Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 10-05-06, 04:15   #1
black_rainbow

3 Ünlü seri katiller


Arkadaşlar konu uzun ama okurken hayretler içinde kalacaksınız


AİLEEN WUORNOS

Hitchhiker Serial Killer(Otostopçu Seri Katil)

"Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları"
"Onların paralarını çaldım, onları öldürdüm ve yine yapacağım ve başka birini öldüreceğimi biliyorum çünkü uzun süre insanlardan nefret ettim."
"Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim."
Tam adı "Aileen Carol Wuornos" olan ve ABD'nin en ünlü kadın seri katillerinden biri olarak görülen eşcinsel, hayat kadını. 1989-1990 yılları arasında cinsel ilişkiye girdiği bazı kişileri öldürdüğü, ve cesetlerini ormanda sakladığı ortaya çıkmıştır. 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de, iki kişinin cesedi bulunamamış ve Wuornos 5 kişiyi öldürmekten yargılanmıştır.
Çoğu kişiye göre Amerika’nın ilk kadın seri katili çoğu kimseye göre de yalnızca şiddet gördüğü için vahşileşen bir kurbandır. Kişilik gelişiminde "Nurture" çıkmazının etkisi söz konusu olduğunda, bariz bir bicimde "nurture" yani yetiştirilme şartlarının olağan dışılığını ispatlayacak bir hayatı olmuştur Aileen Wuornos'un.
Anne babası doğmadan önce boşanır. Babası daha sonra çocuk tacizinden suçlu bulunur ve hapishanede kendini asar. Aileen henüz altı aylıkken annesi bir not bırakıp çeker gider. Büyükannesi ve büyükbabası bakımını üstlenir. Ancak on üç yasındayken tecavüze uğrar, gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği için o evden de kovulur. Hayatta kalmak için hurda bir arabada barınır, para için fahişeliğe baslar, uyuşturucuya alışır, çoğu zaman da ortalıkta sarhoş olarak gezer.
Yine de yirmi yaşındayken yetmiş yaşında bir adamla evlenmeyi başarır ama kocasını bastonla dövdüğü için evliliği sadece bir ay sürer.
Nihayet 1986 yılında hayatinin aşkı Tyria Moore adında bir lezbiyenle karşılaşır. Dört sene beraber yasarlar. Ancak Wuornos'a en son darbeyi de sevgilisi vurur ve yakalandıktan sonra aleyhine tanıklık eder.
Mahkeme kararıyla Aralık 1989 ve Kasım 1990 arasında toplam 5 kişiyi öldürmekten suçlu bulunur ve ölüme mahkum edilir. Rivayete göre, kararı duyunca "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları" diye bağırmıştır.
Önceleri öldürdüğü insanların kendisine saldırdığını öne süren Wuornos, idamdan hemen önce ise "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." diyerek suçunu itiraf etti.
Wuornos, 9 Ekim 2002 çarşamba günü idam edilmiştir.
2003 tarihli Monster filmi dışında 1993 yılında New York film festivali'nde bir bolumu gösterilen Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer isimli bir belgesele de konu olmuştur. Gilles De Rais, yani Mavi Sakal’in kadın versiyonu sayılan bir Kara Dul olmadığı, yani belli bir motif ve amaç doğrultusunda kurbanlarını ortadan kaldırmadığı için çoğu profil uzmanına göre bir seri katil sayılmasa da kesinlikle gelmiş geçmiş en soğukkanlı katildir.
HAKKINDA FİLM:

1-Monster -Charlize Theron and Christina Ricci
2-Aileen: The Life and Death of a Serial Killer

3-Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer


ALBERT DESALVO

Boston Strangler-Boston Kasabı-Boğucu
1931 -1973

"Ben mi? Ben kadınlara zarar vermem. Ben kadınları severim."

İşe cinsel tacizle başladı. Manken ajansına Model arıyormuş gibi kapı kapı dolaşıp kadınların beden ölçüsünü alır ve bu sırada vücutlarına dokunduğu kadılara cinsel taciz yapıyordu. Bu yüzden kısa bir hapis dönemi geçirmiş ve çıktığında tecavüzcülüğe terfi etmiştir.1960’ların başında New Englan’da yüzlerce kadına saldırdı. Bu sırada yeşil işçi kıyafetleriyle dolaştığı için kendisine ‘Yeşil Adam’ deniyordu.
1962’de lakabı artık ‘Boston Canisi’ idi. O artık 18 ayda 13 kadını vahşice öldüren tatlı dilli bir sadistti.
Onun vahşiliği daha çocukluk yıllarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir köpek yavrusunu bir kediyle aynı sandığa kapatır ve kedinin, köpeğin gözlerini çıkarmasından zevk alırdı.
Ordudayken evlendi. En vahşi cinayetleri işlediği sırada bile normal bir koca ve baba gibi görünmeyi başarabiliyordu.
Onun şeytani bir libidosu vardı. Günde en az 6 kez Seks yapmak istiyordu.
İlk cinayetlerinde tamirci olarak gittiği evlerde tatlı diliyle kandırdığı orta yaşlı kadınları hedef aldı. Onlar tecavüz edip boğduktan sonra, vücutlarını kesiyor, cinsel organlarına şişe ve benzeri maddeler sokuyor ve boğmakta kullandığı naylon kadın çoraplarıyla çenelerinin altına bir çeşit fiyonk yapıyordu. Bu bir çeşit imzaydı.
1962’den sonra genç kadınlara yöneldi ve daha da vahşi bir hal aldı. Bir kadını yirmi kez bıçaklıyor, diğerini ise yatağın başucuna dayıyor, boynuna pembe bir fiyonk, cinsel organına süpürge sopası sokuyor ve sol ayağının dibine bir yeni yıl kartı bırakıyordu.
Yakalanma sebebi de ilginç doğrusu. Yine böyle bir kadını evde sıkıştırıp ellerini ayaklarını bağlamış ve eğer ses çıkarırsa onu öldüreceğini söyleyerek tehdit etmiş. Fakat bir süre sonra onu çözüp özür dilemiş ve oradan kaçmış, kadın polisi aramış ve bu vesileyle de yakalanmış duygusal katilimiz.
De Salvo Boston Canisi Cinayetlerinden değil, Yeşil Adam Tecavüzlerinden yakalandı. Eyalet akıl hastanesinde yatarken arkadaşlarına kadınları nasıl boğduğunu anlatmaya başladığında gerçek anlaşıldı. Ancak Boston Canisi cinayetlerinden ceza almadı. Maharetli avukatı F.Lee Bailey onu cinayet suçlamalarından kurtarmayı başarmıştı. Tecavüzlerden Ömür boyu hapis cezası aldı. Kasım 1973’te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Kurbanları:
1. Anna Slesers 55 14th June 1962
2. Mary Mullen 85 28th June 1962
3. Nina Nichols 68 30th June 1962
4. Helen Blake 65 30th June 1962
5. Da Irga 75 19th August 1962
6. Jane Sullivan 67 20th August 1962
7. Sophie Clark 20 5th December 1962
8. Patricia Bissette 23 31st December 1962
9. Mary Brown 69 9th March 1963
10. Beverley Samans 23 6th May 1963
11. Evelyn Corbin 58 8th September 1963
12. Joann Graff 23 23rd November 1963
13.Mary Sullivan 19 4th January 1964

Hakkında Kitap:
The Boston Stranger, 1967, Gerold Frank

ALBERT FİSH
Hamilton Fish, Hannibal Lector, Albert Fish
Albert Fish Early 1900's

"Gerçek acının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim"
1870 Washington doğumlu seri katildir. Beş yaşındayken babası öldüğünde onu bir yetimhaneye yerleştirdiler. Burada geçirdiği çok sıkıntılı iki yıl onun psikolojisini bozdu. Yedi yaşına geldiğinde annesine teslim ettiler. Ancak korkunç baş ağrıları çekiyordu. Liseyi bitirdikten sonra ülkede yolculuk yapmaya ve ufak tefek işlerde çalışmaya başladı. Bu durum ona suç işlemek için mükemmel bir fırsat sunuyordu.
1910 yılında işkenceler eşliğinde ilk cinayetini işledi. Kendisine kurban olarak kolay hedef olan çocukları seçmişti. 1920 yılına kadar yolculuklarına devam etti ve izini kaybettirdi. Yolculuk yapmaya devam ederken arkasında birçok kurban bırakmış olabilir miydi? Kurbanlarına acı çektirirken aynı zamanda kendisine de işkenceler yapıyordu. Kasıklarına toplu iğneler batırıyordu. 1910 da başlayıp yakalanıncaya kadar cinayet işlemeye devam etti. 1932-1934 arasında kurbanlarına ve kendisine işkenceler ve yamyamlık yaparak işlediği 4 cinayet ona Brooklyn Vampiri ünvanını getirdi. Onun cinayet sayısı kesin bilinmemekle beraber en az 15 olmasından şüphe duyuldu.
Albert Fish e "Amerika’nın Öcüsü" adı verilmiştir ve bununda iyi bir nedeni vardır. Sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam tüm ebeveynlerin karabasanıydı: çocukları hoşlarına gidecek bir vaatle kandırarak ortadan kaldıran bir iblis.
Halkın ilgisinin Fish’e dönmesine neden olan suç, 1928 de Grace Budd adında 12 yaşındaki sevimli bir kız çocuğunun kaçırılıp öldürülmesiydi. Ebeveynleri ile arkadaşlık kurmasının ardından Fish, şeytanca bir yalan uydurdu. Yeğeninin doğum günü partisi olduğunu söyledi ve Grace in gitmek isteyip istemediğini sordu. Bir büyükbaba gibi görünen bu ihtiyar adamın bir canavar olduğunu bilmelerine hiç bir imkan olmayan Bay ve Bayan Budd daveti kabul ettiler.

En güzel kıyafetlerini giyen güven dolu küçük kız, Fish ile birlikte yola koyuldu. Fish, onu New York City’nin kuzey banliyölerinden birinde, yakınlarında hiçbir bina olmayan terk edilmiş bir eve götürdü. Burada onu boğdu, vücudunu parçalara ayırdı ve parçaların bir bölümünü kaldığı pansiyona getirdi. Burada kızın "etini" havucu, soğanı ve jambon dilimleriyle tam bir yamyam yahnisi şeklinde pişirdi. Bundan sonraki 9 günü odasından çıkmadan bu iğrenç yemeği yiyip devamlı mastürbasyon yaparak geçirdi.

Sonraki 6 yıl botunca Fish serbest dolaştı, ancak Grace Budd olayını kendi kişisel haçlı seferine dönüştüren William King ismindeki bir New York City dedektifi onu inatla arıyordu. Buna rağmen Fish kaçmayı başarabilirdi; tabii kendi içindeki şeytanlarla başa çıkabilseydi. 1934’te Bayan Budd’a bugüne dek yazılmış en hastalıklı mektuplardan biri olan bir mektup göndermeye kendini mecbur hisseti. Sonuçta King, Fish’i mektup kağıdındaki antetten bulup yakalayabildi.

Fish tutuklandığında yetkililer elerinde tasavvur edilemez sapkınlıkla bir suçlu olduğunu hemen anladılar; bu adam bütün ömrünü acı vererek -- hem kendisine hem de başkalarına -- geçirmiştir. Diğer bir çok seri katil gibi, Fish de bir din manyağıydı ve günahlarının cezası olarak kendisine çok tuhaf işkenceler yapmıştı -- deri kayışlarla ve her yerinden çiviler fırlamış sopalarla kendisini dövmek, kendi dışkısını yemek, kasıklarına dikiş iğneleri sokmak gibi. Yaraladığı ve öldürdüğü çocuklar onun kaçık zihninde Tanrı ya verilen kurbanlardı. Savunma makamı tarafından Fish i muayene etmesi için çağırılan New Yorklu ünlü psikiyatr Dr. Fraderic Wertham, ihtiyar adamın "bilinen her türlü cinsel sapkınlığa" sahip olmasının yanında, bugüne değin kimsenin duymadığı anormallikler taşıdığını belirtmiştir (acayip zevklerinin arasında idrar yoluna gül sapı sokmak da vardı). Hapishanede çekilen leğen bölgesi röntgeninde, mesanesinin etrafındaki alana sokulmuş 29 iğne bulunmuştu.

1935 teki duruşmasında jüri onun deli olduğuna karar vermiş olmasına rağmen yine de elektrikli sandalyede idam edilmesi gerektiğine inandı. İdam kararının açıklanmasından sonra, bu anormal ihtiyarın "Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük bir zevk olacak! Bu tadacağım en büyük zevk olacak -- şimdiye kadar tatmadığım tek zevk" dediği bildirilmiştir.

16 Ocak 1936 da 65 yaşındaki Fish elektrikli sandalyeye gitti -- Sing Sing de idam edilen en yaşlı insandı.

Hakkında Kitap:
Black House, Stephen King
Deranged, 1990, Harold Schechter
Hakkında Film:
Kuzuların Sessizliği, Filmdeki Hannibal Lektor tiplemesi ondan esinlenilerek yaratılmıştır.

ALBERT FİSH EN HASTA MEKTUP

Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish’in 1928 yılındaki on iki yaşındaki kurbanı Grace Budd’ın annesine 8 yıl sonra 1934 ‘te yazdığı mektuptur. Büyük şanstır ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuma dehşetinden kurtulabilmişti. Bu mektubun aslı bu gün sanatçı Joe Coleman’ın koleksiyonundadır.

Çok Sevgili Bayan Budd,

1894’te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açılmıştı. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çıkmışlardı. Limana varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoş olmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Bu sırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolar arasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadar büyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşından küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplara satılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşı isteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüze getirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veya oğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılan en pahalı etmiş. John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı bir düşkünlüğü oluşmuş. New York’a dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında iki oğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba kapamış. Sonra tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olması için onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası, kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişirip yemiş. Fırında pişirmiş (tüm popsunu), haşlamış, kızartmış ve kuşbaşı yapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış. Ben o zamanlar 409 Doğu 100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu o kadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Batı 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öğlen yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda ona dışarıda beklemesini söyledim. Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarı çıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanın bulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu çağırdım. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünce ağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve o da bana annesine şikayet edeceğini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasıl da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pişirdim ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak ve tatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü.

ANDREİ ROMANOVİCH CHİKATİLO
"Ben doğanın bir hatasıyım, deli bir hayvanım”
"Yaptıklarımı cinsel bir tatmin için değil, daha çok huzur bulabilmek için yaptım"

Yöneticiler Seri Cinayetleri çürümüş bir batı fenomeni olarak ilan edip propaganda malzemesi yaptığı sırada, suç tarihinin en büyük psikopatlarından biri Liman şehri Rostov’da bulunmaktaydı. Sınıfsız bir toplumda suç var olamaz doktrinini çürütmemek için Yetkililer 12 yıl boyunca bu canavarca işler yok sayıldı ve toplumdan gizlendi. Bu durumda zavallı vatandaşlar yıllarca bu canavar katille yan yana yaşadıklarını bilemediler.
42 yaşındaydı, evli ve çocukluydu, bir farikada çalışıyordu.
Oğlanlar, kızlar ve savunmasız genç kızları hedef olarak seçmişti. Çoğu zaman onları evlerine bırakmak, karınlarını doyurmak ve yardım etmek bahanesiyle otobüs duraklarından yollardan alıp, ıssız yerlere ormanlara götürürdü. Burada onlara hayal gücümüzü zorlayan kötülükler yapıyordu. Dillerini kesiyor, meme uçlarını ısırarak koparıyor, cinsel organlarını yiyor, gözlerini çıkarıyordu. Bu saydıklarımız sadece onun yaptıklarından birkaçıdır. 1984’te dört haftalık bir dönemde 6 genç insanı doğramıştır.
Chikatilo 1990 yılında yakalandığında 53 insanın öldürülmesinden yargılandı. Ancak herkes biliyordu ki gerçek sayı çok daha fazlaydı. Kurbanların ailelerinden korunması için çelik kafes içinde mahkemeye getirildi. İdama mahkum edildi ve 1994 yılında idam edildi.
Hakkında Kitap:
Hunting The Devil, 1993, Richart Lourie
Hakkında Film:
Citizen X-Chris Gerolmo'nun Robert Cullen'in aynı adlı romanından uyarlayarak 1995 yılında TV için çektiği ama başarısı üzerine sinemalarda gösterilen, 50'den fazla insan öldüren Rusya’nın tek seri katili Andrei Romanovich Chikalito'nun hikayesini anlatıyor. Yönetmen Neil Jordan'ın favori aktörü Stephen Rea, seri katilin peşindeki yorulmak bilmeyen ve komünist sisteme isyan eden ajan rolünde inanılmaz basarili, Donald Sutherland ve Max Von Sydow diğer başrol oyuncularıdır. Chikatilo’yu ise Jefrey De Munn canlandırmıştır.

ANDREW PHİLLİP CUNANAN

“İnsanlar beni tanımıyor. Tanıdıklarını sanıyorlar ama, tanımıyorlar”

31 Ağustos 1969’da doğdu. California San Diego’da zenginlerin yaşadığı Bir semtte büyüdü. Dört kardeşin en küçüğüydü. İyi bir eğitim aldı. Zeki bir beyin üstün bir hafıza, rahat sevimli tavırlar ve temiz bir görünüşü vardı. Eski bir donanma mensubu olup sonradan borsa simsarlığı yapmaya başlayan babası, oğlunu bir kilise mensubu olarak tanımlıyor, Annesi Mary Ann ise onun 6 yaşındayken incil okumaya başladığından söz ediyordu. Alçak gönüllü ve iyi bir öğrenciydi. Ama ilgi çekmeye meraklıydı. Unutulmayacak bir insan olmak istiyordu.

1990’ların başında San Francisco’da ortaya çıktığında eşcinsel bir kimliğe sahipti. Ünlü kişilerle birlikte görülüyordu sürekli. İyi giyiniyor ve kaliteli bir yaşam sürüyordu. Aslında Cunanan işsizdi ve bir çeşit Jigolo olarak güç sahibi kişilerden faydalanıyordu. Onu asıl cazip yapan fiziği değildi, kişiliği, zekası ve sosyal becerileriyle çevre ediniyordu. Tabi buna sıradışı seks deneyimleri de katkı sağlıyordu. Annesi onu “Paralı Erkek ******” olarak tanımlıyordu.

Ancak bir süre sonra ona hamilik eden yaşlı sanatsever sevgilisi onu terketti ve bu onun sonunun başlangıcı oldu. Uyuşturucu satmaya ve kullanmaya başladı. Kilo aldı, şehrin sokaklarında pejmürde bir şekilde dolaşmaya başladı ve yalnız kaldı.

Şehirden ayrılıp Mineapolis’e gitti. Burada sevgilisi Dave Madson vardı. Bir kaç gün birlikte takıldılar. Madson’ın Jeffrey Trail adında bir arkadaşı vardı. Muhtemelen sevgilisiydi. 27 Nisan 1997 gecesi, Madson’ın dairesinden çığlıklar ve gürültüler yükseliyordu. Ertesi gün polis, Jeffrey’in cesedini Madson’ın dairesinde bir halıya sarılmış halde buldu. Başına aldığı sayısız çekiç darbesiyle öldürülmüştü.
Bu olaydan bir kaç gün sonra 1 Mayıs günü Cunanan ve Madson, şehrin 80 km uzağındaki bir göl kenarına gittiler. Cunanan burada Jeffrey’in tabancasıyla Madson’ın kafasına bir kaç el ateş etti ve onun kırmızı Jipiyle güneye doğru hareket etti.

Bir süre sonra Chicago’da ortaya çıktı. Lee Miglin adında 72 yaşındaki emlak kralının evine kabul edilmeyi başarmıştı. Onu vahşice öldürdü. Kafasını koli bandıyla sardıktan sonra vücudunu defalarca budama makasıyla bıçakladı ve bahçe testeresiyle boğazını kesti. Buradan Mingin’in arabasıyla doğuya doğru hareket etti. Pensiyvanya New Jersey’de 45 yaşındaki bir mezarlık bekçisi olan William Reese’I aynı tabancayla öldürdü. Takvimler 9 Mayısı gösteriyordu ve Cunanan Reese’in kamyonetiyle oradan uzaklaşıyordu. İki haftada 4 kişiyi öldürmüştü.Kısa sürede Amerika’da en çok arananlar listesine girmiş, gazetelere ve televizyolara konu olmuştu. Yani önemli olmayı başarmıştı. Ama bir suçlu olarak. Miami’ye giderek bir otele yerleşti. Bir süre burada kaldı.Gündüzleri uyuyor ve geceleri ise gay barlara takılıyordu. Bu sıralarda otelin bulunduğu South Beach’te iki blok ötede ünlü modacı Versace’in malikanesi vardı. 14 Temmuz sabahı Versace alış verişten eve döndüğünde Cunanan onu kapının önünde bekliyordu. Ve 50 yaşındaki modacının başına iki el ateş etti.Polis müfettişleri Mezarlık bekçisinin arabasını bulduklarında içinde Cunanan’ın kanlı kıyafetleri ve pasaportu vardı.Versace cinayeti dünya çapında bir şok etkisi yarattı. Tüm dünya basınında fotoğrafları ve haberleri yayılırken O, kadın kılığında serbestçe dolaşıyor ve polisle kedi fare oyunu oynuyordu. 25 Temmuz 1997 tarihinde Versace’nin öldürüldüğü yerin yalnızca kırk blok ötesinde demirli bir teknenin bakıcısı tekneye girdiğinde bir yabancıyla karşılaştı. Polise haber vermek için telişla dışarı çıktığı sırada bir el silah sesi duyuldu. Kısa süre sonra polis büyük bir operasyon başlatmıştı. Ve gaz bombası eşliğinde tekneye giren özel tim, Cunananı şortla yatağa uzanmış ve kendini ağzından vurmuş olduğunu gördüler.

BEHRAM

Öldürme rekoru ise bir Hintli'nin elinde. Adı Behram. Soyadı bilinmiyor. 1790-1840 arasında Uttar Pradeş bölgesinde Hindistan'da bir mezhep olan Thuggee inanışına göre yapılan törenlerde tam 931 kişiyi beyaz ve sarı renkli bir kumaş parçasıyla boğarak öldürmüştür.
Behram 931 rakamıyla dünyada erişilmesi güç bir seri cinayet rekorunu elinde tutmaktadır.

THUGGEE TARİKATI

Hindistan’da 600 yıl boyunca varlığını sürdüren bir caniler tarikatıdır. Gizli bir soyguncular ve katiller topluluğu olan Thuglar, adına sayısız suçlar işledikleri yamyam tanrıça Kali’ye taparlardı. Thug kelimesi Hintçede sahtekar ve kandıran anlamına gelen Thag kelimesinin çarpıtılmışıdır. Kandırmak onların cani taktiklerinin başında gelirdi. Masum yolcular gibi davranan bir gurup Thug, hacıların veya tüccarların oluşturdukları bir kervana katılıp, onları uygun yerlere doğru yönlendirir ve tanrıçalarına ilahiler okuyarak hepsini aynı anda boğarlardı. Cesetlerini parçalayıp karınlarını deştikten sonra onları gömerler ve mezarlarının üstünde kendilerine ziyafet çekerlerdi.
Tarikat üyelerinin çocukları da bu topluluğa katılırlar ve kilden yapılmış mankenler üzerinde cinayet yöntemini öğrenirlerdi. Nesiller boyunca Thuglar Hindistan’da sayısız kurban boğdular. 1830 yılından itibaren İngilizler Thuglara savaş açtılar ve 1860 yılına kadar onların köklerini kazıdılar.
Mutlak gerçek kötülük konusunda Thugları geçmek zordur. Bu nedenle renkli macera filmlerinin ikisinde Kali’ye tapan bu tarikat kötü adam olarak betimlenmiştir.
1-Gunga Din-George Steven
2-İndiana Jones ve Kıyamet Tapınağı-Steven Spielberg

CARL PANZRAM

"Keşke tüm insanlığın tek bir boynu olsaydı ve o da benim elimde olsaydı"
“Bütün bunların hiçbiri için en ufak bir pişmanlık ve üzüntü duymuyorum”
“Biraz düşünmek için bir kenara oturmuştum. Orada otururken 11 ya da 12 yaşında bir çocuk geldi. Bir şeyler arıyordu. Buldu da. Onu birkaç yüz metre uzaklıkta bir taş ocağına götürdüm. Onu orada bıraktım, ama önce tecavüz ettim, sonra da öldürdüm. Onu bıraktığım sırada beyni kulaklarından çıkıyordu ve asla bundan daha ölü olamazdı.”

1920’lerin sonlarındaki son hapis cezası sırasında, işlediği 21 cinayeti, sayısız ağır suçu ve binden fazla fiili Livatayı itiraf etmiştir.
İlk cezasını sarhoşluk ve asayişi bozması sebebiyle 8 yaşındayken aldı. 11 yaşındayken bir dizi hırsızlık nedeniyle Islahevine konuldu. Burada geçirdiği süre içinde binalardan birini yakarak, Yüzbin dolarlık bir hasara sebebiyet verdi. 1904 yılında 13 yaşındayken suç işlemek hakkında geniş bilgi birikimine sahip olarak buradan çıktı.
Annesinin gözetimi altında kalması şartıyla salıverilmişti. Ancak o bu duruma uzun süre katlanamadı ve evden kaçtı. Bir trenin vagonunda dört iri yarı serserinin toplu tecavüzüne uğradı. Bu olay ona yeni bir şey öğretmişti. Güç ve kudret her şeyi doğru kılar.
16 yaşındayken Orduya katıldı. Ancak askeri disiplin ona göre değildi. Askeri Mahkemeye verildi ve 3 yıla mahkum oldu.
Serbest bırakılmasından sonra son derece vahşi ve çarpıcı Suç Kariyerine başlangıç yaptı. Dünya turuna çıktı. Avrupa, Afrika, Güney Amerika’yı dolaştıktan sonra tekrar ABD’ye döndü. Ardında bir sürü ceset bırakmıştı.
1920’de Panzaram, en kötü şöhretli suçunu işledi. Çok karlı bir hırsızlıktan sonra bir yat satın aldı ve bedava kaçak içki vaadiyle 10 gemiciyi kandırdı. Gemiciler kör kütük sarhoş olunca Panzaram hepsine tecavüz etti ve başlarına birer kurşun sıkarak cesetlerini denize attı.
Bu olaydan sonra bir ticaret gemisinde tayfa olarak batı Afrika’ya gitti. Timsah avlamak için 8 yerli hamal kiraladı. Afrikalıları öldürüp tecavüz ettikten sonra onları Timsahlara yedirdi.
1928 yılında Amerika’ya döndü, Washington civarında yaptığı bir dizi hırsızlık olayı nedeniyle tutuklandı ve 20 yıl hapse mahkum oldu. Hapishaneye girdiğinde, “Beni burada ilk rahatsız eden adamı öldürürüm.”demişti. Bir yıl sonra da dediğini çamaşırhanenin ustabaşının kafasını parçalayarak yaptı. Bu suçtan dolayı Ölüm Cezasına çarptırıldı. 5 Eylül 1930 tarihinde asılarak idam edildi.
Panzaram ölüme bile dilinde küfürle gitmiştir. Cellat ilmiği hazırlarken “Çabuk ol Hortumcu piçi, sen aptalca ortalıkta dolaşırken, ben şimdiye kadar bir düzine adamı asmıştım.” Demiştir.
Hakkında Kitap:
Killer, 1970, Thomas Gaddis-Jamer O. Long
Hakkında Film:
Katilin Günlüğü

CARY STAYNER YOSEMITE KILLER

Yosemita Katili olarak bilinir. Yosemite’da bulunan Naturist Ulusal Parkta ve yakınlarında toplam 4 kadını öldürmüştür.

Kurbanları:

Joie Ruth Armstrong,
Carole Sund Juli Sund
Silvina Pelossa

CHARLES MANSON (Favorim. çok karizmatiktir kendisi. Hayat hikayesi okumaya değer)
Charles Manson - Helter Skelter

“Bana tepeden bakarsanız, bir aptal görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız, tanrınızı görürsünüz. Bana tam karşımdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz” ( daha ne diyeyim çok karizma yaaaa )
(Charles Manson)
“Vay be, hakikaten uçtum.”
(Manson ailesinin üyesi Susan Atkins, Sharon Tate’in ellerine bulaşan kanını yaladıktan sonra bu sözü söylemiştir)

Manson, cani manyaklar arasında en özel olanıdır. Ona daimi kötü ününü kazandıran cinayetler – 1960’ların en şok edici olan 1969 Tate-LaBianca cinayetleri – aslında başkaları tarafından işlenmişti; kendisi ala bir silah ateşlememiş veya bıçak kullanmamıştır. Fakat onun karanlık cazibesinin kaynağı tam olarak budur: köle gibi kendisini takip eden ve onun en kanlı emirlerini yerine getirmeye hazır olan müritleri üzerindeki etkisi. Esasında Manson bazı büyülü sözler söyleyen zeki bir dolandırıcıdan daha fazlası olmamasına rağmen, kendisini şeytani bir Mesih, habis bir mürşit yapmıştı; o, barış, aşk ve çiçeklerin gücü vaazlarıyla başlayıp Rosemary nin Bebeği, Şeytan ve “Sympathy for the Devil” gibi satanist fantezilerle sona eren bir dönemin en karanlık güdülerinin vücut bulmuş haliydi.

Ahlaksız bir annenin gayri meşru oğluydu. Söylendiğine göre, annesi bir defasında onu bir sürahi bira ile değiş tokuş etmeye çalışmıştı. Manson’ın terk edilmeler, dayak ve istismarla dolu karabasan gibi bir çocukluğu olmuştu. Gençliği de sonu gelmez bir suç tutuklanma, hapis ve kaçış döngüsüydü. (“İşin doğrusu şu ki,” demişti Manson kendini tahlil ettiği nadir anlardan birinde, “ben yakalanmadan bir şey çalmayı beceremeyen salak bir hırsızdan başka bir şey olamadım.”) 18 yaşındayken koğuş arkadaşlarından birine bıçak tehdidiyle livata uyguladığından, federal ıslah evinde kendine bir yer edindi. 1954’te şartlı tahliye edilmesinden sonraki 13 yılı sahte çek vermekten, kadın satıcılığına kadar muhtelif suçlardan değişik hapishanelere girip çıkarak geçirdi. 1967 de serbest bırakıldığında – tüm itirazlarına rağmen – 33 yaşındaki Manson, hayatının büyük bir bölümünü demir parmaklıklar arkasında geçirmişti.

Aşk Yazı diye anılan dönemin en cafcaflı zamanında, karşıt kültürün coşkunluğunun doruk noktasına vardığı günlerde serbest kaldı. San Francisco’nun Haight-Ashbury bölgesinde – hippiliğin anavatanı – Manson, uyuşturucuyu, özgür seksi ve dönemin büyüsünü keşfetmişti. Çok geçmeden meşum karizması, serserilerden ve kaybedenlerden oluşan bir “aileyi” etrafına toplamasını sağlamıştı.

Los Angeles’ın dışındaki tozlu bir çiftlikte müritleriyle beraber yaşayan Manson, kısmen – diğer tüm etkilerin yanı sıra – bu güne dek kaydedilmiş en ılımlı ve mizahi rock n roll albümlerinden biri olan Beatles’ın White Albüm ünden esinlenerek çok tuhaf bir kıyamet teorisi geliştirmiştir. Özellikle “Helter Shelter” adlı şarkıyı (bir lunaparkta çocukların bir alete binişlerini anlatan bir şarkıdır) siyahların ayaklanıp tüm beyazları öldürecekleri, yalnızca Manson ve onun az sayıdaki seçilmiş müridinin geri kalacağı ( çünkü Manson ve taraftarları dünyanın hakimi olacaklardır) bir ırk savaşının habercisi olarak yorumlamıştır. Manson savaşı kışkırtmak için bazı önde gelen beyazları suçun siyah devrimcilere yıkılabileceği bir şekilde öldürmeleri için müritlerini sapıkça bir göreve gönderdi. 9 Ağustos 1969 da Manson’ın “ailesinden” 5 kişi, yönetmen Roman Polanski’nin evine girip hamile karısı aktris Sharon Tate ile birlikte 4 kişiyi daha vahşice öldürdüler. Ayrılmadan önce kurbanlarının kanlarıyla duvara kışkırtıcı yazılar yazdılar. Ertesi gece, Manson, “sürüngenleri”ne bizzat öncülük etti ve LaBianca soyadlı bir çifti aynı şekilde öldürüp parçaladılar.

Cinayetler, Los Angeles bölgesinde panik yarattı ve tüm ulusu şok dalgaları sardı. Manson, en sonunda, olaylarla hiç ilgisi olmayan bir suçtan ötürü hapse düşen kadın taraftarlarından birisinin hücre arkadaşına işledikleri cinayetleri öğünerek anlatması sonucu tutuklandı.

Manson, 1970 teki duruşmasını bir şirke dönüştürmüştür, ancak jüri hiç de eğlenmemiştir. Yakalandıktan sonra mahkemeye alnına büyük bir 'x' kazıyarak çıkmıştır.
Kendisi ve 4 taraftarı gaz odasına mahkum edildiler, fakat California Yüksek Mahkemesi idam cezasını kaldırınca, cezaları ömür boyu hapse çevrildi.
Berbat bir çocukluk geçirmiştir. Annesi fahişeydi. Amcası kendisini etekle okula yollar ve "Bir gün sen de erkek gibi olup kavga etmeyi öğreneceksin" dermiş.
Daha 9 yasında hırsızlığa başlamıştır.
Uzun sure hapse girip cıkmış, hiç bir olayı olmayan bir serseriydi. Hippilerin ortamlarına girip gitar çalmaya başladı. Oradaki çocuklardan ailesini oluşturmaya başladı.
Sharon Tate cinayeti, aileden Susan Atkins adlı kızın itirafıyla aydınlandı. Kısa sure sonra da Manson tutuklandı.
Bu kadar unlu olmasının nedeni kurbanlarının kimlikleridir. Ayrıca diğer seri katillerden farklı olarak bir inanış yaratması da bir nedendir. ( Helter Skelter saçmalığıyla kandırmış insanları, siyahlar ayaklanacak tüm beyazları öldürecek sadece Manson Ailesi kurtulacak)
Hala yattığı cezaevine dünyanın her yerinden özellikle gençler tarafından binlerce mektup geliyor.
Bir ara gazetecilerden birinin "Büyük bir hayran kitleniz var hapisten çıkmanızı heyecanla bekliyorlar" yorumuna, "Burada yemekler harika ayrıca kitabim ve gelen mektuplarımla uğraşıyorum, pek heyecanlanmasınlar, Amerika ilk kez iyi bir şey yapıyor bana " seklinde cevap vermiştir.
Charles Manson kurduğu tarikatı Robert Heinlein'in yazdığı Yaban Diyardaki Yabancı romanındaki yapılanmaya dayandırır. Hatta müritlerinden birinin oğlunun adı Valentine Michael Smith'tir.
Genç güzel kızlardan kurulu haremiyle seri cinayetlere kalkışan komun sahibi kişi. Kızların mahkemeye çıkmadan önce koridorlarda kendilerinden geçerek şarkı söyledikleri görüntüler insanı ürpertir. Bunlardan bazıları hala Charles Manson'in peygamber olduğuna inanırken Susan Atkins gibi kimileri kendini Hristiyanlığa adayıp kitaplar dahi yazmıştır. İçlerinden Linda Kasabian'in Türk kökenleri olduğu bilinir.
Çete Üyeleri:

Sharon Tate
Vincent Bugliosi
Susan Atkins
Pat Krenwinkel
Catherine Share
Paul Watkins
Kitty Lutesinger Abigail Folger


Kurbanları:

6/8/69 Gary Hinman
8/8/69 Steven Earl Parent
8/8/69 Voytek Frykowski
8/8/69 Abigail Folger
8/8/69 Jay Sebring
8/8/69 Sharon Tate
9/8/69 Leno LaBianca
9/8/69 Rosemary LaBianca
25-26/8/69 Shorty Shea
Milyonlarca gencin hayranı olduğu Axl Rose, bir Manson hayranıdır ve Spaghetti İncident albümünde şiirini kullanmıştır. Bu yüzden mahkemelerde süründürülmüş kurbanların ailelerine tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Ayriyeten Türkiye konserinde üzerinde Manson T-Shirtleriyle de gezindiği gözden kaçmamalıdır.
Charles Manson'un Hz. İsa olduğunu zanneden çete üyesi, ömür boyu hapse mahkum Leslie Van Houten 1969 yılında 19 yaşındayken 2 kişiyi tabanca ile öldürmüş. Tutuklandıktan 33 yıl sonra (28.06.2002) tahliye talebinde bulunmuş. Amerikan adli makamları başvuruyu reddetmiştir.
Hakkında Kitap:
Helter Skelter,1975, Vincent Bugliosi
Hakkında Film:
The Manson Family,
13.hayalet filminde hayaletlerden biri Manson’a benzetilmiştir.
Bu arada Charles Manson çetesini ve cinayetlerini anlatan Helter Skelter adlı bir film çekilmekte olduğu söylenmektedir.

MARILYN MANSON
Charles Manson’a büyük hayranlığından dolayı Manson soyadını aldığını söylemiştir.
Her ne kadar müzik kritikleri çokça farkında olmasa da, Marilyn Manson'ın 'weird' goth ve endüstriyel sound'u son yirmi yılın en görkemli müziklerinden biri oldu ve Reverend Manson'ı ana akım popüler müziğin karşı kahramanlarından biri haline getirdi. Özellikle ülkesi Amerika'da ebeveynlerin ve politikacıların hakkında konuşurken nahoş bir ifade takındığı Manson'ın müzik medyasında da pek güzel duygular yaratmadığı kesin. Muhafazakar ve dinci yönetimler tarafından konserleri sık sık iptal edilen Marilyn Manson'ın ruhunu şeytana sattığı iddiaları bugün müzik medyasının en sevdiği iddialar arasında. Evinde bir simya laboratuvarı bulunan Marilyn hakkında kara büyü yaptığı iddiasıyla açılan soruşturma sonuca ulaşmamıştı. Amerikan panik tarihinin bir numaralı olayı Columbine Katliamı'ndan sorumlu tutulan Marilyn, bu konuda pek çok kez mahkemede tanıklık yaptı.
Seri katil Jeffrey Dahmer'le yazıştığı için tepki çekti ve seri katil kurbanlarının akrabaları tarafından kurulan bir dernek Marilyn'in malikanesine saldırıda bulundu. İrili ufaklı Marilyn Manson suçlarının sonuncusu ise yakın bir tarihte vuku buldu. Sahne şovu sırasında sahneye davet ettiği bir güvenlik görevlisine cinsel tacizde bulunduğu iddia edildi ve hem mahkemelerde süründü hem de Güvenlik şirketleri tarafından tehdit edildi. Marilyn Manson FBI'ın yakından izlediği bir isim. Hayatı film desek yeridir.

CHARLES STARKWEATHER & CARİL FUGATE

(Bonnie and Clyde)

Caril Fugate- Charles Starkweather

Kız arkadaşı Caril Fugate ile birlikte 50’lerin sonunda bir düzine insanı öldürmüştür.
O yıllarda bu romantik ikilinin hikayeleri olay olmuştur. Katil doğanlara ilham vermiştir
Charles Starkweather, 1959’da elektrikli sandalye ile idam edilmiştir.
Caril Fugate ise 1976’daki af sonucu tahliye olmuştur.
HAKKINDA KİTAP:
Born Bad -Jack Sargent adlı bir polis tarafından yazılmıştır.
HAKKINDA FİLM:
1-Badlands
2-Wild At Heart
3-Natural Born Killers

DAVİD BERKOWİTZ SAM’İN OĞLU

“Ben Sam’in oğluyum. Küçük bir veledim.”
“Onları incitmek istemedim. Onları sadece öldürmek istedim”
Dehşet, 29 Temmuz 1976’da Bronx’ta iki genç kadın bir arabanın içinde vurulmuş olarak bulununca başladı. Arabaların içindeki genç çiftler ve genelde sevgililer hedef olarak seçilmekteydi. Bir seferinde evlerinin önünde merdivenlerde oturan iki genç kadını öldürdü. Bir defasında da okuldan eve gitmekte olan genç bir kadını vurdu. Kadın dehşet içinde elindeki kitapla yüzünü kapattı. Katil ateş etti ve önce kitap parçalandı, sonra kadının kafası. Bu saldırılar sona erdiğinde New York’lu 6 genç ölmüş, 7 genç ise ağır yaralanmıştı.
New York’un eğlence aleminin en hareketli yıllarıydı. İnsanlar, apartman topuklu ayakkabılar, bol elbiseler giyiyor, küçük aynalardan yapılmış bir küre tavanda dönerken Be Gees müziğinde dans ediyorlar ve bu muhteşem şehrin gecelerinin tadını çıkarıyorlardı. 1976-1977 yıllarında elinde bir 44’lüğü olan biri sokaklarda dolaşıp insanları öldürmeye başlayınca herkesin tadı kaçtı. Ve ona ‘44 Kalibrelik Katil’ adını taktılar.
13 ay boyunca New York u dehşete düşüren dengesiz katil. Temmuz 1976 - Mart 1977 arasında faaliyet göstermiştir. Ufak tefek olup paranoyak ve şizofrendir. Mahkeme akli dengesinin yerinde olduğuna karar verip 365 yıl hapse mahkum etmiştir.
Yine çifte cinayetin işlendiği bir mekanda polis, uzun ve saçmalıklarla dolu bir not buldu. “Ben Sam’in oğluyum. Küçük bir veledim.” O andan itibaren bu acayip lakabıyla anılmaya başlandı.
13 ay boyunca Şehir korkunun pençesinde kıvranırken polis herhangi bir şey bulamadı. Olayın çözülmesi 35 dolarlık bir park cezası sayesinde gerçekleşti. Bir çift vurulduğu zaman bir tanık olay yerinden bir aracın uzaklaştığını görmüştü. Önemli olan ise bu araca park cezası kesilmiş olmasıydı. Bilgisayar kayıtlarından Yonkers’ta yaşayan tombul suratlı bir posta hane görevlisi olan David Berkowitz olduğu tespit edildi.
Adamı yakaladıklarında arabasının bagajında bir cephanelik buldular. Sam’in Oğlu bir katliam planlıyordu. Long İsland’da bir diskoya intihar saldırısı yapacaktı.
Tutuklandıktan sonra Berkowitz, Sam’in Oğlunu şöyle açıklıyordu; bahse konu Sam, komşusu olan Sam Carr isminde biriydi ve ona göre aslında Büyük Şeytan’dı. Öldürme emirlerini Labrador cinsi köpeğiyle gönderiyordu.
En az öyküsü kadar anormal olan Berkowitz, mahkemece akli yeterliliğe sahip bulundu ve 300 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hapishanede yakın zamanda dine yöneldi. Halen hapishaneden televizyon vaizliği yapıyor, İncil hakkında vaazlar veriyor.
2002 yılında şartlı tahliye başvurusu mahkemece reddedildi.
60'lara damgasını vuran seri katil Charles Manson ise, 70'lerin ki de David Berkowitz'dir aslında. Oysaki kendisi uzunca bir süre hak ettiği ilgiden yoksun kalmıştır ve alt kültürde bıraktığı derin iz ancak '90 sonları gibi yüzeye çıkmaya başlamıştır. SUMMER OF SAM gibi filmlerle.
Sevimli, tombul ve sürekli gülümseyen bir yüzü vardır. Ama cinayet işlerken de gülen bu sevimli yüze fazla güvenmemek gerekir.
Kurbanlarından Bazıları;
29 July 1976 Donna Lauria (18) Jody Valenti (19)
23 October 1976 Carl Denaro (20)
26 November 1976 Donna DeMasi (16) Joanne Lomino (18)
30 January 1977 Christine Freund (26) John Diel
8 Mar 1977 - Virginia Voskerichian (19)
17 Apr 1977 - Alexander Esau (20), and Valentina Suriani, (18)
31 July 1977 - Stacy Moskowitz (20)
Hakkında Kitap:
Confession of Son of Sam, 1985, David Abrahamsen
Hakkında Film:
Summer Of Sam

DENNİS NİLSEN (tam bir sapık)

“Hep durmak istedim, ama yapamadım. Başka bir heyecan veya mutluluk kaynağım yoktu.”
“Ölümlere sebep olan rüyalar üretiyordum. Benim suçum buydu“

İngiliz seri katil. Britanyalı Jeffrey Dahmer olarak ta bilinen Nilsen 15 genç erkeğin öldürülmesinden suçlu bulunmuştur. Temel olarak bakıldığında standart seri katil profiline hiç uymuyordu. Çocukken hayvanlara işkence edilmesinden hoşlanmazdı. Daha sonra işgücü hizmetleri komisyonu için çalışarak kendisini zor durumda olanlara yardım etmeye adamıştı. Cinayetleri de incelendiğinde öfke ve nefretten ziyade tuhaf bir sevgiden kaynaklandığı görülmektedir.
Baba alkolik olmak üzere sürekli kavga eden iki ebeveynin meyvesi, Dennis. Travmatik çocukluğuna karşın otuzlu yaşlarının ortalarına değin cinayete bulaşmamıştır. Çevresindeki insanlar tarafından mazbut ve mazlum bir adam olarak tanınmaktadır.
Dennis formatif yıllarında travma üstüne travma yaşamış, bir nevi yaşayan hilkat garibesi olmuştur. Beş altı yaşlarında büyükbabası elinde ölmüş, çocukken tanımadığı bir adam tecavüz bile diyemeyeceğimiz tuhaf, anlamsız bir eylemde bulunmuş, midesine oturup mastürbasyon yaparak yüzüne boşalmıştır.
Askerlik hayatı sırasında bir ara kasap olarak çalışan Nilsen bu mesleğini daha sonraki yıllarda farklı alanlarda da kullanmıştır. Sürekli ayna karşısında ölü olduğunu hayal ederek veya daha ileri gidip vücuduna pudra ve boya sürüp öldürülmüş bir ceset görüntüsü ile mastürbasyon yapardı.
1972 yılında 18 yaşında bir askerle yaşadığı kısa bir cinsel ilişki sırasında ölü taklidi yaparken filmlerini çekmişti.
Aynı yıl ordudan ayrıldı ve Londra polis teşkilatına girdi. Ancak burada bir yıldan fazla kalamadı. Devlete bağlı bir iş bulma kurumunda çalışmaya başladı.
1978 Noel’inden birkaç gün sonra öldürmeye başladı.
Barda tanıştığı bir adamla eve gitti. Onunla ilişkiye girdi. Adam sabah gitmek isteyince Dennis onun kafasına bir şey ile vurup sersemletmişti, salonun ortasında su dolu bir kovanın içine adamın kafasını sokup boğdu. Salondaki parkeleri kaldırıp cesedi oraya gömdü. 2 gün sonra cesedi tekrar dışarı çıkarıp, küvette yıkayıp temizledikten sonra ona bakarak mastürbasyon yaptı. Vücuduna boşaldı ve onu bir süre evin çeşitli yerlerinde sakladı.
Sonraki 3 yıl boyunca 11 kişiyi bu şekilde öldürerek aynı sapık ayinleri tekrarladı. Ancak evde biriken cesetler sorun yaratmaya başlamıştı. Nilsen bununla baş edebilmek için iğrenç yollar deniyordu. Başlangıçta cesetleri dolaplara, parkenin altına ve kömürlüğe sakladı. Ancak bir müddet sonra onları parçalayıp bahçede yakmak zorunda kaldı. Kötü kokuları bastırmak için kamyon lastikleri de yaktı.
1981’de Nilsen başka bir daireye taşındı. Burada 3 genç adamı daha öldürdü. Cesetleri ise küçük parçalara bölüp tuvalete atıyor ve sifonu çekiyordu. Kafasındaki etleri sıyırmak için büyük bir tencerede haşlıyordu. Bu yok etme biçimi onun başına dert olacaktı. Binanın tuvalet boruları tıkanınca tamirci çağırıldı ve boruları insan kemikleri ve çürümüş et parçalarının tıkadığı ortaya çıktı.
Çok kötü kokan dairenin içinde polis, insan uzuvları ve parçalanmış cesetler buldu. Dennis Nilsen kendiliğinden 15 kişiyi öldürdüğünü itiraf etti ve her şeyi anlattı.
Öldürdüğü erkeklerin cesetlerini hemen yok etmemiş büyük bir özenle yıkamış, temizlemiş ve saklamıştır. Bu saklama süreci içerisinde bu cesetlere bakarak mastürbasyon eylemi de devam etmiştir. Dennis öldürdüğü erkekleri yıkayıp sterilize ediyor, bir miktar mumyalayıp onlarla yaşıyor. Ama yaşamadıklarını elbette bilerek. Daha önce dediğim gibi, Dennis arzu ettiğimiz kadar şizofren değil.
1983`te biten mahkeme sonrasında ömür boyu hapse mahkum olmuştur.
Dennis kendini izole ettiği kabuğunda yaşamış otuzlarına kadar, Üvey babasıyla dahi iyi geçinerek.
Dennis eşcinsel. İlk cinayeti yattığı bir adam. Ne bu cinayette ne de diğerlerinde soğukkanlılığını yitirmiyor Dennis.
Genellikle kravatla boğuyor, ya da lavaboda boğuyor.
Dennis'in arabası yok, yani cesetleri evden salimen tahliye etme şansı da yok. Bu yüzden mabedi olan evi mezarlığı da oluyor.
Ama dennis asosyal işte, dünyadan bihaber. Sevgililerini bulduğu gay barlardan, gazetesini okuduğu parklardan başka gittiği bir yer yok.

Dennis hapishanedeyken medyatik bile oluyor. Hatıralarını yazıyor. Ayrıca Dennis Yakalanmasının Ardından Hapiste Olduğu Süre Boyunca Hannibal Lecter Gibi Oldukça İlginç Karakalem Çizimler Yapmıştır. Sad Sketches Adıyla Romantik Bir De Resim Kitabı Hazırlıyor.

Hakkında Kitap:
Silence Of The Lambs, Thomas Harris
Killing for Company, 1985, Brian Masters

DR. HENRY HOWARD HOLMES

“Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi.. Dünyaya gözlerimi açtığım yatağın yanında şeytan benim arkadaşım olarak beklemekteydi ve o günden beri benimle beraber.”

Kendisine Dr.H.H.Holmes diyen bu adamın Amerikan suç tarihinde önemli bir yeri vardır. Belgelenen ilk seri katildir. Asıl adının Herman Mudgett olduğu, Mew Hampsire’de küçük bir köyde doğduğu, diğer sosyopatlar gibi çocukluğunda küçük canlılar üzerinde deneyler yapmaktan zevk aldığı bilinmektedir.

Yirmili yaşlarında tanıdığı genç bir kadınla evlendi. Bir yıl sonra onu terk etti. Vermont’da bir yıl üniversiteye devam ettikten sonra, Ann Arbo’daki Michigan üniversitesinden 1884 yılında Doktor olarak mezun oldu. Bu süre içinde iyi bir dolandırıcı olmuş ve sigorta şirketlerinden binlerce dolar tokatlamayı başarmıştı. Yöntemi basitti. Hayali bir kişi için bir sigorta poliçesi alıyor, ardından bir ceset ele geçiriyor ve cesedin poliçe sahibi olduğunu söyleyerek parayı alıyordu.

1886’da Chicago’da yeni bir adla ortaya çıktı. Henry Howard Holmes. Zenginlerin yaşadığı bir semt olan Englewood’da eczacı olarak çalışmaya başladı. Eczanenin sahibi yaşlı bir dul kadındır. Birkaç ay sonra eczanesini Holmes’e bırakarak anlaşılmaz bir şekilde ortadan kaybolmuştur.

Çok başarılı bir dolandırıcı olduğundan, para bulmakta hiç zorlanmadı. Eczanenin karşısındaki boş arsada muhteşem bir ev yaptırdı ve adını “Şato” koydu. Evde gizli koridorlar, gizli merdivenler, sahte duvarlar, saklı platformlar ve kapılarla bir birlerine bağlı olan onlarca oda vardı. Odaların bazıları asbest duvarlı ses geçirmez duvarlara sahipti ve bodrumdaki büyük bir tanka bağlı gaz boruları döşenmişti. Ofisindeki bir kontrol panelinden bu odalara boğucu gaz göndermesi mümkündü. Bodrumda tam teçhizatlı bir Kadavra Laboratuarı bulunuyordu.

Bu korku evinin koridorlarında kaybolan insan sayısı bilinmemektedir. Bunların arasında Holmes’in sinsi cazibesine kanan çok sayıda saf genç kız da vardı.

1893’te Chigago fuarı sırasında fuara gelen turistlere oda kiralamış ve bu insanları bir daha gören olmamıştır. Bu dönemde kaliteli anatomik örneklere ihtiyaç duyan üniversiteler Holmes’ten düzenli olarak iskelet satın aldılar ve hiç soru sormadılar.

En sonunda suç ortaklarından biri olan Ben Ptiezel’in öldürülmesi ile ilgili tutuklandı. Holmes Ptiezel’in cesedini en sevdiği iş olan sigorta dolandırıcılığında kullanmak istedi. Ancak zeki müfettişler tarafından yakalandı. Zamanının en sansasyonel duruşmasından sonra 27 cinayet işlediğini itiraf etti. ‘İblis Holmes’ olarak nam saldı. 7 Mayıs 1896’da PhiledelPhia’da asılarak idam edildi.

Hakkında Kitap:

Depraved, 1994, Herald Schechter

EARL LEONARD NELSON

“Bana haksızlık edenleri affediyorum”

Namı diğer Goril Katil, Amerikan suç kayıtlarında tarihi bir yeri vardır. Yirminci yüzyılın ilk seri katiliydi. 1926 Şubatında, onu ülkenin bir ucundan diğer ucuna ve oradan da Kanada’ya götürecek on sekiz aylık çılgın bir yolculuğa çıkmıştı. Yol boyunca en az 22 kadını öldürmüştür. Bu elli yıl boyunca kırılamayacak feci bir rekordu.
Nelson henüz bir bebekken ailesi frengiden öldüğünden onu annesinin ailesi büyütmüştü. İçine kapanık tuhaf bir çocuktu. Okula tertemiz kıyafetlerle gider ve paramparça elbiseleriyle bir serseri gibi dönerdi. Bisikletiyle gezerken bir troleybüsün çarpması neticesi kafasına ağır bir darbe aldığında hareketleri iyice tuhaflaştı.
Ergenlik döneminin daha başındayken San Francisco’nun Barbary sahilindeki genelevlerin ve barların müdavimi olmuştu. Ufak tefek hırsızlıklar da yapıyordu. 1915 yılında 18 yaşına yeni girdiğinde hırsızlıktan tutuklanıp iki yıl cezaevinde kaldı. Hapisten çıktığında Amerika 1.Dünya Savaşına girmişti. Earl, Donanmaya yazılmıştı ancak yatağına yatıp vahiy kitabının büyük canavarlarından bahsetmekten başka bir şey yapmadığından bir akıl hastanesine yatırıldı ve savaş bitene kadar orada kaldı.
1919 yılı içerisinde 22 yaşındayken salıverilen Nelson 60 yaşında hiç evlenmemiş bir kadınla tanışıp evlendi ve onun hayatını bir cehenneme çevirdi. Karısının kendisini terk etmesinden 2 ay sonra 12 yaşında bir kız çocuğuna saldırdı ve yakalanarak akıl hastanesine yatırıldı. 1925 yılında buradan çıkınca Ölümcül kariyerine başladı.
İşte San Francisco’dan başlayarak Pasifik sahilinden Seatle’a gitti ve daha sonra doğuya yöneldi. Başlangıçta bulvar gazeteleri ona “Karanlık Boğucu” adını taktılar. Daha sonra “Goril Katil” diye anılmaya başladı. Bu lakap görünüşü nedeniyle değil (aslında çok alelade bir görünümü vardı), daha çok suçlarının vahşiliği nedeniyle takılmıştı. Hedeflerini çoğunlukla gazetelere kiralık oda ilanları veren orta yaşlı veya daha yaşlı kadınlardı. Nelson –istediği zaman çok nazik olabilirdi- evlerine gidip odayı görmek istiyordu. Kurbanlarıyla yalnız kalınca Jekyll/Hyde benzeri bir dönüşüme uğruyordu.
Tipik olarak, kadınları gırtlaklarını sıkarak boğuyor, sonra tecavüz ediyor ve ardından da cesetleri tuhaf yerlere saklıyordu. Kurbanlarından biri, tavan arasındaki bir sandığa konulmuştu. Kimileri de bodrumda kazanın arkasına atılmışlardı. Son kurbanını da dua etmek üzere diz çöken kocası yatağın altında bulmuştu.
Bir düzine şehirde polis alarmdayken, Nelson Kanada’ya geçip cesetlerle dolu yolun sonuna geldi. İki kişiyi daha öldürdükten sonra, Manitoba’da yakalandı. Hapisten kaçmayı başararak büyük bir paniğe ve muazzam bir insan avı başlatılmasına neden oldu. On iki saat sonra tekrar yakalanmıştı bu defa kaçamamak üzere. Birkaç ay sonra Nelson darağacına gönderildi. Son sözleri; “Bana haksızlık edenleri affediyorum” Olmuştur.

EDMUND KEMPER "THE COED KİLLER"

“Yalnızca büyükannemi öldürmenin nasıl bir his olduğunu merak ettim”

1963 Ağustos’unda Edmud Kemper 15 yaşındayken, büyükannesinin arkasına geçti ve büyük bir rahatlıkla onu başının arkasından vurdu. Emin olmak için onu birkaç kez de bıçakladıktan sonra sakince büyükbabasının işten dönmesini bekledi ve sonra da onu vurdu. Nedeni? Polise yaptığı açıklama, “Yalnızca büyükannemi öldürmenin nasıl bir his olduğunu merak ettim” Şeklindeydi.
Geriye dönüp bakıldığında, bu öldürücü hislerin patlaması çok şaşırtıcı görünmemektedir. Çocuk yaşlarından itibaren Kemper, annesinin iyimser bir ifadeyle söylediği üzere “Tam anlamıyla tuhaftı.” Çocukken en sevdiği oyunlardan biri, gaz odasında boğuluyormuş rolü oynamaktı. Kız kardeşinin bebeklerinin kollarını ve bacaklarını kesmekten de büyük zevk alırdı.
10 yaşına geldiği zaman, bir kediyi palayla parçalayıp ayırdığı parçaları gardırobuna koyarak hayvanlara işkence yapmaya bayılıyordu. Başka bir kediyi de canlı canlı gömmüş, ardından –cesedi tekrar çıkardıktan sonra –başını kesip onu mağrur bir şekilde yatak odasında sergilemiştir.
Büyükannesini ve büyükbabasını öldürmesinden sonra akli dengesinin yerinde olmadığına karar verilen Kemper, 1963’te maksimum güvenlikli bir akıl hastanesine kapatıldı. Yalnızca 6 yıl sonra salıverildi. Fiziksel olarak çok çarpıcı bir değişikliğe uğramıştı. Artık boyu 2.05, kilosu 150 olan bir insan azmanıydı. Ancak psikolojik olarak, eskisi gibiydi. Nekrofili fantezileriyle dolu, sadist bir psikopat.
Akıl hastanesinden çıktıktan iki yıl sonra Kemper, iki üniversiteli otostopçu kızı arabasına aldı ve onları ıssız bir yere götürüp bıçaklayarak öldürdü. Cesetlerini gizlice eve getirdi ve birkaç saat “ödülleriyle” eğlendi. Fotoğraflarını çekti, parçaladı ve iç organlarıyla seks yaptı. Sonunda vücut parçalarını torbalayıp gömdü ve kesik başları da bir çukura attı.
Dört ay sonra başka bir otostopçu genç kızı kaçırdı, onu boğdu, cesedine tecavüz etti, sonra da daha fazla eğlenip oyunlar oynayabilmek için cesedini eve getirdi. Aynı süreç, hepsi de otostop yapan öğrenciler olan 3 kadın kurbanla daha tekrarlanacaktı. Kemper öldürmekten açıkça zevk alıyor olsa da, onu en çok tatmin eden, kurbanlarını öldürdükten sonra gerçekleştirdiği sapıklıklardı. Bütün kadınların başını kesmiş ve başsız vücutlarıyla seks yapmıştı. Ayrıca vücutları parçalayıp, bazı “hatıralar” almayı seviyordu. En az iki vakada kurbanlarının etini yemişti. Bacak etlerini kesip fırın makarnası içinde pişirmişti.
1973 yılının Ocak ayı itibariyle Santa Cruzlu yetkililer “öğrenci katili” adı verilen bir seri katilin serbest dolaştığını itiraf etmişlerdi, fakat asla yerel polis teşkilatından bir çok arkadaş edinen Kemper’den şüphelenmediler. Birkaç ay sonra paskalya tatili sırasında, Kemper, anne katili oldu; uyuyan annesinin başını çekiçle ezdi ve sonra da kesti. Başsız vücuda tecavüz ettikten sonra çöp öğütücüsüne attı. Polise daha sonra “yıllar boyu bana o kadar çok bağırıp çağırdı ve hakaret etti ki bence bu yaptığım çok doğruydu” demiştir. Bunların ardından annesinin en iyi arkadaşına telefon ederek onu akşam yemeğine davet etti. Kadıncağız geldiğinde, onun kafasını bir tuğlayla ezdi ve cesedi üzerinde alışıldık eylemlerini tekrarladı.
Paskalya yortusunun o Pazar sabahında, Kemper bir arabaya atladı ve doğuya doğru yola çıktı. Colorado’ya gelince, Santa Cruz polis teşkilatındaki arkadaşlarına telefon edip itirafta bulundu. 8 cinayetten hüküm giyen Kemper’a kendisine hangi cezanın verilmesinin uygun olacağı soruldu. Kulağa makul gelen cevabı,”İşkence ile ölüm” olmuştu. Onun yerine, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Hakkında Kitap:
The Co-Ed Killer, 1976, Margaret Chaney

EDWARD GEIN (ED GEİN)

08/27/1906-07/26/1984

“Bana doğru gelen güzel bir kız görünce iki şey düşünürüm.
Bir yanım onunla çıkmak ona gerçekten iyi hoş davranmak gerektiği gibi davranmak ister.
Öteki yanım mızrağın ucuna geçirilmiş kafasının nasıl görüneceğini.”

Bir seri katil, belirli bir süre içinde en az 3 kişiyi öldüren biri olarak tanımlanıyorsa, bu durumda -- tanıma tam bağlı kalacak olursak – Edward Gein bir seri katil değildir; çünkü görünüşe göre yalnızca iki kadını öldürmüştür. Ancak işlediği suçlar o kadar sıra dışı ve tüyler ürperticiydi ki Amerika’yı neredeyse kırk yıldır etkisi altında tutmuştur.

Gein, sürekli olarak kendi cinsiyetinin günah dolu doğasını anlatıp duran, aşırı mutaassıp, hükmedici bir anne tarafından yetiştirilmişti. 1945’te öldüğü zamanı Ed tüm hayatını korkunç bir baskıyla yönlendiren bu kadının hala duygusal olarak esiri olan 39 yaşında bir bekardı. Annesinin odasının pencerelerine tahtalar çakan Gein, orayı sanki mabetmiş gibi muhafız etti. Ancak evin geri kalan bölümler kısa zamanda çılgın bir adamın sapkınlıklarla dolu mezbahasına dönüştü.

Gein, komşular için birkaç ufak iş yaparak geçimini sağlamadığı zamanlardaki yalnız saatlerini dergilerdeki cinsiyet değiştirme ameliyatları, güney denizlerindeki kafa avcıları ve Nazi zulmünü anlatan yazıları okuyarak geçiriyordu. Onun kendi canavarlığı annesinin ölümünden birkaç yıl sonra başladı. Ümitsiz yalnızlığının ve ilerleyen psikozunun onu itmesiyle etrafındaki mezarlıklara giderek, oradan arta yaşlı kadınların cesetlerini çıkarıp uzaktaki çiftlik evine başladı. 1954’te Mary Hogan adında yerel bir bar sahibini vurup kadının 90 kiloluk vücudunu eve taşıyarak ölü sevicilik faaliyetlerini cinayetle tamamladı. 3 yıl sonra, 1957 yılı av mevsiminin başladığı ilk gün köydeki nalbur dükkanının sahibi olan 58 yaşındaki bir kadını öldürdü.

Şüpheler hemen son birkaç gündür dükkanın çevresinde dolanan Gein’in üzerinde yoğunlaştı. Mutfağına girdikleri zaman, polisler kurbanın başı kesilmiş, içi boşaltılmış bedenini aynı bir av hayvanı gibi çatı kirişine baş aşağı asılmış şekilde buldular. Evin içine giren dedektifler kelimelerle anlatılamayacak korkunçlukta eşyalar buldular. İnsan derisi ile kaplanmış sandalyeler, kafataslarından yapılmış çorba kaseleri, kadın cinsel organlarıyla dolu bir ayakkabı kutusu, içi gazete kağıtlarıyla doldurulmuş ve duvara av hayvanlarının başları gibi asılmış insan yüzleri ve bir kadının vücudunun üst kısmından yapılmış, göğüsleri olan bir yelek. Gein daha sonra bu yeleği ve insan derisinden yapılmış giysileri giyerek kendini annesi yerine koyduğunu itiraf etmiştir.

Bu tüyler ürpertici keşif Eisenhower dönemi Amerika’sında şok dalgaları yarattı. Wisconsin de Gein hemen yerel kültürün bir parçası haline geldi. Tutuklanmasından birkaç hafta sonra “Gein fıkraları” diye adlandırılan ölümle ilgili şakalar eyalet çapında moda oldu. Aralık 1957 de hem Life hem de Time dergileri onun “dehşet evi” hakkında makaleler yayınlayınca tüm ülke Gein hakkında her şeyi öğrenmiş oldu.

Bir akıl hastanesinde 10 yıl yatmasının ardından Gein in duruşmaya çıkabileceğine karar verildi. Suçlu bulundu, ancak akli yetersizliğine kanaat getirildiğinden hayatının geri kalanını geçirmek üzere tekrar akıl hastanesine yatırıldı ve 1984’te kanserden öldü.

Evinde bulunan insan parçalarını mezarlıktan çaldığını söylemiştir ve açılan mezarlarda gerçekten de Ed Gein'in evinde bulunan parçaların eksik olduğu fark edilmiştir, abisi Henry Gein'i de öldürdüğü iddia edilir. Teoriye göre annesiyle olan sağlıksız ilişkisi yüzünden endişe duyan Henry, Ed'e annesini kötülemiştir. Annesinin kötülenmesini kabul edemeyen Ed, çiftliklerinin yakınındaki bir yangını söndürmeye çalışırken abisini başına sert bir şeyle vurarak öldürmüştür. Ed'in iddiasına göre yangını söndürmeye çalışırken ayrılmışlar, ama sonra abisinden haber alamamıştır. Abisini aramaya gelen polislerle dolaşırken Ed, doğrudan abisinin olduğu yere gitmiştir. Abisi yanmamıştır, hatta yangından bir kaç metre uzakta, kafasında çürüklerle yatmaktadır. Ama bu elbette kanıtlanamamıştır.
Annesi hakkında bilinenler zaten alkolik ve zayıf olan kocasını ve çocuklarını kolayca etki altına alan, din saplantısı olan bir kadın olduğudur, ailesini finansal olarak destekleyen kadın, onları şehrin günah dolu yaşamından uzaklaştırmak amacıyla bir çiftlik evi almış ve burada çocuklarını diğer insanlardan uzak tutarak büyütmüştür

Ed hapisteyken evi yakılmıştır, arabası açık artırmada 780 dolara satılmış ve fuarlarda halka ücret karşılığı gösterilmiştir.
Kurbanlarının derilerini üzerine giyip ay ışığında dans ettiğinden söz edilir.
Ed Gein için açılmış bir çok Fun Club bulunmaktadır.
Kadınların kendisine ateşli aşk mektupları yazması, sosyolojik araştırmalara neden olmuştur.

HAKKINDA KİTAP:
Deviant, 1989, Herald Schechter
HAKKINDA FİLM:
Ed Gein’in insanın midesini kaldıran suçları, geçtiğimiz 30 yılda çevrilen en korkunç 3 film için esin kaynağı olmuştur. “Sapık”, “The Texas Chainsaw Massacre” ve “Kuzuların Sessizliği”.

Sapık’ın yazarı Robert Bloch, kitabının Gein’in suçlarının romanlaştırılmasından ibaret olmadığında ısrar etmişse de, ölümsüz karakteri Norman Bates açıkça Gein’den esinlenilerek yaratılmıştır (Aslına bakılırsa Bloch’un romanında Norman’ın kendisi, işlediği suçlarla Gein’in işledikleri arasında paralellik işaret eder).

The Texas Chainsaw Massacre’ın yönetmeni Tobe Hooper orta batıda yaşayan akrabalarından Gein hakkında hikayeler dinlemiş ve bunlardan etkilenerek büyümüştür. Ancak yarattığı kanın gövdeyi götürdüğü sinema klasiğinde, Gein’den esinlenilen karakter nazik tavırlı, çift karakterli bir kişi değil, Deri Surat adında kurutulmuş insan derisinden yapılmış bir maske takan hayvani bir yaratıktır.

Thomas Haris, kurbanlarının derilerinden bir elbise dikmeye çalışan bir transseksüel olan hayali seri katili Jame Gumb’ı (namı diğer “Bufalo Bill”) yaratmadan önce FBI’ın Gein hakkındaki dosyalarını araştırmıştır. Jonathan Deme’in Oscar kazanan filminde Gumb’ın, Gein’in evinden esinlenilen evinin tuhaf görünüşü Harold Schechter’in Deviant: The Shocking True Story of the Original “Psycho” adlı kitabına dayanılarak yaratılmıştır.

Sapık, The Texas Chainsaw Massacre ve Kuzuların Sessizliği’nde Gein hikayesinden bağımsız birçok nokta vardır. Gerçek olaylara en yakın film, 1974’te yapılan düşük bütçeli “Deranged” filmidir ve korku filmi meraklıları arasında bir kült olmuştur. Deranged’in bazı video kopyalarının başında Gein’in evindeki insan etinden yapılma korkunç eşyaların bilinen tek görüntü kaydını içeren İyi ve Sessiz Bir Adam isimli Gein hakkında kısa bir belgesel vardır.

Ülkemizde “Kasabada Katliam”ı ve “Teksas Katliyamı” adlarıyla gösterilmiştir.


In the Light of the Moon (2000)

Yönetmen : Chuck Parello
Oyuncu : Steve Railsback, Carrie Snodgress, Carol Mansell, Sally Champlin, Steve Blackwood, Nancy Linehan Charles, Bill Cross, Travis McKenna, Jan Hoag, Brian Evers, Pat Skipper, Craig Zimmerman, Nicholas Stojanovich, Dylan Kasch, Tish Hicks...
Konu: ABD, 50lerin sonu. Wisconsin'in, hareketsiz, küçük bir kasabası. Ed Gein, yaşamındaki tek dostunu, otoriter annesini kaybettiğinde, kasabada da hareketlenme başlar. Annesi tarafından sıkı bir disiplinle arada sırada kemer darbelerine de maruz kalıp "iyi bir Hıristiyan" olarak yetiştirilen Ed'in yaşamı, annesinin ölümünden sonra asla aynı olmayacaktır.

ELİZABETH BATHORY (KANLI KONTES)

1560-1614 yılları arasında yaşamış olan Macar kontesi. Bazıları o'nun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de, işlediği suçlar "kötü" kavramının çok ötesindeydi. Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring -Gould'un "The Book Of Werewolves " adlı kitabına rastladı. Bu çalışmada "Blood Countess" denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu. Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker'ın Kont Drakula'yı yaratmasında esin kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth'in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya'da bir prens olacaktı.

Elizabeth iyi eğitim görmüş, akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla, uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı.

Söylendiğine göre Bathory, çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür.

Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi. İddiaya göre Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan birçok ısırık almıştır. Blood Countess'ın genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayelerde vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir. Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten var olmuş ve şeytanca işler yapmıştır.

Ölü sayısı arttığında Bathory'nin uşakları cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı.

Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu. 1611 yılında yapılan 2 duruşmada Bathory'nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı. Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde, uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından kontes'in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına, ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O'nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Bathory'nin hayaletinin, anavatanı olan Karpatya'da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler.

Bir başka efsanede Kanlı Kontesin yaptığı işkenceler ve cinayetler şöyle anlatılır.
Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. Hatta at ve diğer hayvanların kurban edildiği ayinlere katıldığı düşünülmektedir. 40 yaşına geldiğinde yaslanmaya başladığını düşünüp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşer. Bir gün, genç bir hizmetçi kız, sacını tararken yanlışlıkla biraz çeker ve o da kızın eline sert bir şekilde vurur, kızın elinden akan kan Elizabeth'in elinin üstüne düşer ve oda kızın güzelliğini ve tazeliğini aldığını düşünür. Daha sonra baş uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir tekneye akıttırır ve orada "kan banyosu" yapar. Daha sonra işi iyice abartır ve zaman içerisinde 612 genç kızı kaçırarak bunların ölümüne sebep olur. Kızlar, tepeye asılı bir kafeste işkence görür ve Elizabeth de bu kafeslerden akan kanla duş alır. Çok ses çıkartan bir hizmetçisinin de ağzını diktiği söylenir, ayrıca bakire cesetlerini ormana atarak kurt adam ve vampir söylentilerinin çıkmasına neden olur. Kurbanlarını önce bağlar sonra atardamarlarına delikler açarak kanın dışarı daha kolay boşalmasını sağlar. Kurban için kan kaybından ölmeyi beklemekten başka çare yoktur artik. Kurbanlarından biri kaçmayı basarmış ve Castle Csejthe de dönen olaylar böylelikle gün yüzüne çıkmıştır. En sonunda bu yaptıkları anlaşılır ve 1611 de kazığa bağlanıp diri diri yakılmaya mahkum edilir ancak saraylı olduğu için bu cezayı şatosunda küçük bir odaya kapatmaya ve ölene kadar orada kalma cezasına dönüştürürler. Yalnız yemeğinin verilebilmesi için küçük bir delik bulunan bir oda. 1614 yılında burada ölü olarak bulunur.

HAKKINDA FİLM:
Eternal adlı 2004 yapımı filme ilham kaynağı olmuştur.

HAKKINDA KİTAP:
The Book Of Werewolves-Sabine Baring Gould

FRİTZ HAARMANN HANNOVER VAMPİRİ
1879-1925

Yirminci yüzyılın en kötü şöhretli şehvet katili olan Haarmann 1879 yılında Almanya’nın Hannover kentinde bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. En büyük zevki bir kız çocuğu gibi giyinmek olan asık suratlı, fazla zeki olmayan bir çocuktu. 17 yaşında çocuk tacizcisi olarak tutuklanmasının ardından bir akıl hastanesine yatırıldı. Altı ay sonra buradan kaçıp İsviçre’ye gitti, sonra da Hannover’e geri döndü.
Bir süre boyunca saygın bir hayat sürmeye gayret etti; Puro fabrikasında bir iş buldu ve genç bir kızla nişanlandı. Ama bu göreceli normal dönem uzun sürmedi. Nişanlısını terk ederek orduya katıldı. 1903 yılında tekrar Hannover’e döndüğünde irili ufaklı suçlarla dolu bir hayatın içine atıldı. Yirmili yaşlar boyunca yankesicilikten hırsızlığa uzanan türlü suçlar nedeniyle devamlı hapse girip çıktı. Birinci Dünya Savaşı’nı demir parmaklıklar arkasında geçirdi.
1918’de hapisten çıktı, doğduğu şehre döndü ve bir kaçakçılık çetesine katıldı; çetenin kaçırdığı mallar arasında karaborsa sığır eti de vardı. Bu arada polise muhbirlik de yapmış ve bu ek işi ona yasa dışı faaliyetlerine karşılık bir koruma sağlamıştır. Ancak 1919’da yatakta genç bir erkekle yakalanınca tekrar hapse gönderildi.
Dokuz ay sonra hapisten çıkınca, Haarmann daha önce hiçbir şekilde örneği görülmemiş sapkınlıktaki kariyerine başladı. Hannover’in suç batağı olan eski mahallesinde yaşayan Haarmann, Hans Grans adında eşcinsel bir erkek fahişenin esiri oldu. Bu ikili beraberce savaşın yıktığı şehri dolduran genç erkek göçmenleri avlamaya çıktılar. Her ne kadar Haarmann 27 cinayetle suçlandıysa da, en az 50 cinayetten sorumlu olması muhtemeldir. Kurbanlarını öldürme yöntemi her seferinde aynıydı.
Karnı aç olan genci odasına girdikten sonra, Haarmann onun karnını doyuruyor, daha sonra da üzerine çullanarak (çoğu zaman Grans’ın da yardımıyla) gencin boğazını neredeyse kafası kopuncaya kadar ısırıp çiğniyordu. Genellikle kurbanın vücudu üzerinde debelenirken cinsel bir tatmine ulaşıyordu.
Daha sonra, Haarmann ve Grans cesedi parçalayıp karaborsada et niyetine satıyorlardı. Kurbanların giysilerini de satıyor ve cesetlerin yenilemeyecek parçalarını kanala atıyorlardı.
Kaybolan gençlerin sayısı artınca polisin şüphesi Haarmann’ın üzerinde toplanmaya başladı. Ondan karaborsada “biftek” alan bir kadın, bunun insan eti olduğundan şüphelendi ve eti polise götürdü. 1924 yazında kanalın kıyısında birkaç tane kafatası ve bir çuval kemik bulundu. Haarmann’ın odasını araştıran dedektifler, gençlerin giysilerini buldular. Ev sahibesinin oğlunun giydiği palto-bunu ona Haarmann vermişti- kaybolanlardan birine aitti.
Sonunda Haarmann her şeyi itiraf etti. 1924’te yargılandı, suçlu bulunup idama mahkum edildi. İdamını beklerken “Hannover Vampiri” (Bu ad ona basın tarafından verilmişti.), yazılı bir itirafname hazırladı ve burada yaptığı korkunç şeylerden aldığı zevki hiçbir saklama endişesi duymadan anlattı. Kendi isteği üzerine şehrin Pazar alanında başı bir kılıçla kesildi. Öldükten sonra beyni çıkarıldı ve incelenmek üzere Goettingen Üniversitesine gönderildi. Maalesef bu incelemeden bir sonuç çıkmadı. Yetmiş yıl sonra bile ilim Fritz Haarmann gibi canavarların içindeki şeytanı anlamaya yaklaşmış değildir



HAROLD SHİPMAN

Bütün şüphelerin ötesindeki katil İngiliz Doktor Harold Shipman’ın 27 yıllık meslek hayatında 250 kişiyi öldürdüğü raporla belgelendi. Yakın tarihimizin en ilginç seri katili olarak da değerlendirilen Shipman, İnglitere’nin Manchester bölgesinde doktorluk yapıyordu.

“Bütün şüphelerin ötesindeki katil” olarak da nitelendirilen Dr. Shipman hakkındaki rapor hakim Janet Smith tarafından hazırlandı. Shipman’ın 1971-1998 yılları arasında toplam 250 kişiyi öldürdüğü tahmin ediliyor. Shipman’ın hastalarını yüksek dozda morfinle öldürdüğü belirlendi.

Dünya tarihinde bir tek seri katil Shipman’dan daha fazla insan öldürdü. O da Kolombiyalı Pedro Lopez Monsalve. 1980 yılında yargılanan Monsalve’nin 1970’li yıllarda Kolombiya, Peru ve Ekvator’da 300 kişiyi öldürdüğü belgelenmişti. Monsalve, 60 kız ve erkek çocuğunu tecavüz ettikten sonra öldürmüştü.

Dr. Shipman hakkında şimdiye kadar beş rapor daha hazırlandı. Hakim Smith hazırladığı yeni raporunda Shipman’ın 15 yeni cinayet daha işlediğini belgeledi. Bu cinayetlerin ise İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde 1971-74 yılları arasında henüz genç bir doktorken gerçekleştiği belirlendi.

İntihar etti

Shipman hakkındaki ilk şüpheler ise Pontefract’ta 137 şüpheli ölümün kendisi ile bağlantılandırılması sonucunda başlamıştı. Hakim Smith raporunu kamuoyuna açıklarken yaptığı değerlendirmede, “Benim çıkardığım sonuç Shipman’ın yaklaşık 250 kişiyi öldürdüğü” dedi.

Shipman Pontefract hastanesinden sonraki cinayetleri ise Hyde’de bulunan kabinesinde gerçekleşti. Evli ve dört çocuk babası olan Shipman, 1998 yılında bir cinayet sonucunda tutuklandı. 2000 yılında ise işlediği 15 cinayetten dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Shipman geçtiğimiz yılın ocak ayında 57 yaşındayken hücresinde intihar etti.

1971-1974 yılları arasında işlenen cinayetlerden sadece üçünün Shipman tarafından işlendiğinin belgelendiğini açıklayan Smith, 12 cinayetin daha Shipman tarafından yapıldığına yönelik şüphelerinin bulunduğunu açıkladı. Bu cinayetlerden birisi de 4 yaşındaki bir kız çocuğunun 1972 yılında öldürülmesi.

Smith, Shipman’ın kabinesinde meydana gelen ölüm olaylarının yüzde 15’nin şüpheli olduğunua belirtti. Yapılan hesaplara göre de ise bu rakam 237 ile 238 arasında değişiyor. Pontefract’taki şüpheli ölümler de Shipman’ın listesine eklendiğinde toplam 250 dolayında cinayet oluyor.
Not : öldürdüğü yaşlı kadınların fotoları vardı koyamadım içim el vermedi.
KURBANLAR

Marie West
Irene Turner
Lizzie Adams
Jean Lilley
Ivy Lomas
Muriel Grimshaw
Marie Quinn
Kathleen Grundy
Kathleen Wagstaff
Bianka Pomfret
Norah Nuttall
Pamela Hillier
Maureen Ward
Winifred Mellor
Joan Melia

HENRY LEE LUCAS

“Birini öldürmek, sokağa çıkmak gibi bir şeydir. Eğer bir kurban istiyorsam, sokağa çıkar ve bir tane bulurum.”
“Seks benim zayıf noktalarımdan biridir. Yapabildiğim her şekilde seks yaparım. Eğer bunun için birini zorlamak durumundaysam, yaparım.. Onlara tecavüz ederim; bunu yaptım. Onlarla seks yapmak için hayvanları öldürdüm ve onlarla canlıyken de seks yaptım.”
İstismarcılığı delilik derecesine varan annesinin kendisine yaşattığı dehşet verici şeylerle büyüyen Lucas, sadist sapkınlık kariyerine henüz çocuk yaşlarda başlamıştır. 13 yaşına geldiğinde üvey ağabeyiyle seks yapmaya başlamış, yine ağabeyi onu hayvanlarla seks ve hayvanlara işkence yapma eğlenceleriyle tanıştırmıştır. En sevdikleri şey küçük hayvanların gırtlaklarını kesip sonra da onlara tecavüz etmekti.
Bir yıl sonra ilk cinayetini işlemiş, tecavüz etmesine direnen 17 yaşındaki bir kızı boğmuştu. 1954’te 18 yaşındayken çeşitli hırsızlık suçlarından 6 yıl hapis cezası aldı. 1959 yılında tahliye olduktan sonra bir gün 74 yaşındaki annesiyle tartıştı ve onu bıçaklayarak öldürdü.(Yakalandığında annesinin cesediyle seks yaptığını söyleyecek ve daha sonra bunu inkar edecekti.)
İkinci derece cinayetten 40 yıl hapis cezasına çarptırılan Lucas, bir akıl hastanesine konulmuştur. Tüm itirazlarına rağmen 10 yıl sonra serbest bırakıldı. Daha sonra bu konuda şöyle söyleyecekti.”Beni affettiklerinde onlara dışarı çıkmaya hazır olmadığımı söyledim. Gardiyana, doktora, herkese yeniden öldüreceğimi defalarca söyledim.” On sekiz ay sonra da iki genç kıza tecavüzden tekrar cezaevindeydi.
Lucas eyalet hapishanesinden 1975 yılında çıktı. Acımasız bir psikopat olan Ottis Toole ile tanıştı. Otis, Amerikan suç tarihinde en tüyler ürpertici suç dalgasında onun suç ortağı olacaktı. Bundan sonraki 7 yıl içinde bu ikili tüm Amerika’yı dolaşacak ve bilinmeyen sayıda insanı öldürerek parçalayacaklardı. Lucas gibi sapık olan Toole nekrofili meraklısı ve yamyamdı. Lucas yamyamlığa karşıydı. Çünkü insan etini sert buluyordu. Bu yolculukları sırasında Ottis’in ergenliğe varmamış yeğeni Becky Frieda Powell da onların yanındaydı. Bu kız daha sonra Lucas’ın sevgilisi, nikahsız eşi ve nihayetinde de kurbanı olacaktı.
Lucas 1984’te ruhsatsız silah bulundurmaktan gözaltına alındı. Nezaretteyken gardiyanı yanına çağırdı ve “Kötü şeyler yaptım.” Diye mırıldandı. Bununla birlikte çok sayıda cinayetleri bir bir itiraf etmeye başladı. Bunların bazıları doğrulanırken bazılarının ise yalan olduğu ortaya çıktı.
Bazı dedektiflere göre Lucas 69 kişiyi öldürmüştü, bazılarına göre ise 81 ve ya daha fazlasını.1985’te Lucas 10 cinayetten hüküm giydi. Bu bile idam cezası için gereğinden fazlaydı.

LUCAS VE OTİS’İN SUÇ YOLCULUĞUNUN HİKAYESİ
Henry Lee Lucas insanlık tarihinin görmüş olduğu en ilginç canilerden biridir. Daha küçükken belden aşağısı olmayan babası fahişelik yapan annesinin aşağılamalarına dayanamayarak intihar etti. Kardeşi ile şakalaşırken oyduğu gözü tıbbi müdahale görmeden annesinin işkenceleri ile günlerce kötüye gitti. Ancak günler sonra fenalaşan çocuğun gözünü bir doktor temizledi. Annesi bir seferinde o kadar kötü sopaladı ki çocuk günlerce yarı baygın yattı ancak yine daha sonra doktora götürüldü. Bazen de sadece canı sıkıldığı için kız elbisesi giydirip, saçlarını yapıp öyle okula gönderirdi.
Yıllar sonra bir gün, çok alkollü iken Lucas annesini arkadan bıçaklayıp cesedi ile cinsel ilişkiye girdi. Yirmi yıldan kırk yıla kadar ağır hapis cezası aldı, on yıl sonra tarihin en vahşi seri katillerinden biri olarak serbest kaldı.
Gençlik yıllarında bir akrabası ile ava gidip çeşitli hayvanları öldürüp onlara tecavüz etmeye başlamış oldu. Aynı zamanda üvey kardeşi ile ensest eşcinsel bir ilişkisi vardı. İlk cinayetini ve necrophiliac ilişkisini 14 yaşında yaşamış. Otobüs durağında bekleyen 17 yaşında bir kızı kaçırıp, terk edilmiş bir yerde döve döve öldürdükten sonra tecavüz etmiş. Ancak polis merkezine buna benzer bir kayıp vakası asla bildirilmemiş. Lucas, itiraflarını yalanlamak gibi bir huya sahipti ve sık sık yalan söylemeye çok meyilliydi. Bu nedenle, şimdi bile bir çok itirafının gerçek olduğu ne kanıtlanabiliyor ne de yalan olduğu kesin.
Bir süreliğine hapse giren Henry, serbest kaldığı günün ertesi 12 yaşındaki yeğenine tecavüz ettiği iddia edildi. Dışarıda fazla dayanamayan Lucas’ı yakın zaman sonra yine haneye tecavüzden tutukladılar. Tekrar çıkışından bir süre sonra annesini bıçakladı. Çocukluğunu kabusa çeviren kadın yoğun bakımda elli saat can çekiştikten sonra öldü. 10 yıl sonra hapishanenin kapısından “özgür” olarak ayrıldıktan sonra iki kadın daha öldü. Birisini hapishaneden görülebilsin diye yakında bırakmış, ama bu iddiayla ilgili herhangi bir kanıt bulunamadı. Küçük bir kız çocuğunu kaçırmaya çalışırken yakalanınca 1975’e kadar dört yıl daha hücrenin yolunu tuttu.
En son serbest kalışından sonra seyahat etmeye başladı. Eyalet eyalet dolaşıyordu. Bir ara başından bir evlilik geçti ama karısının iki küçük çocuğunu cinsel sapkınlığına alet ettiğini fark ettiğinde ayrılmak zorunda kaldı. Kız kardeşinin yanına yerleşti, kardeşinin kocasının yanında çalışmaya başladı fakat kardeşinin torununa cinsel taciz yapınca buradaki yaşamı da bir sona erdi. Bir kaç şey almak için kamyoneti ödünç aldığında Maryland’de idi, kamyoneti polisler Jacksonville, Florida’da buldu. Henry Lee Lucas’ın cinayet zinciri burada ilginç bir alaşım halini alacaktı.
Ottis Toole ile bir çorbacıda tanıştı. Ottis Toole, insan etine karşı dayanılmaz bir iştah duyan biseksüel bir caniydi. Annesi, babası, karısı ve zihinsel özürlü iki yeğeniyle aynı evde yaşayan Ottis’in misyonerlikten eve garip adamlar getirmesi ve onlarla eşcinsel ilişki kurması, hatta bu arkadaşlarını karısı ve daha küçük bir kız çocuğu olan özürlü yeğeniyle seks yapmalarını izlemeyi sevmesi her nasılsa artık normal karşılanmaya başlamıştı. Lucas bu eve taşınınca Toole’un karısına yatak odasında yer kalmadı ve komşularla yaşaması için evden kapı dışarı edildi. Özürlü yeğen de iki sevgilinin seks oyuncağı olarak yaşamına devam etti. İki çocuk ile yollara düşen kana susamış bu iki katil, yol boyunca karşılarına çıkan otostopçuları önce öldürdüler. Sonra Lucas cesetlerle kendi ilgilendiği işleri bitirince Toole da akşam yemeği için hazırlık yapıyordu. Yol üzerinde dükkanları ve hatta bankaları soyarak yola devam ettiler. Bir dükkanı soyarken Lucas kasiyeri öldürdü ve oturup Toole’un tecavüz edişini seyretti. Bir seferinde ise yolun kenarında yürüyen bir çiftin yanında durup Toole erkeğe dokuz kez ateş edip öldürdü ve Lucas da döve döve kızı arabaya bindirdi. Yola devam ederken Lucas kıza defalarca tecavüz etti, sonra Toole kenara çekip kızı altı defa vurdu. Bazen ise durmaya bile tenezzül etmeden sadece çarpıp kaçıyorlardı.
İkilinin beraber 65’ten fazla kişinin ölümünden sorumlu olduğu hesaplanıyor. Gerçi Lucas 600’den fazla cinayetin itirafında bulundu ama çoğunun polis kayıtlarında açıklanamayan cinayetlerin kendi üstüne kalmasından hoşnut olmasından kaynaklandığını düşünüyorlar. İtiraflarının arasında üyesi oldukları bir satanist kültten söz ediyor. Bu sanatist topluluğun lideri üye olabilmeleri için bir cinayet işlemelerini şart koşmuş. Bunu yerine getirmek için bir gün sonra, Ottis adamın birini plaja doğru sürüklerken Lucas elinde bir ustura ile plajda oturuyordu. Lucas adamı bir güzel doğradıktan sonra topluluğun üyeleri cesedi bir “Kara Gün” ayininde usulüne göre pişirip yediler. Köle olarak satılmak üzere bebekleri ve küçük çocukları kaçırdılar. Çocuklara uyuşturucu verip yasadışı çocuk pornosu çektiler. Lucas’ın anlattıklarına rağmen böyle bir kültün varlığı ortaya çıkarılamamıştır. Yolda hastalanıp hastaneye kaldırılan Ottis Toole’dan ayrılan Lucas çocuklarla yola devam etti ama o da bir süre sonra tutuklandı ve iki ay hapse mahkum oldu. Çocuklar annelerine iade edildi . Yetiştirme yurduna transfer edilen küçük kız Frieda, (Lucas ona “Becky” diyordu.) bir süre sonra dayanamayıp kaçtı. Tekrar Jacksonville’de bir araya gelen Lucas ve Becky evlendiler. Bu evlilik, Lucas’ın deyimiyle “babacan bir ilişki” ama Becky için işler daha farklı yürüyordu hormonları zaten düzenli işlemeyen Becky bir gece bu isteğinde ısrarlı olmasından dolayı kontrolünü kaybetti, Lucas’a “****!” diye çıkışıp bir yumruk savurdu yüzüne. Anında bir bıçak kaparak hızlı bir şekilde Becky’nin kalbini söktü ve kalbi çıkarılmış vücutla defalarca sevişti. Becky çok sonra açık bir alanda yastık kılıflarına doldurulmuş olarak bulundu.
Satanist topluluğun başı Don Meteric, Lucas ile bağlantıya geçti ve Texas’tan bir avukatı öldürmesini istedi. Lucas bir şekilde adamla samimiyeti kurup içki içmeye davet etti. Avukatı sarhoş etti, iyice kafayı bulduğu bir anda “tam içkiyi yutarken boğazını öyle derin kestim ki dışarı içki taştı.” dedi itiraflarının bir bölümünde. Cesedi daha kolay bulunması için göğüs kafesi dışarıda kalacak şekilde gömdü. Green River cinayetlerini üstlenmeye kalktı fakat bunun gerçek olmasının hiç olasılığı olmadığı kanıtlandı.
Karısının ortadan kayboluşundan iki gün sonra kendisinden şüphelenmeye başlayan ev sahipleri Kate Rich, Lucas’a çıkıştı ve Becky’nin bir kamyoncu ile kaçtığına inanmadığını söyledi. Arabayla bir gezintiye çıkan ikili, ıssız bir yerde durdu. Lucas kadını bir çok kez bıçakladı, göğsüne bir haç işareti kazıdı ve cesede tecavüz etti. Bir çukura attığı cesedi daha sonra gelip parçalara ayırdı ve parçaları sabaha kadar sobada yaktı. Bir süre ortada gözükmedi, şehre geri döndüğünde eskiden tanıdığı Jack Smart’ın yanında çalışmak istedi. Kendisinden şüphelenen Smart’ın polise haber vermesiyle kıskıvrak yakalandı ama delil yetersizliğinden serbest kaldı. Eyalet turlarına tekrar başladı Lucas ve kendine sevişecek yeni cesetler bulmakta sıkıntı çekmedi. Kasabada dükkanı olan Ruben Moore ile temasa geçti ve Moore gelip kendisi ile çalışması için güzel para teklif etti. Lucas dükkana vardığı sırada polis de onu bekliyordu.
Hiç bir zaman suçu kanıtlanamayan Henry Lee Lucas’ı yeterince içeride tutacak kadar suç vardı artık. Onu her seferinde elinden bırakmak zorunda kalan şerif Bill F. Conway, sonunda başarmıştı ama yine de cinayetleri onun işlediği hakkında bir kanıt bulamıyordu.
15 mayıs 1983’te Joe Don Deaver şafak vaktinde son kontrolleri yaparken, en sevdiği zamanın sessizliğini Lucas’ın çığlıkları bozdu: “Burada ışıklar var! Işıklar benimle konuşuyor.” “Ne ışığı, her yer karanlık. Kapat çeneni de biraz uyu, iyice kafayı yedin!” diye çıkıştı gardiyan Deaver. Birazdan yine Lucas’ın sesi geldi : “Gardiyan, çabuk buraya gel!” Sinirle yanına gelen gardiyana “Don, ben çok kötü şeyler yaptım.” dedi ve böylelikle gecenin bir yarısı yataktan Deaver’ın telefonuyla kalkan şerif Conway, belki hayatı boyunca bulamayacağı bilgilere ulaşma şansını yakaladı. Henry’yi motive etmek için en sevdiği şeyler olan kahve ve sigaradan mahrum bırakarak daha çabuk yol kat etti. Yalan testlerinden kolayca geçmeyi başaran Henry bu gecenin sonunda her şeyi anlatmaya karar vermişti. Şerif, karşısında oturan Lucas’a soruları sormaya başlarken elindeki kağıtta:
“O kadar uzun zamandır yardıma ihtiyacım var ki ve kimse bana inanmayacak. Geçen on yıl boyunca hep öldürdüm ve kimse bana inanmayacak. Bunu yapmaya devam edemem, tek sevdiğim kızı da öldürdüm. “ yazıyordu. Şerif mahkuma “Bayan Rich’e ne yaptın?” diye sorduğu sırada sadece tarihin en büyük seri cinayet soruşturmalarından biri başlamıyordu belki de en sıra dışı olanı buydu.
Henry Lee daha sonra bu cinayetleri yeniden Hıristiyan doğduğu için itiraf ettiğini aslında bu cinayetleri işlemediğini ileri sürse de Texas’taki hapishanede idam günü yaklaşıyordu. Ottis’e paranoid şizofreni teşhisi kondu ve cezası idamdan 6 ömür boyu hapis olarak değiştirildi. Daha sonra Florida’da Fox televizyonunun “America’s Most Wanted” programının doğuşuna neden olan 6 yaşındaki Adam Walsh’un kaçırılmasından ve ölümünden sorumlu olduğunu itiraf etti. 15 Elül 1996’da hastanede karaciğer yetmezliğinden öldü. Lucas cinayetle ilgili olarak Toole’un çocuğun cesedini kendisine gösterdiğini ve görüntü karşısında: “kendimi çok kötü hissettim, midem bulandı. Hadi buradan defolup gidelim!” dediğini söyledi. 31 Mart 1998’de bulunduğu sırada üzerindeki tek giyecek olan “turuncu çoraplar” olarak bilinen otostopçu kızın cinayeti davasında idama mahkum edildi. Kız öldürüldüğü sırada başka bir şehirde çalıştığını iddia eden Lucas’ın iddiasını doğrular nitelikte banka kayıtları ve faturaların ortaya çıkması üzerine 27 Haziran 1998’de dönemin Texas valisi George W. Bush tarafından hayatı bağışlandı. “Gerçeğe inandıkları ve doğru olanı bulmak adına gösterdikleri cesaretten ötürü adalete teşekkür borçluyuz.” Sözleri gazetelerde yankılandı. “Ama Henry Lee Lucas şüphesiz ki bir çok ayrı cinayetin suçlusudur ve hayatının geri kalanını hapiste geçirecektir.”
Henry Lee Lucas, hala hapishanede; yaptıkları, yapmadıkları, söyledikleri ve yalanladıklarıyla bilinmezliğini ve akıllara zarar profiliyle Amerikan adalet sisteminde önemini koruyor.

Hakkında Kitap:

Henry Lee Lucas, 1991, Joe Norris

Hakkında Film:

Henry: Portraitof a Serial Killer

HARVEY MURRAY GLATMAN [KATİL FOTOĞRAFÇI]

Muazzam bale fantezisi Kırmızı pabuçlar ile tanınan Britanyalı film yönetmeli Michael Powell, 1960’ta halkı ve eleştirmenleri o kadar öfkelendiren bir film çevirdi ki, kariyeri tam anlamıyla sona erdi. Filmin adı Peeping Tom’du (Röntgenci) ve bıçak gibi kullandığı bir kamera ayağıyla kurbanlarını öldürürken bir yandan da bu sahneleri kaydeden sadist bir röntgenciyi anlatıyordu. Nasıl hasta bir beyin böyle bir öyküyü hayal edebilir diye sormuştu öfkelenen seyirciler. Ancak Peeping Tom gösterime girmeden bir yıl önce, Harvey Murray Glatman adında Amerikalı bir psikopat, filmde anlatılanlara çok benzeyen suçlardan San Quentin’de idam edilmişti.

Ergenlik çağında bile, Glatman sapık cinsel eğilimler gösteriyordu. En sevdiği mastürbasyon yöntemi, kendi kendini boğmaktı, boynuna geçirdiği tavan arasındaki kirişlere asılı bir ipin ucunda sallanırken, büyüyünce bu tuhaf huylarından vazgeçeceğini söylemişti. Ancak olgunlaştıkça, bağlama, sadizm ve boğulma fantezilerini birer saplantı haline getirmişti. 29 yaşındayken de sapık hayallerini gerçekleştirmeye koyuldu. Bir profesyonel fotoğrafçı pozu takınarak, kendilerine bir kariyer edinmeye çalışan bir dizi genç modeli 1950’lerde çok moda olan ucuz dedektif dergilerinin kapaklarına resimlerini bastıracağını söyleyerek kandırdı. Bu kapaklarda genellikle bağlanmış ve çaresiz durumda genç kadınlar olduğundan, modeller Glatman’ın kendilerini bağlayıp ağızlarını tıkamasına ses çıkarmadılar. Ayrıca görünüşünden de korkmamışlardı; Glatman biraz tuhaf ama zararsız bir adama benziyordu.

Kadınları bir kez hakimiyeti altına aldı mı onları soyup fotoğraflarını çekiyor, tabanca tehdidiyle tecavüz ediyor ve içinde bulundukları durumun korkunçluğunu kavradıklarında da yüzlerindeki dehşet dolu ifadeleri tekrar fotoğraflıyordu. En sonunda da onları bir iple boğarak cesetlerini çöle atıyordu.
Glatman bu şekilde toplam 3 genç kadını öldürdü. Dördüncü bir fotoğraf çekimi ayarladı, ama bu seferki kurbanla başa çıkamadı. Glatman arabasında ona silah çekince, kız üzerine atladı, silahını elinden aldı ve polis gelinceye dek namluyu ondan ayırmadı.

Glatman gözaltındayken her şeyi tüm ayrıntılarıyla itiraf etti. 1958 Kasımında üç gün süren bir duruşmadan sonra verilen idam cezasını çok filozofça bir tavırla karşıladı. “Böylesi daha iyi.” Bu yoruma çok az insan karşı çıkardı.

JEFFREY LİONEL DAHMER

(05/21/1960-11/28/1994)
(Milwaukee Canavarı)

"Onları yediğimde içimde tekrar dirileceklerini umut ediyordum"
"Bu yaptıklarımı bir insanın yapabileceğine inanmam çok zor"

21 Mayıs 1960'de doğdu. Babası Kimya Mühendisi, annesi psikolojik problemleri olan isterik bir kadındır. Annesi bütün gün yatakta, babası laboratuarda olduğu için Jeffrey kendi kendine büyümüştür denilebilir. Sık sık taşınırmış Dahmer ailesi, Ohio'ya geldiklerinde 8 yaşındayken yaşlı bir komşuları tarafından tecavüze uğramıştı ve bunun intikamını tüm insanlıktan almaya çalıştı. Aşırı sorunlu ve kendini ifade etme yetersizliğiyle dolu bir ergenlik döneminden sonra sonunda kendini en iyi ifade edebileceği yöntemi keşfetti. Sanıldığının aksine hiçbir davranışında cinsel güdüleri onu yönlendirmedi. Homoseksualiteye karşı olan tepkisini zorla homoseksüel ilişkiye girmek ve öldürmek gibi davranış bozukluklarıyla gösterdi ve bu şekilde kendini ifade etti. O bir homoseksüel değildi.
18 yaşında başladı cinayetlerine. İlk kurbanı bir otostopçu gençtir. Zaten bu ilk cinayette olayı aşmıştır Jeffrey, otostopçu çocuk ilişki teklifini reddedince demirle kafasına vurup öldürmüş, sonra ilişkiye girmiş, ardından mutfak bıçağıyla parçalamış ve bu parçaları asit dolu bir fıçıda eritmiştir. Kemiklerini ise çekiçle ezip bahçeye gömmüştür. Arada bir polisin dikkatini çekmiştir. 1986’da ortalık yerde mastürbasyon yaptığından dolayı bir ceza almıştır.
En acı vakalarından birisi* sudur: 1988’de 13 yasındaki bir çocuğa tacizden iki seneye mahkum oluyor, ama sonra "iyi halden" bırakılıyor. Bundan 3 sene sonra o 13 yaşındaki kurbanın küçük kardeşini buluyor ve evine getirip öldürüyor.

Yakalanana kadar 13 sene geçmişti ve 1978-1991 yılları arasında çoğu zenci çocuklardan oluşan toplam 17 kişiyi öldürdü. Öldürdüğü insan sayısı Henry Lee Lucas ile kıyaslandığında düşük olsa da akil hastalığı ve kurbanları üzerinde uyguladığı tekniklerden ötürü hayat hikayesi diğer seri katillere oranla bir çok filme konu olmuştur. Kurbanları genelde siyah homoseksüel erkeklerdir. Cinsel arzuları üzerinde deney yapmak için Dahmer kurbanlarına lobotomy uygulamış, yani beyinlerinin bir kısmını kesip çıkarmıştır. Aynen Ed Gein gibi Cannibalism Ve Nekrofili hastalığından muzdarip olduğundan kurbanları da bu uygulamalardan nasiplerini almıştır. Bunlardan kimisiyle öldürmeden önce, kimisiyle de sonra ilişkiye girmiştir, kimisinin ise pazılarını ve poposunu yemiştir. Kafasını matkapla deldiği bir diğer grubu ise robota çevirmeye çalışmıştır

Son kurbanının bir şekilde kaçmaya çalışması ile yakalanmıştır. 14 yaşındaki Asyalı kurbanı yari sarhoş ve çırılçıplak şekilde sokağa kaçmayı başarmıştır. Peşinden giden Jeffrey Dahmer, sokakta çocukla ilgilenen insanları onun gay olduğuna ve aralarında tartışma çıktığına inandırmayı başarmış, çocuğu eve geri götürüp öldürmüştür.
Durumdan şüphelenen sokak sakinleri polisi aramış, Pedofili şüphesi ile eve giden polis ağır kokular karşısında arama yapınca foyası ortaya çıkmıştır. Yakalandığında "Bu yaptıklarımı bir insanin yapabileceğine inanmam çok zor" demesi dikkat çekicidir.

Wisconsin'de 28 Kasım 1994'te hapishanenin çamaşırhanesinde bir zenci tarafından arkadan kafasına -tesadüfe bakin ki- indirilen bir demir çubuk darbesiyle öldürülmüştür. Öldüren kişi ifadesinde "Tanrıdan onu öldürmem için emir geldi" demiştir.
Jeffrey Dahmer'i diğer seri katillerden ayıran en önemli özelliği, genel olarak cinayet işleyen kişilerin kurbanlarını öldürmeden önce onlara işkence etmek suretiyle kendilerini tatmin etmeleri ve yeterince doyuma ulaştıktan sonra öldürme eylemine geçmeleridir. Dahmer içinse tam tersi geçerlidir, önce öldürüp ardından eğlenmeye başlar. On iki kişilik bir kurban listesi olmasına rağmen dünyanın en ünlü seri katilleri arasındadır. Kurbanlarını genelde gay barlardan seçen, onları katlettikten sonra ırzlarına geçen, hatıra olarak kafataslarını ya da cinsel organlarını kesip saklamadan önce de hoşuna giden yerlerini yiyen en büyük zevki ise saatlerce balığının gözlerine bakmaktır. Normal bir ailesi, üstün sayılabilecek bir zekası, iyi bir eğitimi ve gözle görülür problemleri olmadığı için yaptıklarına bir sebep bulunamamış ve Dahmer psikologların ilgisini çeken bir vaka olarak kalmıştır.

Hakkında Film:
Secret Life: The Jeffrey Dahmer, 1993, David Bowen tarafından çekilmiştir.
Hakkında Kitap:
The Men Who Could Not Kill Enough, 1972, Anne E. Scwartz
Not: Seri katillerin en canavarı diyebilirim. Öyle resimler vardı ki koymadım.

JOHN A MUHAMMAD VE JOHN LEE MALVO – Sniper

John A Muhammad ve John Lee Malvo adlı iki kişi olduğu düşünülen seri katiller. Bulunan delillerin her ikisi ile de bağlantılı çıkması ve Muhammad’in arabasında bulunan Bushmaster XM-15 A3 M4 (yani M-16’nın sivil modeli, 750 Dolar vererek alabilirsiniz), tutuklanmalarına ve haklarında soruşturma başlatılmasına neden oldu.

Kurbanlarını, 1990 model lacivert Chevrolet Caprice marka otomobilinin bagajından ateş ederek vurmuşlardır. Arka koltuğu yatırıp, bagaja uzanarak, plakanın arkasında açtığı küçük pencereden ateş etmiş bu şekilde hiç kimsenin görmemesini sağlamışlardır.
2-3 Ekim - 5 Kişi Maryland Montgomery County’de Tek Kurşunla Vurularak Öldürüldü.
3 Ekim - Washington’da Bir Erkek Vuruldu.
4 Ekim - Virginia’nın Fredericksburg Kentinde Bir Kadın Vuruldu. Yaralanan Kadın Hayati Tehlikeyi Atlattı.
7 Ekim - `Maryland Prince Georges County’de Okuldan Çıkan Bir Çocuk Vuruldu. Yaralanan Çocuk Henüz Hayati Tehlikeyi Atlatamadı.
9 Ekim - Virginia Manassas’ta Bir Adam Benzinlikte Vurularak Öldürüldü.
11 Ekim - Virginia-Fredericksburg’te Bir Adam Vuruldu.
Başına 350 bin dolar ödül konulmuştur.
Keskin nişancı On kişiyi öldürdükten sonra kendisine 10 milyon dolar ödenmediği takdirde bundan sonra çocukları hedef alacağını duyurdu.
Hakkında Film :
Korkunun 23 Günü

PEDRO LOPEZ MONSALVE
Kolombiyalı Pedro Lopez Monsalve. 1980 yılında yargılanan Monsalve’nin 1970’li yıllarda Kolombiya, Peru ve Ekvator’da 300 kişiyi öldürdüğü belgelenmişti. Monsalve, 60 kız ve erkek çocuğunu tecavüz ettikten sonra öldürmüştü.

JOHN WAYNE GACY Katil Palyaço

(03/17/1942-05/10/1994)

On bir yaşında başına yediği bir darbeden sonra, kendini kaybettiği anlar yaşamaya başlamıştı. Zayıf karakterli biri olarak tanınıyordu. Sürekli yalan söylüyordu. İkinci karısından boşandıktan sonra evine davet ettiği oğlanlara tecavüz edip öldürmeye başladı. Bunların yirmi yedisini evinin altına ve civarına gömmüştü. Kurbanlarının kimiyle öldürmeden önce kimiyle de öldürdükten sonra ilişkiye girmiştir. Sağ bıraktığı kurbanlarından biri onun peşine düştü ve Gacy tutuklandı. Son zamanlarını hapishanedeki hücresinde resim yaparak geçirdi.
Çocukları kendine hedef seçtiğinden Amerika’nın en fazla nefret edilen seri katilidir. Bir hayır derneği adına gönüllü çalışıp çocukları eğlendirmek için palyaço kılığına girdiğinden adi palyaço katil (Pogo The Clown) olarak kalmıştır. Etrafında zengin bir iş adamı ve iyi bir Katolik olarak tanınan Gacy’nin evinin mahzeninde şans eseri yapılan bir araştırma sonucu 7 ceset bulunmuş, sonunda polise cinsel ilişki sırasında ve sonrasında toplam 32 erkek çocuğa tecavüz edip öldürdüğünü itiraf etmiştir. 1978 yılında tutuklanmış, 1980 yılında toplam 33 cinayetten olum cezasına çarptırılmış ve 1994 yılında da iğne ile idamı gerçekleşmiştir. İdamı normalden iki kat uzun sürmüş. Son sözü "Kıçımı öpebilirsiniz”dir.


PETER KÜRTEN THE DUSSELDORF VAMPİRE

Almanya’nın Cologne şehrinde 26 Mayıs 1883’te doğmuştur. Berbat bir aile yapısı içinde büyüdü. 10 kişilik ailesi tek odayı paylaşıyordu ve ayyaş babası bütün çocuklarının gözleri önünde annesine tecavüz etmeyi alışkanlık haline getirmişti. 13 yaşında kızına da tecavüz etmiş ve bu yüzden tutuklanmıştı. Peter de kız kardeşiyle ilişkiye girmişti.
Ancak onu ensestten daha fazla heyecanlandıran, hayvanlarla ilişkiye girmek ve onlara işkence etmekti. Bunu başıboş köpekleri toplayan bir komşusundan öğrenmişti. Komşusu ona hayvanlara eziyet çektirmeyi ve mastürbasyon yapmayı öğretmişti. 13-15 yaşlarında bir çok hayvan çeşidiyle ilişkiye girdi. En büyük zevki de ilişki halindeyken hayvanları bıçaklayarak öldürmekti.

15 yaşına geldiğinde ise o artık azılı bir hırsızdı. Çok geçmeden yakalanıp hapse atıldı.1899 ile 1928 yılları arasında çoğunlukla hapishanedeydi. Ancak dışarıda olduğu zamanlarda ispatlanamasa da en az 3 kişiyi öldürdüğü tahmin ediliyor.
Duesseldorf Canavarı unvanını 1929 yılında hak etti. Daha önce hiç rastlanmamış bir suç dalgası yaratarak Şubat ayından Kasım ayına kadar 29 kişiye saldırdı. Bu durum 5 yaşındaki bir kız çocuğu olan Gertrude Alberman’ın boğulup çılgınca bıçaklanmasıyla sona erdi. Hayranı olduğu Karındeşen Jack’i taklit ederek polise bir mektup yazdı. Mektupta Alberman’ın ve yirmi defa bıçaklanıp sonra anal tecavüz ettiği bir hizmetçinin cesetlerini nerede bulacaklarını söylüyordu.
Bir yıldan uzun süre Duesseldorf’lular korku içinde yaşadılar. Polis onu yakalamak için elinden geleni yaptı. Ancak Kürten’in kurban ve silah seçimi konusunda bir prensibi yoktu. Kimi bulursa ve hangi silahla olursa öldürüyordu.
1930 Mayısında Kürten tecavüz teşebbüsünde bulunduğu bir kadının kaçmasına izin verdi. 72 saat sonra tutuklanmıştı. Öyküsünü en ince ayrıntılarına kadar anlattı. Yetkililer diğer sapıklıklarının yanı sıra Kürten’in bir vampir olduğunu da öğrendiler. Bazı kurbanlarının kanını içmişti. Bir parkta uyuyan bir kuğunun başını kesmiş ve boynundan fışkıran kanı içerken orgazm olmuştu.

9 Cinayetten suçlu bulunarak 1931’de giyotinle idam edildi.
Hakkında Kitap:
The Monster of Duesseldorf, 1932, Margaret Seaton Wagner

RİCHARD RAMİREZ (buda favori)

"Night Stalker"
(GECE AVCISI)

“Sizi ahmaklar beni hasta ediyorsunuz. İntikamım alınacak. Hepimizin içinde bir şeytan yaşar.”

Gece Avcısı olarak tanınmıştır. Karanlık evlere sızarak içeride uyuyanları katlederdi. 1985 yılının bahar ve yaz döneminde 6 aylık bir süre içerisinde Los Angeles şehrinde kimse kendini güvende hissedemedi. Önce evin erkeğini öldürür, sonra da karısına her türlü sapıklığı yapardı. Yaşları 30 ile 83 arasında değişen kurbanları silahla vurulmuş, bıçaklanmış, sopayla dövülmüş ve vahşi bir şekilde katledilmiş olarak bulunuyordu. Bir defasında bir kadının gözlerini çıkarmış ve bunları hatıra olarak yanına almıştı. Bazen Kurbanlarının üzerine Satanist Yazılar kazırdı.

1985 Ağustosunun başı itibariyle, resmi olarak 12’den fazla cinayet işlediği kesinleşmişti. Birkaç hafta sonra bir saldır esnasında adamı başından vurmuş, kadına tecavüz etmiş ve çiftin arabasıyla kaçmıştı. Çalınan arabayı bulan polis, çok temiz bir parmak izi elde etti. Bu izler basit bir hırsız olarak bilinen Richard Ramirez’in izlerine uyuyordu. Şüpheli için tüm ayrıntıları içeren bir bülten hazırlandı ve fotoğrafları yerel basında yayınlandı.

31 Ağustos 1985 tarihinde Ramirez Doğu Los Angeles’te İspanyolların yoğun olduğu bir bölgede bir kadını arabasının içinden kaçırmaya kalktı. Kadının çığlıklarını duyanlar onu tanıdılar ve bir linç süreci başladı. Ancak Polis erken geldi ve onu öfkeli kalabalığın elinden kurtardı.

Mahkemede birkaç küçük çocuğun kaçırılarak tecavüz edilmesi dahil 13 kişiyi öldürmek ve bir dizi suçtan yargılandı. Suçlu bulundu ve idama mahkum edildi. Ceza açıklandığında “Vay be, Ölüm Toprakla Gelir. Disneyland’da görüşürüz.” Demiştir. Mahkemeler sırasında tuhaf davranışlar sergiliyor ve sol ayağına çizdiği beş köşeli yıldızı basın mensuplarına gösteriyor, Satanist söylemlerde bulunuyordu. Periyodik olarak ‘şeytan, şeytan, şeytan..’ sözünü tekrar ediyordu.
20’den fazla kişiyi öldürdüğü sanılıyor ve hücresinde idamı bekliyor.

Hakkında Kitap:

Night Stalker, 1991, Cliffort L. Lindecker


RİCHARD TRENTON CHASE

Vampire Of Sacramento
6 kişinin canını almış bir seri katildir. Önceleri damarlarına tavşan kanı enjekte ediyormuş. Daha sonra bunla yetinemeyip insan avlamaya başlamış. Kurbanlarının kanlarını organ parçalarıyla birlikte içiyormuş. Söylediğine göre bütün bu yaptıkları kanının toz haline gelmesini önlemek içinmiş..
Aynı zamanda kuşları canlı canlı yediği ve kedi köpek kanı içtiği de söylenmektedir.
6 cinayetinden dolayı ömür boyu hapse mahkum edilmiş, ama yüksek dozda hap alarak intihar etmiştir. “Vampire of Sacramento” diye bilinir.


THEODORE ROBERT BUNDY

(1946-1989)

“Biz seri Katiller, oğullarınızız, kocalarınızız, biz her yerdeyiz. Ve yarın çocuklarınızdan daha çoğu ölmüş olacak.”
"Bazen kendimi vampir gibi hissediyorum"

Ruhsuz ama zekiydi, güzel giyinen ve kadınların ilgisini kolayca çeken bir cazibe sahibiydi. Gayrı meşru olarak doğmuştu ve annesi bunu ondan gizledi. Çocukluğu döneminde hayvanlara işkence eder ve kız kardeşini röntgenlerdi. Kendisi 12 yaşındayken 9 yaşındaki kaybolan arkadaşını da öldürmüş olabileceği yıllar sonra gerçek yüzü ortaya çıktığında düşünülmeye başlandı. Tecavüzcü ve seri katil olarak 36 kişiyi öldürdü. Belki de yüzlercesini. Yakalandı. 24 Ocak 1989'da Elektrikli Sandalyede İdam edildi. Hapishane duvarlarının dışında toplanan yüzlerce kişi onun idamını şampanya içerek kutladı.
Ted Bundy’nin hayvani süper egosu ilk olarak Washington Üniversitesinde öğrenciyken ortaya çıkmıştı.1974 yılı içerisinde 7 ayda 7 kadını öldürdü. Bir kadının da metal çubukla önce kafasını parçalamış ve çubuğu rahmine sokarak kalıcı beyin hasarlarına sebep olmuştu.
Buradan ayrılıp Utah Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu. Salt Lake bölgesinde genç kadınlar kaybolmaya başladı. Bunların arasında polis şefinin genç kızı da vardı. Çıplak ve parçalanmış olarak bir kanyonda bulundu.
Bundy arada bir Colorado’ya yolculuklar yapıyordu. Bu sırada Colorado civarında en az 5 kadın kayboldu.
1976’da yakalandı. Ancak iki defa kaçmayı başardı. Birinde Adliye binasında bir pencereye tırmanarak, diğerinde ise hücresinin tavanında bir delik açarak.
Ocak 1978’de Florida’da ortaya çıktı. Artık iyice azıtmıştı. Geceleri genç kadınların yatak odalarına gizlice giriyor ve ona işkencelerle tecavüz ediyordu. Bir kadının göğsünü koparacak kadar ve bir kadını kalçasını derince ısırdığında Diş izlerinin kendisini ele vereceğini düşünmemişti bile. Florida polisi onu çalıntı bir arabada yakalayınca yapılan karşılaştırmada diş izlerinin faili olduğu anlaşıldı.
Cinayet islemeye başladığı 1973 yılından yakalandığı 1978 yılına kadar toplam 28 kişiyi öldürdüğünü itiraf etmiştir. Ancak FBİ dedektiflerine göre bu sayı 30 ile 100 kurban arasında değişmektedir. Yakalanmasına rağmen Bundy iki kez kaçmayı başarmıştır. 1975 yılında yakalandığında adam kaçırmaktan 15 yıl ceza almıştır, 1978 yılında yakalandığında ise olum cezasına çarptırılmıştır.
İyi görünümlü bir hukuk öğrencisi olmasından dolayı birçok filme ve kitaba konu olmuştur. Örneğin Copycat filmindeki seri katil, hayranı olduğu Ted Bundy'nin cinayet sahnelerini tekrarlayarak cinayetler isler. Özellikle ilginç olan, cezaevinde kaldığı yıllarda Bundy'nin birçok kadından evlenme teklifi almış olmasıdır.
Kurbanlarının bedenlerinde bıraktığı diş izlerinden yakalandığı söylenir. Kurnaz seri katilimiz yakalanmadan önce dişlerini kırmaya çalışmışsa da bu bir ise yaramamıştır.
İste Bundy`nin bilinen 28 kurbanı

Lonnie Trumbull 6/23/66
Kathy Devine 11/25/73
Lynda Ann Healy 2/1/74
Donna Manson 3/12/74
Susan Elaine Rancourt 4/17/74
Kathy Parks 5/6/74
Brenda Baker 5/25/74
Brenda Ball 6/1/74
Georgeann Hawkins 6/11/74
Janice Ott 7/14/74
Denise Naslund 7/14/74
Jane Doe 9/2/74
Nancy Wilcox 10/2/74
Melissa Smith 10/18/74
Laura Aimee 10/31/74
Debbie Kent 11/8/74
Caryn Campbell 1/12/75
Julie Cunningham 3/15/75
Denise Oliverson 4/6/75
Melanie Cooley 4/15/75
Lynette Culver 5/6/75
Susan Curtis 6/28/75
Shelley Robertson 7/1/75
Nancy Baird 7/4/75
Debbie Smith 2/?/76
Lisa Levy 1/15/78
Margaret Bowman 1/15/78
Kimberly Ann Leach 2/9/78
Yale mezunu psikopat dahi. Yakalandıktan sonra seri katil profilleri üzerine FBİ'la iş birliği yapmıştır. Şu yorumu ünlüdür:

Seri katillerin yakalanmasının sebebi alışkanlık. Bir işi ilk kez yaptığınızda çok dikkat edersiniz. Her şeyin düzgün olmasını istersiniz. Ama 20. Kez yaparken o kadar da önemsemezsiniz.
Özellikle kurbanlarını güzel ve koyu renk saçlı kadınlar arasından seçmiştir. Kurbanlarını tecavüz ettikten sonra kör bıçakla öldürmüştür.
Her öldürdüğü bayana tecavüz etmesiyle bilinen Bundy, tecavüz eylemini öldürdükten sonra gerçekleştirmeyi uygun gören bir ölü sevici niteliğindedir. Yaşayan bayanlarla ilişki kurup öldürmek maiyetinde bir eylemi olmamış, özellikle ölü sevici özelliğini uygulayabilmek amacıyla öldürmüştür, diyebilinir.
Bütün kurbanlarının ilk kız arkadaşına benzediği de söylenir.
Bazı cesetleri evde pişirdiği, korkunç kokular yayılmasına rağmen komsularının polislere eğitimli yakışıklı çok efendi çocuk diye ifade verecek kadar güvenmeleri nedeniyle yakalanmadığı, ilk yakalanışında saldırdığı kızlardan birinin nasılsa aşık olduğu için polise bunu söylemeyip bile bile serbest kalmasını sağladığı söylenir.
Hakkında Film:
Copycat
Hakkında Kitap:
The Stranger Beside Me, 1988, Ann Rule

ZODİAC KİLLER

‘İnsanları öldürmeyi seviyorum, çünkü çok eğlenceli’
'İnsanları avlamak, bütün sporlardan daha çok heyecanlandırıyor’
O geceleri dolaşan silahlı bir katildi. Kurbanlarını rasgele seçiyordu.
İlk cinayetini 1968 yılında isleyen, en son 1978 yılında kendisinden haber alındıktan sonra ortadan kaybolan ve bugüne kadar asla yakalanamayan, kriminoloji tarihinin ikinci bir Karındeşen Jack vakası olarak adlandırılan ünlü seri katil.
İlk cinayetini California'da isledikten sonra polise mektup göndererek "Bu son olmayacak" diye yazmış, daha sonra bunu alışkanlık haline getirerek her cinayet sonrası polislere şifreli mesajlar gönderip Zodiac işareti ile imzaladığından kayıtlarda adi The Zodiac Killer olarak kalmıştır.
San Francisco’da 1968 Aralık ile 1969 Ekim arasında 5 insanı öldürdü ve 2 insanı yaraladı.
Zodyak olarak tanınan Katilin ilk cinayeti, 20 Aralık 1968’de California’da arabasını içinde oturan çifti öldürmesidir.
5 Temmuz 1969’da Zodyak yeniden vurdu. Yine arabasında oturan bir çifti hedef aldı. Kadın öldü, adam ise yaralı kurtulmayı başardı.
San Francisco gazetelerine Zodiac işaretli mektuplar gönderildi. Mektuplarda bir şifre vardı. Çözümü ise:
‘Cennette yeniden doğacağım ve bütün öldürdüklerim benim kölelerim olacak. Size ismimi vermeyeceğim. Çünkü sonraki hayatım için köle toplamamı yavaşlatmaya veya durdurmaya çalışacaksınız.’
Katilin, 27 Eylül 1969 Berryesa gölünde yeniden ortaya çıktı. Burada piknik yapan çifte saldırdı. Telefonla cesetlerin yerini polise bildirdi.
Son kurbanı, 11 Ekim 1969’da San Francisco’da vurularak öldürülen taksi sürücüsüydü. Sürücünün kanlı gömleğinden kesilmiş parçalar ve bir mektup, daha sonra San Francisco Chronicle gazetesine yollanacaktı. Mektupta ’Bir sabah bir okul otobüsünü ortadan kaldıracağım’ yazısı vardı. Neyse ki böyle bir olay olmadı.
Cinayetleri sırasında, göz kısımları delik, üzerine beyaz renkle zodiak işareti yapılmış siyah bir kukuleta kullandığı için adı Zodiak Killer olarak anılır.
Bundan sonra ortadan kaybolan katil, hiçbir zaman yakalanamadı. Cinayetlerine halen devam ettiği söylentileri halk arasında sürmektedir.
Kriminoloji açısından örnek teşkil eden Cheri Jo Bates cinayetinin de dahil olduğu yüzlerce suçun faili olarak aranmaktadır. Her cinayetinden sonra kah bölgenin Emniyet Müdürüne kah Belediye Başkanına gönderdiği şiirleri polis ve avukat yetiştiren müesseselerde ders konusu olarak islenir.
Hakkında Kitap:
Zodiac -Robert Graysmith
Hakkında Film:
1971 yılında çekilen Dirty Harry filmine de esin kaynaklığı etmiştir. Dedektif rolündeki Clint Eastwood'a mesajlar gönderen seri katilin filmdeki adi Scorpio'dur. Seri katil Amerika'da neredeyse Ed Gein kadar popüler ve internette adına açılmış birçok fan sitesi bulunmaktadır.

Önümüzdeki yıl(2006) gösterime girecek olan yeni film;
Zodiac -Yönetmen-David Fincher, Kitap-Robert Graysmith, Senaryo-James Vanderbilt

KARINDEŞEN JACK JACK THE RİPPER

"Tarihe bakıldığında 20.yüzyılı benim başlattığım görülecektir"

Dehşet, 31 Ağustos 1888 de sabahın erken saatlerinde başladı. Kabaca sabah 3:45 sularında Londra’nın East End bölgesindeki, ıssız ve loş bir sokakta yürüyen hamal George Cross, muşambaya sarılı bir şeye çarptı. Yakından bakınca, bu yığının parçalanmış bir kadın vücudu olduğunu anladı. Kadının daha sonra 42 yaşındaki Mary Ann Nicholls adında bir hayat kadını olduğu ortaya çıktı. Gırtlağı kesilip karnı açılmıştı ve cinsel organında bıçak yaraları vardı.

O zaman kimse farkına varmasa da, Mary Anne Nicholls ün bu korkunç ölümü suç tarihinde tüyler ürpertici bir dönüm noktası teşkil edecekti. Bu cinayet, yalnızca önce Londra ya sonra da tüm dünyaya etkisi şok dalgaları şeklinde yayılacak bir cinayetler zincirinin ilk halkası değildi. Aynı zamanda çok daha önemli bir şeye işaret etmekteydi: seri seks cinayetlerinin modern döneminin başladığına.

Nicholls cinayetinden bir hafta sonra, ilk cinayet mahallinden 800 metre uzaklıkta, pansiyon olarak kullanılan bir binanın arkasında,kötü beslenme ve veremden muzdarip 47 yaşında bir hayat kadını olan Annie Chapman ın parçalanmış cesedi bulundu. Chapman ın kafası neredeyse vücudundan kopmuştu, katil tüm buyun adalelerini kesmişti ve neredeyse omuriliğini de koparmıştı. Ayrıca iç organları da karnından dışarı çıkarılmıştı.

Katilin gerek kimliği asla bilinemeyecekti. Ancak birkaç hafta sonra Metropoliten Polisi kışkırtıcı bir mektup aldı. Mektup suçlu olduğunu söyleyen şahıs tarafından yazılmış ve takma isimle imzalanmıştı. Bu isin halk tarafından benimsendi. Bu andan itibaren çılgın Whitechapel Kasabı, bu korkunç isimle aranacaktı: Karındeşen Jack.

Polisin Karındeşen in mektubunu almasından iki gün sonra katil, Elizabeth Stride adında İsveçli bir hayat kadının boğazını kesti. Kurban üzerinde diğer korkunç şeyleri yapamadan, yaklaşan bir arabanın sesiyle işini yarım bırakmak zorunda kaldı. Oradan hızla kaçan Karındeşen, Cathrine Eddowes adında, kaldırımda sarhoş bulunduğu için karakola götürülerek ayılana kadar orada tutulan ve henüz salıverilmiş olan 43 yaşındaki bir hayat kadınına rastladı. Onu ıssız bir meydana götürdü ve orada boğazını kesti. Ardından şeytani bir öfkeye kapılarak kadının yüzünü tamamen parçaladı, vücudunu kuyruk sokumundan göğüs kafesine kadar kesti, bağırsaklarını dışarı çıkarttı ve sol böbreğini alarak uzaklaştı.

Karındeşen tarafından gerçekleştirilen son suç aynı zamanda en korkuncuydu. 9 kasım gecesi, 3 aylık hamile olan 25 yaşındaki İrlandalı bir hayat kadınıyla onun odasına gitti. Gecenin ortalarına doğru onu yatakta öldürdü, birkaç saat boyunca keyifle cesedi parçaladı iç organlarını dışarı çıkarttı, burnunu ve göğüslerini kesti, bacaklarının etlerini sıyırdı.

Bu olaydan sonra, Whitechapel cinayetleri birden bire durdu. Karındeşen sonsuza kadar ortadan yok oldu, tarihten çıkıp efsaneler alemine karıştı.

O günden beri konu üzerine kafa yoranlar bir kasaptan İngiliz tacının veliahdına kadar bir dolu şüpheli öne sürmüşlerdir. Bu iddiaların çoğu eğlenceli okuma malzemeleri teşkil eder, ancak Karındeşen in gerçek kimliği yüz yıldır değişmedi: O, merak uyandıran, muhtemelen hiç çözülemeyecek bir sırdır.

”Boğaz bir bıçakla kesilmiş, kafa vücuttan neredeyse ayrılmıştı. Karın kısmen parçalanarak açılmış ve her iki göğüs de kesilmiş. Burun kesilmiş, alnındaki deri yüzülmüş ve uyluklardan ayaklara kadar etler kemikten sıyrılmış. Bağırsaklar ve vücudun diğer parçaları yoktu, ancak karaciğer vs. bu zavallı kurbanın ayakları arasına yerleştirilişti. Bacaklardan çıkarılan etleri göğüsler ve burun katil tarafından masanın üstüne konmuş ve kadının ellerinden biri midesinin içine sokulmuş.”

Karındeşen Jack in son kurbanı Mary Kelly’nin nasıl bulunduğunu anlatan 1888 tarihli bir gazeteden.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-05-06, 09:30   #2
Kızıl_<★ni

Varsayılan Cvp: Ünlü seri katiller


Saol dostum paylaşımın için.Adamlar havada karada öldürüyo
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-05-06, 12:21   #3
alamanemo

Varsayılan Cvp: Ünlü seri katiller


bende bi kitap var "A'dan Z'ye seri katiller ansiklopedisi" diye baya aydınlatıcı bi kitap okumanızı tavsiye ederim yukarda yazanların hepsi var sanırım
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-05-06, 13:01   #4
tekkalan

Varsayılan Cvp: Ünlü seri katiller


Çok uzun be kardeşim
paylaşımın için saol...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-05-06, 13:30   #5
sinansahin517

Varsayılan Cvp: Ünlü seri katiller

TEŞEKKÜRLER PAYLAŞIMIN İÇİN.
------------PAYLAŞIMLARI YORUM VE REPLERİNİZLE DESTEKLEYİN-----------
PAYLAŞIMLARIM-3:
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

>>>>>>>>>>>>>>>[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]<<<<<<<<<<<<<<
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat