Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 17-02-07, 16:47   #1
kotuKULL

Question Kabadayilar DÜnyasi (tamamen GerÇek)


ESKİ İSTANBUL KABADAYILARI

Kabadayı alemini doğru dürüst anlata bilmek için onlarla oturup kalkmak, yaşamak lazım.İstanbul kabadayılığı başlı başına bir alemdir.
Kendine mahsus kanunları, raconları vardır.Eğer bir iki olayla yeterince isim yapabilmişseniz, bir anda etrafınızda onlarca insan olur.
tabiki bu insanları doyurmak geçimleri sağlamk için de para gerekir. yeterince akıllı olan kabadayının para sıkıntısı olmaz.
Çünkü, "İstanbul kırk kulplu kazan,bir kulbundan tut sende kazan" diye boşunu söylememişler. gerçek kabadayılar,kendi terbiyelerine göre
o dünyanın yazılmamış kanunlarına uymak zorundadırlar. Zayıfı, bilhassa namuslu insanları himaye ederler.Çizdileri yoldan ayrılmamaya dikkat
etmek zorunda olduklarını bilirler.Çünki o camianın kendilerine verdikleri şöhreti kaybetmekten korkarlar.
kabadaylar, beydir, efendidir, ağadır. Birbirine hürmet ederler, bu hürmete layık olmaya dikkat ederler.İsimlerine leke gelmemesi için
gerekirse canlarını verirler.Çoğunluğu terbiyeli adamlardır. Büyüklerinin yanında kendilerine söz düşmezse ağızlarını açmazlar.Neşeli olup, zevklerine düşkündürler.
Bulundukları yerin en iyi mağazalarından giyinirler.Fakat ekseriye ceketsiz gezmezler. Çünkü silah taşıdıklarını belli etmek istemezler.

Paşalık devrinde kabadayılık yapan paşalar olduğu gibi, kabadayılıktan paşa olanlarda vardır.o devirde İstanbul'da kendilerine mahsus teşkilatı olan
üç kuvvet vardr: Fehim Paşa, Ali Şamil Paşa, Arnavut Tahir Paşa..

Bir Fehim Paşa adamı ile Tahir Paşa adamı her hangi bir yerde birbirlerine tesadüf ederlerse mutlaka çarpışıyorlar, saldırmalar, tabancalar işlemeye başlıyordu.
Bu çarpışmalarda ekseriye Fehim Paşa'nın adamları tarafından kazanılıyordu.Arif Bey'in Fehim Paşa ile olan dostluğu onu Fehim'e mal etmişti. Herkez Arif'i
Fehim Paşa'nın baş kabadayısı sanıyordu.
Tahir Paşa'nın baş silahşörüde Matlı Mustafa adlı eşkiyalıktan gelme bir Arnavut'tu.Matlı Mustafa, hakketten insan görünümünde bir canavardı.Arada bir kafayı çekiyor,
nerde olursa olsun,Fehim Paşa'ya ve adamlarına sövüp sayıyordu. Pek tabi olarak bütün bu küfürler bire on katılarak Paşa'ya ulaştırılıyordu.Fehim Paşa'nın adamları ile
Arnavutların çarpışması kaçınılmaz bir hale gelmişti.Bu ilk çarpışma Matlı Mustafa ve Arif Bey arasında oldu. Matlı mustafa Beyoğlu'nun en civcivli bir zamanında sarhoş olduğu halde
caddede nara atarak geliyor,naranın mevzuu da pek tabi olarak Fehim Paşa'nın şahsına edilen küfürler oluyordu.

Arif Bey'de (kafe Kommers)'de nargilesini içmiş, tünele doğru yürüyor. Kalabalık dikkatini çekiyor,polisler ve bir komiser Matlı Mustafa'yı teskine çalışıyorlar.
Mustafa bey! sakin olunuz, size bir araba getirsinler.Devlet hanenize gidin.
Matlı Mustafa uazaktan Arif Bey'i görünce:
"-Nah mori! Fehim pezevenginin bir adamıda bu heriftir" diye küfür hududunu biraz daha genişletiyor. Arif olduğu yerde duruyor.
-Bana mı söylüyorsun?
-Babana mı söylüyorum? Elbet sana söylüyorum.
Polisler ve komiser, muhakkak suhur edecek olaya artık seyirci kalacaklardır.Çünkü bu iki belanın arasına girmek felaket olacaktır.Arif, yavaş yavaş ilerliyor.Mustafa, tabancaya el atmaya
fırsat bulamamıştır. Arif bey, o meşhur tokatlarından birini patlatmıştır. Mustafa sallanıyor, ikinci bir tokat kamayı elden düşüyor, Arif Bey Mustafanın elbisesinin ense tarafından yakalıyor,
sürükleye sürükleye Galatasaray merkezi'nin önüne getiriyor.orada kaldırıyor ağız burun karışık üçüncü bir tokatla büsbütün sersem ettikten sonra belinden tabancayı çekip alıyor,
Çürük meyve dolu bir çuval gibi kaldırıyor,Galatasaray'ın avlusuna fırlatıyor ve polislere:
-Alın şu keratayı! diyor.
Hadise bütün tafsilatıyla Fehim paşaya anlatıldı.Galatasaray Merkezi de olayı rapor şeklinde Paşaya bildirdi.Fehim Paşa,Beşiktaş'tan,çatasına binerek Arif bBey'in Anadoluhisar'ında ki
Küçüksu çayırı sonunda ki Köşküne gitti. yanında sivil giyinmiş komiser Salih vardı.
Paşa:
-Salih bak.. Arif Bey evde mi?
Salih önceden koşarak köşkün kapısına yaklaştı.Bahçede gül fidanları ile meşkul olan Arif Bey'i gördü..
-Arif Bey, Paşa geliyor.
Arif Bey hiç teleş etmedi.
-Buyursunlar, diye köşke doğru yürüdü. Fehim Paşa, adamına göre muamele eder, hürmete layık olana nezaket dairesinde konuşmasını bilirdi.
-Arif Bey! Merhaba...
-Merhaba Paşam.Buyrunuz efendim. İçeriye gidelim.
-Hacet yok.ben sizi almaya geldim.
-Ne zahmet efendim, emir buyursaydınız ben gelirdim.
-Göreceğimiz geldi,haydi gidelim.
-içeri buyrun bir dakka müsade edin.

Köşkün zemin katında yemek odası vazfifesini gören genişce taşlıya girdiler, oradan misafir odasına geçtiler. Arif Bey kardeşine seslendi:
-Hakkı..! Paşa efendiye kahfe yapsınlar. Biraz tatlı emredermisiniz?
-teşekkür ederim.
Arif Bey, ikinci kata çıktı,hemen giyindi,Paşa'nın yanına indi. FEhim Paşa Hakkı ile konuşuyordu.Arif Bey'İn salona girdiğini görünce sigarasının külünü gümüş tablaya silkerek:
-Görüşmemizin arası epey uzadı.
-Busefer öyle oldu efendim.
-Fakat sizin bu kenara çekilişiniz başka türlü yorumlana bilir.
-Ne gibi?
Birinden çekindiğiniz için bir müddet ortalardan kaybolduğunuzu düşünürler.
-Olabilir.
Fehim Paşa, Matlı Musatafa olaynı Arif'den dinlemek istiyor, onun için kurcalıyordu.
-Canım Arif Bey! Şu hadise nasıl oldu? Anlat. Rica ederim.Mabeyde Tahir beni görünce pek ters bakıyor.
-Acaba neden?
-Onun Baş silahşörünü sen hamur gibi yoğurmuşsun ya.
-Bundan sizene?
-Siz Matlı mustafa'yı bana küfür ettiği için o hale sokmadınız mı?
-Arif Bey:
-Hayır!Mustafa size küfür ediyordu, beni görünce banada küfür etti. İşte ozamn Arnavudun terbiyesini vermek lazım geldi.
Fehi Paşa: "seni benim adamın bildikeler için..." diyemedi. Çünkü Arif bey'in bunu kabul etmeyeceğini çok iyi biliyordu.Tekrar etti:
-Rica ederim, nasıl oldu?
Arif bey:
Mustafa Biraz fazla kaçırmştı, sağa sola saldırıyordu, bende kendisini polise teslim ettim.
-Ama birazda tartaklanmış.
Tabi bu vaziyette biraz itişme kakışma oluyor.
-Arif Bey... Ne kadar tevazu gösteriyorsunuz.
_Ne yapayım Paşam? öyle alıştık.
-Haadi buyrun gidelim.
Beraber çıktılar.Çeşmanin önünde ki rıhtımdan muşa bindiler, BEşiktaş'a doğru yollandılar.


"Yırtcu kuşun ömrü az olur"

Arif Bey ile Matlı Mustafa arasında ki olay mübalallı bir şekilde tüm İstanbul'da söyleniyordu.Tahir Paşa, baş silahşörünün yüzüne bakamıyordu.
Bu haceti temizlemesi içn Mustafa'ın mukabele etmesi yahut bırakıp memleketine gitmesi lazımdı.Arif Bey, nargile meraklısı olduğu için Valide Kıraathanesi'ne gider, nargile içerdi.
Mustafa'da Arif Bey'in muhitinde dolaşıyordu. ikinci bir çapışma olacaktı. Arkadaşları Arif Bey'i uyardılar.Bu hadiseleri pek iyi bilen, hatta dolayısıyla vakaya karışan Karamusallı Tahir birgün dayanamadı:
-Arif ağabey! Matlı etrafında dolaşıyor dedi.
-merak etme Tahir dedi. Mustafa ağzının payını aldı. bir daha hırlayamaz.
Tahir ısrar etti:
_Aman Arif Ağabey. "Hasmın karınca da olsa kendini merdane bil" diye bir laf vardır.
Arif Bey güldü. Çok konuşmayı sevmediği için cevap vermedi.Fakat Arif Bey'i sevenler, onun lakaydısını doğru bulmuyordu.
Tahir bir akşam iki arkadaşı ile (Filip)in gazinosuna gider, içmeye başlar.Saz güzel, hanendelerin sesleri parlak... Tahirin arkadaşlarından Ali Bey bir kartın üzerine Talosun bir şarkısını yazar,garsonla saza gönderir.
Pek tabi olarak, kartın yanınada bir tane çil lira ilave edilir.Memduh başıyla teşekkür eder, istenilen şarkı çalınacak.. o sırada Tahir ellerini yıkamak üzere tuvalete gider.dönüp geldiği zaman bakar ki saz hiç münasebeti olmadığı halde:
"at martini Matlı Musatafa dağlar inlesin" türküsünü çalıyor.Ali Bey'de kötü kötü düşünüyordu.
-Ne var yahu? Ne düşünüyorsunuz?
-Bir şey yok.
-İstediğiniz şarkı okudummu?
-Yarıda kaldı.
_Neden?
_Sazın yanında massada oturan biri kestirdi.
Tahir yerinden kalkar bakar.. Masada Matlı Mustafa... Arkadaşları Karamusallı'yı tanıyorlar, mutlaka bir bela çıkacak..
_Tahirciğim bırak allah aşkına...
Durun canım, bakalım anlayalım.ne olmuş?
Tahir saza doğru gider..
_kesin! Saz durur.
_Bizim istediğimiz şarkıyı niye yarıda bıraktınız?
Zavallı kanuni şemsi, hanende Ahmet bey:
_bunu bitirelim beyim onuda çalarız.
-Ben onu sormuyorum.Hangi keratanın oğlu benim istediğim şarkıyı yarıda kestirdi?
-Mustafa Bey emrettilerde..
Matlı Musatafa ayağa kalkar.. Tahir'e doru yürür:
-Mori ben emrettim.
-Ulan ciğerci!Sen kendini ne zannediyorsunda emrediyorsun?
Tahir ozamanlarda çelik gibiydi.Mustafa,suratına inen bir yumrukla sendeler, hemen elini tabancaya atar, çekmeye vakit kalmaz, Tahir koltuğunun altında ki iki taraflı kamaya asılır,kama kullananların sağlama gittikleri zaman ki darbe ile
(yani vurma ile dürtme şeklinde) kamayı sallar.Mustafa'nın yanınadakiler Musatafa'yı yana iterler.kama boşa gelir.Musatafa ikinci darbeden kurtulamayacağını anlayınca kamaya sarılır.Avucu, parmakları kesilir.
gazino alt üst olur, zaptiye gelir. Mustafa'yı eczaneye Tahir'i karakola götürürler. Arkadan Mustafa gelir.
komiser,tahkikat fezlekesini hazırlar.Tahir'e:
-Tahir Bey dedi, siz Mustafa Bey'i yaralamış olursunuz.
Tahİr:
-Hayır ben onu yaralamadım.Bana tabanca çekti.bende kama çektim.Kamayı almak için saldırdı,eli kesildi. Onu vurmak isteseydim kamayı elbet bir tarafına sokardım.
Arnavut:
-Evet dedi, öyle oldu.
Komiser sordu:
-O halde davacı değilsiniz.
Musatafa:
-Hayır dedi- davacı değilim.
sonra Tahire dönerek:
-Biz aramızadsa kozumuzu paylaşırız.
Tahir:
-Ne zamn istersen.. nerede istersen... ne ile istersen..
Matlı Musatafa,Filib'in gazinosundaki vaka'dan sonra Tahir'in aleyinde de kulağına gidecek gibi söylenmeye başlar.
Nihayet bir gün Beyoğlu'nun arka sokakalarından birinde Musatafa ile karşılasırlar...
sokak tenha.. meseleyi bitirmek için hem zaman hem mekan müsait..
Musatafa durur, Tahir ona doğru ilerler...............

-Mustafa sen bana Arif'in adamı diyorsun.bak sana söylüyorum ben arif'in adamıyım.Burada kimse yok.Gel seninle erkekçe kabadayıca dövüşelim.hem evvela silahınıda çekmene izin veriyorum.haydi....

Mustafa şaşırdı.Bu gencin bcürret ve cesareti karşısında duraklamıştı.
-yok bre Tahir Bey, dedi.Ben senin için bir şey söylemedim.
-Lafını inkar etme... Tükürdüğünü yalama... Eğer erkeksen erkek gibi davran.Karı isen ozamn seninle laf bile etmem.
-Mori vallahi söylemedim.Bunu sana söyleyenler yalan demişler.
-Peki... Sana inanıyorum.Ama şunu iyi bil.. Bundan sonra aleimde laf etiiğini duyarsam,belindeki kara doğ tabancasını alır,kabzası ile başını patlatırım.
Mustafa:
-Bre Tahir Bey,Ver elini besa edelim.
Tahir:
-İstemen dedi.Sen arife düşmanlık besledikçe ben sana merhaba demem.Elinden geleni adına koyma.
Tahir önünden geçti, yürüdü gitti ve arkasına bile dönmedi.
Matlı Mustafa,Arif Bey'i muhazzam takip ediyordu.Bunu arif'de biliryor ama ehemmiyet vermiyordu."Bora patlamadan saçak altına girmeye alışık değildi"
Bir akşam yanında Lala dimitri ile Galata'da (Karakuş)un gazinosuna gitti.
Karakuş, tatlı bir gerdan kırışla:
-Hoş geldin Bayimu dedi.
-Hoş bulduk adamım nasılsın?
-Şükür Allah'a..
-Rakı dyeceğim ama senin duzikoda Umurcaya taş çıkartır.Ustura gibidir.
-Söyleme be Arif Bey... O İsponi bu lafı çıkarmış.. İstersen Mastika vereyim.Ama hani ya beni dinlersen.. Bir kayık duzu aldım,safi cibra.
-meze?
-midye tava,talador...
-Peki,pei ne istersen yap.
Karakuş, çekildikden sonra etrafına bakındı.Kenarda ki masada Matlı Mustafa oturuyordu.Arnavut ne zamna gelimiş ne zaman oturmuştu...
Lala Dimitri,bütün İstabul gibi Arif'le mustafa'nın birbirlerinin kanına susadığını biliyordu.. Mustafa'yı görünce hafiften istavroz çıkardı.
-Vre abir Bey, dedi.. Biz buraya ki geldik, çok yanlış bir iş yaptık.
-Neden?
-Bu Karakuş rakısını ne zaman ki ben içiyorum, üç gün hasta yatıyorum.Bilmem ki ne yapıyor!
-Ne yapalım? İstersen Sen rakı içme de mastika iç..
-Mastika'da duziko gibi... Arif Bey beni dinliyorsun..
-Dinliyorum.
-Kalkalım İsponiye gidelim orada hepsi güzel.
Arif güldü:
-Lala, dedi. senin adın Lala Dimitri ama beni Lalalm deĞilsin.
-ağnamadım.
-Senin anlayacağın ben buradan artık başka bir yere gidemem.
-Niçin bre gidemezsin?
-Sen buradan ne rakı için nede meze için gitek istiyorsun..
-Başka ne sebep var?
-Mustafa Burada da onun için gidelim istiyorsun.Artık buna imkan var mı? Karakuş rakı yerine zehir verse içeceğiz oturacağız.
Garson mezeleri getirmiş, masayı donatıyordu..Matlı mustafa oturduğu yerden Arif'i tetkik ediyordu.Göz göe geldiler. mustafa:
-Tinya Tintata... Arif Bey dedi.
Arif mukabele etti:
-Akşalar hayır olsun Musatafa..
-Nasılsın?
-Demir gibiyim.
-Görüyorum mori eşşek gibisin...
Arif ayağa kalktı:
-Vay pezvenk.. Sen kime eşşek diyorsun?
Mustafa'nın masasına bir iskembe uçtu..Mütiş bir şangırtı oldu.Arif bir tekme ile önündeki masayı devirdi.. diğer masadakiler fırladılar.
Bir kısım Arif Bey2i bir kısım Matlı Mustafa'yı önlediler.
-Aman beyim.. Etmeyin.
-Mustafa Bey.. müsade et.
-Rica ederim ortada ne var.
-Allah aşkına bırak Arif Bey. gibi yatıştırıcı sözlerle iki tarafı teskine çalışıyorlardı.
Mustafa kendisini tutmak isteyenlerin ellerinden silkinerek:
-Mori bırakın beni! diye kurtulmak istiyor,
Arif:
-Bırakın yahu!Biz kozumuzu paylaşırız.Araya girmeyin.. diye bağırıyordu.
Karakuş dükkanında bir cinayetin başına getireceği sıkıntıyı, üzüntüyü bildiği için,gözlerinden ateşler saçarak birbirlerinin gafletini kollayan
iki hasmın ortasında ne yapacağını bilmiyor,bir o tarafa, bir bu tarafa koşuyor.yarı buçuk konuştuğu türçeki büsbütün unutarak:
-Aman bayimu! Aman Paşamu! diye iki tarafa yalvarıyordu.
Mustafa kendisini tutanların ellerinden kurtuluştu.Arif'de önündekileri sol kolu ile süpürdü.İki hasım karşı karşıya kaldılar. eller tabancaya gidiyordu.
Tam bu sırada Gazinonun kapısından Komser Tufan efendi ve polisler koştular.
tufan efendi, ne pahasına olursa olsun kavganın önünü almak için kendini ortaya attı.
-Mustafa Bey,Arif Bey ne yapyorsunuz? Günahtır beyler din kardeşiyiz. Birbirinizimi öldürecesiniz?
Matlı bağırdı:
-Çekil Bre Tufan efendi.Bu herifi yiyeceğim.
Tufan efendi:
-Çekilmem!diyordu. Sizin gibi iki kabadayının göz göre göre birbirlerini vurmasına izin vermem.Beni öldürün.. sonra ne yaparsanız yapın.
Arif Bey:
_Tufan çekil görmüyormusun? teres ölümüne susamış. Bırak pezevengi geberteyim.
Polisler Mustafa'yı kucaklamışlar, merdivene doğru götürmeye çalışıyorlardı.Tufan'da Arif Bey'e sarılmış yalvarıyordu:
-Arif Bey, Allah, billah aşkına yapa, ufak bir hatrım varsa..
Arif Bey'in yanında ki Lala Diitri:
-Ah panayamu, diye siper arıyordu.
Mustafa merdivenlerin orda bir daha silkindi, döndü.Beyaz menevişi pırıl pırıl parlayan Karadağ tabancası elinde idi. Arif Bey'de (smith Wesson)'u çekmişti.
Aradakiler artık kavganın önüne geçemeyeceklerini anladıkları için kenarı çekilmişlerdi.Meydan bomnoş kalmıştı.Mustafa bir adım attı,Kara dağ'ı kaldırdı.
Arif'de bir adım attı ve Arnavudun kurşununa hedef teşkil etmemek için yan döndü.
Mustafa tabancasını ateşlemeye fırsat bulamadı.
Bir tabanca patladı.
Arif bir el ateş etmişti.
Mustafa sallandı.kurşun isabet etmişti...
Mustafada İki el aTeş etti..
Karadağ müthiş bir ******a ile gümledi.
Etraftakiler tekrar araya girdiler..
Mustafa'yı merdivenlerden indirerek gazinodan çıktılar.
Arif Bey yanına gelen Lala Dimitriye:
-Dimitri dedi,pezevengi tam kalbinden vurdum çıkın leşini kaldırın.
Lala dimitri ile merdivene doğru yürüdüler..
Merdiveni indiler,Arif durdu..
bir saniye kendini dinledi..
elini karnına doğru götürdü.
-Dimitri dedi.Ben vurulmuşum farkında değilim.
-Ne söylyorsun Arif bey?
-***** puşt, beni vurdu....
Lala Dimitri koluna girdi.Fakat bu ağır vücudu taşımaya gücü kuvveti yetmiyordu.
Arif Bey ağırlaşıyordu.
Lala dimitri:
-Vre tutun Arif Bey vurulmuş....
koştular koluna girdiler.Arif Bey artık yürüyecek halde değildi.Gazinonun kenar kanepesine oturtular. yaralarının biri karnında diğeri bacağında idi.Karadağ kurşunu,
bağırsaklarını parçalamış olacaktı.
hemen bir araba getirdiler, güçlükle kaldırarak paytona koydular.Taksimde ki Sürp Agop Hastaneine götürdüler.
Arif Bey'in matlı Mustafa'yı kalbinden vurdugu lafı doğruydu.Arif'in kurşunu
Matlı'yı kalbinden vurmuştu fakat, Arnavudun kalın gümüş tabakası tam kalbinin üstünde olduğu için,kurşun tabakanın bir salthını delmiş, ve diğerini delemeyerek tabakanın içinde kalmıştı.
En kuvvetli silah olan Amerikan Smith wesson tabancası bir gümüş tabakayı delemezmiydi?Bunda kaderin bir rolü vardı.Arif'in tabancasında ki fişekler, Arif'le Kandillide oturan,Halid ve Arif'in biladerleri Ali Bey tarafından nişan atmak üzere doldurdukları fişeklerdi.
Smith wesson'un hakiki fişekleri gibi güçlü değillerdi.
Biz buna kader diyoruz fakat bunda ihtiyatsızlığıda unutmamalı.Arif Bey gibi çetin düşmanları olan bir adam nişan fiekli tabanca ile gezmez.
Arif'in vurulması havadisi derhal yayıldı.Hısımı, akrabası,kardeşleri, dostları koştular, Emirganda oturan Miralay Doktor Deli Arif Bey'de hastaneye geldi.
Avlu kolidor, bekleme odaları adam almıyordu.Fehim Paşa beraberinde Mabeyn doktorlarından Rauf Paşa olduğu halde bizz<t geldi,Yaralının yanna hiç kimseyi sokmuyorlardı.
Herkez kurtulacağını ümit ederek bekliyordu.
Fakat Deli Arif BEy, hastanın yanından ağlayarak çıkınca durum anlaşıldı.
bu emsalsiz kabadayı "yırtıcı kuşun mrü az olur" meselenin hükmünce Genç denilecek br yaşta gözlerini hayata kapamıştı.
Şimdi Arif Bey'in kanı yere düşmeyecekti.Pek tabii olarak kardeşleri MatlıMustafa'yı yaşatmayacaklardı.
Matlı Mustafa, Gazinodan çıkınca kendine geldi,Arif vurulduğunu anlamamştı ama, Mustafa onu vurduğunu biliyordu. etrafında ki polislere elindeki tabakayı gösterdi:
-Allah beni korudu dedi. Gördünüz ya... Eğer şu tabaka olmasa Matlı Mustafa çoktan ölmüştü..Buda böyle geçsin bakalım...
Polisler Mustafa'ya:
-Mustafa bey karakola gidelim. dediler.
-Mori karakolluk ne var? Ölen yok öldüren yok. Hemen araba çağırdı,doğru Tahir paşa'ya koştu vakayı anlattı.onada tabakayı gösterdi.
Tahir Paşa sordu:
-Vurdun mu?
-Vurdum.
-Öldü mü?
_Benim karadağın kurşunu sağ bırakmaz.
-Bu gece burda kal. Yarın git teslim ol, tabakayı beraber al, kimseye verme.
Mustafa'nın mahkemede beraaat edeceği muhakkaktı.Fehim Paşa, Arif'in ölümünden çok müteessirdi.Herkez Arif'i Fehim Paşanın adamı biliyordu.Onun öldürülmesi FehimPaşa'nın nüfüsuna tecavüz etmekti.
Vakanın ertesi günü Fehim Paşa ve Tahir Paşa Mabeynde karşılaştılar.
Tahir Paşa, müsteshi bir bakışla Fehim Paşa'yı selamladı..
-Gördün mü be Paşam? dedi. Ne yaptı bu senin Arif Bey?
Fehi Paşa:
-Ya senin Mustafa ne yaptı?
-Ne yaptı be paşam?
-Arif gibi bir adamı *****likle öldürdü. daha ne yapsın?
-Mustafa *****likle mi vurdu? Nasıl olur be Paşam? Arif Mustafa'yı kalbinden vurdu... Ama kurşun tabakayı delmedi..O da karşılık çekti altıpatları vurdu öldürdü..
bunda *****lik nerde?
Tahir Paşa doğru söylüyordu.
Fehim Paşa:
-Bakalım dedi cinayet mahkemesi ne hükü verecek.
Tahir Paşa:
-Ne hüküm verecek Paşa, elbette berraat verecek..
-göreceğiz..
-Bir insan kendi canını koruyorsa ona ceza verilmez. Mustafa, onu pusuda martinle beklemedi, erkekçe dövüştüler,Birinden biri ölecekti. Mustafa kurtuldu Arif öldü..
Fehim paşa söyleyecek bir şey bulamadığı için:
-inşallah iyi olur dedi.

devamını yarın buradan okuyabilirsiniz..

Mesajı son düzenleyen kotuKULL ( 17-02-07 - 19:36 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat