|
|||||||
Genel Kültür Kategorisinde ve Garip olaylar Forumunda Bulunan Ömur Boyu Yetecek Kadar Enteresan Olaylar. USENMEDEN OKUYUN Konusunu Görüntülemektesiniz => Kuyuya Düşen EŞEK; Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Ne Mutlu TURKUM Diyene !
![]() ![]() Giriş Tarihi: 24-04-2005
Yer: Sweden / Malmö
Yaş: 28
Mesajlar: 3,821
Rep Puanı: 110466513
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Kuyuya Düşen EŞEK; Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte.Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve GÜM...... Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde.Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül, melül mahzun bakınıyor.Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Eşeğim çok çalışkandı, performansı son derece iyiydi, ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı. Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni, çoğu zaman.) Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kuşlar ve İhtiyar Adam - Adnan Keser - 26.05.2004 WASHINGTON, Bilim, LAF, EDEPSIZ, ELBISE, SIIR, SIPA, VAPUR, KULAK, YAMA, MEZAR, TARIF, NAPOLYON, BAYTAR, YARIS, Çocuklardan Tanrı'ya mektup, TIP, Yorumsuz, Kayserili düşüncesi, LIDER VE YÖNETICI, Yaşlı koca, Küçük göğüs, Tanrı, SİZ ONLARA ALDIRMAYIN, KURABİYE, Duygusal Cin, SINAV, ATAM!..., Memur, Arkadaşlar meraklı günümdeyim., HASTA, DOZLU SOZLER, AHLAKLI PAPAGAN, DÜNYAYA NASIL GELDİM, Seks Hayatı, HAYALET, AYRILAMADIM, İNANILMAZ OLAYLAR!, GERÇEK HİKAYELER.!!, DOKTOR, HAYIR DEDİ, BİNDİGİ DALI KESTİ, ÇALINTI ARABA, KARDEŞLER, BALIKÇI, SATIR, LAZ SORULARI, TEMEL ATMA TÖRENİ, TEMEL UÇAKTA, TREN, FİTİL, NİŞANLILIK, IRSİYET, HOROZ, PAPAĞAN, DOZLU SOZLER, WASHINGTON - Ardarda kirdigi potlarla nam salan Japonya'nin cicegi burnunda basbakani Yosiro Mori'nin, gaflarin en buyugunu mayis ayindaki Washington ziyareti sirasinda yaptigi ortaya cikti. Washington'daki Japon Buyukelciligi kaynaklarindan sizan habere gore, Japon yetkilileri tek kelime Ingilizce bilmeyen Mori'ye, ABD Baskani Bill Clinton'la karsi karsiya geldiginde, "How are you?" (Nasilsiniz) diye sormasini, karsiliginda Fine thanks, and you" (Iyiyim, ya siz?) cevabi alacagini ve bunun ardindan da "Me too" (Ben de) demesi gerektigini ögretmis. Mori bunlari bir guzel ezberlemis, ancak Clinton'la karsi karsiya geldiginde bir anda kendisine tembihlenen her seyi unutuvermis. Veee olaylar soyle gelismis: Mori, "Who are you?" (Sizkimsiniz?) diye sormus. Once kisa bir sure sasiran Clinton, isi sakaya vurup, "Well,I am Hilary's husband"(Sey, ben Hilary'nin kocasiyim) demis ve kahkahayi basmis. Mori de Clinton'in kahkahalarina ayni neseyle katilip, cevabi yapistirmis: "Me too... Japon yetkililere bakilirsa, toplanti odasinda bir kac dakika buz gibi bir sessizlik yasanmis Bilim Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog, antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şey ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden bir metre kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma baslar. Kimyacı, -"adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış. " Fizikçi: -"adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş" Jeolog: -"burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış." Matematikçi: -"sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış." Antropolog: -"adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş. " Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir: - Boru yetmedi. DUSUNDUREN CEVAPLAR.. LAF Lafı uzatanlara ne yapmak lazım diye Farabi'ye sormuşlar, söyle demiş: * Uzun konuşanı kısa dinlemeli. EDEPSIZ Cenap Şehabeddin'e: * Su edepsize neden bir tokat vurmadın? dediklerinde, su cevabi vermiş: * Eldivenim yoktu, iğrendim. ELBISE İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar: * Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi? Gandi, hiç aldırmadan cevap verir: * Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi. SIIR Bir semsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirlerini incelemesi için Şekspir'e gönderdiğinde, unlu yazarın cevabi su olur: * Dostum, siz semsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın... SIPA Koylu, yeni doğan bir sıpayı kucağına almış evine dönerken, iki ortaokul öğrencisi kendisine takılır ve: * Hayrola amca, derler. Oğlunu nereye götürüyorsun böyle? Adam, kendine yapılan bu terbiyesizliğe aldırmamış görünerek cevap verir: * Gittiğiniz okula kaydını yaptıracağım. VAPUR Necip Fazıl Kısakurek vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp: * Üstad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik . Necip Fazıl, okuduğu kitaptan basını kaldırmadan: * Ne diye vapura bindin ki, cevabini vermiş. Yüzerek geçsene karsıya. KULAK Kulaklarının büyüklüğü ile unlu olan Galile'ye hasımlarından biri: * Üstad, demiş. Kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi? Galile: * Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler de bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi? YAMA İncili Çavuş, Osmanlı elcisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral, bunları görünce dayanamayıp: * Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mi? diye sorunca, İncili Çavuş: * Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabini vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek. MEZAR Amerikalı işadamı, Cinliyle alay ederek sormuş: * Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek? Cinli, basını kaldırmadan cevap vermiş: * Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman. TARIF Ekrem Hakki Ayverdi, sık sık "nasılsınız?" diye soran bir arkadaşına: * Uzun boylu, mavi gözlü, cevabini verirmiş. NAPOLYON Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart'i bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: * Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca, Napolyon: * Evet demiş, onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım. BAYTAR Bir toplantıda, zamane gençlerinden biri güya M. Akif'i küçük düşürmeye çalışıp: * Affedersiniz, siz baytar misiniz? demiş. M. Akif hiç istifini bozmadan su cevabi vermiş: * Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu? YARIS Bir ihtiyar, yaslandığı için kendini yormamasını ve istirahat etmesini isteyenlere su cevabi vermiş: * Eğer bir yarışa katilmiş olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar miydiniz? Çocuklardan Tanrı'ya mektup Sevgili Tanrı Su andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur. Seni seven Eric Not: Noel Baba'nın olmadığını biliyorum. Canım Canım Tanrım Astronotları öyle yukarı fırlatıp fır fır döndürmelerinden ödüm kopuyor. Nolur onların bizim evin damına düşmelerine izin verme. Dostun Norman Sevgili Tanrım İnsanların ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden elindekileri tutmuyorsun? Jane Sevgili Tanrı Lütfen bana bir Midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın Bruce Sevgili Tanrı Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canini yakma. Sevgilerle. Martin Sevgili Tanrı Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. Nolur söyle ona bida öyle yapmasın. Ellen Sevgili Tanrı Sahiden var misin? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var. Harriet Ann Sevgili Tanrı Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var? Mark Sevgili Tanrı Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin. Nan Sevgili Tanrı Ne diye bu kadar çok insan yarattın. Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya koyamaz misin? J.B. Sevgili Tanrı İnsanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin. Cindy Sevgili Tanrı sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor ama ben ufacık bir saka bile yapsam yiyorum fırçayı.. Allison Sevgili Tanrı Bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar. Teddy Sevgili Tanrı Bende senin dışında bütün liderlerin resmi var. Norman Sevgili Tanrı Şişman olunca kimse senin arkadasın olmak istemiyor. Martha Sevgili Tanrı Oğlanlar kızlardan daha mi üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama gene de dürüst olmaya çalış. Sylvia Sevgili Tanrı Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına? John Sevgili Tanrı Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın yoksa yanlışlıkla mi oldu? Norma Sevgili Tanrı İncil’de neden hiç karinin adi geçmiyor? Yoksa İncil’i yazarken daha evlenmemiş miydiniz? Larry Sevgili Tanrı Tamam İncil’de öbür yanağını çevir diye biliyorum ama kardeşim gözüme vurunca ne yapacaz? Sevgiler. Teresa Sevgili Tanrı Tanrı olduğunu nasıl bilebildin? Charlene Sevgili Tanrı Senin yasına geldiğimde tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mi? Tommy Sevgili Tanrı Eğer Tanrı ben olsaydım bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma. Michelle TIP Tip Fakültesi birinci sınıfta profesör öğrencileri kadavranın başında toplamış ve arkadaşlar demiş ilk dersimiz kadavradan iğrenmeyeceksiniz,mideniz bulanmayacak der ve hemen kadavranın arkasını çevirir,parmağını kadavranın kıçına sokar ve sonra da ağzına götürüp yalar,tüm öğrenciler iğrenerek bakarlar ama çare yoktur hepsi de ayni hareketi tekrarlar.Bütün sınıf ayni işlemi yaptıktan sonra profesör yeniden kadavranın basına geçer ve arkadaşlar der:ikinci ve en önemli kural kesinlikle çok dikkatli olacaksınız asla en küçük bir ayrıntıyı bile atlamayacaksınız,mesela az önce ben işaret parmağımı kadavranın kıçına sokup,orta parmağımı ağzıma götürdüm ama hepiniz bunu atladınız Yorumsuz "Leh kralına da yardım gönderile, para almaya alışan buyruk almaya da alışır" Sultan IV .Murat Kayserili düşüncesi Gözleri görmeyen, bekar ve fakir Kayseriliye bir cin çıkagelmiş. Benden bir şey dile yerine getireceğim demiş. Kayseri'li düşünmüş, gözlerini mi istesin, zenginlik mi istesin, evlenmek mi istesin. Sonunda cin'e 'oğlumu altınlarımı sayarken görmek istiyorum' demiş. LIDER VE YÖNETICI Yönetici insanları çalıştırır, Lider onlara ilham verir. Yönetici kudrete bel bağlar, Lider iyi niyete. Yönetici korku uyandırır, Liderlerden sevgi yayılır. Yönetici "BEN" der, Lider "BIZ" . Yönetici KIMIN hatalı olduğunu gösterir, Lider NEYIN hatalı olduğunu. Yönetici nasıl yaptırılacağını bilir, Lider nasıl yapılacağını. Yönetici saygı görmek ister, Lider saygıyı hak eder. Öyleyse bir LIDER ol, YÖNETICI değil!.. *Bu şiir Zimbabwe'de Harare Şehrindeki bir hükümet binasının duvarındaki bir posterden alınmıştır. Yaşlı koca Yaşlı kadın, pazar dönüşü, kocasını, pencere önünde, pantolonunu indirmiş vaziyette görür. Şaşırır ve sorar, -Ne yapıyorsun öyle ? -Dun, hani hava biraz serindi ya, pencere önünde oturduğum için, boynum tutuldu, kazık gibi oldu. Hani diyordum ki, bugün de hava serin, belki ... Küçük göğüs Neredeyse dümdüz denecek kadar küçük göğüslü bir kadın,eninde sonunda kendine bir sutyen almaya karar vermiş ve bir iç çamaşırı mağazasına girmiş.. Satıcı kıza sormuş : - 50 beden sutyeniniz var mi ? Tezgahtar kız kahkahalarla gülmeye başlamış ve kadın büyük bir hayal kırıklığı içinde başka bir mağazanın yolunu tutmuş.. Yine ayni şekilde aşağılanarak reddedilmiş.. Kadının morali o kadar bozulmuş ki,son kez ve bütün cesaretini toplayarak bir grosmarket'in kapısından içeri girmiş ve önüne çıkan ilk görevlinin karsısında bluzunu yırtarak : - BUNLARA IYI BAKIN!! BUNLAR ICIN BIRSEYINIZ VAR MI!!! diye bağırmış... Adam bir gördüklerine bir kadına bakmış ve cevap vermiş : - Hanımefendi, sivilceler için ürünlerimiz 4. reyonda.... Tanrı Adam fısıldadı, "Tanrım konuş benimle" Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta ama adam duymadı. Sonra adam bağırdı "Tanrım konuş benimle!" Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı, ama adam dinlemedi onu. Adam etrafına bakındı ve "Tanrım seni görmeme izin ver" dedi. Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde. Ama adam farkına varmadı. Ve adam bağırdı, "Tanrım bana bir mucize göster!" Ve bir bebek doğdu bir yerlerde. Ama adam bunu bilemedi. Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı, "Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla!" Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu. Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti. SİZ ONLARA ALDIRMAYIN Bir zamanlar, büyük bir dağda Kartal’lar yuva yaparlarmış. Bir Kartal’da 4 tane yumurtası ile bu dağda yaşıyormuş. Bir gün bir deprem olmuş.Ve yumurtalardan bir tanesi dağdan yuvarlana yuvarlana, vadide yer alan bir çiftliğe kadar düşmüş. Bu çiftliktir tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikteki tavuklar,bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler. Yarli bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu, koruması altına almış. Bir gün, küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendini bir tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini de çok seviyormuş. İçinden, bazen, ben kimim? Sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş.Bunu böyle bilmeliymiş. Bir gün çiftlikte oyun oynarlarken, yukarı baktığında bir grup Kartal’ın özgürce uçtuklarını görmüş. "Aman Allahım, ne kadar güzel uçuyorlar. Bende onlar gibi uçmayı çok isterdim" demiş.Tavuklar, bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamazlar" demişler. Küçük kartal, artık daha sik gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse, hep su cevabi alıyormuş. "Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri." Zamanla, küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. hayal kurmaktan vazgeçmiş, ve hayatini bir tavuk olarak yasamaya karar vermiş.Ve hayatinin sonu geldiğinde de bir tavuk! olarak ölmüş. Ne olduğunu düşünürsen,o olursun. Eğer, hayatinizin herhangi bir zamanında, kartal olma hayalini kurarsanız, hayallerinizi takip edin. Tavukların Sözlerini Değil !!! KURABİYE ve..? Bir kadın bir gece havaalanında bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha saatler vardı havaalanındaki dükkandan kendine bir kitap aldı bir paket de kurabiye alıp bir yere oturdu. Kadın kendini kitaba kaptırmıştı ama yanına oturan adam pek cüretkardı izin bile almadan kurabiyelerini yiyordu kadın olay çıkmasın diye bir şey demiyordu. Kitabını okudu, kurabiyesini yedi, gözü de saatteydi cesur “kurabiye kırsızı" kurabiyelerin neredeyse hepsini yemişti dakikalar geçtikçe kadının kızgınlığı arttı kibar bir insan olmasa, adamın gözünü morartırdı. Kadın bir kurabiye alınca adam da bir tane alıyordu. Pakette tek kurabiye kaldığında adamın ne yapacağını merak ediyordu. Adam yüzünde asabi bir gülümsemeyle son kurabiyeyi aldı ortadan ikiye bölüp yarısını kadına uzattı. Kendi yarımını afiyetle yedi bitirdi kadın kendi yarımını hırsla adamdan aldı "bu adam çok cesur ama çok da kaba bir teşekkür bile etmedi bana!" hayatında daha önce hiç bu kadar kızmamıştı. Uçağının kalkma saati gelince rahat bir nefes aldı eşyalarını topladı ve kapıya yollandı dönüp nankör hırsıza bir kez olsun bakmadı. Uçağa binip koltuğuna yerleşti bitirmek üzere olduğu kitabını aradı. Çantasını karıştırırken gördüklerine inanamadı. İşte bir paket kurabiyesi elinin altındaydı. "eğer bunlar benimse" dedi ümitsizlik içinde "o zaman diğerleri onundu ve paylaştı benimle!" özür dilemek için ne yazık ki çok geçti. Kaba ve nankör hırsız aslında kendisiydi! Valerie Cox duygusal] Cin : Adamın biri California'da bir kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış, adam lambayı kumların içinden çıkarmış. Dalgasına "Belki cin çıkar" deyip ovalamış lambayı, harbi harbi cin çıkmış. adam çok sasırmış, cin başlamış konuşmaya "Tamam, tamam.Beni lambadan kurtardın vs ." "Bu, bu ay içinde dördüncü çıkarılışım ve bu isten sıkılmaya başladım bu yüzden 3 dileği unut. Sadece 1 dilek hakkin var!" Adam oturmuş ve bir sure düşünmüş ve "Her zaman Hawaii'ye gitmek istedim ama uçaktan korkarım ve deniz beni çok tutar. Benim için Hawaii'ye bir köprü yap böylece arabayla oraya gidebileyim" demiş. Cin gülmüş ve "Bu imkansız. Bu isin lojistgini düşün! Köprünün ayakları nasıl Pasifik'in dibine ulaşabilir? Ne kadar beton gerektiğini, ne kadar çelik gerektiğini düşün. Hayır,başka bir dilek düşün" demiş. Adam tamam demiş ve gerçekten güzel bir dilek düşünmeye başlamış. En sonunda,Dört kere evlendim ve boşandım.Bütün karılarım her zaman duyarsız olduğumu ve onunla ilgilenmediğimi söylerdi. Bu yüzden, kadınları anlayabilmeyi diliyorum...Nasıl hissettiklerini ve neden ağladıklarını,bir şey söylemedikleri zaman gerçekten ne istediklerini... onları nasıl gerçekten mutlu edebileceğimi bilmek istiyorum..." Cin cevap vermiş: "Köprü iki şeritli mi olsun dört şeritli mi????!!!" SINAV Bu sınav EINSTEIN tarafından hazırlanmıştır. Bu testi, dünyadaki insanların %2'sinin geçmeyi başardığını söylemiştir. Siz %2'ye girmek ister misiniz? Kurallar: 1) 5 farklı renkte 5 ev var. 2) Her evde 5 farklı ülkeden birer kişi oturuyor. 3) Bu evlerde yasayan kişiler farklı marka içki içiyor, farklı marka sigara içiyor ve farklı cins hayvan besliyor. 4) Sigara, içki ve hayvanların hiçbiri ayni cins değil. Verilen Bilgiler: 1) İngiliz kırmızı evde yasıyor. 2) İsveçli köpek besliyor. 3) Danimarkalı cay içiyor. 4) Beyaz evin solunda yeşil ev var. 5) Yeşil evin sahibi kahve içiyor. 6) Kus besleyen kişi "Pall Mall" marka sigara içiyor. 7) Sari evin sahibi "Dunhill" marka sigara içiyor. 8) Tam merkezdeki evde yasayan kişi sut içiyor. 9) Norveçli ilk evde oturuyor. 10) Kedi besleyen kişinin evinin yanındaki evde oturan kişi "Blend" marka sigara içiyor. 11) "Dunhill" marka sigara içen kişinin evinin yanındaki evde oturan kişi at besliyor. 12) "Blum Master" marka sigara içen kişi ayni zamanda bira içiyor. 13) Alman "Prince" marka sigara içiyor. 14) Mavi evin yanındaki evde oturan kişi Norveçli. 15) Su içen kişinin komşusu "Blend" marka sigara içiyor. Soru: BALIGI KIM BESLIYOR? ATAM!... Gazi gözlerini açtı, doğruldu, çevresine baktı, birtakım adamlar toplanmış.. Sordu: -Ne yapıyorsunuz? -Her yıl bugün yas tutuyoruz, eğlence yerlerini kapatıyoruz, içkiyi yasak ediyoruz Atam... -İyi halt ediyorsunuz, başka ne yapıyorsunuz? -Senin kurduğun "CHP" yi kapattık Atam... Gazi kaslarını çattı: -Neden? -..... -peki başka ne yaptınız? -Öğretim birliği devrimini yıktık Atam!... Artık iki baslı eğitim yapıyoruz, imam liseleri açıyoruz. İmamlar öylesine çoğaldı ki hepsini önemli devlet görevlerine getiriyoruz. -Madem ki böyle isler yapıyorsunuz, neden mezarımın basında toplanıyorsunuz? -Seni seviyoruz Atam!... -Susun maskaralar!... Anlatın başka neler yaptınız? -Senin vasiyetini yırtıp, çöp kutusuna attık Atam... -Yaaa!... Nasıl yaptınız o isi? -Hukuk devleti ilkelerini, Medeni kanunu, miras hukukunu çiğnedik; özel vasiyetnameni değiştirdik; Türk Dil ve Tarih Kurumlarının özerkliğini yok ettik; kişiliklerini sildik... -Nasıl oldu bu? -Oldu bir kere Atam... -Sonra? -Laik Cumhuriyeti korumak çok zor Atam!... Simdi Türk-İslam sentezini devletin resmi ideolojisi yapmaya çalışıyoruz... -Yapabildiniz mi? -Direniş var, daha tam basari kazanamadık Atam... -Sonra? -Atam!... Sen kalk, ben yatam... -Susun, saçmalamayın!... Nereden çıktı bu münasebetsiz laf? -Seni sevenler çıkarmış Atam... -Hay sevmez olaymışlar... -Hayat zorlaştı Atam!... Artık sensiz yasıyoruz, ama Amerikasız yasayamıyoruz... -O ne biçim laf öyle? -Biçimsiz bir laf Atam... -peki, neden söylüyorsunuz? -Söyleyene değil, söyletene bak Atam! Amerika artık bizim herselimiz Atam... -Ben böyle mi öğretmiştim? -Borçlandık Atam, 36 milyar dolar dış borcumuz var Atam, ABD'ye teslim olduk Atam... -Teslim mi oldunuz? -Halkevlerinin canına okuduk Atam, eski yazıyı canlandırmak istiyoruz Atam, siyaset namazı kılıp, seçim orucu tutarak iktidar olabiliyoruz Atam, Washington'un desteklemediği, CIA'in tavsiye etmediği adam tasfiye ediliyor Atam, Amerika'dan icazet almadan iktidar olunamıyor Atam... -Söylediklerinizi kulağınız duyuyordu? -İsler bildiğin gibi değil Atam, biz Amerikasız yasayamayız Atam, "köseyi dönmek" için başka çare yok Atam... -Ne demek köseyi dönmek? -Artık ülkede iki temel siyaset var Atam; birincisi "köseyi dönelim", ikincisi "dön baba dönelim,hacılara gidelim" Atam... -peki, Cumhuriyeti emanet ettiğim gençlik ne yapıyor? -Gençliği ezdik Atam!... Çeyrek yüzyıldan beri başkaldıran gençleri öldürüyoruz, asıyoruz, işkenceden geçiriyoruz, ceza evlerine kapatıyoruz; geriye kalanları da ya imam okullarına ya YÖK'e bağlıyoruz, ama seni çok seviyoruz Atam, sen kalk, biz yatalım Atam... Gazi, kalabalığa mavi baktı: -Siz kimsiniz yahu? -Biz Atatürkçüyüz Atam!... Gazi: -Yaaa!... dedi, öyleyse "Ben ATATÜRKÇÜ değilim!..." ilhan SELÇUK Memur ABD Başkanı Bill Clinton, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, bir gün, bir toplantıda bir araya gelmişler. Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mi gazeteciler? Önce Clinton'a sormuşlar: "ABD'de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?" Cevap vermiş Clinton: "Valla ben, 2 bin dolar veririm. Bin doları ile geçinirler... Geri kalan bin doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormam!" Gazeteci, ayni soruyu Blair'e de sormuş... O da cevap vermiş: "Ben, memuruma 3 bin sterlin veririm. Geçinmesi için 2 bin sterlin yeterli. Artan bin sterlini ne yapar, nerede harcarlar, beni hiç ilgilendirmez!" Her ikisinden bu cevaplar? alan gazeteci, bu defa da Ecevit'e sormuş ayni soruyu: "Türkiye'de bir memurun geçim standardı nedir? Kaç para ile geçinebilirler? Siz kaç para veriyorsunuz?" Ecevit ne dese beğenirsiniz? "Valla, Türkiye'de bir memurun geçinebilmesi için en az 300 milyon lira lâzım. Ama ben 150 milyon lira veriyorum!.. Geri kalan 150 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler beni hiç ilgilendirmiyor!" Arkadaşlar meraklı günümdeyim. Yüzmek zayıflatıyorsa balinalar neyi yanlış yapıyorlar? Süper yapıştırıcı her şeyi yapıştırdığı halde niçin içinde bulunduğu tüpün iç cidarlarını yapıştırmamaktadır? Niçin yanlış çevrilen telefon numarası hiçbir zaman meşgul çalmaz? Niçin falcıya gitmeden evvel randevu almak gereklidir? Geleceğimizi bilemezmi? Eğer bugün hava sıcaklığı 0 derece ise ve yarin iki kat daha soğuk olacaksa, yarin hava kaç derece olacaktır? Niçin "tek heceli" kelimesi diyebilmek için dört hece kullanmaktayız? Neden insanlar gökyüzünde 400 Milyon yıldız var denildiğinde inandıkları halde, yeni boyalı yazan yüzeyi elleriyle yoklarlar? Niçin limonlu gazozların içerisinde bir sürü suni tatlandırıcı varken bulaşık deterjanında gerçek limon suyu kullanılmaktadır? Işık 300.000 km/sn hızla yayıldığına göre karanlık hangi hızla çökmektedir? Işık hızında giden bir arabada oturduğumuzu varsayarsak, farları yakınca ne olur? Niçin fare kokulu kedi maması yok? Teflona hiçbir şey yapışmadığı halde teflon tavaya nasıl yapışmıştır? Niçin uçaklarda paraşüt yerine can yeleği vardır? Eğer uçağın kara kutusu kaza anında parçalanmıyorsa neden bütün uçak bu kutunun üretildiği maddeden yapılmamaktadır? Bunların tamamını akilci bir şekilde cevaplayabilen kaç deli vardır? HASTA Dr. Paul Ruslan, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken, şu bilgileri verir. "Hasta ne konuşuyor, ne söylenilenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman yer ve kişi kavramı yok. Yalnız nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son 6 aydır onun yanındayım. Ne görünüşü için bir çaba sarfediyor, ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içerisinde. Yürümüyor, uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıkları ile herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen. Fakat ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan bağırıyor." Bu olayı aktardıktan sonra Ruslan öğrencilerine böyle birinin bakımını yapıp yapamayacaklarını sorar. Onlar da yapamayacaklarını söylerler. Ruslan kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince, öğrencileri şaşırırlar. Daha sonra Ruslan hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki, doktorun 6 aylık kızıdır. AHLAKLI PAPAGAN Kasabanin birinde bir papaz ve onun iki tane papagani varmis. Papaganlarda papaz gibi oldukca inancli ve dindarlarmis. Sabah aksam kafeslerinde oturup incil okuyup dua ederlermis. Papazin cemaatinden bir kadininda 2 tane disi papagani varmis,papazin erkek papaganlari ne kadar ahlakli,kadinin disi papaganlarida o kadar ahlaksizmis. eve gelen misafirlerin onunde'erkek istiyozzz!'diye bagirirlarmis. Kadin sonunda dayanamamis ve papaza akil danismaya gitmis. Papaz da "Sen getir onlari bana benim papaganlarin kafesine koyalim da ahlak ogrensinler biraz" demis. Kadinda almis papaganlari getirmis, papazin evine daha kafese girer girmez disi papaganlaradan birisi "hey yakisikli, iki tane ucuz fahise ister misiniz kafesinizde" diye sormus. Erkek papaganlardan biri otekine donup "oglum butun dualarimiz kabul oldu lan sonunda"demis. DÜNYAYA NASIL GELDİM Kucuk temel annesıne sorar: "anne ben nasıl meydana geldım" Annenın cevabı, "yavrum baban aksam eve gelırken bır tane kesme seker getırdı, onu yastıgın altına koydu, sabah bır de baktık sen olmussun." Bu fıkır kucuk temel'ın cok hosuna gıder, hemen mutfaktan 1 kesme seker alır ve yatarken yastıgın altına koyar. Sabah oldugunda bır bakar sekerın etrafında 7-8 adet karınca. Bakar, bakar ve "ulan hepınızı ezerdım ama yapamıyorum, baba yuregı ıste"... Seks Hayatı Seksenlik kari - koca saglik kontrolundan gecmek icin doktora gitmis gecenlerde. Doktor once beyefendiyi muayene etmis. iyi bulmus. O arada sormus: - Seks hayatiniz nasil gidiyor... Seksenlik ihtiyar hafifce icini cekmis; - Birinci sefer gayet normal oluyor doktor bey, yalniz ikincide cok terliyorum... Doktor saka mi yapiyor diye ihtiyarin suratina soyle bir bakmis. Adam cokciddi. Daha sonra hanimefendiyi almis muayeneye... O da turp gibi. Hala meraklar icinde olan doktor bu defa hanimefendiye sormus: - Esiniz birinci seferde bir anormallik olmadigini ancak ikinci seferde terledigini soyluyor, demis, gercekten boyle mi oluyor? - Evet boyle oluyor ama ben bunda anormallik gormuyorum... - Neden? - Canim yilda zaten iki defa yatiyoruz... Birincisi ocakta ikincisi temmuzda... Temmuzda haliyle terliyor insan... HAYALET Iki arkadas bir gece bir parti donusunde yuruyerek eve donuyorlarmis... Biri biraz macera olur egleniriz dusuncesiyle ilerideki mezarliga girip kestirmeden gitmeyi onermis ve digeri de hemen kabul etmis. Mezarligin icine girmisler ve yurumeye baslamislar. Cok derinlerden 'tak!-tak!'diye garip sesler gelmeye baslamis biraz sonra. iki arkadas bir taraftan tirsarak bir taraftanda tirstiklarini birbirlerine bellietmeyerek yurumeye devam etmisler ama bu korkunc ses onlar yurudukce artiyormus..Epey ilerledikten sonra ilerideki sis bulutunun arkasinda bir kipirti gormusler.iyice tirsmislar ve sis bulutuna dogru yurumeye devam etmisler.ileride bir mezarin basinda yasli bir adamin elinde cekicle mezar tasina birseyler yazdigini goren arkadaslardan biri 'yahu amca bu saatte calisilir mi biz de seni hayalet sanip korkmustuk'demis. Yasli adam soyle bir kafasini kaldirip gencleri suzdukten sonra 'adimi yanlis yazmis gerizekalilar!!'diye bagirmis... AYRILAMADIM Onunla tanistigimiz zaman ben 14 yasindaydim, o ise benden oldukca yasli. Hayatina giren ilk kisi degildim ve sonuncusu da olmayacaktim kuskusuz. Herkes bu beraberlik icin yasimin cok kucuk oldugunu dusunuyordu. Aslinda hic bir zaman yasinizin uygunlugu soz konusu olamaz boyle biriliskide.... Ilk onceleri sadece yakin arkadaslarimla paylastim kucuk sirrimi. Sadece gonul eglendiriyordum onunla (ne kadar da aptalmisim...) Aileme anlatamazdim. Sanirim 'kiyametin kopmasi' diye adlandirilan durum, olanca gercekligi ile cikardi karsima. Gizledim, gizlendim... Baslangicta cok seyrek bulusuyorduk. Daha sonra bulusmalarimizin sayisi artti. Gonul eglendirmek demistim ya, palavra. Cok zaman gecmesine gerek kalmadi hayatimda kapladigi yeri anlamam icin. Evet, onu seviyordum.. Ama yine de, aklimda hep ayni dusunce vardi: 'Onun tutsagi degilim ve istedigim zaman terk edebilirim.' Buyurun size ikinci palavra. Ne, zamanla hayatimin her safhasina yerlesmesini fark etmem yetti onu terk etmeme nede annemin bizi yakalamasi. Aslinda bizi yakaladi demem yanlis. Izlerimizi buldu, ardinda biraktiklarini gordu. Kizmadi, bagirmadi, sadece kisa bir nasihat cekti. Biliyordu cunku bulusmamizi yasaklamasinin bir sey ifade etmeyecegini. O zamana kadar gizli devam ediyordu, yine gizli kalabilirdi ne de olsa. Zaman gectikce birbirimize baglandik (Palavra uc... Ben ona baglandim, tabii ki onun umurunda bile degildim.). Su an donup geriye bakiyorumda, 12 uzun yil gecti ve veren taraf hep ben oldum. O bana sahte mutluluklar verdi sadece, bense her seyimi. Herhalde hayatta canimi verecegim tek o oldu. Onun icin kavga ettim, onun yuzunden hastalandim, ama hic bir zaman ayirmadim yanimdan, ayiramadim... Biliyordum nelere yol açtigini, goruyordum. once onu sevmeyi ogrendim, sonra nefret etmeyi. Beraber olmayi istemedigim anlarda bile yanimda olmaya devam ettigini gordum. Irademi yerle bir ettigine, beni kendimle karsi karsiya getirdigine sahit oldum. Baskalarini kirdim onun yuzunden ve ben daha da fazla kirildim. Insanlarla arama girdi. Arkadaslarim ondan nefret etti cogu zaman. Hatta ben bile tiksindim bazen, ondan, bedenim eve ruhuma sinen kokusundan. Dudaklarimin her dokunusunda, ben onun ruhundan caliyordum, o benim bedenimden. O her seferinde yeniliyordu kendini, bense gittikce kotulesiyordum. Ama bir turlu terk edemedim. Aslinda bir kaç kez denedim ayrilmayi. Hepsinde de donusum bir oncekinden guclu oldu. Yoklugunda kivrandim hasretinden, alismaya calistim, ama asla aklimdan atamadim. Uzun ve stresli geceler hep ev sahibim oldu. Tirnaklarimi yedim, yetmedi kuruyemise basladim. Ayrilik kilo aldirdi. Ve ben hep geri dondum. Hatta su an bile yanimda. Ama yine de yemin ediyorum burada, hepinizin onunde: ”Bir gun birakacagim, bu lanet olasica sigarayi.' İNANILMAZ OLAYLAR! BAKAN Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basın her gün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet : -Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan etti: -Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim. Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı. Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu : -Bakan yüzme bilmiyor.! GERÇEK HİKAYELER.!! Oğlaklar: Anadolu'yu köy köy dolaşan bir müfettişin şahit olduğu olaydır. Müfettiş Denizli'nin köylerinden birine hurda bir minibüsle gitmektedir. Minibüste yayla köylerine giden köylüler vardır. Köylülerden biri ileride yol kenarında otlayan keçi yavrularını göstererek şoföre seslenir: "Oğlakların yanında indiriveee". Şoför vitesi küçültür tam duracakken motor sesinden ürken keçi yavruları yol boyunca koşmaya başlarlar. Şoför de hızını yeniden artırıp oğlakların peşine düşer. Araba ile oğlaklar arasında müthiş bir kovalamaca başlar. Yaklaşık 2 kilometre sonra oğlaklar yorulur ve durur. Şoför de durup kapıyı açar. Köylü hiçbir şey söylemeden minibüsten iner. DOKTOR Doktor: Bir Ingiliz kari koca, yaz tatillerini dogayla ic ice gecirmek uzere Iskocya'nin ucsuz bucaksiz kirlarina gitmislerdi. Yanlarinda delikanli ogullari da vardi. Gunlerden bir gun, genc adam köyun hemen yanibasindaki koruda tek basina dolasmaya cikti. Agaclar arasinda issiz su birikintisinin dayanilmaz cekiciligine kapilarak oracikta soyunup suya girdi. Basina geleceklerden habersizdi tabi.. Vucudunu serin kaynak suyunun keyfine birakmisti ki dayanilmaz bir sanciyla bir anda ne oldugunu sasirdi. Her kramp bir oncekinden daha siddetli geliyordu. Bir kac dakika icinde, onu suyun uzerinde tutacak son gucunu de harcadi. Savasi kaybetmeye basladigini hissetti. Birden dehset ve panik icinde can havliyle yardim cagirmaya basladi. Yakinlarinda bir yerde, tarlada calisan bir koylu cocugu, canhiras feryatlari duyarak imdadina yetisti. Delikanlinin babasi, oglunu kesin bir olumden kurtaran genc koyluyu evine davet etti, tesekkur icin. Sohbet sirasinda cesur delikanliya gelecekle ilgili planlarini sordu. "Babam gibi ciftci olacagim maalesef" diye isteksizce yanitladi genc adam. Baba sukran duygulariyla dolu tasiyor, vefa borcunu odeyecek firsat ariyordu. "Baska bir sey mi olmak isterdin yoksa?" diye usteledi. "Evet" diye basini one egdi genc Iskoc, "Hep doktor olmak isterdim. Ama bizler fakir insanlariz. Boyle pahali bir egitimi babam karsilayamaz... " "Uzulme...Istedigin olacak..." dedi Ingiliz baba. "Tip okuyacaksin. Hazirlan, butun masraflarini karsilayacagim!" Hikayemiz burada biter mi? Bitmez tabi! Aradan yillar gecti. Aralik 1943'te Winston Churchill Kuzey Afrika'da hastalandi. Teshis zaturreydi. Hem de cok siddetli. Hemen, o gunlerde penisilin adi verilen mucizevi ilaci kesfeden Sir Alexander Fleming'e haber salindi. Fleming, Ingiltere'den Afrika'ya uctu, yeni ilacini hasta Ingiliz Baskani'na uyguladi. Penisilinin kesfine kadar olumcul hastalik olan zaturree, Churchill'i oldurmeyi basaramadi. Mucize ilac hemen etkili oldu. Penisilini kesfeden ve ilaci ile baskani bizzat tedavi eden Alexander Fleming, Churchill'in hayatini kurtardi. Ikinci kez. Yillar once Iskocya'daki kucuk golde genc Churchill'i bogulmaktan kurtaran ve ciftci olacakken baba Churchill'in maddi destegi sayesinde tip okuyan genc Iskoc, Doktor Alexander Fleming'ti. MERHEM Kartal Devlet Hastanesi'ne gece nobetinde bir cocuk getirilir. Yapilan tetkiklerden sonra cocugun ayaginin burkuldugu anlasilir. Hekimimiz babayi iceri cagirir ve "Cocuga voltaren pomat yaziyorum. Gunde uc kere yedire yedire surun" der. Aradan bir hafta gecmistir ki ayni adam ve ayni cocuk bir kez daha gelirler hastaneye. Cocugun ayagi davul gibi sismistir, surati da morluklar icindedir. "Doktor bey" der, "bu cocugun ayagi kirik." Doktor hayretler icinde kalmistir. Ayagin kirik olmadigini bilmektedir. Merakla sorar: "Peki verdigim merhemi ne yaptiniz?" "Valla doktor sizin dedigunuz gibi gunde uc ogun ekmegin ustune surduk yedirdik, surduk yedirdik. yemek istemedi ama duve duve yidirdik. Gine de inmedi sisligi... Naapsak bilmiyom artik..." GANİ MÜJDE ANLATIYOR... Ismi lazim degil bir televizyonun haber bolumunden nazik bir hanfendi arar beni... Once hafizalarda kalmayacak olmasini bile bile adini soyler. Sonra da "Biz ***** Bizans setine gelip sizinle roportaj yapmak istiyoruz" der. Adi hafizalarda kalmayan televizyoncu hanim. "Elbette" derim “buyrun sete gelin." Kadin beni yere dusuren sorusunu bana, yani filmin yonetmenine iste o an sorar. "Peki siz surekli olarak sette bulunuyor musunuz?" WC: Bir Ingiliz ailesi yaz tatillerini geçirmek üzere Almanya'ya gitmisti. Bir gezinti sirasinda çok güzel bir kir evinde kaldilar. Gelecek tatillerini böyle bir evde geçirmek istediler. Evin bir papaza ait oldugunu ögrendiler ve içini de gördükten sonra hemen gelecek tatil için anlasma imzaladilar. Ingiltere'ye döndükten sonra birden evin hanimi, ziyaretler sirasinda WC'ye rastlamadiklarini hatirladi. Merakini yenmek için papaza bir mektup yazdi: "Sayin Bayim, ben sizin kir evinizi kiralayan bayanim. WC'nin nerede bulundugunu acaba bana yazabilir misiniz? Saygilarimla." Mektubu alan papaz, WC'nin ne anlama geldigini anlayamamis, Almanya'daki Anglican Kilisesinin "White Chapel" sözcügünün bas harfleri oldugunu sanmisti. Ayrintili bir mektupla yanit verdi: "Sayin Bayan; Basvurunuzun yüce bir duyguyla ilgili olmasindan dolayi memnunluk duydum. Ilgilendiginiz yerin evden 12 km. uzakliginda bulundugunu bildirmeyi seref sayiyorum. Oraya sık sık giden birisi olarak bunun biraz zorluk yaratacagini bildirmek istiyorum. Sık sık gitme durumunda, isteyenler yemegini de beraberinde götürebilirler. Oraya bisikletle, araba ile, ya da yürüyerek gidilebilir. Ancak oturacak bir yer bulabilmek ve baskalarini rahatsiz etmemek için biraz erken gitmekte yarar vardir. Söz konusu yerde soguk hava düzeni bulunmakta ve çok hos bir etki yapmaktadir. Çocuklar büyüklerinin yaninda oturmakta ve hazir bulunan herkes birlikte sarki söylemektedir. Giriste size bir kagit parçasi veriyoruz. Geç kalanlar yanindakinin kagidini kullanabilirler. Ayni kagidin birkaç kez kullanilmasina olanak vermek için çikista herkes kullandigi kagidi iade eder. Faaliyetlerin ürünleri yoksullara dagitilmak üzere toplanmaktadir. Öte yandan yapilanlarin disaridan da duyulabilmesi için içeride gelismis bir hoparlör sistemi bulunmaktadir. Müdavimlerin çesitli pozisyonlarda disaridan da izlenebilmelerini saglamak amaciyla özel cam bölmeler vardir. Verdigim bilgilerin açik ve yeterli oldugu düsüncesi ve bu kadar önem verdiginiz yerde sık sık bulusabilmek umuduyla en içten saygilarimi sunarim." DİŞİNE ATEŞ ETTİ: (EYLÜL 95) Edirne'nin Uzunkopru ilcesinde oturan Ismail Ayyildiz isimli ciftci, agrisina dayanamadigi disine silahla ates edince öldü. Evli ve uc cocuk babasi, 33 yasindaki Ismail Ayyildiz, apse yapan disinin agrisini hafifletmek icin raki icti. Saat 01:00'e dek icen Ayyildiz, agri hafiflemeyince, silahini cekerek disine ates etti. Kanlar icinde hastaneye kaldirilan Ayyildiz kurtarilamadi. KAFASINA KÖPEK DÜŞTÜ: (MAYIS 95) Trabzon'un Hayrat ilcesi Nufus Muduru Yusuf Balci basina kopek dusmesi sonucu agir yaralandi. Pesine dusen cocuklardan kacan kopek, bir apartmanin merdivenlerinden catiya cikti. Can havliyle catidan atlayan kopek, o sirada yolda yurumekte olan Yusuf Balci'nin kafasina dustu. HAYIR DEDİ Edirne'de sevdigi ile dunya evine girmeye hazirlanan gelin, kendi rizasi ile evlenmeyi kabul edip etmedigini soran memura saka olsun diye "hayir" deyince, nikah yarida kaldi. Nikah memuru Sukru Cetinkaya, Songul Karadag'a Sebahattin Makas ile kimsenin etkisi altinda kalmadan kendi rizasiyla evlenmek isteyip istemedigini sordu. Gelin "hayır" yanitini verince de deftere "Kadin evlenme aninda evlenmeyi kabul etmedigini beyan etmistir" yazarak salondan ayrildi. Memurun arkasindan kosan gencler, bunun bir saka oldugunu soyledilerse de, ikna etmeyi basaramadilar. BİNDİGİ DALI KESTİ Kilisli ayakkabi tamircisi Abdullah Kerkut, Sihabdullah mahallesindeki evinin bahcesindeki ceviz agacinin kuruyan dallarini budarken, yanlislikla bindigi dali kesti. Bindigi dalla birlikte dusen ve basini beton zemine carpan Kerkut, Kilis Devlet hastanesi'ne kaldirilirken yasamini yitirdi. ÇALINTI ARABA Antalya-Alanya karayolu uzerinde, suruculere ibret olsun diye teshir edilen, trafik kazasinda parcalanmis otomobil, kimligi belirlenemeyen kisilerce calindi. Araci bir yil once hurdacidan aldiklarini belirten Kaleici Rotary Kulubu yetkilileri, "ibret otomobilimizin calinacagi, aklimizin ucundan bile gecmedi" diye konustu. 4. KAT Gaziantep Cumhuriyet Lisesi son sinif ogrencisi Eyup Sert, kiz arkadasiyla girdigi iddia yuzunden 4'uncu kattan atladi. Eyup'un dustugunu goren arkadasiyla sinif ogretmeni bayginlik gecirirken, omuriligi ezilen gencin durumunun ciddi oldugu ve felc olma tehlikesinin bulundugu bildirildi. KARDEŞLER Erzurumun Horosan Ilcesinde oturan 4 yasindaki Baris ile 5 yasindaki Savas, bir iddia ugruna hastanelik oldu.Iki kardes, televizyonda boga guresi izledikten sonra "hangimizin kafasi daha saglam" diye iddiaya tutustu. Anneleri defalarca Birbirlerine boga gibi tos vuran Baris ile Savas'i baygin bir halde buldu ve hemen hastaneye kaldirdi. Doktorlar iki kardesin beyin sarsintisi gecirdigini acikladi. BALIKÇI Adiyaman'in Sincik Ilcesi Kiran Koyu'nde Kiran Cayi'nda, enerji nakil hattina attigi elektrik kablosu ile akım vererek balik avlamak isteyen Aziz Cetinka ya (15), baligi yakalamak icin suya girince, akima kapilarak hayatini kaybetti. SATIR Sivas'in Kangal Ilcesi'nde, Kangal Genc Futbol Takimi'ni kampa goturen otobuste yolculuk eden bir kasaba ait satir, otobusun ust bagajindan, Rusen Karakaya'nin basina dustu. Karakaya kazayi hafif yarali atlatti. LAZ SORULARİ From: "Basar Guclu" <[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]> 1.Bir laz pilot ucagi nasil ucurur?.. Dinamitle. 2.Bir laz gülmekten katila katila ölmüs.. Otopsi yapmislar... Espiriyi bulamamislar. 3.Bir lazi sinifta nasil teshis edebilirsiniz?.. Ögretmen tahtayi silerken o da defterini siler... 4.Bir lazi cenazede nasil teshis edebilirsiniz?... Sadece o hediye getirmistir... 5.Istanbul-Trabzon ucaginda nicin film gösterilmiyormus?... Film bitince ucaktakiler arka kapidan cikiyorlarmis... 6.Lazlar nasil kürtaj yaparlar?... Leylekleri tasliyarak... 7.Laz hayat kadini ne zaman kafayi üsütmüs?... Diger kadinlerin bu isi para karsiligi yaptigini ögrenince... 8.Dolapta iskelet ne anlama gelir?... Laz saklambac oynamis... 9.Rize'deki köpeklerin burnu neden basiktir?... Park etmis otomobilleri kovaladiklari icin... 10.Lazlar buz dolabinda nicin bos sise bulundurur?... Icki icmeyen misafirler icin... TEMEL ATMA TÖRENİ Adamin biri bir gün Karadeniz Bölgesi'nde gezmeye gider. Arabasiyla ilerlerken bakar bir uçurumun kenarinda muhtesem bir manzara ve de bir grup yöreli davul zurna kemençe horon tepiyorlar. Çeker arabasini ve baslar seyretmeye,ama o da ne... Adamlar bir tur atip geliyorlar uçurumun basina ve halayin basindakini atiyorlar asagiya...Sonra bi tur daha ve yine bi adam asagiya... Turist dayanamaz yaklasir yanlarina ve sorar: - Kardesim ne diye atiyosunuz adamlari asagiya? Içlerinden biri cevap verir: -Haçan biz burada Temel atma töreni yapayruk....... TEMEL UÇAKTA Temel uçakla Trabzona gidecekmis. Oturmus bir yere rasgele... Asil yer sahibi gelmis; Yer sahibi: Beyfendi burasi benim yerim kalkarmisiniz? Temel: Hayir Yer sahibi : Beyfendi burasi benim yerim kalkin Temel: Hayir Yer sahibi gider hostese basvurur. Hostes: Beyefendi burasi sizin yeriniz degil kalkarmisiniz lütfen Temel: Kalkmam Hostes çare bulamayinca kaptana basvurur. Kaptan, Temel'in kulagina bisey fisildar ve Temel gecer arka tarafa oturur. Herkes hayret etmis biz bu kadar ugrastik kalkmadi acaba Kaptan nasil kaldirdi bunu. Dayanamayıp sormuslar kaptana: Kaptan: Dedim ki Burasi Trabzon'a Gitmez TREN Temel bir gün tren kullanirken treni devirmis, 400 kisi ölmüs. Amiri sormus "Oglum nasil oldu ?", demis. Temel "Tren rayina bir adam çikti, onun yüzünden oldu.",demis. Amiri "Oglum ezseydin o adami da 400 kisi ölmeseydi ,"demis. Temel de "Ben de öyle düsündüm , adam raydan çikinca onu ezmeye çalisirken tren devrildi ", demis. FİTİL Temel ishal olmuş, gittiği doktor da "günde iki defa fitil" salık vermiş. Temel fitilin asıl kullanım şeklinden habersiz olduğundan, hap gibi yutmuş, ve tabii ki daha kötü olmuş. İkinci defa gittiği doktor ona günde üç defa fitil vermiş, Temel daha kötü olup da doktora üçüncü defa gidince doktor şüphelenip sormuş: "Siz yoksa bu fitilleri hap gibi yutuyor musunuz?" Temel kızmış, "Yok, bi tarafıma sokuyorum." NİŞANLILIK İkisi de yetmiş yaşlarında olan Temel ile Fadime kendilerini bildi bileli nişanlıymışlar. - Artık evlenmeliyiz, demiş Fadime. - Amaan, cim alayi pizi bu yastan sonra, diye cevap vermiş Temel. IRSİYET Temel evlenmiş ama zifaf gecesinde kızın bakire olmadığı ortaya çıkmış. Soluğu kızın babasının evinde almış, kızın bakire değildi demiş. Vaziyeti anlatmış. Adam kızgınlıkla bağırmış, - Onun anası ta pöyle çikmişti. Cim yapayi punlari? HERKESİN GÖRÜŞ AÇISI FARKLIDIR ARKADASLAR.) Sherlock Holmes ile Dr. Watson kampa giderler. Guzel bir yemek yiyip bir sise de sarabi devirdikten sonra uykuya dalarlar. Birkac saat sonra Holmes uyanir ve arkadasini durtukler. "Watson, yukariya bak ve bana ne gordugunu soyle". Watson cevap verir: "Milyonlarca yildiz goruyorum" Holmes sorar: "Bu sana neyi gosteriyor?" Watson bir an dusunur ve yanitlar: " Astronomik olarak milyonlarca galaksinin ve dolayisiyla milyarlarca gezegenin varligini goruyorum. Yildizlarin konumuna bakarak saatin 3'ü çeyrek gectigini cikariyorum. Teolojik olarak tanrinin kudretini ve kendi acizligimizi goruyorum. Meteorolojik acidan da bugun havanin cok guzel olacagini tahmin ediyorum. Neden sordun? Sana ne gosteriyor?" Holmes arkadasini sabirla dinlemistir ama artik dayanamaz: "Ulan hiyar, cadirimizi araklamislar!" HOROZ Çiftçi tavukları için hiç yorulmayan bir horoz almaya pazara gider. Pazarcı,"İstediğiniz herşeyi bu horoz yapar" diye azgın mı azgın bir horoz satar. Adam çiftliğe döner,horozu kümese koyar koymaz tüyler uçuşur,gıdaklamalar başlar.Çiftçi çok memnundur. Ama horoz çok azgındır, adam endişelenmeye başlar horoz iki günde ölecek diye. Horozu tutmaya çalışır,başaramaz. Neyse der,eve döner. Ertesi gün bir bakar ki horozun ayaklar havada,dil dışarda yatıyor ve hatta tepesinde bir akbaba uçuşuyor. Çiftçi kendi kendine "eh işte geberdi" diye söylenir. Horoz bir gözünü hafif açarak çiftçiye yarım ağızla ve kısık sesle homudanır: "Git lan git!Kaçıracan şimdi akbabayı!" Mehmet Sökmen DATAMART Yazılım İletişim Pazarlama Danışmanlık ve Ticaret A.Ş. E-Mail : [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] Tel : 212-284 34 00 (Dahili : 385) PAPAĞAN Kadin evine bir papagan almak ister ve dukkana gider dukkanci ile konusur ama o kadar pahalidir ki alamaz orada kendi halinde tek basina kafasini onune egmis papagani gostererek"bu kac lira " diye sorar....dukkanci o ucuzdur 10,000,000,-TL ama onu size satamam cunku o genelevden cikma bi papagandir agzi bozuktur der... Kadin ne olacak canim der ve papagani alir eve goturur, asar ve uzerindeki ortuyu cikarir cikarmaz papagan; "hmmmmmm yeni ev , yeni mama.....yasasin" Kadin amaaaan der bu kadar agzinin bozuk olmasinin bi onemi yok aradan bir iki saat gecer evin kizlari okuldan gelmistir salona gecerler papagan, "hmmmmmm yeni ev, yeni mama, yeni ve taze sermayeler.......yasasin" Kadin biraz bozulur ama ucuza papagan aldigi icin fazla da onemsemez biriki saat daha gecer evin erkek cocuklari isten gelmistir ve salona gecerler papagan "hmmmmmmm yeni ev, yeni mama, yeni ve taze sermayeler ve genc musteriler......yasasin" Kadin cocuklarina aldigi bu papagani nasil ve ne kadar ucuza aldigini anlatirken kapi calar eve kadinin kocasi gelmistir. Salona gecerler hep birlikte....... papagan cevresine soyle bir bakindiktan sonra " hmmmmmmmm yeni ev, yeni mama, yeni ve taze sermayeler, genc musteriler ve... oooooo MEHMET ABI NABER???" DOZLU SOZLER Ülkelerden sözler İnsan dışı ile karşılanır, içi ile uğurlanır. MOĞOLİSTAN Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir. U.S.A Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapayın. PORTEKİZ Aşk ile öksürük hiç bir zaman saklanamaz. AVUSTURALYA Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler. UGANDA Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. ÇİN Eski aşklar yanmış, sönmüş kömür gibi gayet kolay alev alır. KOLOMBİYA Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır. PERU Yatağa yattığım zaman, problemlerimi elbiselerimde bırakırım. HOLLANDA Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. BREZİLYA Hiç bir mutfak iki kadını alacak kadar zengin değildir. SUDAN İlk karını sana Allah, İkinci karını insanlar, üçüncüsünü ise şeytan gönderir. JAPON Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir. ROMANYA Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever. İRLANDA Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere dökülür. DÜNYA BİRA KONFERANSİ TOPLANMİS Dünyanin en ünlü biralarının patronlari toplantinin yapildigi otelin barina ugruyorlar... Corona'nin patronu gelmis, barmene seslenmis... "Çek bir Corona" Bir süre sonra Budweiser'in patronu bara yanasmis... "Ver bir Bud" Miller'in patronu bara oturmus... "Miller" diye yumrugunu hafifçe bara vurmus. Ardindan Efes Pilsen'in patronu bara gelmis, "Bir CocaCola lütfen" demis. Diger patronlar kendisine hayret dolu gözlerle baktiginda su cevap gelmis: "Madem hiç biriniz bira içmiyorsunuz, katilayim dedim!" Bayram ve Bektaşi.. ESKİDEN, bazı camilerde, teravih namazı aralarında, müezzinler salatü selam getirirler, kasideler okurlardı. Ramazan'ın sonuna doğru, böyle bir camide müezzinler "münafıklar bu ayın çıktığını ister" kasidesini okurken, Bektaşi yanındakinin kulağına eğilmiş: "Müminler de isterler ama seslerini çıkaramazlar." RAMAZAN'da Bektaşiye sormuşlar: "İşte Ramazan geldi gitti, acaba memnun edebildin mi?" Bektaşi duraksamadan cevap vermiş: "Mübarek, memnun olmasa her yıl on gün önce gelir mi?" ORUÇ tutmayan Bektaşi "Halim, mecalim yok, hastayım!" demiş... Dinleyenlerden biri "Ama iftara çağırsalar hemen gidersin!" diye laf atmış: "Allah'ın emrini dinlemiyorsun ama, kulun davetine koşuyorsun!" Bektaşi gülmüş: "Bunda şaşılacak ne var? Yüce Allah merhametlidir, bir eşref saatine gelirse bizim gibi günahkarları affeder... Lakin kullar öyle mi? Davetine gitmezsen hemen alınırlar... Onları gücendirmek istemem!" ORUÇ tutmayan Bektaşi kendisini savunmuş: "Seferiyim!" Biri itiraz etmiş:"Kırk senedir bu mahallede oturuyor!" Bektaşi adama fena bakmış:"Dünyada kaç yıl, kaç gün oturacağıma dair elinde senet mi var? Ahret yolcusuyum, ahret!" ZAMPARANIN biri hocaya gitmiş, danışmış:"Hoca efendi, geçen gün bir hatunla beraber oldum, acaba orucum sakatlandı mı?" "Kalbini bozdun mu?" "Hayır hoca efendi! "O halde orucun bozulmamıştır." Bir, üç, beş, hep aynı soru, aynı cevap; kalbini bozdun mu, bozmadıysan mesele yok!" Bayrama doğru, bir arkadaşı sormuş: "Eee, söyle bakalım, Ramazan nasıl geçti?" "Valla iyi geçti, kendime göre bir hoca buldum, idare ettik!" BEKTAŞİYİ oruç yerken yakalamışlar, kendisini savunmuş: "On bir ay aç gezdim, hiç halimi soran olmadı, şimdi karnımı doyurdum, yedim, diye hesap soruyorsunuz!" KADI efendi, Bektaşiye sormuş: "Borcun var mı?" "Var, bakkala, oduncuya, kasaba!" "Onu sormuyorum, oruç, namaz borcunu soruyorum!" "Onun hesabını Allah sorar, sizin soracağınız, ancak bakkal, kasap borcudur!" [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] 27122000 Milliyet KUŞLAR VE İHTİYAR ADAM...! Havaların sürekli kapalı gittiği günlerdeydik. Kış bitmiyor, bahar bir türlü kendini göstermiyordu. Karamsarlık ve iç sıkıntısı sanki havayla birlikte insanların yüreğine de çöküyordu. O gün öğleden sonra güneş sıcak yüzünü gösterir gibi oldu. Hastane ortamından kaçma isteğiyle, işlerimi toparlayıp yakınımızdaki parka yöneldim. Boş banklardan birine oturup koltuğumun altındaki gazetenin sayfalarını çevirmeye başladım. Yaşlıca bir bey, izin isteyerek, bankın diğer ucuna oturdu. Cebinden çıkardığı ekmeği ufalayarak sağa sola atmaya başladı. Serçelerin, coşkuyla sunulan ekmeği ufalama çabaları o kadar güzeldi ki, ürkütmemek için kafamı gazeteme gömdüm. Göz ucuyla da bakıyorum. Bir süre sonra adamın kuşlara bir şeyler söylediğini, daha doğrusu konuşmaya çabaladığını fark edince ilgisiz kalamadım. Mırıl mırıl bir şeyler anlatıyordu. Cebimdeki bisküvilerden birini ufalayıp ben de kuşların ziyafetine katkıda bulunmak istedim. Adam, ellerimi tutarak engel oldu. - Onlar şekerli bisküvi değil mi? - Evet. - Şekerli bisküvi verme kuşlara! - Niçin? Onlara zarar mı verir? - Anlatması uzun sürer şimdi. Kuşlara iyilik yapmak istiyorsan, şekerli bisküvi verme o kadar... ... Şaşırmıştım. Sert, hatta biraz kaba bir üslupla söylenen bu sözler merakımı uyandırmıştı. - Minicik kuşlara zararlıysa, bizler de mi yemesek bu bisküvileri acaba? diyecek oldum. Baştan aşağıya dikkatlice süzdükten sonra beni, dedi ki: - Şehirde doğmuş büyümüş birine benziyorsun. Sen yiyebilirsin. Sana zarar vermez! Çattık dedim içimden. Adam biraz kaçık diye düşünmeye başlamıştım ki: - Beyim dedi. Ben köyde büyüdüm. Şehirden hep uzak durdum. Ne zaman ki, torunum dünyaya geldi, onun hatırına kışları şehre, torunumun yanına gelmeye başladım. Ama şehirden nefret ediyorum. Alışamadım. Biraz güneş çıktığında hemen kendimi parka atıyorum. Şu ileride, salıncakta sallanan kırmızılı kız da benim torunum... - Allah bağışlasın. Kaç yaşında? - Dört. Seneye yuvaya gidecek inşallah. O zaman, ben de onun başını beklemekten kurtulup, kaçacağım bu şehirden... - Nedir sizi bu kadar rahatsız eden? Neden kaçıyorsunuz? Burada her şey var! - Tam da bu yüzden kaçmak istiyorum ya! Şu kuşlara bir bak hele. Ekmek kırıntılarıyla karınlarını doyururlar. Onlara şekerli bisküvi verirsen, daha da severek yerler. Ne var ki, bisküvinin tadını alan kuşlar kuru ekmeğe bakmamaya başlar. Sonra da aç kalırlar. Dahası, şekerli bisküvi iştahlarını açar. Doysalar bile, yemeğe devam ederler. Çatlayıncaya kadar yerler. İşte o yüzden engel oldum onlara bisküvi vermene... - Ben tam olarak anlayamadım sizi! - İnsanlar da böyle. Şehirde her şeyden bol bol var. Şehre ve modern hayata alışan bu kuşlar gibi oluyor. Ne yese doymuyor! Şehir bozuyor insanları. Ben de bu şehir insanları gibi olmadan bir önce köye dönmek istiyorum... Hiç sesimi çıkarmadım. - Bilir misin, diye sürdürdü konuşmasını. Çiçeğe ihtiyacından fazla su verirsen, boğulduğunu anlamadan yaşar ama yavaş yavaş kökleri çürür, şehir insanları da böyle... Derin bir iç çekti. Cebinde kalan son ekmek kırıntılarını da serptikten sonra ayağa kalktı, kaygılı gözlere salıncakta sallanan torununa baktı ve... - Şehirliye anlatması zor! dedi. Sonra da yürüdü gitti... Mesajı son düzenleyen cafenetland ( 18-06-06 - 18:22 ) |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Onursal Üye
![]() ![]() Giriş Tarihi: 13-05-2006
Yer: İstanbul/B.köy
Mesajlar: 1,741
Rep Puanı: 3560634
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
paylaşım için tesekkürler dostum
|
|
|
|
|
|
#3 |
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-10-2005
Yer: αηтαℓуα
Mesajlar: 31,551
Rep Puanı: 501301499
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Yarısında kusacagım geldı
cok uzun be ya Teşekkurler ama bıtırmeye calıscam
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 11-11-2008
Mesajlar: 1
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
balıgı alman besliyo sanırım(hesapta yanliş yoksa) yeşil evde oturan kahve icen prince marka sıgara icen.
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Hızlı Üye
![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-07-2008
Yer: İstanBuL
Mesajlar: 1,497
Rep Puanı: 12956373
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
hiç birini okumadım teşekkürler
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |