|
|||||||
Genel Kültür Kategorisinde ve Garip olaylar Forumunda Bulunan Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı) Konusunu Görüntülemektesiniz => Dün*ya*nın en bü*yük gi*zem*le*rin*den bi*ri*ni çö*ze*bil*mek i*çin bir bi*lim a*da*mı Zombie büyücülerinin i*çi*ne gir*di. Zom*bi*lerin Sırrı Çözüldü Harvard Üniversitesi´nden Wade ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Y.O.K
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 03-06-2005
Mesajlar: 16,112
Rep Puanı: 204798423
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
![]() Dün*ya*nın en bü*yük gi*zem*le*rin*den bi*ri*ni çö*ze*bil*mek i*çin bir bi*lim a*da*mı Zombie büyücülerinin i*çi*ne gir*di. Zom*bi*lerin Sırrı Çözüldü Harvard Üniversitesi´nden Wade Davis, Haiti ormanlarında ölüm tehlikesiyle karşılaşarak Voodoo rahipleriyle pazarlığa girişti ve sonuçta yaşayan ölü sanılan Zombilerin çok gizli bir ilaçla oluştuklarını keşfetti ve sonra olay genişledi, ta ki Japonya´daki folklorik bir balık yemeğine ulaşıncaya kadar... 1962’nin ilk*ba*ha*r aylarında 40 yaş*la*rın*daki bir a*dam Ha*i*ti’deki Al*bert Schwe*it*zer Has*ta*ne*si’nin a*cil servisine hasta olarak gel*di. Olayda, hastanın adı ka*yıt*la*ra 30 Ni*san´da sa*at 9.45’de Cla*ir*vi*us Nar*cis*se olarak geç*ti. Hastanın şi*ka*yet*le*ri a*teş, vü*cu*t ağ*rı*ları ve ge*nel bir kı*rık*lık*tı. Du*ru*mu git*tik*ce kö*tü*leş*ti ve 2 Ma*yıs günü sa*at 01.15’de, bir ta*ne*si A*me*ri*kalı olan i*ki he*kim ta*ra*fın*dan öl*ü i*lan e*dil*di. Kız kar*de*şi An*ge*li*ne Nar*cis*se ya*ta*ğın baş u*cun*da bek*li*yor*du ve a*i*le*si*ni ö*lüm*den ha*ber*dar et*ti. Ölü 20 sa*at bo*yun*ca morgta kaldı ve son*ra ce*na*ze*ye için ha*zır*lan*dı ve 13 Ma*yıs 1962´de sa*at 10.00’da Cla*ir*vi*us Nar*cis*se o*tur*du*ğu şe*hir o*lan L’Es*te*re’nin ku*ze*yin*deki mezarlıkta top*ra*ğa ve*ril*di, 10 gün son*ra da bir a*nıt tah*ta*sı me*za*rın üs*tü*ne kon*du. Aradan 18 yıl geçti, 1980 yı*lın*da bir a*dam L’Es*te*re pa*zar mey*da*nın*da An*ge*li*na Nar*cis*se’ye yak*laş*tı. Ken*di*ni sa*de*ce en ya*kın a*i*le ü*ye*le*ri bi*ldiği öl*ü o*lan er*kek kar*de*şi*nin tak*ma a*dı i*le ta*nıt*tı. A*dam Cla*ir*vi*us ol*du*ğu*nu id*di*a e*di*yor* ve şun*la*rı an*lat*ıyordu; Bir ar*sa kav*ga*sı yü*zün*den er*kek kar*de*şi ta*ra*fın*dan Zom*bi* ya*pıl*mış*tı. Me*zar*da can*lan*dı*rıl*dık*tan he*men son*ra dö*vül*müş ve bağ*lan*mış*tı. On*dan son*ra bir grup er*kek ta*ra*fın*dan ül*ke*nin ku*ze*yi*ne gö*tü*rü*lüp o*ra*da i*ki yıl bo*yun*ca baş*ka zom*bi**ler*le bir*lik*te bir kö*le gi*bi ça*lış*mış*tı. So*nun*da Zom*bi**le*rin li*de*ri öl*müş ve bü*tün Zom*bi**ler on*la*rı li*der*le*ri*ne bağ*la*yan o güç*ten kur*tul*muş*lar ve da*ğıl*mış*lar*dı. Nar*cis*se son*ra*ki 16 se*ne ül*ke*de do*laş*mış çün*kü kin*ci er*kek kar*de*şin*den kork*muş*tu ancak er*kek kar*de*şi*nin ö*lü*mü*nü duy*duk*tan son*ra e*ve dön*me ce*sa*re*ti*ni bul*muş*tu. Zombie astronotlara doğru... Har*vard Üniversitesi´nde Eth*no*bo*tany (Ge*le*nek*sel uy*gar*lık*la*rın kul*lan*dık*la*rı bit*ki* bi*li*mi) öğ*ren*ci*si o*lan Wa*de Da*vis bu ga*rip hi*ka*ye*yi ilk de*fa 1982’nin bir kış ak*şa*mın*da duy*du. Duy*du*ğu yer de Man*hat*tan’nin do*ğu*sun*da*ki bir a*part*man da*i*re*siy*di. Hi*ka*ye*yi an*la*tan*lar ise dün*ya*ca ta*nın*an i*ki psik*iyat*ris*tti: Dr. Nat*han S. Kli*ne, psi*ko*far*ma*ko*li*ji*de bir ön*cü ve Dr. He*inz Leh*man da Mc Gill Ü*ni*ver*si*te’si*nin psiki*yat*ri bö*lü*mü*nün es*ki baş*ka*nıy*dı. Kli*ne ve Leh*man’ın hi*ka*ye*nin ger*çek ol*du*ğu*na i*nan*dık*la*rı or*ta*day*dı. On*la*ra gö*re bir gi*zem*li i*laç düz*gün do*zaj*da ve*ril*dik*ten son*ra kur*ba*nı*nın me*ta*bo*lik du*ru*mu*nu dü*şü*re*bi*liyor ve böy*le*ce kur*ban ö*lü gö*rü*nüyordu. A*ma ger*çek*ten öl*me*miş o*lu*yor ve bir pan*ze*hir i*le is*te*nen za*man*da ha*ya*ta dön*dü*rü*le*biliyordu. İ*la*cın tıb*bi gü*cü i*na*nıl*mazdı, her iki doktor da cer*rah*lık*ta şu an el*de o*lan nar*koz olanak*la*rın*dan çok da*ha güvenli bir im*kan or*ta*ya koy*du*ğu i*çin bir dev*ri*me ne*den o*la*bi*le*ce*ği*ni söy*lü*yor*lar*dı. Ge*ze*gen*ler a*ra*sı yolculuk hemen gündeme gelebilirdi çün*kü as*tro*not*la*r “kış uy*ku*su” gi*bi bir du*ru*ma ge*ti*ri*le*bi*lir*lerdi. Ölümüne pazarlık başlıyor... Da*vis hemen kararını verdi, işin ucunda çok ama çok büyük bir amaç vardı; Ha*i*ti’ye gi*de*cek, o*ra*da bir Vo*o*do*o rahibinin gü*ve*ni*ni ka*za*na*cak ve ze*hi*rin i*çe*ri*ği*ni, formülünü öğ*re*ne*cek*ti. Eth*no*bo*ta*nist Ric*hard E*vans ile deneyimli bir ma*ce*ra*cı o*lan Da*vis (yıl*la*rı*nı a*ma*zon*la*rın gi*ze*mi*ni a*raş*tır*ma*ya har*ca*mıştı) i*de*al se*çim*di*ler.Leh*man ve Kli*ne bağ*lan*tı ku*ra*bi*le*ce*ği ki*şi*le*rin i*sim*le*ri*ni ver*diler. Bu i*sim*lerin arasında Mar*cel Pi*er*re’de bu*lu*nu*yor*du. Mar*cel. Zom*bi*e ze*hi*ri*ni ya*pa*bil*di*ği söy*le*ni*len bir Vo*o*do*o rahibiydi. Ay*nı za*man*da Vo*o*do*o din uz*ma*nı olan Max Be*a*u*vo*ir’ın da is*mi ve*ril*miş*ti. Ayrıca, Da*vis, Cla*ir*vi*us Nar*cis*se’nin bir fo*toğ*ra*fı*nı da ya*nı*na aldı. Da*vis 4 kez Ha*i*ti’ye git*ti ve o*ra*da sa*de*ce Zom*bi*e to*zu*nu bul*makla kalmadı, ay*nı za*man*da da Vo*o*do*o mis*ti*sizminin i*çi*ne gir*me*yi de ba*şar*dı. Bu ko*nu*da o ka*dar ba*şa*rı*lıy*dı ki Zom*bi*e*fi*ca*ti*on’u kül*tü*rel an*la*mıy*la öğrenmişti. Ya*ni Vo*o*do*o’nun, Ha*i*ti’nin ta*ri*hi*ni yan*sıt*tı*ğı*nın far*kı*na var*mış*tı. Bu kavram, or*ji*nal Af*ri*ka*lı in*san*dan bu*gün*kü ba*şa*rı*lı ba*ğım*sız*lık ha*re*ka*tı*na ka*dar uzanan bir içerikteydi. Bu*günkü Vo*o*do*o kül*tü*rü Ha*i*ti’nin kırsal kesimin*de ger*çek*ten devlet gi*bidir. A*şa*ğı*da okuyacağınız seç*me bölüm Da*vis’in "The Ser*pen*dant the Ra*in*bow" ad*lı ye*ni çıkan ki*ta*bın*dan alındı. Bu*ra*da Zom*bi*e to*zu*nu na*sıl bu*lup a*na*liz et*ti*ği ya*zı*lı, ya*ni bi*yo*lo*jik gi*zem*in çö*zü*mü an*la*tı*lı*yor. Hi*ka*ye Da*vis’in, New York’da*ki çok zen*gin ki*şi*le*rin temsilcisi o*la*rak Mar*cel Pi*er*re’den sah*te ze*hir to*zu al*ma*sıy*la hız*la*nı*yor. Do*lan*dı*rıl*dı*ğı*nı an*la*dı*ğın*da Be*a*u*vo*ir i*le bir*lik*te Pi*er*re’nin ho*un*fo*ur’u*na (Vo*o*do*o ta*pı*na*ğı) dön*üyor ve devamını ondan dinliyoruz; "Max Be*a*u*vo*ir i*le bir*lik*te tapınağa gir*di*ği*miz*de on*lar*dan üç ki*şi sırt*la*rı*nı ta*pı*na*ğın i*ba*det ye*rine da*ya*mış, o*tu*ru*yor*lar*dı. Mar*cel, yü*zü*nün bü*yük bir kıs*mı*nı yine ka*pa*lıydı ve so*ğuk ba*kış*la*rı de*ğiş*me*miş*ti. O*na se*lam ver*dim. Ba*na ya*nın*da bir ma*sa*nın ya*kı*nın*da yer aç*tı; “Eh” de*di. “Bir i*şi ya*ra*ma*dı” de*dim. Be*a*u*vo*ir bir si*ga*ra yak*tı ve be*nim söy*le*dik*le*ri*mi fı*sıl*dı*ya*rak tek*rar*la*dı. Ben şun*la*rı ek*le*dim; ”10 gün bek*le*dim ve bir*şey ol*ma*dı” Mar*cel i*nan*ma*dı. “Se*nin ze*hi*rin ya*rar*sız” de*dim. Son*ra ya*nın*da*ki i*ki ar*ka*da*şı*na ba*kıp ne*den bir sah*te*kar*la bir*lik*te ol*duk*la*rı*nı sor*dum. Bir ta*ne*si ba*na doğ*ru yü*rü*dü. Be*a*u*vo*ir o*na o*tur*ma*sı*nı i*şa*ret et*ti. Mar*cel kı*zar*dı ve ilk de*fa ağ*zın*dan ke*li*me*ler fış*kır*dı. Ba*na defalarca ya*lan*cı de*dik*ten son*ra hid*det*li bir şe*kil*de i*ba*det ye*rine gir*di ve hemen bir çan*tay*la geri dön*dü; çan*ta*da bi*ze ilk gün gös*ter*miş ol*du*ğu ay*nı be*yaz as*pi*rin şi*şe*si var*dı. Ö*nüm*den ge*çer*ken çan*ta*yı e*lin*den al*dım, şi*şe*nin ka*pa*ğı*nı aç*tım ve o*nun gö*rüş a*çı*sı*nda ka*la*rak e*li*me toz* dö*kü*yor*muş gi*bi yap*tım. Te*ni*me değ*me*miş*ti a*ma Mar*cel bu*nun böy*le ol*du*ğu*na i*na*nı*yor*du. Ze*hi*ri in*ce*li*yor*muş gi*bi yap*tım ve on*dan son*ra yi*ne şi*şe*ye ge*ri dök*tüm. Şi*şe*nin ka*pa*ğı*nı ka*pa*dım, o*na ge*ri ver*dim ve on*dan son*ra e*li*mi pan*to*lo*num*da te*miz*le*dim. A*lay*lı bir şe*kil*de “Biç*ke to*zu” de*dim. Mar*cel bir an ses*siz kaldı ve yerine oturdu. Si*nek*ler, yü*zü*ne vu*ran, ı*şık*ta bü*yük toz par*ça*la*rı gi*bi a*şa*ğı ve yu*ka*rı u*çu*şu*yor*lar*dı. Ön*ce ba*na son*ra Be*a*u*vo*ir’a bak*tı ve sa*de*ce “O ar*tık öl*müş bir a*dam” de*di. Ya*vaş*ca a*ya*ğa kalk*tım ve “Ne za*man ö*le*ce*ği*mi söy*le” de*dim. Mar*cel üs*tün*lü*ğü*nü an*la*dı; “Bir gün, bir haf*ta, bir ay, bir se*ne. Bu toz*la te*mas et*ti*ğin i*çin ö*le*cek*sin” de*di. De*rin bir ne*fes al*dım ve ciğerlerime sı*cak ha*va*nın in*me*si*ni his*set*tim. Sa*de*ce hi*le*yi düşünüyor*dum; “Ba*na ne an*lat*ma*ya ça*lı*şı*yor*sun? He*pi*miz bir gün ö*le*ce*ğiz” de*dim. İlk de*fa Mar*cel bem*be*yaz diş*le*ri*ni gös*te*re*rek gül*dü. Be*a*u*vo*ir’a doğ*ru ba*ka*rak; “Bu be*yaz a*dam çok ce*sur a*ma ay*nı za*man*da çok ap*tal” de*di. Çok da*ha son*ra ka*va*no*zun i*çin*de*ki ger*çek ze*hir ol*du*ğu*nu an*la*ya*cak*tım. Kı*sa bir sü*re son*ra pa*ra ko*nu*su Mar*cel’in öf*ke*si*ni ye*ni*den a*lev*len*dir*miş*ti. Ha*zır*la*dı*ğı şey*le*rin ka*li*te*si*ni e*leş*tir*mek bir*şey*di a*ma har*ca*mış ol*du*ğu pa*ra*yı ge*ri is*te*mem ay*rı me*se*ley*di. "Buradan canlı çıkmayacaksınız..." O a*na ka*dar ka*dın*la*rın*dan bir kaç ta*ne*si tapınağa dön*müş*tü. Yi*ne i*ba*det ye*rine git*ti ve bu se*fer u*fak si*yah bir şi*şe i*le dön*dü. O*nu dik*kat*li, ne*re*dey*se say*gı*lı bir şe*kil*de ma*sa*da a*ra*mı*za yer*leş*tir*di. Yü*zü ha*la öf*ke*liy*di ve al*nın*dan ter*ler a*kı*yor*du. Ba*na ba*ğır*dı; ”Be*yaz adam. Sen ve se*nin gi*bi*le*ri bin*ler*ce mil aşarak be*nim ze*hi*ri*mi a*la*bil*mek i*çin ge*li*yor*su*nuz. Şim*di de ba*na to*zun i*yi ol*ma*dı*ğı*nı söy*lü*yor*sun. Ne*den za*ma*nı*mı har*cı*yor*sun? Ne*den o*nu*ru*mu*zu kı*rı*yor*sun?",Ge*zi*ni*yor*du ve el*le*ri ha*va*day*dı. Ka*dın*la*rı et*ra*fın*da bir kor*don o*luş*tur*muş*lar*dı. Bir*den dur*du. Ma*sa*yı gös*te*re*rek “E*ğer i*yi ze*hir yap*tı*ğı*na i*nan*mı*yor*sa*nız bu*nu i*çin ve bura*dan can*lı cık*mı*ya*ca*ğı*nı*za söz ve*ri*yo*rum” de*di. Herkes ba*na ba*kı*yor*du. Be*a*u*vo*ir hiç bir şey ya*pa*maz*dı. Mar*cel o ka*dar yak*laş*tı ki, ne*fe*si*ni his*se*de*bi*li*yor*dum. Ses*siz*lik i*na*nıl*maz*dı ve sa*de*ce ben bu*nu bo*za*bi*lir*dim. So*nun*da ya*tış*tı*rı*cı bir ses*le; “Mar*cel, i*yi ve*ya kö*tü ze*hir yap*man bu*ra*da ö*nem*li de*ğil. Ya*pa*bil*di*ği*ni bi*li*yo*rum. Bu ne*den*le bin*ler*ce mil gel*dim. Sa*na sa*de*ce söy*le*mek is*te*di*ğim ba*na ver*di*ğin şe*yin ya*rar*sız ol*ma*sıy*dı.” de*dim. a*ya*ğa kalk*tım ve el*le*rim*le yü*zü*mü ov*dum. Söz*le*ri*me şöy*le de*vam et*tim;”Bel*ki sa*na gö*re ver*di*ğim pa*ra çok a*ma be*nim ar*kam*da o*lan a*dam*lar i*çin o ka*dar az ki ek*sik*li*ği*nin bi*le far*kı*na var*ma*ya*cak*lar. A*ma be*ni bu ya*rar*sız toz*la ge*ri gön*de*rir*sen ge*le*cek*te bin*ler*ce do*lar ka*zan*ma im*ka*nı*nı kay*be*der*sin.”Hep*si hay*ret*ler i*çer*sin*dey*di. Bir*den bir tit*re*şim o*luş*tu. Son*ra her*kes to*par*lan*dı ve bir da*ki*ka* için ne*fes*le*ri*ni tut*tu*lar. Ba*zı*la*rı pa*ra*yı dü*şü*nü*yor*du, di*ğer*le*ri i*se ha*ka*re*ti. Mar*cel hiç*bir şey söy*le*me*di.“Bu*nu dü*şün, ben ya*rın sa*bah dö*ne*rim” de*dim.Be*a*u*vo*ir i*le bir*lik*te o*ra*dan ka*dın*la*rın a*ra*sın*dan san*ki bir de*re*yi ge*çi*yor*muş gi*bi çık*tık. Mezar açılıyor; Ay ı*şı*ğı yok*tu ve bu*lut*lar yıl*dız*la*rı örtüyordu, sağır edici gök*gü*rül*tü*leri ve şim*şek pırıltıları arasında saat ge*ce ya*rı*sı*nı geç*erken biz Sa*int Marc’ın bir kaç mil ku*ze*yin*dey*dik. Beş ki*şiy*dik;Mar*cel, ben, a*sis*ta*nı Je*an ve Mar*cel’in kad*nı*la*rın*dan i*ki ta*ne*si. Yü*rü*ye*rek yo*ldan ayrıldık ve bir va*di*yi çap*raz bir şe*kil*de aştık. U*zun, ko*lay kı*rı*la*bi*len bit*ki*le*r a*ra*sın*dan ge*çi*yor*duk, çevre zi*fi*ri ka*ran*lık*tı. Bir el fe*ne*ri*miz var*dı a*ma so*luk ı*şı*ğı pek i*şe ya*ra*mı*yor*du. Mar*cel ön*deydi ve ga*rip bir ne*şey*le gü*lü*yor*du, ne*şesi*nin romdan kay*nak*lan*dı*ğı*na e*min*dim. Ar*ka*sın*da Ma*til*de gi*di*yor*du ve yü*rür*ken u*zun el*bi*se*si ar*ka*sın*da sür*tü*nü*yor*du. Ben on*la*rı ta*kip e*di*yor*dum ve di*ğer ka*dın, Mar*la e*li*mi tut*muştu. Je*an so*nun*cu*suy*du ve o*mu*zunun üs*tü*ne kü*rek i*le kaz*ma at*mış*tı. Ku*ru bir te*pe*cik*tey*dik, et*ra*fı*mız*da dağ*lar var*dı, ha*va nem*liy*di ve her ta*raf küf ko*ku*yor*du. Yağ*mur baş*la*mak ü*ze*rey*di, ha*fif ı*şık*lar Mar*cel’in yü*zü*ne göl*ge*ler vu*ru*yor*du, ge*ce ve gün*düz tak*tı*ğı ka*ra göz*lük*lerin*de i*ki ka*dı*nın göl*ge*le*ri*ni gö*re*bi*li*yor*dum. Ma*ri*e kır*mı*zı gi*yim*li, Mat*hil*de’nin*ki de be*yaz*dı, be*yaz ku*ma*şın i*çin*de ka*ra vü*cu*du par*lı*yor*du. U*zak*ta ge*çen a*ra*ba*la*rın ve kam*yon*la*rın ı*şık*la*rı köy*le*rin ça*tı*la*rı*nı sı*yı*rıp ge*çi*yor*du ve biz on*la*rın ö*lü*le*rin*den bir ta*ne*si*ni çal*ma*ya gi*der*ken on*lar u*yu*yor*du. Me*zar i*sim*siz*di. Sa*de*ce top*rak*ta*ki bir çı*kın*tıy*dı. Kü*rekle kaz*amadık, sa*de*ce me*za*rın ü*ze*rin*de*ki sı*kı top*ra*ğı sı*yırdık, kaz*ma ise par*ça*lan*dı. So*nun*da 1.5 m. de*rin*lik*te kü*rek me*za*ra ulaştı. Önce bir kaç kat yün gi*yim eşyası gördük a*ma bir za*man*lar par*lak o*lan renk*le*ri sol*muş*tu. On*dan son*ra tah*ta ta*bu*tun üs*tün*de de*mir*ler gö*zük*tü. Je*an yü*zü*nü kır*mı*zı ku*maş*la ört*mek i*çin dur*du ve bü*tün vü*cu*du*na li*ni*ment sür*dü. Biz de ay*nı*sı*nı yap*tık. Je*an ta*bu*tun et*ra*fın*da*ki pis*li*ği dik*kat*li te*miz*le*di ve me*zar*dan o*la*bil*diğince u*zak ka*la*rak ko*lu*nu çu*ku*ra sokarak kü*rek*le ta*bu*tu kal*dır*ma*ya ça*lış*tı so*nun*da e*li*ni me*za*ra tamamiyle sok*tu ve bir ip bağ*la*dık*tan son*ra o*nu yu*ka*rı doğ*ru çekmeye baş*la*dı. İnanılmaz korunma yöntemleri; Me*zar kı*say*dı en faz*la bir metre u*zun*lu*ğun*da. Je*an, önce kapağın ka*lın tah*ta*sı*nı kır*dı, to*zun ve ö*lü*mün renk*le*ri*ne a*lış*mak bi*raz za*ma*nı*mı al*dı. On*dan son*ra kor*ku*yu his*set*tim, u*fak kü*çül*müş bir ka*fa gör*düm, sa*rı diş*ler ü*ze*rin*de*ki ka*ra du*dak*lar ve bir*bi*ri*ne doğ*ru ba*kan i*ki göz. Bir ço*cuk*tu, bir kız ço*cu*ğu, başındaki şap*ka hala sağ*lam*dı ama sert*leş*miş* ve gri kah*ve*ren*gi bir renk al*mış*tı. Je*an ve Mar*cel, ta*bu*tun ü*ze*ri*ne bir çu*val ör*ter*ken ben de ta*but*tan me*za*ra doğ*ru yü*rü*düm. Ne*den bil*mi*yo*rum o a*çık çu*kur be*ni bü*yü*lü*yor*du. Mat*hil*de de hep ya*kın*ım*day*dı, be*ni bir ke*re al*nı*mı sil*mek i*çin dur*dur*du. Vü*cut*lar bu ik*lim*de çok ça*buk çü*rü*yor. Bu ço*cuk me*zar*da bir ay*dan faz*la kal*mış de*ğil*di. Je*an ta*bu*tu ka*fa*sı*nın ü*ze*ri*ne yer*leş*tir*di ve ya*vaş*ça va*di*den a*şa*ğı in*me*ye baş*la*dı. Ve aradan üç gün geçti son*ra Mar*cel be*ni de*rin bir va*di*ye gö*tür*dü ve o*ra*da çok vah*şi bir yı*kan*ma ri*tü*e*li yapıl*dı. Je*an bi*zim*le gel*di ve a*sis*ta*nı i*le bir*lik*te bir me*tal ız*ga*ra, bir gi*yim çu*va*lı, bir ha*van ve bir de tok*mak ta*şı*yor*du. Bü*yük bir ağaç ta*ra*fın*dan göl*ge*le*nen bir düz*lü*ğe gel*dik, ağaç pe*ri*şan bir hal*dey*di, dal*la*rı e*ğil*miş* ve san*ki bir çürümüş gi*bi gö*rü*nü*yor*du. Bu ço*rak top*rak*taki her*şe*y gi*bi bu da kes*kin ve siv*riy*di. Mar*cel göl*ge*de ye*ri*ni al*dı ve bazı garip şey*le*ri pa*ra çan*ta*sın*dan çı*kar*ma*ya baş*la*dı. Bir ça*na*ğın i*çin*den "Thun*ders*to*ne/Kut*sal Vo*o*do*o ta*şı" çı*kar*dı ve ü*ze*ri*ne bir i*laç sür*dü sonra üs*tün*de bir kib*rit çakınca i*laç a*lev*len*di. Sağ ko*lu*nu i*çi*ne so*ka*rak ken*di de*ri*si*ni bu al*kol i*le yak*tı ve on*dan son*ra a*lev*le*ri he*pi*mi*zin ü*ze*ri*ne doğ*ru tut*tu. Bu*nu ya*par*ken ha*fif*ce kol*la*rı*mı*zın ek*lem yer*le*ri*ne vu*ru*yor*du ve bü*yük bir gay*ret*le e*ti*mi*zi o*vu*yor*du. Ze*hi*rin du*ma*nı*nı çek*me*ye*lim di*ye yü*zü*mü*zü bir sa*ten ör*tü i*le ka*pat*tı, son o*la*rak dı*şar*da ka*lan vü*cut bö*lüm*le*ri*mi*zi yağ*lı bir mad*de i*le kap*la*dı. Formülün hammaddeleri ortaya çıkıyor... Sa*bah Je*an’ın par*ma*ğı*nı ta*bu*ta so*kup ço*cu*ğun bü*tün vü*cu*du*nu gez*di*rdiği*ni sey*ret*miş*tim, bu*nu ya*par*ken e*li*ni men*ge*ne gi*bi kullanıyordu. İğ*renç ve çü*rük bir ko*ku or*ta*ya çık*mış*tı. Bü*yük bir kor*kuy*la me*zar*dan topladığı bazı ka*lın*tı*la*rı çı*kararak, dik*kat*li bir şe*kil*de bir ka*va*no*za yer*leş*tir*ti. Sonra ay*nı dik*kat*le yağ dam*la*yan el*le*riy*le on*la*rı ka*va*noz*dan çı*kar*dı ve ız*ga*ra*nın ya*nın*da ye*re koy*du. Çok sis*tem*li bir şe*kil*de di*ğer mad*de*le*ri çu*val*dan çı*kar*dı, ilk i*ki şe*yin ne ol*du*ğu*nu bil*mi*yor*dum. İ*ki ta*ne öl*ü ve mavi par*lak renk*li ker*ten*ke*le var*dı on*dan son*ra daha önce gör*müş ol*du*ğum ka*ra kur*ba*ğa*nın ce*se*di çık*tı. Kuru*tu*lup ye*re kon*muş*tu ve bu ne*den*le ta*nım*lan*ma*sı zor*du a*ma bü*yük*lü*ğün*den ve o*nun hak*kın*da duy*du*ğum bir kaç şey sa*ye*sin*de o*nun bir Bu*fo Ma*ri*nus ol*du*ğu*na ka*rar ver*dim. Bu kurbağa yer*li ve tro*pi*ka*ldir, Orta Amerika´ya özgündür, çok sık bu*lu*nur ve ze*hir*li*dir. Kur*ba*ğa*nın a*yak*la*rın*da Je*an’ın de*niz yı*la*nı de*di*ği bir*şey daha var*dı, Poly*cha*e*te so*lu*ca*nı*na ben*zi*yor*du. Kur*ba*ğa ve so*lu*can ö*zel bir şe*kil*de ha*zır*lan*mış*lar*dı ve onları öl*dür*me*den ön*ce ka*bın i*çi*ne sok*muş*lar*dı. Je*an bu*nun kur*ba*ğa*yı az*dır*dı*ğı*nı ve böy*le*ce ze*hi*rin et*ki*si*nin art*tı*ğı*nı an*lat*tı. Bu çok man*tık*lıy*dı çün*kü Bu*fo Ma*ri*nus’un ka*fa*sı*nın ar*ka*sın*da bü*yük çıkıntıların i*çin*de a*şa*ğı yu*ka*rı i*ki dü*zi*ne kim*ya*sal mad*de var*dır ve bu mad*de*ler hay*van sal*dı*rı*ya uğ*ra*yın*ca ve*ya kor*kar*sa çoğalırlar. Bit*ki*ler da*ha ba*sit*ti, bir ta*ne*si Al*biz*zi*a a*i*le*sin*den gel*mek*tey*di ve Ha*i*ti’de “Tchatc*ha” di*ye ta*nım*la*nı*yor*du. Ge*nel*de göl*ge a*ğa*cı o*la*rak bü*tün ül*ke*de yetiştiriliyor*du. Di*ğe*ri ise Mucu*na tü*rün*den*di ve Po*is Grat*ter di*ye ta*nı*nı*yor*du, bu bit*ki*nin ö*zel*li*ği ü*ze*rin*de çok kötü ba*tan di*ken*le*ri ol*ma*sıdır, dikenler bat*tı*ğı an in*san*da te*ni*nin al*tın*da san*ki cam par*ça*la*rı var*mış gi*bi bir his u*yan*dı*rır. Je*an bu i*ki bitki tü*rünün bir kaç mey*ve*si*ni de ha*va*nın i*çi*ne koy*du, bitkilerin kim*ya*sal ya*pı*la*rın*dan pek bir*şey an*la*mı*yor*dum a*ma i*ki*si*nin de bak*la*gil*ler a*i*le*sin*den ol*ması be*ni çok şa*şırt*mış*tı. Bu bitki a*i*lesi ze*hirli bir çok cin*si bir*leş*ti*ri*yor*du. Davis, ölüye ne olduğunu açıklamıyor... Son mad*deler ise bir çift de*niz ba*lı*ğıy*dı, bir ta*ne*si za*rar*sız du*ru*yor*du ve bir de bir Kir*pi Ba*lı*ğı vardı, onu Mar*cel’in i*ba*det odasının du*va*rın*da gör*müş*tüm. Dik*ka*ti*mi genç a*sis*tan da*ğıt*tı, me*tal bir ren*deyle bir in*sanın ka*val ke*mi*ğinin u*cu*nu e*zi*yor* ve par*ça*la*rı u*fak bir te*ne*ke ku*tu*ya ko*yu*yor*du. Je*an bu a*ra*da ta*ze ve ku*ru*tul*muş hay*van*la*rı ız*ga*ra*nın üs*tü*ne ko*yup o*ra*da yağ*lı bir kı*va*ma ge*le*ne ka*dar kı*zar*tı*yor*du daha son*ra on*la*rı bir ha*va*nın i*çi*ne koy*du artık tüm mad*de*ler e*zil*me*ye ha*zır*dı ve kap*tan çı*kan du*ma*nın çü*rü*tü*cü sa*rı bir ren*gi var*dı. (Davis, bu noktadan sonra hazırlanan zehirin ölü küçük kızla ne ilgisi olduğunu açıklamıyor veya onun canlandırılıp canlandırılmadığını; bu bölüm özellikle atlanmış) Ha*i*ti’den aldığım bir va*liz*le Pas*kal*ya´nın* pa*zar sa*ba*hında New York Ken*nedy Havaalanı güm*rü*ğün*den geç*tim. Valizde ker*ten*ke*le, Poly*cha*o*te so*lu*canı, i*ki de*niz ba*lı*ğı ve çe*şit*li bü*yük ö*rüm*cek*ler* vardı. Hep*si de al*kol içer*sin*de mu*ha*fa*za e*di*li*yor*du. Ayrıca ku*ru*tul*muş kur*ba*ğalar, çe*şit*li to*humlar, toz*lar i*le bü*yüye karşı kullanılan Vo*o*do*o toz*la*rı var*dı. Va*li*zin di*bin*de ise i*ki ka*val ke*mi*ği ve bir kur*bağanın ka*fa*ta*sı var*dı, bir baş*ka va*liz*de ise çeşit*li bitkisel ör*nek*le*r ve ka*lın bir ku*ma*şın i*çin*de Bon*ga kur*ba*ğa*sı*nın can*lı*sı bu*lu*nu*yor*du. Güm*rük me*mu*ru ilk çan*ta*yı aç*tı ama bir kı*sa ba*kış*tan son*ra hiç*bir şey duy*mak da*hi is*te*me*di*ği*ni söy*le*di, kur*ba*ğa*yı ise gör*me*di bile. Davis işe başlıyor... Nat*han Kli*ne’i ha*va*a*la*nın*dan a*ra*dı*ğım*da ev*de kim*se yok*tu. Bu ne*den*le te*le-sek*re*te*ri*ne not bı*ra*kıp ilk u*çak*la Bos*ton’a git*tim ve Cam*brid*ge’e ha*va ka*ra*dık*tan son*ra var*dım ama bo*ta*nik mü*ze*sin*de hiç kim*se yok*tu. Bü*ro*ma gir*di*ğim*de yor*gun*dum, va*li*zleri ma*sa*mın üs*tü*ne bı*rak*tım ve ı*şık*la*rı yak*ma*dan, kö*şe*ye as*mış ol*du*ğum ha*ma*ğa u*zan*dım. Bü*tün bir ül*ke*nin sem*bo*lü o*lan va*li*ze bak*mak çok zevk*liy*di. Söy*le*nen*le*re gö*re çok az şey*le bir çok şey el*de e*de*bi*len tek ül*ke Ha*i*ti’dir, te*ker*lek*ten a*yak*ka*bı ya*pı*lır, te*ne*ke*den trom*bon*lar, ça*mur ve yap*rak*tan köy ev*le*ri gibi... Mal*ze*me*ler o ka*dar azdır ki Ha*i*ti*li*ler dün*ya*la*rı*nı ha*yal güç*le*ri i*le do*na*tı*r*lar. E*ğer Zom*bi*e gize*mi çö*zü*le*cek* ise va*li*zin i*çer*sin*de*ki mad*de*ler en ö*nem*li a*nah*tar*dılar. Kal*kıp va*li*zi bo*şalt*tım. Hep*si*ni ma*sa*nın ü*ze*ri*ne gü*zel*ce sı*ra*la*dım sonra e*li*me bir te*be*şir al*arak du*va*rın bir ta*ra*fı*nı ne*re*dey*se ta*ma*men kap*la*yan bir si*yah tah*ta*yı i*ki*ye böl*düm. Bir ta*raf*a Mar*cel’in bü*tün kul*lan*dı*ğı mad*de*le*ri yaz*dım; İn*san ka*lın*tı*la*rı, i*ki bit*ki, de*niz so*lu*ca*nı, kur*ba*ğa, ker*ten*ke*le ve ba*lık. Sağ ta*raf*ta Cla*ir*vi*us Nar*cis*se’nin ö*lüm a*nın*da*ki be*lir*ti*le*ri yaz*dım: Ak*ci*ğer ö*de*mi, kusma i*le bir*lik*te ha*zım sorunları, ne*fes al*ma zor*lu*ğu, idrar zorlanması, çok şid*det*li ki*lo kay*bı ve yük*sek tan*si*yon ve son*ra da ma*vi*leşme ardından da ve felç. Narcisse ve kız kar*de*şi derinin ma*vi*ye dö*nüş*tü*ğü*nü ve bü*tün vü*cu*dun*da sı*zı his*se*ti*ği*ni söy*le*mişlerdi ama bu i*ki liste a*ra*sın*da bü*yük bir boş*luk veya farklılık var*dı." Zombiler dünyanın her yerinde; Zom*bi*e ze*hi*rinin do*ğa*da çok bi*li*nen ze*hir*li mad*de*ler*den birini i*çer*di*ği*ni an*la*mak faz*la za*ma*nı*mı al*ma*dı; Mar*cel iki çe*şit ba*lık kul*lan*mış*tı. Bir ta*ne*si Di*o*donhy*ste*rix ailesinden Fo*u Fo*u, di*ğe*ri de Spho*er*vi*des Tes*tu*di*ne*us´lerden o*lan Cra*pa*ud de Mer ya* da de*niz kur*ba*ğa*sı, bu*nu biz kir*pi ba*lı*ğı o*la*rak ta*nı*yo*ruz. Bu ba*lık teh*li*ke*ye düş*tü*ğü an bü*yük mik*tar*da su i*çer ve böy*le*ce kü*re şek*li*ni a*lır, bu ne*den*le sal*dı*ran* bir başka balık o*nu yut*mak*la zor*lanır. İn*san böy*le pa*sif bir ko*ru*ma me*ka*niz*ma*sı*nın ge*rek*li ol*du*ğu*na i*na*na*mı*yor, her i*ki ya*ra*tık da bü*yük Pan*tro*pi*kal ba*lık a*i*le*si*ne a*ittir ve bun*la*rın ço*ğunun derilerinde, ka*ra*ci*ğer, yu*mur*ta*lık ve ba*ğır*sak*la*rın*da Tetro*dotok*sin var*dır, bu öl*dü*rü*cü ne*u*ro*tok*sin en ze*hir*li mad*de*le*rden bi*ridir. U*yuş*tu*ru*cu o*la*rak ko*ka*in*den 160.000 kez da*ha et*ki*li*yi*ci, ze*hir o*la*rak si*ya*nür*den 500 kez da*ha kuv*vet*lidir. Ö*lüm i*çin ye*ter*li doz bir top*lu iğ*ne ba*şı ka*dar bile de*ğildir. Tet*ro*dok*si*nin in*san ta*ri*hin*de*ki ro*lü uy*gar*lı*ğın baş*lan*gı*cı*na ka*dar u*za*nı*yor, Mı*sır*lı*lar bu ze*hi*rin var*lı*ğı*nı 5.000 yıl ön*ce*den bi*li*yor*lar*dı. Kir*pi ba*lı*ğının res*mi Ti’nin (5. Ha*ne*da*nın fi*ra*vun*la*rın*dan bi*risi) me*za*rı ü*ze*rin*de gö*rü*le*bi*li*r. Kızıl De*ni*z´in kir*pi ba*lı*ğı, İn*cil´de yer alır, o*ra*da pul*suz ba*lık ye*me ya*sa*ğı kon*muş*tur. Çin’de bu ba*lı*ğın ze*hir*li ol*ma*sı Pent*sa*o Chin’de tanımlanır. Bu kitap ilk bü*yük i*laç ki*ta*bıy*dı ve tah*min*le*re gö*re ef*sa*ne*vi hü*küm*dar Shun Nung (MÖ 2838 - 2698) za*ma*nın*da ya*zıl*mış*tı. Es*ki i*laç*lar hak*kın*da baş*ka bü*yük bir ki*tap o*lan Punt*sa*o Kang Mu’da da (MS 1596) Man*da*rin kül*tü*rün*de mey*da*na ge*len çok sı*ra*dı*şı bir ge*liş*me*den bah*se*di*liyor, tüm risk*le*re rağ*men 1596’da bu ba*lık ar*tık ö*zel bir ye*mek ol*muş*tu. Ger*çek*ten de do*ğu*da ve özellikle Ja*pon*ya’da kir*pi ba*lık*la*rı*na kar*şı o*lan ilgi ar*tık bir ge*le*nek ha*li*ne gel*di. Ni*te*kim çiğ bir va*zi*yet*te ke*sil*dik*ten son*ra et nis*pe*ten teh*li*ke*sizdir, da*mak ta*dı*nı bi*len*ler Chi*ri o*la*rak bilinen ye*me*ği ter*cih e*di*yor*lar. Bu ye*mek ze*hir*li ka*ra*ci*ğer, de*ri ve ba*ğır*sak bu*lu*nan bir ten*ce*re*den çı*ka*rıl*mış piş*miş et*ten o*lu*şu*yor. Chi*ri’yi se*ven*ler ken*di*le*ri*ni bu ne*den*le yüzden faz*la ö*lüm olayının a*ra*sı*nda yer alma teh*li*ke*si*ne a*tılı*yor*lar. Japonların milli serveti, Zombi yapıcı mı? Ja*pon*lar 4 çe*şit kir*pi ba*lı*ğın*dan hoş*la*nı*yorlar ve bun*lar i*çin çok yük*sek mik*tar*lar ö*de*me*ye ra*zı*lar. Hep*si de Fugu tü*rün*den ve hep*si*nin çok ze*hir*li ol*du*ğu da bi*li*ni*yor. Ne*den her*han*gi bi*ri böy*le bir ya*ra*tık*la Rus Ru*le*ti oy*na*ma*ya kalk*sın? Bu*nun ce*va*bı ga*yet ba*sit, Fu*gu ye*mek ve es*rar ka*rı*şı*mı o*lan mad*de*ler*den bi*risidir. Fu*gu ye*mek Ja*pon*lar i*çin en yük*sek es*te*tik deneydir, Fu*gu ah*çı*sı*nın en ö*nem*li gö*re*vi ze*hi*ri yok et*mek de*ğil sa*de*ce o*nu a*zalt*mak*tır. Bu*nu öy*le bir de*re*ce*ye ge*ti*rir ki, müş*te*ri daha son*ra*ki ne*şe*li fi*zik*sel et*ki*yi ya*şa*ya*bi*lsin. Bu et*ki*ler di*lin ve du*dak*la*rın sı*zı i*le u*yuş*ma*sı, bir hoş ı*sı his*si, de*ri*nin kı*zar*ma*sı yani ge*nel*de bir o*fo*ri du*ru*mu*dur. Bu etki yü*zün*den ba*zı ki*şi*ler durma sı*nı*rı*nı bil*mi*yor*lar. Ka*nun ta*ra*fın*dan ta*ma*miy*le ya*sak*lan*mış ol*ma*sı*na rağ*men be*lir*li ah*çı*lar heves*li müş*te*ri*le*ri i*çin bu ze*hir*li ka*ra*ci*ğer*den ye*mek ha*zır*lı*yor*lar. Or*gan kay*na*tıl*dık*tan son*ra e*zi*li*yor ve on*dan son*ra yi*ne kay*na*tı*lı*yor, kay*na*ma ze*hi*rin ço*ğu gi*de*ne ka*dar de*vam et*ti*ri*li*yor. Ne ya*zık ki ah*çı*la*rın bazıları ken*di ye*mek*le*ri*ne kur*ban gi*di*yor*lar. Böy*le bir ye*mek 1975 yı*lın*da Mit*su*go*ra Ban*do VI*I*I’in ö*lü*mü*ne neden ol*muş*tu. Ban*do Ka*bu*ki ar*tis*tle*rin*den bi*risiy*di ve Ja*pon hü*kü*me*ti ta*ra*fın*dan mil*li ser*vet o*la*rak de*ğer*len*di*ri*li*yor*du. Bü*tün bu ye*me*ği yi*yen*ler gi*bi o da teh*li*ke*li ya*şa*yan*lar*dan bi*riy*di. Ye*mek o*la*rak çok meş*hur ol*du*ğu i*çin ve yük*sek sa*yı*da ka*za*lar ve ze*hir*len*me*ler mey*da*na gel*di*ği i*çin fu*gu ba*lı*ğı ye*te*rin*ce tıb*bi ve bi*o*tıb*bi yayında yer almıştır. Bu literatürü a*raş*tı*rır*ken he*men Nar*cis*se’nin semp*tom*la*rı ve zom*bi fe*no*men*le*ri a*ra*sın*da pa*ra*lel*likler gör*ülüyor. Bilinçli ölüme doğru atılan adım; B. W. Hals*te*ad ta*ra*fın*dan ya*zıl*mış o*lan “Po*i*so*no*us and Ve*no*mo*us Ma*ri*ne A*ni*mals of the World - Dünyadaki zehirli deniz yaratıkları” ad*lı ki*tap*ta tet*ro*do*to*xin’in et*ki*le*ri hak*kın*da*ki a*çık*la*ma şudur; Semp*tom*lar şek*len ve baş*lan*gı*ç olarak ki*şi*ye ve a*lı*nan ze*hir mik*ta*rı*na bağ*lı ol*arak de*ği*şe*bi*li*yor*lar. Kı*rık*lık, sol*gun*luk, baş dön*me*si, du*dak*la*rın ve di*lin u*yuş*ma*sı ve ko*or*di*nas*yon bo*zuk*lu*ğu ar*tı*yor. Bu u*yuş*ma*yı in*san*lar iğ*ne bat*ma*sı gi*bi bir duy*gu o*la*rak ta*rif e*di*yor*lar, par*mak ve a*yak uç*la*rı*nda başlıyor ve on*dan son*ra ge*nel bir u*yu*şuk*lu*k or*ta*ya çıkıyor. Ba*zı o*lay*lar*da bu his bü*tün vü*cu*du kap*sıyor. İn*san*lar böy*le du*rum*lar*da yü*zü*yor*muş gi*bi bir his*se ka*pı*lı*yor*lar, er*ken be*lir*ti*ler faz*la tü*kü*rük ü*ret*mek, çok ter*le*mek, a*şı*rı de*re*ce*de hal*siz*lik, baş ağ*rı*sı, vü*cut ı*sı*sı*nın nor*ma*lin*den dü*şük ol*ma*sı, yük*sel*miş kan ba*sın*cı ve hız*lı a*ma za*yıf a*tan bir na*bız*dır. Ba*zen de, or*ta*ya mi*de ve ba*ğır*sak has*ta*lık*la*rı çı*kıyor tabii mi*de bu*lan*tı*sı, kusma, is*hal ve mide ağ*rı*la*rıyla beraber. Göz*be*bek*le*ri baş*ta da*ra*lı*yor a*ma son*la*ra doğ*ru ge*niş*li*yor. Ra*hat*sız*lık i*ler*le*dik*çe göz*ler sa*bit*le*şi*yor ve göz*be*bek*le*ri i*le say*dam ta*ba*ka*nın ref*leks*le*ri kay*bo*lu*yor. U*yu*şuk*lu*ğun i*ler*le*me*sin*den son*ra ne*fes dar*lı*ğı baş*lı*yor, du*dak*lar, el*ler, ay*ak*lar ve vü*cut mo*ra*rı*yor. Kas se*ğir*me*si git*tik*ce kö*tü*le*şi*yor ve çok a*ğır bir felç*le so*nuç*la*nı*yor. Felç ilk olarak bo*ğaz i*le gırt*lakta başlıyor ve Ap*ha*gi*a’ya yol a*çı*yor (Ko*nuş*ma ka*bi*li*ye*ti*ni kay*bet*mek). Kur*ba*nın kas*la*rı u*yu*şu*yor ve ha*re*ket e*de*mi*yor, so*n yak*la*şır*ken göz*ler par*la*ma*ya baş*lı*yor. Ba*zen ko*ma*ya ben*ze*yen bir du*ru*ma dü*şü*yor a*ma ge*nel*de a*yık ka*lı*yor ve zi*hin*sel güç*ler ö*lüm a*nı*na ka*dar ça*lı*şı*yor. Tabut çivilenirken ayağa kalktı... Zom*bi**fi*ca*ti*on i*le tet*ro**to*xi*na*ti*on’ın a*ra*sın*da sa*de*ce ki*şi*sel semp*ton*lar bir*bi*ri*ne ben*ze*mi*yor. Ja*pon e*de*bi*ya*tın*da bu “ya*şa*ya*rak öl*me” hak*kın*da çok ya*zı* bu*lu*nabilir. Japon*ya*lı bir sey*yar sa*tı*cı bir kaç ar*ka*daşı i*le birlikte chiri ye*dik*ten son*ra kir*pi ba*lı*ğı ze*hir*len*me*si*nin kla*sik semp*tom*la*rı*nı gösterdi. He*kim*ler so*nun*da pes ederek, a*da*mın öl*müş ol*du*ğu*na ka*na*at ge*tir*di*ler. Ama has*ta i*yi*leş*miş ve ze*hir*li ye*me*ği ye*dik*ten 14 sa*at son*ra has*ta*ne*den çık*mış*tı. Ko*re*li ma*den*ci ve oğ*lu Spho*e*ro*i*des cin*si*nin yu*mur*ta*la*rı*nı ye*miş*ler ve bir sa*at i*çer*sin*de has*ta*ne*ye kal*dı*rıl*mış*lar*dı. Ba*ba ö*lü*mü*ne ka*dar ta*ma*mıy*la ken*din*dey*di. Oğ*lu i*ki sa*at bo*yun*ca ha*re*ket e*de*me*di a*ma on*dan son*ra do*ğal yol*lar*dan i*yi*leş*ti. Bu i*ki o*lay kir*pi ba*lık ze*hir*len*me*si*ni en ür*kü*tü*cü yan*la*rı*nı gös*te*ri*yor. Tet*ro*do*tok*sin in*sa*nın u*yu*şuk*lu*ğa so*ku*yor ve ha*re*ket e*de*mi*yor*su*nuz. Ya*şam i*le ö*lüm a*ra*sın*da*ki bu sı*nır ke*sin de*ğildir. Bu*nu deneyimli he*kim*ler bi*le tam o*la*rak a*yırt e*de*mi*yorlar, Zom*bi a*raş*tır*ma*sın*da bu*nun ne ka*dar ö*nem ta*şı*dı*ğı*nı be*lirt*mek ge*rek*siz. Bir şey ke*sin ve net olarak or*ta*dadır; Tetrodotoksin in*sa*nı öy*le bir du*ru*ma so*ka*bi*li*yor ki can*lı can*lı gö*mül*mek müm*kün o*lu*yor. Ger*çek*ten de Ja*pon*ya’da böy*le bir o*lay mey*da*na gel*di. Fu*gu ye*dik*ten son*ra öl*müş o*lan bir a*dam ye*di gün son*ra morg*ta ken*di*ne gel*di. Başka bir Japon, yine Fugu yedikten sonra zehirlendi ve öldü ama tabutunun kapağı çivilenirken kendine geldi. Sonuç olağanüstüdür; Zombie fenomeninin temelinde folklorik ilaçların yani zehirlerin bulunduğu anlaşılıyor, adı geçen toksinler farmakolojik yeterlilikle ölüm görünümünü sağlayabiliyorlar. Clairvius Narcisse´ın gösterdiği tüm belirtiler tetrodotoksin zehirlenmesiyle denkti; eğer bunlar bilinmiyorsa Narcisse elbette ki korkutucu bir Zombie´ydi. Tüm göstergeler tüm olaylar sırasında, Narcisse´in bilincinin yerinde olduğu doğrultusundadır ve işte asıl korkutucu hatta dehşet verici olan da budur. Laboratuardaki Zombie fare ve maymunlar; Gelecek adım ileriye doğru; şimdilerde Zombie tozu laboratuarlarda hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde kullanılıyor. Davis, Nathan Kline ile birlikte bir ekip oluşturduktan bir hafta sonra bazı sonuçlara ulaştı; Bir farenin ağırlığının her 100 gramına karşın 5 mg toz kullanıldı, 30 dakika sonra fare tam anlamıyla bir hipotermia durumuna geçti yani ölü gibiydi, sonraki üç ila altı saat arasında gözlerinde kornea refleksi, acıya ve sese duyarlılık çok yetersiz veya zayıftı; altı ila dokuz saat içersinde ise, kesin komaya girdi ve artık her tür dış uyarıya cevap vermiyordu. EEG cihazı, merkezi sinir sisteminin çalışır durumda olduğunu gösteriyordu ama kalp hareketsizdi, başka hiçbir fiziksel bozukluk veya hasar görülmedi. Aynı deney, bir resus maymunu üzerinde de yapıldı ve aynı sonuçlara ulaşıldı. Bu ilk sonuçlar Davis´i memnun etmişti çünkü deneyler iddiaların doğru olduğunu kanıtlıyordu. Marcel Pierre´in tozu, farmakolojik aktif bileşimler içeriyor ve çok hızlı olarak kurbanın tüm metabolizmasını ölüm düzeyinde yavaşlatıyordu. Davis henüz tatmin olmuş değil; Davis bu sonuçlara ulaşmadan evvel, Zombi düşüncesini bir fikir olarak kabulleniyordu; Haiti´ye gitmeden önce kuşkuluydu, Haiti ve Haitililer hakkında hemen hiç bilgisi veya deneyimi yoktu, bu büyüleyici ülkenin ruhsal ritmi kesin ve etkileyiciydi ama Davis böylesine bir sürprizle karşılaşma beklentisinde değildi, üstelik Zombi gizemini çözümlemek gibi bir misyonu da edinmemişti ve hiç niyeti de yoktu, Zombie´lere inanmıyor ve duyduklarının yapılabileceğini kabul etmiyordu ama sonuç artık ortadaydı ve Davis şimdi kendisini ön yargılı olmakla suçluyordu. Zehirin formülüyle, literatürde yer alan olaylar Narcisse olayıyla kesin ilişkili görünüyorlar ama elde edilen ilk laboratuar sonuçları çok şeyi değiştirebilir ya da geliştirebilir elbette ki çok farklı sonuçlara doğru. Davis kendisini daima duyduğu ama hiç inanmadığı bir hayaletle aniden yüzyüze gelmiş gibi hissettiğini söylüyor ve son durumu özetliyor; "Bir şey eksik olduğu duygusuna kapılıyorum; tüm formül ölü gibi görünmenin oluşmasına neden oluyor; aynı olay Japonlar´da böyle fakat oradaki tek neden Fugu zehiri ama onlar Zombie olmuyorlar, sadece bir zehirlenme olayının kurbanı oluyorlar. Bir psikoaktif ilaç, tamamiyle kararsız bir potansiyel oluşturur; farmakologlar bir koşulu teşvik ederler yani ilaç bir amaca yönlendirilir fakat burada yöresel kültür veya psikolojik etkenler ve beklentiler göreceli olarak geçerlidir. Bireysel bir beklenti ya da inanç, istenen sonucu çevresel koşullara bağımlı olarak oluşturur aynen büyü olayındaki gibi yani fiziksel sonuçları veya bu olaydaki gibi sosyal sonuçları oluşturur, ki orada da ilaç alınmıştır. Örneğin Oregon´un kuzeybatısındaki ormanlarda halusinasyonlara neden olara bir çok doğal mantar türü belirlenmiştir. Birisi ormana gidip kasıtlı olarak mantarları midesine indirir ama bu kişinin niyeti bellidir genelde deneyimlidir yani alıştığı mest edici hoş bir sarhoşluğu aramaktadır, uyuşturucu alışkanlığı olanlarda olduğu gibi. Buna karşın dikkatsiz biri ormana gidip normal mantarları toplarken bilmeden böyle bir mantarı da toplayıp yiyebilir ama yer yemez soluğu hemen hastanede alır, mantar yine aynı mantardır ve değişmemiştir fakat iki insanda farklı sonuçlar oluşturmuştur. İşte anlatmak istediğim budur." Ama Zombie zehirinin sarhoş edici veya keyif verici olmadığı biliniyor ama mantar örneğindeki gibi potansiyeli belirsiz fakar var. Japon kurbanlar, bilinçlerini yitirmemiş ama kıpırdayamadan yatarlarken ailelerinin yas dualarını duyuyorlardı fakat onlar için o halde bile olanlar normaldi çünkü onlarca bu olay ölümün sosyal buyutundan başka bir şey değildi. Kuşkusuz ki, Haiti´nin projektif düşsel ve hayali kültür peyzajında, Narcisse beklentilerini, umut ve korkularını kendisiyle beraber önce mezara sonra da mezarın dışına taşıdı; şu veya bu şekilde; kısacası sonuç buydu. Zombie kültürünü daha iyi anlamak isteniyorsa muhakkak Voodoo alanına da girmek gerekiyor ama bu bir başka yazının konusu olabilir. Artık zaman lazım, acaba Davis ve ekibi, Zombie tozu deneyleriyle nereye ulaşacaklar? Kimbilir belki de, sonunda gezegenler arası yolculuğa Zombie astronotlar çıkacaklar... Biliyorum arkadaşlar yakında tüm forumtrden sopa yiyeceğim çok uzun yazılarla karşınıza çıkıyorum .Özür dilerim ama napiyim herşeyin detaylısı iyidir demi Meraklı olan okusun.İlgisi yoksa teşekkür edin geçin o da yeter
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Kıdemlisi
![]() Giriş Tarihi: 18-01-2006
Yer: fizikçiler diyarı
Mesajlar: 4,676
Rep Puanı: 22339592
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
yine döktürmüsüz eline saglık kalabanga
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forumtr moderatörü
![]() Giriş Tarihi: 04-01-2006
Yaş: 21
Mesajlar: 22,879
Rep Puanı: 815057603
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
tesekkurler saolun
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
ForumTR Onursal Gurusu
![]() Giriş Tarihi: 23-10-2005
Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2\Photoshop.exe
Mesajlar: 14,842
Rep Puanı: 194547823
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Yönetici
![]() Giriş Tarihi: 13-01-2006
Mesajlar: 15,749
Rep Puanı: 751554240
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
PayLasimin için Tesekkür ederim....
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |