|
|||||||
Spor Kategorisinde ve Fenerbahçe Forumunda Bulunan HAFTANIN KONUSU: Avrupa’da Başarı Garanti Olabilir Mi? FB’den Avrupa’da Beklenen Ne? Konusunu Görüntülemektesiniz => Türkiye’de futbolun en sevilen spor olmasına ve hem Türk Milli Futbol Takımı’nın hem de Türk futbol kulüplerinin 1950’lerden itibaren neredeyse ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Geçerken Uğradım
![]() Giriş Tarihi: 22-08-2005
Yaş: 31
Mesajlar: 81
Rep Puanı: 6199
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Türkiye’de futbolun en sevilen spor olmasına ve hem Türk Milli Futbol Takımı’nın hem de Türk futbol kulüplerinin 1950’lerden itibaren neredeyse bütün uluslararası müsabakalara katılmalarına rağmen, Türk futbolu yıllar boyunca Avrupa futbolunun en zayıf temsilcilerinden biri olmaktan öteye gidemedi.
1954’teki kısa dünya kupası macerası, milli takımın kırk yıldan daha fazla bir süre boyunca göreceği tek turnuva olacaktı. 1955-56 sezonunda başlayan kulüpler düzeyindeki Avrupa kupalarında da durum uzun süre pek iç açıcı değildi. Bir Türk takımının, Avrupa kupalarında ilk tur geçişi, 1959-60 sezonunda, Fenerbahçe’nin Macar Csepel takımını Şampiyon Kulüpler Kupası ön eleme turunda 1-1 ve 3-2’lik skorlarla saf dışı bırakmasıyla yaşanıyordu. Aynı kupadaki ilk çeyrek final başarısı 1962-63 sezonunda Galatasaray tarafından elde edildi. Ön elemede Dinamo Bükreş’i, birinci turda da Polonia Bytom’u eleyen sarı-kırmızılılar, çeyrek finalde Milan’a 3-0 ve 5-1’lik skorlarla elenmekten kurtulamadı. Galatasaray bu başarısını 1969-70 sezonunda tekrarlarken, daha sonraki çeyrek final başarısı 1986-87 sezonunda Beşiktaş tarafından yakalanacaktı. 1990’lar öncesindeki en önemli başarı ise bu dönemin arefesinde, 1988-89 sezonunda Galatasaray’ın sırasıyla Rapid Wien, Neuchatel Xamax ve Monaco takımlarını eleyerek yarı finale kalmasıyla elde edildi. Burda bir noktalı virgül koyup Kupa Galipleri Kupası’na geçelim. İlk kez 1960-61 sezonunda düzenlenmeye başlayan kupada Türk takımları siftahı 1963-64 sezonunda yapabildi. O sezon Türkiye’yi temsil eden Fenerbahçe, ilk turda Romanya’nın Petrolul, ikinci turda da Kuzey İrlanda’nın Linfield takımlarını eleyerek çeyrek finale kadar ilerledi. Çeyrek finaldeyse Macaristan’ın MTK takımına 0-2 ve 3-1 biten iki maçın ardından oynanan play-off maçında 1-0 yenilerek elendi. 1969-70 sezonunda bu kez Göztepe son sekize kaldı. 1990’ların öncesindeki son çeyrek finale, 1974-75 sezonunda Bursaspor ulaştı. Fuar Şehirleri Kupası’na Türk takımları 1962-63 sezonunda katılmaya başladı. Adından da anlaşılacağı üzere bu kupaya uluslararası fuarlara ev sahipliği yapan şehirlerin takımları katılıyordu. Türkiye’nin katılımcıları da haliyle İzmir takımları oluyordu. Bu dönemdeki en büyük başarıyı, 1968-69 sezonunda, sırasıyla Marsilya, Arges Pitesti, OFK Belgrad ve Hamburg’u (Almanlar çekildi) eleyip yarı finale kalarak Göztepe yakaladı. 1970’lerde UEFA Kupası uygulamasına geçilmesiyle birlikte, Türkiye kupaya İzmir dışından da temsilciyle katılma hakkı kazandı. Ancak 1990’lara kadar bu kupada üst üste tur geçme başarısını gösteren bir Türk takımı çıkmadı. Türk futbolunun Avrupa arenasında 1990’lara dek çizdiği grafiğe bakacak olursak iki yarı final ve altı tane de çeyrek final derecesi görüyoruz. Yalnız işin ilginci, ulaşılan bu derecelerin daha çok kura şansıyla oluşması. Antr-parantez, Avrupa Kupaları’nda seribaşı uygulamasının 1990-91 sezonuyla yürürlüğe girdiğini de belirtelim. Türk takımları saydığımız derecelere ulaşırlarken İtalyan, İspanyol, İngiliz, Batı Alman, Hollanda, Fransız ve Sovyet takımlarını neredeyse hiç eleyememişler. İstisnalar Göztepe ve Galatasaray’ın yarı finale giderlerken Marsilya ve Monaco gibi Fransız takımlarını elemeleri. Tabii bir de Göztepe karşısında maçlardan çekilen ve hükmen mağlup olan Hamburg var. Büyük futbol ülkelerinin takımlarını elemek ise, Türk takımları için son sekize kalmaktan daha zor bir iş olmuş adeta. Fenerbahçe’nin Manchester City ve Bordeaux, Göztepe’nin Atletico Madrid, Eskişehirspor’un da Sevilla önünde tur geçmeleri, çok uzun bir dönem içinde, bu kategoriye sokulabilecek nadir örnekler olmuşlar. Galatasaray’ın 1988-89 sezonunda elde ettiği başarıysa, o güne kadar Avrupa kupalarında Türk takımları tarafından ulaşılan en yüksek nokta olduğundan dikkat çekmekle kalmadı, o güne kadar ezeli rakipleri Fenerbahçe karşısında gerek sportif başarı, gerekse popülarite açısından geride olan Galatasraylılar’a müthiş bir atak yapma fırsatı sundu. Galatasaray camiasının medya içinde sahip olduğu gücün de etkisiyle, bu bir sezonluk başarının ardından artık Galatasaray’dan “Avrupa Fatihi” olarak bahsediliyor, Türk takımları için de lig ve kupadan sonra, yeni bir rekabet sahası daha böylece açılmış oluyordu. 1990’larda bu sahada kendini en çok gösteren takım yine Galatasaray’dı. 1991-92 sezonunda Kupa Galipleri, 1993-94 sezonundaysa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda son sekize kaldılar. (o yıllarda Şampiyonlar Ligi son sekizden itibaren başlıyordu) Aynı dönemde Trabzonspor iki, Beşiktaş da bir kere UEFA Kupası’nda üst üste iki tur geçerek son onaltıya kaldı. Fenerbahçe cephesindeyse işler yurtiçinde olduğu gibi yurtdışında da iyi gitmiyordu. Üst üste iki tur geçildiği vaki değildi, Cannes ile Sigma Olomouc gibi vasat ve vasatın altındaki takımlar karşısında yaşanılan hezimetler de cabasıydı. 1996/97 sezonundaki Şampiyonlar Ligi macerasında altı maçta yedi puan toplanması ve Manchester United’a Avrupa kupaları tarihindeki ilk iç saha mağlubiyetinin tattırılması, gelecek için umutları yeşerttiyse de, neredeyse her sene teknik heyetin değiştirilmesi, futbol takımının yarısının gönderilip yerine gönderilenlerden fazla oyuncu alınması gibi sağlam bir yapılanmayı mümkün kılmayan stratejik hatalar, futbol takımının Avrupa’ya hep emeklerken çıkmasına ve azcık dişli bir rakiple karşılaşsa bile havlu atmasına neden oldu. Aynı dönemde milli takımın da Euro 96’ya katılma hakkını elde etmesi ve kırk yıllık bir aradan sonra kabuğunu kırması da beklentileri yükselten bir başka faktördü. İplerin koptuğu sezonsa 1999/2000 sezonu oldu. O yıl başlatılan uygulama sonucunda Şampiyonlar Ligi’nde ilk tur gruplarını üçüncü sırada bitiren Galatasaray UEFA Kupası’na yatay geçiş yaptı ve sırasıyla Bologna, Dortmund, Mallorca, Leeds United ve Arsenal’ı geçerek, hiç beklenmedik bir şekilde kupaya uzandı. Çoğunluğunu Galatasaraylı oyuncuların oluşturduğu milli takım da Euro 2000’de çeyrek final oynadı. Müteakip sezonun başında Galatasaray bu sefer de Real Madrid’i mağlup ederek Süper Kupa’yı müzesine götürdü. Galatasaray’ın geldiği bu nokta, ezeli rakipleri Fenerbahçe’de çok büyük bir gerilim döneminin de başlangıcı oldu. Galatasaray Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final oynadığı sezon bile ligde 103 golle şampiyon olup kendilerine 24 puan fark atan Fenerbahçe’nin gerisinde kalmışken bu kez dört senelik ulusal lig şampiyonluğu serisini Avrupa’da kupa kazanarak taçlandırıyordu ve belki de tarihinde ilk kez sportif başarı sözkonusu olunca ezeli rakibine karşı ilk bakışta göze çarpan bir avantaja sahip oluyordu. Bu duruma hiç alışık olmayan Fenerbahçe camiasıysa bu başarının en azından muadilini yakalama ihtiyacı hissediyor ve kendini müthiş bir sabırsızlığın içinde buluyordu. Sözkonusu sabırsızlık aslında sarı-lacivertli camianın doğasında vardı. Ligde şampiyonluk haricindeki her sonucun başarısızlık kabul edilmesi Fenerbahçe’nin bir numaralı kuralıydı, her başarısızlıkta radikal değişikliklere gitmek de… Haliyle Fenerbahçe şampiyon olamadığı zaman futbolcu ve teknik yönetim kadrosu büyük değişikliklere uğrar, açılan boşluklar da bir önceki sezon ligde en çok göze batan isimlerle doldurulurdu. Bu bir Fenerbahçe geleneğiydi. Bu gelenek, uzun yıllar boyunca Türkiye’de zaten doğru dürüst bir futbol altyapısı olmaması nedeniyle fazla sorun yaşatmadı ve Fenerbahçe iki üç yılda bir hep şampiyonluk görmeyi başardı. Aslında sistemsizlik kendini rakiplerin Brian Birch ve Gordon Milne gibi vasatın altındaki İngiliz teknik direktörlerle orta vadeli çalışmalar yapıp bu süre içinde kupalara ambargo koymalarıyla bile kendini göstermişti. Ancak bunun farkına rakipler bile doğru dürüst varamadığından, çark tekrar geriye dönebilmişti. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı alması, bu geleneğin terk edilmesine vesile olacağına, sorunları daha da dramatize etti. Hemen o yaz, Türk futbol tarihinin en pahalı transfer operasyonuna girişildi ve daha sonra Aziz Yıldırım’ın da belirttiği üzere 70-80 milyon dolar arası bir para harcandı. UEFA Kupası galibiyetinin devamında bu kez de Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan Galatasaray’ın geride birakılmasıyla kazanılan lig şampiyonluğu da birçok kişide Fenerbahçe’nin Avrupa’da benzer seviyeye çıkmaya hazır olduğu düşüncesini yarattı. Herhangi bir futbol sistematiğiyle açıklanması mümkün olmayan bu düşüncenin iflası da ertesi sezon Şampiyonlar Ligi’nde altı maçta sıfır puan alınmasıyla yaşandı. Yaşandı yaşanmasına ama sorunların irdelenmesinde hala sağlıklı yöntemler kullanılmıyordu. Yine birkaç flaş transferle bu işin olacağı düşünüldü, o düşüncenin kafa üstü çakıldığı yer de Atina’daki Apostolos Nikolaidis Stadı oldu. En sonunda Fenerbahçe 2003/04 sezonuna orta vadeli hedeflerle girdi. Gelecek düşünülerek yaş ortalaması hayli düşük bir kadro oluşturuldu. O sezon Avrupa Kupaları’na katılınamıyor olması da kadronun en baştan ateşten gömleği giymemesi adına bir bakıma hayırlı oldu. Sonraki sezon Şampiyonlar Ligi’nde üç maçta dokuz puan alınıp grup üçüncüsü olunmasını da çoğu kişi kabullenmişti ancak devamında UEFA Kupası’nda Zaragoza’ya iki maçta da yenilerek elenilmesi eski gerilimi yeniden arttırıyordu. Öyle ki ertesi sezon Milan, PSV ve Schalke gibi güçlü takımların gerisinde grup sonuncusu olunmasına tahammül edilemiyor ve sezon boyunca futbol takımı üzerine yöneltilen ağır eleştirilerin önemli bir kısmı bu koldan geliyordu. Evet, Türk futbolunun uluslararası alandaki macerası ve Fenerbahçe’nin bu macera içindeki yeri özetle yukarda anlattığım gibi. Bununla ilgili tespitlere geçecek olursak… Şöyle bir baktığımızda, Avrupa’nın Fenerbahçe için bir hedef haline gelmesinin, ağırlıklı olarak Galatasaray’ın zorlamasıyla olduğunu görüyoruz. Başlarda Fenerbahçe karşısında yurtiçinde geri planda kalan Galatasaray, 1989’daki yarı final başarısıyla birlikte yarışa önde başlayacağı bir cephe açıyor. Bu cephedeki farkı da yıllar geçtikçe daha da açmaya başlıyor. 2000 yılına gelindiğindeyse fark kapanması çok zor bir noktaya geliyor. Fenerbahçe’nin bu farkı bir an önce kapamak için panik halinde icraatlara girişmesi bir başka tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Burası çok önemli! Öncelikle Türk medyasındaki Galatasaray lobisinin gücünü hatırlamakta fayda var. Bu lobi neyi ister? Galatasray’ın başarılı olmasını. Peki bu en kolay yoldan nasıl mümkün olur? Fenerbahçe’nin başarısız olmasıyla! Peki Fenerbahçe için başarısızlığa giden en kestirme yol nereden geçmektedir? Takımla ilgili beklentilerin anormal derecede yükseğe çekilmesi ve takımın büyük bir baskı altına alınmasıyla. Kısacası, Fenerbahçe camiasının Avrupa kupalarında başarı için aşırı derecede sabırsızlanması ve bunu gören basının da camiaya bu doğrultuda mümkün olduğunca gaz vermesi ve camianin daha fazla beklentiye girip daha çok sabırsızlanması gibi bir kısır döngü ortaya çıkıyor. Basının (dolaylı yoldan Galatasaray lobisinin) uyguladığı aslında biraz düşünülünce gayet basit bir plan. Öncelikle Fenerbahçe’nin henüz ulaşma ihtimalinin neredeyse hiç olmadığı hedefler uydurmak. Bu hedefleri taraftarlara makul hedeflermişçesine sunmak, haliyle hedeflere ulaşılamayınca da taraftarı başta teknik heyet olmak üzere futbolculara ve yönetime karşı doldurmak ve kulüp içinde bu kadrolarda yaşanabilecek sağlıksız değişimlere zemin hazırlamak. Sözkonusu sağlıksız değişimler de zaten Fenerbahçe’nin başarısızlığının anahtarı oluyor. Pek tabii Galatasaray’ın da önünü açıyor. Tromsö’ye elenen Galatasaray’ın hocası Gerets’in Şampiyonlar Ligi’nde Milan, PSV ve Schalke gibi takımların arasından sıyrılamayan Fenerbahçe’nin hocası Daum’a göre çok daha az eleştirilmesi de bu terorinin doğruluğu yönünde bir işarettir. Bahsettiğimiz havanın oluşturulmasında kullanılan en tehlikeli silah da istisnaların sürekli örnek olarak gösterilmesidir. Günümüzde futbol her ne kadar aşırı derecede sistematik bir oyun haline geldiyse de sahada 11 kişiyle oynanması sebebiyle teknik idaresi hala hiç de kolay olmayan bir oyun. Futbolun sürprizlere açık olmasındaki en önemli nedenlerden biri de bu. Bunun üzerine kuralarda ortaya çıkabilen ilginç rastlantılar da eklenince, çoğu zaman, turnuvalarda, özellikle de eleminasyon sistemine dayalı turnuvalarda, umulmadık takımların kendilerinden beklenmeyen noktalara geldiğini görürüz. Yakın zamana bakacak olursak, son dört Avrupa Şampiyonası’ndan ikisini, turnuvanın neredeyse en az şans tanınan takımlarının (1992’de Danimarka, 2004’te Yunanistan) kazandıklarını görmekteyiz. Bulgaristan, Türkiye ve Güney Kore gibi takımların dünya kupalarında yarı final oynamaları, CSKA Moskova ve Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanmaları da büyük sürprizlere verilebilecek diğer örneklerdendir. Bu örnekleri model olarak almak, sistemsiz hareket etmeye yol açacağı için, başarıdan çok hüsrana neden olur. Çünkü sözkonusu başarıları kazanan takımların hiçbiri yola bu başarıları hedefleyerek çıkmamışlardır. Futbolun cilvesi neticesinde oraya gelmişlerdir. En yakınımızdaki örnek olan Galatasaray’a ve milli takıma bakalım. Galatasaray 1990’lı yıllar boyunca gerçekten UEFA Kupası’nı kazanma yolunda planlamalar mı yaptı yoksa hedefleri Türkiye’de zirveye çıkmak mıydı? Peki ya milli takım? Kore’ye giderken bile uçakta o takıma bağlı isimlerden, futbolcu veya idareci, hangisinin aklından geçiyordu final yolunda mücadele edecekleri. Kaldı ki en başından beri dünya üçüncülüğüne giden yolda mağlup edilen takımların Moldova, Azerbaycan, Makedonya, Slovakya, Avusturya, Çin, Japonya, Senegal ve Güney Kore gibi dünya futbolunda pek bir ağırlığı olmayan takımlar olduklarını da unutmamak lazım. Kaldı ki ne Galatasaray ne de milli takım o başarılara bir günde ulaştılar. Sepp Piontek’in 1990 yılında milli takımlar teknik direktörlüğüne, Fatih Terim’in de onun yardımcılığına getirilmesiyle başlayan uzun bir sürecin sonunda elde etmişlerdir o başarıları. Halkımızın büyük bir kısmı okumaya ve araştırmaya üşenen kişiler olduğu için öne sürülen bu modellerdeki yanıltıcı noktaları da göremiyorlar. Dahası bu modellere inanıp onları savunmaya da başlıyorlar. Yine basının da yönlendirmesiyle Fenerbahçe’nin kadrosu ve bahsi geçen takımların kadrosu, bireyler bazında karşılaştırılıyor, karşılaştırmalarda da Fenerbahçe’nin o takımlardan herhangi bir eksiği olmadığı yönünde gayet subjektif sonuçlar çıkarılınca beklentiler tavana vuruyor. Gelinen noktada es geçilen en önemli doğrulardan biri de futbolda başarıyı garanti eden bir formül olmadığıdır. Çünkü bir maçın kazanılması, ne şekilde olursa olsun kesin değildir. Haliyle de tek bir maç sonucunda veda edilebilen turnuvalarda en iyi imkanlara sahip olan takımlar bile istedikleri sonuçlara ulaşamayabilirler. İki senedir hedeflediği Şampiyonlar Ligi kupasına ulaşamayan Chelsea, bu doğrultuda verilebilecek en çarpıcı örnektir. Yüzde yüz başarıya dair bir formül olmayınca, üzerinde çalışılan sistemler ve stratejiler de 0 ile 1 arasında değişen başarı olasılığını olabilecek en üst seviyeye çekmeye yöneliktir. Yeterince uzayan yazımda bir de bu sistemler ve stratejileri açıklayarak sözü sonu gelmeyecek bir hale getirmek istemiyorum. O zaten apayrı bir tartışma konusu. Önemli olan, model seçmede dikkat edilmesi gerekenlerdir. Bir sezon Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynayıp ertesi sezon Avrupa defterini daha Temmuz ayında İnter-Toto kupasında kapayan bir Villarreal model alınabilir mi? Ya da Avrupa şampiyonu olduktan sonra dünya kupası elemelerinde grubunu dördüncü sırada bitiren Yunanistan? Yoksa Şampiyonlar Ligi’nde üst üste üç sene çeyrek final oynayan Lyon mu model olmalıdır? Sorulacak sorular sadece bununla da kalmıyor. Son soruya verilecek cevap “evet” olacaksa, peşisıra Lyon modelinin Fenerbahçe’ye nasıl uydurulabileceği de sorgulanmalıdır. Fransa’nın futbol altyapısı ile Türkiye’ninki bir midir? Fransa Ligi’ndeki yarışmacılığın ne kadarı Türkiye Ligi’nde görülmektedir? Lyon’un camia profili (taraftarın beklentilerinden tutun, kulübün yönetilişine kadar) Fenerbahçe’ninkinin ne kadar yakınında veya uzağındadır? İşin kötüsü, yukardaki soruların cevapları da beraberlerinde onlarca yeni soru getirmektedir. Dolayısıyla, başarı olasılığını yükseltmek diye bahsettiğimiz şey, kulağa kolay gelse de aslında çok zor bir iştir. Yeni bir Avrupa macerasına doğru yelken açacağımız şu günlerde, taraftarın öncelikli olarak yapması gereken, tüm bunları göz önünde bulundurarak hayalperest beklentilere girmemektir. Fenerbahçe’nin Avrupa’da nasıl başarılı olacağı, üzerinde daha çook uzun tartışmaların, fikir alışverişlerinin yaşanacağı bir konudur. Ancak Fenerbahçe’nin Avrupa’da nasıl başarılı olamayacağı da yaşanan örneklere baktığımızda, fazla tartışılacak bir yönü kalmayan, kendisini yeterince belli etmiş olaylardır. Başarılı olmak adına, başarıya giden yolla neredeyse elle tutulur hiçbir bağlantısı olmayan yöntemlere saplanmak, Fenerbahçe’nin önündeki en büyük tehlikelerden biridir. Bu tehlikenin yaşanmaması da, öncelikle taraftarın soğukkanlı olması, aklı selim davranması ve kasıtlı olarak beklentileri yükselterek Fenerbahçe’ye vurmak için kendilerine silah yaratmaya çalışanların istedikleri ortamın oluşmasına izin vermemesiyle mümkündür. Fenerbahçe, bu art niyetli rüzgarların etkisinden kurtulduğu zaman inanıyorum ki çok daha bilimsel hareket ederek, başarıya yönelik planları en sağlıklı biçimde kurgulayacak ve sonrasında da uygulayacak potansiyale sahiptir. Bunun için taraftar olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır mıyız? konu alıntıdır:antu.com |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 07-08-2006
Yaş: 22
Mesajlar: 157
Rep Puanı: 12181
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
burasıda antu 2 oldu
Neyse bence: CL'YE gidersek:Gruptan çıkıp çeyrek veya yarı final (Tabi final isteriz ama zor Uefa'ya gidersek:Kupa |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Meraklı
![]() Giriş Tarihi: 11-11-2005
Yer: Gök Sarı Lacivert
Mesajlar: 349
Rep Puanı: 19218
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
uefa daha mantıklı uefa olursa çeyrek final oynarız...şl inde 4.oluruz...
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Üye
![]() ![]() Giriş Tarihi: 19-04-2006
Yer: Deplasman Otobüsü
Mesajlar: 167
Rep Puanı: 25205
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Bu kadro ile başarı zor görünüyor
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
ÜYE
![]() ![]() Giriş Tarihi: 03-06-2005
Yer: Kocaeli | İstanbul
Mesajlar: 4,725
Rep Puanı: 105854538
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
tranfsferler için geç kalındığı için ş.ligi zor gibi ama kalırsak ona göre transfer yapılacaı veya elenirsek uefa da ki kaliteye göre transfer yapılacaı düşüncesindeyim sonuçta ben umutluyum en kötü uefa kupasını alırız ...ne edelim el mahkum
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |