ForumTR Sunar: EFES Online. Çok Kullanıcılı Çevrimiçi Dev Oyun. Tamamen Ücretsiz Olan EFES'e hemen üye olun.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Genel Kültür > Garip olaylar
Üye Ol Bloglar Arama Sosyal Gruplar Forumları Okundu Yap
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com

Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı)

Genel Kültür Kategorisinde ve Garip olaylar Forumunda Bulunan Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı) Konusunu Görüntülemektesiniz => Dün*ya*nın en bü*yük gi*zem*le*rin*den bi*ri*ni çö*ze*bil*mek i*çin bir bi*lim a*da*mı Zombie büyücülerinin i*çi*ne gir*di. Zom*bi*lerin Sırrı Çözüldü Harvard Üniversitesi´nden Wade ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 30-06-06, 14:02   #1
Y.O.K
 
Giriş Tarihi: 03-06-2005
Mesajlar: 16,112
Rep Puanı: 204798423
KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7KaLaBaNgA Rütbe: Artı 7
Rep Gücü: 2048203
Red face Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı)



Dün*ya*nın en bü*yük gi*zem*le*rin*den bi*ri*ni çö*ze*bil*mek i*çin bir bi*lim a*da*mı Zombie büyücülerinin i*çi*ne gir*di.

Zom*bi*lerin Sırrı Çözüldü

Harvard Üniversitesi´nden Wade Davis, Haiti ormanlarında ölüm tehlikesiyle karşılaşarak Voodoo rahipleriyle pazarlığa girişti ve sonuçta yaşayan ölü sanılan Zombilerin çok gizli bir ilaçla oluştuklarını keşfetti ve sonra olay genişledi, ta ki Japonya´daki folklorik bir balık yemeğine ulaşıncaya kadar...

1962’nin ilk*ba*ha*r aylarında 40 yaş*la*rın*daki bir a*dam Ha*i*ti’deki Al*bert Schwe*it*zer Has*ta*ne*si’nin a*cil servisine hasta olarak gel*di. Olayda, hastanın adı ka*yıt*la*ra 30 Ni*san´da sa*at 9.45’de Cla*ir*vi*us Nar*cis*se olarak geç*ti. Hastanın şi*ka*yet*le*ri a*teş, vü*cu*t ağ*rı*ları ve ge*nel bir kı*rık*lık*tı. Du*ru*mu git*tik*ce kö*tü*leş*ti ve 2 Ma*yıs günü sa*at 01.15’de, bir ta*ne*si A*me*ri*kalı olan i*ki he*kim ta*ra*fın*dan öl*ü i*lan e*dil*di. Kız kar*de*şi An*ge*li*ne Nar*cis*se ya*ta*ğın baş u*cun*da bek*li*yor*du ve a*i*le*si*ni ö*lüm*den ha*ber*dar et*ti. Ölü 20 sa*at bo*yun*ca morgta kaldı ve son*ra ce*na*ze*ye için ha*zır*lan*dı ve 13 Ma*yıs 1962´de sa*at 10.00’da Cla*ir*vi*us Nar*cis*se o*tur*du*ğu şe*hir o*lan L’Es*te*re’nin ku*ze*yin*deki mezarlıkta top*ra*ğa ve*ril*di, 10 gün son*ra da bir a*nıt tah*ta*sı me*za*rın üs*tü*ne kon*du.

Aradan 18 yıl geçti, 1980 yı*lın*da bir a*dam L’Es*te*re pa*zar mey*da*nın*da An*ge*li*na Nar*cis*se’ye yak*laş*tı. Ken*di*ni sa*de*ce en ya*kın a*i*le ü*ye*le*ri bi*ldiği öl*ü o*lan er*kek kar*de*şi*nin tak*ma a*dı i*le ta*nıt*tı. A*dam Cla*ir*vi*us ol*du*ğu*nu id*di*a e*di*yor* ve şun*la*rı an*lat*ıyordu; Bir ar*sa kav*ga*sı yü*zün*den er*kek kar*de*şi ta*ra*fın*dan Zom*bi* ya*pıl*mış*tı. Me*zar*da can*lan*dı*rıl*dık*tan he*men son*ra dö*vül*müş ve bağ*lan*mış*tı. On*dan son*ra bir grup er*kek ta*ra*fın*dan ül*ke*nin ku*ze*yi*ne gö*tü*rü*lüp o*ra*da i*ki yıl bo*yun*ca baş*ka zom*bi**ler*le bir*lik*te bir kö*le gi*bi ça*lış*mış*tı. So*nun*da Zom*bi**le*rin li*de*ri öl*müş ve bü*tün Zom*bi**ler on*la*rı li*der*le*ri*ne bağ*la*yan o güç*ten kur*tul*muş*lar ve da*ğıl*mış*lar*dı. Nar*cis*se son*ra*ki 16 se*ne ül*ke*de do*laş*mış çün*kü kin*ci er*kek kar*de*şin*den kork*muş*tu ancak er*kek kar*de*şi*nin ö*lü*mü*nü duy*duk*tan son*ra e*ve dön*me ce*sa*re*ti*ni bul*muş*tu.

Zombie astronotlara doğru...

Har*vard Üniversitesi´nde Eth*no*bo*tany (Ge*le*nek*sel uy*gar*lık*la*rın kul*lan*dık*la*rı bit*ki* bi*li*mi) öğ*ren*ci*si o*lan Wa*de Da*vis bu ga*rip hi*ka*ye*yi ilk de*fa 1982’nin bir kış ak*şa*mın*da duy*du. Duy*du*ğu yer de Man*hat*tan’nin do*ğu*sun*da*ki bir a*part*man da*i*re*siy*di. Hi*ka*ye*yi an*la*tan*lar ise dün*ya*ca ta*nın*an i*ki psik*iyat*ris*tti: Dr. Nat*han S. Kli*ne, psi*ko*far*ma*ko*li*ji*de bir ön*cü ve Dr. He*inz Leh*man da Mc Gill Ü*ni*ver*si*te’si*nin psiki*yat*ri bö*lü*mü*nün es*ki baş*ka*nıy*dı. Kli*ne ve Leh*man’ın hi*ka*ye*nin ger*çek ol*du*ğu*na i*nan*dık*la*rı or*ta*day*dı. On*la*ra gö*re bir gi*zem*li i*laç düz*gün do*zaj*da ve*ril*dik*ten son*ra kur*ba*nı*nın me*ta*bo*lik du*ru*mu*nu dü*şü*re*bi*liyor ve böy*le*ce kur*ban ö*lü gö*rü*nüyordu. A*ma ger*çek*ten öl*me*miş o*lu*yor ve bir pan*ze*hir i*le is*te*nen za*man*da ha*ya*ta dön*dü*rü*le*biliyordu. İ*la*cın tıb*bi gü*cü i*na*nıl*mazdı, her iki doktor da cer*rah*lık*ta şu an el*de o*lan nar*koz olanak*la*rın*dan çok da*ha güvenli bir im*kan or*ta*ya koy*du*ğu i*çin bir dev*ri*me ne*den o*la*bi*le*ce*ği*ni söy*lü*yor*lar*dı. Ge*ze*gen*ler a*ra*sı yolculuk hemen gündeme gelebilirdi çün*kü as*tro*not*la*r “kış uy*ku*su” gi*bi bir du*ru*ma ge*ti*ri*le*bi*lir*lerdi.

Ölümüne pazarlık başlıyor...

Da*vis hemen kararını verdi, işin ucunda çok ama çok büyük bir amaç vardı; Ha*i*ti’ye gi*de*cek, o*ra*da bir Vo*o*do*o rahibinin gü*ve*ni*ni ka*za*na*cak ve ze*hi*rin i*çe*ri*ği*ni, formülünü öğ*re*ne*cek*ti. Eth*no*bo*ta*nist Ric*hard E*vans ile deneyimli bir ma*ce*ra*cı o*lan Da*vis (yıl*la*rı*nı a*ma*zon*la*rın gi*ze*mi*ni a*raş*tır*ma*ya har*ca*mıştı) i*de*al se*çim*di*ler.Leh*man ve Kli*ne bağ*lan*tı ku*ra*bi*le*ce*ği ki*şi*le*rin i*sim*le*ri*ni ver*diler. Bu i*sim*lerin arasında Mar*cel Pi*er*re’de bu*lu*nu*yor*du. Mar*cel. Zom*bi*e ze*hi*ri*ni ya*pa*bil*di*ği söy*le*ni*len bir Vo*o*do*o rahibiydi. Ay*nı za*man*da Vo*o*do*o din uz*ma*nı olan Max Be*a*u*vo*ir’ın da is*mi ve*ril*miş*ti. Ayrıca, Da*vis, Cla*ir*vi*us Nar*cis*se’nin bir fo*toğ*ra*fı*nı da ya*nı*na aldı. Da*vis 4 kez Ha*i*ti’ye git*ti ve o*ra*da sa*de*ce Zom*bi*e to*zu*nu bul*makla kalmadı, ay*nı za*man*da da Vo*o*do*o mis*ti*sizminin i*çi*ne gir*me*yi de ba*şar*dı. Bu ko*nu*da o ka*dar ba*şa*rı*lıy*dı ki Zom*bi*e*fi*ca*ti*on’u kül*tü*rel an*la*mıy*la öğrenmişti. Ya*ni Vo*o*do*o’nun, Ha*i*ti’nin ta*ri*hi*ni yan*sıt*tı*ğı*nın far*kı*na var*mış*tı. Bu kavram, or*ji*nal Af*ri*ka*lı in*san*dan bu*gün*kü ba*şa*rı*lı ba*ğım*sız*lık ha*re*ka*tı*na ka*dar uzanan bir içerikteydi. Bu*günkü Vo*o*do*o kül*tü*rü Ha*i*ti’nin kırsal kesimin*de ger*çek*ten devlet gi*bidir. A*şa*ğı*da okuyacağınız seç*me bölüm Da*vis’in "The Ser*pen*dant the Ra*in*bow" ad*lı ye*ni çıkan ki*ta*bın*dan alındı. Bu*ra*da Zom*bi*e to*zu*nu na*sıl bu*lup a*na*liz et*ti*ği ya*zı*lı, ya*ni bi*yo*lo*jik gi*zem*in çö*zü*mü an*la*tı*lı*yor. Hi*ka*ye Da*vis’in, New York’da*ki çok zen*gin ki*şi*le*rin temsilcisi o*la*rak Mar*cel Pi*er*re’den sah*te ze*hir to*zu al*ma*sıy*la hız*la*nı*yor. Do*lan*dı*rıl*dı*ğı*nı an*la*dı*ğın*da Be*a*u*vo*ir i*le bir*lik*te Pi*er*re’nin ho*un*fo*ur’u*na (Vo*o*do*o ta*pı*na*ğı) dön*üyor ve devamını ondan dinliyoruz;

"Max Be*a*u*vo*ir i*le bir*lik*te tapınağa gir*di*ği*miz*de on*lar*dan üç ki*şi sırt*la*rı*nı ta*pı*na*ğın i*ba*det ye*rine da*ya*mış, o*tu*ru*yor*lar*dı. Mar*cel, yü*zü*nün bü*yük bir kıs*mı*nı yine ka*pa*lıydı ve so*ğuk ba*kış*la*rı de*ğiş*me*miş*ti. O*na se*lam ver*dim. Ba*na ya*nın*da bir ma*sa*nın ya*kı*nın*da yer aç*tı;

“Eh” de*di.

“Bir i*şi ya*ra*ma*dı” de*dim. Be*a*u*vo*ir bir si*ga*ra yak*tı ve be*nim söy*le*dik*le*ri*mi fı*sıl*dı*ya*rak tek*rar*la*dı. Ben şun*la*rı ek*le*dim;

”10 gün bek*le*dim ve bir*şey ol*ma*dı”

Mar*cel i*nan*ma*dı.

“Se*nin ze*hi*rin ya*rar*sız” de*dim. Son*ra ya*nın*da*ki i*ki ar*ka*da*şı*na ba*kıp ne*den bir sah*te*kar*la bir*lik*te ol*duk*la*rı*nı sor*dum. Bir ta*ne*si ba*na doğ*ru yü*rü*dü. Be*a*u*vo*ir o*na o*tur*ma*sı*nı i*şa*ret et*ti. Mar*cel kı*zar*dı ve ilk de*fa ağ*zın*dan ke*li*me*ler fış*kır*dı. Ba*na defalarca ya*lan*cı de*dik*ten son*ra hid*det*li bir şe*kil*de i*ba*det ye*rine gir*di ve hemen bir çan*tay*la geri dön*dü; çan*ta*da bi*ze ilk gün gös*ter*miş ol*du*ğu ay*nı be*yaz as*pi*rin şi*şe*si var*dı. Ö*nüm*den ge*çer*ken çan*ta*yı e*lin*den al*dım, şi*şe*nin ka*pa*ğı*nı aç*tım ve o*nun gö*rüş a*çı*sı*nda ka*la*rak e*li*me toz* dö*kü*yor*muş gi*bi yap*tım. Te*ni*me değ*me*miş*ti a*ma Mar*cel bu*nun böy*le ol*du*ğu*na i*na*nı*yor*du. Ze*hi*ri in*ce*li*yor*muş gi*bi yap*tım ve on*dan son*ra yi*ne şi*şe*ye ge*ri dök*tüm. Şi*şe*nin ka*pa*ğı*nı ka*pa*dım, o*na ge*ri ver*dim ve on*dan son*ra e*li*mi pan*to*lo*num*da te*miz*le*dim. A*lay*lı bir şe*kil*de

“Biç*ke to*zu” de*dim.

Mar*cel bir an ses*siz kaldı ve yerine oturdu. Si*nek*ler, yü*zü*ne vu*ran, ı*şık*ta bü*yük toz par*ça*la*rı gi*bi a*şa*ğı ve yu*ka*rı u*çu*şu*yor*lar*dı. Ön*ce ba*na son*ra Be*a*u*vo*ir’a bak*tı ve sa*de*ce “O ar*tık öl*müş bir a*dam” de*di. Ya*vaş*ca a*ya*ğa kalk*tım ve “Ne za*man ö*le*ce*ği*mi söy*le” de*dim.

Mar*cel üs*tün*lü*ğü*nü an*la*dı;

“Bir gün, bir haf*ta, bir ay, bir se*ne. Bu toz*la te*mas et*ti*ğin i*çin ö*le*cek*sin” de*di.

De*rin bir ne*fes al*dım ve ciğerlerime sı*cak ha*va*nın in*me*si*ni his*set*tim. Sa*de*ce hi*le*yi düşünüyor*dum;

“Ba*na ne an*lat*ma*ya ça*lı*şı*yor*sun? He*pi*miz bir gün ö*le*ce*ğiz” de*dim.

İlk de*fa Mar*cel bem*be*yaz diş*le*ri*ni gös*te*re*rek gül*dü. Be*a*u*vo*ir’a doğ*ru ba*ka*rak;

“Bu be*yaz a*dam çok ce*sur a*ma ay*nı za*man*da çok ap*tal” de*di. Çok da*ha son*ra ka*va*no*zun i*çin*de*ki ger*çek ze*hir ol*du*ğu*nu an*la*ya*cak*tım. Kı*sa bir sü*re son*ra pa*ra ko*nu*su Mar*cel’in öf*ke*si*ni ye*ni*den a*lev*len*dir*miş*ti. Ha*zır*la*dı*ğı şey*le*rin ka*li*te*si*ni e*leş*tir*mek bir*şey*di a*ma har*ca*mış ol*du*ğu pa*ra*yı ge*ri is*te*mem ay*rı me*se*ley*di.

"Buradan canlı çıkmayacaksınız..."

O a*na ka*dar ka*dın*la*rın*dan bir kaç ta*ne*si tapınağa dön*müş*tü. Yi*ne i*ba*det ye*rine git*ti ve bu se*fer u*fak si*yah bir şi*şe i*le dön*dü. O*nu dik*kat*li, ne*re*dey*se say*gı*lı bir şe*kil*de ma*sa*da a*ra*mı*za yer*leş*tir*di. Yü*zü ha*la öf*ke*liy*di ve al*nın*dan ter*ler a*kı*yor*du. Ba*na ba*ğır*dı;

”Be*yaz adam. Sen ve se*nin gi*bi*le*ri bin*ler*ce mil aşarak be*nim ze*hi*ri*mi a*la*bil*mek i*çin ge*li*yor*su*nuz. Şim*di de ba*na to*zun i*yi ol*ma*dı*ğı*nı söy*lü*yor*sun. Ne*den za*ma*nı*mı har*cı*yor*sun? Ne*den o*nu*ru*mu*zu kı*rı*yor*sun?",Ge*zi*ni*yor*du ve el*le*ri ha*va*day*dı. Ka*dın*la*rı et*ra*fın*da bir kor*don o*luş*tur*muş*lar*dı. Bir*den dur*du. Ma*sa*yı gös*te*re*rek “E*ğer i*yi ze*hir yap*tı*ğı*na i*nan*mı*yor*sa*nız bu*nu i*çin ve bura*dan can*lı cık*mı*ya*ca*ğı*nı*za söz ve*ri*yo*rum” de*di.

Herkes ba*na ba*kı*yor*du. Be*a*u*vo*ir hiç bir şey ya*pa*maz*dı. Mar*cel o ka*dar yak*laş*tı ki, ne*fe*si*ni his*se*de*bi*li*yor*dum. Ses*siz*lik i*na*nıl*maz*dı ve sa*de*ce ben bu*nu bo*za*bi*lir*dim. So*nun*da ya*tış*tı*rı*cı bir ses*le; “Mar*cel, i*yi ve*ya kö*tü ze*hir yap*man bu*ra*da ö*nem*li de*ğil. Ya*pa*bil*di*ği*ni bi*li*yo*rum. Bu ne*den*le bin*ler*ce mil gel*dim. Sa*na sa*de*ce söy*le*mek is*te*di*ğim ba*na ver*di*ğin şe*yin ya*rar*sız ol*ma*sıy*dı.” de*dim. a*ya*ğa kalk*tım ve el*le*rim*le yü*zü*mü ov*dum. Söz*le*ri*me şöy*le de*vam et*tim;”Bel*ki sa*na gö*re ver*di*ğim pa*ra çok a*ma be*nim ar*kam*da o*lan a*dam*lar i*çin o ka*dar az ki ek*sik*li*ği*nin bi*le far*kı*na var*ma*ya*cak*lar. A*ma be*ni bu ya*rar*sız toz*la ge*ri gön*de*rir*sen ge*le*cek*te bin*ler*ce do*lar ka*zan*ma im*ka*nı*nı kay*be*der*sin.”Hep*si hay*ret*ler i*çer*sin*dey*di. Bir*den bir tit*re*şim o*luş*tu. Son*ra her*kes to*par*lan*dı ve bir da*ki*ka* için ne*fes*le*ri*ni tut*tu*lar. Ba*zı*la*rı pa*ra*yı dü*şü*nü*yor*du, di*ğer*le*ri i*se ha*ka*re*ti. Mar*cel hiç*bir şey söy*le*me*di.“Bu*nu dü*şün, ben ya*rın sa*bah dö*ne*rim” de*dim.Be*a*u*vo*ir i*le bir*lik*te o*ra*dan ka*dın*la*rın a*ra*sın*dan san*ki bir de*re*yi ge*çi*yor*muş gi*bi çık*tık.

Mezar açılıyor;

Ay ı*şı*ğı yok*tu ve bu*lut*lar yıl*dız*la*rı örtüyordu, sağır edici gök*gü*rül*tü*leri ve şim*şek pırıltıları arasında saat ge*ce ya*rı*sı*nı geç*erken biz Sa*int Marc’ın bir kaç mil ku*ze*yin*dey*dik. Beş ki*şiy*dik;Mar*cel, ben, a*sis*ta*nı Je*an ve Mar*cel’in kad*nı*la*rın*dan i*ki ta*ne*si. Yü*rü*ye*rek yo*ldan ayrıldık ve bir va*di*yi çap*raz bir şe*kil*de aştık. U*zun, ko*lay kı*rı*la*bi*len bit*ki*le*r a*ra*sın*dan ge*çi*yor*duk, çevre zi*fi*ri ka*ran*lık*tı. Bir el fe*ne*ri*miz var*dı a*ma so*luk ı*şı*ğı pek i*şe ya*ra*mı*yor*du. Mar*cel ön*deydi ve ga*rip bir ne*şey*le gü*lü*yor*du, ne*şesi*nin romdan kay*nak*lan*dı*ğı*na e*min*dim. Ar*ka*sın*da Ma*til*de gi*di*yor*du ve yü*rür*ken u*zun el*bi*se*si ar*ka*sın*da sür*tü*nü*yor*du. Ben on*la*rı ta*kip e*di*yor*dum ve di*ğer ka*dın, Mar*la e*li*mi tut*muştu. Je*an so*nun*cu*suy*du ve o*mu*zunun üs*tü*ne kü*rek i*le kaz*ma at*mış*tı. Ku*ru bir te*pe*cik*tey*dik, et*ra*fı*mız*da dağ*lar var*dı, ha*va nem*liy*di ve her ta*raf küf ko*ku*yor*du. Yağ*mur baş*la*mak ü*ze*rey*di, ha*fif ı*şık*lar Mar*cel’in yü*zü*ne göl*ge*ler vu*ru*yor*du, ge*ce ve gün*düz tak*tı*ğı ka*ra göz*lük*lerin*de i*ki ka*dı*nın göl*ge*le*ri*ni gö*re*bi*li*yor*dum. Ma*ri*e kır*mı*zı gi*yim*li, Mat*hil*de’nin*ki de be*yaz*dı, be*yaz ku*ma*şın i*çin*de ka*ra vü*cu*du par*lı*yor*du. U*zak*ta ge*çen a*ra*ba*la*rın ve kam*yon*la*rın ı*şık*la*rı köy*le*rin ça*tı*la*rı*nı sı*yı*rıp ge*çi*yor*du ve biz on*la*rın ö*lü*le*rin*den bir ta*ne*si*ni çal*ma*ya gi*der*ken on*lar u*yu*yor*du. Me*zar i*sim*siz*di. Sa*de*ce top*rak*ta*ki bir çı*kın*tıy*dı. Kü*rekle kaz*amadık, sa*de*ce me*za*rın ü*ze*rin*de*ki sı*kı top*ra*ğı sı*yırdık, kaz*ma ise par*ça*lan*dı. So*nun*da 1.5 m. de*rin*lik*te kü*rek me*za*ra ulaştı. Önce bir kaç kat yün gi*yim eşyası gördük a*ma bir za*man*lar par*lak o*lan renk*le*ri sol*muş*tu. On*dan son*ra tah*ta ta*bu*tun üs*tün*de de*mir*ler gö*zük*tü. Je*an yü*zü*nü kır*mı*zı ku*maş*la ört*mek i*çin dur*du ve bü*tün vü*cu*du*na li*ni*ment sür*dü. Biz de ay*nı*sı*nı yap*tık. Je*an ta*bu*tun et*ra*fın*da*ki pis*li*ği dik*kat*li te*miz*le*di ve me*zar*dan o*la*bil*diğince u*zak ka*la*rak ko*lu*nu çu*ku*ra sokarak kü*rek*le ta*bu*tu kal*dır*ma*ya ça*lış*tı so*nun*da e*li*ni me*za*ra tamamiyle sok*tu ve bir ip bağ*la*dık*tan son*ra o*nu yu*ka*rı doğ*ru çekmeye baş*la*dı.

İnanılmaz korunma yöntemleri;

Me*zar kı*say*dı en faz*la bir metre u*zun*lu*ğun*da. Je*an, önce kapağın ka*lın tah*ta*sı*nı kır*dı, to*zun ve ö*lü*mün renk*le*ri*ne a*lış*mak bi*raz za*ma*nı*mı al*dı. On*dan son*ra kor*ku*yu his*set*tim, u*fak kü*çül*müş bir ka*fa gör*düm, sa*rı diş*ler ü*ze*rin*de*ki ka*ra du*dak*lar ve bir*bi*ri*ne doğ*ru ba*kan i*ki göz. Bir ço*cuk*tu, bir kız ço*cu*ğu, başındaki şap*ka hala sağ*lam*dı ama sert*leş*miş* ve gri kah*ve*ren*gi bir renk al*mış*tı. Je*an ve Mar*cel, ta*bu*tun ü*ze*ri*ne bir çu*val ör*ter*ken ben de ta*but*tan me*za*ra doğ*ru yü*rü*düm. Ne*den bil*mi*yo*rum o a*çık çu*kur be*ni bü*yü*lü*yor*du. Mat*hil*de de hep ya*kın*ım*day*dı, be*ni bir ke*re al*nı*mı sil*mek i*çin dur*dur*du. Vü*cut*lar bu ik*lim*de çok ça*buk çü*rü*yor. Bu ço*cuk me*zar*da bir ay*dan faz*la kal*mış de*ğil*di. Je*an ta*bu*tu ka*fa*sı*nın ü*ze*ri*ne yer*leş*tir*di ve ya*vaş*ça va*di*den a*şa*ğı in*me*ye baş*la*dı. Ve aradan üç gün geçti son*ra Mar*cel be*ni de*rin bir va*di*ye gö*tür*dü ve o*ra*da çok vah*şi bir yı*kan*ma ri*tü*e*li yapıl*dı. Je*an bi*zim*le gel*di ve a*sis*ta*nı i*le bir*lik*te bir me*tal ız*ga*ra, bir gi*yim çu*va*lı, bir ha*van ve bir de tok*mak ta*şı*yor*du. Bü*yük bir ağaç ta*ra*fın*dan göl*ge*le*nen bir düz*lü*ğe gel*dik, ağaç pe*ri*şan bir hal*dey*di, dal*la*rı e*ğil*miş* ve san*ki bir çürümüş gi*bi gö*rü*nü*yor*du. Bu ço*rak top*rak*taki her*şe*y gi*bi bu da kes*kin ve siv*riy*di. Mar*cel göl*ge*de ye*ri*ni al*dı ve bazı garip şey*le*ri pa*ra çan*ta*sın*dan çı*kar*ma*ya baş*la*dı. Bir ça*na*ğın i*çin*den "Thun*ders*to*ne/Kut*sal Vo*o*do*o ta*şı" çı*kar*dı ve ü*ze*ri*ne bir i*laç sür*dü sonra üs*tün*de bir kib*rit çakınca i*laç a*lev*len*di. Sağ ko*lu*nu i*çi*ne so*ka*rak ken*di de*ri*si*ni bu al*kol i*le yak*tı ve on*dan son*ra a*lev*le*ri he*pi*mi*zin ü*ze*ri*ne doğ*ru tut*tu. Bu*nu ya*par*ken ha*fif*ce kol*la*rı*mı*zın ek*lem yer*le*ri*ne vu*ru*yor*du ve bü*yük bir gay*ret*le e*ti*mi*zi o*vu*yor*du. Ze*hi*rin du*ma*nı*nı çek*me*ye*lim di*ye yü*zü*mü*zü bir sa*ten ör*tü i*le ka*pat*tı, son o*la*rak dı*şar*da ka*lan vü*cut bö*lüm*le*ri*mi*zi yağ*lı bir mad*de i*le kap*la*dı.

Formülün hammaddeleri ortaya çıkıyor...

Sa*bah Je*an’ın par*ma*ğı*nı ta*bu*ta so*kup ço*cu*ğun bü*tün vü*cu*du*nu gez*di*rdiği*ni sey*ret*miş*tim, bu*nu ya*par*ken e*li*ni men*ge*ne gi*bi kullanıyordu. İğ*renç ve çü*rük bir ko*ku or*ta*ya çık*mış*tı. Bü*yük bir kor*kuy*la me*zar*dan topladığı bazı ka*lın*tı*la*rı çı*kararak, dik*kat*li bir şe*kil*de bir ka*va*no*za yer*leş*tir*ti. Sonra ay*nı dik*kat*le yağ dam*la*yan el*le*riy*le on*la*rı ka*va*noz*dan çı*kar*dı ve ız*ga*ra*nın ya*nın*da ye*re koy*du. Çok sis*tem*li bir şe*kil*de di*ğer mad*de*le*ri çu*val*dan çı*kar*dı, ilk i*ki şe*yin ne ol*du*ğu*nu bil*mi*yor*dum. İ*ki ta*ne öl*ü ve mavi par*lak renk*li ker*ten*ke*le var*dı on*dan son*ra daha önce gör*müş ol*du*ğum ka*ra kur*ba*ğa*nın ce*se*di çık*tı. Kuru*tu*lup ye*re kon*muş*tu ve bu ne*den*le ta*nım*lan*ma*sı zor*du a*ma bü*yük*lü*ğün*den ve o*nun hak*kın*da duy*du*ğum bir kaç şey sa*ye*sin*de o*nun bir Bu*fo Ma*ri*nus ol*du*ğu*na ka*rar ver*dim. Bu kurbağa yer*li ve tro*pi*ka*ldir, Orta Amerika´ya özgündür, çok sık bu*lu*nur ve ze*hir*li*dir. Kur*ba*ğa*nın a*yak*la*rın*da Je*an’ın de*niz yı*la*nı de*di*ği bir*şey daha var*dı, Poly*cha*e*te so*lu*ca*nı*na ben*zi*yor*du. Kur*ba*ğa ve so*lu*can ö*zel bir şe*kil*de ha*zır*lan*mış*lar*dı ve onları öl*dür*me*den ön*ce ka*bın i*çi*ne sok*muş*lar*dı. Je*an bu*nun kur*ba*ğa*yı az*dır*dı*ğı*nı ve böy*le*ce ze*hi*rin et*ki*si*nin art*tı*ğı*nı an*lat*tı. Bu çok man*tık*lıy*dı çün*kü Bu*fo Ma*ri*nus’un ka*fa*sı*nın ar*ka*sın*da bü*yük çıkıntıların i*çin*de a*şa*ğı yu*ka*rı i*ki dü*zi*ne kim*ya*sal mad*de var*dır ve bu mad*de*ler hay*van sal*dı*rı*ya uğ*ra*yın*ca ve*ya kor*kar*sa çoğalırlar. Bit*ki*ler da*ha ba*sit*ti, bir ta*ne*si Al*biz*zi*a a*i*le*sin*den gel*mek*tey*di ve Ha*i*ti’de “Tchatc*ha” di*ye ta*nım*la*nı*yor*du. Ge*nel*de göl*ge a*ğa*cı o*la*rak bü*tün ül*ke*de yetiştiriliyor*du. Di*ğe*ri ise Mucu*na tü*rün*den*di ve Po*is Grat*ter di*ye ta*nı*nı*yor*du, bu bit*ki*nin ö*zel*li*ği ü*ze*rin*de çok kötü ba*tan di*ken*le*ri ol*ma*sıdır, dikenler bat*tı*ğı an in*san*da te*ni*nin al*tın*da san*ki cam par*ça*la*rı var*mış gi*bi bir his u*yan*dı*rır. Je*an bu i*ki bitki tü*rünün bir kaç mey*ve*si*ni de ha*va*nın i*çi*ne koy*du, bitkilerin kim*ya*sal ya*pı*la*rın*dan pek bir*şey an*la*mı*yor*dum a*ma i*ki*si*nin de bak*la*gil*ler a*i*le*sin*den ol*ması be*ni çok şa*şırt*mış*tı. Bu bitki a*i*lesi ze*hirli bir çok cin*si bir*leş*ti*ri*yor*du.

Davis, ölüye ne olduğunu açıklamıyor...

Son mad*deler ise bir çift de*niz ba*lı*ğıy*dı, bir ta*ne*si za*rar*sız du*ru*yor*du ve bir de bir Kir*pi Ba*lı*ğı vardı, onu Mar*cel’in i*ba*det odasının du*va*rın*da gör*müş*tüm. Dik*ka*ti*mi genç a*sis*tan da*ğıt*tı, me*tal bir ren*deyle bir in*sanın ka*val ke*mi*ğinin u*cu*nu e*zi*yor* ve par*ça*la*rı u*fak bir te*ne*ke ku*tu*ya ko*yu*yor*du. Je*an bu a*ra*da ta*ze ve ku*ru*tul*muş hay*van*la*rı ız*ga*ra*nın üs*tü*ne ko*yup o*ra*da yağ*lı bir kı*va*ma ge*le*ne ka*dar kı*zar*tı*yor*du daha son*ra on*la*rı bir ha*va*nın i*çi*ne koy*du artık tüm mad*de*ler e*zil*me*ye ha*zır*dı ve kap*tan çı*kan du*ma*nın çü*rü*tü*cü sa*rı bir ren*gi var*dı. (Davis, bu noktadan sonra hazırlanan zehirin ölü küçük kızla ne ilgisi olduğunu açıklamıyor veya onun canlandırılıp canlandırılmadığını; bu bölüm özellikle atlanmış) Ha*i*ti’den aldığım bir va*liz*le Pas*kal*ya´nın* pa*zar sa*ba*hında New York Ken*nedy Havaalanı güm*rü*ğün*den geç*tim. Valizde ker*ten*ke*le, Poly*cha*o*te so*lu*canı, i*ki de*niz ba*lı*ğı ve çe*şit*li bü*yük ö*rüm*cek*ler* vardı. Hep*si de al*kol içer*sin*de mu*ha*fa*za e*di*li*yor*du. Ayrıca ku*ru*tul*muş kur*ba*ğalar, çe*şit*li to*humlar, toz*lar i*le bü*yüye karşı kullanılan Vo*o*do*o toz*la*rı var*dı. Va*li*zin di*bin*de ise i*ki ka*val ke*mi*ği ve bir kur*bağanın ka*fa*ta*sı var*dı, bir baş*ka va*liz*de ise çeşit*li bitkisel ör*nek*le*r ve ka*lın bir ku*ma*şın i*çin*de Bon*ga kur*ba*ğa*sı*nın can*lı*sı bu*lu*nu*yor*du. Güm*rük me*mu*ru ilk çan*ta*yı aç*tı ama bir kı*sa ba*kış*tan son*ra hiç*bir şey duy*mak da*hi is*te*me*di*ği*ni söy*le*di, kur*ba*ğa*yı ise gör*me*di bile.

Davis işe başlıyor...

Nat*han Kli*ne’i ha*va*a*la*nın*dan a*ra*dı*ğım*da ev*de kim*se yok*tu. Bu ne*den*le te*le-sek*re*te*ri*ne not bı*ra*kıp ilk u*çak*la Bos*ton’a git*tim ve Cam*brid*ge’e ha*va ka*ra*dık*tan son*ra var*dım ama bo*ta*nik mü*ze*sin*de hiç kim*se yok*tu. Bü*ro*ma gir*di*ğim*de yor*gun*dum, va*li*zleri ma*sa*mın üs*tü*ne bı*rak*tım ve ı*şık*la*rı yak*ma*dan, kö*şe*ye as*mış ol*du*ğum ha*ma*ğa u*zan*dım. Bü*tün bir ül*ke*nin sem*bo*lü o*lan va*li*ze bak*mak çok zevk*liy*di. Söy*le*nen*le*re gö*re çok az şey*le bir çok şey el*de e*de*bi*len tek ül*ke Ha*i*ti’dir, te*ker*lek*ten a*yak*ka*bı ya*pı*lır, te*ne*ke*den trom*bon*lar, ça*mur ve yap*rak*tan köy ev*le*ri gibi... Mal*ze*me*ler o ka*dar azdır ki Ha*i*ti*li*ler dün*ya*la*rı*nı ha*yal güç*le*ri i*le do*na*tı*r*lar. E*ğer Zom*bi*e gize*mi çö*zü*le*cek* ise va*li*zin i*çer*sin*de*ki mad*de*ler en ö*nem*li a*nah*tar*dılar. Kal*kıp va*li*zi bo*şalt*tım. Hep*si*ni ma*sa*nın ü*ze*ri*ne gü*zel*ce sı*ra*la*dım sonra e*li*me bir te*be*şir al*arak du*va*rın bir ta*ra*fı*nı ne*re*dey*se ta*ma*men kap*la*yan bir si*yah tah*ta*yı i*ki*ye böl*düm. Bir ta*raf*a Mar*cel’in bü*tün kul*lan*dı*ğı mad*de*le*ri yaz*dım; İn*san ka*lın*tı*la*rı, i*ki bit*ki, de*niz so*lu*ca*nı, kur*ba*ğa, ker*ten*ke*le ve ba*lık. Sağ ta*raf*ta Cla*ir*vi*us Nar*cis*se’nin ö*lüm a*nın*da*ki be*lir*ti*le*ri yaz*dım: Ak*ci*ğer ö*de*mi, kusma i*le bir*lik*te ha*zım sorunları, ne*fes al*ma zor*lu*ğu, idrar zorlanması, çok şid*det*li ki*lo kay*bı ve yük*sek tan*si*yon ve son*ra da ma*vi*leşme ardından da ve felç. Narcisse ve kız kar*de*şi derinin ma*vi*ye dö*nüş*tü*ğü*nü ve bü*tün vü*cu*dun*da sı*zı his*se*ti*ği*ni söy*le*mişlerdi ama bu i*ki liste a*ra*sın*da bü*yük bir boş*luk veya farklılık var*dı."

Zombiler dünyanın her yerinde;

Zom*bi*e ze*hi*rinin do*ğa*da çok bi*li*nen ze*hir*li mad*de*ler*den birini i*çer*di*ği*ni an*la*mak faz*la za*ma*nı*mı al*ma*dı; Mar*cel iki çe*şit ba*lık kul*lan*mış*tı. Bir ta*ne*si Di*o*donhy*ste*rix ailesinden Fo*u Fo*u, di*ğe*ri de Spho*er*vi*des Tes*tu*di*ne*us´lerden o*lan Cra*pa*ud de Mer ya* da de*niz kur*ba*ğa*sı, bu*nu biz kir*pi ba*lı*ğı o*la*rak ta*nı*yo*ruz. Bu ba*lık teh*li*ke*ye düş*tü*ğü an bü*yük mik*tar*da su i*çer ve böy*le*ce kü*re şek*li*ni a*lır, bu ne*den*le sal*dı*ran* bir başka balık o*nu yut*mak*la zor*lanır. İn*san böy*le pa*sif bir ko*ru*ma me*ka*niz*ma*sı*nın ge*rek*li ol*du*ğu*na i*na*na*mı*yor, her i*ki ya*ra*tık da bü*yük Pan*tro*pi*kal ba*lık a*i*le*si*ne a*ittir ve bun*la*rın ço*ğunun derilerinde, ka*ra*ci*ğer, yu*mur*ta*lık ve ba*ğır*sak*la*rın*da Tetro*dotok*sin var*dır, bu öl*dü*rü*cü ne*u*ro*tok*sin en ze*hir*li mad*de*le*rden bi*ridir. U*yuş*tu*ru*cu o*la*rak ko*ka*in*den 160.000 kez da*ha et*ki*li*yi*ci, ze*hir o*la*rak si*ya*nür*den 500 kez da*ha kuv*vet*lidir. Ö*lüm i*çin ye*ter*li doz bir top*lu iğ*ne ba*şı ka*dar bile de*ğildir. Tet*ro*dok*si*nin in*san ta*ri*hin*de*ki ro*lü uy*gar*lı*ğın baş*lan*gı*cı*na ka*dar u*za*nı*yor, Mı*sır*lı*lar bu ze*hi*rin var*lı*ğı*nı 5.000 yıl ön*ce*den bi*li*yor*lar*dı. Kir*pi ba*lı*ğının res*mi Ti’nin (5. Ha*ne*da*nın fi*ra*vun*la*rın*dan bi*risi) me*za*rı ü*ze*rin*de gö*rü*le*bi*li*r. Kızıl De*ni*z´in kir*pi ba*lı*ğı, İn*cil´de yer alır, o*ra*da pul*suz ba*lık ye*me ya*sa*ğı kon*muş*tur. Çin’de bu ba*lı*ğın ze*hir*li ol*ma*sı Pent*sa*o Chin’de tanımlanır. Bu kitap ilk bü*yük i*laç ki*ta*bıy*dı ve tah*min*le*re gö*re ef*sa*ne*vi hü*küm*dar Shun Nung (MÖ 2838 - 2698) za*ma*nın*da ya*zıl*mış*tı. Es*ki i*laç*lar hak*kın*da baş*ka bü*yük bir ki*tap o*lan Punt*sa*o Kang Mu’da da (MS 1596) Man*da*rin kül*tü*rün*de mey*da*na ge*len çok sı*ra*dı*şı bir ge*liş*me*den bah*se*di*liyor, tüm risk*le*re rağ*men 1596’da bu ba*lık ar*tık ö*zel bir ye*mek ol*muş*tu. Ger*çek*ten de do*ğu*da ve özellikle Ja*pon*ya’da kir*pi ba*lık*la*rı*na kar*şı o*lan ilgi ar*tık bir ge*le*nek ha*li*ne gel*di. Ni*te*kim çiğ bir va*zi*yet*te ke*sil*dik*ten son*ra et nis*pe*ten teh*li*ke*sizdir, da*mak ta*dı*nı bi*len*ler Chi*ri o*la*rak bilinen ye*me*ği ter*cih e*di*yor*lar. Bu ye*mek ze*hir*li ka*ra*ci*ğer, de*ri ve ba*ğır*sak bu*lu*nan bir ten*ce*re*den çı*ka*rıl*mış piş*miş et*ten o*lu*şu*yor. Chi*ri’yi se*ven*ler ken*di*le*ri*ni bu ne*den*le yüzden faz*la ö*lüm olayının a*ra*sı*nda yer alma teh*li*ke*si*ne a*tılı*yor*lar.

Japonların milli serveti, Zombi yapıcı mı?

Ja*pon*lar 4 çe*şit kir*pi ba*lı*ğın*dan hoş*la*nı*yorlar ve bun*lar i*çin çok yük*sek mik*tar*lar ö*de*me*ye ra*zı*lar. Hep*si de Fugu tü*rün*den ve hep*si*nin çok ze*hir*li ol*du*ğu da bi*li*ni*yor. Ne*den her*han*gi bi*ri böy*le bir ya*ra*tık*la Rus Ru*le*ti oy*na*ma*ya kalk*sın? Bu*nun ce*va*bı ga*yet ba*sit, Fu*gu ye*mek ve es*rar ka*rı*şı*mı o*lan mad*de*ler*den bi*risidir. Fu*gu ye*mek Ja*pon*lar i*çin en yük*sek es*te*tik deneydir, Fu*gu ah*çı*sı*nın en ö*nem*li gö*re*vi ze*hi*ri yok et*mek de*ğil sa*de*ce o*nu a*zalt*mak*tır. Bu*nu öy*le bir de*re*ce*ye ge*ti*rir ki, müş*te*ri daha son*ra*ki ne*şe*li fi*zik*sel et*ki*yi ya*şa*ya*bi*lsin. Bu et*ki*ler di*lin ve du*dak*la*rın sı*zı i*le u*yuş*ma*sı, bir hoş ı*sı his*si, de*ri*nin kı*zar*ma*sı yani ge*nel*de bir o*fo*ri du*ru*mu*dur. Bu etki yü*zün*den ba*zı ki*şi*ler durma sı*nı*rı*nı bil*mi*yor*lar. Ka*nun ta*ra*fın*dan ta*ma*miy*le ya*sak*lan*mış ol*ma*sı*na rağ*men be*lir*li ah*çı*lar heves*li müş*te*ri*le*ri i*çin bu ze*hir*li ka*ra*ci*ğer*den ye*mek ha*zır*lı*yor*lar. Or*gan kay*na*tıl*dık*tan son*ra e*zi*li*yor ve on*dan son*ra yi*ne kay*na*tı*lı*yor, kay*na*ma ze*hi*rin ço*ğu gi*de*ne ka*dar de*vam et*ti*ri*li*yor. Ne ya*zık ki ah*çı*la*rın bazıları ken*di ye*mek*le*ri*ne kur*ban gi*di*yor*lar. Böy*le bir ye*mek 1975 yı*lın*da Mit*su*go*ra Ban*do VI*I*I’in ö*lü*mü*ne neden ol*muş*tu. Ban*do Ka*bu*ki ar*tis*tle*rin*den bi*risiy*di ve Ja*pon hü*kü*me*ti ta*ra*fın*dan mil*li ser*vet o*la*rak de*ğer*len*di*ri*li*yor*du. Bü*tün bu ye*me*ği yi*yen*ler gi*bi o da teh*li*ke*li ya*şa*yan*lar*dan bi*riy*di. Ye*mek o*la*rak çok meş*hur ol*du*ğu i*çin ve yük*sek sa*yı*da ka*za*lar ve ze*hir*len*me*ler mey*da*na gel*di*ği i*çin fu*gu ba*lı*ğı ye*te*rin*ce tıb*bi ve bi*o*tıb*bi yayında yer almıştır. Bu literatürü a*raş*tı*rır*ken he*men Nar*cis*se’nin semp*tom*la*rı ve zom*bi fe*no*men*le*ri a*ra*sın*da pa*ra*lel*likler gör*ülüyor.

Bilinçli ölüme doğru atılan adım;

B. W. Hals*te*ad ta*ra*fın*dan ya*zıl*mış o*lan “Po*i*so*no*us and Ve*no*mo*us Ma*ri*ne A*ni*mals of the World - Dünyadaki zehirli deniz yaratıkları” ad*lı ki*tap*ta tet*ro*do*to*xin’in et*ki*le*ri hak*kın*da*ki a*çık*la*ma şudur; Semp*tom*lar şek*len ve baş*lan*gı*ç olarak ki*şi*ye ve a*lı*nan ze*hir mik*ta*rı*na bağ*lı ol*arak de*ği*şe*bi*li*yor*lar. Kı*rık*lık, sol*gun*luk, baş dön*me*si, du*dak*la*rın ve di*lin u*yuş*ma*sı ve ko*or*di*nas*yon bo*zuk*lu*ğu ar*tı*yor. Bu u*yuş*ma*yı in*san*lar iğ*ne bat*ma*sı gi*bi bir duy*gu o*la*rak ta*rif e*di*yor*lar, par*mak ve a*yak uç*la*rı*nda başlıyor ve on*dan son*ra ge*nel bir u*yu*şuk*lu*k or*ta*ya çıkıyor. Ba*zı o*lay*lar*da bu his bü*tün vü*cu*du kap*sıyor. İn*san*lar böy*le du*rum*lar*da yü*zü*yor*muş gi*bi bir his*se ka*pı*lı*yor*lar, er*ken be*lir*ti*ler faz*la tü*kü*rük ü*ret*mek, çok ter*le*mek, a*şı*rı de*re*ce*de hal*siz*lik, baş ağ*rı*sı, vü*cut ı*sı*sı*nın nor*ma*lin*den dü*şük ol*ma*sı, yük*sel*miş kan ba*sın*cı ve hız*lı a*ma za*yıf a*tan bir na*bız*dır. Ba*zen de, or*ta*ya mi*de ve ba*ğır*sak has*ta*lık*la*rı çı*kıyor tabii mi*de bu*lan*tı*sı, kusma, is*hal ve mide ağ*rı*la*rıyla beraber. Göz*be*bek*le*ri baş*ta da*ra*lı*yor a*ma son*la*ra doğ*ru ge*niş*li*yor. Ra*hat*sız*lık i*ler*le*dik*çe göz*ler sa*bit*le*şi*yor ve göz*be*bek*le*ri i*le say*dam ta*ba*ka*nın ref*leks*le*ri kay*bo*lu*yor. U*yu*şuk*lu*ğun i*ler*le*me*sin*den son*ra ne*fes dar*lı*ğı baş*lı*yor, du*dak*lar, el*ler, ay*ak*lar ve vü*cut mo*ra*rı*yor. Kas se*ğir*me*si git*tik*ce kö*tü*le*şi*yor ve çok a*ğır bir felç*le so*nuç*la*nı*yor. Felç ilk olarak bo*ğaz i*le gırt*lakta başlıyor ve Ap*ha*gi*a’ya yol a*çı*yor (Ko*nuş*ma ka*bi*li*ye*ti*ni kay*bet*mek). Kur*ba*nın kas*la*rı u*yu*şu*yor ve ha*re*ket e*de*mi*yor, so*n yak*la*şır*ken göz*ler par*la*ma*ya baş*lı*yor. Ba*zen ko*ma*ya ben*ze*yen bir du*ru*ma dü*şü*yor a*ma ge*nel*de a*yık ka*lı*yor ve zi*hin*sel güç*ler ö*lüm a*nı*na ka*dar ça*lı*şı*yor.

Tabut çivilenirken ayağa kalktı...

Zom*bi**fi*ca*ti*on i*le tet*ro**to*xi*na*ti*on’ın a*ra*sın*da sa*de*ce ki*şi*sel semp*ton*lar bir*bi*ri*ne ben*ze*mi*yor. Ja*pon e*de*bi*ya*tın*da bu “ya*şa*ya*rak öl*me” hak*kın*da çok ya*zı* bu*lu*nabilir. Japon*ya*lı bir sey*yar sa*tı*cı bir kaç ar*ka*daşı i*le birlikte chiri ye*dik*ten son*ra kir*pi ba*lı*ğı ze*hir*len*me*si*nin kla*sik semp*tom*la*rı*nı gösterdi. He*kim*ler so*nun*da pes ederek, a*da*mın öl*müş ol*du*ğu*na ka*na*at ge*tir*di*ler. Ama has*ta i*yi*leş*miş ve ze*hir*li ye*me*ği ye*dik*ten 14 sa*at son*ra has*ta*ne*den çık*mış*tı. Ko*re*li ma*den*ci ve oğ*lu Spho*e*ro*i*des cin*si*nin yu*mur*ta*la*rı*nı ye*miş*ler ve bir sa*at i*çer*sin*de has*ta*ne*ye kal*dı*rıl*mış*lar*dı. Ba*ba ö*lü*mü*ne ka*dar ta*ma*mıy*la ken*din*dey*di. Oğ*lu i*ki sa*at bo*yun*ca ha*re*ket e*de*me*di a*ma on*dan son*ra do*ğal yol*lar*dan i*yi*leş*ti. Bu i*ki o*lay kir*pi ba*lık ze*hir*len*me*si*ni en ür*kü*tü*cü yan*la*rı*nı gös*te*ri*yor. Tet*ro*do*tok*sin in*sa*nın u*yu*şuk*lu*ğa so*ku*yor ve ha*re*ket e*de*mi*yor*su*nuz. Ya*şam i*le ö*lüm a*ra*sın*da*ki bu sı*nır ke*sin de*ğildir. Bu*nu deneyimli he*kim*ler bi*le tam o*la*rak a*yırt e*de*mi*yorlar, Zom*bi a*raş*tır*ma*sın*da bu*nun ne ka*dar ö*nem ta*şı*dı*ğı*nı be*lirt*mek ge*rek*siz. Bir şey ke*sin ve net olarak or*ta*dadır; Tetrodotoksin in*sa*nı öy*le bir du*ru*ma so*ka*bi*li*yor ki can*lı can*lı gö*mül*mek müm*kün o*lu*yor. Ger*çek*ten de Ja*pon*ya’da böy*le bir o*lay mey*da*na gel*di. Fu*gu ye*dik*ten son*ra öl*müş o*lan bir a*dam ye*di gün son*ra morg*ta ken*di*ne gel*di. Başka bir Japon, yine Fugu yedikten sonra zehirlendi ve öldü ama tabutunun kapağı çivilenirken kendine geldi. Sonuç olağanüstüdür; Zombie fenomeninin temelinde folklorik ilaçların yani zehirlerin bulunduğu anlaşılıyor, adı geçen toksinler farmakolojik yeterlilikle ölüm görünümünü sağlayabiliyorlar. Clairvius Narcisse´ın gösterdiği tüm belirtiler tetrodotoksin zehirlenmesiyle denkti; eğer bunlar bilinmiyorsa Narcisse elbette ki korkutucu bir Zombie´ydi. Tüm göstergeler tüm olaylar sırasında, Narcisse´in bilincinin yerinde olduğu doğrultusundadır ve işte asıl korkutucu hatta dehşet verici olan da budur.

Laboratuardaki Zombie fare ve maymunlar;

Gelecek adım ileriye doğru; şimdilerde Zombie tozu laboratuarlarda hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde kullanılıyor. Davis, Nathan Kline ile birlikte bir ekip oluşturduktan bir hafta sonra bazı sonuçlara ulaştı; Bir farenin ağırlığının her 100 gramına karşın 5 mg toz kullanıldı, 30 dakika sonra fare tam anlamıyla bir hipotermia durumuna geçti yani ölü gibiydi, sonraki üç ila altı saat arasında gözlerinde kornea refleksi, acıya ve sese duyarlılık çok yetersiz veya zayıftı; altı ila dokuz saat içersinde ise, kesin komaya girdi ve artık her tür dış uyarıya cevap vermiyordu. EEG cihazı, merkezi sinir sisteminin çalışır durumda olduğunu gösteriyordu ama kalp hareketsizdi, başka hiçbir fiziksel bozukluk veya hasar görülmedi. Aynı deney, bir resus maymunu üzerinde de yapıldı ve aynı sonuçlara ulaşıldı. Bu ilk sonuçlar Davis´i memnun etmişti çünkü deneyler iddiaların doğru olduğunu kanıtlıyordu. Marcel Pierre´in tozu, farmakolojik aktif bileşimler içeriyor ve çok hızlı olarak kurbanın tüm metabolizmasını ölüm düzeyinde yavaşlatıyordu.

Davis henüz tatmin olmuş değil;

Davis bu sonuçlara ulaşmadan evvel, Zombi düşüncesini bir fikir olarak kabulleniyordu; Haiti´ye gitmeden önce kuşkuluydu, Haiti ve Haitililer hakkında hemen hiç bilgisi veya deneyimi yoktu, bu büyüleyici ülkenin ruhsal ritmi kesin ve etkileyiciydi ama Davis böylesine bir sürprizle karşılaşma beklentisinde değildi, üstelik Zombi gizemini çözümlemek gibi bir misyonu da edinmemişti ve hiç niyeti de yoktu, Zombie´lere inanmıyor ve duyduklarının yapılabileceğini kabul etmiyordu ama sonuç artık ortadaydı ve Davis şimdi kendisini ön yargılı olmakla suçluyordu. Zehirin formülüyle, literatürde yer alan olaylar Narcisse olayıyla kesin ilişkili görünüyorlar ama elde edilen ilk laboratuar sonuçları çok şeyi değiştirebilir ya da geliştirebilir elbette ki çok farklı sonuçlara doğru. Davis kendisini daima duyduğu ama hiç inanmadığı bir hayaletle aniden yüzyüze gelmiş gibi hissettiğini söylüyor ve son durumu özetliyor; "Bir şey eksik olduğu duygusuna kapılıyorum; tüm formül ölü gibi görünmenin oluşmasına neden oluyor; aynı olay Japonlar´da böyle fakat oradaki tek neden Fugu zehiri ama onlar Zombie olmuyorlar, sadece bir zehirlenme olayının kurbanı oluyorlar. Bir psikoaktif ilaç, tamamiyle kararsız bir potansiyel oluşturur; farmakologlar bir koşulu teşvik ederler yani ilaç bir amaca yönlendirilir fakat burada yöresel kültür veya psikolojik etkenler ve beklentiler göreceli olarak geçerlidir. Bireysel bir beklenti ya da inanç, istenen sonucu çevresel koşullara bağımlı olarak oluşturur aynen büyü olayındaki gibi yani fiziksel sonuçları veya bu olaydaki gibi sosyal sonuçları oluşturur, ki orada da ilaç alınmıştır. Örneğin Oregon´un kuzeybatısındaki ormanlarda halusinasyonlara neden olara bir çok doğal mantar türü belirlenmiştir. Birisi ormana gidip kasıtlı olarak mantarları midesine indirir ama bu kişinin niyeti bellidir genelde deneyimlidir yani alıştığı mest edici hoş bir sarhoşluğu aramaktadır, uyuşturucu alışkanlığı olanlarda olduğu gibi. Buna karşın dikkatsiz biri ormana gidip normal mantarları toplarken bilmeden böyle bir mantarı da toplayıp yiyebilir ama yer yemez soluğu hemen hastanede alır, mantar yine aynı mantardır ve değişmemiştir fakat iki insanda farklı sonuçlar oluşturmuştur. İşte anlatmak istediğim budur." Ama Zombie zehirinin sarhoş edici veya keyif verici olmadığı biliniyor ama mantar örneğindeki gibi potansiyeli belirsiz fakar var. Japon kurbanlar, bilinçlerini yitirmemiş ama kıpırdayamadan yatarlarken ailelerinin yas dualarını duyuyorlardı fakat onlar için o halde bile olanlar normaldi çünkü onlarca bu olay ölümün sosyal buyutundan başka bir şey değildi. Kuşkusuz ki, Haiti´nin projektif düşsel ve hayali kültür peyzajında, Narcisse beklentilerini, umut ve korkularını kendisiyle beraber önce mezara sonra da mezarın dışına taşıdı; şu veya bu şekilde; kısacası sonuç buydu. Zombie kültürünü daha iyi anlamak isteniyorsa muhakkak Voodoo alanına da girmek gerekiyor ama bu bir başka yazının konusu olabilir. Artık zaman lazım, acaba Davis ve ekibi, Zombie tozu deneyleriyle nereye ulaşacaklar? Kimbilir belki de, sonunda gezegenler arası yolculuğa Zombie astronotlar çıkacaklar...

Biliyorum arkadaşlar yakında tüm forumtrden sopa yiyeceğim çok uzun yazılarla karşınıza çıkıyorum.Özür dilerim ama napiyim herşeyin detaylısı iyidir demi Meraklı olan okusun.İlgisi yoksa teşekkür edin geçin o da yeter
KaLaBaNgA çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-06-06, 14:37   #2
Forum Kıdemlisi
 
Giriş Tarihi: 18-01-2006
Yer: fizikçiler diyarı
Mesajlar: 4,676
Rep Puanı: 22339592
dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4dotay Rütbe: Artı 4
Rep Gücü: 223491
Varsayılan Cvp: Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı)


yine döktürmüsüz eline saglık kalabanga
dotay çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-06-06, 15:49   #3
Forumtr moderatörü
 
Giriş Tarihi: 04-01-2006
Yaş: 21
Mesajlar: 22,879
Rep Puanı: 815057603
Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9Dєиiz_мx Rütbe: Artı 9
Rep Gücü: 8150854
Varsayılan Cvp: Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı)


tesekkurler saolun
Dєиiz_мx çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-06-06, 17:20   #4
ForumTR Onursal Gurusu
 
Giriş Tarihi: 23-10-2005
Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2\Photoshop.exe
Mesajlar: 14,842
Rep Puanı: 194547823
shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7shined Rütbe: Artı 7
Rep Gücü: 1945679
Varsayılan Cvp: Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı)


Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen dotay Mesajı Göster
yine döktürmüsüz eline saglık kalabanga

katılıyorum
shined çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-06-06, 17:37   #5
Yönetici
 
Giriş Tarihi: 13-01-2006
Mesajlar: 15,749
Rep Puanı: 751554240
PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9PLaYErTuRk Rütbe: Artı 9
Rep Gücü: 7515749
Varsayılan Cvp: Zombie´ler(Çok Uzun Bir Yazı)

PayLasimin için Tesekkür ederim....
PLaYErTuRk çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 23:18
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


(*) www.firmaniz.com Domain, Alan adı tescili sadece 11,95 TL!
Bir başkası almadan hemen alan adınızı tescil ettirin...
(*) SiteBAZ ile Web tasarımı sadece 5,95 TL!
Birkaç dakikada web sitenizi kurup, hemen yeni müşteriler kazanın!
www.ihs.com.tr

ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC

Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz.
Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562