskusuz ki Cumhurbaskani Ismet Inönü’nün bilgisi dahilindeydi ve sabetaycilar ayri bir oranda vergiye tabii tutuldular. Bu durum sabetayci sermeyenin çözülmesine neden oldu. Verginin intikami ise ancak 1970 li yillarda kendisi de Yakubi koluna mensup olan Rahsan ( Rasel ) Ecevit tarafindan alinmistir. Bu yil yapilan CHP kongresinde Atatürk’ün yakin silah arkadasi Milli Sef Inönü,kendisi de esi dolayisiyla bu cemaate dahil olan Ahmet Yücekök-Rahsan Ecevit- Bülent Tanla- Mehmet Barlas ekibi ile birlikte CHP baskanligi seçimlerini kaybetti. Bu yillarin deneyimli politikacisi Ismet Inünü’nün sonu olacakti. Dikkat edelim Tanla, Yücekök isimleri Terakki Vakfi’nin halen genel kurul listelerinde bulunmaktadir. Sayin Yücekök hanimi sebebiyle sabetayci cemaate girmistir ve Sayin Nafiz Can Paker’in Ingiliz Lisesi High School’dan da sinif arkadasidir.
Sabetaycilarin örgütlenmesini dini bir mahiyette görmemek gerekiyor. Çünkü Yalman Vatan Gazetesi’nde 1924 de yayimladigi yazisinda bu hareketi dini bir hurafeler bütünü olarak görmüstü. Bu da bize gösteriyor ki bugün cemaatin yokolmasina neden olan %70 lere varan asimilasyon ( karisik evlilikler) un temelleri daha o zamandan atilmistir. Dolayisiyla bu ekibi ve yaptiklarini kendilerini her nekadar sabetayciligin kurtaricisi olarak addetselerde bu sekilde görmemek gerekmektedir. Yalman çok basarili bir gazeteci ve zeki bir insandi. Tüm hayati boyunca yazdikalrina bakildiginda su açiklikla görülecektir ki hiç bir fikri tam ve kesin olarak savunmamistir. 1919 larin manda taraftari gazetecisi 1930 larda koyu bir kemalist, 1942 lerde koyu bir CHP li ve Inönü Taraftari, 1950 lerde ilkelerinden taviz vermeyen bir D.P li, 1950 lerin sonunda ise bir Menderes düsmanidir. Gariptir bu ekibin diger üyeleri de ayni tavri sergileyeceklerdir. 1960 ve 1970 lerin solcusu Mehmet Barlas, 1980 lerin 12 Eylül savunucusu, 1990 larin ilkelerinden taviz vermeyen Özal yanlisi politikacisi ve 180 Derecelik bir dönüsle de 2000 li yillarin liberal islamci yazari olmaktadir. Unutmayalim Sayin Mehmet Barlas Sayin Nafiz Can Paker’in kizkardesi Canan Barlas hanimefendiyle evlidir!
Tüm bunlarin altinda yatan tek bir sebep vardir: Bu insanlar belkemiksizdirler, sadece sabetayci kökenli olmanin avantajlarini kullanmislardir, bu yolla her kaliba girmisler ve Sabetayciligin en önemli ilkesi olan Tanri’ya kosulsuz iman düsüncesini kendilerine göre modernize ederek “ Paraya ve güçlüye kosulsuz iman” haline getirmislerdir. Bu ana ilke ile her zaman kazanmayi amaçlamislardir. Bu sebeple 20. yüzyilin yükselen gücü A.B.D ye olan bagliliklari da gerçek degildir. Eger baska bir güç ortaya çikarsa ona baglanacaklardir.
Bir solcu nasil hem Atatürkçü, hem liberal hem sosyalist ve hem de kapitalizmin savunucusu olabilmektedir? Bu imkan dahilinde midir? 1970 lere damgasini vuran Ortanin Solu kavraminin yilmaz savunucusu Sayin Bülent Ecevit nasil bu yillarda ABD karsiti iken bugün ABD politikalarinin yilmaz savunucusu olmustur? Ayni sekilde Sayin Ismail Cem gibi ailesinde hahamlar yetismis bir Disisleri Bakani nasil 1970 lerdeki yazilarini unutarak 2000 li yillarin ABD sempatizani haline gelmistir? Bu sorular; morfinlesnmis ve hafizasini kaybetmis bir milletin dimaglarinda cevabini aramaktadir.
Ahmet Emin Yalman sabetayci hareketi 1950 lerde o kadar kuvvetli örgütlemistir ki kendisi ile ayni gruptan gelen ( Yakubi), Fatin Rüstü Zorlu, Osman Kapani ( kapancilar) gibi isimler Demokrat Parti’nin beyin takimini olusturmuslardir. Çok dikkat edelim bu grubun bir arada oldugu en önemli iki yer var, birincisi Sisli Terakki Lisesi, Ikincisi de Bülbülderesi mezarligidir. Bu konuda yapilacak en küçük bir arastirmada konuyla ilgili kisilerin mutlaka bu kurumlardan birisiyle olan ilgileri hemen bulunacaktir.
Yalman kurdugu grubu saglam temellere oturtmak amacindaydi. Kendisi çok basarili bir egitim almisti, Alman Lisesi sonrasinda A.B.D de üniversite egitimi almis; ve daha sonra da ABD nin Colombia üniversitesinde sosyoloji doktorasi yapmistir. Bu sebeple kendi politik grubuna girecek kisilerinde benzer egitimleri almasi amaçlanmisti.
Kuskusuz yine Yakubi koluna mensup Halil Lütfi ile olan ortakligi bir yana birakilirsa Yalman’in kendisine en yakin olan halefi gibi yetistirdigi Abdi ( Abraham) Ipekçi’dir. Ipekçi koyu bir kemalist, koyu bir solcuydu ve tabiiki yasadigi dönemde bir Amerikan karsitiydi. Gariptir Galatasaray Liseli oldugu halde Robert College mezunlari derneginin de baskanligini yapmisti. Burada hemen küçük bir açiklama yapayim, Tansu Çiller, Can Paker, Cengiz Çandar, Halide Edip Adivar gibi en önemli sabetayci isimlerin ortak özellikleri ya Robert College’den ya da benzeri bir Amerikan okulundan mezun olmalaridir. Böylelikle ABD de özellikle NewYork’ta çok ciddi bir etkisi olan Amerikan Yahudi Lobisi’ne de yakin bir konuma gelmekteydiler. Bugün Sabetayci grubun kapanci kolunda ABD pasaportlu çok önemli kisiler mevcuttur ve bunlarin çogu da bu ekliptekilerle ayni okullardan mezundurlar. Lütfen dikkat edelim ABD mandasini 1919 larda savunan kisilerin Robert College ile olan ilgileri göz ardi edilemez, edilmemelidir.. Yalman ve Paker ayni A.B.D Üniversitesi’nde yüksekögrenim yapmislardir.Bunu yalanlamak mümkün degildir. Sayin Bay Paker’de idda edildigi gibi mesakketli bir egitim almamis, sabetayci olmasinin avantajindan yararlanarak bunu tamamlamistir.
Yalman kendisi Yakubi Grubu’na mensup olmakla birlikte diger gruplardan gelen sabetaycilara karsi da ciddi sekilde yardimci olmaktaydi. Nitekim kendisinin Türk Basini’nda özellikle 1950 lerde edinnmis oldugu yer çok ama çok önemliydi. Yalman sabetaycilari belki de Cumhuriyet Dönemi’nde örgütleyen ve kurdugu bu örgütle de Türkiye’de çok önemli isler yapan bir gazeteciydi. Asla sadece bir gazeteci olarak kalmadi, Türkiye’nin yönetim kademesinde daha sonralari çok daha komplike hale gelebilecek bir örgütlenmeye gitti. Tatko grubunun sahibi oldu, böylelikle basin-ticaret- politika üçgenini kurup bugünkü siyasi yapinin da temelini olusturdu.
Yalman Türk Basini’nin kendi içindeki kavgalarla bir sonuca ulasilamayacagini biliyordu. Ona göre uluslararasi bir hale gelmek gerekiyordu. Bu sebeple Uluslararasi Basin Ajansi’nin da üyesi oldu. Uluslararasi Basin Ajansi Üyeligi yoluyla Türkiye’de daha pek çok sivil toplum kurulusunun yöneticisi olan, yillarca bu görevlerde kalan “liberal sol sabetayci grup”
Ahmet Yalman 1950 –1970 arasinda Türkiye gündemini sürekli olarak “laiklik” sorunu ile mesgul etmistir. Sadece dine inanma suçu oloan insanlari Prof. Sahir Erman’in bilirkisi raporlari ile “mürteci” konumuna getirmistir. Yeni bir din anlayisinin tesisi için ugrasmistir. Kendisine yapilan saldirilari ile “ Atatürk’e karsi” olarak göstermeyi basarmistir. Oysa Yalman’in en büyük düsmani kendisinin elinden gazete çikarma yetkisini alan ve Türkiye’nin tam bagimisizligini asla pazarlik konusu edilmeyecek bir biçimde devletin temel ilkesi haline getiren Kemal Atatürk’tür. Sunu sormamiz gerekiyor, Manda zihniyetini benimseyen ve ülkemizin küçük devletlere ayrilmasini savunan Ahmet Emin Yalman gibi kisiler nasil Atatürkçü kabul edilmislerdir? Çünkü Türk Silahli Kuvvetleri içinde de varolan sabetayci kökenli, liberal solcu bazi subaylar bizzat Yalman’in ekibinde yer almislardir. Unutulmamalidir 1961 Anayasasi’nin mimari olan Prof. Siddik Sami Onar’da sabetaycidir, uzun yillar boyunca cemaat okullarinin yönetim kurullarinda görevler almistir. 1960 ihtilalinin beyin takiminda onlarca sabetayci subay vardir . Laikligi dinsizlik olarak ortaya atip sabetayci inanci “hurafeler bütünü” olarak gören böylesine bir ekibin sabetayci cemaati adim adim karisik evlilikler yoluyla asimile etmesi, koskocaman bir cemaati dinsiz ve hedonist bir inanca mahkum etmeleri asla unutulamaz, affedilemez!
1980 Yilinda Gazeteci Abdi Ipekçi’nin öldürülmesi “liberal sol sabetayci ekip” için bir felaket olmustur. Çünkü Ecevit’i elinde adeta oynatan, Sayin Bayan Rasel Ecevit’in emirleri dogrultusunda bir siyasi çizgi belirleyen Abdi Ipekçi faili mechul bir suikaste kurban gitmistir. Bu sebeple 1980 Harekati sonrasinda sabetaycilar adeta bir uykuya çekilmislerdir. Çünkü en yetkili siyasetçileri yasaklanmistir. Fakat bu dönem yeni liberal solun yeniden toparlanmasina neden olmustur. Burada kendisi de sabetayci kökenli olan Sayin Rahsan ( Rasel Ecevit) hakkinda da biraz malumat vermek istiyorum. 1924 Mübadelesi sirasinda Giresun’un Sebinkarahisar bölgesine gelen hanimefendinin ailesi burada yasayamadiklari için Izmir’e göç etmistir. Babasi Yakubi cemaatine mensup olan bir zattir. Prof. Namik Zeki Aral’in kizi olan Rahsan Hanim daha çok genç yaslarda Ahmet Emin Yalman ile iliski kurmustur. Sabetayci yayin grubu Sabah Kitapçilik ( Genel Müdürü Sisli Terakki Vakfi Baskani Haluk Arig’dir) Tan yayimlanan Rahsan isimli kitabin ( Yazari ) 40-41. Sayfalarina bakalim: “ O sirada Vatan Gazetesi’nin sahibi Ahmet Emin Yalman’di. Oglu Tunç Yalman , Bülent’in arkadasiydi. Ecevit ailesine tercüme islerini Tunç Yalman veriyordu. (...) Esinin yoklugunda ( Rahsan Ecevit) kisa bir süre gazetecilik yapma firsati buldu. Ahmet Emin yalman’in yönettigi Vatan Gazetesi ile Altemur Kiliç’in çikarmaya basladigi Devir Dergisi’nde çalismaya basladi.( s: 41-47- Fotokopisi ektedir) Bu ancak cimbizla toplanan küçücük bilgiler mutlaka Sayin rahsan Ecevit’in anuilari yayimlandiginda çok daha detayli olarak ele alinabilecektir. 1973 TE Ismet Inöçnüyü deviren bu öuhtesem kadin Türkiye sabetaycilarinin Golda Meir’i olarak kabul edilmelidir. Yalman’in hayal ettigi büyük sabetayci imparatorluk Rahsan Hanimefendi’nin çabalari ile kurulma yoluna girmistir. Abdi Ipekçi’nin ölümü aslinda Sabetaycilarin ilk kadin liderlerinden birini de ortaya çikarmistir. Rahsan Hanim; daha sonra Türkiye’nin ilk kadin ve sabetayci kökenli basbakani olacak olan Tansu Çiller’den çok daha önceleri lider olmustur. Kendisinin asla kelimelerle anlatilamayacak zekasi ve kudreti onu daima az konusan , kimligini ortaya çikarmayan bir kisi olarak depolitik bir yapida kalmasina neden olmustur.
Burada dikkatinizi çekmek istedigim diger bir nokta daha var; Sayin Abdi Ipekçi’den sonra Milliyet Gazetesdi’nin yeni basyazari kim olomustur? Neden olmustur? Iste bu davanin kilit noktasi buradadir. Abdi Ipekçi sonrasinda Milliyet’in basina Sayin Nafiz Can Paker’in kiz kardesi ile evlenen ve bu yolla kendisi sabetayci bir aileden gelmedigi halde bu evlilik sayesinde cemaate giren Mehmet Barlas’tir.
Mehmet Barlas’in siyasi geçmsine baktigimizda sunu görüyoruz. Kendisi 1974 seçimi sonrasinda iktidara gelen C.H.P hükümetinde 31 Yasinda sadece Bayan Rasel Ecevit’e ve ekibe yakin oldugu için TRT Genel Müdürlügü’ne getirilen Ismail Cem Ipekçi ( ki sabetayci bir aileden geldigi için bnundan utanan ve siyasi kari,yerini soyadini degistirrerek kurtaramaya çalisan Ismail Cem mahkeme karari ile soyadindan vazgeçmistir) ‘nin ilk icraatlari arasinda TRT Haber Dairesi Baskanligi’na Mehmet Barlas’i getirmek olmustur.
Bakiniz Prof. Yalçin Küçük Tekelistan isimli kitabinda bu konuda neler yazmaktadir: “Ayrica gasetelerde Dervis’e yakin destegin , Baykal’in yakini oldugunu ögrendigimiz ve iktisatçi olmadigini bildigimiz bu C.Paker’den gelmesi de ilgimizi çekmektedir. Simdi anlasiliyor, iliskileri Cem’in TRT nin basina getirildigi tarihe denk düsüyor; Cem o sirada bir yandan TIP sempatizani idi(..) Haber dairesi de Barlas’tan çok esi , sabataiyist Canan’a birakilmisti, uyum tamdi” ( Tekelistan / Yalçin Küçük / s:400 YGS Yayinlari / Istanbul 2001 2. baski) . Buna bir de Yazar Atilla Ilhan’in su sözlerini ekleyelim: “Asil fonksiyonlari bunlarin yabanci sermayededir.(...) Istanbul’daki basini aslinda Mesrutiyet’ten sonra büyük ölçüde, bunlar kontrol etmislerdir, ellerine almislardir” ( Yillarin Dönmeyenleri / Dönmeler K.Taner Ümit/ Hüseyin Kahraman / Islam Temmuz 1988 s:33-37)
Sabetaycilar Prof. Ilber Ortayli’nin deyimi ile Türk Modernlesmesinin önemli unssurlaridirlar. Ancak sabetaycilar kendileri ile ilgili hiçbir konunun tartsilmasina asla izin vermezler. Sabetaycilik ile ilgili bir tartismanin yapilmasini “ Atatürk’te Selaniklidir, bu tartismalarin altinda Atatürk’e saldiri düsüncesi yatar” diye bertaraf ederler. Eger kendileri bu konuda tartismalari önleyemezlerse o vakit Türkiye Yahudi Cemaati’nin içinden kendilerine hizmet edecek birileri mutlaka bulunacaktir. Burada ortaya atilan iddia ise Avrupa’da çok önemli bir suç olan antisemitizm yapilmasidir. Yine benim sabetayciligin yahudiligin bir tarikati oldugu düsüncelerimin özellikle kendisini de mensubu oldugu cemaati ve patronu Dinç Bilgin’i zor duruma sokacagini anlayan Sayin Yasar Aksoy isimli sabetayci gazetecinin Yeni Asir Gazetesi’nde yazmis oldugu 31.07.2000 tarihli, makalesinde beni provakatör ve susuturulmasi gereken bir insan olarak tanitmisti. Açiklikla sahsimi hedef alan ve tehdit eden bu yaziya karsilik gerekli hukuki süreç baslatilmis oldugundan ben daha fazla burada ayrintili bilgi vermek istemiyorum.
Burada sabetaycilarin kendilerini ifade ettikleri bir filmden de söz etmek istiyorum: Fransa’da çevrilen ve Türkiye’de ki bazi sabetayci ailelerle yapilan özel konusmalari kapsayan “ Son Dönmeler” isimli bir filmdir. Bu filmin satisi Fransa’da olmaktadir, ancak Türkiye’de bu filmin gösterilmesine bizzat yapimcilari izin vermemektedir. Çünkü Türkiye’nin çok taninmis aileleri bu filmde konusmalar yapmislardir. Kendileri yahudi olduklarini , zorla müslüman yapildiklarini belirtmisler ve filmin tümü boyunca Türk Milletyle aralarindaki temel farklari fütursuzca anlatmislardir. Sayin Bali bu filmden Fatos A. ‘nin beyanatlarini almistir. Fatos A. Isimli kisi Sisli Terakki Lisesi Yönetim Kurulu Baskani olan Haluk Arig’in esi Fatos Arig’dir. Liberal Sol Sabetaycilar” tamamen devlet içinde yaptiklari örgütlenme ile Türkiye’de istedikleri bir yönetim seklini Avrupa Birligi standartlarina aykiri olarak laik ve demokratik bir sistem olarak benimsetmislerdir. Bunu bir devlet politikasi haline getirmislerdir ve bunun da savunuculugunu yapmaktadirlar.
Iste çok genel hatlariyla anlatmaya çalistigimiz bu ekip Sisli Terakki Lisesi’nin yönetimini ele geçirmistir. Ekte sundugum okulun genel kurul üyeleri listesinde görülen resimlerin altindaki isimlere dikkatle bakalim: Baskan Haluk Arig, esi Fatos Arig’in Türk Basinin’nda yeralan beyanatlari ile sabetayciligi artik kesin olarak bilinen bir ksidir. Kendisi bu siyasi ekibin adeta sözcüsü durumundadir. Bülent Tanla Sabetaycilarin Karakaslar koluna mensutur. Kardesinin mahkemeye sundugumuz ölüm ilaninda da apaçik görülecegi üzere Sabetaycilarin Misirli ailesi ile ilskilidir, akrabalari Bülbülderesi Selanikliler Mezarligi olarak bilinen sabetayci mezarlikta gömülmüstür. Yine okulun geçmis yönetiminde bulunan ve bugün Enka Grubu’nun bir yöneticisi tarafindan temsil edilen Isadami Sarik tara’nin da hanimi sabetayci kökenlidir. Nafiz Can Paker bir sabetaycidir, aile üyelerinin mahkemeye sunacagimiz resimlerden de apaçik görülecegi gibi önemli bir bölümü Üsküdar Bülbülderesi mezarliginin kapancilar bölümündedir. Nafiz Can Paker’in esinin erkek kardesi olan Lütfi Paker’de yine bu aile baglantilari ile okul yönetiminde yer almaktadir.
Lütfen dikkat edelim. Bu kisiler kendilerini kaydi hayat sarti ile okul yönetimine aldirmislardir. Haklarinda tarafimdan devletin ilgili birimlerine yapilan tüm ihbarlar Vakiflar Müfettisleri tarafindan hasiralti edilmistir. Ilgili müfettis raporu da mahkemeye delil olarak sunulmaktadir
Bu düzmece rapora karsi benim tüm çabalarima ragmen Vakiflar Genel Müdürlügü harekete geçmemistir. Zira bu bakanlik tamamen sabetaycilarin kontrolü altindadir. Bakizin ilgili bakanlik 1924 Mübadele Arsivi kayitlarindaki bilgileri hiçe sayarak Osmanli Arsiv Belgelerini inceledigi halde yok farzederek benim bir dilekçeme asagidakli tarihi vcevabi vermistir: “ Kayitlarimizda Sabetaycilikla ilgili bir blgi yoktur.”
Türkiye’yi yabanci bir ülkenin idaresi altina sokmaya çalisan “Sabetayci Liberal Kadro” nuin ne sekilde örgütlendigi ve kendisine nasil dokunulamadigi sayani takdirdir. Iddia ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir mahkemesi, hiçbir devlet gücü 1946 da uygulanan Varlik vergisi’nde apaçik varligi kabul edilen Dönmelerin ( Sabetaycilarin) varligini arastirmaya muktedir degildir. Devletin hiçbir istihbarat gücü bunu yapamaz. Devlet bu ekibin eline geçmistir, siki sikiya elleri kollari baglanmistir. Ve maalesef çokd egil birkaç yil zarfinda Türkiye’nin basina gelecek olaylar bizleri için bir musibet olacaktir.
Simdi Sayin Nafiz Can Paker’in iddialarini tek tek yanitlayayim:
a- Bay Paker kendisinin iyi bir isadami oldugunu belirtmektedir.Hemen belirtmek isterim. Bir kisinin is hayatinmda çok basarili oldugu sadece bir firmadaki çalismalari ile belirlenemez. Sayin Can Paker tipki ailemizin diger mensuplari gibi is hayatina Türk Henkel firmasinda baslamistir.Kendisinin bu firmaya girmesi Yeni Tekstil firmasinin sahibi ve Sayin Paker’in kayinpederi olan Memduh Paker kanali ile olmustur.
Bu firmanin Türkiye’ye gelmesini saglayan kisi burada adini vermek istemedigim ailesi Selanikli olan ama sabetayci olmayan gerçek bir musevi bir isadamidir, kendisini Türk Kimya sanayiine adamis bu kisiSayin Can Paker’e her zaman yardim etmis, kendisinin kisa zamanda yükselmesini saglamistir. Bu çok önemli bir noktadir. Henkel firmasinin en üst seviyelerine kadar gelen Bay Paker kisa sürede Amerikan Devleti ile de yakin iliskiler kurmustur. Görünürde görev yaptigi hayir isleri tamamen 1919 larda Yalman ile filizlenen Mandacilik doktrininin Türkiye’de yerlesmesi maksadini tasimaktadir.
b- Sayin Paker’in terakki Vakfi ile iliskisi ekteki resimde açiklikla görülmektedir. Bay Paker kendisi sadece perde arkasindaki bir yönetici degildir, ayni zamanda bu vakfin açik ve seçik idarecisidir. Bu vakiftan ne sekilde para almaktadir? Bay Paker Terakki Vakfi’nin okullarindan mezun olmadigi halde hangi saikle kaydi hayat sarti ile bu vakfin yöneticileri arasina girmistir? Bunun cevabi çok açiktir. Can Paker’in kayinpederi olan Sayin Memduh Paker daha gençlik yillarinda kizi Mihriban hanim ile akrabasi olan Bay Can Paker’in evlenmesi için ugrasmistir. Kendisi benim sik sik belirtiigim gibi bir hahmadi. Bizzat Kizi Mihriban Hanim babasinin bir hahm oldugunu biliyordu. Bu ailenin elinde Selanik’tan kalma cemaat belgeleri bulunmaktadir. Bu belgelerde cemaatimizin dini belgeleridir. Sayin paker çok iyi bilmektedir ki kayinpederi Kapancilar Grubu’nun son dini lidelerlerinden biriydi. Bomonti’de Karakas’lar Grubu’ndan bir aileye ait bir fabrikaya her Cuma günü gelir Sabat tatilinin baslangicina kadar buradaki karakasli hahamlarla dini meseleleri müzakere ederdi. Ben bu konusmalar sahit olan hahamlarla görüstüm. Kaldi ki sabetayci olmak, haham olmak ya da bu yolla itham edilmek bir hakaret midir? Eger Bay paker bunu bir hakaret olarak addediyorsa mutlaka mahkememize bildirmelidir. Zira kendileri ve içinde bulundugu ekibin üyeleri Türkiye disinda yahudi olduklarini beyan ederlerken Türkiye’de bunu bir hakaret unsuru olarak mi addetmektedirler? Kaldi ki bu ekibin güçlü ismi müflis isadami Sayn Mehmet Barlas A.B.D de musevi oldugu için baski gördügünü söyleyerek yetkili makamlardan oturma izni almistir.
Terakki Vakfi’nin denetlenmesi hususunda mahkemenizin nazari dikkatini celbedecek çok önemli bir belgeyi burada takdim etmek istiyorum. Vakiflar Müfettisi Sayin Mustafa Batu’nun sundugu bu belgede sunlar yazilmaktadir: “ hepsi kamuoyunda saygin bir konuma sahip vakif üyeleri hakkinda birtakim ithamlarda bulunan kisi hakkinda gerek vakif tüzel kisilgi olarak ve gerek ise sahsi davalar açildigi , Emniyet birimlerinin konuya mutalli oldukalri bilindiginden, müfettisligimizce ayrica bir suç duyurusuna ihtiyaç bulunmadigi anlasilmistir.” Iste bu Türkiye Devleti’nin resmen anayasanin esitlik ilkesine aykiri olarak; sabetayci kökenli kisileri favori kildiginin da resmi evrakidir! ( 16/06/2000 Tarih ve 41-3/3 Sayili Rapor: Raporu Yazan Müfettis Mustafa Batu)
c- Bay Paker’in dava dilekçesinde yazan diger bir iddiaya gelelim: “ Canan Barlas’in sabetayci bir aileden gelmesi , Ismail Cem ile iliskileri.
Sayin Can Paker’i en iyi sekilde taniyabilmek için burada sunlari belirtmekte faydalar vardir: Sayin Canan Barlas gazeteci yazar Mehmet Barlas’in esidir ve köken itibariyle de sabetaycidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaskanligi seçimleri esnasinda Sayin Can Paker’in de içinde bulundugu “ liberal sol sabetayci ekip” kendi gruplarindan olan Disisleri Bakani Ismail Cem Iperkçi’yi açikça bu makama seçilmesi için desteklemislerdir. Sayin Ipekçi kendisi de ABD de yasayan ve vaftiz olarak ailesi tarafindan hiristyan dinine geçen ama yahudiligini unutmayan ve bu dine inanan eski ABD Disisleri Bakani Alslsbreight’a durumunu anlatarak kendisinin ABD yönetimi tarafindan desteklenmesini istemistir. Nitekim bununla igili olarak basta Türkiye kamuoyu olmak üzere ABD Musevi lovbisi tarafindan da bir kampanya baslatilmistir. Sayin Cem üstü kapali bir biçimde Selanikli kökeniyle gurur duydugunu bildiren bazi beyanatlari ABD ve Ingiltere Basini’nda da dile getirmistir. Fakat bu sirada yzar Yalçin Küçük ve Ben verdigimiz demeçlerle Ismail Cem’in bu usevi kökeninin özellikle dile getirdirk. Benim Akit Gazetesi’nin 25.04.2000 tarihli sayisinda yayimlanan mülakatimda ben sunlari özellikle söyledim: “ Ismail Cem’in dedesi hahamdir.. bu yazi ve Yalçin Küçük’ün beyanlari T.B.M.M de milletvekilleri tarafindan ele alindi, kapali kulisler sonucunda Sayin Ismail Cem ‘in Cumhurbaskanligi konusu milletvekilllerinin vicdani kanaatleri neticesinde olamadi. Bunun üzerine asagida da detayli olarak ele alinacagi gibi 28 Subat’ta devlet içinde gerekli menfaatleri saglayamayan “ Yeni Sabetayci Ekip” basin içinde kendi fikrini savunan Cengiz Çandar ( kendisinin sabetayci olduguna dair musevi cemaatinin yayin organi olan Salom Gazetesi’nde yayimlanan beyani ektedir), Mehmet Barlas gibi gazeteceler yoluyla bir kampanya baslatildi. savunmada özellikle altini çizerek belirtmek istiyorum, bir kimsenin geçmisi ve kökeni nedeniyle elestirilmesi çok açik bir biçimde irkçiliktir, böyle bir sekilde insanlarin itham edilmesi de ortaçag zihniyetidir, . Ama bir kisi kendisi ile ayni kültürel özellikleri gösteren, kendisi ile ayni kökenden gelen kisilerle isbirligi yaparak bir gruplasma içine giriyorsa bu tabiiki toplumbilimin ilgi alanina girer, ama bu davada beni suçlayanlarin yaptigi gibi bir örgüt kurarak devletin düzenini bir baska ülkenin çikarlarini gözeterek degistirme amaci güdüyorsa bu devletin ilgili organlarinin arastirmasi gereken bir istir. 1919 yilindan beri baslayan Atatürk’ün Nutuk isimli eserinde açikça beli,rtilen bir baska ülkenin himayesini arzulayan ( manda özlemi) bu kisilerin amaçlarinin mutlaka ama mutlaka engellnmesi gerekmektedir. Bu sebeple Türkiye’ye gönülden bagli bir sabetayci asilli yurttas olarak Sayin Bay Paker’in bana atmaya çalistigi hakaret iddialarina karsilik ben de elimden geldigince gerçekleri bilebildigim kadariyla burada zikredecegim.
Cumhurbaskanligi seçimleri sirasinda Sayin Ismail Cem Ipekçi’nin özellikle A.B.D musevi lobisiyle görüserek destek istemesi çesitli kanallar vasitasiyla bana ulasmisti. Bu Türk basininnda da yer aliyordu. Kendisi isminin yipranmamasi için hiçbir sekilde açik olarak aday olmuyordu, fakat basinda yapilan ve kimlerle yapildigi belkli olmayan kamuoyu yoklamalari bir anda devreye girmis ve gizli bir deger yaratma sistemi olusturulmustu. Bu sirada Prof. Yalçin Küçük’ün yazilari yayimlanmaya basladi. Ben de 25.04.2000 tarihinde benimle röportaj yapan Akit Gazetesi’ne Ipekçi ailesiyle ilgili malumatlar verdim.
Lütfen dikkat edelim: Sayin Ismail Cem Ipekçi , mensubu oldugu ailenin dini geçmisinden yani kisaca musevi kökeninden utandigi için soyadini degistirmisti. Oysa yabanci basin ve Amerikan Musevi lobisi kendisini bir sabetayci olarak görmekteydi ve bu sebeple böyle bir kisinin Cumhurbaskani seçilmesinin Türkiye’de önemli etkileri olacagina inaniyorlardi. Oysa Sayin Cem bu konuda asla Türkiye’de konusmamistir. Simdi nasil olurda yillarca utandigi ve bu sebeple degistirdigi aile soyadinin ardina siginmaktaydi. Kaldi ki sabetayci kökenli bazi kisiler ve bazi musevi yazarlar israrla sabetayciligin yokoldugunu bildirmekteydiler. Oysa bu gerçekdisiydi. Fakat Sayin Küçük’ün ortaya attigi iddialar ve benim yazim T.B.M.M de ki milletvekilleri üzerinde etki yapmistir. Sorun sudur; sorun Ismail cem’in musevi kökenli olmasi degil, aslini inkar etmesidir. Acaba Sayin Cem bir gün Türkiye’den ayrilmak zorunda kalsa, solcu oldugu yillarda acimazisca elestirdigi bugün büyük destek verdigi ABD ye yerlesse ve vatandaslaik almak için çaba gösterse acaba Sayin Halil Bezmen’in su sözlerini söyler mi? : “Türkiye’de musevi oldugumuz için baski gördük” ( Hürriyet gazetesi ekte sunulmustur)
Fakat ne yazik ki konu çarptirildi. Simdi su satirlari dikkatle okuyalim ( Barlas’in 28.04.2001 Tarihli Yeni Safak Gazetesi yazisi) “ Disisleri Bakani Ismail Cem’in adi Cumhurbaskani adaylari arasinda geçiyor, bazi kesimler Cem’e olamaz ,çünkü O sabetaycidir diye tepki gösterdi. (..) Ben de buna karsi Cem’in atalarinin etnik kökenine veya dini inançlarina bakarak , Cem’in politik yasamini degerlendirmek seklinde yaklastim. Ve mesele tirmandi. Sonunda bir gazetede benim ailemde de sabetaycilar oldugu için böyle dasvrandigim yazildi. Ve hatta “ Müslüman mahallesinde salyangoz satma “ benzeeri ifadeler kullanildi. Barlas daha sonraki günlerde de sabetaycilikla ilgili yazilar yazarak bu polemigin daha basinda konuyu bir antisemitizm havasina getirerek ; Sayin Dilipak’i bu yolla elestirmistir. Bu polemige ara vererek Sayin Barlas’in nasil gerçekleri saptirdigina dikkate edelim.
Nisan 1987 senesinde kendisinin ihale takipçisi bir gazeteci, oldugunu ortaya çikaran Günes gazetesi’ne karsi savas açan Barlas; 23.04.1987 sayili Günes Gazetesi’nde ki kösesinde de Sayin Dinç Bilgin’in aile geçmisine üstü kapali olarak dokundurmustu. Esi de sabetayci oldugu için bunu açikça yapamamisti ama sonuçta; kendisi de insanlarin kökenlerini ortaya atarak politika yapmisti. Simdi bunlari bir antisemitizm olarak nitelemesi tamamen amaçlidir.
Görülmektedir ki antisemitizm iddialari sabetayci liberal sol hareketin ortaya attigi en büyük ididialardan biridir. Bu aslinda uzun yillardir inanmadiklari ve devamli elestirdikleri kemalizmin ardina saklanan bu kisilerin en büyük silahidir, kisaca kendilerine yapilan elestirilerin dozu arttikça ya sabetayciliklarini ortaya koyarak özellikle ABD deki bazi çevrelerin destegini almaya çalismaktadirlar, ya da bize saldiran Atatürk’e saldirir iddialarini ortaya koynmaktadirlar. Oysa Günes Gazetesi Basyazi iken savastigi Dinç Bilgin’in aile kökenlerine kadar giden Barlas’in sözleri ne çabuk unutulur?
Bugün Türkiye medyasini sabetayc liberal solcular ele geçirmistir, bunlarin karsisinda yazi yayimlama cesaretini tek gösterebilen kamuoyunda islamci olarak mimlenen ve her zeminde alyhlerinde yazi yayimlanan Akit gibi gazetelerdir. Oysa hukuk devletini en önemli özelligi anayasimizda belirlenen basin özgürlügüdür. Peki anayasa tarafindan güvence altina alinan basin özgürlügü ülke yönetiminde gruplar kuran böylesine bir teskilartin içinde nasil olabilecektir? Hakli ile haksizi ne ayiracaktir? Acaba kendisi de bir sabetayci olan ve Sabah grubundan gerekli destegi alamayan eski basbakan Tansu Çiller’in kartel medyasi sözleri nasil degerlendirilebilinir?
Aslinda –Bay Barlas’in Sayin Cem’i desteklemesi mesnetsiz degildir. Ardinda kökü 1970 lere dayanan büyük bir plan vardir. 1974 de TRT Genel Müdürü olan Sayin Cem’in ilk icraatlari arasinda TRT Haber Dairesi Baskanligi’na Mehmet Barlas’in getirilmesi vardir!
Sayin Mecbure Canan Barlas sabetayci kökenlidir. Bu bir hakaret degildir. Bülbülderesi mezarliginda yapilacak küçük bir arastirma orada halen builunan Paker soyadli ailelerin bu kisilerle akraba oldugunu yapilacak nüfus tetkikleriyle beraber ispat edecektir.
Gelelim ekte sundugum Terakki vakfi Genel Kurul listesine. Lütfen dikkatle abakalim:
Ecevit’in 1970 li yillarda ki ekibi olan Sayin Bülent Tanla ( Eski CHP Milletvekili), Sayin Prof. Ahmet Yücekök ( Ecevit’in danismani), Sayin Prof. Emre Kongar. Sayoin Prof. Asaf Savas Akat. Lütfen dikkatle bakaklim bu klisiler oralara tesadüfen mi gelmislserdir? Devletin bile varligini belirtmekten korktugu sabetaycilik hareketinin Kapancilar Grubuna mensup yeni liberal sol politikacilar acaba kaydi hayat sarti ile neden bu okulun yönetiminde görev almaktadirlar? Görüldügü gibi sabetayci hareket Rahsan Ecevit Hanimefendi’nin etrafinda yeniden toparlanmistir. Türkiyemiz tarihinin en büyük ekonomik krizinin içinde debelenirken bir Mes,ih edasiyla Türkiye’ye getirilen IMF Uzmani Sayin Kemal ( Samuel) Dervis Bey’in ekibine bakalim. Kendisine Türk Basininda kimlerin destek verdigine lütfen özellikle bakalim. Gerçek acidir ama ortadadir. Türkiyemizin yetistirdigi onlarca uzmana karsilik sadece Sabetayci kökeni itibariyle getirilen ve kendisi Atatürk’le kiyaslandirilan ve kauoyunda mesih olarak tekdim edilen sayin Derviste bu ekibin bir üyesidir.Kendisi için kullanilan Mesih kelimesi alelade olarak ortaya atilmamistir. Bu kelimenin manasi büyüktür Sabetay Sevi’ye atfedilen ve yahudi dininin en büyük ünvanlarindan biri olan bu sifat özellikle sabetayci kökenli medya mensuplarinca ortaya çikartilmistir. Yalniz unutmayalaim 1919 da ülkeyi bir baska memleketin mandasina sokmaya çalisan ve bu ülkede bu konuda hiçbir istekli yokken kendilerini bu ise adayan sabetayci politikacilar gibi bu kisilerde özellikle bir himaye sisteminin destekçisidirler. Ve bugünkü DSP 1970 lerin CHP sinin üslendigi görevleri an be an üslenmeketedir. Sabetayci ekip hizli ve dikkatli çalismaktadir. Gelecekte Türkiye siyasetinde etkili olacagindan asla kusku duyamayacagimiz su isimlere bakalim: Dervis , Can Paker ve Tansu Çiller!
Sayin Bülent Tanla, Sayin Can Paker ve Sayin Asaf Savas Akat bir vakif mensubu olduklari halde neden mal beyaninda bulunmazlar? Ve neden devlet onlara en küçük bir sey yapamaz? Çünkü bu ekip açikça iddia ediyorum Türkl,ye Cumhuriyeti’nin üstündedir.
Sabetaycilik bir yahudi –tarikatidir. Bu konuda Gershom G. Scholem’in su yazisina bakalim:” Ilahiyat yazisi O halde sabetayci liberal sol ekip tipki Ittihat Terakki içinde örgütlenmis ve kuvvetlenmis geçmiste aralarinda kan bagi bulunan büyüklerinin olusturdugu gizli örgütün birer devamcisi ve uygulayicisidirlar. Unutmayalim, 1908 yilinda bir Imparatorluk olan Türkiye 1918 sonrasinda artik isgal edilmis ve ölüme terkedilmis bir ülke konumundaydi. Sayin Ahmet Emin Yalman ve Halide Edip gibi sabetaycilarinda kurtulus olarak gördükleri manda sistemi bizzat Atatürk tarafindan reddedilmisti. Ama bu insanlar asla yeni Cumhuriyete karsi sadik omadilar. Slimdi hem köken olarak ve hem de düsünce olarak onlarin yolunda giden klisilerin burada zikredilmeleri gerekiyor. Bir tarikat olmasi gerektigi gibi di,nmi manalar ihtiva edecegine bir siyasi gizli örgütt haline geirilmistir. Bunu yazmak suç mudur? Bunu yazmak irkçilik midir, bunu yazmak hakaret midir? Takdir yüve Türk adaletinindir! Simdi diger bir delile gelelim. Ekte sunulan Türk Henkel dergisine bakalim: ( Türk Henkel dergisinin yayin yönetmeni Mecbure Canan Barlas hanimefendidir. Simdi sormak istiyorum, kamuoyunda devlet teskilatinda kisilerin yakinlarini ise yerlestirmelerine karsi olan Bay Can Paker , bizzat Genel Müdürü oldugu sirketin dergisinin basina nasil Canan Barlas’i getirebilmekte ve siyasetçilere ahlak dersleri verebilmektedir?
Simdi Paker ilesi ile ilgili olarak bir baska yazarin satirlarini burada ele almak istiyorum. Fakat ondan önce bu yazarin kisiligi hakkinda bazi noktalari belirtmek istiyorum. Gülçin Telci Hürriyet Gazetesi’nin köse yazarlarindan birisiydi. Kendisi yakalandigi amansiz hastaliktan kurtulamayarak vefat etmitir. Gülçin Telcxi’nin annesi Münevver Hanim’in genç kizlik soyadi Malta’dir. Malta ailesi ayni zamanda benimde akrabamdir. Malta ilesinin bir ferdi olan ve Gülçin Telci’nin dayisinin oglu olan Yasar Malta ayni zamanda Yeni tekstil isimli sirketin ortagidir. Bu sebeple Sayin Can Paker’in esi ve kardesi ile ortaktir. Bu sebeple Gülçin Telci Paker ailesi ile yakindan tanismaktadir. Yani yazdiklari birer dedikodu degil gerçektir ve bu gerçekler karsisinda yazilarin yayimlandigi tarihlerde Sayin Nafiz Can Paker hakarete ugradigini iddia ederek bu yazilari dava konusu yapmamistir.
Simdi Sayin Gülçin Telci’nin su yazisina bakalim: ( Hürriyet 11.10.1997) “ Simdi biraz eski günlere dönelim. 1991 seçimlerinde Barlas çifti koyu anaplidir. Tansu milletvekili adayidir. Çiller’in seçilememesi lazimdir. Otagtepe’den Türkiye idare edilmektedir. Istanbul bankasi dosyalari el altindan gazetecilere dagitilmaktadir. Tüm bunlari nereden mi biliyorum? Bir kokteylde yakin dostum olan bir gazetecinin yanina Mecbure Barlas’in agabeyi Türk henkel Genel Müdürü Can Paker, Mehmet Barlas’la birlikte yaklasir ve “ Istanbul Bankasi dosyasini istedigin takdirde sana veririrm” der.
Artik o günler geride kalmistir. Barlas çiftinin yedigi içtigi artik Çiller ailesinden ayri degildir. Barlas çiftinin kullandigi biz basin emekçileri lafi ise iyice sinirlerimi bozuyor. Zira Mecbure Barlas halen iki sirket dergisinin ( Garanti bankasi ve agabeyinin ortaklarindan oldugu Henkel Dergisi) genel yayin yönetmenidir ve çok iyi para kazanmaktadir. Mehmet Barlas’a gelince zaten kendini basin imparatoru olarak tanimlar. Ayak takimindan uzak duru. Evinde sik sik is toplantilari yapilir, siyasilerle tanismak için ortamlar yaratilir. 5 Nisan kararlari sirasinda batmakta olan bir bankanin ortaklariyla olan sorunlarini çözmek için hakemlik yaptigi günleri hala hatirlayanlar var. Gelelim benim kuzenim, onun yakin arkadasi Halil Bezmen olaylarina. Mecbure Hanim canindan çok sevdigi Selma Hanim’in Amerika’ya kaçisini birden bire kendi gazetesinde yazmisti. Amerikaya gittikleri zaman evlerinde kadar yakin olan bu çiftin o günlerde aralarina hangi karakedi girmisti? Yoksa canindan çok sevdigi agabeyi ile Can Paker ve Halil bezmen’in isleri arasinda birseyler mi olmustu? Daha bu konuda yazacak çok sey var. Ve gerekirse yazarim.”
Kuskusuz ki Gülçin Tlci dürüst ve namuslu bir insandi. Ölümü sonrasinda sag ve sol basinda hakkinda çikan yazilarda bunu ispatlamaktadir. Kendisi sabetayci kökenli bir dürüst gazeteci olarak çok yakindan tanidigi bu insanlarin yaptiklarini biliyordu ama ate karsi olan duygularindan bunlari tam olarak ifade etmek istememistir. Gülçin Gülçin Telci bu yazi sebebiyle cemaatin tepesinde bulunan ve kendi politik çikarlari için gerçekleri saptiran Can Paker’in kizkardesi Canan Barlas ile tartismisti. ABD de bir restoranda karsilastiklarinda Canan Barlas ona sunlari söyledi: “ Bak ben hala Bab-i Alideyim. Hiçbir yere gitmiyorum. Ama sana güle güle” ( Hürriyet 05.05.1998)
Dikkat edelim, Canan Barlas’in masasinda kimler bulunmaktadir? Ali Nur Velidedeoglu, Selma Bezmen . Unutmayalaim! Selma Bezmen’in esi Halil Ali Bezmen’in ülkemizi ve milletimizi hedef alan su sözlerine dikkat edelim: “ Yahudi oldugum için Türkiye’de baski gördük”
Acaba Bayan Canan Barlas neden Selma Bezmen ile görüsmektedir. Haklarinda giyabi tutuklama karari bulunan ve Türkiye’yi karalayan Sayin Halil Bezmen hakkinda neden Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanligi ve Disisleri Bakanligi harekete geçmemektedir? Eger Halil Bezmen ABD de ben kürdüm deseydi Türkiye’de Devlet Güvenlik Mahkemeleri harekete geçmez miydi? Ama ben Selanikliyim, sabetayciyim baskiya ugradim dediginde hiçbir DGM Savcisi bu sözleri suç olarak kabul etmöemistir, edememistir. Bu açikça Türkiye Devleti’nin nasil bir sabetayci solcu liberal grubun elinde oldugunun bir isaretidir.
Evet Bayan Canan Barlas ve Bay Can Paker siradan insanlar degillerdir. Onlar Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde bulunan insanlardir, yaptiklari arastirma konusu dahi edilemez. Bugün Dogus Grubu’nun onlarca yetenekli yöneticisi varken NTV isimli TV kanalinda onbesgünde bir ülke ve dünya ile ilgili yorumlar yapmak üzere Bay Can Paker devrededir? Neden ve niçin? Bu çok açiktir.
Yine dikkat edelim. Ülkemizi bir anda yok eden 21.02.2001 Kararlarindan kaç gün sonra Sayin Can Paker Sabanci Holding yönetim kuruluna girmistir? Neden? Acaba bu olay sirasinda Bay Paker’in servetinde nasil bir artis olmustur? Kendisi bir vakif okulunun mütevelli heyetinde oldugu halde mal beyaninda bulunmamamaktadir, Benim tüm iddialarima karsilik devlet bu konuda hiçbir sey yapamamaktadir. Bay Paker ayni zmanada TESEV isimli, bir vakfinda yönetim kurulu baskanidir. Bu vakif ABD deki bazi örgütlerden para alarak raporlar yazmaktadir. Bu raporlar acaba Amöerikan istihbarat birinmlerince Türkiye ilgili kararlarda dikkate alinmaktamidir? MIT bu konuda bir arastirma yapmis midir, yapmakta midir? Mahkemenizi kanaliyla bunun sorgulamasini ayrica talep etmektetyim.
Acaba Sayin Bülent Tanla Cumhurbaskanligi seçimlerinde neler yapmistir?Kimi desteklemistir? Simdi 21.05.2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne bakalim: “
Üzülme Bir Dahaki sefere cumhurbaskani sen olursun” ABD Disisleri Bakani Allbreight Smuel Ipekçi’yi teskin etmek üzere özel bir gezi için Türkiye’ye gelmistir.Iste Ismail (Smuel)= Ipekçi’ye Amerikan yahudi Lobisi’nin belgeli destegi. Kendisi 28 Subat’ta ve son Cumhurbaskanligi seçimlerinde maalesef seçilememistir, ama emin olunuz ki bundan sonraki ilk Cumhurbaskanligi seçimini kazanacak kisidir, eger bu demokratik gözüken yollarla yapilamayacaksa elbeteki baska yollarda denenencektir.
Savunmamin bu bölümünde tamamen Türk Silahli Kuvvetleri’ni tenzih ederek asagidsak,i satirlari da yazmak zorundayim. General Çevik Bir sabetayci kökenli bir aileye mensuptur. ABD de bunu açiklikla söylemis ve Amerasikan Yahudi Lobisi’nin dstegini de almistir. Simdi hemen su noktaya gelelim. 28.02 Hareketi^nde Çevik Bir ne yapmistir? Bu hareketin önde gelen kisilerinden biridir, Genel Kurmay Ikinci Baskani olarak hareket etmis ve DSP_ANAP koalisyonunu hazirlamistir. Fakat Çiller ekibinin sabetayci olmasini diklkate almadigi için yen,i liberal sol politikacilarin hedefi olmustur. Ancak ne Sayin Barlas, Ne sayin Çandar direkt olarak General Bir’i hedef almamislardir. Buna lütfen çok dikkat edelim. Eger 28 Subat hareketi basarili olabilseydi ve ABD hükümeti bu harekete destek verseydi emin olunuz ki bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde en az on iki milyon eksilmis olacakti. Ve bu tipki Ittihat Terakki’nin sabetayci kökenli subaylarinin yaptigi bir hareket olacakti. Lütfen bunlari dikkatle ele alalim.
Evet Sabetaycilik 1924 Ten beri Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ama çok ama çok önemli bir siyasi akimidir. Bir dini hareket maalsef cenmaat çogunlugunun sessiz kalan tepkilerine ragmen bir grup yöneticinin sahsi menfaatleri ugruna siyasi bir amaca dönüsmüstür. Asla arzu edilmeyen ve edilemeyecek bir harekettir ama ne yazik ki yuikarida sözü geçen kisilerce de istismar edilmektedir.
Savunmam sirasinda üstünü özellikle basarak belirttigim bir nokta var, bir kez daha yenilemek istiyorum: Bu savunmada özellkle altini çizerek belirtmek istiyorum, bir kimsenin geçmisi ve kökeni nedeniyle elestirilmesi çok açik bir biçimde irkçiliktir, böyle bir sekilde insanlarin itham edilmesi de ortaçag zihniyetidir, . Ama bir kisi kendisi ile ayni kültürel özellikleri gösteren, kendisi ile ayni kökenden gelen kisilerle isbirligi yaparak bir gruplasma içine giriyorsa bu tabiiki toplumbilimin ilgi alanina girer, ama bu davada beni suçlayanlarin yaptigi gibi bir örgüt kurarak devletin düzenini bir baska ülkenin çikarlarini gözeterek degistirme amaci güdüyorsa bu devletin ilgili organlarinin arastirmasi gereken bir istir. 1919 yilindan beri baslayan Atatürk’ün Nutuk isimli eserinde açikça beli,rtilen bir baska ülkenin himayesini arzulayan ( manda özlemi) bu kisilerin amaçlarinin mutlaka ama mutlaka engellnmesi gerekmektedir. Bu sebeple Türkiye’ye gönülden bagli bir sabetayci asilli yurttas olarak Sayin Bay Paker’in bana atmaya çalistigi hakaret iddialarina karsilik ben de elimden geldigince gerçekleri bilebildigim kadariyla burada zikredecegim Su anda Sili terakki Vakfi ve Haluk Arig isimli Vakif Baskani tarafimdan hakkimda suç isnadi ile açilmis onaltiya yakin ceza ve hukuk davasi mevcuttur, toplam 400 Milyar TL ye yakin bir tazminat talepleri mevcuttur. Oysa bilerek, isteyerek ve devlet içindeki güçlerini kullanaaka bu kilsiler açik ve seçik olarak adalaeti yanilstma gayret,i içindedirler.Er ya da geç hak yerini bulacak ve mutlaka günü birinde Rabbin yarduimiyla bu grubun elindeki gÜçten korkmayan vicdanli kamu idarecileri ortaya çikacak ve gerekli islemleri bu kisiler hakkinda yapacaklardir.
NETICE-I TALEP : Tüm bu açiklamalarim neticesinde hali hazirda Türjk,iye’de yasamakata olan sabetaycilar olarak adlandirilan gizli bir yahudi tarikati müslüman kimligi altinda yasamakatadir. Bu tarikat mensuplarinin pek çogu karisik evlilikler sebebiyle asimile olmaya dogru gitmkektedirler, ancak burada sunulan delillerden de anlasilacagi gibi sabetayci kimlik onlarin kendilerini ifadelerinde önem arzetmektedir. Fakat bu grubun içinden çikan, gruptaki dfiger kisilerle aralarinda bir duvar ören, sabetayci kökenden gelmelerini özellikle Amerikan yaudi Lobisi’nde bir çikar olarak kullanmak amacinda olan, tamamen dini bir hareket olan sabetayciligi kendi politik çikarlari ugruna amaç ve inançlarindan saptiran kislerinde varligi mevcuttur. Halen Türk Siahli Kuvvetleri’nden Adalet, Disisleri, Milli Savunmma ve Içisleri Bakanliklarinda etkin bir biçimde örgütlenen bu çikar sebekesi devletin en üst kademelerine kadar yerlesmis biçimdedir. Fakat unutulmamalidir ki bu kisler tüm cemaati temsil etmedikleri ve edemeyecekleri gibi sadece bir azinlik halindedirler. Bu sebeple en kisa zamanda mahkemensizin bu davadan hareketle ortaya attigim iddialrimi ele almasini talep ediyorum. Bugün benim iddialarimi gerçeklestirecek devlet kayitlarina ulasmam ne yazik ki imkansizdir. Bu sebeple savunmama sirasinda sik sik belirttigim su husularin mahkemeniz tarafiondan mutlaka ele alinmasini arz ediyorum:
1- Davaci Nafiz Can Pakwer’in mal varliginin tespiti, özellikle 21.02.2001 Tarihi’nde Merkez Banmaksi basta omak üzere diger bankalar nezdinde USD spekülasyonu yapip yapmadiginin belirlenmesi, hali hazirda Sisli terakki Lisesi’ne ait olupta kendi üzerinde bulunan mallarin dökümlerinin çikarilarak mahkemeye intikali
2- Davaci Sayin nafix Can paker’in Amerikan Vatandasi olup olmmadiginin ve ABD hükümeti ya da sivil toplum örgütlerinden kendisine ve baskani bulundugu TESEV Vakfina nakdi ve ayni yardim yapilipg yapilmadiginin tespiti
3- Davacinin aile bireylerinin mezarlarinin bulundugu Bülbülderesi Selanikliler mezarliginda bulunan Kapancilar bölümünde yatan aile üyelerinin tespiti ile, davacinin, kizkardesi Canan Barlas’in, esi Mihribanm Paker ve klayinbiraderi Sayin Lütfü Paker’in ve onlarin büyükbabalarina kadar olan aile üyelerinin ayruintili nüfus kayit örneklerinin mahkemenizce tespiti
4- Türk Henkel ve Garanti Bankasi dergilerinde davacinin kiz kardesi Gazeteci Canan Barlas’in özellikle bu derfilerin yönetiminde yer alip almadiginin ve bu kurumlat-rdan aldigi maaslarin tespitine
5- Türkiye aleyhinde iddialarda bulunan bölücü maksatlar güden ve busebeple TCK nin 312. Maddesinde yeralan ....... maddesine muhalefet eden Müflis Isadami Halil Ali Bezmen’in bu davayla ilgisinin göz önüne alinaeaka Adalet Bakanligi’ndan bu kisinin Türkiye’ye n,iadesi islleminin neden engellendiginin ve hakkinda dava açilamadiginin tespiti
6- M.I.T, Emniyet Müdürlügü, Içisleri, Disisleri Bakanligi’na mahkemeniz tarafindan müracatla özellkle Sabetaycilar , Can Paker, Mehmet Barlas ve Canan Barlas hakkinda Türkiye aleyhindeki çalismalariyla iligli bilgilerin olup olmadiginin tespitine
Karar verilmesini arz ederim.
Bu sebeple davanin reddini talep eder, masraflarin davaciya tahmiline karar verilmesini saygiyla arzederim.
Beş Bin Militan Sabetaycı
OSMANLI İmparatorluğu'nun Adriyatik sahillerindeki küçük Ülgün şehrinde, sürgün edilmiş yalnız bir adam olarak 1676'da ölen ve bugün mezarı bile bilinmeyen İzmirli Sabatay Sevi, modern Türkiye'ye dolaylı olarak damgasını vurmuş önemli bir tarihî şahsiyettir. Çünkü onun doktrinine bağlı olan iki kimlikli Yahudi Türkler, yahut Sabataycılar, yahut da Selânik Dönmeleri, 1908 İkinci Meşrutiyet inkılabından bu yana ülkemizde gizli, esrarlı, güçlü bir saltanat kurmuşlar ve iradelerini nice önemli kuruma hâkim kılmışlardır.
Türkiye'deki militan, fanatik, hırslı, zorlamacı, direten, dediğim dedik zihniyetli Sabataycıların sayısı kaç kişidir? Bence onlar beş bin kişi kadardır. Kelle sayısı itibarıyla az olan bu grup tahsil, kültür, nüfuz, güç, vasıf, tesir bakımından büyük bir ağırlığa sahiptir. Bunların çoğu Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde okumuş, birkaç yabancı dil bilen, şehir kültür ve görgüsüne sahip, zeki, kurnaz, (en geniş mânâsıyla) politikacı vatandaşlardır. "Büyük satranç" oyununda onlarla başetmek kolay değildir.
Bugünkü dünyada medya birinci güç haline gelmiştir. Bizde Sabataycılar medyanın hemen hemen yarısına, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak hakimdirler. Televizyondan önce de sinema ve film sektöründe tekel kurmuşlardı. Üniversitelerde, büyük hukuk kuruluşlarında, dev finans ve iktisat teşekküllerinde, topluma yön veren önemli mevkilerde, hariciyede ve daha nice önemli ve hayatî kurumlarda köşebaşlarını tutmuşlardır.
Birkaç bin Sabataycı ülkenin yağını, balını, kaymağını yemekte; çok lüks, çok rahat, çok şaşaalı bir hayat sürmektedir. Gazete ve televizyonlarında siyasî iktidarlara akıl hocalığı yapan, İslâm'la ve dindar Müslümanlarla savaşan bir Sabataycının, İngiliz bayrağı taşıyan ve milyonlarca dolar kıymete sahip bulunan lüks ve şahane bir yatı vardır. Amerika'da, Boğaziçi'nde, başka yerlerde her biri milyonlarca dolar eden villaları, kâşâneleri, mülkleri vardır.
Geçim sıkıntısı çeken, evlâtlarını okutmakta zorlanan bir tek militan Sabataycı göremezsiniz. Hepsinin tuzları kurudur.
Militan Sabataycılar bu ülkeyi, bu halkı, bu devleti severler mi? Elbette kendilerine göre severler. Bir mandracının ineklerini ve mandrasını sevdiği gibi severler.
Ünlü bir Sabataycı bir bankayı ele geçirdi, onun dibini delerek bir katrilyona yakın parayı hortumladı. Türkiye'yi; bu ülkeyi, bu milleti, bu halkı gerektiği gibi ve hakkıyla sevmiş olsaydı böyle yapabilir miydi?
Militan Sabataycılar 70'li yıllarda başlayan islâmî hareketi kendileri için büyük bir tehlike olarak gördüler ve tedbirlerini aldılar. Bin türlü entrika ile İslâmcıların içine ajanlar ve casuslar sokarak, bir takım ahlâksız ve karaktersiz adamları manipüle ederek islâmî hareketi kirlettirdiler, çürüttüler; Sabataycı güce alternatif olmaktan çıkarttılar. İslâmî hareketi bitirdikten sonra şimdi Milliyetçi ve Türkçü hareketi çürütmek için sinsî planlar tatbik ediyorlar.Sabataycıların en güçlü tarafı bilinmemeleri, gizlilikleriydi. Birkaç aydan beri bu bilinmezlik, gizlilik, esrar perdesi aralanmaya başlamıştır. Bundan dolayı çok ama çok tedirgindirler. Sahte, iğreti bir Türk kimliği ile İslâm, Şeriat, dindar kesime düşmanlık yapmak oldukça kolaydır ama gerçek kimliklerinin Yahudilik olduğu anlaşılınca işleri zorlaşacak, büyük bir muhalefetle karşılaşacaklardır.Ülkemizdeki birkaç bin militan Sabataycının bu kadar güçlü olmasının ana sebeplerinden biri de, ülkede çoğunluğu teşkil eden Müslümanların kırsal kesim, gecekondu, varoş, köylü, taşra zihniyet ve kültürüne sahip olmasıdır. Sabataycıların derin devlet üzerindeki tesir ve nüfuzları ne kadardır? Bu hususta kesin bir söz söyleyecek, hüküm verecek durumda değilim.Sabataycılar ülkemizdeki statükonun devam etmesini istiyorlar mı? Bundan en ufak bir şüphe yoktur.Ülkemizde tam bir demokrasinin olmasını, hukukun üstünlüğü sisteminin uygulanmasını, temel insan hak ve hürriyetlerine hürmet ve riayet edilmesini samimî olarak istiyorlar mı? Onlar bunları asla istemezler.
Sabataycılar Müslümanların arasına sızmışlar, ajanlar sokmuşlar mıdır? Elbette sızmışlardır. Büyük Bektaşî dedelerinden biri Sabataycı idi. Melamilerin bozuk kolu Sabataycılar tarafından idare edilmektedir. Mevlevî tarikatına da girmişlerdir. Hakikî Mevlevileri tenzih ederim ama, şu anda rakı içen, karı ve kızlara erkeklerle birlikte sema yaptıran adamlar vardır. Militan Sabataycılar evrensel ahlâk prensiplerine uyarlar mı? Maalesef uymazlar, son banka rezaleti bu konuda ibret verici bir örnektir. Kendi içlerinde, kendi vakıf ve müesseselerinde bile büyük yolsuzluklar, hortumlamalar olmaktadır. Çoğunun dini imanı paradır.
Sabataycılık konusunu işlediğim, bu iki kimlikli cemaati açığa çıkartmak istediğim için birtakım yazarlar beni engizisyonculukla, din mahkemesi kurmakla, ortaçağ kafalı olmakla suçluyorlar. Bunlar boş telâşlar ve iftiralardır. Gizli olan bir cemaate ışık tutmak, iki kimlikli ve çok güçlü bir lobiden bahsetmek ne ahlâken, ne de kanunen suçtur. Onlar benim dinime, şeriatıma, mensubu bulunduğum dindar kitleye savaş açacaklar, hakaretler ve tehditler yağdıracaklar; onların yüzünden on milyonlarca Müslüman vatandaş bu memlekette korku ve güvensizlik içinde titreyecek, bir sürü baskı ve zulüm yapılacak; onbeş yaşındaki başörtülü bir kız çocuğu kırk günden fazla zindanda tutulacak ve ben bu adamları açığa çıkartmak için çalışırsam yaptığım engizisyon olacak... Yağma yok!
Sabataycılardan ne istiyoruz:
1. İki kimlikli olmaktan vazgeçmelerini istiyoruz. Müslüman olmadıkları halde Müslüman görünmeleri bizim hukukumuza bir tecavüzdür. Yahudiliklerini açıkça ilan etsinler.
2. İslâm'a, Müslümanlara açmış oldukları gayr-i meşru savaşı durdurmalarını istiyoruz.
3. Türkiye'yi ülke, halk ve devlet olarak samimî bir şekilde sevmelerini ve korumalarını, yücelmesi için çalışmalarını istiyoruz.
4. Çok küçük bir azınlık olmalarına rağmen ülkeyi ve delveti tekellerine almak, kendi cemaat iradelerini millî iradenin üzerinde görmek, tarihî devamlılığa ters düşen bir tarihî ârızanın sürmesi için çalışmak, millî kimliği erozyona uğratmak, ülke üzerinde gizli bir saltanat ve hükümranlık kurmak gibi emellerden vazgeçmelerini istiyoruz.
Büyük ölçüde onların hırsları yüzünden bu ülkede on milyonlarca Müslüman çoğunluk hürriyetsizlik, güvensizlik, baskı, korku, eziyet, zulüm içinde yaşıyor. Bu hal böyle devam edemez. Her kemâlin bir zevâli vardır. 1924 mübadelesine kadar ülkemizde milyonlarca Rum yaşıyordu. Yanlış ata oynadıkları için bu topraklarda varolma hakkını yitirdiler. İyonya ve Pontus Rumları Türkleri, Müslümanları, Osmanlı Devleti'ni desteklemiş olsalardı, işgalci Yunan kuvvetlerine Türklerle ve Müslümanlarla birlikte karşı çıkmış olsalardı; İzmir metropoliti Hrisostomos işgal kuvvetlerini takdis etmemiş olsaydı onlar Türkiye'de var olacaklardı.
Tarihten ibret almak gerekir.
Sabataycıseverlerin Tedirginliği
GEÇENLERDE Sky-Türk televizyonunda Sabataycılık konusunda beyan ettiğim bazı fikir ve görüşler birtakım Sabataycıları ve Sabataycı-severleri rahatsız etmişe benziyor. Bu husustaki tenkit ve itirazlara verdiğim cevapları aşağıda okuyacaksınız:
1. Sabataycılık konusunu kurcalamaya, araştırmaya ne hakkınız var?
Cevap: Bilgi edinmek, incelemek, araştırmak, yasal sınırları aşıp taşmamak şartıyla tenkit etmek insanların ve vatandaşların temel haklarındandır. Ülkemizde Sabataycılık diye önemli bir mesele vardır. Merak ediyoruz, inceliyoruz, araştırıyoruz, tenkit edilecek tarafları varsa -kendimize göre- tenkit ediyoruz. Bunda gocunacak, tedirgin ve rahatsız olacak ne var?
2. Sabataycılar birtakım gizli sinagoglarda ibadet ediyorlarsa bundan sana ne? Adamların gizli hallerini araştırmak ahlâka ve din hürriyetine aykırı değil midir?
Cevap: İslâm, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm, Hinduizm gibi dinler hakkında araştırma yapılıyor mu? Bu konuda yüzbinlerce kitap, makale yazılmış mıdır? Sabataycılık da bir dindir, onunla ilgili araştırma yapılması, bilgi edinilmesi de çok tabiîdir. Böyle bir şeyin ahlâka aykırı hiçbir tarafı yoktur. Aksine, insanlar bilgilendirildiği için ahlâken tebrik ve takdire şayan bir çalışmadır.
3. Sabataycılarla niçin ilgileniyorsunuz?Bırakın adamlar huzur ve rahat içinde kendi dinlerine göre yaşasınlar...
Cevap: Mesele o kadar basit değildir. Çünkü onlar iki kimliklidir. Dıştan Türk ve Müslüman görünüyorlar; asıl kimlikleri ise Yahudiliktir, yani Gizli Yahudidirler. Onların bu ikili kimliği biz Müslümanları çok yakından ilgilendiriyor ve itiraf etmek gerekirse tedirgin ediyor. Hepsi için söylemiyorum ama onların bazılarının cuma günü camide namaz kıldıkları, cumartesi günü ise gizli sinagogların da Sabataycı, Yahudi âyini yaptıkları söyleniyor. Tabii ki, böyle bir durum bizi yakından ilgilendirir ve rahatsız eder. Bu gibi kimseleri tanımak isteriz. Onların gizlenmek hakları varsa, bizim de bilmek, aydınlanmak, öğrenmek hakkımız vardır. Yeter ki, insan haklarına, adalete, ahlâka aykırı bir şekilde olmasın.
4. Sabataycılar sizin camilerinize, namazlarınıza karışıyor mu?
Cevap: Öyle bir karışıyorlar ki... Ezan Türkçe okunsun, namazda Kur'ân okunmasın, Türkçe tercümesi okunsun diyenler kimlerdir? Yakın tarihimizde Müslümanların temel haklarını, din ve ibadet hürriyetini, inandığı gibi yaşamak hakkını ihlâl edenler çoğunluk itibarıyla Sabataycılar ve onların kendilerine benzetmiş olduğu "Benzetilmişler" değil midir? Büyük bir ilimizde, üzerinde ayetler, kutsal kelimeler yazılı tarihi mezar taşlarını lâğım kapağı olarak kullandırtan meşhur bir vali ve belediye reisi onlardan değil midir? Gazetelerde, televizyonlarda bu milletin din ve inanç hürriyetine saldıranlar onlar değil midir? Onlar böyle yaparken suç olmuyor da biz Müslümanlar onları tanımak, içyüzlerini ve asıl kimliklerini araştırmak istediğimiz zaman niçin suç oluyor, kabahat oluyor? Efendiler biraz mâkul olunuz!
5. Sabataycılar, 70 milyonluk halkın içinde küçük bir azınlıktır. İşi fazla büyütmüyor musunuz?
Cevap: Onların kelle sayısı önemli değildir. Önemli olan nitelik, ağırlık, tesirdir. Onlar sayıca azdırlar ama bütün köşebaşlarını, bütün subaşlarını ele geçirmişler, bütün temel müesseselerde kontrolu sağlamışlardır. Medyada, üniversitelerde; büyük iş, finans, bankacılık, iktisat faaliyetlerinde, fikir ve kültür hayatında ezici ve baskın hakimiyetleri bulunmaktadır. Her taşın altından bir Sabataycı çıkmaktadır. Burada açıkça zikr edilmesi sakıncalı olan birtakım kurumlara da sızmışlardır. Onların önemi, ağırlığı, tesiri hakkında ne söylenilse azdır. Yakın tarihimize damgalarını vurmuşlardır. Devletimize, halkımıza, ülkemize zarar veren müzmin din-devlet zıtlaşmasını ve kavgasını onlar çıkartmışlardır, onlar körüklemektedir, onlar sürdürmektedir. Dünyada hangi medenî, ileri, hukukun üstünlüğünü tanımış, temel insan haklarına bağlı ve saygılı, demokrat ülkede böyle bir kavga vardır, sürmektedir? İddia ediyorum: Sevgili Türkiyemizin çok vahim, çok zararlı, çok tahripkâr genel bir kriz içinde bulunması Sabataycıların siyasetleri ve stratejileri yüzündendir. Ciddî ve objektif araştırmalar yapıldıkça bu konu daha da açığa ve aydınlığa çıkacaktır.
6. Sabataycılar laiklik taraftarı ve âşığıdır. Sen ise laikliğe karşısın, bu yüzden o zavallılara çatıyorsun, düşmanlık ediyorsun...
Cevap: Dünyada bin türlü laiklik bulunmaktadır. Stalin, Enver Hoca, Kamboçya kasabı Pol Pot, Mao da laiklik taraftarıydı, onların da kendi laiklikleri vardı. Laiklik devletin dine, dinin devlete karışmamasıdır. Sabataycıların laikliği nasıl laikliktir? Bu hususta fazla konuşmaya lüzum yoktur, manzara ortadadır. Bu ülkede laikliği saptıran, çığırından çıkartan, uygulamada din düşmanlığı haline getirenler Sabataycılar ve onlara benzetilmiş olanlardır?
7. Sabataycıları kıskanıyorsun, onlar yüksek makamlara çıkıyor, iyi para kazanıyor, onlara haset ediyorsun...
Cevap: Evet yüksek makamlara çıkıyorlar ama nasıl çıkıyorlar? Ehliyetleri, liyakatları olduğu için mi, yoksa birbirlerini destekledikleri ve köşebaşlarına hep kendilerinden olanları getirdikleri için mi? Çok kazandıkları, bu ülkenin rant ve nimetlerinin kaymağını onların yediği de mâlumdur. Nüfusları belki yüzde birdir, belki de bu yüzde birin bile altındadır ama Türkiye'nin rantının, gelirinin yüzde altmışını onların kazandığı söylenmektedir. Ülkemiz gelir dağılımı bakımından dünyanın en adaletsiz, en dengesiz ülkelerinden biridir. Bu adaletsizlikte, dengesizlikte Sabataycıların tuzu biberi çoktur. Onlara haset etmiyorum; onları tanımak, öğrenmek, istiyorum. Ülkemin, devletimin, halkımın, haklarını korumak istiyorum. Kendi kimliğimi, millî kültür ve kişiliği, toplumdaki sosyal uzlaşmayı, millî barışı sağlamak istiyorum. Tarihî ârızaları ve kazaları gidermek, tâmir etmek istiyorum.
Netice olarak şunu beyan etmek isterim: Sabataycıları incelemek, araştırmak, onlar hakkında sağlam ve ciddî bilgiler edinmek, bu konuda istihbarat ve çalışma yapmak kanunen suç değildir, ahlâken çirkin bir şey değildir. Aksine ülkeye ve kültüre hizmettir. Biz farklılıklara, çeşitliliğe, temel insan haklarına karşı değiliz, taraftarız. Ancak her şeyin açık ve şeffaf olmasını isteriz. İki kimlikliliğe, gizli kapaklı işlere; ülke, halk ve devlet üzerinde kurulmak istenen hegemonyalara hakimiyetlere, saltanatlara karşıyız. Noktaların, (i)lerin tam üzerine konulmasını isteyenlerdeniz. Kendi halinde Sabataycılarla bir alıp vereceğimiz yoktur. Lakin militan, agresif, jakoben, fanatik ve kültürü dejenere etmeye çalışanlarla, ülkenin rantlarını adalete ve insafa aykırı olarak elde edenlerle, emanetleri ehil olanlara değil, kendilerinden olanlara verenlerle alıp vereceğimiz vardır.
Sabataycılardan Bahsetmek Irkçılık Değildir
SABATAYCILAR ve yakınları, iki dinli ve iki kimlikli cemaat hakkında yapılan yayınlardan, açık oturumlardan, ortaya atılan fikirlerden son derece rahatsız olmuşa benziyor. Bu rahatsızlığı ve tedirginliği tabiî karşılamak gerekir. Çünkü onlar gizli kalmayı, gündemde olmamayı isterler. Güçlerini, hakimiyetlerini, teşkilatlarını gizliliğe borçludurlar.
Sabataycılar ve yakınları, bu konuda yayın, araştırma yapan, sorular soranları ırkçılık, antisemitizm yapmakla suçluyor. Tabiî ki, bu ucuz, kolay ve peşin bir suçlamadır.
Ülkemizin en üçlü, en tesirli, yakın tarihimizde en büyük rolü oynamış bir grubu, bir lobisi hakkında araştırma yapmak, yayın yapmak, sorular sormak, konuyu gündeme getirmek niçin ırkçılık ve antisemitizm oluyormuş? Sabataycılık hakkında yayın yapanları, konuşanları antisemitizm ile suçlayanlar, kendilerini ele veren bir mantık ihtiyatsızlığı yapmış oluyor. Sabataycılık ve antisemitizm... Demek ki, Sabataycılar Yahudidir ki, onlardan bahsedenler antisemit oluyor...
Herhangi bir konuda ilmî araştırma yapmak asla suç değildir. İlmî araştırma şeklinde olmasa da, bir konuyu gündeme getirmek, bazı sorular sormak, iddialarda bulunmak da suç olamaz.
Sabataycılar hakkında neler söyleniyor:
1. İki kimlikli, iki dinli, gizli bir cemaattir.
2. Siyasette, idarede, iktisatta, medyada, üniversitede, fikir hayatında son derece güçlüdürler.
3. Sabataycılar için, “Türkiye’nin en güçlü lobisidir” diyenler vardır.
4. Müslümanlıkları zâhirîdir. Asıl dinleri ve kimlikleri İzmirli haham ve Mesih Sabatay Sevi’nin, Musevilik esasları üzerine kurulmuş olan dini ve milletidir.
5. Yakın zamana kadar ölülerini Üsküdar’daki Bülbülderesi Dönmeler Mezarlığına gömüyorlardı. Şu sıralarda Zincirlikuyu mezarlığına da gömmektedirler. Bülbülderesi mezarlığı, yakın tarihimizde hiçbir tahribata uğramamış, aynen korunmuş, bakılmıştır. Yurt sathındaki tarihî İslâm mezarlıklarının çoğu ise kaldırılmış, düzlenmiş, yapılaşmaya açılmıştır. Bülbülderesi Sabataycı mezarlığının titizlikle korunmasının sırrı nedir?
6. Sabataycılar genellikle kendi aralarında evlenirler, Türkler ve Müslümanlarla evlenmezler.
7. Sabataycılığın temel düsturlarından biri “Benzeme, benzet”tir.
8. Osmanlı imparatorluğunun son devrindeki Jön Türk, yenilik, devrim hareketlerinde Sabataycıların büyük yeri ve rolü olmuştur.
9. Birtakım militan ve hızlı Sabataycılar İslâm dinine, dindar Müslümanlara cephe almışlar, hattâ bazıları savaş açmıştır.
10. İstanbul’da ve yurdun bazı yerlerinde gizli Sabataycı sinagogları (havraları) bulunmaktadır. Bunlardan biri Etiler’de Alkent sitesinde büyük bir binanın altındadır. Zaman zaman burada toplanıp kendi dinlerine göre âyin yapmaktadırlar.
11. Sabataycıların Türkiye hakkında; Türk devleti, Türk milleti, Türk ülkesi hakkında kendilerine mahsus emelleri, niyetleri, plan ve programları, stratejileri vardır.
Ortaya atılan bu iddiaları ele almak, bunları araştırmak ne kanunen, ne de ahlâken bir suç ve kabahattir. Bir yazar “Türkiye’deki İslâmî akımlar” konusunda ilmî veya popüler bir rapor hazırlasa, bu bir suç teşkil etmezse, “Türkiye’deki Sabataycılar” konulu bir inceleme ve rapor da suç teşkil etmez. Irkçılık elbette iyi bir şey değildir. Ancak ırkçılık bir ideolojidir. İşine gelmeyen, kendisini rahatsız eden bir konuyu inceliyor, araştırıyor, ortaya birtakım iddialar ve tezler atıyor diye herkesi sellemehüsselam ırkçılık ile suçlamak ciddî bir hareket değildir.
Bu ülkede yaşayanların gerçekleri bilmeye hakları vardır. Gerçekleri öğrenmek temel bir haktır. Gizli gerçekleri öğrenmenin yolu da bu konuda araştırma yapmak, yayın yapmak, müzakerelerde bulunmak, konuyu gündeme getirmektir. İlim, insaf, adalet dairesi içinde kalmak şartıyla Sabataycılık konusunda tartışmanın devletimize, ülkemize, milletimize büyük yararı vardır. İki türlü dönme vardır. Birinci dönme, küçük “d” harfi ile yazılır. Hıristiyanlıktan İslâmlığa dönmüş kişi için dönme denilebilir. Bu lügavî bir mânadır. İkinci dönme kelimesi büyük “D” ile, Dönme şeklinde yazılır ki, bununla Sabataycılar kasdedilir. Şimdi kalkmışlar, bazıları, “Yahudilikten Müslümanlığa geçmiş olmak bir suç mudur ki, Dönmelerle uğraşıyorlar” diye gülünç bir mügalata (demagoji) yapıyorlar. Vaktiyle cedlerinden biri başka bir dinden İslâm dinine geçmiş olan bir kimsenin hakkında konuşan yoktur. Ortada tarihî, sosyal, kültürel, dinî, antropolojik bir hadise vardır. Adamlar dönmüş gibi görünmüşler, fakat dönmemişlerdir. Dıştan Müslüman görünüyorlar, asıl kimlikleri ise Yahudilik ve Museviliktir. Bu “Dönmeleri”, diğer dönmelerle bir tutmak ya akılsızlıktır, yahut da bu karıştırma kötü niyetten ileri gelmektedir.
Sabataycılık konusunda yapılmış ciddî tarihî, ilmî, sosyal, kültürel, antropolojik araştırmalar onların iki kimlikli, iki dinli, taqiye yapan bir cemaat olduklarını ortaya koyuyor. Gerçekten dönmüş olsaydılar, ölülerini uzun bir müddet sadece Bülbülderesi mezarlığına niçin gömmüşlerdir? Niçin kendilerine mahsus gizli ibadethâneleri vardır? Niçin kendi aralarında evlenmektedirler? Güneş balçıkla sıvanmaz. Irkçılık yapılıyor, antisemitizm yapılıyor yaygaralarıyla gerçekler gizlenemez.
Adamlar ve kadınları Türkiye’nin siyasetine, yakın tarihine, idaresine, hukukuna, üniversitelerine, medyasına, fikir hayatına, iktisat ve finansına damgalarını basmışlar ve ben onları merak edip incelediğim zaman ırkçı ve antisemit olacağım. Bu kadar ucuz ve mesnetsiz iddialara kargalar bile güler. Sabataycılık incelenirken elbette yalan söylenmeyecek, elbette iftira atılmayacak, elbette garazkârlık yapılmayacaktır. İnsaf ve adaletle araştırmak, incelemek, gizlileri gün ışığına çıkartmak serbesttir. Sabataycıların avukatlarına sesleniyorum: Efendiler biraz ciddî olunuz. Sabataycılar “Biz Müslüman olduk” diyorlarmış, binaenaleyh artık bu konu tartışılamazmış. Peki Sabataycılığın temel prensiplerinden biri taqiye (gizleme) ise yine de tartışamayacak mıyız?
Peki Müslümandırlar da, niçin Yahudi yeni yıl töreninde Etiler’deki gizli Sabataycı sinagoğunda toplanıp kendi dinlerine göre âyin ve ibadet yapıyorlar? Müslümanın sinagogta ne işi var?
Hasan Pulur/Milliyet
Kenan Bey'i Tanır Mısınız?"/28.8.1993
"...Geçen gün anlattı (Talat Yılmaz). 1973 yılında Sanayi Bakanlığı'nda çalışıyormuş. CHP-MSP koalisyonu. Sanayi Bakanlığı da MSP'nin... O günlerde Sanayi Bakanlığı iş takipçileriyle dolup boşalıyor , çoğu dini bütün insanlar, namazında, niyazında, orucunda...
Bunlardan biri de 'Kenan Bey'. Bakanlıkta Kenan Beyi tanımıyan yok! Bundan sonrasını Talat Yılmaz'ın ağzından dinleyelim:
'O gece Kandil’di. Bakanlık'taki arkadaşlarla Hacı Bayram Veli Camii'ne gitmeye karar verdik. Kenan Bey de bizimle birlikte geldi; bir yerde oturup çay içtik, sonra hep birlikte Kenan Bey'le beraber camiye gittik, namazımızı kıldık, dua ettik, camiden çıktık, sarıldık, kucaklaştık, öpüştük, kandil-i şerifimizi kutladık... Ben bir süre sonra Ankara'dan İstanbul'a geldim, Kenan Bey'i ondan sonra hiç görmedim...
Aradan yıllar geçti, bir sabah gazetelere bakarken Kenan Bey'in resimli cenaze ilanıyla karşılaştım, 'Kenan Bey' ölmüştü, cenazesi de Sinagog'tan kaldırılıyordu!!! Meğer Kenan Bey Yahudiymiş!"
Osmanlı'dan bugüne kadar sürekli tartışılmış, haklarında çeşitli iddialar ileri sürülmüş bir dinî azınlık ve o mistik yolun ilginç ritüelleri ilk dönemlerinde olduğu gibi bugün de merak uyandırıyor. İşin özü; hikâyeyi ilginç kılan ve sürekli çeşitli spekülasyonların ortaya çıkmasına neden olan aslında onların takındıkları "özel" tavır. Tarih boyunca ne tam yahudi, ne de dışarıya yansıttıkları gibi gerçek bir müslüman oldular. Kendi aralarında devam ettirdikleri gizli ve esrarengiz ritüellerle mistik, Kabalacı ve mesihçi bir Yahudi tarikati olarak devam ediyorlardı. Vakıa onlar vardı ve bir saklı boyutta bu varoluş tüm eylemleriyle gerçekleşiyordu. Buna rağmen rağmen var olup olmadıkları konusunda tartışmalar bugüne kadar sürdü. Selanikliler yahut Dönmeler ya da orijinal tabiriyle Sabetaycılar bugün hâlâ hayatiyetlerini devam ettiriyorlar mı? Bu soruya bugüne kadar Yahudi cemaati ve Hahambaşılık net bir cevap vermedi; vermek de istemedi. Konuyla ilgili olarak görüşlerine müracaat ettiğimiz Musevî kesimin önde gelenleri bu cemaati "yadsımayı" ve "yok" farzetmeyi tercih ediyorlar. Üstelik onların artık hiçbir önemlerinin kalmadığını, daha ötesi böyle bir cemaat yapısının hayatiyetini çoktan kaybettiğini ısrarla vurgulama ihtiyacı hissediyorlar.
Peki, 1666 yılından beri süren bu reddediş, kabul etmeyiş daha ne zamana kadar devam edecek? Ve devam edemedi de. Sonunda Sabetaycı kesimin içinden çıkan Ilgaz Zorlu yazdığı kitapla tüm bu perdeleri paramparça etti. Bu meydan okuyuş mesajını kitabın başlığına taşıyor: Evet, Ben Selanikliyim. Türkiye Sabetaycılığı...
Kitap çıkar çıkmaz dilden dile dolaşmaya başladı. Kimdi bu yazar ve Türkiye'nin belki de en 'tabu' konusunda nasıl böyle bir kitap yazmaya cesaret edebiliyordu. Üç buçuk asırdır bozulmamış gizlilik prensibini niçin aşma ihtiyacını hissediyordu?
İçerden konuşan ve yazan Ilgaz Zorlu'nun yazdıkları ve söyledikleri, M. Ertuğrul Düzdağ ve M. Şevket Eygi'nin senelerdir yazılarıyla anlattıkları iddiaları tümüyle doğrular nitelikte. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, Sabetaycılar geçmişte olduğu gibi bugün de "şuurlu" bir biçimde varlıklarını sürdürüyor.
Aslında salt Sabetaycı cemaatin varlığı yahudilere karşı olduğu gibi müslümanlar için herhangi bir rahatsızlık kaynağı değil. Olayı rahatsız edici kılan; bir iki yüzlülük, bir içi-dışı başka oluş ve İslâmî tanımlamasıyla "münafıkça" tavır almak. Ilgaz Zorlu da içinde bulunduğu bu sahte dünyayı sorguluyor. Sabetaycılar ya da ' gizli yahudiler' tarih boyunca Yahudilerin içimizdeki ajanları olarak görüldü. Son yüzyılda ise Batılılaşma adına yapılan her türlü icraatın başında hemen hemen tamamen onlar vardı. Mason teşkilâtlarında hatırı sayılır ağırlığa sahiptiler. Zahiren müslüman isimli ancak iç dünyalarında değişik dinî duyguların takipçileriydiler.
Sabetaycılıkla ilgili ilk ciddi tartışma 1924 ve 1925 yıllarında hem de basın önünde cereyan etti. Karakaşzâde Mehmed Rüşdü adlı Selanikli bir dönmenin ifşaatlarıyla başlayan ilk tartışma yaklaşık bir sene sonra yine Karakaşzade'nin bütün sözlerini geri alan müthiş "dönüşüyle" son buluyordu. Aradan geçen yetmiş küsur yılın ardından bugün Ilgaz Zorlu kitabıyla hiç de Karakaşzade ile kıyaslanmayacak bir samimiyetle önemli açıklamalarda bulunuyor. Öyle görünüyor ki, Sabetaycıların 332 yıl süren esrar perdesi onun kitabıyla büyük ölçüde aydınlanacak ve bu konuda yapılacak "ciddi" tartışmalar gerçekten değerli araştırmalara zemin hazırlayacak.
Şemsi Efendi'nin 6. batından torunu olan yazar Zorlu, 1969 İstanbul doğumlu. Zorlu, "Yaşanan iki yüzlülüğe artık bir son verilmesi gerektiğini" ve cemaatinin artık "dışa açılması" gerektiğini belirtiyor.
Meleklerin âhirzamanda yeniden döneceğine inanılan Sabetay Sevi'ye Mesih'lik tacını taktıkları bir gravürün kapağa alındığı kitapta, "Sabetaycılık ve Yahudilik", "Sabetaycılık ve Osmanlı mistisizmi", "Sabetaycılık ve masonluk ve Kabbala'nın mistik aleminde" gibi oldukça ilginç makaleler yer alıyor. Yazarının kimliği göz önüne alındığında, konuya merak duyanların mutlaka edinmeleri gereken bir kitap Türkiye Sabetaycılığı...
Bu arada konuyla ilgili son ilginç gelişme haftalık haber dergisi Aksiyon'un 181. sayısında yaşandı. 500. Yıl Vakfı yöneticilerinden Harry Ojalvo dergiye verdiği mülâkatta, 350 yıllık alışılagelmiş suskunluğu bozarak Türkiye'de birbuçuk milyona yakın Sabetaycı bulunduğunu belirtiyordu: "Yahudi kökenli olarak Sebati (Sabetay Sevi) devrinden gelme nitekim hepimizin tanıdığı bugün Dışişleri Bakanımız olan İsmail Cem İpekçi var. O Sebati'dir. Coşkun Kırca var. Epey insan var. Canım yani bir çoğuna 'sen oradan gelmesin' dediğin zaman kendisi bilmiyor bile. Ama bu öyle bir şey ki gizlenemez. Bu ortada." (Aksiyon, 23-29 Mayıs 1998, sayı: 181, s. 13)
Ilgaz Zorlu ile kitabı ve kendisi hakkında görüştük. Anlaşılan o ki bu kitap çok ses getirecek.
Sabetaycılar bugüne kadar gizlilik prensibini hiç bozmamıştı ama siz yazdığınız kitapla bunu açıkça ihlal ettiniz. Amacınız nedir?
Amacım bir ayrımcılık değil, farklılığın tadını bulmak. Sabetaycıları bugün nasıl ayıracaksınız. Türkiye'den ayrılamaz ki. Benim ana lisanım Türkçe. Ben hiçbir lisanı Türkçe kadar iyi kullanamıyorum ve bilmiyorum. İbranice'yi de çok iyi bildiğim söylenemez. Ama bir şey söylüyorum: ister kabul etsinler ister etmesinler Türkiye'de bir Sabetaycı topluluk var. Bu insanlar ister biz yokuz desinler, isterse inkâr etsinler ama var. Çünkü en azından ben varım ve söylüyorum. Kimler var kimler yok derseniz ona girmem; ama ısrarla da var olduğunu iddia ediyorum.
Dışardan bakıldığında sizden başka kimse yok gibi.
Çünkü bir tek ben açıklıyorum. Ama bunu çok güzel şöyle görürsünüz. Abdi İpekçi'nin anılarında bu yer aldı. "Bana dönme çocuğu derlerdi, ben onun için İpekçi soyadını kullanmamayı düşündüm" diyor meselâ. Türkiye'de eğer rahat konuşulabilecek bir ortam sağlanırsa, insanlar kendilerini özgür biçimde ifade edebilirse, bir zaman sonra bu işler çıkar ortaya. İslâmcı basında 70'li 80'li yıllarda gördüğümüz şey hep şuydu; bir dönme laik-solcu-sosyalist vesaire olabilirdi ancak, o hep dönmelikle suçlanırdı. İşte bu bir suç değil. Adam köken olarak belki öyle ama o da ne olduğunu bilmiyor ki. Sabetaycı kökenli pek çok insan bugün Sabetaycılığın ne olduğunu bilmiyor. Okunup öğrenilsin diye bu konuyu araştırıyorum ve konuşuyorum. Nitekim pek çok insanla tanıştım. "Ilgaz bey bizim ailemizde de böyle bir şey var. Gerçi biz dualara bakmıyoruz, dinle de pek bir ilgimiz yok ama biz isteriz ki sizinle bir görüşelim" diyorlar. Evlerine gidip eski kitapları varsa onları inceliyorum. Bu ilişkilerle çok dokümana ulaştım. Meselâ bugün bir ailenin elinde Sabetay Sevi'nin anıları var. Ben bunu buldum. Buldum ama bu anılar eğer doğruysa çok büyük bir olay olacak. İsrail'deki Sabetaycılıkla ilgili bütün yazılanları çürütecek. Çünkü genel inanç Sabetay Sevi'nin bir cahil olduğu, hayatı boyunca da hiçbir şey yazmadığı idi.
Sabetay Sevi'yi nasıl görüyorsunuz?
Sabetay Sevi'yle ilgili araştırma yapıyorum. Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna ve bir mesih olarak yeniden geri döneceğine inanan bir grup, her ne kadar olmadığı ileri sürülse de, bugün Türkiye'de var. Ben bu gruplardan birine dahilim. Yekpare bir grup yok. Üç grup var. Bu üç grubun içinde de alt gruplar var. Ben bu gruplardan Kapancılar'a dahilim. Kapancılar, Karakaşlar ve Yakubiler'in birleşmesi gerektiği düşüncesindeyim. Kültürel bağlılıkları olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'de Sabetaycıların varlığından ziyade gizli bir yapılanma içinde oluşları rahatsız edici bulunuyor.
Sabetaycıların müslüman kisvesi altında görünüp, müslüman kimliğine sahip olup böyle bir ikinci farklılığa sahip olmalarına karşıyım. Bunu açık söylüyorum. Sabetaycılık bir din değildir. Nasıl Müslümanlıkta Alevîlik bir farklı düşünceyse, Sabetaycılar da Yahudilikte aynı konumdadır. Alevîler müslüman değildir deyip bir kenara atılabilir mi, Sabetaycılık da aynı şekilde. Sabetaycıların içinden birisi Müslümanlık aleyhinde bir yazı yazdığı zaman bu bana çok ters geliyor.
nnnnnnn Türkiye kamuoyuna sunulan bilgi Selanikli dönmelerin artık Yahudiliği bıraktığı ve asimile olarak müslümanlaştığı idi. Siz müslüman olmadığınızı Sabetaycı bir kitlenin hâlâ mevcudiyetini koruduğunu söylüyor ve bunu kitaplaştırıyorsunuz.
Ben Sabetaycılığın Türkiye'de araştırılmasını sağlayacağım. Ve Sabetaycılık Türkiye'de literatüre girecek. Dönmeler konusu olarak söz edilen bu konuyu kimse araştırmıyor bilmiyordu. İstanbul Ansiklopedisi'nde "Selanikliler" maddesini yazdık. "Varlık Vergisi Olayı"nda Dönmeler de ayrıma uğradılar. Bizi o zaman "D" grubu adıyla ayırdılar. Müslümanlardan farzedelim 12 binbeşyüz lira, Yahudilerden 50 bin lira vergi alındıysa, Dönmelerden de 25 bin lira vergi alındı. Bu vergiyi ödeyen Sabetaycılardan hâlâ hayatta olanlar var. Bunun belgelerini ortaya çıkarabiliriz.
Bugün bir ayrım olduğunu düşünüyor musunuz?
Geçmişte olmuştur. Şimdi olduğunu iddia ediyor değilim. Sadece şunu söylüyorum: Sabetaycılar Türkiye'nin bir parçası olduğu kadar Yahudi kültürünün, İsrail devletinin değil fakat İsrail düşüncesinin de bir parçasıdır. İsrail devleti Sabetaycıları Yahudi kabul etmiyor. Gidin Ankara'daki büyükelçiye sorun, "Sabetaycılar Yahudi değildir" diyecektir. Bana kimse İsrail'in Sabetaycıları Yahudi kabul ettiğini söyleyemez, o lâfı ona yediririm.
Niçin?
Çünkü ben İsrail'de bu konunun en uzmanı olan ve bir başka dinden Yahudilik dinine geçiş konusunda karar veren din değiştirme Hahambaşısı ile görüştüm. Adam dedi ki, "Biz sizi kabul etmiyoruz". Niye? Çünkü İsrail'in temel politikası şu: "Ülke dışındaki, diasporadaki bir Yahudi cemaatinin Yahudiliğiyle uğraşmamak." Bu çok önemli bir şey. Onu hiç ilgilendirmiyor. Eğer bir problemin varsa gelirsin buraya, burada Yahudi olup olmadığın tartışılır diyor. Bu konuda resmî bir karar alındı ve bu Türkçe'ye de çevrildi.
Siz de İsrail'i Yahudiliğin devleti olarak görmüyorsunuz.
Evet ben kişisel olarak görmüyorum. İsrail bir Yahudi devleti değildir, Yahudi ülkesidir. İsrail'deki bazı dinî gruplar da aynı görüştedir.
Bu Sabetaycıların da genel kanaati mi?
İşin gerçeği Sabetaycılar İsrail'le fazla ilgilenmiyorlar. Çünkü Sabetaycıların çok büyük bir bölümü ekonomik olarak çok iyi durumdalar. Türkiye'deki yabancı okullarda eğitim alıyorlar, hayat standartları oldukça yüksek ve onlar için İsrail'in çekici bir tarafı yok. Ama bunun yanında İsrail'deki dinî ortama girmek isteyen Sabetaycılar da var ve onlar da gidiyor zaten. Nasıl gidiyor turist olarak gidiyor. Bir Yahudi İsrail'e gidip vatandaşlık alabilir, ama bir Sabetaycı vatandaş olarak kabul edilmez.
Siz olmak istiyor musunuz?
Ben kişi olarak Yahudiliğe geri dönmek için 1992 yılında böyle bir başvuruda bulundum ve bütün kapılar yüzüme kapandı. Bana dediler ki "Yahudi olmak istiyorsan iki sene kursa gitmen ve bir sınavdan geçmen gerekir." Ama ben Yahudiliğin dışında değilim ki bu işlemi bana niye uyguluyorsun? Ben bu noktada Sabetaycılar için bir karar çıkması gerektiğini iddia ediyorum. Denmeli ki: Sabetaycılar da Karay'lar gibi Yahudiliğin bir mezhebidir. Sabetaycıların içinde bazı kimseler Yahudi olduklarına inanıyor. İşte bu insanlar kolaylıkla Yahudi olabilmeliler. Bu arada bazı insanlar da, "Biz Dönmeyiz ama Yahudi değiliz hatta Sabetaycı da değiliz" diyor. Ben onlara bir şey demiyorum. O da ayrı bir konu.
Sonuç olarak Türkiye'deki Yahudi cemaati de Sabetaycıları kabul etmiyor yani.
Hahambaşı'ya sorun Sabetaycılar "teknik olarak Yahudi değildir" diyecektir. Bunu eleştiriyorum. 'Teknik olarak Yahudi olmak' nasıl bir şeymiş acaba? Hahambaşılık gibi bir makamda oturan kişinin bu denli politik bir dinî karar vermesi çok yanlıştır. Fakat zaten bugünkü Türkiye Hahambaşılığı dinî kararlar açısından Sabetaycıları bağlamamaktadır. Ben kurum olarak hahambaşılık makamına da karşıyım. Özel bir kanunla kamu görevlilerinin seçilmelerinden farklı olarak hem ömür boyu işbaşına gelmektedirler hem de seçim ikinci bir kez yenilenmemektedir. Her kamu görevlisi 65 yaşında emekli olmak zorunda iken bu makamdaki kişinin ömür boyu seçilmesi hususu sizce demokratik bir yöntem olarak kabul edilebilir mi? Bu makam Sabetaycıları tamamen yokmuş gibi ele almaktadır. Tabiî bu da onun ne kadar politik bir makam olduğunu belirler.
Türkiye'de önemli bir Sabetaycı grup var diyebiliriz o zaman.
Evet
Ve kendilerinin Sabetaycı olduğunu kabul ediyorlar.
Hayır kabul etmiyorlar.
O halde böyle bir grup yok!
Olur mu Halil Bezmen meselâ Amerika'ya gitti ve dönmeliğini ilan etti.
O zaman müslüman kamuoyundaki genel kanaat doğrulanmış oluyor.
Doğru tabiî. Ama gerçek böyle.
Siz diyorsunuz ki, artık yeter, bu gizliliğe ve ikili tavra bir son verilsin.
Ben açık olarak söylüyorum ki Sabetaycılık Müslümanlık dininin bir mezhebi değildir. Sabetaycılık Yahudi dininin bir parçasıdır. Ve Yahudilik Sabetaycıları kabul etmek zorundadır. Ama hahamlar diyor ki, 'Siz 350 sene önce defoldunuz gittiniz, artık bizimle hiçbir ilginiz yok!' Günü kurtarmaya çalışıyorlar.
Karakaşzade Mehmed Rüşdü 1924 yılında ilk ifşaatları çok ilgi çekti. Ancak bir sene sonra bir şekilde ikna edilmiş ya da korkutulmuş olacak ki söylediği herşeyi geri aldı ve inkâr etti.
Ona bakarsanız ben de aynı şeyi yapıyorum.
O bazı iddiaları gündeme getirmişti. "Kuzu bayramı-mum söndü" merasimleri, cemaat içinde evlilik ve benzeriyle ilgili.
Herkes bana bunu soruyor. Ben bu konuda özel bir çalışma yaptım. Kuzu bayramı konusu kitabımda yer alıyor. Benim kendisiyle görüştüğüm 1900'lü yılların başında doğan bir hanım bana Kuzu Bayramı'nda 'Mum Söndü' merasimi yapılmadığını söyledi. Fakat Abdurrahman Küçük'ün kitabında ve Karakaşzade Rüşdü'nün açıklamalarında böyle iddialar var. Karakaşzadenin sözleri gazetelerde yayınlanırken bir yaşlı dönme 'Efendim bu bizim zamanımızda yapılıyordu, şöyle oluyordu böyle oluyordu' diye anlatmış.
Karakaşzade Rüşdü'ye baktığımızda önce herşeyi açıklıyor. Ardından demek korkutuluyor ki, bir sene geçmeden bütün sözlerini geri alıyor ve bunlar gerçekdışı sözlerdi diyor. Siz de aynı karanlık noktada bir tehditle karşılaşmayacak mısınız?
Ben 1992 yılından beri bu konudaki fikirlerimi açıkça söylüyorum. Beni herkes eleştirebilir. Ancak herhangi bir yerden destek aldığımı söyleyemezler. Çünkü ben hiçbir yerden destek almıyorum. Hiçbir Sabetaycıdan veya hiçbir Musevîden maddî ya da manevî hiçbir destek almıyorum. Karakaşzade Rüşdü'den ben farklıyım. Bana tabiî ki çok büyük baskılar geliyor cemaatin içinden. 'Konuşma', 'yazma', 'açıklama' diyenler oldu. Beni deli olarak görenler, benim Mesihlik iddiasıyla ortaya çıktığımı iddia edip araştırmalarımı küçük düşürmeye çalışanlar var. Diyorlar ki bu adam kendini Sabetay Sevi gibi görüyor, tıpkı onun gibi deli, bizim başımızı belâya sokacak.
Sabetaycı düşünce yapısı içinde sizin bu açıklamalarınız çok zararlı şeyler değil mi?
Dışarıdan bakınca öyle. Şimdi bakın Karakaşzade gibi benim düşüncelerimde geriye döneceğim ne olabilir. Ben bunları yazıp ortaya koymuşum. 'Ben bunların hiçbirini yazmadım, yok sayın' diyemem ki. Bir kere bir kısmını belgeleriyle yazmışım zaten. Meselâ soyağacı konusunda yazmış olduğum yazıda Yeni Asrın Selanik Yılları kitabındaki iddiayı açıkça çürüten bir insanım.
Kitapta ne var?
Kitapta çok önemli şeyler var. Türkmen Parlak adlı yazar orada bir ailenin soyağacını yazıyor ama o kadar komik yazıyor ki. Efendim, diyor bu aile Ortaasya'nın bilmem neresinden kalkmış Selanik'e gelmiş diyor. Ben onun canına okudum makalemde. Ve nitekim de o yazıdan sonra başıma gelmedik kalmadı.
Ne gibi?
İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Sabetaycılıkla ilgili küçük bir konferans verecektim, o ailenin İzmir'deki gazetesi beni engelledi, Atatürk Araştırmaları'nda anlatabildim. Aslında Amerikan Kültür Merkezi'nde, Alman Kültür Merkezi'nde konuşacaktım, fakat engellendi. Sabetaycıların bana bu şekilde engellemeleri var. Evet bu yönde baskılar gelebiliyor. Bu insanların içinde beni desteklemeyenler bana karşı olanlar kimler, Türkiye'de belirli bir maddî servete ulaşmış insanlar. Bunlar tabiî ki rahatsız olacaklar benim açıklamalarımdan.
Mevcut durumlarını kaybetme tehlikesi olarak mı görüyorlar?
Tabiî bu çok önemli bir nokta. Düşünebiliyor musunuz Türkiye'de en yüksek noktaya gelmiş bir insanın Sabetaycılığı tartışılırsa ve üzerine gidilirse bu bir felaket olur onun için, herşeyini kaybeder. Gizleniyorlar ama şunu düşünemiyorlar. Tarihi açıp okuduğunuz zaman, Yahudilerin hep büyük yükselişlerden büyük çöküşlere gittiğini görürsünüz. Örneğin Alman Yahudileri... 30'larda 35'lerde Almanya'nın kaymak tabakasıydılar. Ne oldu, bir anda hepsi kaybolup gittiler. Tanrı'nın ne yapacağını hiç bilemezsiniz. Gelinen nokta önemli değildir, en son nerede olduğunuz önemlidir. Bir anda iniverirsiniz aşağıya. Ben onun için hiçbir şeyden korkmuyorum. Ben bu yüzden tamamen bağımsız çalışıyorum, hiçkimsenin yönlendirmesi altında değilim.
Cemaatinizin sayısı tahmini olarak ne kadar?
Cemaatin sayısı hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü isbat edemem. Bir rakam söylesem bile bunun dayanağı ne olacak? Ben size 'Türkiye'de organize bir Sabetaycı grup var. Bunlar dinî dersler alıyorlar, sürekli toplanıyorlar' dediğim zaman bunu ispat edemem. Kim bu tanınmış Sabetaycılar derseniz benim elim kolum bağlanır. Çünkü ben kimsenin ismini verme hakkına sahip değilim. Ben bir isim veririm, siz gidip adama sorduğunuzda o, 'Ben Sabetaycı değilim' derse bu bir yalan haber olur. Ama şunu çok iyi iddia ediyorum ve söylüyorum; Türkiye'de Sabetay Sevi'nin dinî düşüncelerine bağlı olan ve bu inancı sürdüren insanlar var. Günün birinde bu insanlar çıkacaklar ortaya. Yani bir tek ben olmayacağım. Ama mesela Pamir Bezmen 'Varlık Vergisi' olayında ayrı bir grup olarak değerlendirildiklerini söyledi ama çıksın bakalım 'ben Sabetaycıyım' desin, söyleyemezler. Çünkü onlar bu konuya manevî açıdan bakmıyorlar. Ben manevî olarak bakıyorum. Sadece sayı olarak bugüne kadar yayınlanan makalelerde 60 bin ve 100 bin rakamları telaffuz edildi.
Sizi niçin engelleyemiyorlar?
Beni engelleyemezler çünkü benim ailem 17 kuşak boyunca haham olarak geliyor ve aslında Sabetaycılığın dinî karakterini oluşturan insanlar. Şimdi bakın benim büyükbabamın büyükbabası olan Şemsi Efendi üç cemaati birleştirmeye çalışmış. Kapancılardan olduğu halde gitmiş Karakaşlarda din dersi vermiş. Onların okullarını kurmuş. Ve bunun sonucu olarak Bülbülderesi mezarlığında öyle bir yerde yatıyor ki, başka biri o şekilde gömülemez. Mezarlıkta böyle bir ayrım vardır, merdivenin sağ tarafında Kapancılar yatar, sol tarafında Karakaş aileleri yatar. Hiçbir Kapancı Karakaş'ların olduğu yerde yatmaz.
Bülbülderesi Mezarlığının özelliği nedir?
Talmud'a göre Mesih bülbüllerin sesine gelecek. Ve inanç o ki Mesih tekrar geldiği zaman bülbüller şakıyacak ve bütün o ölülerin ruhları ayağa kalkacak. Onun için oraya gömülüyor ve ismi de oradan geliyor.
Sabetay Sevi'nin fikirlerinde Yahudi düşüncesinden ayrılan taraf nedir?
Sabetay Sevi'nin dinî düşüncelerinin Yahudi Kabalizmindeki yerini kimse ortaya koymuyor. Ne Karakaş Rüşdü yazdı bunu ne de başkası. Bunu ben ortaya koyuyorum. Bu tamamen, Tevrat'ın içinde gizli mânâlar olduğunu ifade eden Kabbalistik düşüncenin bir aşılımıdır. İzak Luria adlı bir kişi vardır ve bu Kabbalistik düşüncenin temelini atmıştır. Nitekim Sabetay Sevi de "Ben Luria'nın atmış olduğu temelin üzerinde bir bina kuruyorum" diyor. Bu konularda araştırma yapıyorum ve bazı şeyleri ben de yeni öğreniyorum.
Nasıl öğreniyorsunuz?
Karşılıklı konuşmalarda sohbetlerde ortaya çıkıyor. Geleneksel Yahudilikte de böyledir, gidip bir okulda öğrencilik yapmaktan ziyade bu konular sohbet ortamında öğrenilir. Kabala nasıl öğrenilir, bir masanın etrafında Tanrı inancı bulunan, dinî kurallara sonuna kadar bağlı dört kişinin toplanmasıyla oluşan sohbet ortamında öğrenilir. Çünkü biz şuna inanıyoruz Kabala ile herkes uğraşamaz ve uluorta konuşamaz. Yahudilikte en önemli noktalardan biri Tanrı'nın tetragram olan adının ağıza alınması yasağıdır. Eğer bir insan dinî kuralları tam olarak uygulamıyorsa, hırsızlık, zina işliyorsa o zaman bu adamın katıldığı araştırmalarda ve toplantılarda bir negatif enerji çekmesi sözkonusudur. Çünkü Yahudilik Tanrı'nın büyük bir enerji olduğuna inanarak yaklaşıyor olaya. Siz negatif enerji çektiğiniz zaman size öyle bir felâket gelir ki, bu felâket Tevrat'ta sık sık geçen bir vebadır, bir yangındır, bir yok olmadır falan. Tabiatıyla Kabala hep böyle gizli kalmıştır. Uluorta konuşulmamıştır. Kabalistler mistik olmuşlardır ve benim gibi fazla konuşmazlar!
Kitabınız çıkana kadar kimse Sabetaycılığın hâlâ devam ettiğini kabul etmiyordu. Herhalde bundan sonra bazı konular daha da netleşecek. Yakın tarihe baktığımızda dönmelerin Türkiye masonluğundaki yeri de çok ilginç.
Kitabımda var. Sabetaycı niçin mason oluyor, çünkü orada kendini manevî olarak tatmin ediyor. Bakın dinsiz insan olmaz. Ateistlere falan inanmıyorum ben. Çünkü insanın içinde bir nur vardır ve o nur mutlaka açılır. Onu ama Masonlukta açar, ama başka bir yerde açar önemli değil,mutlaka açılır. Ama Masonluk da artık sulanmış bir felsefeye dönüştü. Ben mason değilim onu söyleyeyim. Bunları yazıp söylüyorum diye benden de hoşlanmazlar zaten. Masonluk bugün bir çıkar örgütlenmesi halinde. Öyle bir hale gelmiş ki, adam İslâmî çevrelerde de saygıyla karşılanıyor. Çok garip.
Sizin kendi cemaatinizde kullandığınız ikinci bir isminiz var mı?
Annemin ailesinin soyadı Ben Zwi. Ama benim durumum biraz farklı. Babam Erzurumlu bir Türktür. Düşünce olarak da muhafazakâr ve milliyetçi bir insandır. Annem Sabetaycı kökenden gelir ama o da bunu önemsemez. Ben anneannemle büyüdüm. O bu konuyu çok iyi bilen ve inanan bir insandı. Ve aile içinde kendince İspanyolca bir isim söylerdi bana. Ama bu tarz bir ismim olmadı. Verilemezdi çünkü babam müslüman zaten.
Annenizle nasıl evlenmiş?
Annem ona Selanik'li olduğunu söylememiş. Bu bir de bir sevgi meselesi herhalde. Annem de zaten bu konulara girilmesini pek istemez. Hatta size çok ilginç bir şey söyleyeyim Fehmi Koru annemin uzun yıllar beraber çalıştığı Musevî bir işadamı ile ilgili bir yazı yazdığında ona bir cevabî yazı yazıyor ve orada kendisinin müslüman olduğunu belirtir üslûp kullanıyor. Çünkü o kendini bir müslüman olarak görüyor. Ben anneannemle ve onun çevresinde büyüdüğüm için bu kimliği seçtim.
İlginç bir olay var karşımızda. Sabetaycı kimliğini açık bir şekilde ortaya koyan ve bunu deklare edip savunan ilk isimsiniz. Kimse bunu bugüne kadar Selanik dönmelerinin aslında hiçbir zaman müslüman olmadığını, kendi içlerinde Yahudiliğin bir mezhep ya da tarikatini gizlice devam ettirdiklerini söylemedi. Söylemekten ziyade bu hiçbir zaman ciddiye alınıp da kabul de görmedi. Bunu Sabetaycı cemaatin içinden ilk olarak siz ifşaa ediyorsunuz.
Hiçbir zaman söylemedi, hiçbir zaman da belki bu kadar net bir şekilde söylemeyecek. Ama bir zaman sonra söyleyenler de olabilir, bilemem. Ben açık olarak size söylüyorum, Sabetay Sevi'nin dinî görüşlerini benimseyen ve buna gerçekten bağlı inançlı bir kitle var. Ve bunlar hiçbir zaman gerçek anlamda Müslüman olmadılar.
Başınızda bir tek lider mi bulunuyor?
Birden çok hoca var. Ben size şunu söyleyeyim. İbraniceyi Türkiye'de öğrenmiş ve Tevrat'ın Sabetaycılık açısından manalarını takip eden bir değil, birden fazla hocalar var. Bunu iddia ediyorum ben. Ama buna inanıp inanmamayı benim sözlerimin sizde bırakacağı intibaa bırakıyorum. Bu arada hiçkimsenin ismini açıklama hakkım yok. Çok da ters bir şey olur yani.
Sabetay Sevi'nin canını kurtarmak için müslüman olması rahatsız edici değil mi?
Canını kurtarmak için Müslüman olmadı, dışarıdan bakanlar böyle görebilir. Şimdi ben Yahudiliğe dönmek istedim ama kabul etmediler. Ben Sabetaycıların İspanyol Konverzolarından (dönme) ayrı tutulmasına karşıyım. Ayrıcalık falan da istiyor değilim. Yahudi kültüründen gelen bir insan sanki bu kültürden gelmeyen bir insanmış gibi nasıl değerlendirilebilir anlamıyorum.
İsrail niçin böyle davranıyor?
İsrail devleti diyor ki, sen beni hiçbir şekilde ilgilendirmiyorsun. Sabetay Sevi olayından sonra sen başka bir hal aldın, bu yolda gidiyorsun. Ben de diyorum ki sen bütün dünya Yahudi kültürünün temsilcisi olduğunu söylüyorsun. Ben Yahudi kültürünün bir parçasıyım. Hatta şöyle ifade edeyim, İsrail'de Yahudi Tarihi Müzesi'nde Sabetaycılarla ilgili bir köşe vardır. Eylül 96'da İsrail gazetelerinde bu konuda bir yazı çıkarttım. Sizinle yaptığım bu görüşmenin bir benzerini İsrail'li bir gazeteciyle yaptım. Ortalık karıştı. Açıklamalarım kabul edilmedi. 'Bu tek başına bir kişi, böyle bir cemaat yok falan' dendi. Şunu gözden kaçırdılar ben o mülakata bir arkadaşımla gitmiştim. O arkadaş bana tercümanlık yaptı. Demek ki yalnız değilim ikinci bir Sabetaycı yani bir cemaat var. Türkiye'de de Aytunç Altındal bey konuyu gündeme getirdi. Yahudilik konusunda bir şey daha var. Endülüs'te bundan 500 sene evvel Türkiye'ye gelmemiş, orada kalmış, Hıristiyanlaşmış fakat Yahudi geleneklerini sürdürmüş insanlar var. Bunlara Hıristiyan dönmeleri, yani konverzo denir. Sabetay Sevi ile de bir ilgileri yoktur. Ancak onlar İsrail'de Yahudi kabul edilirler. Yahudiliğe dönecekleri zaman Giyur li Humra denilen bir işleme tâbi tutulurlar. Siz sinanoga gidersiniz orada basit bir dua okunur, ruhun temizlenmesi için bir banyoya girer çıkarsınız ondan sonra Yahudiliğe geri kabul edilirsiniz. Bu uygulanan bir dine dönüş merasimidir. Benim istediğim tek şey Türkiye'li Sabetaycılara da bu giyurun uygulanması. Bizim İspanyol konverzolarından bir farkımız yok ki. Ben 21 yaşında cebimde 100 dolar ve bir sırt çantasıyla gittim İsrail'e. İkinci gidişimde başvuruda bulundum fakat kabul edilmedi. Bu konuda İsrail'in aldığı bir karar var.
İsrail bu hakkı tanısa Türkiye'deki Sabetaycılar vatandaşlık başvurusunda bulunur mu?
Ben gidecek insanların olduğunu söylüyorum. Kaç kişi olduğu önemli değil.
Sabetaycı bir cemaat olduğunu söylüyorsunuz ama ortada kimse yok.
Türkiye'deki bütün Bahailer ortaya çıkıyor mu? Sadece temsilcisi çıkıyor konuşuyor. Türkiye'deki Yahudiler çıkıyor mu ortaya? Türkçe isimler kullanıyorlar, Yahudiliklerini bile gizliyorlar ve sormadınız mı söylemiyorlar. Gizleme Türkiye'de hep olmuş bir olay, garip bir şey değil ki. Türkiye'de bizim bilmediğimiz adını sanını duymadığımız ne gruplar var bir bilseniz. Özellikle Anadolu'da. Benim mesela en çok ilgimi çeken şey Alevilerin içerisindeki bazı gruplar. Çünkü onların mistik inançlarıyla Yahudilik arasında o kadar çok paralellikler var ki. Bektaşilikle Sabetaycılık arasında bir ilinti ve bağlantı vardır mesela. Ben kitabımda bunu "Osmanlı Mistisizminde Sabetaycılık" başlığı altında inceledim ve bu arada Melamilikle Sabetaycılık arasında bir bağlantı olduğunu tesbit ettim.
Nasıl oluyor?
O dönem şer'î hükümlerin egemen olduğu bir dönem. Adam kalkmış Müslüman bir tarikata girmiş. Girmiş olduğu tarikat yükümlülük olarak en hafif olanı. Mesela Bektaşiliğe girmiş, üçüncü devre Melametilikte de Sabetaycılar var ve bu çok önemli. Abdülbaki Gölpınarlı da bunları yazıyor. Hatta diyor ki Seyyid Abdullah Nur isimli kişi yani üçüncü devre Melametiliği kuran kişi Balkanlarda ortaya çıkıyor. Ve bunun Selanik'teki dergahını Yahudi cemaati finanse ediyor. Ben tek tek isimleri çıkarttım oradan. Hem de nereden çıkarttım biliyor musunuz, Yeni Asrın Selanik Yılları adlı kitaptan. Adam diyor ki, 'Bizim bir akrabamız da çok Müslümandı, Melametilik dergahında şunları şunları yetiştirdi.' Komediye bakın, kardeşim senin büyük atanın kim olduğunu ben biliyorum. Bu adamın Yakubi olduğu çok açık. Ama ben yine de çok fazla yazmadım korkumdan. Karşımdaki adam da basit bir adam değil sonuçta.
Bazı çok tanınmış insanların Sabetaycı olduklarına dair söylentiler dolaşıyor. Özellikle basın dünyasında. Geçmişte mesela bir Ahmet Emin Yalman bu konuyla ilgili olarak çok şey yazdı.
Ama Yalman dönmeliği tartışmış, bu konuyu yazmış ve reddetmemiş bir insandır. Ben kişisel olarak inanıyorum ki insanlar yavaş yavaş belirli aşamalardan geçecekler. Bildiğimi kimseden saklamıyorum. Siz çok daha uç bir kesimden de gelseniz yine konuşurdum. Ben konunun tartışılmasını istiyorum. Konuşmaktan korkmuyorum.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~

Evet ben Selanikliyim!








Selanikli deyince ne gelir aklınıza? 1) Selanikli Yunanlılar. 2) Nazilerin katlettiği Selanikli yahudiler. 3) 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye göç eden Selanikli müslümanlar. 4) Aynı mübadeleyle gelen ‘‘dönmeler.’’ İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip, sonra müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli yahudi Sabetay Sevi'nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘‘Selanikliler’’, daha doğrusu ‘‘sabetaycılar’’, 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990'larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu, 29 yaşında. Annesi sabetaycı, babası dindar müslüman bir aileden. Cemaatinde çok iyi tanınıyor. Kimi ona deli diyor, kimi hain. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: ‘‘Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.’’ Belge Yayınları, Ilgaz Zorlu'nun makalelerini ‘‘Evet, Ben Selanikliyim/Türkiye Sabetaycılığı’’ başlıklı bir kitap halinde yayınlandı. Onunla hayatını, sabetaycılığı ve sabetaycı cemaati konuştuk.
Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?
-Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik'te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk'ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi'nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.
Karakaş Rüştü olayı nedir?
-Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924'te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk'e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.
Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?
-Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.
Büyükannenizden neler öğrendiniz?
-Ben büyükannemi tanıdığım zaman yaşlanmıştı. Sürekli Sabetay Sevi, Sabetay Sevi diye anlatıyordu. Öğrendiklerimi anneme söylediğim zaman bir temiz sopa yedim. Annem attı beni evden. Hakikaten attı, sekiz yıldır da görmüyor. Annemin çevresinde insanların çok orijinal bir tarih teorisi vardı: Orta Asya'dan İspanya'ya gittik, İspanya'dan Selanik'e geldik! Biz yahudi değiliz! Halbuki bir akarsu düşünün, iki ayrı mecraya gidiyor, ama kaynak aynı. Yani yahudilikle sabetaycılık aynı. Çocukluğumda büyükannemin arkadaş grubuyla beraberim. Büyükannemin grubunda dini ritüeller uygulanıyor. Hanımlar bir araya gelirdi. Fatma Hala dediğimiz bir akrabamız vardı. Birden bir kitap çıkarır ‘‘Sabetay Sevi’’ diye bir dua okumaya başlardı. ‘‘Aman Fatoş kimsecikler duymasın’’ denir, perdeler kapanır, ben yatağa götürülürdüm. Bu insanlar hala Sabetay Sevi'ye inanıyorlardı, ama gizliyorlardı. Büyükannem öldükten sonra onun arkadaşlarıyla birebir konuşmalar yaptım, kasetlere aldım. Bu iş çok hoşuma gitti. Gizli olması ilginçliğini daha da arttırıyor. Unutmuyorum, büyükannem arkadaşlarıyla sokakta yürürken bir hanıma selam verdi, sonra, ‘‘aman selam verdiğimi görmesinler’’ dedi. ‘‘Neden’’ diye sordum. ‘‘O komşulardan’’ dedi. Komşular, sabetaycılar içinde bir grubun diğer grup için söylediği bir söz. Bütün bunları kafama taktım.
SABETAYCILAR YAHUDİDİR
Cemaatin yaşlılarıyla konuştunuz...
-Sözlü tarihi başlattım cemaat içinde. Büyükannemin kuşağındaki 65-70 kişiyle tek tek konuştum. Karşıma ilk şu çıktı: Biz Selanikli değiliz! Ben o yüzden kitabım adını ‘‘Evet, Ben Selanikliyim’’ koydum. Selanikli olmak utanç verici bir şey gibi kabul ediliyordu. İnsanlar, sizin fikirlerinizi eleştirmekle uğraşmıyor, geçmişinizle uğraşıyor. Pis yahudi, pis dönme diyor. Ben buna karşı çıktım. Dedim ki evet ben dönmeyim, Selanikliyim. 1991'de İsrail'e gittim.
Araştırmanızı sürdürmek için mi yoksa Sabetaycılığın kökeninin Yahudilikte olduğunu görüp yahudi olmam gerekir düşüncesiyle mi gittiniz?
-Evet, bunu düşündüm ve hiçbir zaman gizlemedim. Sabetaycılık Yahudiliğin bir parçasıdır.
Eski kuşaktan olan Sabetaycılar da kendilerini Yahudiliğin bir parçası olarak mı niteliyorlardı?
-Sabetaycılar kendilerinin gerçek yahudiler olduğuna inanıyorlar. İsrail'de inanılmaz bir şey buldum. İkinci Cumhurbaşkanı İzak Ben Zwi, bir sabetaycı. Ailesi Polonyalı ama Osmanlı döneminde Türkiye'de eğitim görmüş. Sonra da Filistin'e gitmiş. Sabetay soyundan geldiğini belgelemek için Ben Zwi (Sabetay'ın soyadı) soyadını almış. Mirasını Ben Zwi Enstitüsü'ne bağışlıyor. Sabetaycıların kaynaklarının İsrail'e getirilmesi için talimat veriyor. Ama Sabetaycılık İsrail'de yoktur. Oradaki görüş şudur: Bunlar 350 yıl önce yahudilikten ayrılmış, müslüman olmuşlardır. Ama burada hep bir açık kapı bırakmak zorundalar. Çünkü yahudilikten insanlar atılamaz. Kökene bağlıdır. 350 sene boyunca bu adamlar Yahudilik inancını sürdürdü. Bugün herkes bunu devam ettiriyor demiyorum tabii.
Sizin İslamcı kesimle de diyaloglarınız oldu. Kitabınızda Mehmet Şevket Eygi'ye de teşekkür ediyorsunuz.
-Evet, Mehmet Şevket Eygi'yle tanıştım. Akit Gazetesi'nde de kitapla ilgili yazılar çıktı, kötü yazılar değildi bunlar. Mehmet Şevket Eygi'den çok yardım da gördüm. O da Türkiye'deki bütün etnik grupların tarihinin araştırılması konusunda hemfikir benimle. Neticede bu bir kültür.
Niçin yahudi olmak istediniz?
-Bu sembolik bir olaydı. Örneğin sabetaycı bir genç kız bir yahudi erkekle evlendiği zaman çocukları yahudi kabul edilmiyor. Ben bunun düzeltilmesini istiyorum. Başvurdum. Resmi başvurularımı yok sayıyorlar. Türkiye-İsrail ilişkilerine bakıyorlar.
Cemaatin içinde gerçekten Müslüman olup da giden var mı?
-Ben bunu hiç görmedim. Ateist olanlar veya yeni bir akım olarak Budizm gibi dinlere ilgi gösterenler var.
Sabetaycılar, kendilerinin genel Yahudilik şemsiyesinin bir parçası olduğu yolundaki düşüncenizi paylaşıyor mu?
-Bir sabetaycı ailede kız bir yahudiyle evleniyor. Sabetaycı kızın annesi diyor ki ‘‘kızım aslına döndü.’’
Efsanevi İzmirli
Sabetay Sevi (1622-1676) İzmirli bir yahudiydi. Kabbala mistisizmine büyük ilgi duydu. Mesih olduğunu bildirdi. 1660'larda bu açıklama üzerine Avrupa'nın her yerinden yahudiler heyecanla gözlerini İzmir'e diktiler. Yahudi dünyasının bu müjdeyle altüst oluşunu, Claude Gutman ‘‘İzmir'in Çılgın Dedikoduları’’ (Çev: Meral Gaspıralı, Cep Yay., 1994) adlı romanında anlatıyor. Ancak Osmanlı yönetimi işe el koydu; Sabetay Sevi'yi Müslüman olmaya zorladı. Sevi Müslümanlığı kabul etti, yahudiler ondan yüz çevirdiler, ancak bazı aileler ona inanmayı sürdürdü ve onunla birlikte sürgüne gitti. O günden sonra ‘‘dönme’’ denilen bu cemaat Selanik'te yüzyıllarca yaşadı. Kapancılar, Yakubiler, Karakaşlar adıyla üç ayrı gruba bölündü. İç evlenmelerle bütünlüğünü korudu. 19. yüzyılda batılılaşmanın etkisinde kaldı, modern okullar (Fevziye, Terakki) açtı, üyeleri arasında çokca mason ve Jöntürk vardı. 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye geldi. II. Dünya Savaşı sırasındaki ‘‘Varlık Vergisi’’ uygulamasında, gayrimüslimler gibi çok yüksek vergi ödemek zorunda kaldı. Ilgaz Zorlu, sabetaycıların Müslüman gibi gözükmekle birlikte, yüzyıllar boyu evlerde gizlice yahudi geleneklerini ve Sabetay'dan kalma özel ayinlerini sürdürdüklerini belirtiyor.




Tercihli Alışveriş
Ana Sayfa
Halka sesleniyorum. Bu şebekemsi yapı içinde sizin hiç kimsenin elinizden alamayacağı iki özgürlüğünüz bulunuyor; kime oy vereceğiniz ve paranızı nereye harcayacağınız; bunları doğru kullanırsanız ve sabetaycı yapılanmaya karşı uyanık olursanız ülkenizde bir şeyleri değiştirebilirsiniz! Kurtuluş savaşı sürerken İstanbul’daki Müslüman halk alışkanlıkla Türk bakkallardan değil Rum bakkallardan alışveriş ederdi; cebinden çıkan paranın Yunan ordusuna bir biçimde yardim olarak silah almakta verileceğini düşünmeden. Bir yandan şikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetaistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsınız. Hepinizi Sabetaycı Yapılanmaya karşı durmaya, yakın çevrenizi sabetaycılık hakkında bilgilendirmeye ve "Tercihli alışveriş" yapmaya çağırıyorum. Bu çağrı antisemitik değil antisiyonisttir ve vatandaşlık sorumluluğudur. Kendimden bir örnek vereyim; yazdıklarımdan orta-dindar bir Musevi olduğumu ama Siyonizm karşıtı olduğumu çıkarabilirsiniz; benim evime Marks&Spencer, Timberland (orijinal marka) vs. giremez, esim ricam üzerine Revlon yada Estee Lauder kullanmaz; sahipleri siyonisttir çünkü bu şirketlerin, ben de onları beslemeyi zul addederim; yahudilere en büyük zarar Siyonistlerden gelmiştir. Pekala siz de Superonline yerine ttnet kullanabilirsiniz, Henkel'in temizlik ürünlerini kullanmayabilir, Sabah ve Vatan almayabilir, ATV ve NTV izlemeyebilir, Orhan Pamuk okumayabilir, Türkcell ve Telsim yerine Aria yada Aycell kullanabilir, Garanti bankası yerine başka bir bankayla çalışabilir, Migros, Tansaş, Akmerkez'den alışveriş etmeyebilir, Henkel (Yayla, Persil, Tursil, Vernel), Eczacıbaşı (Vitra, Artema, İpana, Selpak, Solo) gruplarının tüketim ürünleri yerine muadillerini alarak paranızla sabetaycı sömürücüleri beslemeyi bırakabilirsiniz. Medyada okuduğunuzu yazanın ve seyrettiklerinizi söyleyenin kim ve ne olduğunu düşünerek değerlendirebilir, yönlendirmelere karşı kendinizi koruyabilirsiniz. Kalite ve fiyat eşitleri arasında seçim yaparken tercih yaparak sabetaycı ve bağlaşık grupların ürünlerini almayınız. İşe cep telefonunuzla başlayıp Türkcell yada Telsim hattınız varsa iptal ettirip Aria-Aycell kullanmakla başlayınız. Sizi sömüren, değerlerinizi manipüle etmeye çalışan bu yapıyı beslemeyiniz ve yakın çevrenizi bu konuda bilinçlendirip bu yapıyı sorgulamaya yönlendiriniz.
Bu konuda bütün Türkiye'nin bilinçlenmeye ve tutum takınmaya ihtiyacı vardır; bu bir vatandaşlık sorumluluğudur. Her din ve etnik kimlikten Türk vatandaşı bunların derinliğine bilincine varmadığı sürece Türkiye'nin mutlu ve basarili insanların özgür iradelerince yaşadığı adil bir ülke olabileceğini sanmıyorum. sabetaycı ve bağlaşık medyanın bu konuyu yok sayması ve türlü engellere karşın biz muhafazakar, sosyalist, liberal, Türk, Kürt, Sünni, alevi, sabetaycı her tür kesimden bir grup insan bu konuda bütün Türkiye'yi bilinçlendirmek için S.B.T.A.I. olarak elimizden geleni yapıyoruz. Yaptığımız şey tekrar ediyorum antisemitizm değil (bu kendini inkar olurdu; S.B.T.A.I.'nin icra kurulunun yarısı, üyelerinin dörtte biri sabetaycıdır) Türkiye'yi sömüren, kimliğinden ve değerlerinden sıyırıp dezislamize ve dejenere etmeye çalışan Müslüman kimlikli bir avuç elitist yahudiyi ifşa etmek ve halkı bilinçlendirmektir. Açık toplum kavramının ve şeffaflığın önem kazandığı zamanımızda Türkiye'nin insanlarının bunları öğrenmeye hakki vardır.
Mehmet Emre Güreli
S.B.T.A.I. Başkanı


TÜRKİYE’DEKİ YAHUDİLER
SABETAYCILAR


SEBATAY SEVİ KİMDİR ?
Bu gizli mezhep, İzmir'de Türkler arasında Kara-Menteş lakabıyla anılan İspanyalı muhacir yahudi Modehay Sebi (Geyik) oğlu Sabetay Sevi (1632-1675) tarafından kuruldu. Hahamlık tahsil ederken "Zahor" yorumuyla"Kabbala" adı altında toplanan teosofik fikirlere merak sardıran bu genç Yahudi, o asırda zuhuru beklenen Mesih’in kendisi olduğu iddiasıyla ortaya çıkmış ve İzmir'de 1648 senesinde Mesihliğini ilan etmişse de, bu iddiasında fazla ısrar etmemiş, fakat Mısır, Kudüs ve Atina'ya bir yaptığı bir geziden sonra "1666"da (bu tarih Hıristiyanlar arasındada Mesih’in zuhur tarihi diye kabul edilir) Mesihliğini tekrar ilan etmişti. İzmir yahudilerinden etrafında pekçok taraftar toplanmış ve şöhreti bir taraftan ta Budin'e, diğer taraftan Lehistan, Almanya, Hollanda, İngiltere, İtalya ve Kuzey Afrika'ya kadar yayılmıştı. Hatta İran'a kadar varan bu şöhret ve nüfuz, Acem Yahudileri arasında bile bir hareket uyandırmış ve onlar: "Bizim mesihimiz geldi, artık toprak bellemeyiz" diye ayaklanmışlar.Musevi inanış ve ibadetinde farklar yapmaya kalkışan bu hahamın hareketini İstanbul Hahambaşılığı hoş görmeyerek, kendisini aforoz etmeye ve hatta -bir rivayete göre- öldürtmeye kalkışmış ve diğer taraftan Yahudilerin her günkü dualarında padişahın adı geçen fıkrayı, "Padişahlar padişahı" ve hatta "Davud'un oğlu Süleyman" şeklinde değiştirmesi Osmanlı hükümetinin de dikkatini çekmiş ve genç haham ancak bundan sonra takibe alınmıştı.Hakkında ileri sürülen ithamları reddetmiş ve "İslamiyeti kabul etmek veyahut idam olunmak" arasında tercih yapmak zorunda bırakılınca Müslüman olmuş ve Mehmed Efendi adını almıştı. Ona inananlar kendisine alenen mesih gibi tapmaya cesaret edemeyerek, Müslüman kisvesine bürünmeyi uygun görüyorlardı. Esasen Sabetay'ın "18 emrinden" 16.'sında, "göz boyamak için Müslüman gibi görünmek lüzumu" tavsiye edilmişti. Bir müddet sonra Hahambaşılığın da bastırmasıyla Sabetay'ın propagandadan menedilerek, İstanbul'a çağrıldığı ve Kuruçeşme'de ikamete zorlandığı biliniyor.Buradan sonra Kağıthane'de bir yere gizlenen Sabetay, yine Yahudilerin şikayeti üzerine, Arnavutlak'ta Berat şehrine sürülmüş ve beş sene yaşadığı bu şehirde veyahut -bir rivayete göre- hava değişimi için gittiği Ülkün'de (?) 30 Eylül 1675'te öldü. Sabetay'ın bu kadar maceradan sonra iddiasından vazgeçerek Müslüman olması arkasından gidenler arasında şiddetli gazap ve hiddet uyandırmış ve ancak sınırlı sayıda müridleri asıl mesihin göğe çıkıp, Müslüman kıyafetinde dolaşan zatın onun "hayali" olduğuna inanarak, kendisine sadık kalmışlardır...

" ... Bir insanın Sabetaist olup olmamasının ne gibi bir sakıncası olabilir? Sizce İsmail Cem, bu ülke için nasıl bir tehlike oluşturuyordu?
- Bakın hanımefendi, bu işe başlarken 1967«yi milat aldım. 1967«den önceki Sabetaizmi ben bağrıma basıyorum. Ama 1967«den sonra şunu görüyorum: Sabetaistlerin bir kısmı artık Türkiye«ye sadık değiller. Bir de endogami nedeniyle, iç evlilik yani, çok aptallaştılar. Bana bugün Aydın Menderes ve diğerleri ‘Nasıl olur da İsmail Cem«in zekasının bu kadar düşük olduğunu bildin?’ diyorlar. Ben sezgilerimde hiç yanılmadım... Ama bugün ortada olan şarkıcılara, sanatçı geçinenlere bakın. Bunların bir kısmına yüz bin yıl kadınsız kalsam elimi sürmem! İşte onların hepsi bu kabileden! Hem güzelliğimiz, hem sanatımız, hem müziğimiz hem de ahlakımız bozuldu!
Ve bütün suç İbrani kökenlilerde öyle mi!
- Hep bunlar ortadaysa, belli yerlere başkası gelemiyorsa bunlar yüzünden diyebiliriz tabii...
İyi de siz İpekçi ailesiyle filan da sınırlı kalmıyorsunuz. ‘Sanatımız, müziğimiz bozuldu’ derken, Gülben Ergen’i Sertab Erener’i kastediyorsunuz. Size göre neredeyse herkes Sabetaist! Bu biraz komik değil mi?
- Değil efendim. Tabii ki onları kastediyorum. Ayrıca bu ülkede kekeme biri - BEYAZ - talk şovcu olabiliyorsa, o da İbrani kökenlidir diyorum. Ama esas olarak ben kişilerle değil, yasalarla uğraşıyorum. Türkiye«de İbrani asıllı olmayan biri Dışişleri Bakanı olmaz. Tek tük istisnalar vardır ama bu sonucu değiştirmez. Sözünü ettiğim klanın dışında kalanlar, Türkiye’de bir yere gelemez. Mesela, TRT Genel Müdürü olamaz, MİT Başkanı olamaz... Bir insan kabiliyetsizse ama çok para kazanıyorsa Türkiye’de, o büyük bir ihtimalle İbrani asıllıdır diyorum ve araştırmaya başlıyorum. Tabii Sedat Ergin gibi İbrani asıllı olduğu halde geldiği yeri hak edenleri araştırmıyorum.Mesela Musa Anter. Ki benim dostumdur, Adana’da parasız yatılı okumuştur. O zamanki deyimle, tam bir kıro. Ama bu kıro, zengin bir Kürt aliminin kendisinden 10 yaş küçük kolejde okuyan kızıyla evlenmiştir. Sizce nasıl oluyor? Ben böyle bir vakayı incelerim...Pes yani. Bu şimdi komplo teorisi değil de ne! Mustafa Erdoğan da size göre Kürt Yahudisi. Ve İbrani kökenli olan Gülben Ergen’le sevgili olması tesadüf değil...
- Değil tabii.
Sabetaizmin üç kolu var: Yakubiler, Karakaşlar ve Kapaniler. Osman Kibar, Melih Kibar, Nazlı Ilıcak Kapanidir. Nereden çıkartıyorum? Nazlı Ilıcak«ın dayısı Turhan Kapancı’dır. Yakubiler, aşağı yukarı asimiledir. Ama bir Karakaşi hiçbir zaman bir Türk’le, Müslüman’la evlenmez, dahası yatağa giremez. Bunları ben icat etmedim ki. Rıfat Bali’nin kitaplarına bakın. Ben ne yapıyorum? Bu işi bilim haline getiriyorum. Beğendiğim yüce tuttuğum üç kadın var. Biri Halide Edip. Ama ben onun İbrani asıllı olduğunu biliyordum. İkinci kadın, Behice Hanım«dır. Onu da çok severim ama o da İbrani asıllıdır. Üçüncüsü de Sabiha«dır. Ama ben Sabiha«nın kızı Yıldız’ın zekasının çok düşük olduğunu da yazdım. Mecburum bunu yazmaya. Bir de tabii Fethi Okyar meselesi var. ‘Efendi’ demişler ona. "
Atatürk’ün durumu nedir? Sizce, o da mı İbrani kökenliydi?
- ‘Yalçın Küçük ve Soner lafı buraya getiriyor’ diyenler gayri samimi. Bütün bu anlattıklarımdan Mustafa Kemal’e bir sonuç çıkmaz. Eşi Latife Hanım’ın Sabetaist olması da bu durumu değiştirmez. 19. yüzyılda Sabetaistler arasında evlilik yasağı vardı. Cemaat, bu yasağı ancak şöyle bozardı: Osmanlı’da gerçekten yükselebilecek İbrani kökenli olmayanlarla kızlarını evlendirirdi ama doğacak çocukları İbrani olarak yetiştirirlerdi. Ne var ki Mustafa Kemal’le Latife’nin çocuğu yok. Zaten Mustafa Kemal’in İbrani kökenli olduğuna dair bir belge de yok. Bulamazsınız da. O fakir aile çocuğuydu, fakirlerin istatistikleri tutulmaz. O böyledir demiyorum. Ama Mevhibe Hanım böyledir...
İsmet İnönü, Sabetaist değildi ama eşi öyleydi. Dolayısıyla doğan çocuklar İbrani kökenlidir ve öyle yetiştirilmiştir. Ortada belge olmamasına rağmen dönmelik ve Yahudilik üzerine ne kadar kitap okursanız okuyun, ‘Mustafa Kemal de bizdendir’ iması vardır. Şişli Terakki’nin yayınlarına bakın ya da İnternet’e girin dünya literatüründeki Sabetaistlerle ilgili maddelere bakın, hepsinde Mustafa Kemal’in kuvvetle böyle olduğunu ima edilir. Oysa gerçekte onun İbrani kökenli olduğuna dair bir arşiv bulunamamıştır. Zaten o geldiği yerlere hakkıyla gelmiştir...( Ayşe ARMAN ,YALÇIN KÜÇÜK'LE RÖPORTAJ: HÜRRİYET :07.06.2004 )

İpekçi ailesini anlatan Selanik'ten İstanbul'a İpekçiler ve İsmail Cem adlı kitap'tan :
" ...Büyükada’nın en güzel yeri olan Nizam'da otururlardı : Yalman'lar, Derviş’ler, Mina Urgan’ın babası Tahsin Nahit ve Ruşen Eşref Ünaydın ile beraber ( S.7)Müzisyenler Lebibe Ihsan Sezen ve Neyyire Hanımlar'dan bahsediliyor.( S.11) , İstiklal Mahkemesi yargıçlarından Kılıç Ali, Altemur Kılıç’ın babası...( S.14 ) Selanik'teki cemaatten Bektaşiliğe ve Mevleviliğe meyleden ailelerin sayısı hiç te az değildi.( S.77) , Ünlü ceza hukukçusu Od. Prof. Sulhi Dönmezer ( S.113),.. "

ILGAZ ZORLU İLE RÖPORTAJ
" ...Sabetaycılar, Osmanlı Devleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kayıtlarına göre Müslümanlar. Ben, Müslüman olmadıklarını iddia ediyorum. Sabetaycılık, 17. yüzyılda ortaya çıkmış, Sabetay Sevi'nin kurduğu bir Yahudi tarikatıdır. Sabetaycılar, 17. yüzyıldan 1920'lere dek Yahudiliğe bağlı kaldılar. 1924'te Karakaş Rüştü vakası yasandı. Karakaş Rüştü, Ankara'da Millet Meclisine başvurdu ve Sabetaycılığı resmen mahkemelere sundu. Türkiye’de Sabetaycılık diye bir şey olduğunu söyledi ve bunun araştırılmasını talep etti. Konu, o zamanın Vatan, Vakit, Son Saat gibi gazetelerinde tartışıldı. Fakat hiçbir sonuca varılamadı. Ayni tartışma 1937 yılında yeniden gündeme geldi. Ahmet Emin Yalman ve Yunus Nadi arasında bir tartışma geçti..
- Yunus Nadi de mi Sabetaistti sizce?
- Hayır ama sanıyorum esi Berrin Nadi Sabetaycı idi. Sabetaycılar üç-dört örgütte etkinlik gösterdi: Mason locaları, İttihat ve Terakki, Melami ve Bektaşi tarikatı ve ordu.
- Ordu mu?
- Evet.
- Bugün de orduda...
- Tabii. Bugün de orduda Sabetaycılar var ve sabetaycı generaller var. Simdi ben burada isim vermeyeceğim...
- Neden?
- Çünkü dava açılmasını istemiyorum. Onaltı tane hakaret davası açtılar. Çünkü sabetaycılık bir hakaret gibi algılanıyor. Halbuki bugün bir ordu komutanı ve bir kuvvet komutanı sabetaycı kökenlidir. Ve bundan başka pek çok sabetaycı kökenli kurmay subay var... CHP, kendisini İttihat ve Terakki'nin devamı olarak görüp, devrimci bir kimlik edindiğini söylüyor. Ben de bu devrimci kimliği Sabetaycıların ortaya çıkardığını ve Türk siyasetini sekillendiren önemli bir faktör olduğunu söylüyorum. Solcular biraz kızacak ama, isin gerçeği, Türkiye’deki sol hareketi kuranlar Sabetaycılardır. Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnü sabetaycıdır. Yalcın Küçük’ün Tekelistan adli kitabına da bakmanızı öneririm.
- Türkiye’de solculuğun temellerini Sabetaycılar attı diyorsunuz?
- Elbette. Yıldız Sertel'in annesi Sabiha Sertel Sabetaycıydı, zaten kızı anılarında bunu anlatıyor. Derviş ailesinden gelen önemli insanlar var ve bunlar Yıldız Sertel'le akrabalar. Ben size su anlattıklarımı mahkemelere delil olarak sundum, o acıdan bir problem yok.
- Bu söylediğiniz, Atatürk’ün sabetaycı olmadığı anlamına mi geliyor?
- O konuya hiç girmeyeceğim çünkü bu konuda elimde kesin veriler yok, araştırıyorum. . Yalnız, Ahmet Emin Yalman’ın Mustafa Kemal'le 1927'de yaptığı röportajda, Yalman sunu söylüyordu "Sizin hayatinizi etkileyen iki öğretmen var. Biri benim babam, öteki de Semsi Efendi'ydi." Semsi Efendi, benim büyükbabamın büyükbabasıdır. Atatürk’ün ilk öğretmeni Semsi efendi bir hahamdır ve benim ailem de 17 kuşak boyunca bir haham ailesi olarak gelmektedir. Bu arada, Ahmet Emin Yalman da sabetaycıdır. Atatürk’ün sabetaycı olup olmaması önemli değil ama su bir gerçek ki Atatürk, sabetaycı kültürün içinde yer almış bir insandı.
- Eğer size Rahşan Ecevit'in sabetaycı olduğunu söylememi istiyorsanız, tamam Rahşan Ecevit sabetaycı kökenlidir; ben size bunu söyleyeyim, siz de yazın fakat..
- Hayır, benim böyle bir beklentim yok..
- Size biri "Sırf adamın biri bunu söyledi diye nasıl yazarsın?" diye sorabileceği için ben size 1924 mübadelesini anlatmak zorundayım. 1924 mübadelesinde Rahşan Ecevit'in ailesi ve benzeri aileler Selanik'te ve civarında bulunan mal varlıklarına karşılık İstanbul - Ankara - İzmir’de mülk alamadıklarından, Cumhuriyet devrinde bir komisyon kurulmuş [Muhtelif Mübadele İsleri Komisyonu] ve bu komisyon tarafından kendilerine Şebinkarahisar’dan toprak verilmiştir. Simdi bu hanımefendi "Ben Şebinkarahisarlıyım" diyor. Ve kendileri gidip Şebinkarahisar’da oturmamıştır. Çiller’e gelelim: Geçenlerde DYP'den beni aradılar, soruyorlar "Tansu Çiller sabetaycı mi?" Tansu Çiller’in babası, Mustafa Necati Çiller’di galiba adı, 1924 mübadelesi sırasında ya Son Saat ya da Vakit gazetesinde muhabirdi ve Karakaş Rüştü’yü birebir izleyen biriydi. Cemaat tarafından görevlendirilmişti. Demek istediğimi, bir kişinin sabetaycı olması, ille de bir dinî inancı sürdürmesi demek değil, o kültürün içinden gelmesi demek. Mesela, bir sabetaycı hiçbir zaman İslam’a inanamaz, bu mümkün değil.
- Bu durumda Kemal Derviş..
- Kemal Derviş’in sabetaycı olduğunu, simdi size bir makale vereyim ve hemen.. Kemal Derviş, İsmail Cem, Rahşan Ecevit ve can Paker dörtlüsü.. Can Paker’le ben akrabayım. Can Paker'in eşi olan Mihriban hanim, benim annemin teyzesinin oğlu olan Yasar Malta'yla Yeni Tekstil diye bir şirkette ortak. Size sözünü ettiğim birçok insanla da akrabayım zaten, yani size verdiğim bilgilerin çoğu aile kaynaklarından geliyor, asparagas değil.
... Halil Bezmen 1994'te Amerika'ya gitti ve "Ben Yahudi'yim, Türkiye’de baskı görüyorum" dedi. Halil Bezmen mesela Kurt olsaydı, Amerika'da "Ben Kurt'um, baskı görüyorum" deseydi ne olurdu? Devlet Güvenlik Mahkemeleri Halil Bezmen hakkında dava acardı ve vatandaşlıktan çıkarılması için uğraşırlardı. hiçbir DGM, Halil Bezmen'in "Ben Yahudi'yim ve baskı görüyorum" lafını bir suç kabul ederek dava açmadılar. çünkü açamazlardı.
- Neden?
- çünkü, Türkiye’de uzun yıllar ceza davalarında bilirkişi olan Prof. Dr. Sahir Erman Sabetaycıydı. Size verdiğim, Sisli Terakki Lisesi'nin Vakfı’nın genel kurulunu gösteren belgeye dikkat edin. [Terakki Vakfı Genel Kurulu'nu gösteren iki sayfalık bir broşürde vesikalı fotoğrafları bulunan üyelerden söz etmeye başlıyor.] Vakfın Başkan Yardımcısı Bülent Tanla su anda CHP'de ikinci adamdır. Yan tarafta Prof. Dr. Hasan Erman’ın fotoğrafı görülüyor; sözü gecen Sahir Erman’ın oğludur Hasan Erman ve İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. 1972'de İnönü’yü deviren raporu yazan Prof. Dr. Ahmet Yucekok'u görüyoruz sayfanın altında; o da su anda aktif olarak siyasetin içinde. Arka sayfanın başında, Kemal Derviş’in yakın dostu Asaf Savaş Akad var, sabetaycıdır kendisi. Ah, Can Paker de bu okulda, ne tesadüf! Aşağıda, TESEV'in çok önemli bir üyesi ve Türkiye Sabetaycılarının siyasi örgütlenmesini sağlayan adamlardan biri olan Prof. Dr. Ilter Turan'la karsılaşıyoruz. Bu insanların çok kısa surede yükseleceklerini ve Türkiye’de çok önemli yerlere geleceklerini, Jarusalem Report dergisine yazdım.
- Madem öyle, kaç Sabetaist olduğunu söyleyin.
- Ben, 1924'te 25 bin sabetaycı geldiğini biliyorum. Bugüne kadar da toplam nüfusun 100 bin civarına ulaştığını tahmin ediyorum.
- 1970'lerden itibaren CHP içinde bir değişim yaşandı. İsmet İnönü’nün ekibine karşı Rahşan Ecevit bir ekip kurdu. Bu ekibin önde gelen isimleri Bülent Tanla, Ilter Turan ve Ahmet Yucekok'tu. Rahşan hanim, o tarihte, pek çok Sabetaycıyı biraraya getirdi. IMF heyetinde de Türkiye’de de Kemal Derviş’ten çok daha iyi iktisatçılar olduğu halde Kemal Derviş getirildi çünkü Rahşan hanimin istediği biriydi ve Sabetaycıydı. 12 Eylül’de kaç tane sabetaycı tutuklandı bakalım. İsmail Cem o zaman aktif olarak siyasetin içindeydi, tutuklanmadı. Bülent Tanla tutuklanmadı. Haklarında dava dahi açılmadı.
- Ordu bilerek mi tutuklamadı yani?
- Askerlerin içinde de Sabetaycılar var. Mesela geçmişteki Genelkurmay Başkanlarından Refik Tulga sabetaycı kökenliydi. Belki de ailesi bunu yalanlar. Burada ciddi bir problem var: Bir sabetaycı, "Ben sabetaycı değilim" diyebilir. Mesela, Orhan Pamuk, Aksiyon dergisinde açıklama yapıyor ve "Ben sabetaycı değilim" diyor. Bu bey, eski İstanbul Valisi Muhittin Ustundag'in akrabasidir. Yalcın Kücük'ün soyledigi çok ilginc bir sey var. Diyor ki "Türkiye’de bir insanin bir yere gelebilmesi için sabetaycı olması gerekiyor." Ben de buna katılıyorum.
- Orhan Pamuk'un "buyuk romanci" olmasinin yaninda AB vb. Konularda beyanatlar vermesi sizce, sabetaycı olusuyla mi alakali?
- Sorarim size, mesela Can Paker kimdir? Henkel adlı firmanin genel müdürüdür. İşadamı degildir, maaslı müdürdür. Can paker ayni zamanda TESEV'in baskanidir. Bu beyefendi her hafta NTV'ye cıkıyor, neden sizce? çünkü NTV'nin sahibi Sahenk ailesidir. Sahenk ailesi Niğdelidir, ama Selanik gocmeni bir ailedir. Osmanli bankası ve Garanti bankası da bu grubunudur ve demec verebilecek birçok adamlari olduğu halde neden Can Paker'i her hafta ağırlıyorlar? Cünkü, Can Paker gelecegin basbakani olarak yetistirilen bir sabetaycıdır.
- Can Paker basbakan olacak öyle mi? Bu kadar basit mi sizce?
- Evet. Bakin, Türkiye bu kadar basit yonetiliyor. 200 milyar dolara yakın ic ve dis borcu olan bir ulke, eger oksurmek için Amerika'dan izin aliyorsa ve bugun Türkiye’de yasayanlarin çoğu bir sekilde kapagi Amerika'ya atıp colugumu cocugumu Amerika'da okutayım diye dua ediyorsa, Türkiye’de Ingilizce egitim veren okullardan cikan insanlar birinci sinif, geride kalanlar ikinci sinif vatandas oluyorsa, siz bunu secseniz de secmeseniz de bu olur. Ya secimle olur ya da 28 Şubat sureci gibi, Çevik Bir gibi sabetaycı bir subayın yaptığı bir hareketle...
- Bir saniye siz Çevik Bir'e sabetaycı mi..
- Evet, bunu kendisi acikladi zaten. Simdi bana öyle sorular soruyorsunuz ki sasiriyorum. Yalcın Kucuk de Cevik Bir'in sabetaycı olduğunu ima ediyor ama acikca soylemiyor. çünkü cekiniyor. Ben bunları söylüyorum çünkü bir akademiye bağlı değilim, bir cemaat tarihcisiyim.
- Söylediklerinize gore, Türkiye’de sabetaycı bir siyasi ekip ve onlarin bir siyasi projesi var. Anladigim kadariyla da Türkiye’nin ekonomik bunalimindan istifade etmeye dayali bir proje bu ve pek de hayırhah değil... Simdi neden bu durum açığa vurulmuyor?
- Çünkü sabetaycı kokenli politikacilar çok buyuk miktarda para dağıtıyorlar. Mesela, çok merak ediyorum TESEV adli vakıf ABD hukumetinden ya da ABD'deki sivil toplum orgutlerinden ne kadar para alıyor ve bu paralarla kimlere is yaptiriyor? TESEV'in destekledigi bazi gazeteciler var. Bunlardan biri kim biliyor musunuz? Can Paker'in kızkardesi olan Canan Barlas'in kocasi Mehmet Barlas.
- Mehmet Barlas su anda Yeni Safak'ta yaziyor ve gazete icinde muteber bir konumda. Esi Sabetayist oldugu icin Sabetayist kulturle yakindan iliskili olduğunu soyluyorsunuz yani Mehmet Barlas'in?
- Evet, bunu soyluyorum.
- Mehmet Barlas'la Yeni Safak arasindaki..
- Bunu bana sormayin, Mehmet Barlas'a 10 bin dolar maas veren Yeni Safak'in idarecilerine sorun.
- Sizin yorumunuzu soruyorum. Yani Islamcilarla..
- Bakin, Türkiye'de birinci sinif vatandaslar ve ikinci sinif vatandaslar var. Diger ayrımlar bunun gerisindedir. Amerikalilar, her ulkede kendilerine destek olacak adamlari bulurlar, secerler. Bu insanlarla birtakim maddi iliskiler kurarlar, ABD'de yasama imkani ve benzeri avantajlar saglarlar. Sadece Turkiye'de değil, her yerde boyledir. Turk halkı, kendisinin bagimsiz oldugu gibi yanlis bir inanci tasiyor. Halbuki bagimsizlik maddiyatla olur.
Libya Lideri Muammer Kaddafi "28 Şubat surecinde Sabetaycilarin parmagi var" dediginde bu adamlar Libya'yla iliskileri kesmeye kalktilar. Aynı askerler, Cevik Bir Amerika'da Yahudi olduğunu soyledigi zaman neden bir sey yapmadilar? ... Bosna olayi benim cok ilgimi cekmisti. Avrupa'nin ortasinda bir soykirim yapildi. Ve buna Ingilizler karşı cikti. Teatcher, "Bu bir soykirim" dedi ama Avrupalilar hicbir sey yapmadi. Bugun Sirbistan'in AB'ye girmesi tartisiliyor.
-Turkiye'deki Sabetayistleri muthis bir guc odagi olarak sunuyorsunuz. Bu insanların karsisinda yer alan bir başka guclu unsur yok mu?
- Var, mesela Cerkezler var.
- Nasil yani?
- Devlet yonetiminde gorev alan Cerkez kokenli insanlar var. Ideolojik bir ayrim yapmak gerekirse... Sabetaycilarin karsisinda onlar kadar kuvvetli hicbir kesim yok...Yeni Safak'ta uc kisi var, bunlara dikkat edin. Bunlardan biri Cengiz Candar'dir, sabetaycıdır ve bunu Salom gazetesine verdigi beyanatta belirtmistir. Ikincisi, Mehmet Barlas. Ucuncusu de annesi sabetaycı kokenli olan Nazli Ilicak'tir. Butun bunları anlatmanin durumu degistirmeyecegini de belirtmek gerek. Kimsenin umursadigi da yok zaten. Bana oyle acayip mektuplar geliyor ki.Size bir çırpıda dört tane sabetaycı disisleri bakani sayabilirim: Tansu Ciller, Ismail Cem, Emre Gonensay, Coskun Kirca. Kurtler de dahil hicbir etnik grubun dort disisleri bakani yok. Cunku boyle bir organizasyon yok... Şükrü Sina Gürel sabetaycıdır, istedigi kadar degilim desin.Rahsan hanim, Golda Meir'e benzer...

Sabetaycıları bilmeden, güçlerini ve tesirlerini hesaba katmadan, Türkiye'nin siyasi yapısını, resmi ideolojisini anlamak, zihinlere takılan sırların içyüzünü fehm etmek mümkün değildir. Bu konuya, ciddi ve ilmi araştırmalar seviyesinde yaklaşmadan, yakın tarihimizi çözmek mümkün olamaz...Kitapta ‘Yahudi' ya da ‘Sabetaycı' oldukları iddia edilen isimler şunlar: Tanzimat Başvekillerinden Ahmet Vefik Paşa'nın dedesi, Kıbrıslı Kamil Paşa, Halide Edip Adıvar'ın babası Mehmed Edip Bey, Ziya Gökalp'le birlikte Türkçülük yapan Alp Er (Asıl adı Mohiz Kohen), Maliye nazırı Cavit bey, Ahmet Emin Yalman, Abdi İpekçi, DP dönemi bakanlarından Emin Kalafat, Halil Bezmen, Akın Birdal'a suikast düzenleyen Tufan Güraltay... ( Mehmet Şevket Eygi 'Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar' ZVİ-Geyik Yayınları )


PROF. YALÇIN KÜÇÜK'TEN
Onomastique ( isim-bilim )

"...Ne yazık ki ülkemizde "isim-bilim" olarak türkçeleştirdiğimiz onomastique disiplini el değmemiş durumdadır; halbuki büyüleyici olduğunu söyleyebiliyorum. Her halde yahudi onomastique'i en zor olanıdır; çünkü Babylon sürgününden sonra İbrani'yi unuttular, İbrani isimleri Arami telaffuz etmeye başladılar, daha sonra da, MÖ. 3. Yüzyıldan itibaren elenizasyon ile birlikte isimlere Yunani ekler koydular, Ezra'nın Esdras olması ve bize 'Esra' olarak gelmesi örnektir, çoğu zaman isimleri bizim gecekondu evleri türünden eklemli durumdadır. Diasporada ise birisi İbrani ve diğeri yaşadıkları yere uygun iki isim almayı adet edindiler; bu nedenle bütün sabatayistler de iki isimlidir. Ancak bazen diasporada, ibrani ismi, çevirerek bulma yoluna da gittiklerini de görüyoruz; "Hayyim", İbrani'de "hayat" anlamındadır ve İtalya'da Hayyim yerine "Vital" kullanıldığını görüyoruz ve buradan "Vitali"
ismine ulaşıyoruz, "hayatım" anlamındadır ve Hakko'nun adıdır. "Eliezer" çok kullanılan bir İbrani adıdır; fakat, Arap ikliminde bunun tam karşılığı "Mansur" olmaktadır ve aynı anlama geliyor ve artık yahudi dünyasında aynı ölçüde taşınıyor, böylece Cem Mansur'un soyadına gelmiş oluyoruz... İbrani isimler sözlüğüne baktığımızda ise aradığımızı bulmakta gecikmiyoruz, has İbrani "Susan" ismi var ve bu "Suzanne" olarakta yazılıyor ki, tam söylenişi suzan'dır. "Suzan" İbrani'de "zambak" anlamına geliyor, bu sanatçımıza pek uygun düşüyordu...Bu sahne sanatçımız hakkında böyle bir iddiada bulunmuyorum, sadece sabetaistlerin ve hatta yahudilerimizin isim koyma yollarına işaret ediyorum. İsrail'de Adin/Edin adı çok modadır ve bunu Türkiye'de Edin biçimiyle ve yaygın bir soyadı olarak görüyoruz. İsrail'de isimler transseksüel olmakla birlikte kızlar için "Defne" adının çok taşındığını biliyoruz; Türkiye'de de yayılmaktadır. Bizde sabetaistler "Nilifer" adına da düşkünler, "Nili" olarak kısalıyor ve böyle söyleniyor; bu ad da İsrail' de çok seviliyor. "Eren" kuşkusuz, bizde Türk mistiğinde önemli bir yere sahiptir; Eran/Eren olarak şimdi Yahudi dünyasında da çok tutuluyor. Ve ülkemizde de ithal edildiğini saptıyoruz. Diğer yandan İttihat ve Terakki'nin önemli bir isim olan E. Caraso, soyadını "Karasu" yapmıştı, oğlunun adı Bilge Karasu idi, ve yahudi olarak tanınmayacak ancak "Bilge" aynı zamanda Tevrat'ta geçen ve "sevinç" anlamında bir isimdir. Ü
"Cem", Cem Boyner, Cem İpekçi, Cem Özer örnekleriyle bildiğimiz bir isimdir; "Mansur" soyadı, dünya yahudiliğinde çok saygındır ve Cem'in babası Ali Mansur
Orhan Pamuk'u yazdım, Tel-Aviv ve Londra'da çok beğeniliyor ve Türkiye'de beğenen tek bir insan çıkmıyor, bunu, değerler sistemimize bir suikast saymak zorundayız. Adını, Abdi İpekçi'nin Milliyet'inden aldığı bir ödülle duyurdu, bunun perde arkası çok dedikoduludur; Mehmet Eroğlu kazanmıştı, sonradan ortak yaptılar, belleğim beni yanıltmıyorsa, jüride A. İlhan vardı, biliyordur.
Yaşar Kemal, Yüce Gök ömrünü uzun etsin, tek romanlı yazardır; tüm yazdıklarının içinde roman sayılabileceğimiz sadece İnce Memet var. Karısı Tilda'nın çevresi ve Paris'te Abidin Dino'nun yahudilerin çok etkili olduğu Fransız Komünist Partisi'yle kurduğu ilişkiler sayesinde parlamıştır; hâlâ "Nobel Adayı" rantının üzerinde oturmaktadır. Demek, Türkiye'nin bütün değerleri ülke dışında yaratılıyor ve yahudi eli değmedikçe, değer değer olamıyor; buna isyan etmek durumundayız.
M. Gazi Yaşargil kimdir? Ne yaptı da bir çırpıda fahri doktora veriyoruz? Çankaya'da "üstün hizmet madalyası" takıyoruz, bizde hiç benlik bilinci yok mu? Belki İsviçre'de ameliyata gidebilecek üç-dört zenginin dışında Prof. Yaşargil, hangimize hangi hizmeti yaptı? Bu sorulardan sonra herkesi birlikte utanma seansına çağırıyorum. "Ey Türk Halkı, kimleri yükselterek seni alçaltıyorlar". Bunu haykırmak zorunludur. Peki cerrah Yaşargil çok yüce de, cerrah Göksel'in ne eksikliği var; Prof. Hüsnü Göksel; cenazesi Missuri ile getirilen Washington Sefiri Baydur'un damadı, tanınmış lobyist Ahmet Ertegün'ün eniştesidir, New York'ta doktorluk yapmıştır, istese kalabilirdi, eksikliği ülkesine dönmesi mi, demek, biz, Türkiye'de değer olmaz demek istiyoruz...Prof. Yaşargil'in "Dianne ile evlenmeyi tercih ettiğini" magazin basınından öğrenmiş bulunuyoruz. Modele uygundur ve kızının adı "Leyla" imiş; burada da tam isabet ediyoruz, ayrıca oğlunun adı da da "Can" olarak magazine geçiyor; bu isim, Fransızca "Jean" ve İngilizce "John" isimlerinin Türkçe simetriği sayılıyor ve İbrani'de Yohanan olduğunu biliyoruz. Demek isim-bilim de bir bilimdir, bu sonuca ulaşıyoruz.
Gazi Erçel Yaşar Bank'ı batırmakla suçlanmaktadır. Batık banka İzmirlidir ve onomastique açıdan "yaşar" sözcüğü üzerinde yeterli ölçüde durmuş buluyorum. İzmir de sabatayizmin vatanıdır, burada da sabatayistler, bir belediye başkanı, Osman Kibar, milletvekili Osman Kapani, bir gazete, Yeni Asır çıkardılar ve ben yıllardır, ilk kurşunun Hasan Tahsin tarafından atılmadığını yazıp duruyorum. Hasan Tahsin de, asıl adı "Osman Nevres' olan bir sabatayistti.
Özdem Sanberk ; "berk" veya "berg", "Bergman ve Rosenberg" örneklerdir, Ibrani'de "dag" anlamina geliyor ve çok tasiniyor. Bu arada kaydetmemde yarar olabilir; Madam Çiller'in oglunun da adidir ve yayina hazirlanmis.Sefir Sanberk, Avrupa Birligi genel sekreterligini reddederek bu vakfin basina geçti...İSİM BİR İPUCU, TEK BAŞINA SONUCA GÖTÜRMEZ : Sabatayist arastirmalarimda isim-bilim benim için sadece bir ipucudur; tek basina hiç bir sonuca gitmeyecegini tekrarliyorum. Sabataycilar arasindaki endogami kurali ve özellikle müslümanlarla evlenmeme yasasi, çok daha önemlidir...
 
Eski 30-05-05, 12:55   #2
MeDiD

Varsayılan Cvp: SABETAY (yahudi asıllı müslümanlar)


genel bolumu kuralları:

[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

GENEL BÖLÜMÜ EK KURALLARI:

[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

10 altın kural:

[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat