Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 30-12-06, 01:03   #1
PLaYErTuRk

Varsayılan NÜkleer Sİlahlar


Nükleer silahları askeri açıdan çok çekici kılan, bu silahların birim ağırlıkları başına, patlaması sırasında ortaya çıkarttıkları enerjidir. Bir bombanın patlaması sonucunda ortaya çıkan enerji, çok kısa bir süre içinde, yakın çevresindeki ortamı ısıtarak bir şok dalgası yaratır. Bu şok dalgası, çevreye, dolayısıyla da hedefe zarar verir. Bir bombanın tahrip gücü, patlama sonucu çevreye eşit derecede zarar verecek kimyasal bir patlayıcı olan trinitro-tolüen' in (TNT) ağırlığı cinsinden verilir. Kimyasal patlayıcıların çevreye zarar ile nükleer bir patlayıcının vereceği zarar arasında binler veya milyon mertebesinde bir fark vardır. Örneğin, Amerikan Minuteman-III Kıtalar Arası Balistik Füzesi içinde bulunan, her biri 170 kt gücünde, ağırlığı yaklaşık 400 kg' dan az olan W62 nükleer başlıkları,patlama sonucu 170,000 ton TNT' e eşdeğer bir enerji açığa çıkarırlar. Diğer yandan, dünyadaki en güçlü nükleer bombalar, Çinlilerin CSS-4 sistemleri olup; güçleri 5-10 Mt (5-10 Milyon ton TNT' ye eşdeğer) dolayında, ağırlıkları ise 5 tondan azdır.

Nükleer silahları, güç-ağırlık oranları çekici yapmaktadır. Askeri dilde taşıma platformları olarak anılan, uçak veya füze teknolojisine sahip uluslar için nükleer patlayıcılar, çok uzaklardaki hedefleri vurabilme olanağı vermeleri açısından büyük önem taşımaktadırlar.

Nükleer silahların caydırıcı rolünün bir göstergesi,yarım yüzyıla yakın bir süredir bozulmayan Dünya barışıdır. Nükleer silahlara sahip bir ülke, benzer bir saldırının kendisine de yapılacağı kabusu ile yaşamak zorundadır. Bu nedenle nükleer silah sistemleri, "sac ayağı" olarak tanımlanan, bir üçlü sistemden oluşur. İlk sistem, düşmanın Kıtalar Arası Balistik Füze (KABF) silolarını hedef alan KABF sistemidir. Bu sistem, planlanmış bir saldırıda ya da saldırı karşısında savunma amacı ile kullanılabilmektedir. ABD ve eski SSCB, karşılıklı olarak ilk saldırıda bulunmama garantisi vermiş ve KABF sistemleri salt kendilerine yapılacak bir saldırı karşısında kullanma kararını benimsemişlerdir. Bir nükleer savaşın ilk yirmi dakikasında, KABF' lerin çoğunluğunun imha edilmesi ve bunların çevreye çok büyük zararlar vermesi olasılığına karşılık,daha çok intikam alma amacına yönelik olan Denizaltından Atılan Balistik Füzeler (DABF) sistemi geliştirilmiştir. Bu füzelerde, KABF başlıklarına oranla daha güçlü olan çok sayıda nükleer patlayıcı vardır ve füze siloları yerine kentleri hedef alırlar. Kısacası nükleer güçler,karşı tarafın sivil halkını rehin almaktadırlar. Üçüncü sistem ise, KABF ve DABF sistemlerinin arasında devreye girebilen, insan kumandası ile çalışan ve gerektiğinde geri çağrılabilir nükleer silahlar taşıyabilen bombardıman uçaklarıdır.

Nükleer Bomba Nedir ?

Nükleer bombaların çalışma ilkesi,iki ayrı tür çekirdek tepkimesine dayanır. Ağır çekirdeklerin parçalanması, yani fisyon olayı ile enerji üreten nükleer bombalara, yanlış bir terim olmasına karşın, Atom Bombası denilmektedir. Diğer bir bomba tipi ise, açığa çıkardığı enerjinin çoğunluğu hafif çekirdeklerin kaynaşmasına; yani füzyon tepkimesine dayanan, termonükleer bomba ya da Hidrojen Bombasıdır. Henüz geliştirilme aşamasındaki çok yeni tasarımlar dışında, termonükleer bombaların ateşlenmesinde fisyon tepkimesinden yararlanılır. Diğer bir deyişle hidrojen bombasının tetik mekanizması bir atom bombasıdır. Dolayısıyla nükleer silahların yapılabilirliğini incelemede, atom bombası yapımı için gerekli malzeme ve teknolojinin neler olduğunun belirlenmesi yeterlidir. Fisil, yani bölünebilir madde adını verdiğimiz uranyum izotoplarından U-233 ve U-235 ile insan yapısı olan plütonyum izotopu Pu-239, nükleer silahların ham maddeleridir. Uygun miktar ve geometride bir araya getirilen bu malzemelerde fisyon tepkimesi, bir nötron kaynağı yardımı ile başlatılır. Kaynaktan çıkan bir nötron, fisil madde ile fisyon tepkimesine girerek, fisil maddenin çekirdeğinin parçalanmasına yol açar. Bu tepkime sonunda, yüksek kinetik enerjiye sahip (fisil maddenin çekirdeğine göre) iki hafif çekirdekten başka, iki veya üç tane de nötron ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu nötronlardan bazıları, sistemdeki diğer fisil çekirdeklerle fisyon tepkimesine girmeksizin sistemi terk ederler. Sistemden kaçan nötronların fisyon tepkimesine girenlere oranı, sistemin fiziksel büyüklüğü ile ters orantılıdır. Fisyon tepkimesinden çıkan nötronlardan bir kısmı ise, fisil maddede veya sistemdeki diğer maddelerde fisyon yapmayacak tepkimelerle yutulurlar. Sızma ve yutulma kayıplarından arta kalan nötronlar yeniden fisyon tepkimesi yaratırlar. Eğer sistemde yeterli fisil madde varsa ve seçilen geometri uygunsa, art arda gelişen (zincirleme) fisyon tepkimeleri sonucu, sistemdeki nötron sayısı zamanla artar. Hızla oluşan bu zincir tepkimeler sonucu, çok büyük bir ısı açığa çıkar. Sıcaklığı artan sistem genleşme eğilimi gösterir ve sistemden sızan nötronların oranı artar; bunun sonucu olarak da zincirleme tepkimeler sona ere. Dolayısı ile, nükleer bomba tasarımında en önemli konu, malzeme ve geometri seçiminin, zincirleme tepkimeyi mümkün olduğunca uzun süre devam ettirecek şekilde yapılmasıdır.

Nükleer sistemler tasarlanırken, nötron sızıntısının en aza indirilebilmesi amacıyla genelde küresel geometri yeğlenir. Küre, bütün geometrik cisimler içinde,hacim başına en az yüzeye sahip olanıdır. Tümüyle fisil maddeden oluşan bir kürenin çapı büyüdükçe,sızan nötronların oranı azalmaktadır. Kullanılan fisil malzemeye bağlı olarak değişen, belli çaptaki bir kürede her bir fisyon olayından doğan nötronlardan en az biri, yeni bir fisyon tepkimesine yol açarak, zincirleme tepkimelerin oluşmasını sağlar. Böyle bir sisteme kritik kütle adı verilir. Kürenin çapı,kritik çaptan büyük ise, her bir fisyon olayı, birden fazla fisyon tepkimesine yol açar. Bu durumda zincirleme tepkimeler artarak devam eder. Bu tip sistemlere kritik-üstü adı verilir. Kürenin çapı kritik değerinin altındaysa, zincirleme tepkimeler oluşmaz ve böyle sistemler kritik-altı sistemler adı ile anılır.

Nükleer bir bombanın yapımı sırasında kritik kütle oluşturacak kadar fisil maddeyi bir küre halinde bir araya getirmeye çalışmak, patlamaya yol açar. Bu nedenle, nükleer silahların içine konan fisil madde, normal koşullardaki yoğunluğunda zincirleme tepkimeye izin vermeyecek kadar küçük bir metal küre halindedir. Bu metal küre, bombanın patlaması için, kimyasal patlayıcılar yardımı ile sıkıştırılarak, çok daha yoğun; ancak daha küçük bir küre haline getirilir. Kürenin yoğunluğunun artması ile nötron sızıntısı azalır ve çok hızlı gelişen zincirleme tepkimeler,nükleer patlamaya neden olur.

Bir nükleer bombanın yapımı için, yalnızca fisil malzemeye sahip olmak yeterli değildir. Fisil maddeden yapılmış kürenin sıkıştırılabilmesi için, kimyasal patlayıcıları senkronize olarak ateşleyecek düzeneklerin yapımı, bu alanda ileri bir teknolojiye sahip olmayı gerektirmektedir.

Fisil Madde

Nükleer bombalarda kullanılabilecek fisil maddelerden günümüzde en çok tercih edileni, plütonyumdur. Nükleer silahlara sahip olan bütün ülkelerin bombaları plütonyumdan yapılmıştır. Plütonyumun (daha doğru kullanımı ile Pu239'un) fisyon başına ürettiği nötron sayısı, diğer fisil maddelere oranla daha fazladır. Bu da, daha az malzeme ile kritik kütle elde edilebilmesine olanak verir. Pu239, yarı ömrü 24 000 yıl olan kararsız bir çekirdek olması nedeni ile, doğada bulunmaz. Doğal uranyumun %99.3'ünü oluşturan ve fisil olmayan bir izotop olan U238' in nükleer reaktörlerde nötronlarla ışınlaması ile elde edilir. Pu239 üretebilmek için bir nükleer reaktör ve bir kimyasal ayrıştırma tesisi gerekirken;
U235, ancak çok pahalı olan izotop zenginleştirme yöntemlerinin kullanılması ile elde edilebilir. Nükleer bomba hammaddesi olarak kullanılabilen diğer fisil madde U233, doğada bulunmadığından, yine Pu239' a benzer yöntemlerle üretilebilmektedir. U233 üretimi için, toryumun doğada bulunan tek izotopu olan Th232, bir nükleer reaktörde nötronlarla ışınlanır. Daha sonra kimyasal ayrıştırma gerektiren bu işlem, ortaya çıkan yan ürünlerin daha fazla radyoaktif olmasından dolayı Pu239 üretiminden daha zordur. Bu nedenle pek kullanım alanı bulamayan bu izotop, nükleer silah sahibi devletler için cazip bir alternatif değildir. Fisil uranyum izotopları,yalnızca nükleer silah teknolojisine gizlice girme amacı taşıyan az gelişmiş ülkelerin ilgi duyabileceği maddeler olabilir.

Gizli tehdit: biyolojik silahlar

Dünya çapında en tehlikeli silahlar artık sinsice insan vücuduna bulaştırılan biyolojik ve kimyasal silahlar. Solunum ve ten teması sonucu bulaşan bu silahlar hemen hemen tüm ülkelerde üretiliyor.

Bugün sayısız silah türleri üretilmiş. Metal parçalardan oluşan silahlardan çok biyoloji, kimya gibi alanlarda üretiliyor bu silahlar. Demokrasiyi ve insan haklarını gündeminden düşürmeyen ülkelerin çoğu ise laboratuarlarında yapıkları gizli deneylerle bu tür silahlara sahip olmaya çalışıyor. Zaman zaman da binlerce kişinin ölümüne yol açan denemelerle gündeme geliyor bu ülkelerin gizlice yürüttüğü faaliyetler.

Peki bu ölüm korkusu yayan gizli silahların özellikleri ve insanlar üzerindeki etkileri nelerdir? National Geographic Deutschland'un Kasım sayısında çarpıcı bir araştırma yayınlandı. Aylık derginin araştırmasına göre bu tehlikeli silahların çeşitleri Biyolojik, Kimyasal, Nükleer diye üç ayrı bölüme ayrıştırılabilir.

Biyolojik Silahlar

Uzun bir süre önce Şarbon kelimesi yaygın bir korkuya yol açmıştı. Şarbonlu mektupların evlere gönderildiği ve kısa sürede insanları öldürdüğü haberleri şok etkisi yaratmıştı. Mikroplara karşı önlem amacıyla özel kıyafetler giyen görevliler birçok yerde posta kutularını açtı ve kontrol etti. Bazı yerlerde de Şarbon bakterisinin izine rastlayabildiler.

Şarbon aslında biyolojik silahlar konusunda gündeme gelen en son madde. Şarbon dışında çok sayıda tehlikeli bakteri ve virüs bulunuyor. Bunlardan bazıları; Veba (bakteri), Tularemi (bakteri), Q fever (rickettsia cinsi bakteri), Çiçek (virüs), Botulinum (toksin), Risin

Kimyasal Silahlar

Kimyasal Silahlar arasında sinir gazları ve sıvı materyal bulunuyor. Bunlar arasında Tabun, sinire yönelen Sarin, VX, derinin su toplamasına yol açan Hardal, kanı zehirleyen Hidrojen ve insanı kısa süre içinde boğan Fosgen de yer alıyor. Bu maddeler ise ağırlıkta solunum ve deri teması yoluyla insana bulaşıyor.






Nükleer Silahlar
Nükleer Silahlar bugün ağırlıkta bomba olarak üretiliyor. Hedefe vurduktan sonra şiddetli bir patlama ile gelen yıkım ve keskin sıcaklıkla başlıyor ilk aktivitesi.
Bir diğer nükleer silah ise, "Kirli bomba" denilen bir Radyolojik dağılma aygıtı.

Nükleer Bomba yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum (her iki element de ancak nükleer silah programları çerçevesinde elde edilebiliyor) üretiliyor. Etkileri, şiddetli patlama sonucu yıkım (şok dalgası) şiddetli sıcak, elektromanyetik dalga etkileri, patlama bölgesi yakınında şiddetli radyasyon; travma nedenli ölüm veya doğrudan iyonlaştırıcı radyasyon ve serpinti nedeniyle gözle görülür radyasyon hastalığı olarak açıklanıyor.

"Kirli bomba"nın (Radyolojik dağılma aygıtı) etkileri ise şöyle; Radyasyon nedenli ölümlere yol açma olasılığı düşük, ancak psikolojik travmalara ve yüksek enkaz kaldırma, temizlik maliyetleri de dahil olmak üzere olumsuz ekonomik etkilere yol açıyor. Patlamayla etrafa saçılan nesneler tehlikeli. Uzun vadede yükselen kanser riski. Radyasyon hastalığı olasılığı düşük. Yaralanmanın şiddeti patlamaya, basınca olan yakınlığa, maruz kalınan süreye ve radyoaktif malzemenin türüne bağlı. Diri diri öldürüyor

Sözkonusu bu silahların yıllarca hatta on yılları alan bir etki süresi sözkonusu. İnsan vücudunun içine aldığı bu tehlikeli maddeler nesilden nesile etkilemeye devam ediyor. Sakat doğan çocuklar (hem fiziki hem de zihinsel özürlü), hatta ölü doğmuş bebekler bunun en sık karşılaşılan yansıması. Kanser, verem gibi birçok hastalık ise bütün tedavi yöntemlerine rağmen madde ile teması gerçekleşen hastadan uzak duramıyor ve tekrar tekrar ölüm tehlikesi ile karşı karşıya geliniyor. Çünkü vücut bir kere zehirlenmiş.

Hiroşima, Halepçe gibi çok sayıda nükleer bomba saldırısının izi bugün hala sürüyor. Sadece Halepçe'de 5 bin Kürt bombada yaşamını yitirmişti. Hiroşima'da ise yüzbinler. Bu tür bombalar savaşlarda bugüne kadar onlarca kente fırlatıldı.

Lanetin kronolojisi

National Geographic Deutschland kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlar hakkındaki gelişmeleri veriyor. Buna göre;
* 1899- 24 ülke, zehirli gazları ya da başka zehirleri silah olarak kullanmayacakları sözü vererek, Lahey Konvansiyonu'nu imzaladı.
* 1914-1918- Kimyasal silahlar 1. Dünya Savaşı'nda kullanıldı. Almanya klor gazıyla saldırdı, İttifak Devletleri karşılık verdi. Savaş sonunda gazlar 1,3 milyon yaralı, 100 bin ölü bırakmıştı.
* 1925- Cenevre Protokolü, kimyasal ve biyolojik silahların savaşlarda kullanılmasını yasakladı.
* 1936- Alman bilim adamları 1. Dünya Savaşı'ndaki maddelerden çok daha ölümcül olan "tabun"u buldu.
* 1932-1945- Japonya'da, Çin'de biyolojik silahlarla, ağırlıkla vebayla, 260 bin kişi öldürüldü.
* 1942- Manhattan Projesi başladı. Amacı: İlk nükleer silah.
* 1945- ABD Hiroşima ve Nagazaki'ye ilk atom bombalarını attı, 120 binden fazla insan öldü.
* 1949- SSCB ilk nükleer silah denemesini yaptı.
* 1950'ler-1960'lar- ABD, silahlarda kullanılabilecek onlarca virütik ve bakteriyel madde saptadı. Testler hayvanlar ve insanlar üzerinde yapıldı.
* 1952- Britanya ilk nükleer silah denemesini yaptı.
* 1960- Fransa ilk nükleer silah denemesini yaptı.
* 1962- Küba krizi, dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirdi.
* 1963- ABD, Britanya ve SSCB yerüstü denemelerini bitiren antlaşmayı imzaladı.
* 1964- Çin ilk nükleer silah denemesini yaptı.
* 1968- ABD, Britanya, SSCB ve nükleer güç olmayan 59 ülke Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nı (NPT) imzaladı. Bugünkü sayı: 187 ülke.
* 1972- ABD, SSCB ve 100'ü aşkın ülke Biyolojik Silahlar Konvansiyonu'nu imzaladı. ABD savunma araştırmalarını sürdürdü; SSCB antlaşmayı ihlal etti. ABD ve SSCB Anti Balistik Füze (ABM) Antlaşması'nı imzaladı. Sökülen savaş başlığı kapağı, Rusya, 2002.
* 1974- NPT'yi imzalamayan Hindistan ilk nükleer silah denemesini yaptı.
* 1979- SSCB'de kazayla salınan şarbon sporları, en az 68 kişiyi öldürdü.
* 1980- Çiçek hastalığının kökü 'resmen' kurutuldu.* 1983-1988- İran-Irak savaşında yaygın kullanılan kimyasal silahlardan binlerce kişi öldü.
* 1988- Irak Halepçe kasabasına attığı hardal gazı ve diğer kimyasal maddelerle 5000 Kürdü öldürdü.
* 1991- Birleşmiş Milletler Irak'ın kimyasal ve biyolojik silahlarını ve bu konuyla ilgili teknolojilerini yok etmesi talebiyle denetime başladı. Sovyetler Birliği dağıldı; ABD eski SSCB'ye yönelik bir silahsızlanma yardımı programını başlattı.
* 1992- ABD nükleer denemelerle ilgili moratoryum ilan etti.
* 1993- Kimyasal Silahlar Konvansiyonu imzaya açıldı.
* 1995- Bir tarikat Tokyo metrosuna sarin sinir gazı verdi: 12 ölü, binlerce yaralı.
* 1996- Belarus, Kazakistan ve Ukrayna'daki bütün Sovyet nükleer silahları Rusya'ya taşındı.
* 1998- Pakistan ilk nükleer silah denemesini yaptı. Birleşmiş Milletler, yetersiz işbirliği gerekçesiyle silah denetçilerini Irak'tan geri çekti.
* 2001- El Kaide DTM ve Pentagon'a saldırdı. ABD'de mektupla gönderilen şarbon sporlarıyla 23 kişi hastalandı, 5 kişi öldü
* 2002- ABD füze savunması çalışmalarının önünü açmak için ABM'den çekildi.

KİTLE İMHA SİLAHLARI (KİS) VE BUNLARIN FIRLATMA VASITALARININ YAYILMASININ ÖNLENMESİNE İLİŞKİN GENEL POLİTİKA

Modern toplumlar halen, KİS içeren bir taarruz sonucu meydana gelebilecek kitlesel ölümlerden etkilenebilecek durumdadırlar. Soğuk Savaşın sona ermesini müteakip, KİS’in yayılması, yeni veya potansiyel bölgesel çatışmaların çokluğuna bağlı olarak, taze bir ivme kazanmıştır.

Silah ihraç eden bazı ülkelerde devam eden ekonomik problemler ve ihracat kontrollerindeki gevşeklikler, KİS ve/veya çift maksatlı malzeme ve teknolojilerin yasa dışı yollardan yayılmasına neden olmaktadır.

Bilindiği üzere, Türkiye, özellikle KİS ve bunların fırlatma vasıtalarının kontrolsüzce yayılma eğiliminin olduğu bir bölgede bulunmaktadır. Yayılmayı önlemeyi amaçlayan rejim veya organizasyonlara dahil olmayan bazı komşularımız, bu silahları geliştirmeye teşebbüs etmektedirler. Söz konusu devletlerin tehlikeli girişimleri, yakından fakat kaygıyla gözlemlenmektedir.

Bu kapsamda, Türkiye, normal savunma ihtiyaçlarının çok ötesinde olarak, KİS ve bunların atma vasıtaları ile çift maksatlı malzeme ve teknolojiyi ülkelerine transfer eden bölge devletlerini derin endişe içinde izlemektedir.
Bölge devletlerinin, bu tür silahları ve ilgili fırlatma vasıtalarını geliştirme gayretlerini bırakmaları ve mümkün olan en kısa zamanda yayılmayı önlemek için kurulmuş teşkilatlara üye olmaları gerektiği düşünülmektedir. Söz konusu yayılma tehdidini bertaraf etmek maksadıyla, dünyada KİS’in en yüksek yoğunlukta bulunduğu bölge olan Orta Doğu’da, KİS’den arındırılmış bölge tesisine de ciddi ihtiyaç duyulmaktadır.

Türkiye, halen KİS’e sahip değildir ve gelecekte de sahip olmayı düşünmemektedir. KİS ve bunların atma vasıtalarının yayılmasını önlemeye yönelik tüm uluslararası andlaşma, sözleşme ve rejimlere bağlılığını sürdürmekte, NATO’daki bu maksada matuf çalışmalara aktif olarak katılmakta ve desteklemektedir.

Türkiye’de yayılmayı önleme politikaları paralelinde, sıkı ve etkin uluslararası kontrol altında KİS’e yönelik genel ve tam bir silahsızlanma amaçlanmıştır. Görüşümüze göre, silahsızlanma ve silahların kontrolü girişimleri, en başta güven sağlayan bir politik atmosferin yaratılmasına bağlıdır.

KİTLE İMHA SİLAHLARI (KİS)’NIN YAYILMASININ ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU ULUSLARARASI ANDLAŞMA, SÖZLEŞME VE REJİMLER

Türkiye, NATO, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi uluslararası ve bölgesel örgütler çerçevesinde, gerek konvansiyonel ve gerekse KİS konusundaki girişimlere aktif olarak katılmak suretiyle, global ve bölgesel barış ve istikrarın geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır.
1. KİS’in Yayılmasının Önlenmesine Yönelik Uluslararası Andlaşmalar: Türkiye, halihazırda KİS yayılmasının önlenmesine ilişkin uluslararası andlaşma ve rejimlerin üyesi ve bu yöndeki uygulamaların takipçisidir. Türkiye'nin taraf olduğu KİS yayılmasını önlemeye ve bu silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının üretiminde kullanılabilecek çift-kullanımlı malzeme ve teknolojilerin transferlerini denetlemeye yönelik belli başlı andlaşma ve rejimlere ilişkin son durum aşağıda özetlenmiştir :
a. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (KSS) : Türkiye, 1993 yılında imzaya açılan sözleşmeye, 12 Mayıs 1997 tarihinde taraf olmuştur. Sözleşme uyarınca, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü tarafından gerçekleştirilen ilk normal denetim, Ağustos 1998 ayı başında Petkim Aliağa tesislerinde yapılmış ve olumlu sonuç alınmıştır.
b. Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BSS) : Türkiye, BM çerçevesinde hazırlanan BSS’ye, 25 Ekim 1974 tarihinde taraf olmuştur. Silahsızlanma Konferansı çerçevesinde, 1994 yılında Cenevre’de oluşturulan bir Ad Hoc Grup bünyesinde, KSS’de olduğu gibi, denetim ve doğrulama mekanizması getirilerek etkinliğinin artırılması için çalışmalar devam etmektedir.
c. Nükleer Silahların Yayılmasının ÖnlenmesiAndlaşması (NSYÖA) : Türkiye, BM çerçevesinde yapılan NSYÖA'yı 1980 yılında onaylamıştır. NSYÖA, nükleer silahların yayılmasını engellemeyi hedefleyen ve bu alandaki en kapsamlı andlaşma olup; bu andlaşmanın son gözden geçirme konferansı 2000 yılında yapılmıştır.
ç. Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Andlaşması (NDYA) : 24 Eylül 1996 tarihinde imzaya açılan NDYA, her türlü nükleer denemenin yapılmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Şu anda yürürlükte olmayan NDYA’yı Türkiye 1999 yılında onaylamıştır.
2. KİS ve İlgili Malzeme ve Teknolojiler ile Bunların Fırlatma Vasıtalarının Yayılmasının Önlenmesine Yönelik İhracat Kontrol Rejimleri :
a. Wassenaar Düzenlemesi (WD) : WD, 1996 yılında kurulan, konvansiyonel silahlar ile çift kullanımlı malzeme ve teknolojilerin ihracatını kontrol altında bulundurmayı amaçlayan 33 üyeli bir rejimdir. Türkiye, WD’nin kurucu üyelerindendir.
b. Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi (FTKR) : KİS’e ilişkin insansız taşıma sistemlerinin (balistik füzeler, Cruise füzeleri ve insansız hava araçları) ve bunlarla ilgili teknoloji ve malzemenin yayılmasının önlenmesi maksadıyla 1987 yılında kurulan ve “gönüllülük” esasına dayalı rejime, Türkiye 25 Nisan 1997 tarihinde taraf olmuştur. FTKR’nin Haziran 2001 itibarıyla 33 üyesi mevcuttur.
c. Avustralya Grubu (AG) : KİS yayılmasını önlenmeyi amaçlayan çabalar kapsamında, KSS ve BSS’den daha sıkı bir ihracat kontrol rejimidir. AG’nin Haziran 2001 itibarıyla 32 üyesi bulunmaktadır. Biyolojik ve kimyasal silahlar ile anılan silahların üretiminde de istifade edilebilecek çift kullanımlı malzeme ve teknolojilerin ihracatını denetleyen gönüllü bir örgüttür. Türkiye 2000 yılında AG üyeliğine kabul edilmiştir. AG’nin Haziran 2001 itibarıyla 32 üyesi bulunmaktadır.
ç. Nükleer Tedarikçiler Grubu (NTG) : NTG, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bünyesinde, nükleer teknolojide kullanılan maddelerin ve çift kullanımlı malzemelerin ihracatını belirli denetim ilkelerine bağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. Gönüllülük esasına dayalı ve Türkiye dahil Haziran 2001 ayı itibarıyla 38 üyeye sahip NTG’ye üyeliğimiz, devletimizin KİS ve bunların fırlatma vasıtalarının önlenmesi konusuna atfettiği önemin ve izlediği duyarlı politikanın, uluslararası platformda teyidi niteliğindedir ve ülkemize yapılacak barışçı nükleer teknoloji transferlerinde de kolaylık sağlayacaktır.
d. Zangger Komitesi : Nükleer madde, malzeme ve teknolojileri konu alan ihracatın kontrol altına alınması maksadıyla, nükleer silaha sahip olan ve olmayan 15 devlet tarafından 1971 yılında kurulan komite; NTG’nin çift kullanımlı ürünler listesinin ikinci bölümü dışında kalan radyoaktif ve nükleer maddelerin ithal/ihraç listelerini hazırlamaktadır. Brezilya hariç, aralarında Ekim 1999 itibarı ile Türkiye’nin de bulunduğu NTG üyesi devletlerin tümü, aynı zamanda Zangger Komitesi’ne de üyedir. Zangger Komitesi’nin Haziran 2001 itibarıyla 34 üyesi bulunmaktadır.

Pentagon Çöktü!



Dünya; ABD'deki saldırıyı tartışıyor. Bilinen ve tahmin edilen, savaş taktiklerine benzemeyen, savaşın daha da geliştirilmiş saldırı taktiğinin şoku tartışılıyor.
İnsanın yaratıcılığı karşısında, bilim-kurgu senaryolarının yetersizliği, geliştirilen tekniğin çaresizliği, acizliği de bu tartışmanın içinde. Bu saldırının ortaya çıkardığı gerçek şudur: Teknoloji ne kadar geliştirilirse geliştirilsin insanın bilinçli ve aktif rolünün üstüne asla çıkamaz. İnsanın bilinçli ve aktif rolü, koşullar ne olursa olsun belirleyicidir. Teknoloji ancak yardımcı bir güç, bir dayanak olarak yer alır.

Kimyasal, biyolojik ve en üstün teknolojiyle donatılmış en modern silahlı araçlara sahip ve bu üstünlüğüyle de, dünyayı egemenliği altına alan ve dünyanın tek hakimi, "efendisi" rolündeki bütün emperyalist devletler, her zaman insanın yaratıcı dehasının şokunu ve yenilgisini yaşamıştır.

Bu saldırı, "Amerikan rüyasına" son vermiş. "yenilmezliğini" ortadan kaldırmıştır. Güçlülüğü, zayıflığa, yenilmezliği yenilgiye uğratmıştır. Aşırı hızla silahlanmayı, kimyasal ve biyolojik silahların geliştirilmesi üretilen füzelerin en üstün teknoloji ile donatılmasını veya konuşlandırılması savaşın sebebini görmeyen dünya devletleri, ABD'deki uçaklı saldırıyı, hemencecik "3. Dünya Savaşı olacak" kehanetinde bulundular. "Dünya eskisi gibi olmayacak" tamtamları yükselmeye başladı.

Pentagon şokta!..
Dünyanın jandarması, ezilen halkların baş düşmanı, güvenlik, savunma, saldırı, istihbarat ağıyla dünyanın süper gücü olarak bilinen ABD; toprakları üzerinde gerçekleştirilen saldırıda adeta şok oldu. Yalnız ABD değil, dünyanın emperyalist güçleri, gerici devletler şoka girdiler. ZAVALLILAR(!!!) Havada uçan sineğin "istihbaratını" alan, füze kalkan projesiyle her hangi bir devlette saldırı amaçlı kalkacak savaş uçaklarını, ya da fırlatılacak nükleer başlıklı füzelerin fırlatılması gerçekleşmeden yerinde "infilak" ettiren, CIA istihbarat ağıyla ülke ülke, adeta dağ dağ sözüm ona "terörist" avlamaya çalışan FBI iç güvenlik sistemiyle "kuş uçurtmayan" güvenlik birimleri, ABD'ye yönelik bütün saldırıları, Amerikan sınırlarına girmeden vuran askeri savunma mekanizmaları 11 Eylül 2001 tarihinde çöktü.

ABD dünyanın bir çok yerini kan ve gözyaşına çevirirken, "emperyalist kabadayılığıyla övünüyordu. Vietnam'ı kan gölüne, Hiroşima ve Nagazaki'nin yerle bir edilmesini ölü severlik kahkahalarıyla seyrediyordu. Onu insanlık ilgilendirmiyordu. ABD'nin emperyalist çıkarları, dünyaya egemen olma tutkuları ilgilendiriyordu. O insanlığın daha fazla nasıl mahvedileceğinin senaryolarını geliştiriyor, dünyanın efendisi olmak için çılgınca silahlanıyordu. Ezilen halkların döktüğü gözyaşı, acıları, yoksulluğu, onun emperyalist sofrasının iştah kabartıcı, zevk alıcı duygularnının doymaz ihtirasıydı. Panama'da özel kontr-gerilla örgütleyerek, çelişkide olduğunu yada anlaşmazlığa düştüğü devletlerde, iç darbeler örgütlüyordu. ABD kendi topraklarında iç savaş tarihinden sonra, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda kendi sınırlarına yakın savaşı, Japonya'nın Amerikan deniz üssünü uçaklarla bombalanmasıyla tanık oldu. "Pearl Harbour baskını " olarak bilinen saldırısı, Japonya'nın ani bir saldırısıydı. Düzenlenen bu saldırı Amerikan topraklarında değil, ABD sınırlarına yakın deniz üssüne karşı düzenlenmişti.

Topraklarında savaş yaşamayan ABD, 11 Eylül 2001 tarihinde Newyork Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Pentagon'a yapılan ağırlıklı saldırılar, ABD'yi topraklarında savaş durumuna getirdi. Sözüm ona her türlü savaş uçağı ve füze saldırısına hazır olan ABD emperyalizmi "kamikaze" yolcu uçaklarına karşı, ne kadar çaresiz ve aciz olduğunu açığa çıkardı. Bu saldırılarla tam bir şok yaşayan ABD adeta dünyaya kapısını kapattı.

ABD başkanı Bush'un kısaca "cevabını vereceğiz!" biçimindeki açıklamasının ne anlama geldiği sır değildir. Bu açıklamanın akabinde Amerika ordusu en üst düzeyde teyyakuza geçti. Dünyadaki bütün üslerini alarma geçirdi. Hava üslerinde yoğun hareketlilik başladı. Dünyanın çeşitli limanlarına demirli olan ABD'nin savaş ve uçak gemileri denize açıldı. Bu sıkı olağanüstü önlem ve ordusunu savaşa hazır, saldırı durumuna getirilmesi nedir? Ne amaçlanmak isteniliyor? Cevaplanması gereken sorunun özü budur.

Dünya savaşa göre mi şekilleniyor?

ABD'deki saldırıların özü, hedefi ve amacı, hangi sınıf ve örgüt tarafından yapıldığı anlaşılmadan, iç savaş olarak telaki edilebilecek çok yönlü buluntular ortaya çıkmadan, hemen sonuca gitmek pek bilimsel bakış açısı değildir. Saldırının oynadığı rol tartışıla bilinir. ABD'nin dünyayı olası haksız savaşın çılgınlığına ve hedef gözetmeksizin herhangi bir ülkenin üzerine yağacak bomba veya canlıları yok edecek biyolojik silahların kullanılması açıktır ki, ABD emperyalizminin aleyhine olacaktır.


Dünya demokratik kamuoyu, dünyanın ezilen halklarının haksız savaşa karşı sadece nefreti gelişmeyecek, iç savaşa, emperyalizme karşı savaşa dönüşerek daha etkili tepkiler gelişecek, uluslararası devrimci dayanışmaya yol açacaktır. Görev, gelişebilecek bir haksız savaşa karşı Halk Savaşı'yla cevap olmaktır.
Bilindiği gibi uluslar arası terörizmin önderliğini ABD yapmaktadır. BM'ler kararları, uluslararası hukuk bir hiçtir. Bunu körfez savaşı ve akabinde Irak devleti üzerinde yaptığı sortilerle ve PKK'nin önderi Abdullah Öcalan'ın kaçırılmasıyla, altına imzasını attığı antlaşmaları hiçe sayarak gösterdi.
Keza, USAme Bin Ladin'i CIA önderliğinde, Rusya'ya karşı örgütleyen, her türlü lojistik destekten tutalım, eğitimine kadar finanse eden ABD'nin kendisidir. Afganistan'ın Host kentinde 1980'li yıllarda CIA önderliğinde 3 milyar dolar harcanarak, rakibi Varşova bloğuna Rusya'ya karşı kullanmıştı. Bilinir ki, Usame Bin Ladin, anti-emperyalist olmadığı gibi, ABD emperyalizmine karşıda değildir. ABD'yi hiddetlendiren şey, Usame Bin Ladin'in kontrolleri dışına çıkmasıdır.
ABD'nin terörizmi bir devlet siyaseti haline getirip, terörizmi örgütleyip finanse etmesinin mahiyeti de, emperyalist çıkarlarını korumaktır. Yürütülen ve yürütülecek olan devrimi ve demokratik mücadeleleri boğmaktır.
Dolayısıyla, terörizmi devlet siyaseti haline getiren, korsanca herhangi bir ülkenin topraklarını tahrip gücü silahlarla bombalayan ABD terörizminin örnekleri de çoktur. Ancak ABD kendisine yönelen saldırıları veya çıkarlarına zarar veren her girişimi, dahası eylemi devrim mücadelesini "terörizm" adı altında karşı-saldırı savaş bahanesi göstererek bunu vahşi emperyalist çıkarlarına vesile edecektir. Çelişkide olduğu gerici devletlere de gözdağı vermeye çalışmaktadır.
Açıktır ki, konjöktürel özgünlükte hedefte "terörist devletler" belirlediği devletlerde vardır. Bu saldırıyı söz konusu devletlere ki (gerici devletlerdir) baskı aracı olmaktan öteye, savaş hali ilan etmeye çalışacaktır. Afganistan'ın başkenti Kabil'de aynı günün gecesi patlayan Cruise füzeleri buna işarettir. ABD'nin "terör devletler" listesine aldığı, Irak, Suriye, İran, Sudan, Libya, Yemen, Kuzey Kore, Afganistan gibi devletleri tehdit altına bugünden almıştır. Elbette ki ABD stratejik çıkarları temelinde YDD'nin reorganizasyonuna bu saldırıyı vesile edecektir. Burada, Ortadoğu'nun, Kafkasya'nın, Balkanlar'ın, Arap yarım adasının yeniden düzenlemesinin planları yatmakta ve Türkiye'nin bölge taşeronluğu rolünü de oynatarak yapacaktır.
şimdi yeni "Hiroşima" ve "Nagazaki" adresleri aranıyor. Başka bir ifade ile bombalar söz konusu edilen ülkelerin üzerine her an düşebilir! Patlayan bombalar yeni dengelere sürükleyebilir. ABD'nin bütün dünyaya adeta kapısını kapatarak "vurdu, vuracak" beklentisine girmeleri, görüşümüzü daha da güçlü kılmaktadır. Dünya ile diplomatik ilişkilerini kesmesi, ordusunu en üst düzeyde teyyakuza geçirmesi buna işarettir.
Yaşanılmış öncelliğin saldırı düzeneğine benzemeyen, o bilinen savaş taktik ve savunmasını aşan, ABD'nin savaşı savunma ve bütün güvenlik mekanizmasını boşa çıkaran 11 Eylül'deki saldırı, dünyayı savaşa göre yeniden düzenlenmesini getirecektir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ABD ittifaklarını da kullanarak dünyayı savaşa göre şekillendirmeye çalışacaktır. Dünya devletleri merkezlerinde "kriz" masaları oluşturulması ve ordularını en üst düzeyde alarma geçirilerek savaş "çıkacak" beklentisine sokulması durumu daha açıklayıcı kılmaktadır.
ABD emperyalizmi, kendisine karşı geliştirilen bu saldırıları, yine kendi çıkarları doğrultusunda "haksızlığa" uğramış "masum" devlet rolüne girerek, askeri saldırılarına "meşru" cevap verme veya gerekli "tepkiyi" gösterdik biçiminde meşrulaştırmaya çalışacak. "Uluslararası terörizme karşı mücadele" adı altında müttefik devletlerini de bu yönlü şekillendirmeye çalışacaktır. Faşist Devlet Bahçeli'nin "11 Eylül terörizme karşı mücadele günü ilan edilsin" biçimindeki açıklaması hem, ülkemizdeki devlet terörünü gizleme, hem de ABD'ye uşaklıkta sadakat beyanıdır.
Bütün bu hazırlıklar, uluslararası alanda ezilen halklara karşı yoğun baskı, sindirme ve imha etme hazırlıklarıdır. "Terörizme" karşı işbirliği adı altında onulmaz kıyımlar devreye girecek, vahşet ve zulüm kol gezecektir. Kitleler boğazlanacak, bütün yıkım-ezilen kitlelere fatura edilecektir. Haksız ve gerici olan bu saldırılar özünde, uluslar arası ölçekte Maoist partilerin önderliğinde geliştirilen Halk Savaşlarının imhasına, devrimci mücadelelerin bastırılmasına ve etkisizleştirilmesine yöneliktir.
Tavrımız ne olmalıdır?
Elbette ki gelişmelere seyirci kalamayız. Siyasal, ideolojik, pratiksel tutumumuz açık ve nettir. Dünyadaki mevcut gelişmelerin ve ortaya çıkabilecek olası gelişmeler emperyalizme stratejik bakış açımızda bir değişiklik yaratmasa da taktiğimizi etkileyeceği ve taktiksel değişikliklere yol açacağı muhakkaktır. Taktiksel değişiklik, uluslararası gelişme ve değişmeler, ülkedeki gelişmeler, güçler dengesindeki değişiklikler, dahası bölgesel değişiklikler üzerine şekillenir.
Dolayısıyla, emperyalizm önderliğinde geliştirilecek veya emperyalist gerici devletler arasında çıkabilecek bir savaşın hiçbir haklı ve meşru yönü yoktur. Hangi sebeple ve gerekçeyle olursa olsun, komünistlerin, devrimcilerin, yurtsever ve demokratların tavrı, doğrudan önderlik edecekleri veya destekleyecekleri savaş, emperyalist dünya gerici sistemine yönelmiş Halk Savaşları ve haklı savaşlardır. İrade dışı gelişebilecek her türlü haksız savaşa ve gerici saldırılara verilecek cevabımız açık ve nettir. Maoist partinin önderliğinde Halk Savaşı'nı geliştirmek ve yoğunlaştırmaktır. Emperyalizm ve haksız savaşa karşı çıkan kesimlerle birleşmektir. "Dünyanın proletaryası ve ezilen halkları birleşin!" şiarını yaşama dönüştürmektir!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-02-09, 22:00   #2
PowerMania

Varsayılan C: NÜkleer Sİlahlar


saolasın kardes
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-02-09, 00:19   #3
Wii

Varsayılan C: NÜkleer Sİlahlar



Bilgiler İçin Sağol Dostm.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-03-09, 23:04   #4
KoCaSeYiT

Varsayılan C: NÜkleer Sİlahlar



Bilgiler için teşekkürler
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat